Türkiye-İsrail rekabetinin geçiş sürecine ve Suriye'nin geleceğine etkisi nedir?

Amerikalı araştırmacılar Şarku'l Avsat'a şunları söyledi: Farklılıkları çözme yeteneğine rağmen Trump'ın bu ülkede bir stratejisi yok

Bir İsrail askeri, 25 Mart'ta işgal altındaki Golan Tepeleri'nde güney Suriye'ye bakan gözlem noktasında  (AFP)
Bir İsrail askeri, 25 Mart'ta işgal altındaki Golan Tepeleri'nde güney Suriye'ye bakan gözlem noktasında  (AFP)
TT

Türkiye-İsrail rekabetinin geçiş sürecine ve Suriye'nin geleceğine etkisi nedir?

Bir İsrail askeri, 25 Mart'ta işgal altındaki Golan Tepeleri'nde güney Suriye'ye bakan gözlem noktasında  (AFP)
Bir İsrail askeri, 25 Mart'ta işgal altındaki Golan Tepeleri'nde güney Suriye'ye bakan gözlem noktasında  (AFP)

Suriye'de ve Suriye üzerinden yaşanan Türkiye-İsrail “rekabeti”, kırılgan siyasi geçiş sürecini baltalama ve değişen bölgesel güç dengeleri çerçevesinde Ortadoğu'da yeni bir gerilim odağı yaratma tehdidi taşıyor. Her ne kadar Başkanı Donald Trump'ın İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'ya, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile ilişkilerini “ılımlı hale getirme” çağrısında bulunmasının ardından Azerbaycan'da iki ülke heyetleri arasında “teknik” bir görüşme gerçekleşmiş olsa da gözlemciler, Trump'ın sözlerinin İsrail'e “açık çek vermediğini” düşünüyor.  Başta İran dosyası olmak üzere daha geniş dosyalarla bağlantılı olan bölgesel sahnede, işlerin belli bir şekilde yürütülmesine bağlı olduğunu” düşünüyorlar. Ancak ABD'li araştırmacılar, Washington'un bunu başarabilme yeteneğine rağmen, aralarındaki anlaşmazlığı çözmek için net bir stratejisinin hatta Suriye'nin geleceğine yönelik net bir politikasının olduğundan kuşkulular.

cdfvgth
Erdoğan ve eş-Şara, cuma günü Antalya Diplomasi Forumu'nun oturum aralarında yaptıkları görüşmede (EPA)

İsrail Türkiye konusunda endişeli

Türkiye'nin kendi güçleri için üs olarak kullanmayı planladığı bildirilen Batı ve Orta Suriye'deki Hama ve Humus'ta bulunan askeri hava üslerini hedef alan İsrail saldırılarının ardından, İsrail'in bu ülkedeki Türk çıkarlarını giderek daha fazla hedef aldığı görülüyor.

Beşşar Esed rejiminin devrilmesinden sonra İsrail ve Türkiye, Suriye'nin geleceğini şekillendirmek için aktif pozisyonlar aldı. İsrail, ülkenin güneyinden kuzeyine kadar Suriye'nin derinliklerinde operasyonlar düzenledi, askeri üsleri bombaladı, Suriye'nin stratejik askeri yeteneklerinin çoğunu neredeyse yok etti. İsrail güvenlik kaygılarını gerekçe göstererek, sınırının Suriye tarafında BM denetimindeki askerden arındırılmış tampon bölgenin kontrolünü ele geçirdi.

Türkiye, Esed'in devrilmesi ve Cumhurbaşkanı Ahmed eş Şara liderliğinde geçici bir Suriye hükümetinin kurulmasından sonra en büyük jeopolitik kazananlardan biri oldu. Türkiye Suriye'de aradığı istikrarın, milyonlarca Suriyeli mültecinin geri dönüşünü hızlandıracağını, bunun da kilit bir siyasi sorun olan Türk ekonomisinin zayıflığını gidermeye yardımcı olacağını ve Türk iş adamlarının Suriye'deki yatırım fırsatlarına yol açacağını umuyordu.

dfrgthy
Trump ve Netanyahu Beyaz Saray'da (7 Nisan) (DPA)

Türkiye ve İsrail'in yaklaşımları, Suriye'yi, ABD'nin bu iki müttefikiyle ilişkilerinde bir ihtilaf noktası haline getirme tehdidinde bulunmakta ve çelişen politikalarını uzlaştırıp diyalog ve barışa giden bir yol bulup bulamayacakları merak edilmekte.

DEAŞ, Suriye, Türkiye ve ABD'nin hedefleri için bir tehdit olmaya devam ederken, Suriye merkezi hükümetinin zayıflığı, İsrail'in kışkırtmaya çalıştığı ayrılıkçı hareketlerin artmasına yol açabilir. Bu durum, özellikle Sahil bölgesinde yaşanan kanlı olaylardan sonra Suriye'nin manzarasına hala hâkim olan belirsizliğin devam etmesi nedeniyle daha da geçerlidir.

Suriye geçici hükümeti ABD destekli Kürt güçlerle gerilimi azaltma konusunda bazı ilerlemeler kaydetmiş olsa da Washington, Şam'ın, endişelerini giderme veya Suriye kıyılarında yaşananların yansımalarını hafifletme konusunda çok az ilerleme kaydettiğine inanıyor. Bu durum, başta Türkiye destekli Şara hükümetinin askeri seçeneklerini sınırlandırmasından korkan İsrail olmak üzere bölgede kuşkulara yol açtı.

Washington'un stratejisi yok

Washington merkezli Demokrasileri Savunma Vakfı'nın Türkiye Kıdemli Uzmanı Sinan Ciddi, Başkan Trump'ın yalnızca Türkiye ile İsrail arasındaki gerginliği sona erdirmek için değil, aynı zamanda Esed rejiminin devrilmesinden sonra genel olarak Suriye için bir stratejisi olup olmadığını bilmediğini söylüyor. Şarku'l Avsat'a verdiği röportajda, aralarındaki gerginliğin azaltılmasının önemli olduğunu belirtiyor, ancak Başkan Trump'ın ABD güçlerini Suriye'den çekme kararı alması durumunda şaşırmayacağını, çünkü onun kararlarının öngörülemez olduğunu söylüyor. Ciddi, Netanyahu'nun Trump ile Ahmed eş-Şara liderliğindeki Heyet Tahrir eş-Şam'ın iktidara gelmesine ilişkin İsrail endişelerini görüştüğünü, Türkiye'nin ise Trump'ı ikna etmeye ve Suriye'yle ilgileneceği konusunda güvence vermeye çalıştığını söyledi. Türkiye'nin Suriye'deki varlığının, iki ülke arasındaki ilişkileri düzenleyecek mekanizmaların oluşmasına yol açması gerektiğini ve bunun da zaten başladığına inandığını kaydetti. Türkiye'nin artık Suriye'de önemli bir nüfuzu var ve rejimin onun desteği olmadan ayakta kalması mümkün değil. Suriye'nin istikrarı için İsrail'in çıkarlarına ve güvenlik kaygılarına saygı gösterilmesi gerekiyor, çünkü İran'a karşı mücadelede iki ülke arasındaki anlayışın önemi büyük.

sdfrgt
Afrin'de Türkiye'ye sadık "Suriye Ulusal Ordusu" mensupları (Arşiv- Türk medyası)

İsrailli yetkililer Netanyahu ve Trump arasındaki Türkiye konulu görüşmenin, özellikle Ankara'nın yeni Suriye hükümeti adına yaptığı müdahalelere odaklandığını belirttiler. İsrail, büyük bir NATO gücü olan Türkiye ile çatışma istemediğini söylese de Türkiye ile olası çatışmalardan korkuyor ve aynı zamanda Türkiye'nin sınırlarında varlık göstermesini istemiyor.

'Önce Amerika' daha az ilgi demek

Washington'daki Yeni Amerika Enstitüsü'nde araştırmacı olan ve kısa bir süre önce Suriye'ye yaptığı ziyaretten dönen Barak Barfi, Washington'un Suriye'deki İsrail-Türkiye rekabetine müdahil olmasının şüpheli olduğunu söylüyor. Barfi Şarku’l Avsat'a verdiği röportajda, “Önce Amerika” sloganının Suriye'de olup bitenlerle daha az ilgilenmek, Suriye Demokratik Güçleri'ni (SDG) terk etmek ve şu ana kadar Suriye dosyasına müdahale etmeye çok az ilgi göstermek anlamına geldiğini belirtiyor.

Barfi, İsrail ve Türkiye, çıkarlarını sağlamlaştırmak ve nüfuzlarını arttırmak için rekabet eden iki bölgesel güçtür. İsrail, Suriye'nin askeri kapasitesini zayıflatmak ve yeni bir ordunun ortaya çıkmasını engellemek için çok aktif bir şekilde çalışmaktadır. Sadece çıkarlarının tehdit altında olduğunu algıladığında değil, aynı zamanda Türkiye'nin Suriye'de varlık göstermesini engelleyerek zararlı olduğunu düşündüğü eylemleri engellemek için de defalarca saldırdı.

İsrail, Suriye'deki sözde tampon bölgelerini genişlettikten sonra, özellikle 7 Ekim sonrası ortamda çıkarlarının nereye kadar uzanacağını henüz belirlemezken, Türkiye de nüfuzunu genişletebildiği her yere yaymaya çalışıyor.

Resim  Suriye sınır kenti Kuneytra'nın güney eteklerindeki Ebu Diyab askeri bölgesinde bir İsrail tankı ve buldozer (Arşiv - AFP)

Washington rol oynayabilir

Şarku’l Avsat'ın geçtiğimiz çarşamba günü Washington Yakın Doğu Araştırmaları Enstitüsü'nde Suriye'deki İsrail-Türkiye rekabetini müzakere etmek üzere düzenlediği seminere katılan kıdemli Türkiye araştırmacısı Soner Çağaptay, özellikle Trump'ın, Netanyahu ve Erdoğan'la olan ilişkisini diyalogu kolaylaştırmak ve hatta uzlaşmayı sağlamak için kullanması halinde, ABD'nin bu farklılıklar arasında köprü kurmada önemli bir rol oynayabileceğini, hatta uzlaşma sağlamak için kullanabileceğini söyledi. İki ülke şimdiye kadar doğrudan askeri çatışmadan kaçınmayı başarmış olsa da Suriye konusunda gerilimin artabileceğini belirtti. Uzlaşmayı teşvik etmek için Trump yönetimi iki hükümeti diyalog ve gerilimi azaltma yönünde teşvik etmelidir. Olası bir sonuç, Şam'daki merkezi hükümetin Türkiye ve ABD ile koordinasyon içinde Suriye içinde İsrail'e yönelik bazı tehditleri etkisiz hale getirmesine izin verileceği müzakere edilmiş bir anlaşma olabilir. Diplomasinin başarısı aynı zamanda İsrail'in Türkiye ile İran'ı aynı kefeye koymamasına da bağlı. Ankara'nın Gazze savaşı boyunca İsrail'e yönelik ateşli söylemine rağmen Erdoğan, ikili ilişkileri koparmamaya özen gösterdi. Türkiye'nin tüm taraflarla iş birliği yapmadığı sürece bölgesel veya küresel anlamda ciddi bir oyuncu olarak kabul edilemeyeceğinin farkında. Ayrıca Trump ile güçlü bağlar kurmanın kısmen İsrail ile olumlu ilişkilere bağlı olduğunun da farkında. Bu anlamda Erdoğan'a iki perspektiften bakılmalı: Popülist ve realist. Birincisi içe dönük, ikincisi ise ilkeli çatışma çözüm mekanizmalarıyla ilgilidir.

Washington Şara konusunda bölünmüş durumda

Reuters'ın Lübnan, Suriye ve Ürdün büro şefi Maya Gebeily, sempozyumda yaptığı konuşmada, Trump'ın iki ülke arasında arabuluculuk yapmaya istekli olduğuna dair açıklamasının Suriyelilere, ABD'nin gelecekte ülkelerinde daha büyük bir rol oynayabileceği hissini verdiğini söyledi. Ancak Washington şu anda, Şara'nın eski bir cihatçı olarak görülmesi gerektiğine inananlar ile bölgesel güvenliği artırmak için onunla ilişki kurulması gerektiğine inananlar arasında bölünmüş durumda. ABD Dışişleri Bakanlığı, Washington'un Esad döneminden kalma yaptırımları kaldırabilmesi için Şam'ın yerine getirmesi gereken kriterlerin listesini yayınlarken, bunlar gerçekleşene kadar ABD yaptırımları ekonominin yeniden inşası önünde büyük bir engel olmaya devam edecek.

 



İran savaşı, Güney Asya ekonomilerini Rusya’ya yakınlaştırdı

İran savaşının yarattığı enerji krizi, Cakarta'daki benzin istasyonlarında uzun kuyruklar oluşmasına yol açmıştı (Reuters)
İran savaşının yarattığı enerji krizi, Cakarta'daki benzin istasyonlarında uzun kuyruklar oluşmasına yol açmıştı (Reuters)
TT

İran savaşı, Güney Asya ekonomilerini Rusya’ya yakınlaştırdı

İran savaşının yarattığı enerji krizi, Cakarta'daki benzin istasyonlarında uzun kuyruklar oluşmasına yol açmıştı (Reuters)
İran savaşının yarattığı enerji krizi, Cakarta'daki benzin istasyonlarında uzun kuyruklar oluşmasına yol açmıştı (Reuters)

Enerji ve gübrede büyük ölçüde Ortadoğu'ya bağımlı Güneydoğu Asya ülkeleri, Hürmüz Boğazı'ndaki krizin yarattığı tedarik sıkıntısı sebebiyle oluşan açığı kapatmak için Rusya'ya yanaşıyor.

Endonezya Devlet Başkanı Prabowo Subianto, Moskova'da Rusya lideri Vladimir Putin'le görüşmesinin ardından 150 milyon varile kadar Rus ham petrolü ithal edeceklerini açıkladı.

ABD müttefiki Filipinler de 5 yıl aradan sonra geçen ay Rusya'dan ilk petrol sevkıyatını tamamladı.

Tayland, Rusya'dan gübre alımı için görüşmeleri sürdürürken, Vietnam da İran savaşı öncesinde Kremlin'le imzaladığı nükleer santral anlaşmasıyla ilgili çalışmaları hızlandırdı.

Enerji fiyatlarındaki yükseliş ve ABD'nin Rus petrolüne yönelik yaptırımları geçici olarak gevşetmesi, Moskova'ya milyarlarca dolarlık gelir sağladı.

Guardian'ın analizine göre bu gelişmeler, Batı'nın Rusya'yı uluslararası alanda izole etme çabalarının sınırlı kaldığı yönündeki Kremlin söylemini de güçlendirdi.

Bölge genelinde yapılan kamuoyu araştırmaları, Rusya ve Putin yönetimi hakkındaki olumlu algının sürdüğünü ortaya koyuyor. 2024'te yayımlanan bir ankete göre Endonezya ve Vietnam'da katılımcıların yüzde 50'den fazlası Rusya'nın Ukrayna savaşını kazanmasını istiyor. Pew Research'ün geçen yılki araştırmasında da Endonezyalıların yüzde 64'ünün Rusya'ya olumlu baktığı, aynı oranın ABD için yüzde 48'de kaldığı ortaya konmuştu.

Singapur merkezli düşünce kuruluşu ISEAS-Yusof Ishak Enstitüsü'nden araştırmacı Ian Storey, bölgede Moskova'nın imajına dair şunları söylüyor:

Putin, Batı'ya karşı duran güçlü lider ve geleneksel değerlerin savunucusu olarak görülüyor. Bu maço imajı, bölgedeki birçok ülkede çoğunlukla karşılık buluyor.

Analist ayrıca Rusya'nın, Vietnam ve Laos gibi komünist yönetimlerle tarihsel bağlara sahip olduğunu hatırlatarak, Kremlin'in İsrail'e karşı Filistin'e verdiği destek nedeniyle Müslüman dünyada da olumlu algılandığı yorumunu yapıyor. Çeçen savaşları ve Sovyetlerin Afganistan işgali gibi geçmiş olayların ise "büyük ölçüde unutulduğunu" savunuyor.

Bununla birlikte uzmanlara göre Rusya'nın bölgedeki etkisini artırma kapasitesinin sınırları var. Moskova'nın özellikle Çin yönetimine artan bağımlılığı, Güney Çin Denizi'nde Pekin'le sorun yaşayan ülkeleri temkinli davranmaya itebilir.

Avrupa Birliği (AB) ise bölgedeki gelişmeleri endişeyle takip ediyor. AB Avrupa Birliği Dış Politika Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, Brunei'de Güneydoğu Asya Uluslar Birliği (ASEAN) dışişleri bakanlarıyla salı günü düzenlediği görüşmenin ardından yaptığı açıklamada, bölge ülkelerine "büyük resmi görme" çağrısında bulundu.

Kallas, Rus petrolünün satın alınmasının Moskova'nın Ukrayna'daki savaşı sürdürmesine katkı sağlayacağını vurguladı.

Independent Türkçe, Guardian, Jakarta Globe, Channel News Asia


Kral III. Charles’a Epstein tepkisi: Mağdurlarla görüşmeliydin

Kral Charles, Trump'ı doğrudan karşısına almadan NATO'nun birliğinin önemini de vurguladı (Reuters)
Kral Charles, Trump'ı doğrudan karşısına almadan NATO'nun birliğinin önemini de vurguladı (Reuters)
TT

Kral III. Charles’a Epstein tepkisi: Mağdurlarla görüşmeliydin

Kral Charles, Trump'ı doğrudan karşısına almadan NATO'nun birliğinin önemini de vurguladı (Reuters)
Kral Charles, Trump'ı doğrudan karşısına almadan NATO'nun birliğinin önemini de vurguladı (Reuters)

Britanya monarşisinin başındaki Kral III. Charles'ın ABD ziyaretinde Jeffrey Epstein mağdurlarıyla görüşmemesi tepki çekti.

Epstein'in pedofili ağına karşı mücadelenin önde gelen isimlerinden Virginia Giuffre'nin kardeşi Sky Roberts, Epstein Dosyaları Şeffaflık Yasası'nın ortak yazarlarından Demokrat Temsilciler Meclisi üyesi Ro Khanna'nın düzenlediği etkinlikte şunları söyledi:

Mağdurlar burada Kongre üyeleriyle birlikte oturuyor, hâlâ seslerini duyurmak için mücadele ediyor, gerçek hesap verebilirlik için baskı yapıyorlar. Oysa bu sistemlerle bağlantılı birçok güçlü isim ulaşılamaz durumda ve mağdurlarla yüz yüze görüşmüyor. Kralın, mağdurların yanında olduğunu dünyaya duyurması için bu an uygun bir fırsattı.

Etkinliğe, Giufrre'nin yakınlarına ek olarak, Epstein mağdurları Sharlene Rochard ve Danielle Bensky'le insan hakları ve kadın hakları örgütlerinden temsilciler katıldı.

Demokrat siyasetçi Khanna, Kral III. Charles'a geçen ay gönderdiği mektupta, ABD ziyaretinde Epstein'in istismarına maruz kalan kişilerle görüşmesini talep etmişti.

Ancak Kral Charles ve Kraliçe Camilla'nın avukatı, böyle bir görüşmenin yapılmayacağını bildirmişti. Yanıt mektubunda Birleşik Krallık'ta "devam eden polis soruşturmalarına” atıfta bulunulmuş, Kral Charles'ın "kurbanlarla görüşemeyeceği veya soruşturma konusu olan meseleler hakkında doğrudan yorum yapamayacağı" ifade edilmişti.

Epstein dosyalarında adı geçen isimlerden biri de Kral III. Charles'ın kardeşi Andrew Mountbatten-Windsor. Virginia Giuffre, 2021'de ABD'de açtığı davada, 17 yaşındayken Andrew'la cinsel ilişkiye zorlandığını öne sürmüştü. Birleşik Krallık Kraliyet Ailesi mensubu bu iddiaları reddetse de 2022'de Giuffre'yle uzlaşmaya da varmıştı.

Mountbatten-Windsor, Kraliyet Ailesi'ne zarar vermemek adına York Dükü dahil tüm unvanlarından feragat etmişti. Ancak geçen yılın son aylarında artan baskılar ve yeni açıklanan belgeler neticesinde Kral Charles tarafından "Prens" unvanı da elinden alınmıştı.

Giuffre'nin kardeşi Sky Roberts, ABD Başkanı Donald Trump'ın da Epstein'le ilgili süreçte şeffaf davranmadığını vurguladı. Trump, dosyalarda kendisine yöneltilen tüm iddiaları reddetmişti.

ABD Adalet Bakanlığı, Epstein davasına ait yaklaşık 6 milyon belgenin sadece 3,5 milyonunu kamuoyuyla paylaştı.

Epstein olayı nedir?

En küçüğü 14 yaşında olmak üzere 18 yaş altındaki onlarca kız çocuğuna cinsel istismarda bulunmak ve fuhuş ağı oluşturmak suçlamasıyla yargılanan Epstein, tutuklu olduğu New York Manhattan Metropolitan Merkez Hapishanesi'ndeki hücresinde 10 Ağustos 2019'da ölü bulunmuştu.

Açıklanan Epstein dava dosyalarında Andrew Mountbatten-Windsor ve Trump'ın yanı sıra eski ABD Başkanı Bill Clinton, eski İsrail Başbakanı Ehud Barak, eski ABD Başkan Yardımcısı Al Gore, aktör Kevin Spacey, şarkıcı Michael Jackson, illüzyonist David Copperfield, avukat Alan Dershowitz ve eski New Mexico Valisi Bill Richardson gibi ünlü isimler var.

FBI, ABD Adalet Bakanlığı'yla yaptığı inceleme sonucunda, ünlü isimlerden oluşan "müşteri listesi"nin tutulduğuna dair herhangi bir kanıta ulaşılamadığını duyurmuştu. 

İstihbarat ajansı ayrıca hükümet yetkilileri, ünlüler ve iş insanlarının suçlarını örtbas amacıyla öldürüldüğü öne sürülen Epstein'in hücresinde intihar ettiği sonucuna varıldığını açıklamıştı.

Independent Türkçe, CNN, Guardian


BAE’nin OPEC’ten ayrılması petrol piyasasını nasıl etkileyecek?

BAE, OPEC'ten ayrılma kararını Hürmüz krizi derinleşirken aldı (Reuters)
BAE, OPEC'ten ayrılma kararını Hürmüz krizi derinleşirken aldı (Reuters)
TT

BAE’nin OPEC’ten ayrılması petrol piyasasını nasıl etkileyecek?

BAE, OPEC'ten ayrılma kararını Hürmüz krizi derinleşirken aldı (Reuters)
BAE, OPEC'ten ayrılma kararını Hürmüz krizi derinleşirken aldı (Reuters)

Birleşik Arap Emirlikleri'nin (BAE) Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü (OPEC) ve OPEC+ üyeliğinden çekilme kararının yankıları sürüyor.

BAE yönetiminden dün yapılan açıklamada, Körfez devinin 1 Mayıs itibarıyla OPEC ve OPEC+ üyeliğini sonlandıracağı duyuruldu.

Reuters'ın analizinde, bu hamlenin OPEC'in küresel petrol arzı üzerindeki kontrolünü zayıflatacağına dikkat çekiliyor. Ayrıca BAE'yle OPEC'in fiili lideri Suudi Arabistan arasında "uçurumun derinleşebileceği" ifade ediliyor.

BAE Enerji Bakanı Süheyl Muhammed el Mazravi, ajansa açıklamasında, kararı almadan önce herhangi bir ülkeye danışmadıklarını belirterek şunları söyledi:

Bu bir politika kararıdır; üretim seviyesiyle ilgili mevcut ve gelecekteki politikalar dikkatle incelendikten sonra alınmıştır.

Analize göre BAE'nin gruptan ayrılması, 2018'de BMGK'deki konuşmasında OPEC'i petrol fiyatlarını şişirerek "dünyanın geri kalanını dolandırmakla" suçlayan ABD Başkanı Donald Trump için zafer anlamına geliyor.

İran savaşı nedeniyle Hürmüz Boğazı'nda yaşanan krizin çözülmesinin ardından BAE artık OPEC kotalarına tabi olmayacağı için üretimini artırma imkanı da bulabilir. Uzmanlara göre bu, piyasalar ve küresel ekonomi açısından olumlu bir gelişme.

Ancak Wall Street Journal'ın (WSJ) analizinde, BAE'nin kararının OPEC'in petrol piyasasını yönetme kapasitesine ciddi darbe vuracağına dikkat çekiliyor.

Danışmanlık şirketi Rystad Energy'den Jorge Leon, "Günde 4,8 milyon varil üretim kapasitesine sahip ve daha fazla üretim yapma hedefi güden bir üyeyi kaybetmek, grubun önemli bir aracı da kaybettiğini gösteriyor" diyor.

Uluslararası Enerji Ajansı'nın verilerine göre, BAE'nin üyelikten çıkmasıyla OPEC'in üretim kapasitesinin yüzde 13'ü ortadan kalkacak.

İran, savaşta İsrail'in yanı sıra ABD'nin müttefiki Körfez ülkelerine misilleme yapmıştı. İran ordusu, ABD-İsrail'in 28 Şubat'taki saldırılarıyla başlayan savaşta BAE'ye en az 2 bin 200 füze ve drone fırlattı.

Uzmanlar, savaşın BAE'nin OPEC'ten çıkışını hızlandırdığını ancak Abu Dabi yönetiminin bir süredir zaten örgütten uzaklaştığını belirtiyor.

Guardian'ın analizinde, BAE'nin hamlesinin "Suudi Arabistan'ın itibarını zedeleyebileceği ve ABD'nin bölgedeki konumunu güçlendirebileceği" yazılıyor. Riyad yönetiminin petrol fiyatları üzerindeki kontrolünün zayıflayabileceği ve BAE'nin, uzun süredir OPEC'i eleştiren Trump yönetimine yaklaşarak ABD'yle ilişkilerini kuvvetlendirebileceği ifade ediliyor.

Ayrıca İran savaşı karşısında Körfez ülkelerinin birlik olamamasının da BAE'nin kararında önemli rol oynadığı vurgulanıyor.

WSJ ve Financial Times'ın analizlerinde, BAE'nin hamlesinin "OPEC için sonun başlangıcı olduğu" yorumu da paylaşılıyor.

14 Eylül 1960'ta petrol üreticisi ülkelerin arz politikalarını koordine etmek amacıyla kurulan OPEC'te Suudi Arabistan ve BAE'ye ek olarak Cezayir, Kongo, Ekvator Ginesi, Gabon, İran, Irak, Kuveyt, Libya, Nijerya ve Venezuela olmak üzere 12 üye yer alıyor.

2016'da yapılan anlaşmalarla daha esnek bir yapıya sahip OPEC+'ta Rusya ve Azerbaycan'ın yanı sıra 9 ülke daha var.

Independent Türkçe, Reuters, Wall Street Journal, Financial Times, Guardian