Afrika'nın nüfus patlamasının bedelini Kuzey Afrika ülkeleri ödüyor

Kalkınma planlarının ve geçim kaynaklarının yetersizliği, bölge sakinlerini göç etmeye ve göç yolları aramaya itiyor

Araştırmalara göre Afrika kıtası 2050 yılına kadar demografik patlamasının zirvesini görecek (Independent Arabia)
Araştırmalara göre Afrika kıtası 2050 yılına kadar demografik patlamasının zirvesini görecek (Independent Arabia)
TT

Afrika'nın nüfus patlamasının bedelini Kuzey Afrika ülkeleri ödüyor

Araştırmalara göre Afrika kıtası 2050 yılına kadar demografik patlamasının zirvesini görecek (Independent Arabia)
Araştırmalara göre Afrika kıtası 2050 yılına kadar demografik patlamasının zirvesini görecek (Independent Arabia)

Hamadi Mameri

Araştırmalar, Afrika kıtasının bir nüfus patlaması yaşayacağını ve kıtanın 2050 yılına kadar demografik patlamasının zirvesine ulaşacağını gösteriyor. Kıta bu tarihte dünya nüfusunun yaklaşık dörtte birini oluşturacak ve sadece üç ülkenin; Nijerya, Kongo Demokratik Cumhuriyeti ve Etiyopya'nın 755 milyonluk bir nüfusa ulaşacağı öngörülüyor.

Kongo Demokratik Cumhuriyeti'nde kadın başına 6 çocuk düşerken Mali, Burkina Faso ve Nijer'de kadın başına 7,6 çocuk düşecek ve bu oran dünya genelinde kaydedilen en yüksek oran olacak.

Şu an 80 milyonu aşan G5 Sahel Ortak Gücü ülkelerinin (Burkina Faso, Çad, Mali, Moritanya, Nijer ve Çad) nüfusunun 2050 yılına kadar 200 milyona ulaşması bekleniyor.

Refahın eşitsiz dağılımını ortadan kaldırmak ve geçim kaynağı arayışındaki göç akımlarını en aza indirmek için nüfus patlamasına ekonomik büyüme, bol miktarda tarımsal ürün ve iyi yönetim eşlik etmeli. Gerçek şu ki, Sahel ve Sahra Altı Afrika bölgeleri sürekli artan nüfusa yetecek kadar gıda üretemiyor ve küresel ısınma bu bölgedeki gıda krizini daha da kötüleştirebilir.

Bölge doğal kaynaklar açısından zengin olmasına ve yaklaşık 10 milyon metrekarelik bir alanı kapsamasına rağmen, sakinleri son derece fakir. Aynı zamanda büyük bir güvenlik tehdidinin yanı sıra, Kuzey Afrika ile Sahra altı Afrika arasında insan kaçakçılığı, gizli göç ve uyuşturucu kaçakçılığı ağlarının aktif olduğu bir kavşak noktası.

Bölge şu an büyük bir nüfus artışının yanı sıra terör, çatışmalar, istikrarsızlık, darbeler ve iklim değişikliğinin etkileri gibi sorunlarla boğuşuyor. Bu da zorunlu yerinden edilmeye ve başta Tunus ve Libya olmak üzere Akdeniz'e kıyısı olan Afrika ülkeleri üzerinden göç yolları aranmasına yol açıyor.

sdcfvg
Doğal kaynaklar açısından zengin bir bölge olmasına rağmen Afrika'nın nüfusu aşırı yoksulluktan mustarip (Independent Arabia)

Tunus bugün topraklarında 20 binden fazla yasadışı göçmenin varlığını kabul edip bu durumu kontrol altına almakta büyük zorluklarla karşı karşıya kalırken bazı gözlemciler, Afrika kıtasındaki, özellikle de Sahra Altı Afrika ülkelerindeki kırılgan ekonomik durum nedeniyle, Tunus üzerinden Avrupa'ya yapılan gizli göçün önümüzdeki yıllarda ve on yıllarda daha da artacağını düşünüyor.

Sahra Altı Afrika ülkeleri Tunus'a işgücü sağlayacak

Tunus Stratejik Araştırmalar Enstitüsü (ITES) eski başkanı ve siyasi analist Tarık Kahlavi yaptığı değerlendirmede, Asya kıtasının artık dünyanın en kalabalık kıtası olmadığını, yerine Afrika kıtasının, özellikle de Sahra Altı Afrika’nın geçtiğini söyledi. Başta Sahra Altı Afrika ülkeleri olmak üzere Afrika kıtasının, su kıtlığı ve tarım sektörünün sorunları karşısında göçe yol açan iklimsel zorlukların yanında birikmiş ekonomik zorluklarla da karşı karşıya olduğunu belirten Kahlavi, “Sahra altı Afrika'dan düzensiz göç yapısal ve nesnel nedenlerin sonucudur” dedi.

Bu konuda Tunus'u hedef alan bir plan olduğunu reddeden Kahlavi, “Savaşlar, zenginlik için rekabet ve dengesiz büyüme siyasi istikrarsızlığa ve göç eğilimine yol açıyor” ifadelerini kullandı.

Kahlavi, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Kuzey Afrika ülkeleri demografik durgunluk ve azalan doğum oranı yaşarken, Sahra altı ülkeleri muazzam bir nüfus artışı yaşıyor. Tunus, beyin göçü ve genç Tunusluların zeytin hasadı ve inşaat işleri gibi sektörlerde çalışmaktan kaçınması nedeniyle işgücü sıkıntısı çekecek, bu da Sahra Altı Afrika ülkelerinden gelen işgücünün bu işleri yapmasının önünü açacak.”

Kahlavi’ye göre bu işgücü Tunuslu işgücüne kıyasla daha az maliyetli.

Sahra Altı Afrika ülkelerinden Tunus'a gelen göçmenlerin sayısının, göç olgusuyla başa çıkmaya yönelik ulusal bir strateji olmadığından artabileceğini ifade eden Kahlavi, “Bugün uygulanan göç politikalarının merkezinde güvenliğin yer aldığını” ifade etti. Tunuslu siyasi analist, dünya ülkelerine ‘bu yoksul halklar için katılmadıkları sanayi devriminden kaynaklanan iklim değişikliğinin etkilerini telafi etmeleri’ çağrısında bulundu.

İnsan kaçakçılığı ağları

Tunus Üniversitesi'nde jeopolitik bilimler profesörü olan Rafi Tabib, ABD merkezli AL-Monitor’a yaptığı açıklamada, “Sahra Altı Afrika ülkelerinden Tunus'a göçmen akını insan kaçakçılığı ağlarının faaliyetlerinin bir sonucudur” dedi. Tabib, ‘Sahra Altı Afrika ülkelerindeki yeni gerçeklikle ve bunun sonucunda ortaya çıkacak jeostratejik değişikliklerle yüzleşmek için politikalarını birleştirmeye ve farklılıklarının üstesinden gelmeye çağrılan Arap Mağrip ülkelerini (Libya-Tunus-Cezayir-Fas-Moritanya) tehdit eden bu suç döngüsünün kırılması’ çağrısında bulundu.

Bugün küresel ekonominin işgücünü en aza indirmeye ve çoğu robotlar tarafından yönetilen fabrikaları işletmek için yapay zekaya giderek daha fazla güvenmeye başladığını belirten Tabib’e göre Sahra Altı Afrika ülkelerinden gelen işgücü, hem Avrupa'ya gitmek üzere ülkeyi terk eden hem de çeşitli el işçiliği alanlarının yanı sıra tarım işlerinde de çalışmayı reddeden Tunuslu işgücünün yerini alamaz.

Tabib, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bu bağlamda, ekonomiyi geliştirmemiz ve yetkin ve akıllı işgücüne daha fazla güvenmemiz gerekiyor. Tunus ekonomisinin Sahra Altı Afrika ülkelerinden ve etnik çatışmaların yaşandığı, cinayetler işleyen ve katliamlar gerçekleştiren terör örgütlerinin aktif olduğu bölgelerden gelen ucuz işgücüne ihtiyacı yoktur.”

Göçmenliğe karşı tedbir alma

Sahra Altı Afrika ülkeleri için beklenen yeni gerçekliğin zorlukları karşısında, ‘Avrupa kalesi’ başlığı altında Akdeniz üzerinden gelen göç dalgalarına karşı bu kaleyi güçlendirmek için birçok mekanizma geliştiren Avrupa Birliği (AB) gibi birçok ülkenin göç akımlarına karşı kendi tedbirlerini aldığını söyleyen Tabib, bu konuda kendini güçlendirmeyen ülkelerin ise küreselleşen bu olgu, yani göç çerçevesinde göçmen akınını durdurmak için geçiş bölgeleri, yerleşim yerleri ya da bariyerlere dönüşeceklerini belirtti.

Tunus, topraklarında 20 binden fazla yasadışı göçmen olduğunu kabul etti (AFP)
Tunus, topraklarında 20 binden fazla yasadışı göçmen olduğunu kabul etti (AFP)

Avrupa'yı sorumluluklarını üstlenmeye ve Sahel ve Sahra Altı Afrika ülkelerinde kalkınmanın sağlanması için çalışmaya ve bu olgunun yükünü Kuzey Afrika ülkeleriyle paylaşmaya çağıran Tabib, ayrıca bu ülkelerin siyasi liderlerini ‘milli servetleri çarçur etmekle ve halklarını yoksullaştırmakla’ suçladı. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre Tabib, bazı Afrika ülkelerindeki rejimlerin, göçmen akınına göz yumarak ve onları gönüllü geri dönüş çerçevesinde geri almayı reddederek, topu Arap Mağrip ülkelerinin sahasına attığına dikkat çekti.

Dünya Bankası tarafından yapılan bir araştırmaya göre iklim değişikliği ve su kıtlığı 2050 yılına kadar 86 milyonu Sahra Altı Afrika ülkelerinde olmak üzere dünyada 216 milyondan fazla insanı göçe zorlayacak. Afrika, iklim kaynaklı göçün yanı sıra, siyasi istikrarsızlığın da en çok tehdit ettiği bölgeler arasında yer alıyor.

Afrika stratejisi

Tunus Ekonomik ve Sosyal Haklar Forumu Sözcüsü Ramazan Bin Ömer ise yaptığı özel açıklamada, milyonlarca insanın göç akınının Tunus, Fas, Libya ve Cezayir gibi transit geçiş güzergâhı olacak ülkeler üzerinde etkileri olacağını söyledi.

İklim değişikliği ve kıtadaki adaptasyonla başa çıkmak için bir Afrika stratejisi geliştirilmesini öneren Bin Ömer, uluslararası toplumu, Afrika ülkelerinin potansiyel insan akışlarını kontrol etmelerine yardımcı olmak için iklim değişikliğinin etkilerini en aza indirmemekle suçladı. Tunus'u da önümüzdeki yıllarda meydana gelebilecek değişikliklerle başa çıkmak üzere koordinasyon sağlamak amacıyla Afrika ve Mağrip çerçevesi içerisinde çalışmaya çağıran Bin Ömer, aksi takdirde Tunus'un bu insan akışlarına karşı AB için bir tampon oluşturarak sadece Avrupa güvenlik yaklaşımının bir parçası olacağını ifade etti.

En çok etkilenen ülke Tunus

Tunus İçişleri Bakanı Halid Nuri 11 Nisan'da İtalya'nın Napoli kentinde düzenlenen ve düzensiz göçmenlerin gönüllü geri dönüşü konusunda alınacak tedbirlerin ve oluşturulacak mekanizmaların görüşüldüğü Düzensiz Göçmenlerin Menşe Ülkelerine Gönüllü Geri Dönüşü Liderlik Komitesi'ne üye devletlerin içişleri bakanlarının ikinci toplantısına katıldı.

Bakan Nuri, yaptığı açıklamada şunları söyledi:

“Tunus, göçmenlerin risk almaları ve menşe ülkelerinden Avrupa'ya düzensiz göç etmeleri için en iyi varış noktası olduğundan bu olgunun büyümesinden en çok etkilenen ülke konumundadır. Tunus emniyet ve ordu güçleri, kara ve deniz sınırlarının güvenliğini sağlamak, insan tacirleri ve göçmen kaçakçılarının önünü kesmek ve tüm sızma girişimlerini engellemek için ellerinden gelenin en iyisini yaparken, bir yandan da kurtarma ve yardım sorumluluklarını yerine getirip uluslararası hukuk, standartlar ve insan haklarına saygı çerçevesinde ayrım gözetmeksizin insanlara yardım ediyor.”

Yolsuzluk ve kötü yönetim, Afrika’daki birçok ülkede büyümeyi engelleyen faktörler arasında yer alıyor ve söz konusu ülkelerin yıllık gayri safi yurtiçi hasılalarının (GSYİH) yüzde 20 ila yüzde 40'ını kaybetmelerine neden oluyor. Hükümetlerin yolsuzlukla mücadele politikalarını uygulamaya koymaları, ekonomik kapasitelerine uygun bir demografi politikası izlemeleri ve başta işgücünü oluşturan kişiler olmak üzere, nüfuslarının önce Kuzey Afrika ülkelerine oradan da Avrupa'ya göçünü kontrol altına almak için işsizlikle mücadele etmeleri gerekiyor.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.



Pentagon: İran’ın askeri kapasitesi yok edildi, operasyonlar yeniden başlayabilir

ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth, 8 Nisan 2026’da Pentagon’da düzenlediği basın toplantısında (AP)
ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth, 8 Nisan 2026’da Pentagon’da düzenlediği basın toplantısında (AP)
TT

Pentagon: İran’ın askeri kapasitesi yok edildi, operasyonlar yeniden başlayabilir

ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth, 8 Nisan 2026’da Pentagon’da düzenlediği basın toplantısında (AP)
ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth, 8 Nisan 2026’da Pentagon’da düzenlediği basın toplantısında (AP)

ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth ile Genelkurmay Başkanı Dan Caine, 8 Nisan Çarşamba sabahı Pentagon’da düzenledikleri basın toplantısında, nihai bir zafer ilanından ziyade daha temkinli bir çerçeve çizerek açık bir savaşın geçici olarak dondurulması nitelemesinde bulundu.

Washington yönetimi, Epik (Destansı)  Öfke Operasyonu’nun askeri hedeflerine ulaştığını ve İran’ın ateşkesi zayıf bir konumdan kabul ettiğini vurguladı. Ancak toplantının içeriği, çatışmanın özünün hâlâ çözüme kavuşmadığını ortaya koydu. Hürmüz Boğazı tam anlamıyla normale dönmüş değil, yüksek düzeyde zenginleştirilmiş uranyum meselesi açık kalmayı sürdürüyor ve İslamabad’da başlaması beklenen müzakereler ortak bir zeminden değil, iki çelişkili anlatıdan hareket ediyor. Uzmanlara göre bu durum, önümüzdeki iki haftada Ortadoğu’yu en kırılgan bölge haline getiriyor.

“İran’ın askeri kapasitesi yok edildi”

Savunma Bakanı Hegseth, basın toplantısında ABD’nin “İran’ın savunma sanayi altyapısını tamamen yok ettiğini” söyledi.
Hegseth, “Artık füze, mühimmat, fırlatma platformları ya da insansız hava araçları üretemezler. Fabrikaları yok edildi” dedi.

ujuj
ABD Genelkurmay Başkanı Dan Caine, 8 Nisan 2026’da Pentagon’da düzenlediği basın toplantısında (AFP)

28 Şubat’ta ABD ve İsrail’in İran’a karşı başlattığı savaşa verilen isimle Destansı Öfke Operasyonu’nun “tarihi ve ezici bir zafer” olduğunu belirten Hegseth, operasyonun İran’ın askeri kapasitesini “ezdiğini” ve ülkeyi “önümüzdeki yıllarda savaşamayacak hale getirdiğini” savundu.

İran’ın elindeki zenginleştirilmiş uranyumun teslim edilmemesi halinde ABD’nin buna el koymaya hazır olduğunu ifade eden Hegseth
“Ne sahip olduklarını biliyoruz. Teslim edecekler. Gerekirse alacağız… Bu her türlü yöntemle yapılabilir” dedi.

“Silah tesislerinin yüzde 90’ı vuruldu”

Genelkurmay Başkanı Dan Caine ise ABD ve müttefiklerinin İran’daki silah üretim tesislerinin yaklaşık yüzde 90’ını hedef aldığını açıkladı.
Caine, özellikle “Şahid” tipi kamikaze İHA üretim tesislerinin tamamının ve bu sistemlerin yönlendirme altyapısının imha edildiğini söyledi.

fvdb
ABD’ye ait stratejik bombardıman uçağı B-52 Stratofortress, 8 Nisan 2026’da İngiltere’deki RAF Fairford hava üssünde (EPA)

İran’ın deniz gücüne ilişkin de konuşan Caine, ülkenin yüzey savaş kapasitesini yeniden inşa etmesinin “yıllar alacağını” belirtti.

Caine ayrıca, İran’ın nükleer sanayi altyapısının yaklaşık yüzde 80’inin hedef alındığını ve bunun “nükleer silah geliştirme çabalarını ciddi biçimde zayıflattığını” ifade etti.

ABD ordusunun ateşkesin sona ermesi halinde yeniden harekete geçmeye hazır olduğunu da vurgulayan Caine, “Ateşkes sadece geçici bir duraklama. Gerekirse son 38 günde gösterdiğimiz hız ve hassasiyetle operasyonlara yeniden başlarız” dedi.

Hürmüz ve yeni denge arayışı

Uzmanlara göre bu açıklamalar, ateşkesin ABD baskısı altında kabul ettirildiğini gösteriyor. Ancak deniz ticareti konusunda belirsizlik sürüyor.

Bazı gemilerin İran güçlerinden “geçiş izni” talep eden mesajlar aldığına dair işaretler, Tahran’ın Hürmüz Boğazı’nda yeni bir denge kurmaya çalıştığını ortaya koyuyor. Buna göre İran, boğazın açık kalmasını kendi denetim veya egemenlik rolünün kabulüne bağlamak istiyor.

vbrfbv
İranlılar, 8 Nisan 2026’da Tahran’da ABD ile İran arasında ateşkes ilan edilmesini kutluyor (EPA)

Bu durum gerçekleşirse risk, askeri çatışmadan ticaret kuralları, sigorta, fiyatlandırma ve geçiş ücretleri gibi alanlara kayabilir.

Temel anlaşmazlık noktaları

Pentagon açıklamaları ve ABD Başkanı Donald Trump’ın mesajları, asıl anlaşmazlığın ateşkes değil, “ateşkes sonrası düzen” olduğunu gösteriyor.

Washington, İran’ın uranyum zenginleştirmeyi durdurmasını ve yüksek düzeyde zenginleştirilmiş stokları teslim etmesini istiyor. İran tarafında dile getirilen öneriler ise zenginleştirme hakkının tanınması ve yaptırımların kaldırılması yönünde.

fdvfd
İtfaiye ekipleri, 8 Nisan 2026’da Beyrut’ta İsrail hava saldırısı sonrası çıkan yangınları söndürmeye çalışıyor (AP)

İkinci önemli anlaşmazlık ise ateşkesin kapsamı. ABD ve İsrail, İran’la varılan ateşkesin Lübnan’daki Hizbullah’a yönelik operasyonları kapsamadığını açıkça belirtti. Aynı zamanda Körfez ülkelerine yönelik saldırı iddiaları da sürüyor.

Bu tablo, doğrudan ABD-İran hattında bir yumuşama yaşanırken, vekil güçler üzerinden gerilimin devam ettiği “seçici gerilim azaltma” modeline işaret ediyor.

“Kırılgan ama sürebilir”

Uzmanlara göre mevcut durum kalıcı bir barıştan çok, “taktiksel bir duraklama”.

Washington Yakın Doğu Politikaları Enstitüsü’nden Rızın Nedimi, bunun “savaşın sonu değil, çatışmanın durması” olduğunu ve ateşkesin “kırılgan ama sürdürülebilir” göründüğünü ifade etti.

Öte yandan American Enterprise Institute’tan Michael Rubin, müzakereler konusunda daha şüpheci. Rubin, “Her anlaşma barış getirmez” diyerek, İran’ın Hürmüz’de geçişleri ücretlendirme veya kontrol altına alma fikrini “mantıksız” olarak nitelendirdi.

Genel tabloya bakıldığında, bölgenin önümüzdeki dönemde müzakerelerin sonucuna bağlı olarak ya kalıcı bir çözüme yaklaşacağı ya da yeniden geniş çaplı bir çatışmaya sürükleneceği değerlendiriliyor.


İslamabad süreci Cuma günü başlıyor… Trump İran’da rejim değişikliği sinyali verirken İsrail, Lübnan’da 10 dakikada 100 hedef vurdu

İslamabad süreci Cuma günü başlıyor… Trump İran’da rejim değişikliği sinyali verirken İsrail, Lübnan’da 10 dakikada 100 hedef vurdu
TT

İslamabad süreci Cuma günü başlıyor… Trump İran’da rejim değişikliği sinyali verirken İsrail, Lübnan’da 10 dakikada 100 hedef vurdu

İslamabad süreci Cuma günü başlıyor… Trump İran’da rejim değişikliği sinyali verirken İsrail, Lübnan’da 10 dakikada 100 hedef vurdu

Bölgede gelişmeler hız kazanırken, iki haftalık “ateşkes” anlaşmasının yürürlüğe girmesiyle birlikte yeni bir aşamaya giriliyor. ABD Başkanı Donald Trump’ın, İran’la çalışmaya hazır  olduğunu belirtirken aynı zamanda “rejim değişikliği” imasında bulunması, sahada “yeni angajman kuralları” oluştuğuna işaret ediyor.

Uluslararası çevreler Cuma günü yapılması planlanan İslamabad görüşmelerini beklerken, Trump Truth Social platformu üzerinden sert kırmızı çizgiler ortaya koydu ve uranyum zenginleştirmeye izin verilmeyeceğini vurguladı. Bununla birlikte gümrük tarifeleri ve yaptırımların hafifletilmesi konularının da müzakereye açık olduğunu ifade etti.

Sahada ise dikkat çekici bir çelişki yaşanıyor. Ateşkes sürecine rağmen İsrail ordusu, Çarşamba günü Lübnan’a Mart ayı başından bu yana en büyük hava saldırısını gerçekleştirdi. Yaklaşık 10 dakika içinde Hizbullah’a ait 100’e yakın hedef ve altyapı vuruldu.

ABD Savunma Bakanı, İran’ın savunma sanayisinin tamamen yok edildiğini, güvenle ifade ederken, Pete Hegseth de “İran savaşı”na katılan birliklere yüksek hazırlık seviyesini koruma talimatı verdi. Bu gelişmeler, iki haftalık ateşkesin hem sahada hem de siyasi düzlemde ciddi bir sınavla karşı karşıya olduğunu gösteriyor.


Bill Gates, Epstein davasıyla ilgili olarak kongre komitesinin önüne çıkacak

Bill Gates ve eski eşi Melinda French (Reuters)
Bill Gates ve eski eşi Melinda French (Reuters)
TT

Bill Gates, Epstein davasıyla ilgili olarak kongre komitesinin önüne çıkacak

Bill Gates ve eski eşi Melinda French (Reuters)
Bill Gates ve eski eşi Melinda French (Reuters)

Şarku'l Avsat'ın AFP'den aktardığına göre Milyarder Bill Gates, hükümlü cinsel suçlu Jeffrey Epstein ve ortağı Ghislaine Maxwell'i araştıran bir kongre komitesi önünde 10 Haziran'da ifade verecek.

Microsoft'un kurucu ortağı Gates, ABD Adalet Bakanlığı tarafından yayınlanan ve Epstein ile yakın arkadaşlıklarını, yasadışı mali işlemlerini ve özel fotoğraflarını ortaya koyan belgelerde adı geçen kişiler arasında yer alıyor.

Kaynak, Gates'in "kayıtlı bir görüşme" geçireceğini açıkladı ve ifadesinin, eski Başkan Bill Clinton ve eski Dışişleri Bakanı ve Senatör Hillary Clinton'ın da sorgulandığı aynı kapalı oturumda gerçekleşeceğini belirtti.

Bill Gates'in sözcüsü bir e-postada, Gates'in "komite önünde ifade verme fırsatını memnuniyetle karşıladığını" söyledi. Sözcü, Gates'in "Epstein'ın yasadışı faaliyetlerinin hiçbirine tanık olmadığını veya katılmadığını, ancak komitenin önemli çalışmalarını desteklemek için tüm sorularını yanıtlamayı dört gözle beklediğini" ifade etti.

Gates, Epstein ile olan ilişkisinde "korkunç bir hata" yaptığını kabul ederek, şubat ayında hayır kurumundaki çalışanlarına iki Rus kadınla ilişkisi olduğunu söyledi, ancak hükümlü finansörün suçlarıyla herhangi bir ilgisi olduğunu reddetti. Adalet Bakanlığı tarafından yayınlanan belgelerde yer alan bir e-posta taslağında Epstein, Gates'in evlilik dışı bir ilişkisi olduğunu belirterek, Gates ile olan ilişkisinin "Bill'in Rus kızlarla cinsel ilişkiye girmesinin sonuçlarını hafifletmek için uyuşturucu temin etmesine yardım etmekten, evli kadınlarla yasadışı buluşmalarını kolaylaştırmaya kadar" uzandığını yazdı.

70 yaşındaki Gates, kamuoyuna yaptığı bir açıklamada iki evlilik dışı ilişkisi olduğunu itiraf etti. "İki ilişkim oldu, biri bir briç etkinliğinde tanıştığım Rus briç oyuncusuyla, diğeri ise iş aracılığıyla tanıştığım Rus bir nükleer fizikçiyleydi" dedi.

Ancak, 2019'da New York'taki hapishane hücresinde cinsel istismar suçlamalarıyla yargılanmayı beklerken ölen Epstein'ın kurbanlarıyla herhangi bir ilişkisi olduğunu reddetti.

Gates, halka açık toplantıda, "Hiçbir yasa dışı şey yapmadım ve hiçbir yasa dışı şey görmedim" dedi. Teknoloji devi, Epstein ile ilişkisinin, Epstein'ın reşit olmayan birini fuhuşa teşvik etmekten suçlu bulunmasından üç yıl sonra, 2011'de başladığını açıkladı.

Epstein'a uygulanan 18 aylık seyahat yasağının farkında olduğunu ancak geçmişini araştırmadığını ifade etti. O zamanki eşi Melinda'nın 2013 yılında Epstein hakkında endişelerini dile getirdiğini, ancak kendisinin ilişkiyi en az bir yıl daha sürdürdüğünü belirtti.