İran: Recai Limanı patlamasının ardında 'ihmal' var

Patlamada ölü sayısı 65'e yükselirken 138 yaralı hala hastanede tedavi görüyor.

TT

İran: Recai Limanı patlamasının ardında 'ihmal' var

İran: Recai Limanı patlamasının ardında 'ihmal' var

İran İçişleri Bakanı İskender Mümini Pazartesi günü yaptığı açıklamada geçtiğimiz Cumartesi günü ülkenin en büyük ticari limanında meydana gelen patlamanın “ihmal” ve güvenlik önlemlerine uyulmamasından kaynaklandığını söyledi. Bugün yayınlanan son bilançoya göre 65 kişinin ölümüne neden olan yangını itfaiyeciler üç gündür söndürmeye çalışıyor.

Mümini devlet televizyonuna şu açıklamalarda bulundu: “Bazı suçlular tespit edildi ve tutuklandı... Özellikle güvenlik önlemlerine uyulmaması ve sivil savunma açısından ihmaller olmak üzere eksiklikler vardı." Recai limanını ziyareti sırasında yaptığı açıklamada gerekli tedbirlerin alınacağını ve herhangi bir düzeyde görevlerini ihmal eden tarafların sorumlu tutulacağını söyledi.

Görgü tanıkları olay günü saat 12:04'te, kesin nedeni henüz belirlenemeyen küçük bir alevin fark edildiği yaklaşık bir dakika içinde yangının güçlü bir şekilde yayıldığı ve büyük bir patlamanın meydana geldiğini belirttiler.

Soruşturmaların güvenlik prosedürlerine uyum, sivil savunmanın etkinliği ve yanıcı maddelerin beyanının doğruluğuna odaklanacağını söyledi.

Kanıt ve ön belgeleri toplamak ve patlamanın koşullarına ilişkin kapsamlı bir soruşturma yürütmek üzere özel bir komite kurulduğunu duyurdu.

Parlamento komitesi

İran Cumhurbaşkanı Birinci Yardımcısı Muhammed Rıza Arif, “Tüm yetkililerin tutumu peşin hükümlü sonuçlardan kaçınmaktır” dedi. Yetkililerin kazanın nedenlerini araştırdığını söyleyen Arif, hükümetin ilk fırsatta kazanın nedenleri hakkında doğru bilgi vermeyi planladığını da sözlerine ekledi.

İran Meclis Başkanı Recai limanına milletvekillerinden oluşan bir heyet gönderdi. Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, dört komitenin patlamayla ilgili herhangi bir ihmal ya da kasıt olup olmadığını incelediğini söyledi.

Kalibaf X platformunda yaptığı açıklamada denetim, güvenlik ve yargı kurumları ile parlamentonun dört ihtisas komitesinin (altyapı, ulusal güvenlik, içişleri ve sağlık) üyelerinin “olayda herhangi bir ihmal ya da kasıt olup olmadığını ortaya çıkarmak için kapsamlı bir soruşturma yürütmek” üzere çalıştıklarını belirterek patlamada herhangi bir ihmal ya da kasıt varsa bunu kamuoyuna duyurma sözü verdi.

Yargı Başkanı Gulam Hüseyin Muhsini Eje, soruşturma sonuçlarının hızlı bir şekilde açıklanması gerektiğini söyledi ve başsavcıya güvenlik ve istihbarat kurumlarıyla işbirliği içinde Mina Recai dosyasını acil ve kararlı bir şekilde takip etmesi ve herhangi bir kurum ya da kademede herhangi bir hata tespit edilmesi halinde yasal işlem başlatması talimatını verdi.

Milletvekili Sara Fallahi, “Olayın nedeni tespit edilmiştir ve Ulusal Güvenlik Komitesi'nin raporunda ele alınacaktır” dedi. Parlamento heyetinin raporunu Salı ya da Çarşamba günü sunması bekleniyor.

Yangın söndürme operasyonu

Açıklamalar, itfaiyeciler yangını kontrol altına almaya çalışırken ve patlamanın temel nedenini belirlemeye yönelik soruşturmaların tamamlanmasını beklerken geldi.

Patlamanın nedeni hemen anlaşılamadı, ancak limanın gümrük ofisi büyük olasılıkla tehlikeli ve kimyasal maddelerin depolandığı bir depoda çıkan yangının sonucu olduğunu söyledi.

Sosyal medyada yayınlanan kamera görüntüleri olayın küçük bir yangın ve turuncudan kahverengiye dönen bir dumanla başladığını ve ardından bir alev topunun patladığını gösteriyor. Yangın bir depoya yığılmış konteynırlarda şiddetlenirken, dumanın yanından küçük bir vinç geçiyor ve yakınlarda yürüyen adamlar görülüyor.

Küçük ateş ve dumanın ortaya çıkmasından yaklaşık bir dakika sekiz saniye sonra, yakınlardan araçlar geçerken alev topu patlıyor ve insanlar tehlikeden kaçarken görülüyor.

İran lideri Ali Hamaney facianın ardında “ihmal ya da kasıt” olup olmadığının belirlenmesi için kapsamlı bir soruşturma başlatılmasını emretti.

Bender Abbas'ın parlamentodaki milletvekili Fatime Cerara, patlamayla ilgili soruşturmanın iki ana olasılığı araştırması gerektiğini söyledi: İhmal ya da sabotaj.

Savunma Bakanlığı'na bağlı Savunma Basın Ajansı'na konuşan Cerara, “Nedeni ne olursa olsun, ister ihmal, ister dikkatsizlik, ister sabotaj olsun, şeffaflık gereklidir. Kamuoyuna dürüst ve net bilgi verilmeli ve olayın tam olarak nasıl gerçekleştiği açıklanmalıdır” dedi.

Cerara ayrıca olayın zamanında rapor edilmediğini belirterek kamuoyunun bilgilendirilmesindeki gecikmeyi de eleştirdi.

Bir gün bir madenin çökmesi ve ertesi gün yeni bir kazaya tanık olmamız mantıklı olmadığını ifade eden Cerara ülkenin kriz yönetimi yöntemlerinin gözden geçirilmesi gerektiğine işaret etti.

sdfvgthy
İran'ın Recai limanında büyük bir patlamanın ardından çıkan yangının üçüncü gününde yoğun duman yükseliyor (AFP)

Patlama Cumartesi günü, dünya petrol üretiminin beşte birinin geçtiği stratejik Hürmüz Boğazı yakınlarındaki limanda meydana geldi.

İran devlet medyası, İran'ın en önemli konteyner limanı olan Bender Abbas'ta meydana gelen büyük patlamada ölü sayısının en az 65'e yükseldiğini bildirdi.

Resmi IRNA haber ajansı, Hürmüzgan eyaleti kriz yönetimi müdürü Mihrdad Hassanzadeh'e dayandırdığı haberinde “138 yaralı halen hastanede tedavi görüyor” dedi.

Limanda çok sayıda konteynerin karıştığı patlama ve yangınların ardından yaralı sayısı bini aştı.

Pazartesi sabahı devlet televizyonunda canlı olarak yayınlanan görüntülere göre, Recai limanındaki istiflenmiş konteynerlerin üzerinde hala yoğun siyah dumanlar yükseliyor.

İran televizyonu yangını söndürmek için çalışan yoğun itfaiyecilerin görüntülerini yayınladı ve hasarın yangın tamamen kontrol altına alındıktan sonra değerlendirileceğini söylerken, sahada istiflenmiş konteynerlerin üzerinde yükselen kalın duman bulutları görülebiliyordu.

Pazartesi gününün ilerleyen saatlerinde Hürmüzgan eyaletindeki Kızılay Derneği Başkanı Muhammed Salahşur İran devlet televizyonuna yaptığı açıklamada Recai limanındaki yangının “tamamen kontrol altına alındığını ve söndürme çalışmalarının devam ettiğini” söyledi.

Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan Pazar günü yakınlardaki güney şehri Bender Abbas'ta yaralıları kabul eden hastaneleri ziyaret etti.

Patlamadan bu yana yetkililer bölgedeki tüm okulların ve işyerlerinin kapatılmasını talimatını verdi ve bölge sakinlerini “bir sonraki duyuruya kadar” dışarı çıkmamaya ve koruyucu maske takmaya çağırdı.

Bu arada üç Rus uçağı da Bender Abbas'taki yangın söndürme ekiplerine katıldı. ı Mehr'in bildirdiğine göre, hava formasyonu iki ağır yük su bırakma uçağının yanı sıra bir komuta uçağını da içeriyor. İçişleri Bakanı daha sonra bunu yalanladı.

Bu gelişme Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in Pazar günü taziyelerini sunmasının ve İran'a yangının söndürülmesi için yardım önerisinde bulunmasının ardından geldi.

İran'ın Moskova Büyükelçisi Kazım Celali, X platformunda attığı bir tweet'te Rus yetkililerin destek talebine derhal yanıt vererek gece boyunca iki B-200 ve bir Ilyushin-76 olmak üzere üç özel yangın söndürme uçağı gönderdiğini söyledi. Yardım ekipleriyle birlikte Recai limanındaki yangını kontrol altına almaya çalışıyor.

vfghyj
İtfaiyeciler İran'ın Recai limanında büyük bir patlamanın ardından çıkan yangınla mücadele etmek için su hortumları kullanıyor (AFP)

Mesud Pezeşkiyan hükümetine yakın Cumhuri İslami gazetesi İran'da kötüleşen güvenlik durumunu eleştirdi.

Olayın ülkenin “güvenlik bağlamından ayrı tutulamayacağını” kaydeden gazete, “bu patlamanın statükoyu sona erdirecek bir dönüm noktası olup olmayacağını” sorguladı.

Gazete ayrıca olayı İran-ABD müzakerelerinin üçüncü turuyla ilişkilendirerek “İsrail'in müzakereleri engelleme girişimlerinin başarısız olması nedeniyle olaya karışmış olabileceğini” belirtti. Haberde bu tür olayların başka limanlarda da tekrarlanabileceği uyarısında bulunuldu.

Reformist Sobhe_no gazetesi, “gizemli” olayın bir sabotaj operasyonuna işaret edebileceğini söyledi. Gazete, olayın müzakereler ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun müzakerelere karşı açıklamasıyla aynı zamana denk gelen “siyasi zamanlamasının”, olayı şüpheli bir güvenlik mesajı haline getirebileceğini de sözlerine ekledi.

Sazandegi, olayın üzerinden iki gün geçmesine rağmen olayın nedeni hakkında kesin bir bilgi verilmemesini eleştirdi.

New York Times, İran Devrim Muhafızları ile bağlantılı olan ve adının açıklanmasını istemeyen bir kaynağa dayandırdığı haberinde patlayan maddenin katı roket yakıtının ana maddesi olan sodyum perklorit olduğunu söyledi.

Savunma Bakanlığı sözcüsü Rıza Talay Nik daha sonra televizyona yaptığı açıklamada “Bölgede askeri yakıt ya da askeri kullanım amaçlı ithal ya da ihraç edilmiş herhangi bir sevkiyat söz konusu değildir” dedi.

Devlete ait ISNA haber ajansının bildirdiğine göre İran gümrüğü Pazartesi günü yaptığı açıklamada patlayan ve alev alan ithal sevkiyatın “gümrük gözetimi altında olmadığını ve sevkiyatın gümrükte beyan edildiğini gösteren bir gümrük beyanname numarası bulunmadığını” söyledi.

Açıklamada, “Bir sevkiyat limana ulaştığında, kargo manifestosu limana verilir ve ardından gümrük işlemlerinin tamamlanması için gümrüğe beyan edilir” denildi. “Bu sevkiyatın gümrük beyanname numarası yoktu ve sevkiyat ve gemi gümrüğün gözetimi altında değildi” denildi.

Parlamentonun Ulusal Güvenlik Komitesi üyesi milletvekili Sara Fallahi, Recai limanına varışta mal ve kargoların depolara aktarıldığını ve “denetimin ancak mal sahibi tarafından bir beyanname sunulduktan sonra yapıldığını” söyledi. “Tanımlanamayan mallar hiçbir koşulda ticari bölgeye girmemelidir” diyen Fallahi, “malların giriş ve çıkışının limanlarda X-ray cihazlarıyla kontrol edilmesi ve malların kaynaktan varış noktasına nasıl taşındığının teyit edilmesi gerektiğini” sözlerine ekledi.

Fallahi, “Patlama, çoğu tarım sektöründe olmak üzere yaklaşık 2 bin  konteyneri ve çok sayıda malı tahrip etti” dedi.

Patlama, İran ve ABD heyetlerinin Tahran'ın nükleer programına ilişkin üst düzey dolaylı görüşmeler için Maskat'ta bulundukları ve her iki tarafın da ilerlemeye katkıda bulunduğunu söylediği sırada meydana geldi.

İranlı yetkililer patlamayı bir kaza olarak değerlendiriyor gibi görünse de, patlama aynı zamanda İran'ın düşmanı İsrail ile yıllardır süren yeraltı savaşının arka planında meydana geldi.

Washington Post, İsrail'in 2020 yılında Recai limanını hedef alan bir siber saldırı gerçekleştirdiğini bildirdi.



Ukrayna savaşı arka planında Moskova'nın Zafer Günü Geçit Töreni: Geçmeyen bir geçmiş

Al Majalla
Al Majalla
TT

Ukrayna savaşı arka planında Moskova'nın Zafer Günü Geçit Töreni: Geçmeyen bir geçmiş

Al Majalla
Al Majalla

Anton Mardasov - Washington’daki Orta Doğu Enstitüsü’nde kıdemli araştırma görevlisi. Aynı zamanda Rusya Uluslararası İlişkiler Konseyi’nde askeri konular uzmanı

Askeri geçit törenleri genellikle iki yoldan birini izler. Uluslararası istikrar dönemlerinde, çoğunlukla törenseldirler. Açılımı göstermek, diplomasiyi aktifleştirmek ve yabancı liderlerin varlığıyla sembolik olarak birlik imajını pekiştirmek için bir platform görevi görürler. Ancak, dış politika atmosferi gerginleştiğinde işlevleri değişir ve askeri gücü sergileme, devletin kaynaklarını gösterme ve iç birliği pekiştirme aracı haline gelirler. Yakın zamana kadar Moskova, Kızıl Meydan'da düzenli olarak en yeni silah sistemlerini sergiliyordu.

Ukrayna'daki savaşın başlamasından bu yana, bu geçit törenlerinin ölçeği belirgin şekilde azaldı. Bu durum, başta ekipmanların büyük bir kısmının ön cephelerde konuşlandırılması, aktif olarak savaşta kullanılmayan veya büyük miktarlarda üretilmeyen sistemlerin sergilenmesine yönelik eleştiriler ve devam eden, halka açık etkinliklerin formatını etkileyen hava saldırıları tehdidi olmak üzere bir dizi faktörden kaynaklanıyor. 2026 yılında mobil internet ve SMS hizmetlerinin askıya alınması ve geçit töreninin askeri ekipman olmadan sınırlı bir formatta yapılıyor. Kremlin, etkinliğe “altı yabancı liderin katılacağını” açıkladı; bu sayı 2023 ve 2024 yıllarındaki katılımdan daha düşük. Buna karşılık, 2022 yılındaki törene hiçbir yabancı konuk katılmamışken, 2025'teki 80. yıl dönümü geçit törenine 27 lider katılmıştı.

Yeniden artan gerilimler arasında Moskova, Sergey Lavrov ve Marco Rubio arasında doğrudan bir iletişim kanalı açtı; bu, özellikle geçen ekim ayında gerçekleşen, Vladimir Putin ve Donald Trump arasında görüşme fikrinin ele alındığı bir önceki görüşmelerinden bu yana, aralarındaki nadir doğrudan iletişim düzeyinde atılmış bir adım. Steve Witkoff ve Jared Kushner'ın Washington'da Rusya dosyasının yönetimini yakın zamanda devralmış olmalarına rağmen, mevcut gelişmeler acil bir diyaloğu zorunlu kıldı. 9 Mayıs'tan önceki gerilimler, Ukrayna krizi ve ABD'nin olası müdahalesi de dahil olmak üzere daha geniş çaplı bir gerilime kayma risklerini müzakere etmek için bir fırsat sağladı.

Birçok siyasi güç 9 Mayıs'ın sembolizmini kullanıyor, ancak Rusya içinde kendisi hakkındaki yorumlar tek bir temelde birleşiyor. Komünistler devletin ve liderliğin rolüne odaklanırken, demokratlar halkın fedakarlıklarını öne çıkarıyor. Bununla birlikte, kahramanlık, savaşın büyüklüğü ve zaferin önemi tartışmasız kabul ediliyor. Bu anlamda, bu ortak hafızaya bağlılık, siyasi meşruiyet için gayri resmi bir test haline geliyor, çünkü bunu sorgulayanlar pratikte kendilerini kamusal alanın dışında buluyorlar.

Güvenlik tehditlerine ve mevcut siyasi iklime rağmen, Büyük Yurtseverlik Savaşı Rusya'da ulusal birliğin temel taşı olmaya devam ediyor

Güvenlik tehditlerine ve mevcut siyasi iklime rağmen, Büyük Yurtseverlik Savaşı Rusya'da ulusal birliğin temel taşı olmaya devam ediyor. Kamuoyu yoklamaları, halkın yüzde 98'inin bu günün hatırasının korunması gerektiğine inandığını, yüzde 89'unun aile sohbetlerinde bundan bahsettiğini, yüzde 82'sinin 9 Mayıs'ı anmayı planladığını ve yüzde 49'unun kutlamalara katılmayı düşündüğünü gösteriyor. Zafer günü, ülkenin en önemli bayramı olma konusunda yılbaşı ile rekabet etmeye devam ederken, son yirmi yılda onu bir anma ve yas günü olarak görenlerin sayısı arttı. Z kuşağı da dahil olmak üzere kuşaklar boyunca bu hatıranın kalıcı doğası, geçmişi günümüze bağlama gücünü ortaya koyuyor.

2026 yılında Rusya, Meçhul Asker Anıtı'ndaki “Ebedi (Sönmeyen) Ateş”ten alınan közlerin, Kudüs'teki Kutsal Ateş'i anımsatan bir ritüelle çeşitli bölgelere taşınacağı 10’uncu kez “Anma Meşalesi” etkinliğini düzenleyecek. Bazı katılımcı etkinliklerin iptal edildiği göz önüne alındığında, bu kutlama daha da önem kazanıyor. Dini karşılığının aksine, Ebedi Ateş daha geniş bir sivil anlam taşıyor, çünkü savaşa ve sonrasına yönelik anma ve saygının kamusal ifadesine dönüşüyor.

Rus askerleri, Zafer Günü askerî geçit töreni provası için Moskova'nın merkezindeki Kızıl Meydana yürüyor, 4 Mayıs 2026 (AFP) Rus askerleri, Zafer Günü askerî geçit töreni provası için Moskova'nın merkezindeki Kızıl Meydana yürüyor, 4 Mayıs 2026 (AFP)

Sovyet geleneğinden günümüze

Sovyetler Birliği'nde, devrimin yıldönümü olan 7 Kasım, uzun süre kitlesel mitingler ve Kızıl Meydan'daki askerî geçit töreniyle ilişkilendirilen en önemli ulusal bayram olmayı sürdürdü. Ancak, 1950'lerin sonlarından itibaren devrimci söylem seferber edici gücünü kaybetmeye başladı ve 1965'e kadar 9 Mayıs kutlamaları sınırlı ve mütevazı kaldı. Bu durum genellikle Stalin ve Kruşçev'in belirli askeri liderlerin rollerinin öne çıkması konusundaki isteksizliğine bağlanır. Ancak ideolojik motivasyon çok daha derindi, çünkü devlet fedakarlıkları sebebiyle onlara duyduğu borcu hatırlatmak değil, vatandaşlarından sadakat istiyordu. 1947'den itibaren Zafer Günü, gazilere verilen imtiyazların azaltılmasına paralel olarak ulusal bayram statüsünü kaybetti. Ancak, zamanla popüler bir etkinlik olarak yeniden konumunu sağlamlaştırdı.

Bu değişim, Kruşçev'in görevden alınmasından sonra gerçekleşti. 1965'te 9 Mayıs yeniden ulusal bayram ilan edildi ve yıldönümünde ilk askerî geçit töreni düzenlendi. Bu tarih, savaşı yaşamış olan yeni nesil liderler için kişisel bir öneme sahipti. Brejnev döneminde, Zafer Günü ile ilişkilendirilen sembolizm güçlendi, ancak yine de en önemli bayram haline gelmedi, dahası 7 Kasım'ın sembolizmini gölgede bırakmaması için 9 Mayıs'ta geçit töreni yapılmadı. Büyük ölçekli kutlamalar, Sovyet döneminin sonlarında, 1985 ve 1990 yıllarında düzenlenen iki geçit töreniyle birlikte geri döndü. Krizin ortasında, yetkililer sembolik odağı devrimden zafere kaydırdı.

Sovyetler Birliği'nin çöküşünden sonra, 7 Kasım resmi statüsünü kaybetti ve pratik olarak Zafer Günü, en önemli ulusal bayram haline geldi

Sovyetler Birliği'nin çöküşünden sonra, 7 Kasım resmi statüsünü kaybetti ve pratik olarak Zafer Günü, en önemli ulusal bayram haline geldi. O dönemde Boris Yeltsin, meşruiyet kaynağı olarak zafer fikrine dayandı, ancak aynı zamanda bayramı daha geniş bir uluslararası çerçeveye yerleştirmeye çalıştı. 1995 yılında, yeni Rusya, Zafer Günü'nün 50. yıldönümünü anmak için ABD Başkanı Bill Clinton da dahil olmak üzere Hitler karşıtı ittifakta yer alan ülkelerin liderlerinin katılımıyla ilk askerî geçit törenini düzenledi. Bu, Sovyet döneminde hayal edilmesi zor bir sahneydi. Mareşal Georgi Zhukov, Stalin'e alternatif bir uzlaşma figürü olarak bayramın sembolizminde merkezi figür haline geldi. 50. yıldönümüne gelindiğinde, onun fotoğrafı kurumsal olarak yerleşmişti; onun için bir anıt dikilmiş ve adını taşıyan bir nişan oluşturulmuştu. Bu dönem, Birinci Çeçen Savaşı ile aynı zamana denk geliyordu ve yetkililer zaferin tarihsel hafızasını yoğun bir şekilde kullandılar.

2008'den itibaren, Batı ile giderek gerginleşen ilişkilerin bir işareti olarak görülen Vladimir Putin'in Münih konuşmasından kısa süre sonra, askeri teçhizatlar Kızıl Meydan'daki askeri geçit törenlerinde yeniden boy göstermeye başladı. O zamandan beri, resmi söylemde bayramın sembolizmi kademeli olarak değişti. 2014'ten sonra odak noktası Hitler karşıtı ittifaktan, Sovyetler Birliği'nin zaferdeki kritik rolüne doğru kaydı.

Katılımcılar, Zafer Bayramı'nı kutlamak amacıyla 7 Mayıs 2026'da Rusya'nın Moskova kentinde düzenlenen "Zafer Dansı" etkinliğinde dans ediyor (Reuters)  Jeopolitik cepheKatılımcılar, Zafer Bayramı'nı kutlamak amacıyla 7 Mayıs 2026'da Rusya'nın Moskova kentinde düzenlenen "Zafer Dansı" etkinliğinde dans ediyor (Reuters)

Jeopolitik cephe

İkinci Dünya Savaşı meselesi, geçmişe dair okumalar ulusların mevcut hesaplarından ve çıkarlarından doğrudan etkilendiği için giderek jeopolitik bir çatışma alanı haline geliyor. Moskova'daki Zafer Müzesi yakınlarında bulunan parkta 2005 yılında dikilen Hitler'e karşı savaşan Müttefik Kuvvetlere adanmış anıt, bu dönüşümün sembolik bir yansıması olarak görülebilir. Tarihçi Aleksandr Dyukov'un belirttiği gibi, BM bayrağı altında Fransız, Rus, Amerikan ve İngiliz askerlerini bir araya getiren anıt, Rusya, Avrupa ve Amerika Birleşik Devletleri arasında Nazizm'e karşı kazanılan zaferin ortak tarihsel hafızasını görsel olarak temsil etmek üzere tasarlandı. Ancak bugün, birleşik bir tarihsel anlatı fikrinin neredeyse tamamen ortadan kalktığı ve Sovyetler Birliği’nin eski müttefikleri kendilerini çağdaş siyasi ve askeri çatışmalarda karşıt taraflarda buldukları için anıt daha çok bir anakronizm gibi görünüyor. Hatta fiziksel durumu bile -aşınma nedeniyle yazılarının okunmasının zorlaşması- bu eski uzlaşmanın aşındığını yansıtıyor.

İkinci Dünya Savaşı, Sovyetler Birliği'nin rolü ve liderliği hakkındaki tartışmalar yoğunlaşıyor, kutuplaşma genişliyor ve çoğu zaman akademik tartışma alanını aşarak siyasi çekişmede bir araç haline geliyor. Bu görüş ayrılıkları, Rusya'nın Sovyet sonrası bazı devletlerle ilişkilerinde özel bir sertlikle belirginleşiyor. Bununla birlikte, Stalin liderliğinin politikaları veya Sovyet kurumlarının uygulamaları hakkındaki farklı görüşlere rağmen, savaşın sonucuna ilişkin temel değerlendirme Rus söyleminde sabit olmayı sürdürüyor. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre bu değerlendirme, Sovyetler Birliği'nin Nazi Almanyası'nı yenmede oynadığı belirleyici rolü ve hem cephedeki askerlerin hem de cephe gerisinde çalışanların kahramanlığını kabul etmeye dayanmaktadır.

Batı'da, İkinci Dünya Savaşı, tıpkı Birinci Dünya Savaşı'na ilişkin mevcut görüş gibi, büyük ölçüde geçmişin kapanmış bir sayfası olarak görülüyor. Ancak, birinci savaştan farklı olarak, sonucu genellikle demokrasinin diktatörlüğe karşı zaferi olarak yorumlanıyor. Bu çerçeve, içsel bir çelişki doğuruyor; çünkü Hitler karşıtı ittifak, dünkü müttefiklerin Soğuk Savaş bağlamında hızla düşman haline gelmesinden önce, son derece farklı siyasi sistemlere sahip ülkeleri bir araya getirmişti. Bu çelişkinin üstesinden gelmek için Batı'daki ana akım, Sovyetler Birliği'nin ikili rolü tezini benimsedi. Buna göre Sovyetler Birliği’nin 1941'den sonra Nazizm ile savaştığı doğru, ancak 1939'da imzalanan Molotov-Ribbentrop Paktı (Nazi Almanyası ile Sovyetler Birliği arasında, iki devletin de birbirine saldırmayacağını öngören pakt) nedeniyle savaşın patlak vermesinde ortak olarak görülüyor. Bu yorum, özellikle Avrupa Parlamentosu'nun 2019’da aldığı tarihi hafızayı koruma kararıyla kurumsal olarak yerleşti.

Rusya'nın pozisyonu ise prensip olarak Sovyetler Birliği’nin Nazi Almanyası ile bu şekilde eş tutulmasını reddediyor. Bu reddediş, özellikle 2021 tarihli yasada açıkça belirtildiği gibi, iki tarafın amaç ve eylemlerinin özdeş olarak gösterilmesini yasaklayan yasalar şeklinde yankı buldu

Rusya'nın pozisyonu ise prensip olarak Sovyetler Birliği’nin Nazi Almanyası ile bu şekilde eş tutulmasını reddediyor. Bu reddediş, özellikle 2021 tarihli yasada açıkça belirtildiği gibi, iki tarafın amaç ve eylemlerinin özdeş olarak gösterilmesini yasaklayan ve Sovyet halkının zafere olan belirleyici katkısını inkâr etmeyi suç sayan yasalar şeklinde yankı buldu. Böylece, tarihsel hafıza devlet politikasının bir unsuru ve Rusya'nın dış politika pozisyonunu şekillendirmeye yönelik daha geniş bir stratejinin parçası haline geldi.

Rus siyaset bilimci Aleksey Makarkin'in de belirttiği gibi, Küresel Güney ülkeleri farklı bir yaklaşım benimsiyor ve İkinci Dünya Savaşı'na bakış açıları büyük ölçüde sömürgecilik karşıtı anlatı çerçevesinde yer alıyor. Bu ülkeler, savaşın küresel yorumu hakkında büyük tartışmalara dahil olmak yerine kendi ulusal tarihsel anlatılarına öncelik veriyorlar. Aynı zamanda birleşik bir küresel tarihsel anlatı oluşturma hırslarının olmaması, onları mevcut Rusya-Batı kutuplaşmasından uzak tutuyor, böylece bu tür tartışmalara katılım bağlayıcı yükümlülükten ziyade siyasi bir karar haline geliyor.

* Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


Putin "Zafer Günü" konuşmasında: Ukrayna'da NATO destekli saldırgan bir güçle savaşıyoruz

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Moskova'da "Zafer Günü" konuşması yaptı (Reuters)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Moskova'da "Zafer Günü" konuşması yaptı (Reuters)
TT

Putin "Zafer Günü" konuşmasında: Ukrayna'da NATO destekli saldırgan bir güçle savaşıyoruz

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Moskova'da "Zafer Günü" konuşması yaptı (Reuters)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Moskova'da "Zafer Günü" konuşması yaptı (Reuters)

Vladimir Putin bugün yaptığı açıklamada, “Sovyetler Birliği halkı tüm dünyayı Nazizm’den kurtardı” dedi ve Rusya’daki Zafer Günü’nü “kutsal bir bayram” olarak nitelendirdi.

Rus haber ajansı Sputnik’in aktardığına göre Putin, Nazi Almanyası’na karşı kazanılan “Büyük Vatanseverlik Savaşı” zaferinin 81. yıl dönümü dolayısıyla yaptığı konuşmada, “Sizi en kutsal, en aydınlık ve en önemli bayramımız olan Zafer Günü dolayısıyla kutluyorum. Bu günü vatanımıza duyduğumuz gurur ve sevgiyle kutluyoruz. Ülkemizin çıkarlarını ve geleceğini savunmanın ortak görevimiz olduğunu biliyoruz. Büyük zafer kuşağına derin minnettarlık duyuyoruz” ifadelerini kullandı.

Rus askerleri askerî geçit töreninde (Reuters)Rus askerleri askerî geçit töreninde (Reuters)

Putin, konuşmasında “Bugün özel askeri operasyonun hedeflerini yerine getiren askerlerimize, zafer kazanan neslin büyük başarısı ilham veriyor” dedi. Böylece Ukrayna’daki savaşa atıfta bulunan Putin, askerlerin “NATO’nun tamamı tarafından silahlandırılan ve desteklenen saldırgan bir güçle karşı karşıya olduğunu” savundu.

“Buna rağmen kahramanlarımız ilerlemeye devam ediyor” diyen Putin, “Davamızın haklı olduğuna yürekten inanıyorum” ifadelerini kullandı.

Rusya’da Nazi Almanyası’nın II. Dünya Savaşı’nda yenilgiye uğratılmasının yıl dönümü dolayısıyla Moskova’da düzenlenen askerî geçit töreni sabah saatlerinde yoğun güvenlik önlemleri altında başladı.

Savaş uçakları Kızıl Meydan üzerinde gökyüzüne Rus bayrağının renklerinde duman püskürttü (DPA)Savaş uçakları Kızıl Meydan üzerinde gökyüzüne Rus bayrağının renklerinde duman püskürttü (DPA)

Yaklaşık çeyrek asırdır iktidarda bulunan Putin, Zafer Günü’nü ülkenin askeri gücünü sergilemek ve beşinci yılına giren Ukrayna savaşına yönelik desteği artırmak amacıyla kullandı. Ancak bu yıl, yaklaşık yirmi yıl sonra ilk kez askerî geçit töreninde tanklar, füzeler ve diğer ağır silahlar yer almadı. Hava gösterisi de yalnızca birkaç savaş uçağı ile sınırlandırıldı.


Peter Magyar Macaristan’da göreve başladı ve değişim sözü verdi

Peter Magyar, ülkesinin bayrağını sallıyor. (AFP)
Peter Magyar, ülkesinin bayrağını sallıyor. (AFP)
TT

Peter Magyar Macaristan’da göreve başladı ve değişim sözü verdi

Peter Magyar, ülkesinin bayrağını sallıyor. (AFP)
Peter Magyar, ülkesinin bayrağını sallıyor. (AFP)

Peter Magyar bugün Macaristan parlamentosu tarafından resmen başbakan olarak göreve getiriliyor. Bu gelişme, milliyetçi lider Viktor Orban’ın karşısında elde ettiği ezici seçim zaferinden yaklaşık bir ay sonra gerçekleşiyor.

Seçim sonrası başkent Budapeşte sokaklarına dökülen kalabalıklar kutlama yaparken, Magyar’ın ‘sistemi değiştirme’ vaadi geniş yankı buldu. Yeni başbakanın, Orban döneminde 16 yıl boyunca biriktiği öne sürülen yolsuzlukları ve özgürlük ihlallerini sona erdirmeyi hedeflediği belirtiliyor.

Ülke aynı zamanda ekonomik açıdan zorlu bir dönemden geçiyor. Ekonomideki durgunluk ve kamu hizmetlerindeki gerileme, kapsamlı yapısal reform ihtiyacını gündeme getiriyor.

Liberal düşünce kuruluşu Republikon’un stratejik planlama direktörü Andrea Virag, halkın yeni hükümete şimdilik ‘yüksek düzeyde sabır ve iyi niyet’ gösterdiğini söyledi. Virag, AFP’ye yaptığı değerlendirmede, “Beklentiler çok yüksek ve kısa vadede karşılanmaları gerekiyor” ifadesini kullandı.

45 yaşındaki Magyar’ın, parlamento açılış oturumunda yemin ederek göreve başlaması planlanıyor. Törenin, Tuna Nehri kıyısındaki parlamento binası çevresine yerleştirilen dev ekranlardan da canlı yayınlanacağı bildirildi.

Macaristan Onur Kıtası askerleri, yeni başbakanın göreve başlama töreni hazırlıkları kapsamında bayrak taşıyor. (AFP)Macaristan Onur Kıtası askerleri, yeni başbakanın göreve başlama töreni hazırlıkları kapsamında bayrak taşıyor. (AFP)

Magyar ise bu ‘siyasi hoşgörü döneminin’ uzun sürmeyebileceğinin farkında olarak, hukukun üstünlüğü ihlalleri nedeniyle dondurulan Avrupa Birliği (AB) fonlarının serbest bırakılmasını sağlamak amacıyla reformları hızlandırma çabasında bulunuyor. Ağustos ayındaki kritik son tarih yaklaşırken baskı artıyor. Bu tarihe kadar ilerleme sağlanamazsa, Macaristan’ın AB’nin pandemi sonrası toparlanma planı kapsamında ayrılan 10 milyar euroyu kaybedebileceği belirtiliyor.

Geçtiğimiz hafta Magyar, Brüksel’e giderek AB liderleriyle gayriresmi görüşmeler yaptı. Bu temaslarda, seçim vaatlerini yerine getirebilmek için söz konusu fonların mayıs sonuna kadar serbest bırakılmasını sağlamaya çalıştığı ifade edildi.

Brüksel yönetimi, yeni siyasi lideri, AB ile ilişkileri yeniden sakin bir zemine oturtma vaadi nedeniyle temkinli bir şekilde olumlu karşılarken, fonların serbest bırakılması için önce somut ve uygulanabilir reformların hayata geçirilmesini beklediğini vurguluyor.

Taahhütler

Magyar daha önce, Avrupa Kamu Savcılığı Ofisi’ne (EPPO) katılma, yolsuzlukla mücadele etme ve yargı ile basın bağımsızlığını güvence altına alma taahhüdünde bulunduğunu açıklamıştı.

Magyar’ın bu hedefleri hayata geçirmek için, parlamentodaki güçlü çoğunluğuna dayanarak geniş bir hareket alanına sahip olduğu belirtiliyor. Magyar’ın liderliğindeki Tisza Partisi, 199 sandalyeli parlamentoda 141 milletvekili kazanarak büyük bir çoğunluk elde etti.

Magyar ayrıca, anayasa değişikliği yapma olasılığını da gündeme getirdi. Bu kapsamda, Cumhurbaşkanı Tamas Sulyok’un istifaya zorlanması ve görevden çekilmemesi halinde görevden uzaklaştırılması seçeneğini dile getirdi. Sulyok, Orban’ın yakın müttefiki olarak biliniyor. Ayrıca Magyar, eski başbakan Viktor Orban döneminde kilit pozisyonlara atandığını söylediği ‘siyasi kadroların’ görevden alınacağını, bunlar arasında başsavcı ve anayasa mahkemesi başkanının da bulunduğunu ifade etti.

Peter Magyar zorlu bir görevle karşı karşıya (AFP)Peter Magyar zorlu bir görevle karşı karşıya (AFP)

Magyar’ın göreve başlama töreni, hem parlamento içinde hem de dışında güçlü sembolik mesajlar taşıdı. Tören kapsamında bayraklar dalgalandırıldı ve müzikler çalındı.

Andrea Virag, Magyar’ın “Orban döneminin kutuplaştırıcı politikalarının ardından ulusal birlik ve uzlaşmayı temsil eden bir figür olduğunu göstermeye çalıştığını” söyledi.

İlk kez 1990’daki serbest seçimlerden bu yana merkez-sol partilerin bulunmadığı parlamentonun, Agnes Forsthoffer’ı parlamento başkanı olarak seçmesi bekleniyor. Forsthoffer, Tisza Partisi tarafından üst düzey görevlere getirilen isimlerden biri.

Yeni iktidar partisi, önceki koalisyona kıyasla daha çeşitli bir temsil yapısı oluşturmayı hedefliyor. Bu kapsamda Kristian Koszegi’nin parlamento başkan yardımcısı olması, ayrıca Vilmos Katai-Nemeth’in Sosyal İşler Bakanlığı’na getirilmesi planlanıyor. Katai-Nemeth, ülke tarihinde görev yapan ilk görme engelli bakan olmaya hazırlanıyor.

Analistlere göre Magyar, ekibinin büyük ölçüde teknokratlardan oluşması nedeniyle deneyim eksikliğinden kaynaklanan zorluklarla karşı karşıya kalabilir. Bu kapsamda ilk siyasi hata, Adalet Bakanı olarak eniştesi olan avukat Marton Mellethei-Barna’yı aday göstermeye çalışması oldu. Bu girişim, yıllardır kayırmacılık tartışmaları yaşayan ülkede tepki çekti.

Mellethei-Barna ise perşembe günü yaptığı açıklamada, demokratik geçiş sürecine ‘en küçük bir gölge düşmemesi’ için adaylıktan çekildiğini duyurdu.