Türkiye, İsrail'i bölgesel güvenliği tehdit etmekle suçluyor... Suudi Arabistan ise yerinden edilmeyi reddettiğini vurguluyor

Antalya Diplomasi Forumu'nun gündeminde Gazze'deki durum yer alıyor

Erdoğan, Antalya Diplomasi Forumu'nun açılışında uluslararası topluma, özellikle Ortadoğu'daki sorunlara çözüm bulma çağrısında bulundu. (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Erdoğan, Antalya Diplomasi Forumu'nun açılışında uluslararası topluma, özellikle Ortadoğu'daki sorunlara çözüm bulma çağrısında bulundu. (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
TT

Türkiye, İsrail'i bölgesel güvenliği tehdit etmekle suçluyor... Suudi Arabistan ise yerinden edilmeyi reddettiğini vurguluyor

Erdoğan, Antalya Diplomasi Forumu'nun açılışında uluslararası topluma, özellikle Ortadoğu'daki sorunlara çözüm bulma çağrısında bulundu. (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Erdoğan, Antalya Diplomasi Forumu'nun açılışında uluslararası topluma, özellikle Ortadoğu'daki sorunlara çözüm bulma çağrısında bulundu. (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Türkiye, küresel sistemin özellikle Ortadoğu'daki sorunlara etkili çözümler geliştirememesini eleştirerek, İsrail'i bölgenin güvenliğini tehdit etmekle suçladı.

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, ülkesinin bölgeye barış ve istikrar getirmek için çaba sarf ettiğini belirterek, sınırları dışında herhangi bir toprakta gözü olmadığını, ancak coğrafi çevresinde bir barış kuşağı oluşturmaya çalıştığını vurguladı.

Erdoğan, mevcut uluslararası sistemin zamanın ruhuna ayak uyduramamasını ve özellikle Ortadoğu'nun karşı karşıya olduğu sorunlara etkili çözümler getirememesini eleştirdi.

Türkiye'nin güneyindeki Antalya kentinde geniş bir uluslararası katılımla dün başlayan dördüncü Antalya Diplomasi Forumu'nun açılışında yaptığı konuşmada Erdoğan, İsrail'i Filistin halkının kökünü kazımaya ve ikinci bir Nekbe gerçekleştirmeye çalışan bir “terörist devlet” olarak nitelendirdi.

Filistinlilerin işgale karşı mücadelesinin terörizm olarak çarpıtılamayacağını vurgulayan Erdoğan, “bölgede barışın sağlanmasının ancak iki devletli bir çözümle mümkün olacağını” vurguladı.

İsrail'e Uyarı

Güvenlik Konseyi ve uluslararası topluma Gazze'de akan kanı durdurma ve Filistin halkının yanında durma çağrısını yineleyen Erdoğan, “İsrail devlet terörü estirmeye, ateşkes çabalarını baltalamaya ve masum sivilleri bombalamaya devam ederken, Gazze'de kalıcı bir barışın tesis edilmesinin çok zor olduğunu” söyledi.

 Erdoğan, Antalya Diplomasi Forumu'nun açılışında konuşuyor (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)Erdoğan, Antalya Diplomasi Forumu'nun açılışında konuşuyor (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

İsrail'i de Suriye'yi yeniden istikrarsızlık sarmalına itmeye çalışmaması konusunda uyararak, “trajediyi Suriye halkına geri getirmek isteyenlerin hesaplarını yeniden yapmaları gerektiğini” söyledi.

Türkiye'nin NATO içindeki önemli rolünü sürdürdüğünü ve Avrupa Birliği'ne tam üyelik hedefinden uzaklaşmadığını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, Birliğin mevcut zorlukların üstesinden gelmek istiyorsa üzerindeki yüklerden kurtulması ve Türkiye'ye gecikmeksizin tam üyelik statüsünü vermesi gerektiğini belirtti.

Erdoğan konuşmasında “Ukrayna'daki savaşı sona erdirmek en önemli önceliğimiz olmaya devam ediyor. Ticari rekabetin ve tarifelerin etkilerinin yıkıcı bir duruma dönüşmemesi için elimizden geleni yapıyoruz ve Başkan Donald Trump ile dostluğumuz güçlüdür ve bu dostluk sayesinde ABD ile ilişkiler her alanda gelişecektir” ifadelerini kullandı.

Antalya Forumu'nun açılış oturumunda konuşan Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, ülkesinin krizlerin ve gerilimlerin merkezinde olduğu kadar çözümlerin de merkezinde yer aldığını söyledi.

Fidan, “21. yüzyılın ilk çeyreğinin sonunda, tarihin akışını şekillendirecek küresel bir dönüşüme tanık oluyoruz ve bugün bu dönüşümün etkilerini her yerde görüyoruz” dedi.

Dönüşümün sadece uluslararası sistemdeki güç merkezinin değişmesiyle sınırlı olmadığını, mevcut sistemin sorunlara çözüm üretememesi nedeniyle toplumsal hareketlerin de kendi içinde bir dönüşüm yaşadığını vurguladı.

'Bölünmüş Bir Dünyada Diplomasi' temasıyla düzenlenen üç günlük forum, 20'den fazla devlet ve hükümet başkanı, dışişleri bakanı ve uluslararası örgütlerin üst düzey temsilcilerinin de aralarında bulunduğu 4 binden fazla katılımcıya ev sahipliği yapacak ve iklim değişikliği, terörle mücadele, insani yardım, dijitalleşme, gıda güvenliği ve yapay zekâ gibi küresel gündemin öne çıkan konularını ele alacak.

Gazze Konulu Toplantı

Forum, İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) ve Arap Devletleri Ligi (LAS) tarafından oluşturulan Gazze Temas Grubu'nun Suudi Arabistan, Türkiye, Mısır, Filistin, Katar, Ürdün, Bahreyn ve Endonezya Dışişleri Bakanları ile İİT ve LAS Genel Sekreterlerinin yanı sıra BAE, Çin, Rusya, İrlanda, İspanya, Norveç, Slovenya, Nijerya ve Avrupa Birliği temsilcilerinin katılımıyla gerçekleştirilen toplantısına tanıklık etti.

 Gazze Arap İslami İrtibat Komitesi Toplantısı (Türkiye Dışişleri Bakanlığı)Gazze Arap İslami İrtibat Komitesi Toplantısı (Türkiye Dışişleri Bakanlığı)

Toplantının ardından düzenlenen ortak basın toplantısında Suudi Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan, Suudi Arabistan'ın Filistinlilerin topraklarından sürülmesi fikrini kategorik olarak reddettiğini vurguladı.

Bunun her türlü yerinden edilmeyi kapsadığını belirten Bin Ferhan, Gazze'deki Filistinliler yaşamın en temel unsurlarından mahrum bırakılırken gönüllü ayrılmadan bahsetmenin mümkün olmadığına işaret ederek, bombardıman, su, gıda ve elektrikten mahrum bırakılarak ayrılmanın gönüllü ayrılma değil, bir tür zorlama olduğunu söyledi.

Bin Ferhan, İsrail'in kuşatma altındaki Gazze Şeridi'ne insani yardım girişini engellemesinin ardından, yardımların kesintisiz olarak Gazze'ye ulaşmasını sağlamak için tüm baskıların uygulanması çağrısında bulundu.

Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, ülkesinin Filistinlileri vatanlarını terk etmeye zorlamayı amaçlayan her türlü planı reddettiğini vurguladı.

Antalya'nın “İki Devletli Çözüm ve Ortadoğu'da Kalıcı Barış” sloganıyla Temas Grubu toplantısına ev sahipliği yaptığını belirten Fidan, toplantıda Gazze'deki insani durumun, ateşkes anlaşmasının yeniden tesis edilmesi çabalarının, işgal altında bulunan Filistin topraklarındaki gelişmelerin ve İsrail'in bölgesel düzeyde artan saldırganlığının sonuçlarının ele alındığını, barış ve iki devletli çözüm için uluslararası eylem ihtiyacının vurgulandığını söyledi.

 Fidan, Gazze Temas Komitesi toplantısı sonunda basın toplantısı düzenledi.Fidan, Gazze Temas Komitesi toplantısı sonunda basın toplantısı düzenledi.

Fidan, Gazze'de bir an önce kalıcı bir ateşkes sağlanması gerektiğini vurgulayarak, ülkesinin Mısır-Katar-ABD ateşkes girişimini desteklediğini ifade etti.

Yerinden edilmeyi reddetmek

Mısır Dışişleri ve Göç Bakanı Bedir Abdulati, Mısır'ın “Filistin halkını kendi topraklarının dışına sürme ve yeniden yerleştirme önerileri yoluyla Gazze'nin demografik gerçekliğini değiştirmeye yönelik her türlü girişimi kategorik olarak reddettiğini” vurguladı.

“Bu eylemler uluslararası insancıl hukukun açık bir ihlalini teşkil etmekte, barış çabalarını baltalamakta ve bölgesel barış ve güvenliği tehdit etmektedir” dedi.

Gazze'nin yeniden inşasına yönelik Arap-İslam planının ilerletilmesi için devam eden çalışmalara da değinen Abdulati, Filistin Yönetimi'nin güçlendirilmesi gerektiğini vurgulayarak, Mısır ve Ürdün'ün Gazze Şeridi'nde görevlendirilmek üzere Filistinli polis memurlarının eğitimindeki rolüne dikkat çekti.

Filistin Başbakanı ve Dışişleri ve Gurbetçiler Bakanı Muhammed Mustafa, derhal ateşkes sağlanması ve Gazze Şeridi'ne yardım girişine izin verilmesi çağrısında bulundu.

Mısır'ın Gazze Şeridi'nin yeniden inşası için bir konferans hazırladığını belirten Mustafa, “Gazze'nin yeniden inşası planının ayrıntıları üzerinde çalışıyoruz ve bölgenin istikrara kavuşması için yeniden inşa çabalarının başarılı olması gerekiyor” ifadelerini kullandı.

Toplantıya katılanlar erken toparlanma ve yeniden inşa planına ve Mısır'da düzenlenecek yeniden inşa konferansına desteklerini vurguladılar.

Filistin Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Muhammed Mustafa, Mısır Dışişleri Bakanı Bedir Abdulati ile Antalya Diplomatik Forumu oturum aralarında bir toplantıda (Mısır Dışişleri Bakanlığı)Filistin Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Muhammed Mustafa, Mısır Dışişleri Bakanı Bedir Abdulati ile Antalya Diplomatik Forumu oturum aralarında bir toplantıda (Mısır Dışişleri Bakanlığı)

Mustafa, Mısır Dışişleri Bakanı Bedir Abdulati ile Filistin halkına yönelik saldırganlığın durdurulması, Gazze Şeridi'nde ateşkesin devam ettirilmesi ve istikrara kavuşturulması, Mısır'ın ev sahipliğinde yeniden inşa konferansı hazırlıkları, uluslararası ortaklarla yeniden inşa planının desteklenmesi ve saldırganlığın durdurulmasının hemen ardından başlatılması yönündeki son gelişmeleri ve çabaları ele aldı.

Şarku'l Avsat'ın edindiği bilgiye göre iki taraf, uluslararası hareketlerde ortak koordinasyonun sürdürülmesi, “ister Gazze Şeridi'nden ister Kudüs dahil Batı Şeria'dan olsun halkımızın yerinden edilmesinin reddedilmesi, işgalin sona erdirilmesi ve Filistin devletinin kurulmasının gerçekleştirilmesi” hususlarını vurguladı.

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, aralarında Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Kosova Cumhurbaşkanı Vjosa Osmani ve Irak Kürdistan Bölgesel Başkanı Neçirvan Barzani'nin de bulunduğu foruma katılan birçok cumhurbaşkanıyla ikili ilişkileri ve ortak ilgi alanlarına giren bölgesel konuları ele aldıkları görüşmeler gerçekleştirdi.

 Erdoğan ile Dibeybe görüşmesinden (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)Erdoğan ile Dibeybe görüşmesinden (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Erdoğan ayrıca Libya'nın geçici ulusal birlik hükümeti başkanı Abdülhamid ed-Dibeybe ile de bir araya gelerek iki ülke arasındaki ikili ilişkilerin yanı sıra, bölgesel ve küresel konuları ele aldı.

Cumhurbaşkanlığı'ndan yapılan açıklamaya göre Erdoğan, Türkiye'nin Libya'nın barış ve güvenliğine büyük önem verdiğini ve Libya ile her alanda iş birliğini geliştirmeye devam edeceğini, iki ülkenin Doğu Akdeniz'deki ortak çıkarlarını korumak için yakın teması sürdüreceğini vurguladı.



Dünya Gıda Programı: Ortadoğu’daki çatışmalar milyonlarca insanı açlığa sürüklüyor

Sudanlı bir kadın, aç olan bebeğini doyurmaya çalışıyor. (UNICEF)
Sudanlı bir kadın, aç olan bebeğini doyurmaya çalışıyor. (UNICEF)
TT

Dünya Gıda Programı: Ortadoğu’daki çatışmalar milyonlarca insanı açlığa sürüklüyor

Sudanlı bir kadın, aç olan bebeğini doyurmaya çalışıyor. (UNICEF)
Sudanlı bir kadın, aç olan bebeğini doyurmaya çalışıyor. (UNICEF)

Birleşmiş Milletler’e (BM) bağlı Dünya Gıda Programı (WFP) bugün yaptığı açıklamada, Ortadoğu’da devam eden çatışmaların milyonlarca insanı açlık tehlikesiyle karşı karşıya bıraktığını bildirdi. Kuruluş, yakıt ve taşımacılık maliyetlerindeki artışın gıda fiyatlarını yükselttiğini, finansman yetersizliğinin ise yardım kuruluşlarını insani destek faaliyetlerini azaltmaya zorladığını belirtti.

WFP’ye göre, şubat ayı sonunda İran’a yönelik ABD-İsrail saldırılarıyla başlayan ve Körfez bölgesinden Lübnan’a kadar uzanan bölgesel çatışma, başlıca deniz ticaret yollarında ciddi aksamalara yol açtı. Bu durum, gemilerin rotalarını değiştirmek zorunda kalmasına neden olurken, özellikle Hürmüz Boğazı üzerinden geçen sevkiyatların etkilenmesiyle küresel enerji akışları ve tedarik zincirlerinde ciddi bozulmalar yaşandı.

WFP, mart ayında yayımladığı değerlendirmede, petrol fiyatlarının haziran ayına kadar varil başına yaklaşık 100 dolar seviyesinde kalması halinde akut gıda güvensizliğiyle karşı karşıya kalabilecek kişi sayısının 45 milyona ulaşabileceği uyarısında bulunmuştu. Kuruluş, ham petrol fiyatlarının mart ayı başından bu yana bu seviyenin üzerinde seyretmesi nedeniyle söz konusu senaryonun fiilen gerçekleşmeye başladığını belirtti.

WFP, özellikle Afganistan, Somali ve Sri Lanka’daki hanelerin krizden en fazla etkilenenler arasında yer aldığını kaydetti. Bu ülkelerde yakıt ve gıda fiyatlarındaki artış, gelir kayıpları ve ticaretteki aksaklıklar nedeniyle geçim koşullarının daha da ağırlaştığı ifade edildi.

WFP’nin tahminlerine göre, Somali’de 2026 yılında yaklaşık 6,5 milyon kişi, yani ülke nüfusunun üçte birine yakını, ciddi açlık riskiyle karşı karşıya kalacak. Afganistan’da ise 17,4 milyon kişinin gıda krizinden etkilenmesi bekleniyor. Kuruluş, mevcut aksaklıkların sürmesi halinde 2,5 milyon Somalili ile 2,3 milyon Afgan’ın daha gıda güvensizliği tehdidiyle karşılaşabileceği uyarısında bulundu. Her iki ülke de enerji ve gıda ithalatına büyük ölçüde bağımlı durumda.

dvrbth
Somali’de yerinden edilme ve açlık (AFP)

Ortadoğu’daki kriz, yardım kuruluşlarının karşı karşıya olduğu ciddi finansman sıkıntılarının yaşandığı bir döneme denk geliyor. WFP, mevcut koşullar altında 2026 yılında dünya genelinde yardım hizmetlerinden yararlanan kişi sayısının yaklaşık 1,5 milyon azalacağını, mevcut durumun altı ay daha sürmesi halinde ise buna ilave olarak 9 milyon kişinin daha destek kapsamı dışında kalabileceğini öngörüyor.

Afganistan’da yükselen yakıt fiyatları, insani yardım malzemelerinin taşınma maliyetlerini beş kata kadar artırdı. WFP’ye göre, kamyonların alternatif güzergâhlar kullanmak zorunda kalması nedeniyle teslimat süreleri de 10 günden 75 güne kadar uzadı.

Somali’de ise artan uçak yakıtı fiyatları, BM’nin insani hava taşımacılığı hizmetlerinin operasyon maliyetlerini yükseltiyor. WFP, söz konusu hava köprüsünün ulaşımı son derece güç bölgelere erişim sağlayan tek güvenli yöntem olduğuna dikkat çekti.


İsrail, yerleşimcilere uygulanan yaptırımlara tepki olarak Kudüs’teki Avrupa konsolosluklarını kapatmayı değerlendiriyor

Eriha’daki Ürdün Vadisi sakinlerinin arazileri üzerinde bir yerleşim noktası kuran yerleşimciler (WAFA)
Eriha’daki Ürdün Vadisi sakinlerinin arazileri üzerinde bir yerleşim noktası kuran yerleşimciler (WAFA)
TT

İsrail, yerleşimcilere uygulanan yaptırımlara tepki olarak Kudüs’teki Avrupa konsolosluklarını kapatmayı değerlendiriyor

Eriha’daki Ürdün Vadisi sakinlerinin arazileri üzerinde bir yerleşim noktası kuran yerleşimciler (WAFA)
Eriha’daki Ürdün Vadisi sakinlerinin arazileri üzerinde bir yerleşim noktası kuran yerleşimciler (WAFA)

İsrail hükümeti içindeki çeşitli sağcı kurum ve çevreler, uluslararası hukuk uzmanlarının da katılımıyla, Avrupa Birliği (AB) dışişleri bakanlarının Brüksel’de aldığı yaptırım kararına verilecek yanıtı değerlendirmek üzere görüşmeler yürütüyor. AB dışişleri bakanları, işgal altında bulunan Batı Şeria’daki Yahudi yerleşim hareketinin üst düzey isimleri ve önde gelen kuruluşlarına yaptırım uygulanacağını açıklamıştı.

Masadaki öneriler arasında, Doğu Kudüs’te Filistinlilere hizmet veren sekiz Avrupa ülkesine ait konsolosluğun kapatılması da yer alıyor. Bunun yanı sıra, AB’den ‘siyasi bedel tahsil etmeyi’ amaçlayan çeşitli adımların da değerlendirildiği belirtiliyor.

İsrail’de yargı ve yönetim sistemine yönelik reform girişimlerinin fikir altyapısını oluşturan sağ eğilimli düşünce kuruluşlarından Kohelet Policy Forum’da kıdemli araştırmacı olarak görev yapan avukat Avraham Shalev, hükümete sunulan öneri ve çalışmaların hazırlanmasında rol alan isimlerden biri olarak öne çıkıyor. Shalev, “AB, İsrail’e yönelik düşmanca tutumunun kendisini tamamen etkisiz ve marjinal bir konuma sürükleyeceğini anlamalıdır” ifadesini kullandı.

gthu7ı8
İsrail Maliye Bakanı Bezalel Smotrich, Batı Şeria’daki Ma'ale Adumim yerleşim yeri yakınlarında düzenlenen bir basın toplantısı sırasında bir yerleşim projesinin tabelasını elinde tutuyor. (Arşiv – AP)

Söz konusu görüşmelere katılan Shalev, İsrail parlamentosu Knesset’te, Avrupa kaynaklı fonlara yönelik kısıtlamalar getirecek yeni yasal düzenlemeler yapılmasını öneriyor. Bu kapsamda, İsrail'deki siyasi derneklere yapılan Avrupa bağışlarının vergi avantajlarından mahrum bırakılması veya bu fonlara yüksek vergiler uygulanması gibi seçenekler gündeme getiriliyor. Shalev, “AB, Batı Şeria’da geniş çaplı yasa dışı Arap yapılaşma projelerini finanse ediyor. AB’nin tutumu göz önüne alındığında, yaptırımlara maruz kalması gereken tarafın kendisi olduğu açıktır” ifadelerini kullandı. İsrailli hukukçu, buna karşılık olarak İsrail Sivil İdaresi’nin, AB finansmanıyla inşa edilen ruhsatsız yapılara yönelik geniş kapsamlı bir yıkım kampanyası başlatmasını ve tüm inşaat faaliyetlerini derhal dondurmasını önerdi.

Öte yandan Kohelet Policy Forum, yerleşimcilerin Filistinlilere yönelik saldırıları ve saldırganların kimlikleri hakkında Avrupalı kurumlara bilgi sağlayan İsraillileri ‘muhbir’ olarak nitelendiriyor ve bu kişilere yaptırım uygulanmasını savunuyor. Kohelet Policy Forum, “Yabancı devletler, yaptırıma tabi tutulan kişi ve kuruluşların faaliyetlerinden yerel bilgi kaynakları olmaksızın haberdar olamazdı” görüşünü dile getirirken, Knesset’in mevcut boykot yasasını değiştirerek İsrail vatandaşlarına yönelik yaptırım çağrılarını yasaklamasını ve bu çağrılar nedeniyle zarar gördüğünü öne süren kişilere tazminat davası açma hakkı tanımasını talep ediyor.

İsrail, Batı Şeria’daki yerleşim yerlerini genişletiyor

Kohelet Policy Forum, Doğu Kudüs’te faaliyet gösteren Avrupa ülkelerine ait konsoloslukların kapatılması yönündeki çağrısını da yineledi. Enstitü tarafından hazırlanan değerlendirmede, “Filistin Yönetimi’ne hizmet veren Avrupa konsolosluklarının İsrail’in başkentinin merkezinde faaliyet göstermeyi sürdürmesi başlı başına bir çelişkidir” ifadesine yer verildi. Değerlendirmede, Fransa, Yunanistan, İsveç, İtalya, İspanya, Belçika, Birleşik Krallık ve Türkiye’nin yanı sıra Vatikan’ın Doğu Kudüs’te diplomatik temsilcilikler bulundurduğu belirtilerek, bu temsilciliklerin Kudüs üzerindeki İsrail egemenliğini tanımadığı ve Filistin Yönetimi nezdinde faaliyet yürüttüğü savunuldu. Enstitü, İspanya örneğini vererek, Madrid yönetiminin İsrail’deki büyükelçisini geri çağırmasına rağmen İspanya’nın Kudüs Başkonsolosu’nun kentte görev yapmayı sürdürdüğünü ve Ramallah’ta Filistin Devleti temsilcileriyle çalıştığını ileri sürdü. Kohelet’e göre bu konsolosluklar, ‘sömürgecilik döneminden kalma yapılar’ niteliği taşıyor ve ev sahibi devletin onayı olmadan diplomatik misyonların faaliyet göstermesini uluslararası hukuka aykırı hale getiren kurallarla çelişiyor. Enstitü, Avrupa ülkelerinin Kudüs’ün İsrail’in başkenti olarak tanındığı izlenimini vermemek için İsrail’den resmî izin almaktan kaçındığını iddia etti. Açıklamada ayrıca, İngiltere ve Fransa’nın Filistin devletini tanıma kararlarına karşı İsrail hükümetinin bir yıl önce ‘uygun bir Siyonist yanıt’ vereceği yönünde taahhütte bulunduğu, ancak bu yönde herhangi bir adım atılmadığı öne sürülerek, söz konusu konsoloslukların derhal kapatılması çağrısı yapıldı. Enstitü, bunun Avrupa ülkelerine İsrail’in egemenliğine yönelik ihlallere sessiz kalmayacağı yönünde net bir mesaj vereceğini savundu.

Öte yandan İsrail basınında yer alan bilgilere göre, AB yaptırım uygulanacak kişi ve kuruluşların isimlerini açıklamaktan kaçınsa da kararın bazı önde gelen yerleşimci örgütlerini hedef alması bekleniyor. Bu kapsamda, mevcut Maliye Bakanı Bezalel Smotrich tarafından 2006 yılında kurulan ve İsrail’in yerleşim politikalarını desteklemek amacıyla faaliyet gösteren Regavim, Batı Şeria’da yeni yerleşim birimleri kurulmasını savunan ve Gazze Şeridi’nde yeniden yerleşim fikrini destekleyen aşırı sağcı Nachala ile lideri Daniella Weiss ve 1979’dan bu yana yerleşim projelerinde faaliyet gösteren Amana adlı kuruluşun yaptırım listesinde yer alabileceği belirtiliyor. İsrail kaynaklarına göre, söz konusu yaptırımların bu kuruluşların yanı sıra yöneticilerini ve önde gelen isimlerini de kapsaması bekleniyor.

devrf
Ramallah’ın kuzeydoğusundaki bir yerleşim yeri, 12 Mart 2026 (AFP)

İsrail’de siyasi ve hukuk çevreleri, AB’nin son yaptırım kararını, daha önce Batı Şeria’da Filistinlilere yönelik şiddet eylemlerine karıştığından şüphelenilen bireylere uygulanan yaptırımlara kıyasla daha ciddi bir tırmanma olarak değerlendiriyor. Bu çevreler, AB’nin kararlarına karşı güçlü bir tepki verilmemesi halinde ilerleyen dönemde daha kapsamlı yaptırımların gündeme gelebileceğini savunuyor. Bu kapsamda, Kohelet Policy Forum tarafından ortaya atılan önerilerden biri de AB yargı organlarına başvurulması oldu. Enstitü, yaptırım kararlarının iptali için AB mahkemelerine mümkün olan en kısa sürede dava açılması gerektiğini savunuyor. İsrailli avukat Sarah Shialom, şimdiye kadar Avrupa yaptırımlarından etkilenen hiçbir İsraillinin bu kararlara karşı yargı yoluna başvurmadığını belirterek, AB’nin hukuk sistemi içinde kullanılabilecek çeşitli hukuki mekanizmaların bulunduğunu söyledi. Shialom’a göre en önemli seçenek, yaptırım kararının iptali için dava açılması. AB’nin İşleyişine İlişkin Antlaşma’nın 263. maddesine atıfta bulunan hukukçu, bir karar nedeniyle doğrudan etkilenen kişi veya kuruluşların, kararın yayımlanmasından itibaren iki ay içinde AB Genel Mahkemesi’ne başvurarak isimlerinin yaptırım listesinden çıkarılmasını talep edebileceğini ifade etti. Shialom, yaptırım listelerine alınan İsrailliler açısından en önemli unsurun Avrupa mahkemelerinin benimsediği ispat standardı olduğunu belirtti. Buna göre, iddiaları kanıtlama yükümlülüğü yaptırıma maruz kalan kişilere değil, AB makamlarına ait bulunuyor. Avrupa mahkemelerinin yalnızca genel suçlamalar veya soyut gerekçelerle karar veremeyeceğini vurgulayan Shialom, her bir suçlamanın somut ve güçlü delillere dayanması gerektiğini söyledi. Hukukçu, yaptırıma maruz kalan kişinin suçlamaların dayanaksız olduğunu kanıtlaması ve mahkeme tarafından haklı bulunması halinde, AB’nden tazminat talep etme hakkına da sahip olabileceğini ifade etti.


Mücteba Hamaney gerçekte ne kadar güce sahip?

Tahran’ın güneyinde, Humeyni’nin vefatının anısına düzenlenen törenin yapıldığı yerde, eski Dini Lider Ali Hamaney’in fotoğrafının konulduğu bir sandalye... Hamaney, ABD-İsrail saldırılarında öldürülmeden önce her yıl bu törende geleneksel konuşmasını yapardı. (Jamaran)
Tahran’ın güneyinde, Humeyni’nin vefatının anısına düzenlenen törenin yapıldığı yerde, eski Dini Lider Ali Hamaney’in fotoğrafının konulduğu bir sandalye... Hamaney, ABD-İsrail saldırılarında öldürülmeden önce her yıl bu törende geleneksel konuşmasını yapardı. (Jamaran)
TT

Mücteba Hamaney gerçekte ne kadar güce sahip?

Tahran’ın güneyinde, Humeyni’nin vefatının anısına düzenlenen törenin yapıldığı yerde, eski Dini Lider Ali Hamaney’in fotoğrafının konulduğu bir sandalye... Hamaney, ABD-İsrail saldırılarında öldürülmeden önce her yıl bu törende geleneksel konuşmasını yapardı. (Jamaran)
Tahran’ın güneyinde, Humeyni’nin vefatının anısına düzenlenen törenin yapıldığı yerde, eski Dini Lider Ali Hamaney’in fotoğrafının konulduğu bir sandalye... Hamaney, ABD-İsrail saldırılarında öldürülmeden önce her yıl bu törende geleneksel konuşmasını yapardı. (Jamaran)

İran Dini Lideri olarak mart ayı başında göreve gelmesinden bu yana kamuoyu önüne çıkmayan Mücteba Hamaney’in sağlık durumuna ilişkin belirsizlik sürerken, fiili yetkilerinin kapsamı da netlik kazanmış değil. Ancak Washington, Hamaney’in yönetim ve müzakere süreçlerinde daha aktif bir rol üstlenmeye başladığını belirtiyor.

ABD Başkanı Donald Trump, çarşamba günü yaptığı açıklamada, daha önce hayatta olup olmadığı konusunda şüphelerini dile getirdiği Hamaney’in artık ‘tam anlamıyla sürecin içinde olduğunu’ söyledi. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio da ‘Mücteba Hamaney’in belirli bir düzeyde giderek daha fazla sürece dâhil olduğuna işaret eden göstergeler bulunduğunu’ ifade etti.

İsrail ve ABD’nin 28 Şubat’ta başlattığı saldırıların ilk gününde öldürülen babasının yerine geçen 56 yaşındaki İran Dini Lideri, bugüne kadar yaklaşık 12 yazılı açıklama yayımladı. Bunların sonuncusu, dün okunan ve ‘sinsi düşmana’ yönelik sert ifadeler içeren mesaj oldu.

İran siyasi sisteminin temel direklerinden biri olarak kabul edilen Dini Liderlik makamı, ülkenin üst düzey politikaları ile siyasi ve askerî kurumların genel yönelimleri üzerinde nihai söz sahibi konumunda bulunuyor.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ile Hatemü’l Enbiya Merkez Karargâhı Komutanı Tümgeneral Ali Abdullahi, Hamaney ile görüştüklerini açıkladı. Ancak söz konusu görüşmelere ilişkin herhangi bir fotoğraf paylaşılmadı.

dergth6y
 İran’ın yeni Dini Lideri Mücteba Hamaney (Jamaran)

Şarku’l Avsatın AFP’nin aktardığına göre uzmanlar, İran yönetim sisteminin işleyiş mekanizmalarının şeffaf olmaktan uzak olduğunu, ancak Mücteba Hamaney ve ekibinin şu aşamada arka planda kalmayı tercih etseler de sistem içinde etkili bir rol oynadıklarının görüldüğünü belirtti. Uzmanlara göre, daha doğrudan bir kontrol tesis etmek istemesi halinde Hamaney’in bunu gerçekleştirmesi zaman alacak.

Hamaney, dün yayımlanan açıklamasında da önceki mesajlarında olduğu gibi babasının benimsediği sert ABD ve İsrail karşıtı söylemi sürdürdü. Washington ve Tel Aviv’i, ‘ağır bir yenilgiye’ uğradıktan sonra İran toplumunda ‘ayrışma’ yaratmaya çalışmakla suçladı.

Söz konusu mesaj, İran İslam Cumhuriyeti’nin kurucu lideri Humeyni’nin ölümünün 37. yıl dönümü dolayısıyla yayımlandı. Ancak Hamaney törenlere katılmadı. Babası Ali Hamaney’in nadiren kaçırdığı bu anma programında, tören alanına Hamaney’in fotoğrafının yer aldığı boş bir koltuk konuldu.

Mesajı Tahran Cuma İmamı okurken, devlet televizyonu da Hamaney’in daha önceki açıklamalarını yayımladı.

İranlı yetkililerden bazıları, Hamaney’in düzenlenen saldırılardan birinde yaralandığını doğrularken, sağlık durumuna ilişkin çelişkili açıklamalar gelmeye devam ediyor.

AFP’ye değerlendirmelerde bulunan Thomas Juneau, “Mücteba Hamaney’in rolü belirsizliğini koruyor ve şu aşamada babasının sahip olduğu nüfuz düzeyine ulaşmış olması son derece düşük bir ihtimal” dedi.

Ottawa Üniversitesi’nde profesör olan Juneau, Hamaney’in özellikle İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) içindeki etkili isimler olmak üzere çok sayıda önemli figürle yakın ilişkilere sahip olduğunu vurguladı.

Juneau’ya göre fiili güç, DMO komutanları ile sınırlı sayıdaki önde gelen siyasi isimden oluşan gayriresmi bir komitenin elinde bulunuyor. Bu isimler arasında, eski bir DMO komutanı olan ve ABD ile yürütülen görüşmelerde baş müzakereci rolünü üstlenen Muhammed Bakır Kalibaf da yer alıyor.

Kamuoyu önünde görünmemesine rağmen İran yönetimi, Mücteba Hamaney’i toplumun gündeminde tutmaya çalışıyor. Bu kapsamda Tahran’da, kurucu lider Ruhullah Humeyni, eski Dini Lider Ali Hamaney ve halefi Mücteba Hamaney’in fotoğraflarının yer aldığı dev afişler asıldı. Söz konusu adım, iktidarın sürekliliğini vurgulamaya yönelik açık bir mesaj olarak değerlendiriliyor.

wefr
İlk lider Ruhullah Humeyni, ABD-İsrail saldırılarında öldürülen eski Dini Lider Ali Hamaney ve yeni Dini Lider Mücteba Hamaney’in yer aldığı bir afiş (Reuters)

Cenevre merkezli Uluslararası Çalışmalar Enstitüsü’nde araştırmacı olan Ferzan Sabit, güvenlik koşullarının normale dönmesi ve sağlık durumunun iyileşmesiyle birlikte Mücteba Hamaney’in daha etkin bir rol üstleneceğini öngördüğünü söyledi.

Sabit, Hamaney’in ‘Washington ile yürütülen müzakereler de dahil olmak üzere genel siyasi yönelimi denetlediğini’ ifade etti.

Bununla birlikte Mücteba Hamaney’in, 35 yılı aşkın süre boyunca iktidar üzerinde geniş kontrol sağlayan ve rejim içindeki güç mücadelelerini yöneten babasının yönetim modelini tekrarlayıp tekrarlamayacağı sorusu gündemdeki yerini koruyor.

Analistlere göre babası dönemindeki hiyerarşik iktidar yapısından farklı olarak, günümüzde güç daha parçalı ve dağınık bir şekilde kullanılıyor. Bu çerçevede Mücteba Hamaney’in, DMO’nun giderek daha baskın bir rol üstlendiği sistemde etkili aktörlerden yalnızca biri olduğu değerlendiriliyor.

Juneau ise değerlendirmesinde, “Mücteba, babasının sahip olduğu otoriteye sahip değil. Ayrıca sistem içinde nihai hakem ve denge unsuru rolünü üstlenebilecek kapasiteye de sahip görünmüyor” ifadelerini kullandı.