Trump teorisyenlerinin biyografileri ve Proje 2025

Robert Nozick'in özgürlükçü mantosunu yırtıp atan öfkeli Kevin Roberts hakkında.

Görsel: Sebastien Thibault
Görsel: Sebastien Thibault
TT

Trump teorisyenlerinin biyografileri ve Proje 2025

Görsel: Sebastien Thibault
Görsel: Sebastien Thibault

Bryn Haworth

Geçtiğimiz yaz, Florida’nın West Palm Beach ilçesinde bir seçim mitingi sırasında, o zaman Cumhuriyetçi Parti’nin başkan adayı olan Donald Trump ‘güzel Hıristiyanlar’ olarak tanımladığı kişilere hitap etti. Kendisinin de bir Hıristiyan olduğunu hatırlatan Trump, “Dışarı çıkın ve oy verin! Sadece bu seferlik. Bunu bir daha yapmak zorunda kalmayacaksınız! Sadece dört yıl daha bunu biliyor musunuz? Her şey yoluna girecek, bir daha oy kullanmanıza gerek kalmayacak” diyerek onlara sıcak bir tonda oy vermeleri çağrısında bulundu.

Sözleri belli belirsiz bir kehaneti andırıyordu. Destekçilerinin o zamana kadar istedikleri her şeye sahip olacaklarını mı kastediyordu, yoksa demokrasiyi tamamen bitirmek gibi daha endişe verici bir şeyi mi ima ediyordu?

Trump'ın seçim kampanyası bu gibi anlarla doluydu. Öyle ki bunlara ayak uydurmak bir yerden sonra oldukça yorucu hale geldi. Aynı ay içinde, ikinci dönemindeki potansiyel gündemini özetleyen 900 sayfalık bir plan olan ‘Proje 2025'ten de uzaklaştı. Bu projenin çok radikal olduğunu söyleyerek küçümseyen Trump, “Proje 2025'i hazırlayanlar, sağdan, radikal sağdan bazı insanlar ve onlar soldaki radikallerin antitezi niteliğindeler” ifadelerini kullandı.

Proje 2025'i hazırlayanların önde gelen isimlerinden biri olan Heritage Vakfı'ndan Kevin Roberts, “Şafak Işığı” başlıklı bir kitap yazdı, ancak Trump'ın seçim zaferi kesinleşene kadar kitabı yayınlamamayı tercih etti. Kitap o kadar radikaldi ki, yayıncı “Amerika'yı Kurtarmak için Washington'u Yakmak” olan alt başlığını, “Amerika'yı Kurtarmak için Washington'u Geri Almak” olarak değiştirdi.

Roberts, yeni yönetimin oluşumunun en popüler figürü olmadığından isminin pek çok kişi tarafından bilinmemesini telafi etmeye çalışmış olabilir. Ancak fikirleri ılımlı olmaktan oldukça uzak olan Roberts’ın kitabının başlığı çoktan yumuşatılmış olsa da kitabında kullandığı coşkulu dili değişmeden kaldı. Kitabında Ivy League üniversiteleri, FBI, New York Times, Eğitim Bakanlığı ve hatta Boy Scouts of America dahil olmak üzere birçok büyük kurumu yozlaşmış ve onarılamaz olarak tanımlayan Roberts, “ABD’nin yeniden gelişmesi için bu kurumların reforme edilmesi değil, yakılması gerekiyor” diye yazdı ve bu radikal tutumunu savunmak için de besteci Gustav Mahler'in “Gelenek küllere tapmak değil, ateşi korumaktır” sözünü alıntıladı.

Roberts'ın fikirleri o kadar radikalleşti ki, muhafazakâr çevrelerde bile endişeye neden oldu. Proje 2025'in eski direktörü Paul Dance bile geçtiğimiz ekim ayında Roberts'ın radikal söylemlerini eleştirmek zorunda kaldı. Tartışmalar Roberts'ın, Steve Bannon'ın podcast yayınında “Sol izin verirse kansız olacak olan ikinci Amerikan devriminin tam ortasındayız” şeklinde tehditler savurmasıyla daha da şiddetlendi.

Roberts'ın coşkulu söylemi, ABD’ye ilişkin derin bir dini vizyondan besleniyor. Bu tür bir açıklamasında Roberts, ‘açıktan yapılan ibadeti küçümseyen’ kurumların yerle bir edilmeyi hak ettiğini’ iddia etti.

Pek çok kişi bu açıklamayı doğrudan bir provokasyon olarak değerlendirdi ve Trump da bu açıklamayla arasına mesafe koydu. Washington Post gazetesine konuşan Paul Dance, “Eğer soldan söylemlerini yumuşatmalarını istiyorsak, biz de üzerimize düşeni yapmalıyız. Özellikle Başkan Trump'a yönelik şimdiye kadar iki suikast girişimi gerçekleştirilmişken bu tür şiddet içeren ve kışkırtıcı söylemlere yer yok” diye uyaran bir açıklamada bulundu.

Ancak hızını alamayan Roberts, ABD’nin eski başkanlarından Ronald Reagan'ın politikalarının şekillenmesinde önemli bir rol oynayan Heritage Vakfı'ndaki eski ideolojik muhafızlarla alay ederek onları ‘balmumu müzesi muhafazakarları’ olarak adlandırdı ve ‘modası geçmiş’ diye nitelendirdiği fikirlerinin ‘ulusu yavaş yavaş öldürmeye’ katkıda bulunduğunu iddia etti.

Bir de sol var tabii ki, o da Roberts’ın eleştirilerinden kaçamadı. Londra'da düzenlenen 'ulusal muhafazakârlık' konulu konferansta coşkulu bir konuşma yaparak solu katı bir şekilde eleştiren Roberts, “Açgözlü, elitist, ırkçı ve küreselleşmiş yeni sol, demokrasi, eşitlik, çeşitlilik ve adalet gibi ideolojik öncülleri tarafından savunulan tüm ilkeleri terk etti. Dini, özellikle de Hıristiyanlığı, ulus-devleti, siyasi hesap verebilirliği ve hatta nesnel gerçeği küçümsüyor. Amacı seçimleri kazanmak değil, onları tamamen ortadan kaldırmak ve tüm muhalif sesleri susturmak” ifadelerini kullandı. Roberts'ın bu coşkulu söylemi, ABD’ye ilişkin derin bir dini vizyondan besleniyor. Bu tür bir açıklamasında Roberts, ‘açıktan yapılan ibadeti küçümseyen’ kurumların yerle bir edilmeyi hak ettiğini’ iddia etti.

vfgthy
Donald Trump Beyaz Saray'da, 9 Nisan 2025 (AFP)

Peki, Roberts’ın argümanını ve Katolik inancını bu denli radikalleştirmesinin nedeni nedir? Bu sorunun yanıtı, Roberts'ın Katolik Kilisesi içinde her zaman karanlık ve hatta tartışmalı bir kuruluş olarak görülen Opus Dei ile olan yakın ilişkisinde yatıyor olabilir. Durum, gazeteci Gareth Gore'un insan kaçakçılığı ve çocuk istismarı da dahil olmak üzere ciddi ihlallerde bulunmakla suçladığı Katolik Kilisesi dışında daha da ciddi bir hal aldı.

Bir röportajda kendisine Opus Dei'nin ABD’de Katolik bir örgüt olarak erişimine ilişkin soru yöneltilen Gore, şu yanıtı verdi:

“Üyelerinin Katolik nüfusun yoğun olduğu şehirlerde yoğunlaşması beklenir. Ancak Opus Dei üyelerinin en yoğun olduğu yer New York ya da Chicago değil, Washington’dır. Bu da örgütün çalışmalarının niteliği ve ne tür insanları cezbetmeye çalıştığı hakkında çok şey söylüyor. ABD’deki 3 bin üyenin 800'ü sadece başkent Washington’da yaşıyor. Bu yoğunlaşma bir tesadüf değil, daha ziyade örgütün onlarca yıldır kaynaklarını nüfuz merkezlerine sızmaya yatırmasının bir sonucudur. Opus Dei her zaman iktidar koridorlarına nüfuz etmeye ve hükümetin eklemlerini kontrol etmeye çalışmıştır.” (Slate- 28 Ekim 2024).

Bir şakanın özü mizahında değil, ilettiği örtük mesajda yatar. Çalışmak, tembelliğin ahlaki panzehiridir ve bu kavram her zaman toplumdaki marjinal gruplarla ilişkilendirilmiştir.

Opus Dei ile olan yakın bağlarını gizlemeyen Roberts, geçtiğimiz eylül ayında yaptığı bir konuşmada, Opus Dei'den bir rahip tarafından yönetilen ve Washington Başpiskoposluğu tarafından denetlenen K Caddesi'ndeki bir kurum olan Katolik Bilgi Merkezi'nde haftalık ayine katıldığını itiraf etti.

Opus Dei’nin kimliği, ‘Tanrı'nın işi’ anlamına gelen adından da anlaşılabiliyor. Opus Dei’nin kurucusu İspanyol rahip Josemaría Escrivá, cemaatine kutsallığın emeğin onuruna dayandığını öğretmiştir. Rahip Escrivá’nın karizması ve büyüleyici hitabet tarzı halen YouTube'da bulunan eski kayıtlarda görülebilir.

Rahip Escrivá, 1972 yılında Barselona'da çekilen bir videoda Endülüslü bir çingene ve oğlu hakkında bir fıkra anlatıyor. Ancak bu fıkranın bir hayal ürünü olduğunu vurgulamakta gecikmeyen İspanyol rahip, fıkrayı şöyle aktarıyor:

Endülüslü bir çingene yere uzanmış şekerleme yaparken yanında da güneşin altında yatan oğlu varmış. Baba oğluna ‘Oğlum, bana bir kap su ver’ diye seslenmiş. Çocuk ‘Yapamam, yorgunum’ diye cevap vermiş. Bunun üzerine baba gülümseyerek ‘Tanrı seni korusun, oğlum’ demiş.

sdfgtrh
ABD Başkanı Donald Trump, Washington'daki Washington Ulusal Katedrali'nde Ulusal Dua Günü ayinine katıldığı sırada eşi Melania'nın yanında oturan Başkan Yardımcısı JD Vance ile konuşurken, 21 Ocak 2025 (Reuters)

İzleyicilerin spontane kahkahaları, Rahip Escrivá'nın dinleyicilerini etkileme konusundaki eşsiz yeteneğinin bir kanıtıydı. Bununla birlikte, esprinin özü mizahında değil, taşıdığı örtük mesajda yatıyordu. Çünkü İspanyol rahibe göre çalışmak, tembelliğin ahlaki panzehiridir ve bu kavram her zaman toplumdaki marjinal gruplarla ilişkilendirilmiştir.

Rahip Escrivá, Katolik Kilisesi'nde önemli bir rol oynamıştır. Bir keresinde Papa 6. Paul, İspanyol rahibin eşsiz ruhani lütuflarını şu sözlerle tanımlamıştır:

O, en yüksek ruhani armağanlarla kutsanmış olanlardan biri. O da bu armağanlara olağanüstü bir cömertlikle karşılık verdi.

İspanyol rahibin büyük bir hayranı olan Papa 2. John Paul ise onun hakkında şunları söylemiştir:

O, evrensel kutsallık çağrısını duyurmak ve günlük yaşamın ve sıradan faaliyetlerin ruhani aşkınlığa giden bir yol olabileceğini vurgulamak için Rab tarafından seçilmiştir. Onun sıradan yaşamın koruyucu azizi olduğu söylenebilir.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Roberts'ın Rahip Escrivá'nın ilham verici liderliğine övgüde bulunması, İspanyol rahibin sıcaklığı ve mizahından hala yoksun olduğu ve Amerika vizyonu daha katı ve soyut olduğu, hatta ‘bel altı, gevşek ve yükselmekten aciz bir ulusa din dayatma’ arzusunu gizlemediğinden kendisine pek fayda sağlamıyor. Nadiren mizah duygusu ya da bir nebze manevi ciddiyet sergilediğini söylersek haksızlık yapmış oluruz.

Ancak onun fikirleri de Rahip Escrivá'nın emeğin değerine yaptığı vurguyu yansıtıyor. Aile kurma oranlarındaki gerilemeyi, konut krizi ve düşük ücretlerden güvencesiz çalışma koşullarının kötüleşmesine kadar ekonomik istikrarsızlığa yol açan nedenlere bağlıyor. Ayrıca üniversite eğitiminin otomatikman sağladığı ayrıcalığın kaldırılması çağrısında bulunarak, gücü, liseden hemen sonra işgücü piyasasına girenler lehine yeniden dağıtan bir sistem kurulmasını istiyor.

Proje 2025, devleti küçültme ve bürokrasiyi dağıtma çağrılarıyla kendisine özgürlükçü bir damga vurmaya çalışsa da Roberts, liberal olarak tanınmaktan hoşlanmıyor. Muhafazakâr terimini tercih eden Roberts, ne olduğu konusunda muğlak olsa da ‘ortak fayda’ kavramını vurguluyor. Roberts, geçtiğimiz kasım ayında The Texas Horn'a verdiği bir röportajda “Özgürlüğün tanımına ilişkin liberteryen anlayışı tartışmakla kalmayıp onu ortadan kaldırmamız çok önemli” diyerek tutumunu açıkça ortaya koydu.

Roberts’ın bu sözleri, sadece liberteryen anlayış ile bir görüş ayrılığı değil, aynı zamanda onun tamamen reddedilmesiydi. Roberts, liberteryen anlayışın geçerli bir yargı temeli oluşturacak tutarlılıktan yoksun olduğunu ileri sürerek bu reddi en uç noktaya taşıdı. En önde gelen teorisyenlerinden biri olan Robert Nozick bile bu felsefeyi tutarlı bir şekilde savunmakta yetersiz kaldı. Nozick, kariyerinin sonlarına doğru, bu sınırlayıcı yönetim modelinin uygulanamaz olduğunu savunarak, koruyucu devlet modelinin (işlevi başka alanlara müdahale etmeden yasaları uygulamak olan bir devlet) uygulanabilirliğini sorgulamaya başladı.

Vance ve Roberts tarafından teşvik edilen neo-muhafazakârlık, popülist Hıristiyan milliyetçiliğinin bir karışımından ibarettir. Şiddetli, aşırı ve saldırganlığında özür dilemeyen bir siyasi modeldir. Vance'in kendisi de bunu ‘saldırgan muhafazakârlık’ olarak tanımlamıştır.

Roberts, ekonomik popülizmi benimsemesinin yanı sıra, belirgin bir şekilde muhafazakâr bir dini yönelime sahiptir. Roberts, doğum kontrolünün yasaklanmasının gelecekte muhafazakârların karşılaşacağı ‘en zorlu’ siyasi mücadele olduğuna ve Amerikalıların yanlışlarını görmelerini sağlamak için ‘radikal gelişmecilik’ gerektiğine inanıyor. Trump yönetimi denince akla gelen ilk kelime ilerici olmasa da Roberts'ın modern doğum kontrol yöntemleri yerine yumurtlama takibi ve periyodik takvim takibi gibi doğurganlık farkındalığı girişimlerine devlet desteğinin artırılması lehine çeşitlilik programlarının sona erdirilmesi çağrısında bulunması, onu sosyal politikaları dini bir vizyonla yeniden şekillendirmeye yönelik daha geniş muhafazakâr dürtülerle aynı çizgiye getiriyor.

Roberts’ın ahlaki bir zorunluluk olarak emeğe yaptığı vurgu, J.D. Vance'in Elegy for Hillbilly'deki fikirlerini yansıtıyor. İşsizlik ve bağımlılığın yol açtığı toplumsal çürümeyi belgeleyen Vance, şeytanın boşta gezen ellere iş bulduğuna dair kadim bilgileri benimsiyor. Pratik bir Katolik olarak Vance, Roberts'ın ahlaki düzenin temel direği olarak emek görüşüyle tam bir uyum içinde olacağına hiç şüphe yok.

Vance'in The Dawn's Early Light kitabına yazdığı ön yazıda “Amerikan sağı içinde Roberts'ın saygınlığına ve entelektüel derinliğine sahip hiç kimse muhafazakârlığın gerçekten yeni bir vizyonunu ortaya koymaya çalışmamıştır” şeklindeki kendinden emin ifadeleri kullanması da şaşırtıcı değil. Ancak Vance'in bu sözleri, Cumhuriyetçi Parti içinde bile bazılarını endişelendirmeye yetti. Özellikle ‘arabaları donatma ve silahları doldurma’ çağrısında bulunduğunda, Vance’in söylemi ‘aşırı kavgacı’ olarak görüldü. Pek çok kişiye göre bu, silahlı tırmanış için açık bir çağrıyı andırıyordu. Vance’in Opus Dei ile ilişkileri olan müttefiki Roberts’ın onun coşkulu söyleminden etkilendiği açık.

Vance ve Roberts tarafından teşvik edilen neo-muhafazakârlık, popülist Hıristiyan milliyetçiliğinin bir karışımından ibarettir. Şiddetli, aşırı ve saldırganlığında özür dilemeyen bir siyasi modeldir. Vance'in kendisi de bunu ‘saldırgan muhafazakârlık’ olarak tanımlamıştır. Söylem gelişiminin yörüngesi göz önüne alındığında Vance, provokasyonu siyasi bir silah olarak kullanma konusunda Roberts'ı bile geride bırakmış gibi görünüyor.



Melania Trump, en sevilen First Lady'ler listesinde sondan ikinci çıktı

YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
TT

Melania Trump, en sevilen First Lady'ler listesinde sondan ikinci çıktı

YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)

Yeni bir ankete göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci First Lady'si seçildi ancak en sevilmeyen First Lady unvanını Trump'ın rakibi Hillary Clinton aldı.

YouGov'a göre bu ay 2 bin 255 ABD vatandaşından son 11 First Lady'yi "Mükemmel"den "Kötü"ye uzanan bir ölçekte sıralamaları istendi.

Yüzde 36'sı Melania'yı "kötü", yüzde 10'u da "ortalama altı" olarak değerlendirdi. Ankete katılanların yaklaşık yüzde 18'i Melania'yı "mükemmel", yüzde 12'si de "ortalama üstü" notu verdi. Böylece net onay oranı -16 çıktı.

Melania'dan daha düşük sırada yer alan tek First Lady, 2016 başkanlık seçimini Donald Trump'a kaybeden Hillary Clinton'dı. Ankete katılanların yüzde 33'ü onu "kötü", yüzde 11'i de "ortalama altı" diye değerlendirdi ve net onay oranı -17 oldu.

Öte yandan en popüler First Lady'ler sırasıyla +56, +32 ve +25 net puanla Jackie Kennedy, Rosalynn Carter ve Nancy Reagan'dı.

Michelle Obama da katılımcılar arasında favori olarak öne çıktı; yüzde 33'ü onu "mükemmel", yüzde 12'si ise "ortalama üstü" olarak değerlendirdi ve bu da ona +21 net onay puanı kazandırdı. Yaklaşık yüzde 22'si onu "kötü" buldu.

Ortalama olarak son 11 First Lady'nin çoğu, eşlerinden daha yüksek net puanlar aldı.

Hillary Clinton, -3 net puanlı eşinden önemli ölçüde daha düşük olan tek First Lady'ydi.

Birçok başkan ve First Lady benzer puanlar aldı; Jacqueline Kennedy Onassis ve John F. Kennedy (+56'ya karşı +61), Nancy ve Ronald Reagan (+25'e karşı +22), Michelle ve Barack Obama (+21'e karşı +15) bunlardan bazıları.

Melania ve Donald Trump da benzer ancak olumsuz puanlar aldı (-16'ya karşı -20).

Anket ayrıca, katılımcıların yüzde 48'inin Donald Trump'ı "kötü" bulduğunu, yüzde 6'sının ise "ortalama altı" olarak değerlendirdiğini ortaya koydu. Trump, YouGov'un katılımcılara sorduğu 20 başkan arasında en düşük puanı aldı. Katılımcıların yaklaşık yüzde 19'u 45 ve 47. başkanı "olağanüstü" olarak değerlendirdi.

Trump'tan sonra, selefi Joe Biden, katılımcıların yüzde 38'inin "kötü", yüzde 12'sinin ise "ortalama altı" şeklinde değerlendirdiği en az popüler eski başkan oldu. Sadece yüzde 7'si Biden'ı "mükemmel" olarak değerlendirdi.

Ankete göre, "First Lady'ler hakkındaki genel görüşler, eşleri hakkındaki görüşlere benzer şekilde siyasi olarak kutuplaşmış durumda".

Anket, tartışmalı belgeseli Melania'nın gösterime girmesiyle birlikte Melania Trump hakkında kamuoyunun ne düşündüğüne dair fikir veriyor. Belgeselin ilk hafta sonu 7 milyon dolar kazandığı bildirilse de bilet satışları ikinci haftada düşerek sadece 2,4 milyon dolar getirdi.

Amazon, belgeselin haklarını satın almak için 40 milyon, tanıtımı içinse 35 milyon dolar daha harcamıştı.

Independent Türkçe


Ortadoğu diken üstünde: “Irak işgalinden bu yana en büyük hava gücü toplandı”

ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
TT

Ortadoğu diken üstünde: “Irak işgalinden bu yana en büyük hava gücü toplandı”

ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump, Ortadoğu'daki askeri yığınağını artırarak İran'a saldırı hazırlığı yapıyor.

Kimliklerinin paylaşılmaması şartıyla CNN'e konuşan yetkililer, ordunun İran'a bu hafta sonu saldırı düzenlemeye hazır olduğunu ancak Trump'ın henüz son kararını vermediğini söylüyor.

Üst düzey güvenlik yetkililerinin çarşamba günü Beyaz Saray'da İran'daki durumla ilgili toplantı düzenlediği aktarılıyor. Trump'ın özel temsilcisi Steve Witkoff ve damadı Jared Kushner da İran'la müzakereler hakkında Cumhuriyetçi lideri bilgilendirmiş.  

Wall Street Journal (WSJ), Amerikan ordusunun 2003 Irak işgalinden bu yana Ortadoğu'daki en büyük hava gücünü topladığını yazıyor.

Son teknoloji F-35 ve F-22 jet avcı uçaklarının bölgeye yönlendirildiği, büyük hava harekatlarını koordine etmek için hayati önem taşıyan komuta ve kontrol uçaklarının da yola çıktığı aktarılıyor.

ABD ordusu, USS Abraham Lincoln'ın ardından, Venezuela'daki operasyon öncesinde Karayipler'e gönderilen dünyanın en büyük uçak gemisi USS Gerald Ford'u da Ortadoğu'ya yönlendirmişti. Bu gemide de çok sayıda saldırı ve elektronik harp uçağı olduğu ifade ediliyor.

Yetkililer, askeri harekat halinde iki seçeneğin masada olduğunu belirtiyor. ABD ordusu, Tahran yönetimini devirmek amacıyla çok sayıda İranlı siyasi ve askeri lideri hedef alabilir. Bunun yerine nükleer ve balistik füze tesislerinin vurulacağı hava saldırıları da düzenlenebilir. Her iki seçenek de potansiyel olarak haftalarca sürecek bir operasyon anlamına geliyor.

Analizde, geçen yıl haziranda İsrail'le yaşanan çatışmalar nedeniyle İran'ın hava savunma sisteminin ağır hasar aldığı savunuluyor. Buna rağmen Tahran yönetiminin, Hürmüz Boğazını kapatma ve çeşitli menzile sahip füzelerle misilleme yapma ihtimali olduğu vurgulanıyor.

ABD ve İsrail, İran'ın uranyum zenginleştirerek nükleer silah geliştirmeyi planladığını savunurken Tahran yönetimi bunu defalarca reddetmişti.

ABD ve İran arasında Umman'da 6 Şubat'ta başlayan müzakerelerde henüz somut bir sonuca varılamadı. Trump, İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini tamamen durdurmasını isterken, Tahran ise zenginleştirme seviyelerinin değiştirilebileceğini fakat programın durdurulmayacağını belirtiyor.

Diğer yandan İsrail, İran'ın balistik füze programının ve bölgedeki örgütlere verdiği desteğin sonlanmasını da istiyor. Washington-Tahran müzakerelerinin şimdilik nükleer programa odaklandığı ifade ediliyor. WSJ'ye konuşan yetkililer, İran'ın Trump görevden gidene dek uranyum zenginleştirme programını askıya alabileceğini söylüyor.  

Independent Türkçe, Wall Street Journal, CNN


Ortadoğu’ya askeri yığınak sürerken Trump: İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek

ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
TT

Ortadoğu’ya askeri yığınak sürerken Trump: İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek

ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü yaptığı açıklamada, Washington’un İran ile “ciddi bir anlaşma” yapması gerektiğini belirterek, Tahran’la yürütülen görüşmelerin iyi gittiğini söyledi.

Trump, Washington’da düzenlenen Barış Konseyi’nin ilk toplantısında, “Görüşmeler iyi. Yıllar içinde İran’la ciddi bir anlaşma yapmanın kolay olmadığı kanıtlandı. Ciddi bir anlaşma yapmalıyız; aksi takdirde sonuçları ağır olur” dedi.

ABD Başkanı, “İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek” ifadelerini kullandı.

Washington ile Tahran arasındaki kriz hassas bir dönemece girerken, üst düzey ulusal güvenlik yetkililerinin Trump’a, ABD ordusunun olası bir saldırı için “hazır” olduğunu bildirdiği aktarıldı. Cumartesi gününden itibaren uygulanabilecek muhtemel bir operasyon seçeneğinin masada olduğu, ancak nihai kararın Beyaz Saray’da siyasi ve askerî değerlendirmeye tabi tutulduğu belirtildi.

dfvgthy
İranlı askerlerin, Rus askerlerle birlikte Umman Denizi’nde gerçekleştirdiği askerî tatbikattan bir kare (EPA)

Amerikan televizyon ağlarının kaynaklarına göre son günlerde Ortadoğu’ya sevk edilen güçler – ek hava ve deniz unsurları dâhil – konuşlanmalarını tamamladı. Olası bir harekâtın zaman çizelgesinin hafta sonrasına da sarkabileceği ifade edildi.

Kaynaklar, İran’dan gelebilecek misillemelere karşı Savunma Bakanlığı’nın bazı personeli geçici olarak Avrupa’ya ya da ABD içine kaydırdığını belirtti. Bunun rutin bir önleyici tedbir olduğu ve saldırının kaçınılmaz olduğu anlamına gelmediği vurgulandı.

Angajman kuralları değişebilir

Bu gelişme, Trump açısından karmaşık bir denkleme işaret ediyor. Olası bir askerî darbe, bölgede angajman kurallarını değiştirebilir ve Tahran’ın müzakere pozisyonunu zayıflatabilir. Ancak aynı zamanda Körfez’den Doğu Akdeniz’e uzanabilecek geniş çaplı bir bölgesel tırmanma riskini de beraberinde getirebilir.

Öte yandan bekleme stratejisi, ABD iç kamuoyunda ya da Washington’un müttefikleri nezdinde geri adım olarak yorumlanabilir. Bu durum, askerî tehdidin inandırıcılığının test edildiği bir an olarak değerlendiriliyor.

CNN’e konuşan kaynaklar, ABD ordusunun hafta sonu itibarıyla İran’a yönelik bir saldırıya hazır olduğunu, ancak Trump’ın henüz nihai kararını vermediğini bildirdi.

hyjuıko
İran yönetimi karşıtı göstericiler, 17 Şubat 2026’da Cenevre’deki Birleşmiş Milletler Ofisi önünde pankart ve fotoğraflar taşıyor (AFP)

Kaynaklara göre Trump, özel görüşmelerde askerî müdahaleyi destekleyen ve karşı çıkan argümanları dinledi, danışmanları ve müttefiklerinin görüşlerini aldı. Bir kaynak, “Bu konu üzerinde uzun süre düşünüyor” dedi.

Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham ise televizyonda yaptığı açıklamada, İran’la ilgili kararın fiilen alındığını öne sürdü. Bölgeye yapılan büyük askerî yığınağa dikkat çeken Graham, savaş gemilerinin “bu mevsimde hava güzel olduğu için” bölgeye gelmediğini söyledi.

Daralan müzakere penceresi

Sahadaki gerilim tırmanırken diplomasi de temkinli adımlarla ilerliyor. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Cenevre’de yapılan dolaylı görüşmelerin ikinci turunda genel “yol gösterici ilkeler” üzerinde anlayış sağlandığını, ancak ihtilaflı başlıkların sürdüğünü açıkladı.

Bir ABD’li yetkili, Tahran’ın önümüzdeki iki hafta içinde yazılı bir teklif sunabileceğini belirterek “ilerleme sağlandı ancak pek çok ayrıntı hâlâ müzakere ediliyor” dedi.

Tahran, müzakerelerin yalnızca nükleer dosya ve yaptırımların kaldırılmasıyla sınırlı kalmasında ısrar ederken, Washington balistik füze programı ve İran’ın bölgesel müttefiklerine verdiği desteğin de gündeme alınmasını istiyor. Bu iki yaklaşım arasındaki siyasi mesafenin kısa sürede kapanması zor görünüyor.

İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Muhammad Eslami, “Nükleer endüstrinin temeli zenginleştirmedir” diyerek, hiçbir ülkenin İran’ı barışçıl teknoloji hakkından mahrum bırakamayacağını söyledi.

Bu açıklama, ABD’nin diplomasi başarısız olursa askerî seçeneğin masada olduğunu hatırlatmasının hemen ardından geldi.

Rus haber ajansı Interfax, Rus devlet nükleer şirketi Rosatom CEO’su Aleksey Likhachev’in, anlaşma sağlanması hâlinde İran’dan zenginleştirilmiş uranyumu kabul etmeye hazır olduklarını söylediğini aktardı.

Rusya Dışişleri Bakanlığı ise uranyumun İran’dan çıkarılması önerisinin hâlâ masada olduğunu, ancak nihai kararın Tahran’a ait olduğunu belirtti.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, ülkesinin “ne pahasına olursa olsun Amerika’ya boyun eğmeyeceğini” söyledi. İran’ın savaş istemediğini, ancak “aşağılanmayı kabul etmeyeceğini” vurguladı.

Hürmüz mesajı

Tahran, askeri gücünü Hürmüz Boğazı’nda sergiledi. Bir askeri yetkili, boğazın “en kısa sürede kontrol altına alınabileceği ya da kapatılabileceği” uyarısında bulundu. İran Devrim Muhafızları “Hürmüz Boğazı’nda Akıllı Kontrol” adlı tatbikatını tamamladı.

Boğaz, küresel petrol ve doğalgaz ihracatının önemli bölümünün geçtiği stratejik bir hat olarak, İran’ın geleneksel caydırıcılık kartı olarak görülüyor.

Moskova’dan uyarı

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, İran’a saldırının “ateşle oynamak” olacağını belirterek siyasi yöntemlere öncelik verilmesi çağrısında bulundu. Kremlin, Tahran’la yapılan ortak deniz tatbikatlarının önceden planlandığını açıkladı.

İsrail’de yayımlanan Maariv gazetesi, Washington’un olası bir saldırıdan kısa süre önce Tel Aviv’i bilgilendireceğinin değerlendirildiğini yazdı.

Polonya Başbakanı Donald Tusk, vatandaşlarına İran’ı derhal terk etmeleri çağrısında bulundu ve çatışma ihtimalinin “oldukça gerçekçi” olduğunu söyledi.

Öte yandan Avrupa Birliği Konseyi, 29 Ocak’taki Dışişleri Konseyi toplantısında varılan mutabakatın ardından 19 Şubat’ta İran Devrim Muhafızları’nı resmen terör örgütleri listesine ekledi. Böylece kurum, AB’nin terörle mücadele yaptırımlarına tabi olacak.