İsrail, İran'ın nükleer tesislerine "sınırlı" bir saldırı başlatmayı düşünüyor

Tahran'ın yaklaşık 322 kilometre (200 mil) güneyinde yer alan Natanz'daki uranyum zenginleştirme tesisinin genel görünümü (Reuters)
Tahran'ın yaklaşık 322 kilometre (200 mil) güneyinde yer alan Natanz'daki uranyum zenginleştirme tesisinin genel görünümü (Reuters)
TT

İsrail, İran'ın nükleer tesislerine "sınırlı" bir saldırı başlatmayı düşünüyor

Tahran'ın yaklaşık 322 kilometre (200 mil) güneyinde yer alan Natanz'daki uranyum zenginleştirme tesisinin genel görünümü (Reuters)
Tahran'ın yaklaşık 322 kilometre (200 mil) güneyinde yer alan Natanz'daki uranyum zenginleştirme tesisinin genel görünümü (Reuters)

İsrailli bir yetkili ve konu hakkında bilgi sahibi iki kaynağın Reuters'a verdiği bilgiye göre, ABD Başkanı Donald Trump'ın İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'ya ABD'nin şu anda böyle bir hamleyi desteklemeye hazır olmadığını söylemesine rağmen, İsrail önümüzdeki aylarda İran'ın nükleer tesislerine yönelik bir saldırıyı göz ardı etmiyor.

İsrailli yetkililer Tahran'ın nükleer silah edinmesini engelleme sözü verirken, Netanyahu da İran'la yapılacak her türlü müzakerenin nükleer programın tamamen ortadan kaldırılmasıyla sonuçlanması gerektiğinde ısrar ediyor.

ABD ve İran arasındaki nükleer ön görüşmelerin ikinci turu, geçen hafta Muskat'ta yapılan ilk turun ardından bugün Roma'da gerçekleştirilecek.

İsrail geçtiğimiz aylarda ABD Başkanı Donald Trump yönetimine İran tesislerine saldırmak için bir dizi seçenek sundu ve bunlardan bazılarının ilkbahar sonu ile yaz aylarında yapılması planlanıyor.

Kaynaklara göre bu planlar, Tahran'ın nükleer programını silah haline getirme kabiliyetini aylarca, bir yıl veya daha uzun süre sekteye uğratabilecek. Operasyon, yoğunluğu değişen hava saldırıları ve komando operasyonlarının bir karışımını içeriyor.

New York Times çarşamba günü, Trump'ın bu ayın başlarında Beyaz Saray'da İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile yaptığı görüşmede, Washington'un Tahran ile diplomatik görüşmelere öncelik vermek istediğini ve kısa vadede İran'ın nükleer tesislerine yönelik bir saldırıyı desteklemeye hazır olmadığını söylediğini aktardı.

Ancak İsrailli yetkililer, ordularının İran'a daha az ABD desteği gerektirecek sınırlı bir saldırı düzenleyebileceğine inandıklarını ifade ettiler. Şarku’l Avsat’ın Reuters'ten aktardığına göre bu saldırı İsrail'in başlangıçta önerdiğinden çok daha küçük çaplı olacak.

Özellikle nükleer anlaşmayla ilgili görüşmeler başlarken İsrail'in böyle bir saldırıyı gerçekleştirip gerçekleştirmeyeceği ya da ne zaman gerçekleştireceği belirsiz.

 İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi (AP)İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi (AP)

Bu hamlenin Trump'ı yabancılaştırması ve ABD'nin İsrail'e verdiği daha geniş desteği tehlikeye atması muhtemeldir.

Biden yönetiminden iki eski üst düzey yetkili Reuters'a yaptıkları açıklamada, planların bazı bölümlerinin geçen yıl Biden yönetimine sunulduğunu söyledi. Planların neredeyse tamamı doğrudan askeri müdahale ya da istihbarat paylaşımı yoluyla ABD'nin önemli ölçüde desteğini gerektiriyordu. İsrail ayrıca Washington'dan İran'ın misilleme yapması halinde, İsrail'in kendisini savunmasına yardım etmesini istedi.

Yorum talebine yanıt olarak ABD Ulusal Güvenlik Konseyi Reuters'e Trump'ın perşembe günü gazetecilere İsrail'i bir saldırı başlatmaktan caydırmadığını, ancak Tahran'a karşı askeri eylemi desteklemek için “acele etmediğini” söylediği yorumlarına atıfta bulundu.

Trump şöyle dedi: “Bence İran'ın büyük bir ülke olma ve ölüm olmadan mutlu yaşama şansı var. Bu benim ilk tercihim. Eğer ikinci bir seçenek varsa, bunun İran için çok kötü olacağını ve İran'ın diyalog istediğini düşünüyorum” dedi.

Üst düzey bir İsrailli yetkili Reuters'a yaptığı açıklamada, İran'ın vurulması konusunda henüz bir karar alınmadığını belirtti.

İranlı üst düzey bir güvenlik yetkilisi, Tahran'ın İsrail'in planlarından haberdar olduğunu ve herhangi bir saldırının “İran'dan sert ve kararlı bir yanıt” alacağını söyledi.

ABD'ni başkanı Donald Trump (Reuters)ABD'ni başkanı Donald Trump (Reuters)

Yetkili Reuters'a yaptığı açıklamada, “Güvenilir kaynaklardan İsrail'in İran'ın nükleer tesislerine büyük bir saldırı planladığına dair istihbarat aldık. Bu, İran'ın nükleer programı konusunda devam eden diplomatik çabalardan duyulan memnuniyetsizlikten ve Netanyahu'nun siyasi hayatta kalma aracı olarak çatışmaya duyduğu ihtiyaçtan kaynaklanıyor” değerlendirmesinde bulundu.

İran ve ABD arasında Tahran'ın nükleer hedefleri konusunda on yıllardır süren anlaşmazlığı çözmek üzere yürütülen görüşmelerin ikinci turu bugün Roma'da başlıyor.

Bazı İranlı yetkililerin yaptırımların yakında kaldırılabileceği yönündeki spekülasyonlarının ardından Tahran, anlaşmaya hızlı bir şekilde varılabileceği yönündeki beklentileri en aza indirmeye çalışıyor. İran Lideri Ali Hamaney geçen hafta yaptığı açıklamada “ne aşırı iyimser ne de aşırı kötümser” olduğunu söyledi.

ABD yönetimi İran'ın nükleer sorununu çözmenin en iyi yolu konusunda ikiye bölünmüşken, son birkaç gündür müzakerelere yeniden başlama şansını araştırmak üzere Arap ve uluslararası başkentlere diplomatik seferler düzenleniyor.

Tahran ve Washington arasındaki nükleer görüşmelerin ikinci turunun arifesinde İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi dün yaptığı açıklamada, ABD'nin niyetleri konusunda “ciddi şüpheleri” olduğunu söyledi.

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (IAEA) Direktörü Rafael Grossi, ABD ve İran'ın yeni bir nükleer anlaşmaya varmak için çok az zamanı olduğunu vurgularken, İran Dışişleri Bakanlığı ajansın devam eden görüşmelere katılması önerisini “henüz çok erken olduğu için” reddetti.

Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı Genel Müdürü Rafael Grossi Tahran'daki görüşme öncesinde (AP)Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı Genel Müdürü Rafael Grossi Tahran'daki görüşme öncesinde (AP)

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (IAEA) İran'ın uranyumu yüzde 60 gibi yüksek bir oranda zenginleştiren nükleer silah sahibi olmayan tek ülke olduğunu ve bu oranın nükleer silah yapmak için gereken yüzde 90'a yakın olduğunu bildirirken, İran'ın büyük miktarlarda bölünebilir madde stoklamaya devam ettiğine dikkat çekiyor.



Muhammed Bakır Zülkadir… Devrim Muhafızları Ordusu’nun kalbinde köklü bağlantılara sahip bir adam

Muhammed Bakır Zülkadir, Aralık 2020’de İran Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) bağlı Tesnim Haber Ajansı’na verdiği röportajda ​​konuşuyor. (Arşiv)
Muhammed Bakır Zülkadir, Aralık 2020’de İran Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) bağlı Tesnim Haber Ajansı’na verdiği röportajda ​​konuşuyor. (Arşiv)
TT

Muhammed Bakır Zülkadir… Devrim Muhafızları Ordusu’nun kalbinde köklü bağlantılara sahip bir adam

Muhammed Bakır Zülkadir, Aralık 2020’de İran Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) bağlı Tesnim Haber Ajansı’na verdiği röportajda ​​konuşuyor. (Arşiv)
Muhammed Bakır Zülkadir, Aralık 2020’de İran Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) bağlı Tesnim Haber Ajansı’na verdiği röportajda ​​konuşuyor. (Arşiv)

İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreterliği görevine getirilen Muhammed Bakır Zülkadir, sürpriz bir isim olmadı. Ali Laricani’nin öldürülmesinden bir hafta sonra yapılan bu tercih, İran İslam Cumhuriyeti’nin sert yönetim yapısını şekillendiren derin devlet halkalarından birinden gelen bir isme işaret etti.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’ın iletişim ve medya işlerinden sorumlu yardımcısı Mehdi Tabatabai dün yaptığı açıklamada, Zülkadir’ın Laricani’nin yerine atandığını duyurdu. Tabatabai, sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı paylaşımda, yeni Dini Lider Mücteba Hamaney’in bu atamayı onayladığını belirtti.

Resmi olarak Pezeşkiyan’ın başkanlık ettiği Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi, güvenlik konuları ve dış politikanın koordinasyonundan sorumlu bulunuyor. Konsey; ordu, istihbarat ve hükümetten üst düzey yetkililerin yanı sıra, devlet işlerinde son sözü söyleyen Dini Lider’in temsilcilerini de içeriyor.

Söz konusu atama, tehlike dönemlerinde devletin önceliklerinin doğrudan bir yansıması olarak değerlendirildi. Yeni Dini Lider’in, Zülkadir’i konseyde kendi temsilcisi olarak görevlendiren ikinci bir kararname yayımlaması ve böylece anayasa uyarınca oy kullanabilmesini sağlaması bekleniyor.

Zülkadir’ın önemi, klasik anlamda seçimler, kürsüler ya da kamuoyuna hitap gücü üzerinden yükselen bir siyasetçi olmamasından kaynaklanıyor. Daha farklı bir profil çizen Zülkadir, kurumların vitrininde değil, derinliklerinde güç biriktiren bir isim.

Bu nedenle kariyeri, birbirini izleyen idari görevlerden ziyade, İran’daki iktidar yapısının en sağlam noktaları arasında uzanan kesintisiz bir hat olarak öne çıkıyor.

Zülkadir’in en üst düzey güvenlik makamına yükselmesi, mevcut konjonktürde ayrı bir önem taşıyor. Kendisi yalnızca üstlendiği görevlerle değil, yönetim yapısı içindeki rolüyle değerlendiriliyor. Savaş döneminden organizasyon ve ağ yönetimi deneyimiyle çıkan Zülkadir, Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) içinde derin devletin merkezinde yer aldı; ardından İçişleri Bakanlığı, yargı ve Düzenin Maslahatını Teşhis Konseyi gibi kurumlar üzerinden nüfuz alanını genişletti.

Bu atama, görevin ötesinde daha geniş bir yönelim hakkında da ipuçları veriyor: Baskı ve daralma dönemlerinde, kamuoyu önündeki figürlerden ziyade, sistemin iç yapısını temsil eden isimler öne çıkıyor.

‘Mansurundan’ devlete

Zülkadir’i anlamak, yetiştiği siyasi ortamı dikkate almadan mümkün görünmüyor. Kendisi, daha sonra DMO içinde etkili konumlara gelen isimleri de barındıran erken dönem ağlardan biri olan ‘Mansurun’ halkasına mensup bir kuşaktan geliyor. Bu çevreden çıkan Muhsin Rızai, Ali Şemhani, Gulam Ali Reşid ile Muhammed ve Ahmed Furuzende kardeşler gibi isimler, ilerleyen yıllarda rejim içinde önemli roller üstlendi.

Bu noktada belirleyici olan yalnızca erken dönem örgütsel aidiyet değil, söz konusu yapının temsil ettiği formasyon. Mansurun halkası, devrim öncesine uzanan, ideolojik olarak sert çizgide konumlanan ve daha sonra DMO kapısı üzerinden devlet yapısı içine yeniden yerleşen bir ağ niteliği taşıyor.

ferfr
İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, Düzenin Maslahatını Teşhis Konseyi toplantısında Muhammed Bakır Zülkadir ile yan yana oturuyor. (Kalibaf’ın internet sitesi)

Zülkadir’in yükselişi, mevcut bir kurum içinde kariyer basamaklarını tırmanmaktan ziyade, ilişki ve sadakat ağı içinde gelişen bir süreç olarak öne çıkıyor. Bu nedenle kendisi, yalnızca profesyonel bir asker olarak değil; güvenlik ve siyaseti, rejimin korunması adına tek bir alan olarak gören bir kuşağın temsilcisi olarak değerlendiriliyor. Bu arka plan, ona rejim içinde kalıcılık ve yeniden konumlanma açısından önemli bir avantaj sağladı. Hükümetler, yüzler ve görevler değişse de Zülkadir’in merkezle olan yakınlığı büyük ölçüde korundu.

Ramazan Karargâhı ve savaş

Şah’ın devrilmesinin ardından Zülkadir, Mansurun halkasının diğer üyeleri gibi önce devrim komiteleri üzerinden yükseldi, ardından DMO saflarına katıldı. Ancak İran-Irak Savaşı yıllarında öne çıkan en belirgin görevi, Ramazan Karargâhı’nın komutanlığı oldu. Bu görev, uzun kariyerinde sıradan bir askeri durak değil, siyasi ve güvenlik kimliğinin şekillenmesinde temel eşiklerden biri olarak değerlendiriliyor.

Ramazan Karargâhı, sınır ötesi faaliyetlerin çekirdeğini oluşturdu. Irak içinde Saddam Hüseyin karşıtı Kürt ve Şii gruplarla koordinasyon, derinlikte operasyonlar yürütülmesi ve sınır ötesi ağların kurulması gibi görevler bu yapı üzerinden organize edildi. Söz konusu yapıdan daha sonra Kudüs Gücü doğdu.

dfvfd
Muhammed Bakır Zülkadir’in Düzenin Maslahatını Teşhis Konseyi’nin internet sitesinde yayınlanan, bir toplantı sırasında çekilmiş fotoğrafı

Bu süreç, Zülkadir’in karakteristik özelliklerinden birini belirginleştirdi. O, yalnızca klasik bir saha komutanı olarak değil; askeri, istihbari ve siyasi alanların kesişiminde hareket eden bir isim olarak öne çıktı. Ramazan Karargâhı deneyimi, cephe yönetiminin ötesinde, ilişkiler kurma, ağları işletme ve savaşı kalıcı nüfuz üretme aracına dönüştürme pratiğini içeriyordu. Bu yaklaşım, sonraki kariyerinde de belirleyici oldu.

Bu yönüyle Ramazan Karargâhı, yalnızca bir operasyon sahası değil, İran sisteminde daha sonra kurumsallaşacak bir çalışma tarzının erken örneklerinden biri olarak görülüyor: askeri yapı, dolaylı faaliyetler, müttefik ve vekil grupların yönetimi ve çatışmanın nüfuz üretimine dönüştürülmesi. Bu ortamda Zülkadir, sahne önündeki bir figürden çok, perde arkasında düzen kuran ve kontrol sağlayan bir aktör olarak şekillendi.

DMO saflarında yükseliş

1980’li yıllardaki savaşın sona ermesinin ardından Zülkadir, DMO içinde en üst komuta kademesinde 16 yıl geçirdi. Bu sürenin 8 yılını Genelkurmay Başkanlığı, sonraki 8 yılını ise başkomutan yardımcılığı görevinde tamamladı. Bu uzun süreli üst düzey konumlanma, yalnızca unvanlardan ibaret olmayıp, onu tekil görevlerin ötesinde ‘yapı insanı’ haline getiren temel unsur olarak öne çıkıyor.

Bu noktada fark belirginleşiyor. Genelkurmay Başkanlığı ve başkomutan yardımcılığı gibi görevler, yalnızca saha deneyimi değil; yönetim, koordinasyon ve kurumsal disiplin içinde ustalaşmayı gerektiriyor. Bu nedenle Zülkadir’in gücü, popüler bir görünürlükten ya da hitabet gücünden değil, doğrudan DMO’nun kurumsal mekanizması içindeki konumundan kaynaklandı. Zülkadir, karmaşıklaştıkça güçlenen bir yapı içinde etkinliği artan isimlerden biri olarak değerlendiriliyor.

fgbgf
Muhammed Bakır Zülkadir, Genelkurmay Başkanlığı’nda Besic temsilcisi olarak görev yaparken (Arşiv – Fars Haber Ajansı)

Zamanla, Zülkadir’in rejim içindeki yeri, muhafazakâr sert kanat içinde daha da belirginleşti. O, yalnızca yükselen bir askeri figür değil, aynı zamanda rejim içi hizalanmalarda net bir pozisyona sahip bir aktör olarak öne çıktı. Bu durum, özellikle Muhammed Hatemi dönemindeki reform sürecinde daha görünür hale geldi. Söz konusu dönemde, askeri kurum ile siyasi alan arasındaki gerilimin artık sessizlik içinde tutulması mümkün olmaktan çıkmıştı.

DMO reformla karşı karşıya

Reform süreci sırasında Zülkadir, DMO içindeki muhafazakâr kanatla bağlantılı askeri figürlerden biri olarak öne çıktı. Bu dönemde reformist Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi, siyasi alanı genişletmeye ve devlet-toplum ilişkisini yeniden tanımlamaya çalışıyordu. Süreç, Ali Ekber Haşimi Rafsancani döneminde başlatılan yeniden imar ve kalkınma politikalarının devamı niteliği taşırken, rejimin sert güç merkezleri bu yönelime giderek artan bir kaygıyla yaklaştı.

Tam da bu bağlamda Zülkadir, idari nitelikli bir askeri komutan profilinden, belirgin siyasi konuma sahip bir subay kimliğine evrildi. İsmi, o dönemde DMO komutanlarının Hatemi’ye gönderdiği ve askeri kurumun siyasi alana müdahale biçimini simgeleyen mektupla birlikte anıldı. Bu mektup, sistemin dengelerinin tehdit altında görüldüğü anlarda ordunun nasıl devreye girdiğini gösteren en çarpıcı örneklerden biri olarak değerlendiriliyor. Ayrıca Zülkadir, çeşitli analiz ve biyografilerde, reform projesine karşı sert tutum alan çevrelerle ilişkilendirildi. 1990’ların sonlarında öğrenci hareketleri ve protestolarla yaşanan gerilim ortamında, bu çizginin parçası olarak öne çıktı.

Bu dönemin önemi yalnızca yaşanan olaylarla sınırlı değil, daha derin bir yapısal anlam taşıyor. Zira bu süreç, Zülkadir’in siyasete DMO’dan ayrıldıktan sonra değil, kurumun bizzat siyasileştiği bir dönemde, içeriden dahil olduğunu ortaya koyuyor. Dolayısıyla ilerleyen yıllarda güvenlik ve yürütme organlarında üstlendiği görevler, ani bir yön değişikliğinden ziyade bu çizginin devamı olarak değerlendiriliyor.

Ahmedinejad ve İçişleri Bakanlığı

Mahmud Ahmedinejad’ın 2005 yılında cumhurbaşkanlığına gelmesiyle birlikte Zülkadir, İçişleri Bakanlığı’nda güvenlikten sorumlu bakan yardımcılığı görevine getirildi. Bu pozisyon, özünde sıradan bir idari görevden daha fazlasını ifade ediyordu. Zira iç güvenlik, valiliklerin denetimi ve krizler, protestolar ile yerel gerilimlerin yönetimi gibi hassas alanların kesişim noktasında yer alıyordu. Bu da onun, askeri yapıdan yürütmenin merkezine geçiş yaptığını gösterdi.

Bu dönem, Zülkadir’in kurumsal karakterine dair önemli bir yönü ortaya koydu. Kendisi, DMO içinden ayrılarak İçişleri Bakanlığı’na geçmiş olsa da, kontrol ve denetim mantığını terk etmedi. Böylece sistemi koruma rolünü, doğrudan askeri güçten güvenlik bürokrasisi üzerinden yürütülen bir yapıya taşıdı. Bu tür bir geçiş, devlet içinde farklı bir ilişki ağına erişim anlamına geliyor. Aynı zamanda merkez ile taşra arasındaki dengeler, valilik mekanizmalarının işleyişi ve yerel güvenlik aygıtlarının merkezi otoriteyle ilişkisi konusunda derin bir tecrübe kazandırıyor. Bu da Zülkadir’in, yalnızca askeri değil, idari güvenlik mimarisi içinde de etkili bir aktör haline gelmesini sağladı.

Besic aracılığıyla yeniden konumlanma

Zülkadir’in İçişleri Bakanlığı’ndaki görevi uzun sürmedi; 2007 yılında, Mahmud Ahmedinejad ile yaşandığı belirtilen görüş ayrılıkları eşliğinde görevinden ayrıldı. Ancak bu ayrılık fiili bir geri çekilme anlamına gelmedi. Nitekim Aralık 2007’de Ali Hamaney tarafından, Silahlı Kuvvetler Genelkurmay Başkanlığı’nda Besic’ten sorumlu başkan yardımcılığı görevine atandı. Bu görev, o dönemde ilk kez oluşturulan bir pozisyondu.

Bu atama, Zülkadir’in kariyerinde kritik bir dönüm noktası olarak öne çıkıyor. Zira hükümetten ayrılmasına rağmen merkezdeki güveni kaybetmediğini, aksine sistemin en hassas alanlarından biri içinde hızla yeniden konumlandırıldığını gösterdi. İran’da Besic, yalnızca yardımcı bir güç değil; ideolojik mobilizasyon ile DMO’nun toplum içindeki örgütlü varlığını birleştiren temel araçlardan biri olarak kabul ediliyor.

Hamaney’in bu göreve ilişkin yayımladığı kararname, yalnızca bir atama metni olmanın ötesine geçti. Kararnamede, Besic’in hem nicelik hem nitelik olarak güçlendirilmesi ve toplumsal hayatın farklı alanlarındaki etkisinin genişletilmesi vurgulandı. Bu ifade biçimi, Zülkadir’e verilen görevin kapsamını ve stratejik niteliğini açık biçimde ortaya koydu.

Güvenlik ve adalet

2010 yılından itibaren Zülkadir, yargı erkine geçti. Bu kapsamda önce suçun önlenmesi ve toplumsal koruma alanından sorumlu başkan yardımcılığı görevini üstlendi, ardından 2020’ye kadar yargı erki başkanının stratejik yardımcısı olarak görev yaptı.

Bu geçiş, askeri bir yapıdan hukuk alanına keskin bir sıçrama olarak değerlendirilmiyor. Zira İran’da bu iki alan arasında net bir ayrım bulunmuyor; yargı da doğrudan Ali Hamaney’e bağlı devlet aygıtının bir parçası olarak işliyor.

Bu dönem, Zülkadir’in devlet içindeki ilişkiler ağını daha da derinleştirdi. Her ne kadar kariyerine yeni bir katman eklemiş olsa da, üstlendiği temel işlev değişmedi: rejimi, farklı araçlar üzerinden korumak.

Rızai’nin mirasçısı...

Eylül 2021’de Zülkadir, Düzenin Maslahatını Teşhis Konseyi Genel Sekreterliği görevine, Muhsin Rızai’nin yerine atandı. Bu geçiş, yalnızca üst düzey bir kurum içindeki idari bir değişiklikten ibaret görülmedi. Bir yandan savaş dönemi ve DMO kökenli kuşağın stratejik karar mekanizmalarındaki yükselişinin devamı olarak değerlendirildi; diğer yandan ise yürütme ve güvenlik alanlarından, sistem içi dengelerin yönetildiği ve uzlaşmaların şekillendirildiği bir kuruma geçiş anlamı taşıdı.

sdvfdvf
İran’da Düzenin Maslahatını Teşhis Konseyi toplantısından (Konsey’in internet sitesi)

Konsey genel sekreterliği, salt protokol görevi değil. Bu makam, komisyonların yönetilmesi, kurumun bürokratik ve uzmanlık faaliyetlerinin denetlenmesi ve çoğu zaman en üst karar merciiyle bağlantının sağlanması gibi işlevler içeriyor. Bu yönüyle görev, kamuoyu önünde öne çıkan bir siyasetçiden ziyade; dosya yönetimi, kurumsal işleyiş ve ağlar üzerinden etkili olan Zülkadir’in profiliyle örtüşüyor.

Bu noktada Zülkadir’in etkisi, ailevi ve kurumsal bağlantılar üzerinden de genişliyor. Kendisi, İran Dışişleri Bakan Yardımcısı olan Kazım Garibabadi’nin kayınpederi konumunda. Garibabadi, İran diplomasi teşkilatında güvenlik kökenli öne çıkan isimlerden biri olarak biliniyor ve nükleer müzakere ekibinde de yer aldı.

Daha önce yargı erki başkan yardımcılığı ve İnsan Hakları Komisyonu başkanlığı gibi kritik görevlerde bulunan Garibabadi, aynı zamanda Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) başta olmak üzere Viyana’daki uluslararası kuruluşlar nezdinde İran büyükelçisi olarak görev yaptı. İran içindeki değerlendirmelerde, bu ailevi yakınlığın Garibabadi’nin yükselişine katkı sağladığı sıkça dile getirilirken, bu durum Zülkadir’in etkisinin tek bir makamla sınırlı kalmayıp birden fazla kurum üzerinden genişlediğine işaret ediyor.

Laricani’den Zülkadir’e

Son savaşta Ali Laricani öldüğünde, sistem yalnızca müzakere yeteneğine sahip bir siyasi figürü kaybetmedi; aynı zamanda güvenlik, siyaset ve diplomasi arasındaki hassas kesişimlerde hareket edebilen bir ismi de yitirdi. Onun yokluğunda sorulması gereken soru, yalnızca yerine kimin geçeceği değil, sistemin bu aşamada hangi tür bir lidere ihtiyaç duyduğuydu.

Zülkadir’in seçilmesi, bu soruya net bir yanıt sundu. Hüseyin Dehgan’ın adı birkaç gün tartışıldıktan sonra ataması reddedildi. Dehgan, eski Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani ile yakın ilişkileri nedeniyle beklenen bir isimdi ve mevcut Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’ın reformist eğilimleriyle uyumlu görünüyordu. Ancak Dehgan, Zülkadir’ın yıllar içinde edindiği politik ve kurumsal ağırlığa sahip değildi.

dsfvdvs
Muhammed Bakır Zülkadir, eski Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi’nin seçim kampanyası sırasında (Mehr Haber Ajansı)

Zülkadir, Laricani’nin devamı değil, ondan sonraki dönemin bir yönelimi olarak görülüyor. Laricani, denge ve müzakere yeteneğiyle kurumlar arasında hareket edebilen bir isimdi; Zülkadir ise yapı, sağlamlık ve iç disiplin odaklı bir figür.

Bu yalnızca kişisel bir fark değil, aynı zamanda dönemin gerekliliğiyle ilgili bir fark. Savaş, rejimi, esnek müzakerecilerden ziyade, güvenlik ağları ve derin devlet yapısı açısından güvenilir bir isim aramaya yöneltti.

Bu açıdan Zülkadir’in atanması sürpriz sayılmıyor. Mansurun halkasından Ramazan Karargâhı’na, DMO liderliğinden İçişleri Bakanlığı’na, yargıdan Düzenin Maslahatını Teşhis Konseyi’ne uzanan kariyeri, farklı kurumlar arasında rastgele geçişler değil; çok yüzlü tek bir yapının içinde yükseliş olarak okunuyor. Bugün Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi’ne, bu yapının bir parçası ve onun ifadesi olarak geliyor.

Ali Şemhani, Zülkadir için en uygun profilli isim olarak görülüyordu. Şemhani, savaş döneminde Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi şemsiyesi altında karar mekanizmasını elinde bulunduran Yüksek Savunma Komitesi’ni yönetiyordu. Şemhani’nin ölümünün ardından yeni Dini Lider, ilk adımı olarak Muhsin Rızai’yi askeri danışman olarak atadı. Zülkadir’in atanmasıyla, zaman zaman ‘güneyli komutanlar’ olarak anılan çevre, en üst düzeyde askeri ve güvenlik kararlarının şekillendirilmesindeki rollerini korumuş oldu.

Zülkadir, kamuoyunda en çok bilinen ya da İran siyasetinin dışındaki çevrelerce en tanınan isim olmayabilir. Ancak, rejimlerin ‘zor günler’ için sakladığı türden bir figür. İran İslam Cumhuriyeti varoluşsal bir sınavdan geçtiğinde, rejim yüzeydeki isimlere daha az, iç yapılardaki kilit adamlara daha fazla güveniyor. Zülkadir de bu isimlerden biri ve savaş onu tekrar ön saflara çıkardı.


Almanya'nın batısındaki Neuss limanında bir kargo gemisi köprüye çarptı

Almanya'nın Neuss şehrinde, 24 Mart 2026 tarihinde, bir konteyner gemisi köprüye çarptıktan sonra limana yanaştı ve birçok konteyner suya düştü (DPA)
Almanya'nın Neuss şehrinde, 24 Mart 2026 tarihinde, bir konteyner gemisi köprüye çarptıktan sonra limana yanaştı ve birçok konteyner suya düştü (DPA)
TT

Almanya'nın batısındaki Neuss limanında bir kargo gemisi köprüye çarptı

Almanya'nın Neuss şehrinde, 24 Mart 2026 tarihinde, bir konteyner gemisi köprüye çarptıktan sonra limana yanaştı ve birçok konteyner suya düştü (DPA)
Almanya'nın Neuss şehrinde, 24 Mart 2026 tarihinde, bir konteyner gemisi köprüye çarptıktan sonra limana yanaştı ve birçok konteyner suya düştü (DPA)

Polisin açıklamasına göre, Almanya'nın batısındaki Neuss limanında konteyner yüklü bir kargo gemisi köprüye çarptı ve iki boş konteyner suya düşerken, diğerleri de tehlikeli bir şekilde yana yattı.

Mevcut bilgilere göre olayda herhangi bir yaralanma bildirilmedi. Sadece liman trenlerinin kullandığı köprü, hasar tespiti için trafiğe kapatıldı.

Yetkililer, geminin köprünün altında sıkıştığını belirtti. Hidrolik sistemle çalışan hareketli bir köprü olduğu için gemiyi kurtarmak amacıyla mümkün olan en hızlı şekilde yukarı kaldırıldı; bu da daha fazla dengesiz konteynerin suya düşmesine neden oldu.

Birkaç saatlik çalışmanın ardından, uzman ekipler gemiyi başarıyla kurtardı.

dfvbfd
Almanya'nın Neuss şehrinde, 24 Mart 2026 tarihinde, bir konteyner gemisi köprüye çarptıktan sonra limana yanaştı ve bazı konteynerler suya düştü (DPA)

Olay yerine çok sayıda polis, su kurtarma ve itfaiye botu sevk edildi. Ayrıca, liman iş botları ve vinçler kayıp kargoyu emniyete alarak Ren Nehri'ne sürüklenmesini önledi.

Polis helikopteri de suya düşen konteynerlerin herhangi bir çevre kirliliğine neden olup olmadığını izlemek için kullanıldı ve raporlar kirlilik olmadığını doğruladı. Polis, geminin köprüye çarpmasının nedenini araştırıyor.


ABD Hazine Bakanlığı, Washington'daki Venezuela diplomatik misyonuna uygulanan yaptırımları kaldırdı

ABD Hazine Bakanlığı genel merkezi (Arşiv- Reuters)
ABD Hazine Bakanlığı genel merkezi (Arşiv- Reuters)
TT

ABD Hazine Bakanlığı, Washington'daki Venezuela diplomatik misyonuna uygulanan yaptırımları kaldırdı

ABD Hazine Bakanlığı genel merkezi (Arşiv- Reuters)
ABD Hazine Bakanlığı genel merkezi (Arşiv- Reuters)

ABD Hazine Bakanlığı dün Washington'daki Venezuela büyükelçiliğine uygulanan yaptırımları kaldırdı ve böylece ABD güçlerinin ocak ayında Devlet Başkanı Nicolás Maduro'yu devirmesinin ardından diplomatik misyonun yeniden açılmasının önünü açtı.

Hazine Bakanlığı Yabancı Varlıklar Kontrol Ofisi'nden (OFAC) yapılan açıklamada, daha önce yasaklanmış olan Venezuela'nın ABD'deki misyonu ve ABD'deki uluslararası kuruluşlardaki misyonlarıyla yapılan tüm işlemlerin artık yetkilendirildiği belirtildi.

Bu ay Washington ve Karakas, ABD Başkanı Donald Trump'ın Venezuela'nın geniş doğal kaynaklarına daha fazla erişim için yaptığı baskılar doğrultusunda diplomatik ilişkileri yeniden kuracaklarını açıkladılar. Trump, Maduro'nun ocak ayında ABD askeri baskınıyla yakalanmasından sonra geçici başkanlık görevini yürüten eski başkan yardımcısı Delcy Rodríguez'i destekliyor.

Rodríguez, bu hafta "Venezuelalı diplomatlardan oluşan bir heyetin" Washington'a gideceğini duyurarak, iki ülke arasında "ilişkilerde ve diplomatik diyalogda yeni bir aşama" başlatıldığını belirtti.

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre Venezuela'nın Washington'daki büyükelçiliği, ABD'nin sonuçları geniş çapta tartışmalı olan seçimlerin ardından Maduro'yu meşru başkan olarak tanımayı reddetmesi üzerine 2019'da Maduro'nun emriyle kapatılmıştı. Dün yapılan bu hamle, iki ülke arasındaki ilişkilerin iyileştiğini gösteren bir dizi işaretin devamı niteliğinde.

14 Mart'ta Amerika Birleşik Devletleri, yedi yıl sonra ilk kez Karakas'taki büyükelçiliğinin üzerine bayrağını çekti. Günler sonra, Venezuela için geçerli olan seyahat uyarısını hafifletti. Ve ocak ayından itibaren, Amerika Birleşik Devletleri, Venezuela'ya uyguladığı yedi yıllık petrol ambargosunu gevşetti ve belirli koşullar altında sınırlı sayıda çokuluslu şirketin ülkede faaliyet göstermesine izin veren lisanslar verdi.