İran: Recai Limanı patlamasının ardında 'ihmal' var

Patlamada ölü sayısı 65'e yükselirken 138 yaralı hala hastanede tedavi görüyor.

TT

İran: Recai Limanı patlamasının ardında 'ihmal' var

İran: Recai Limanı patlamasının ardında 'ihmal' var

İran İçişleri Bakanı İskender Mümini Pazartesi günü yaptığı açıklamada geçtiğimiz Cumartesi günü ülkenin en büyük ticari limanında meydana gelen patlamanın “ihmal” ve güvenlik önlemlerine uyulmamasından kaynaklandığını söyledi. Bugün yayınlanan son bilançoya göre 65 kişinin ölümüne neden olan yangını itfaiyeciler üç gündür söndürmeye çalışıyor.

Mümini devlet televizyonuna şu açıklamalarda bulundu: “Bazı suçlular tespit edildi ve tutuklandı... Özellikle güvenlik önlemlerine uyulmaması ve sivil savunma açısından ihmaller olmak üzere eksiklikler vardı." Recai limanını ziyareti sırasında yaptığı açıklamada gerekli tedbirlerin alınacağını ve herhangi bir düzeyde görevlerini ihmal eden tarafların sorumlu tutulacağını söyledi.

Görgü tanıkları olay günü saat 12:04'te, kesin nedeni henüz belirlenemeyen küçük bir alevin fark edildiği yaklaşık bir dakika içinde yangının güçlü bir şekilde yayıldığı ve büyük bir patlamanın meydana geldiğini belirttiler.

Soruşturmaların güvenlik prosedürlerine uyum, sivil savunmanın etkinliği ve yanıcı maddelerin beyanının doğruluğuna odaklanacağını söyledi.

Kanıt ve ön belgeleri toplamak ve patlamanın koşullarına ilişkin kapsamlı bir soruşturma yürütmek üzere özel bir komite kurulduğunu duyurdu.

Parlamento komitesi

İran Cumhurbaşkanı Birinci Yardımcısı Muhammed Rıza Arif, “Tüm yetkililerin tutumu peşin hükümlü sonuçlardan kaçınmaktır” dedi. Yetkililerin kazanın nedenlerini araştırdığını söyleyen Arif, hükümetin ilk fırsatta kazanın nedenleri hakkında doğru bilgi vermeyi planladığını da sözlerine ekledi.

İran Meclis Başkanı Recai limanına milletvekillerinden oluşan bir heyet gönderdi. Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, dört komitenin patlamayla ilgili herhangi bir ihmal ya da kasıt olup olmadığını incelediğini söyledi.

Kalibaf X platformunda yaptığı açıklamada denetim, güvenlik ve yargı kurumları ile parlamentonun dört ihtisas komitesinin (altyapı, ulusal güvenlik, içişleri ve sağlık) üyelerinin “olayda herhangi bir ihmal ya da kasıt olup olmadığını ortaya çıkarmak için kapsamlı bir soruşturma yürütmek” üzere çalıştıklarını belirterek patlamada herhangi bir ihmal ya da kasıt varsa bunu kamuoyuna duyurma sözü verdi.

Yargı Başkanı Gulam Hüseyin Muhsini Eje, soruşturma sonuçlarının hızlı bir şekilde açıklanması gerektiğini söyledi ve başsavcıya güvenlik ve istihbarat kurumlarıyla işbirliği içinde Mina Recai dosyasını acil ve kararlı bir şekilde takip etmesi ve herhangi bir kurum ya da kademede herhangi bir hata tespit edilmesi halinde yasal işlem başlatması talimatını verdi.

Milletvekili Sara Fallahi, “Olayın nedeni tespit edilmiştir ve Ulusal Güvenlik Komitesi'nin raporunda ele alınacaktır” dedi. Parlamento heyetinin raporunu Salı ya da Çarşamba günü sunması bekleniyor.

Yangın söndürme operasyonu

Açıklamalar, itfaiyeciler yangını kontrol altına almaya çalışırken ve patlamanın temel nedenini belirlemeye yönelik soruşturmaların tamamlanmasını beklerken geldi.

Patlamanın nedeni hemen anlaşılamadı, ancak limanın gümrük ofisi büyük olasılıkla tehlikeli ve kimyasal maddelerin depolandığı bir depoda çıkan yangının sonucu olduğunu söyledi.

Sosyal medyada yayınlanan kamera görüntüleri olayın küçük bir yangın ve turuncudan kahverengiye dönen bir dumanla başladığını ve ardından bir alev topunun patladığını gösteriyor. Yangın bir depoya yığılmış konteynırlarda şiddetlenirken, dumanın yanından küçük bir vinç geçiyor ve yakınlarda yürüyen adamlar görülüyor.

Küçük ateş ve dumanın ortaya çıkmasından yaklaşık bir dakika sekiz saniye sonra, yakınlardan araçlar geçerken alev topu patlıyor ve insanlar tehlikeden kaçarken görülüyor.

İran lideri Ali Hamaney facianın ardında “ihmal ya da kasıt” olup olmadığının belirlenmesi için kapsamlı bir soruşturma başlatılmasını emretti.

Bender Abbas'ın parlamentodaki milletvekili Fatime Cerara, patlamayla ilgili soruşturmanın iki ana olasılığı araştırması gerektiğini söyledi: İhmal ya da sabotaj.

Savunma Bakanlığı'na bağlı Savunma Basın Ajansı'na konuşan Cerara, “Nedeni ne olursa olsun, ister ihmal, ister dikkatsizlik, ister sabotaj olsun, şeffaflık gereklidir. Kamuoyuna dürüst ve net bilgi verilmeli ve olayın tam olarak nasıl gerçekleştiği açıklanmalıdır” dedi.

Cerara ayrıca olayın zamanında rapor edilmediğini belirterek kamuoyunun bilgilendirilmesindeki gecikmeyi de eleştirdi.

Bir gün bir madenin çökmesi ve ertesi gün yeni bir kazaya tanık olmamız mantıklı olmadığını ifade eden Cerara ülkenin kriz yönetimi yöntemlerinin gözden geçirilmesi gerektiğine işaret etti.

sdfvgthy
İran'ın Recai limanında büyük bir patlamanın ardından çıkan yangının üçüncü gününde yoğun duman yükseliyor (AFP)

Patlama Cumartesi günü, dünya petrol üretiminin beşte birinin geçtiği stratejik Hürmüz Boğazı yakınlarındaki limanda meydana geldi.

İran devlet medyası, İran'ın en önemli konteyner limanı olan Bender Abbas'ta meydana gelen büyük patlamada ölü sayısının en az 65'e yükseldiğini bildirdi.

Resmi IRNA haber ajansı, Hürmüzgan eyaleti kriz yönetimi müdürü Mihrdad Hassanzadeh'e dayandırdığı haberinde “138 yaralı halen hastanede tedavi görüyor” dedi.

Limanda çok sayıda konteynerin karıştığı patlama ve yangınların ardından yaralı sayısı bini aştı.

Pazartesi sabahı devlet televizyonunda canlı olarak yayınlanan görüntülere göre, Recai limanındaki istiflenmiş konteynerlerin üzerinde hala yoğun siyah dumanlar yükseliyor.

İran televizyonu yangını söndürmek için çalışan yoğun itfaiyecilerin görüntülerini yayınladı ve hasarın yangın tamamen kontrol altına alındıktan sonra değerlendirileceğini söylerken, sahada istiflenmiş konteynerlerin üzerinde yükselen kalın duman bulutları görülebiliyordu.

Pazartesi gününün ilerleyen saatlerinde Hürmüzgan eyaletindeki Kızılay Derneği Başkanı Muhammed Salahşur İran devlet televizyonuna yaptığı açıklamada Recai limanındaki yangının “tamamen kontrol altına alındığını ve söndürme çalışmalarının devam ettiğini” söyledi.

Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan Pazar günü yakınlardaki güney şehri Bender Abbas'ta yaralıları kabul eden hastaneleri ziyaret etti.

Patlamadan bu yana yetkililer bölgedeki tüm okulların ve işyerlerinin kapatılmasını talimatını verdi ve bölge sakinlerini “bir sonraki duyuruya kadar” dışarı çıkmamaya ve koruyucu maske takmaya çağırdı.

Bu arada üç Rus uçağı da Bender Abbas'taki yangın söndürme ekiplerine katıldı. ı Mehr'in bildirdiğine göre, hava formasyonu iki ağır yük su bırakma uçağının yanı sıra bir komuta uçağını da içeriyor. İçişleri Bakanı daha sonra bunu yalanladı.

Bu gelişme Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in Pazar günü taziyelerini sunmasının ve İran'a yangının söndürülmesi için yardım önerisinde bulunmasının ardından geldi.

İran'ın Moskova Büyükelçisi Kazım Celali, X platformunda attığı bir tweet'te Rus yetkililerin destek talebine derhal yanıt vererek gece boyunca iki B-200 ve bir Ilyushin-76 olmak üzere üç özel yangın söndürme uçağı gönderdiğini söyledi. Yardım ekipleriyle birlikte Recai limanındaki yangını kontrol altına almaya çalışıyor.

vfghyj
İtfaiyeciler İran'ın Recai limanında büyük bir patlamanın ardından çıkan yangınla mücadele etmek için su hortumları kullanıyor (AFP)

Mesud Pezeşkiyan hükümetine yakın Cumhuri İslami gazetesi İran'da kötüleşen güvenlik durumunu eleştirdi.

Olayın ülkenin “güvenlik bağlamından ayrı tutulamayacağını” kaydeden gazete, “bu patlamanın statükoyu sona erdirecek bir dönüm noktası olup olmayacağını” sorguladı.

Gazete ayrıca olayı İran-ABD müzakerelerinin üçüncü turuyla ilişkilendirerek “İsrail'in müzakereleri engelleme girişimlerinin başarısız olması nedeniyle olaya karışmış olabileceğini” belirtti. Haberde bu tür olayların başka limanlarda da tekrarlanabileceği uyarısında bulunuldu.

Reformist Sobhe_no gazetesi, “gizemli” olayın bir sabotaj operasyonuna işaret edebileceğini söyledi. Gazete, olayın müzakereler ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun müzakerelere karşı açıklamasıyla aynı zamana denk gelen “siyasi zamanlamasının”, olayı şüpheli bir güvenlik mesajı haline getirebileceğini de sözlerine ekledi.

Sazandegi, olayın üzerinden iki gün geçmesine rağmen olayın nedeni hakkında kesin bir bilgi verilmemesini eleştirdi.

New York Times, İran Devrim Muhafızları ile bağlantılı olan ve adının açıklanmasını istemeyen bir kaynağa dayandırdığı haberinde patlayan maddenin katı roket yakıtının ana maddesi olan sodyum perklorit olduğunu söyledi.

Savunma Bakanlığı sözcüsü Rıza Talay Nik daha sonra televizyona yaptığı açıklamada “Bölgede askeri yakıt ya da askeri kullanım amaçlı ithal ya da ihraç edilmiş herhangi bir sevkiyat söz konusu değildir” dedi.

Devlete ait ISNA haber ajansının bildirdiğine göre İran gümrüğü Pazartesi günü yaptığı açıklamada patlayan ve alev alan ithal sevkiyatın “gümrük gözetimi altında olmadığını ve sevkiyatın gümrükte beyan edildiğini gösteren bir gümrük beyanname numarası bulunmadığını” söyledi.

Açıklamada, “Bir sevkiyat limana ulaştığında, kargo manifestosu limana verilir ve ardından gümrük işlemlerinin tamamlanması için gümrüğe beyan edilir” denildi. “Bu sevkiyatın gümrük beyanname numarası yoktu ve sevkiyat ve gemi gümrüğün gözetimi altında değildi” denildi.

Parlamentonun Ulusal Güvenlik Komitesi üyesi milletvekili Sara Fallahi, Recai limanına varışta mal ve kargoların depolara aktarıldığını ve “denetimin ancak mal sahibi tarafından bir beyanname sunulduktan sonra yapıldığını” söyledi. “Tanımlanamayan mallar hiçbir koşulda ticari bölgeye girmemelidir” diyen Fallahi, “malların giriş ve çıkışının limanlarda X-ray cihazlarıyla kontrol edilmesi ve malların kaynaktan varış noktasına nasıl taşındığının teyit edilmesi gerektiğini” sözlerine ekledi.

Fallahi, “Patlama, çoğu tarım sektöründe olmak üzere yaklaşık 2 bin  konteyneri ve çok sayıda malı tahrip etti” dedi.

Patlama, İran ve ABD heyetlerinin Tahran'ın nükleer programına ilişkin üst düzey dolaylı görüşmeler için Maskat'ta bulundukları ve her iki tarafın da ilerlemeye katkıda bulunduğunu söylediği sırada meydana geldi.

İranlı yetkililer patlamayı bir kaza olarak değerlendiriyor gibi görünse de, patlama aynı zamanda İran'ın düşmanı İsrail ile yıllardır süren yeraltı savaşının arka planında meydana geldi.

Washington Post, İsrail'in 2020 yılında Recai limanını hedef alan bir siber saldırı gerçekleştirdiğini bildirdi.



Kolombiya’da "Monster Truck" gösterisi faciaya dönüştü: 3 ölü 38 yaralı

Kolombiya'da sürücüsünün kontrolünü kaybederek seyircilerin üzerinden geçtiği dev kamyonun yakınında insanlar duruyor (Reuters).
Kolombiya'da sürücüsünün kontrolünü kaybederek seyircilerin üzerinden geçtiği dev kamyonun yakınında insanlar duruyor (Reuters).
TT

Kolombiya’da "Monster Truck" gösterisi faciaya dönüştü: 3 ölü 38 yaralı

Kolombiya'da sürücüsünün kontrolünü kaybederek seyircilerin üzerinden geçtiği dev kamyonun yakınında insanlar duruyor (Reuters).
Kolombiya'da sürücüsünün kontrolünü kaybederek seyircilerin üzerinden geçtiği dev kamyonun yakınında insanlar duruyor (Reuters).

Kolombiya'nın güneybatısında düzenlenen bir araba gösterisi faciaya dönüştü. Yetkililerin yapığı açıklamaya göre, "Monster Truck" (Canavar Kamyon) tipi devasa tekerlekli bir aracın kontrolünü kaybederek onlarca seyirciyi ezmesi sonucu en az 3 kişi hayatını kaybettiği, 38 kişi ise yaralandı.

Kazanın meydana geldiği Popayan şehrinin Belediye Başkanı Juan Carlos Muñoz, dün akşam sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı açıklamada, ölü sayısının 3'e yükseldiğini doğruladı.

frbrfbfr
Kaza yerindeki kurtarma ekipleri (Reuters)

Sosyal medyada paylaşılan görüntülerde, dev tekerlekli aracın pistteki engelleri aştığı sırada bir akrobatik hareket sonrası fren yapamadığı görülüyor.

Kontrolden çıkan araç, seyircilerle pisti ayıran metal bariyerleri yıkarak kalabalığın arasına daldı.

Belediye Başkanı Munoz konuya ilişkin yaptığı açıklamada, "İlk verilere göre 38 yaralı ve 3 ölü ile sonuçlanan bu kazadan dolayı derin bir üzüntü duyuyoruz" ifadelerini kullandı.

Yerel medyada yer alan haberlere göre, hayatını kaybedenlerden biri küçük bir kız çocuğu. Yaralılar arasında da çok sayıda reşit olmayan çocuk bulunduğu belirtiliyor.

Cauca Valisi Octavio Guzmán, itfaiye ve sağlık ekiplerinin olay yerinde ilk müdahaleyi yaptığını ve çok sayıda yaralının şehirdeki hastanelere sevk edildiğini açıkladı.

Belediye başkanı, "asla yaşanmaması gereken" kazanın koşullarını ortaya çıkarmak için "titiz bir soruşturma yapılması" emri verdiğini söyledi.


Rusya'nın füze saldırısı Ukrayna'nın Harkiv kentinde 5 kişi öldü

Ukraynalı bir polis, Rusya'nın Harkiv bölgesindeki Merefa kasabasına düzenlediği füze saldırısının olduğu yerde (AFP)
Ukraynalı bir polis, Rusya'nın Harkiv bölgesindeki Merefa kasabasına düzenlediği füze saldırısının olduğu yerde (AFP)
TT

Rusya'nın füze saldırısı Ukrayna'nın Harkiv kentinde 5 kişi öldü

Ukraynalı bir polis, Rusya'nın Harkiv bölgesindeki Merefa kasabasına düzenlediği füze saldırısının olduğu yerde (AFP)
Ukraynalı bir polis, Rusya'nın Harkiv bölgesindeki Merefa kasabasına düzenlediği füze saldırısının olduğu yerde (AFP)

Ukraynalı yetkililer, bugün, Rusya’nın ülkenin kuzeydoğusundaki Harkiv bölgesine bağlı Merefa kasabasına düzenlediği füze saldırısında 5 kişinin hayatını kaybettiğini, çok sayıda kişinin de yaralandığını bildirdi.

Reuters’ın aktardığına göre, Harkiv Bölge Valisi Oleh Sinegubov, saldırıda en az 10 evin yanı sıra bir idari bina, dört dükkân ve bir oto tamir atölyesinin zarar gördüğünü, ayrıca bir gıda tesisinin de hasar aldığını açıkladı.

Sinegubov, Telegram üzerinden yaptığı açıklamada, “İşgalciler bugün cephe hattından uzak yerleşimdeki sivil altyapıyı füzeyle hedef aldı” ifadelerini kullandı.

Bölge valisi, saldırıda 2 erkek ve 3 kadının yaşamını yitirdiğini, 18 kişinin yaralandığını ve yaralılardan dördünün durumunun ağır olduğunu belirtti.

Bölge savcılığı temsilcileri, Rus güçlerinin saldırıda büyük olasılıkla Iskender tipi balistik füze kullandığını duyurdu.

Kurtarma ekipleri tarafından paylaşılan görüntülerde, çatısı hasar gören ve pencereleri kırılan bir bina, yanan bir aracı söndürmeye çalışan bir itfaiyeci ve yüzü ile elleri kanlar içinde yerde yatan bir kadına müdahale eden ekipler yer aldı.

edvefdv
Bir itfaiyeci, Merefa kasabasına Rusya'nın füze saldırısı sonucu hasar gören bir arabanın yangınını söndürüyor (Reuters)

Rusya tarafından henüz resmi bir açıklama yapılmadı. Moskova, Şubat 2022’de başlayan geniş çaplı işgalden bu yana saldırılarında sivilleri kasıtlı olarak hedef almadığını savunurken, saldırılarda binlerce sivil hayatını kaybetti.

Öte yandan Ukrayna da Rusya’da veya Moskova’nın kontrolündeki bölgelerde sivil hedefleri vurdu; ancak bunun çok daha sınırlı ölçekte olduğu ifade ediliyor.

Ayrıca Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, bugün yaptığı açıklamada, Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ile Avrupa Birliği ile insansız hava araçlarına ilişkin bir anlaşmanın ilerletilmesi konusunda mutabakata vardıklarını duyurdu.

Zelenskiy, Ermenistan’da düzenlenen Avrupa Siyasi Topluluğu Zirvesi kapsamında von der Leyen ile yaptığı görüşmenin ardından X platformundan yaptığı paylaşımda, “AB ile insansız hava araçları anlaşmasını ilerletme konusunda da anlaştık ve bu güvenlik iş birliğinin ayrıntılarını gözden geçirdik” ifadelerini kullandı.


Tahran iki akım arasında: Gerçek bir bölünme mi, yoksa rollerin değişimi mi?

Tahran'da düzenlenen bir yürüyüşte, üzerinde İran İslam Devrimi lideri Ruhullah Humeyni, eski Dini Lider Ali Hamaney ve yeni Dini Lider Mücteba Hamaney'in resimleri bulunan bir bayrak taşıyan adam, Tahran, İran, 29 Nisan 2026 (Reuters)
Tahran'da düzenlenen bir yürüyüşte, üzerinde İran İslam Devrimi lideri Ruhullah Humeyni, eski Dini Lider Ali Hamaney ve yeni Dini Lider Mücteba Hamaney'in resimleri bulunan bir bayrak taşıyan adam, Tahran, İran, 29 Nisan 2026 (Reuters)
TT

Tahran iki akım arasında: Gerçek bir bölünme mi, yoksa rollerin değişimi mi?

Tahran'da düzenlenen bir yürüyüşte, üzerinde İran İslam Devrimi lideri Ruhullah Humeyni, eski Dini Lider Ali Hamaney ve yeni Dini Lider Mücteba Hamaney'in resimleri bulunan bir bayrak taşıyan adam, Tahran, İran, 29 Nisan 2026 (Reuters)
Tahran'da düzenlenen bir yürüyüşte, üzerinde İran İslam Devrimi lideri Ruhullah Humeyni, eski Dini Lider Ali Hamaney ve yeni Dini Lider Mücteba Hamaney'in resimleri bulunan bir bayrak taşıyan adam, Tahran, İran, 29 Nisan 2026 (Reuters)

Alex Vatanka

Washington'da son zamanlarda Tahran'daki rejimin derin bir iç bölünme yaşadığına ve belki de ABD Başkanı Donald Trump yönetimiyle ciddi bir diplomatik karar almayı engelleyecek kadar derin bir çatışmayla boğuştuğuna dair spekülasyonlar dolaşıyor.

Bu tartışma, bir tarafta ABD ile anlaşmaya varmayı isteyen bir kanat, diğer tarafta savaşı savunan bir kanat ve ülkeyi İslam adına yöneten rejimin bu ikisi arasında sıkışıp kaldığı düşüncesi üzerine kurulu. Ancak bu, aşırı derecede basitleştirilmiş bir anlatıdan ibaret. İran'daki yönetici seçkinler gerçekten bölünmüş halde olsa da bu, yabancı gözlemcilerin çoğunluğunun öngördüğü şekilde bir bölünmüşlük değil. Çünkü güvenilir bir diplomatik fırsat ortaya çıktığında baskının hafifletilmesinin gerektiği konusunda köklü bir görüş ayrılığı yok.

Rejimin geniş kesimlerinde İran'ın ekonomik durumunun tehlikeli ölçüde kırılgan olduğuna, yaptırımların ülkenin manevra alanını önemli ölçüde daralttığına ve Washington ile varılacak bir anlaşmanın teslim olunmuş gibi görünmemesi koşuluyla faydalı olacağına dair bir farkındalık belirginleşiyor. Gerçek bölünme ise daha dar kapsamlı olmakla birlikte bir o kadar önemli. ‘Ne kadar taviz verilmeli? Ne kadar hızlı hareket edilmeli? ABD ile yürütülecek herhangi bir müzakere geri adım atmış izlenimi vermeksizin nasıl yönetilebilir?’ soruları yanıt bekliyor.

İşte bu noktada katı muhafazakarların nüfuzu kendini gösteriyor. Bunlar çoğunluğu oluşturmuyor. Çoğunluğu oluşturmaya yakın da değiller. Toplumsal destekleri İran halkının yüzde onuna bile ulaşmıyor olabilir. İran toplumu adına konuşmadıkları gibi, katı muhafazakar akımın adına bile konuşmuyorlar. Ancak gürültülü ve örgütlü bir yapıya sahipler. Rejim içinde her türlü diplomatik açılımı yavaşlatabilecek, zor duruma düşürebilecek ya da karmaşık hale getirebilecek konumlara yerleşmiş durumdalar.

Bu akımın merkezinde, siyasi kimliğini Batı ile her türlü uzlaşıya karşı direnç üzerine inşa etmiş eski nükleer müzakereci Said Celili yer alıyor. Etrafında Paydari Cephesi (İstikrar Cephesi) ve aralarında Mahmud Nebeviyan, Murtaza Ağa Tehrani ve Hamid Resai'nin de bulunduğu bir grup katı muhafazakâr isim kümeleniyor. Bu isimler müzakere, toplumsal denetim ve ideolojik disiplin tartışmalarında tanıdık birer simge haline gelmiş durumda. Muhammed Bakır Kalibaf liderliğindeki müzakere ekibine destek veren parlamenter bildiriyi imzalamayı son günlerde reddetmeleri son derece anlamlıydı.

Parlamentodaki 261 milletvekili bildiriyi desteklerken Celili ve Paydar Cephesi’ne yakın küçük, ama gürültülü bir grup milletvekili desteğini esirgemedi; bu durum rejim içindeki direncin sürdüğünü gözler önüne serdi.

Bu işaret sadece bir parlamento gösterisi değildi; bu grubun tarzını da özetliyordu. Çünkü söz konusu grup, gücünü oy çoğunluğundan değil, ideolojik ağlardan, medya platformlarından, sokaklarda hareket eden şiddet yanlısı baskı gruplarıyla olan bağlantılardan ve rakiplerini zayıflık, ihanet veya devrimci çizgiden sapma ile suçlama yeteneğinden alıyor.  Etkili bir şekilde yönetmesine gerek yoktur, uzlaşmanın bedelini yükseltmesi yeterli.

Bu davranışın ardındaki daha derin tarihi göz ardı etmek mümkün değil. Radikal devrimci eğilimli kesimler, 1979’dan bu yana, Batı güçleriyle yapılan görüşmeleri genellikle ahlaki açıdan tartışmalı bir mesele olarak tasvir etmiştir. Müzakere, yalnızca devlet yönetiminin araçlarından biri olarak görülmez; onların söyleminde bir sadakat sınavı olarak sunulur. Müzakere edenler ise devrimi satmak, şehitlerin kanını hiçe saymak ve doğası gereği düşman olduğu varsayılan bir güce güvenmekle suçlanmaya maruz kalır. Bu durum, İran diplomatik geleneğine defalarca kez leke sürdü. Krizler tırmanmaya bırakılır ve devlet nihayet müzakerelere yöneldiğinde, müzakereciler ideolojik bir kırmızı çizgiyi aştıkları suçlamalarıyla karşı karşıya kalırlar.

dvdfvfd
İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, DMO üniformasıyla Tahran'da bir oturumu yönetirken, 1 Şubat 2026 (AFP)

İşte bu nedenle Kalibaf’a yönelik eleştiriler önem kazanıyor. Kalibaf, bir reformcu değil. Hatta o İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) eski komutanlarından biri, iktidar yapısının içindeki katı muhafazakâr yanlısı ve rejimin tam kalbinden gelen bir adam.

Bununla birlikte, böyle bir geçmişe sahip olması, Amerikalıların karşısına oturduğunda onu ‘vatana ihanetle’ suçlanmaktan koruyamıyor.

Bu durum, Katı muhafazakârlar için mesele, müzakerecinin yeterince devrimci olup olmadığından ziyade, diplomasinin kendisinin siyasi önemlerini tehdit edip etmediğine dair temel bir gerçeği ortaya koyuyor.

Celili’nin kariyeri bu gerilimi yansıtıyor. Uzun süre kendini daha saf bir devrimci yolun koruyucusu olarak tanıtan Celili, İran’ın nükleer programıyla ilgili müzakereleri yürüttüğü yıllarda, onu eleştirenler tarafından ‘diplomasiyi vaazlara dönüştürmekle ve pratik uzlaşmalar yerine aşırı talepleri tercih etmekle’ suçlandı.

Bu eğilim, nükleer anlaşma konusundaki mücadelelerde, anlaşmayı yeniden canlandırma girişimlerinde, İran’ın Mali Eylem Görev Gücü (FATF) kurallarına uyması hakkındaki tartışmalarda ve dış dünyayla ilişkilerini ilgilendiren diğer meselelerde yeniden ortaya çıktı. Celili ve müttefikleri 2015 nükleer anlaşmasına karşı çıktılar, anlaşmayı yeniden canlandırma çabalarını eleştirdiler, mali şeffaflığa dair kurallara karşı uyardılar ve dış dünyayla olan birçok ilişkiyi tuzakmış gibi ele aldılar. Kullandıkları dil her zaman gündemdeki meseleden daha abartılıydı. ‘Müzakere, müzakere olarak kalmaz, boyun eğmeye dönüşür’ ya da ‘taviz, teslim olmak demektir’ gibi argümanlar savundular. Aynı şekilde onlara göre diplomatik açılım ise rejimi zayıflatmak için dış düşmanların kurduğu bir komploya dönüşür. Ardından Celili, 2013 yılındaki cumhurbaşkanlığı seçimlerini kaybettikten sonra, ‘gölge hükümet’ adını verdiği bir yapı kurdu. Teorik olarak bunun amacı, politikaları izlemek ve alternatifler sunmaktı. Ancak pratikte, eleştirenlerinin dediği gibi, bu yapı sürekli bir engelleme mekanizmasına dönüştü.

Ancak asıl paradoks, bu grubun halk tabanı son derece sınırlı olması. Celili, defalarca kez iktidar yarışına girse de hiçbir zaman ciddi bir yetki elde edemedi. Mitingleri çoğu zaman ulusal olmaktan çok dar ve ideolojik görünüyordu. Desteği, geniş bir kitle hareketinden değil, sadık bir azınlıktan geliyor. Paydari Cephesi gücünü, İran kamuoyunu temsil etmesinden değil, devletin damarları içindeki faaliyetlerinden alıyor. Bu, bir halk akımı değil, ağa dayalı bir fraksiyon olduğunu gösteriyor.

vds
İran'ın başkenti Tahran’da DMO’ya destek vermek amacıyla askeri üniforma giyerek, slogan atan İranlı milletvekilleri, 1 Şubat 2026 (Reuters)

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Katı muhafazakar çizgideki siyasetçilerin kendi içlerinde bile, bu akım genellikle zorlu ve kafa karıştırıcı olarak görülmüştü. İbrahim Reisi’nin görevde olduğu yıllar bunu açıkça ortaya koymuştu. İbrahim Reisi de katı muhafazakar çizgide bir cumhurbaşkanıydı, ancak hükümeti ‘Celili-Paydari’ eğilimi ile karşı karşıya gelmişti. Nükleer anlaşmanın yeniden canlandırılmasına yönelik müzakereler mümkün görünmeye başladığında, bu akım ters yönde baskı yaptı. Müzakere ekibini eleştirdiler, taviz verilmemesi konusunda uyardılar ve uzlaşmanın siyasi açıdan maliyetli hale gelmesine katkıda bulundular. Başka bir deyişle, sert çizgideki yönetim bile onlarla başa çıkmakta zorlandı.

Aynı dinamik bugün Kalibaf etrafında dönen tartışmalarda da kendini gösteriyor. O, rejimin farklı bir tür pragmatizmini temsil ediyor. Ne bir liberal, ne de Batı anlamında bir ılımlı; ABD ile stratejik bir dönüşüm olarak uzlaşma peşinde de değil. Ancak kurumları, çıkarları ve baskıları anlıyor. İran’ın sonsuza kadar sadece sloganlarla yaşayamayacağının farkında gibi görünüyor. Diplomatik görüşmeler, rejimin ideolojik çerçevesini bozmadan baskıyı hafifletebilecekse, o da bunu denemeye hazır.

İşte tam da burada, Celili ve Paydari Cephesi için tehlike yatıyor. Çünkü onların politikası, uzlaşmayı ahlaki açıdan kirli tutmaya dayanıyor. Eğer DMO'nun eski komutanı ve katı muhafazakar kanadın önemli bir ismi olan Kalibaf, müzakereyi başarırken aynı zamanda devrimci safların içinde kalabilirse, bu ikilinin devrimci özgünlüğü üzerindeki tekeli sarsılır. Bu yüzden sadece ABD’ye değil, rejim içindeki konumlarından dolayı da öfkeliler.

Kalibaf, rejimin pragmatik yaklaşımının farklı bir örneğini temsil ediyor. Liberal değil, Batı anlamında ılımlı da değil ve stratejik bir dönüşüm olarak ABD ile uzlaşma peşinde değil. Ancak kurumları, çıkarları ve baskıları iyi anlıyor. İran’ın sonsuza dek sadece sloganlarla ayakta kalamayacağının farkında gibi görünüyor.

Şu anki durumun en belirgin işaretlerinden biri, bu gruba yönelik eleştirilerin artık sadece reformcular veya ılımlı kesimden gelmemesi. Hatta güvenlik kurumlarına yakın ve sert çizgideki bazı medya çevreleri bile, Celili-Paydari tarzını bir sorun olarak görmeye başladı. İşte bundan dolayı DMO ile bağlantılı haber ajansı Tasnim ile ‘Raja News’ adlı haber sitesi arasındaki son çatışma önem kazanıyor. Paydari Cephesi’ne yakınlığıyla bilinen Raja News, müzakereleri ve ulusal birliği destekleyenleri saldırdı. Tasnim ise ‘bu davranışı bölünmeyi körüklemekle, hatta düşmanın planlarına hizmet etmekle’ suçladı. Söylem sert olsa da anlam açıktı: Güvenlik kurumunun bazı kesimleri, aşırı sert kışkırtmayı devrimci uyanıklık değil, iç uyumu tehdit eden bir unsur olarak görmeye başlamıştı.

Bunun bir anlamı var, çünkü rejim bugün adeta takıntı derecesinde birliği önemsiyor. Resmi söylem, ulusal dayanışma çağrıları, psikolojik savaşa direnme ve dış baskı altında iç bölünmeleri önleme çağrılarıyla dolu. Bu söylemin çoğu propaganda niteliğinde olsa da, aynı zamanda gerçek bir endişeyi de yansıtıyor. Tahran, savaşın, yaptırımların, ekonomik sıkıntıların ve toplumsal yıpranmanın iç sahneyi daha kırılgan hale getirdiğinin farkında. Bu bağlamda, rakiplerini durmadan vatan haini olarak damgalayan bir fraksiyon, bir yük haline gelebilir.

Bu, Said Celili ve müttefiklerinin önemini yitirdikleri anlamına gelmez; hâlâ ellerinde araçlar bulunuyor. Parlamentoyu kullanabilir ve dost medya kuruluşlarını seferber edebilirler. Buna resmi yayın kurumundaki nüfuzları da dahildir. Kardeşi Vahid Celili gibi kişiler bu kurumda üst düzey pozisyonlarda bulunmakta ve haberlerin ideolojik tonunun belirlenmesine katkıda bulunuyor. İdeolojik destekçilerini harekete geçirebilir, din adamlarına, İslamcı öğrenci gruplarına ve devrimci olarak adlandırılan örgütlere baskı uygulayabilirler. Ayrıca, herhangi bir anlaşmayı siyasi açıdan riskli gösterebilirler. Sistem içindeki derin bir devrimci içgüdüye, yani ABD ile uzlaşmanın daha geniş tavizlerin önünü açacağı korkusuna da hitap edebilirler.

Nüfuz, kontrol anlamına gelmiyor

Radikaller süreci aksatabilir, geciktirebilir ve ortamı zehirleyebilir; ancak devletin kalbinden destek gören bir diplomatik süreci durdurmak, özellikle de lider kadrosu, müzakerelerin, hayatta kalmak için gerekli olduğu sonucuna varması halinde, kolayca yapabilecekleri bir şey asla değil. Önceki Dini Lider Ali Hamaney’in Washington ile mevcut diplomatik süreci desteklediği veya en azından buna hoşgörü gösterdiği biliniyordu. Bu da zirvede pasif bir kabulün bile belirleyici olabileceği bir rejim yapısında önemli bir işaret.

gtrb
İran Şura Meclisi 12. dönem açılış töreninden bir kare, 27 Mayıs 2024 (Reuters)

Washington'ın anlaması gereken temel nokta da tam olarak bu. İran normal bir devlet olmayabilir, ama bütünlüğünü de kaybetmiş değil. İranlı taraflar arasında şiddetli çatışmalar olabilir, ancak bunu çoğunlukla rejimin ayakta kalmasına yönelik ortak bir bağlılık çerçevesinde yapıyorlar. Rejim, direnişin kendi varlığını sürdürmesine hizmet ettiğini düşündüğünde direnir. Görüşmelerin kendi varlığını sürdürmesine hizmet ettiğini düşündüğünde ise görüşür. Anlaşmazlık, rejimi korumak gibi temel bir içgüdü üzerine değil, bedel ve çıkış yolu üzerine odaklanıyor. Celili-Paydari ikilisinin sesi yüksek çıkıyor, çünkü buna ihtiyacı var. Geniş bir halk desteğinden yoksun oldukları için bunu ideolojik kesinlik ile telafi etmeye çalışıyorlar. Başarılı bir yönetim geçmişinden yoksun olduğu için, engellemeyi saflık olarak sunuyor.

Şu anda bu durum, diplomasi sürecini rayından çıkarmaya yetmiyor. Tahran, Washington ile ilerleme kaydetme olasılığını gördüğü sürece, engelleyiciler sadece engelleyici olarak kalacak, karar verici olamayacaklar.

Yolu daha engebeli hale getirebilirler. Müzakerecileri devrimci bir dil kullanmaya itebilirler. Güvenceler, kırmızı çizgiler ve sembolik zaferler talep edebilirler. Ancak, rejimin geri kalanı kapıyı açık tutmak istiyorsa, onlar kapıyı kapatamazlar. Rejim bölünmüş durumda olsa da halen işlevini yerine getiriyor. Aşırı uçtaki katı muhafazakârlar geniş çaplı bir nüfuza sahipler, ancak kararları kontrol etmiyorlar. Tahran'daki gerçek tablo, yönetemeyen bir devletin değil, müzakereye çalışan bir rejimin tablosudur. Bu rejim, siyasi varlığını herhangi bir müzakereyi sabit ilkelerden ödün vermek olarak göstermeye dayandıran bir grubu kucaklıyor. Çoğunluğun desteğini ikna edici bir şekilde iddia edemediği için, bunun yerine devrimi temsil ettiğini iddia ediyor ve böylece ‘İslam devrimini’ kendi şartlarına göre tanımlama yetkisini kendisine veriyor.