İsrail, Filistin Yönetimi liderlerinin hareketlerine yönelik kısıtlamaları sıkılaştırıyor

Başbakan Muhammed Mustafa'nın Batı Şeria'daki Ramallah ve Nablus vilayetlerindeki kasabaları ziyaret etmesi engellendi

Filistin Başbakanı Muhammed Mustafa salı günkü kabine toplantısında (WAFA)
Filistin Başbakanı Muhammed Mustafa salı günkü kabine toplantısında (WAFA)
TT

İsrail, Filistin Yönetimi liderlerinin hareketlerine yönelik kısıtlamaları sıkılaştırıyor

Filistin Başbakanı Muhammed Mustafa salı günkü kabine toplantısında (WAFA)
Filistin Başbakanı Muhammed Mustafa salı günkü kabine toplantısında (WAFA)

İsrail, sahada gerilimin arttığı ya da Filistin Yönetimi'nin çeşitli siyasi kazanımlar elde etmeye çalıştığı dönemlerde yıllardır sürdürdüğü bir politikanın parçası olarak Filistinli yetkililerin iç ve dış hareketlerini kısıtlamaya geri döndü.

Gazze savaşının başlamasından bu yana İsrail bu yaklaşımını yoğunlaştırdı. İsrail makamları dün Filistin Başbakanı Muhammed Mustafa'nın Batı Şeria'daki Ramallah ve Nablus vilayetlerinde bir dizi kasaba ve köyü ziyaret etmesini engelledi.

Duvar ve Yerleşim Direniş Komisyonu’nun Facebook sayfası üzerinden yapılan paylaşımda, “İsrail işgal yetkilileri, önceden uyarıda bulunmaksızın, Başbakan Muhammed Mustafa'nın Nablus vilayetindeki Duma ve Kusra kasabalarını, Ramallah vilayetindeki Berka ve Deyr Dibvan kasabalarını ziyaret etmesini engelledi” denildi.

Paylaşımın devamında, “Bu keyfi adım, işgal makamları tarafından Filistin hükümetine karşı alınan bir dizi ırkçı tedbirin devamı niteliğinde olup, hükümet ile Filistin vatandaşları arasındaki güveni sarsmaya yönelik umutsuz bir girişimdir” ifadesi yer aldı.

Abbas'ın seyahatinin engellenmesi

Geçtiğimiz günlerde İsrail, Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas'ın Suriye'ye yapacağı ziyarete hazırlık amacıyla Ürdün'e gitmesini de engellemeye çalıştı. Ancak yoğun çabaların ve çeşitli tarafların temaslarının ardından Abbas, İsrail'in oyalamasının ardından Ürdün'e karayoluyla gitmek zorunda kaldı.

y6jukı
Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas (Reuters)

Filistin Yönetimi bu konuda resmi bir açıklama yapmadı. Bazı yetkililer son dakikaya kadar ve birden fazla kez Abbas'ın hava yoluyla seyahat edeceğini teyit etmeye çalıştı, ancak sonunda yıllardır nadiren gerçekleşen bir şey olarak Abbas karayoluyla gitti.

İsrail'in bu kısıtlamasının, Filistin Devlet Başkanı'nın Suriye'yi ziyaret etme ve İsrail'in halen ‘terörist’ olarak tanımladığı ve ülkesinin topraklarına saldırdığı Suriyeli mevkidaşı Ahmed eş-Şera ile görüşme niyetinden mi yoksa Filistin'in ‘iki devletli çözüm’ çerçevesinde bir Filistin devletinin uluslararası alanda tanınması için başta Fransa olmak üzere Avrupa ülkeleriyle ve Suudi Arabistan'la koordinasyon içinde hareket etmesinden mi kaynaklandığı bilinmiyor.

Elbette bu tutum İsrail hükümetini ve Başbakanı Binyamin Netanyahu'yu kızdırdı ve Fransa'nın çabalarına ve Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un açıklamalarına saldıran açıklamalar yapmasına neden oldu.

Sessiz kalmak

Filistin hükümeti Mustafa'nın Batı Şeria'daki bazı kasabaları ziyaret etmesinin engellenmesi konusunda sessiz kalırken, Filistin Devlet Başkanlığı da Suriye ziyareti öncesinde Başkan Abbas'a karşı İsrail tarafından yapılan girişimler konusunda sessiz kaldı.

dfrgthy
İsrail askerleri askeri operasyonlar sırasında Batı Şeria sokaklarında (İsrail ordusu)

İsrail'de hiçbir resmi kurum İsrail'in attığı bu adımlar hakkında yorum yapmazken, bazı medya kuruluşları Netanyahu hükümetinden resmi bir yorum almaksızın Filistin Devlet Başkanı'nın Suriye ziyaretini engelleme girişimlerini haber yaptı.

Gözlemciler, Filistinli yetkililerin hareketlerine getirilen bu kısıtlamanın, İsrail'in 7 Ekim 2023'ten bu yana Batı Şeria şehirlerine uyguladığı siyasi ve fiziki kuşatma çerçevesinde gerçekleştiğini düşünüyor.

Geçtiğimiz birkaç ay içinde Batı Şeria bir dizi yoğun askeri operasyona maruz kaldı. İsrail ordusu gece gündüz baskınlar düzenliyor, daha fazla kontrol noktası kuruyor, bölge sakinlerine yaptırımlar uyguluyor ve bir bölgeden diğerine veya bir vilayetten diğerine hareketlerini kısıtlıyor. İsrail polisi çeşitli yollarda konuşlanmış durumda ve Filistinlilere hiç de azımsanmayacak miktarlarda trafik cezaları uyguluyor.

Batı Şeria'nın coğrafi yapısının değiştirilmesi

İsrail askeri operasyonları üç aydır ağırlıklı olarak Cenin Mülteci Kampı’nda, aynı süre zarfında Tulkerim Mülteci Kampı’nda ve yaklaşık 70 gündür Tulkerim vilayetindeki Nur Şems Mülteci Kampı’nda yoğunlaştı. Bu operasyonlar, ‘silahlı terörizmin yuvası’ olarak tanımlanan bu kampların coğrafi yapısını değiştirmeye yönelik olarak evleri buldozerle yıkmayı ve yeni yollar inşa etmeyi içeriyor.

Söz konusu operasyonlar, yaklaşık 18 aydır acımasız bir savaşa maruz kalan Gazze Şeridi'nde yaşananların bir tekrarı olarak on binlerce Filistinlinin bu kamplardan göç etmesine neden oldu. Diğer vilayetlerdeki köyler, kasabalar ve kamplar da her gün daha fazla yerleşim karakolu kuran, yerleşim yolları inşa eden, Filistinli çiftçilere ait ekipmanlara el koyan ve onlara saldırarak aralarında çok sayıda kişinin yaralanmasına neden olan yerleşimcilerin saldırılarına maruz kalıyor.

DFRGTYH
Batı Şeria'nın El Halil kentinde Yahudi yerleşimine bakan bir tepede yürüyen Filistinli adam, 3 Nisan 2025. (AFP)

İsrailli yerleşimciler dün sabah Nablus'un doğusundaki Beyt Decen köyünde bir elektrik hattını uzatmak için çalışırken Filistinlilerin ekipmanlarına ve üç kamyona el koydu. Başka bir grup yerleşimci de Ürdün Vadisi'nin kuzeyinde mahsulleri sulamak için kullanılan su pompalarını çaldı.

Filistinlilere göre yerleşimciler tarafından gerçekleştirilen bu saldırıların çoğu İsrail ordusunun koruması altında gerçekleştiriliyor. Bu durum, Tel Aviv'de yerleşimi ve yerleşimcileri teşvik eden Bezalel Smotrich ve Itamar Ben-Gvir gibi aşırılık yanlısı bakanların yer aldığı aşırı sağcı hükümet altında bu tür saldırıları meşrulaştırarak İsrail'de açık ve net bir yaklaşım değişikliğine işaret ediyor.



İran, Vance'e güveniyor ama karar başkasının elinde

ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, Pakistan'ın İslamabad şehrinde, 11 Nisan 2026 (Reuters)
ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, Pakistan'ın İslamabad şehrinde, 11 Nisan 2026 (Reuters)
TT

İran, Vance'e güveniyor ama karar başkasının elinde

ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, Pakistan'ın İslamabad şehrinde, 11 Nisan 2026 (Reuters)
ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, Pakistan'ın İslamabad şehrinde, 11 Nisan 2026 (Reuters)

Kemal Allam

J.D. Vance'in kendi ifadesiyle 21 yorucu saatten sonra, ABD Başkan Yardımcısı, görüşmelere ev sahipliği yaptığı için Pakistan'a teşekkür ettikten sonra nihayetinde “İran taleplerimizi kabul etmeye hazır değildi” açıklamasını yaptı. Soğuk Savaş'ın sona ermesinden bu yana en önemli barış görüşmeleri olabilecek görüşmelerin perdesi bu sözlerle kapanmış olabilir. 1979 İran Devrimi'nden bu yana hiçbir ABD Başkan Yardımcısı İranlı yetkililerle görüşmedi. Bu, tek başına bu turun en önemli başarısı olabilir. Bir diğer başarı ise uzun süredir diplomatların ve düzenli müzakerecilerin tekelinde olan geleneksel kanallardan uzakta İslam Devrim Muhafızları Ordusu liderlerinin ağırlıklı olduğu bir İran heyetiyle doğrudan temas kurulmasıydı.

İran heyetinde, aralarında İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf ile aynı siyasi kuşaktan olan İslamabad'daki İran Büyükelçisi de dahil olmak üzere, en az altı üst düzey İran Devrim Muhafızları temsilcisi bulunuyordu. Amerikan heyetinde ise birçok kişinin Trump yönetimi içindeki en önde gelen uzman ve müzakereci olarak gördüğü Ulusal Güvenlik Danışmanı Yardımcısı Andy Baker yer alıyordu.

Ancak, Jared Kushner ve Steve Wittkof'un varlığı, İran'ın onlara duyduğu güvensizlik ve Tahran'da İsrail çıkarlarını Amerikan çıkarlarından daha çok temsil ettiklerine dair yaygın kanaat göz önüne alındığında, bu görüşmelerin sonucunu baştan belirlemişti.

Pakistanlı güvenlik yetkilileri, İranlıların Vance ile iyi bir ilişki kurmayı başardıklarını, ancak Wittkof ve Kushner'in varlığında onun manevra alanının sınırlı olduğunun farkında olduklarını söylüyorlar. Vance'in kendisi, son 24 saat içinde Trump ile belki de 12 kereden fazla görüştüğünü açıkladı; İranlılar ise Binyamin Netanyahu ile de görüştüğünü söyleyecek kadar ileri gittiler.

Bu da şu soruyu gündeme getiriyor: Eğer Vance gerçekten bu görüşmelerin başarılı olmasını istiyorsa, Washington'da ve daha da önemlisi Tel Aviv'de gerçekten anlaşma isteyen biri var mı?

İsrail faktörü

Bu görüşmeler başlamadan önce bile, İran medyası Joe Kent ve Marco Rubio'nun ABD'nin savaşa girmesinin nedeninin İsrail'in zaten savaşı başlatacak olması olduğunu yineleyen açıklamalarını yayınlamaya devam etti. İran’ın yanı sıra MAGA (ABD'yi Yeniden Harika Yap) kampının önde gelen isimleri veya yakın zamana kadar bu kampın parçası olanlar da aynı düşünceyi dillendiriyorlar. Bunlar arasında Trump'a yakın isimler olan Tucker Carlson, Megyn Kelly ve Sean Ryan da vardı.

Pakistan Ordusu Komutanı Asım Münir'in, İran heyeti İslamabad'a vardığında kendisini askeri üniformasıyla, J.D. Vance’ı ise takım elbiseyle karşılaması tesadüf değildi

Bu, İranlılara müzakerelerin başlangıcında hazır bir materyal sunarak: “Biliyoruz ki bu sizin savaşınız değil, İsrail'in savaşı” demelerini sağladı. İranlılar gerçekten de müzakerelere bu önermeyle başladılar ve Lübnan'ın ateşkesin bir parçası olduğunu da ilave ettiler. Pakistan, görüşmeler başlamadan önce Lübnan'ın anlaşmaya dahil olduğunu doğrulamıştı. Kaldı ki Beyrut da İslamabad'dan bu konuda önceden açıklama istemişti.

Bu arada, Pakistan Savunma Bakanı’nın daha sonra silinen ve İsrail'in ortadan kaldırılmasını savunan bir paylaşımı, görüşmelerin başlamasından iki gün önce İslamabad ve Tel Aviv arasındaki ilişkileri daha da gerginleştirdi. Bu paylaşım, İsrail'in Pakistan'ın tarafsız arabulucu olarak hareket etme yeteneğini sorgulamasına yol açtı.

Tüm bunların ortasında temel bir soru öne çıktı: İsrail Lübnan'da askeri güç kullanarak kendi diplomasisini yürütürken, Amerikalılar hangi anlaşmaları tartışıyorlardı?

 fd df
Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif ve İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf İslamabad'da, 11 Nisan 2026 (Reuters)

İranlıların Amerikalılardan ne istediği ve Amerikalıların İranlılardan ne istediği uzun zamandır biliniyor. On beş yıldan fazla bir süredir İran meselesi üç ana nokta etrafında dönüyor: İran'ın nükleer emelleri, ABD yaptırımları ve Ortadoğu'daki İran destekli gruplar ağı.

Bu noktalar değişmedi. Değişen şey, Amerika Birleşik Devletleri'nin bu kez İsrail'i savunmak için savaşa girmesidir. Bu artık sadece Trump'ın muhaliflerinin tekrarladığı bir çıkarım değil; Obama ve Biden yönetimlerindeki eski yetkililer de son günlerde bunu açıkça dile getirdiler. John Kerry ve Ben Rhodes, İsrail'in yıllarca her ABD başkanına İran'a saldırması için baskı yapmaya çalıştığını ve Trump'ın bu baskıya boyun eğen ilk başkan olduğunu belirttiler.

Pakistan ve Suudi Arabistan’ın ajandası

Pakistan Genelkurmay Başkanı Asım Münir'in, İran heyeti İslamabad'a vardığında kendisini askeri üniformasıyla karşılaması, J.D. Vance’ı ise resmi bir takım elbiseyle karşılaması tesadüf değildi. Bu arada, 1970'lerden bu yana en büyük Pakistan hava kuvvetleri birliği Suudi Arabistan'a geldi. Suudi Arabistan Savunma Bakanlığı ayrıca Pakistan ile ortak savunma anlaşmasının yürürlüğe girdiğini duyurdu. Bu göz ardı edilemeyecek bir nokta. İslamabad açısından, İran'ın Suudi Arabistan'a yönelik saldırıları derhal durmalıydı. Bu sahnenin önemi, Suudi Arabistan Maliye Bakanı'nın Amerikan ve İran heyetleriyle aynı anda İslamabad'a gelmesiyle daha da arttı; bu tesadüf değildi, zira kendisi Pakistan'ın zor durumdaki ekonomisi için önemli bir destek paketi açıkladı.

İranlılar, on yıllarca süren güvensizliği ortadan kaldırmak için tek bir günün yetersiz olduğunu ima ederek, ikinci bir görüşme turu için kapıyı hafifçe aralık bıraktılar

İran heyetinde İslam Devrim Muhafızları üyelerinin bulunması, Tahran'ın Pakistan'ın rolünü dikkate almasını sağlamayı amaçlıyordu. Suudi Arabistan, ABD'nin kendilerine danışmadan İran'a saldırmasından dolayı gözle görülür bir hayal kırıklığı yaşadı. Daha sonra İran'ın Suudi Arabistan'a yönelik saldırıları, Riyad'ın Tahran ile kurduğu güveni yerle bir etti ve Pakistan'ı başlangıç ​​noktasına geri döndürdü.

İslamabad'ın görüşüne göre bu görüşmelerin en önemli sonucu buydu. İran ve ABD'yi aynı zeminde bir araya getirmek çarpıcı bir siyasi imaj yarattı, ancak somut sonuç için gerçekçi bir ufuk açmadı. Bununla birlikte, Pakistan, İran ve diğer ülkeler, en azından, bu çatışmayı başlatanın ABD değil, İsrail olduğu konusunda hemfikir. Buna rağmen bir sonuca varılması gerekiyordu ve J.D. Vance, Amerikan siyasi hayatındaki İsrail etkisini giderek daha fazla eleştirmeye başlayan “Önce ABD” hareketi içindeki artan popülaritesi göz önüne alındığında, müzakere için ideal kişiydi.

Anlaşma mümkün müydü? Peki, ya ikinci tur mümkün mü?

İranlıların, Türkiye gibi üçüncü bir ülkeye uranyum transfer etme konusunda olası bir isteklilik gösterdikleri söyleniyor. Bu fikir, Umman Dışişleri Bakanı'nın da doğruladığı üzere, bu çatışma başlamadan önce Umman'da müzakere edildi. İranlılar ayrıca, Beşşar Esed'in devrilmesinden bu yana yapmak zorunda kaldıklarını söyledikleri gibi, müttefik örgütlere verdikleri desteği sınırlama konusunda da istekli olduklarını belirttiler. Ancak füze kabiliyetlerini müzakere etmeyi reddediyorlar.

c cd
Pakistan'ın İslamabad şehrinde İran ve ABD arasındaki görüşmeler sırasında medya merkezinin yakınındaki bir tabela, 11 Nisan 2026 (Reuters)

Aynı şekilde, ABD'nin Tahran'a uyguladığı tüm birincil ve ikincil yaptırımları kaldırması halinde Hürmüz vergisinin kaldırılması konusunda da bir uzlaşıya varılmış görünüyor. İranlılar, on yıllarca süren güvensizliği ortadan kaldırmak için bir günün yeterli olmadığını ima ederek, ikinci bir görüşme turu için kapıyı hafifçe aralık bıraktılar.

Trump daha sonra Truth Social platformunda iki tarafın birçok konuda anlaşmaya vardığını kabul etti. Ancak, İran'ın Amerikan taleplerinin yüzde 95’ini yerine getirmesini kabul etmeyeceğini, operasyonların yeniden başlamasını önlemek için talepleri yüzde 100 yerine getirmesi gerektiğini de belirtti. Pakistanlılara gelince, İran ve Amerikan heyetlerinin ayrılmasından bu yana her iki tarafla da düzenli olarak temas halinde olduklarını doğruladılar.

J.D. Vance: Geleceğe yönelik bir bahis mi?

Dikkat çekici bir şekilde, Vance savaşın başlamasından bu yana geçen bir ay boyunca sessizliğini korudu. İran ile savaşa her zaman karşı çıktığı ve genel olarak dış maceralara ilişkin çekincelerini dile getirdiği yaygın olarak belgelenmişti. Ayrıca, Gazze'deki savaşı ve Batı Şeria'daki yerleşim politikaları nedeniyle İsrail'i açıkça eleştirmişti. Vance, Trump'a sadık kalsa ve şimdiye kadar onu açıkça eleştirmekten kaçınsa da yaklaşımında Wittkof ve Kushner'den oldukça farklı görünüyor. Birçok kişi de bu iki adamı Ukrayna ve Gazze'deki başarısızlıkların kısmen sorumlusu olarak görüyor.

Vance, İslamabad'da bir anlaşmaya varmak istemiş olabilir, ancak Trump, Rubio, Kushner ve Wittkof tarafından elleri bağlanmıştı; bunların hepsi İsrail yanlısı yaklaşıma daha yakın isimler

İslamabad görüşmelerinin açıkça ortaya koyduğu bir gerçek var, o da Amerikan ve İran ajandaları arasındaki uçurumun çok büyük olduğu. Ancak bu şaşırtıcı değil, çünkü yirmi yılı aşkın süredir bilinen bir gerçek. Yeni olan husus, 1979'dan beri ilk kez buzların kırılması ve J.D. Vance'in İran ile gerçekten el sıkışan kişi haline gelmesidir. Şarku’l Avsat’ın al Majalla’dan aktardığı analize göre bu kendi başına, Vance'in 2028'de başkanlık için aday olmaya karar vermesi durumunda, potansiyel bir Trump sonrası anlaşmanın yolunu açabilecek bir başarıdır.

Trump zaten Hürmüz Boğazı'nı abluka altına aldığını ilan etmişti ve bu da “bir abluka diğerini nasıl abluka altına alabilir?” diye internette alay konusu olmuştu. İç politikada, Vance'in rakiplerinden bazıları, Trump'ı onu İslamabad'a gönderdiği için övdüler. Ancak Vance’i göndermesinin nedeni, başarıya giden yolu açmak değil, beklenen başarısızlığın sorumlusu olarak onu vitrine yerleştirmek ve aynı zamanda Tucker Carlson, Joe Rogan, Marjorie Greene, Joe Kent ve Steve Bannon gibi muhafazakar dostlarını da kenara itmekti. Bu konu, özellikle Kongre'deki dinamiklerin değiştiği ve İsrail'in Amerikan karar alma süreçlerine etkisine yönelik eleştirilerin arttığı bir dönemde, Amerikan iç politikası kadar dış ilişkilerle de bağlantılı.

dcdv
Fotoğraf: ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance, İran konusunda görüşmeler yapmak üzere 11 Nisan 2026'da Pakistan'ın başkenti İslamabad'a geldi (Reuters)

Vance'in, Dışişleri Bakanı Zarif veya merhum Ali Laricani gibi geleneksel diplomatlar yerine, İslam Devrim Muhafızları üyelerinin ağırlıklı olduğu bir heyet aracılığıyla İranlılarla görüşmesi bile, yarım asırlık İran-Amerikan gerilimleri tarihinde yeni bir sayfa açıyor. Daha da önemlisi, İran Devrim Muhafızları’nın kendisi de Vance ile görüşmek istiyor. Ancak şu soru akıllarda olmayı sürdürüyor; Trump yönetimi içindeki İsrail yanlısı duruşa karşı bilinen muhalefeti göz önüne alındığında, Vance'ın gerçekte ne kadar etkisi var?

Vance, İslamabad'da bir anlaşmaya varmak istemiş olabilir, ancak Trump, Rubio, Kushner ve Wittkof tarafından elleri bağlanmıştı; bunların hepsi İsrail yanlısı yaklaşıma daha yakın isimler. Trump'ın Hürmüz Boğazı’nın ablukaya alındığını ilan ettiği an, İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir de İran ile yeni bir savaşa hazırlık olarak yüksek alarm durumuna geçildiğini deklare ediyordu.

Bu arada Pakistan, tüm taraflarla görüşmeye devam ediyor. Ne var ki Trump, sonuçta geleneksel diplomasi kalıplarına uymuyor ve bu nedenle her şey mümkün, her türlü sürpriz olası.

* Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli  al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


Çin: ABD’nin İran limanlarına uyguladığı abluka ‘tehlikeli ve sorumsuzca’

Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile İspanya Başbakanı Pedro Sanchez’in bugün Pekin'de gerçekleştirdiği görüşmeden (AP)
Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile İspanya Başbakanı Pedro Sanchez’in bugün Pekin'de gerçekleştirdiği görüşmeden (AP)
TT

Çin: ABD’nin İran limanlarına uyguladığı abluka ‘tehlikeli ve sorumsuzca’

Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile İspanya Başbakanı Pedro Sanchez’in bugün Pekin'de gerçekleştirdiği görüşmeden (AP)
Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile İspanya Başbakanı Pedro Sanchez’in bugün Pekin'de gerçekleştirdiği görüşmeden (AP)

Çin Dışişleri Bakanlığı bugün, ABD’nin İran limanlarına yönelik ablukasını ‘tehlikeli ve sorumsuz’ olarak nitelendirdi. Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ise Washington ile Tahran arasında anlaşma sağlanamadan sona eren ilk müzakere turunun ardından, Ortadoğu’daki barış görüşmelerine ‘yapıcı bir rol’ ile katkı sunmaya devam edeceklerini söyledi.

Xinhua Haber Ajansı, Şi Cinping’in ‘barışın güçlendirilmesi ve diyaloğun teşvik edilmesi yönündeki ilkesel tutumunu vurguladığını’ ve Çin’in bu doğrultuda yapıcı rolünü sürdüreceğini aktardı.

Şi Cinping bugün Pekin’de İspanya Başbakanı Pedro Sanchez ile bir araya geldi. Görüşmede iki liderin iş birliğini artırma ve küresel barış ile kalkınmayı destekleme konusunda mutabık kaldığı, Şi’nin ise mevcut uluslararası sistemi ‘çökmekte olan’ bir düzen olarak tanımladığı belirtildi.

ABD’nin İran limanlarına yönelik ablukasına ilişkin açıklamasında Çin Dışişleri Bakanlığı, bu adımın ‘tehlikeli ve sorumsuz’ olduğunu yineleyerek, tam ateşkesin gerilimi düşürmenin tek yolu olduğunu vurguladı. Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığı açıklamada, “ABD’nin askeri varlığını genişletmesi yalnızca gerilimi artıracaktır” denildi.

Görsel kaldırıldı.
Bugün Pekin'de Çin Devlet Başkanı Şi Jinping ile İspanya Başbakanı Pedro Sanchez arasında gerçekleşen görüşmeden bir kare (AP)

Açıklamanın devamında, “Ortadoğu’da barış ve istikrarın yeniden tesis edilmesine yardımcı olmak için çaba göstereceğiz” ifadesi yer aldı.

Bakanlık ayrıca, Çin’in İran’a silah sağladığı yönündeki haberleri ‘tamamen uydurma’ olarak nitelendirdi.

Sanchez’in ziyareti, Batılı birçok hükümetin güvenlik ve ticari gerilimlere rağmen Pekin ile ilişkilerini sürdürmeye çalıştığı bir dönemde gerçekleşti. Bu süreçte, ABD Başkanı Donald Trump’ın politikalarına yönelik artan rahatsızlıkların da uluslararası dengeleri etkilediği değerlendiriliyor.

Şi Cinping, günümüz dünyasında ‘kaosun hâkim olduğunu ve uluslararası düzenin çözülmekte olduğunu’ söyledi. Şi, Çin ile İspanya arasındaki ilişkilerin güçlendirilmesinin her iki ülkenin de çıkarına olduğunu vurguladı.

Çin lideri, iletişimin ve karşılıklı güvenin artırılması çağrısında bulunarak, bunun ‘hukukun üstünlüğünü desteklemek, gerçek çok taraflılığı savunmak ve küresel barış ile kalkınmayı korumak’ açısından önemli olduğunu ifade etti.

Sanchez ise uluslararası hukukun giderek daha sık şekilde zedelendiğini belirterek, barış ve refahın güçlendirilmesi için ilişkilerin geliştirilmesi gerektiğini söyledi.

Sanchez, “Bugün bu her zamankinden daha gerekli… Birlikte Çin ile Avrupa Birliği (AB) arasında daha güçlü bir ilişki kurabiliriz” ifadelerini kullandı.

Sanchez ayrıca, dünyanın en büyük ikinci ekonomisi olan Çin’in küresel meselelerde daha aktif bir rol üstlenmesi gerektiğini dile getirdi.

İspanya’nın, Çin ile ticaretin genişletilmesinin ve Pekin’in stratejik bir ortak olarak değerlendirilmesinin Avrupa’da güçlü savunucularından biri olduğu; bunun, Çin’i ekonomik ve jeopolitik bir rakip olarak gören ABD Başkanı Donald Trump yaklaşımından farklılaştığı belirtildi.

Bu yıl içerisinde Çin’i Birleşik Krallık, Kanada, Finlandiya ve İrlanda’dan da çeşitli Batılı yetkililerin ziyaret ettiği aktarıldı.


Kuzey Kore, seyir füzeleri ve anti-gemi füzeleri deniyor

Kore Merkez Haber Ajansı KNCA tarafından yayınlanan bir fotoğrafta, bir savaş gemisinden fırlatılan bir füze görülüyor (EPA)
Kore Merkez Haber Ajansı KNCA tarafından yayınlanan bir fotoğrafta, bir savaş gemisinden fırlatılan bir füze görülüyor (EPA)
TT

Kuzey Kore, seyir füzeleri ve anti-gemi füzeleri deniyor

Kore Merkez Haber Ajansı KNCA tarafından yayınlanan bir fotoğrafta, bir savaş gemisinden fırlatılan bir füze görülüyor (EPA)
Kore Merkez Haber Ajansı KNCA tarafından yayınlanan bir fotoğrafta, bir savaş gemisinden fırlatılan bir füze görülüyor (EPA)

Kuzey Kore’nin resmi yayın organı Kore Merkez Haber Ajansı KNCA dün, Kuzey Kore lideri Kim Jong-un’un bir destroyerden fırlatılan stratejik seyir füzeleri ve anti-gemi füzeleri için yapılan yeni denemeleri denetlediğini bildirdi.

Denemelerin pazar günü gerçekleştirildiğini ve bunların nükleer silahlı ülke tarafından son dönemde yapılan bir dizi füze fırlatma operasyonunun en sonuncusu olduğunu aktaran KNCA, stratejik seyir füzelerinin yaklaşık 7 bin 900 saniye, yani iki saatten fazla uçtuğunu, savaş gemilerine karşı füzelerin ise yaklaşık 2 bin saniye (33 dakika) uçtuğunu belirtti.

Fransız Haber Ajansı AFP'nin aktardığına göre füzeler, Kore'nin batı denizi (Kuzey Kore'nin Sarı Deniz'e verdiği isim) üzerinde belirlenen uçuş rotaları boyunca uçtu ve hedefleri son derece isabetli bir şekilde vurdu.

fdb
Kuzey Kore lideri Kim Jong-un, Deniz Kuvvetleri yetkilileri arasında yürürken (AP)

Füze denemeleri, Kuzey Kore Donanması’nın her biri 5 bin ton ağırlığındaki iki destroyerinden biri olan Choi Hyun gemisinde gerçekleştirildi. Bu gemiler, Kim'in ülkenin deniz kuvvetlerini güçlendirme çabaları kapsamında geçen yıl denize indirilmişti.

KCNA’nın yayınladığı bir fotoğrafta, savaş gemisinden fırlatıldıktan sonra ilk uçuş aşamasında olan ve kuyruğundan turuncu bir alev yükselen bir füze görülüyor. Bir başka fotoğrafta ise Kim, çevresinde Kuzey Kore Deniz Kuvvetleri’nden yetkililerle uzaktan fırlatma işlemini izlerken görülüyordu.

Kuzey Kore lideri Kim'in dün inşa halindeki diğer iki destroyerin silah sistemlerinin planlaması hakkında da brifing aldığını ve ‘önemli bir sonuca vardığını’ bildiren KCNA, Kim'in ‘Kuzey Kore ordusunun stratejik harekete hazırlığının güçlendirilmiş olmasından büyük memnuniyet duyduğunu’ ifade ettiğini aktardı. Kim’in Kuzey Kore’nin nükleer caydırıcılığını güçlendirmenin ‘en öncelikli görev’ olduğunu yeniden vurguladığını belirtti.