Deprem beklenen 5 dünya şehrinde hazırlıklar ne durumda?

Bazı kentler yıllardır büyük bir depreme hazırlanırken, bazılarındaki çalışmalar yetersiz bulunuyor

6 Şubat Kahramanmaraş depremlerinde en az 53 bin 537 kişi hayatını kaybetti (Reuters)
6 Şubat Kahramanmaraş depremlerinde en az 53 bin 537 kişi hayatını kaybetti (Reuters)
TT

Deprem beklenen 5 dünya şehrinde hazırlıklar ne durumda?

6 Şubat Kahramanmaraş depremlerinde en az 53 bin 537 kişi hayatını kaybetti (Reuters)
6 Şubat Kahramanmaraş depremlerinde en az 53 bin 537 kişi hayatını kaybetti (Reuters)

23 Nisan günü öğle saatlerinde yaşanan sarsıntı, Türkiye'nin bir deprem ülkesi olduğu gerçeğini bir kez daha gündemin tepesine taşıdı. 

Silivri açıklarında gerçekleşen 6.2 büyüklüğündeki deprem, can kaybına yol açmadı ancak halkta büyük bir endişe dalgası yarattı.

Uzun zamandır beklenen büyük İstanbul depreminin korkusu, insanların saatlerce evlerine girememesine neden oldu.

Bazı uzmanlar riskin geçtiğini öne sürerken, diğerleri son sarsıntıyla birlikte büyük depremin daha da yaklaştığını söylüyor. 

Depremlerin tam olarak ne zaman olacağını kesin şekilde öngörmek mümkün değil. Ancak bilim insanları, hem tarihsel örüntüleri hem de fay hatları üzerinde yapılan jeolojik ve sismolojik çalışmaları inceleyerek bazı çıkarımlarda bulunuyor. 

Örneğin İstanbul'da, şiddeti 7'nin üzerinde son büyük depremin 1766 yılında meydana gelmesi ve bu büyüklükteki depremlerin istatistiksel olarak yaklaşık 250 yılda bir tekrar ettiği göz önünde bulundurularak ciddi bir deprem riski öngörülüyor. Ayrıca, Marmara Denizi'ndeki fay hatlarında yapılan araştırmalar da bu beklentiyi destekliyor.

Dünya genelinde Türkiye gibi deprem gerçeğiyle birlikte yaşayan veya büyük depremler bekleyen çeşitli yerler var.

Bu hafta Logos'ta bu türden 5 kentte depreme hazırlık amacıyla bugüne denk nasıl adımlar atıldığını inceliyoruz. 

1) San Francisco

ABD'nin San Francisco Körfez Bölgesi'nde, Pasifik ve Kuzey Amerika levhalarının birleştiği San Andreas'ın yanı sıra 6 önemli fay hattı bulunuyor.

Yüksek risk altındaki bölge tarihinin en büyük depremini 1906'da yaşamıştı. 7.9 şiddetinde olduğu tahmin edilen deprem, 18 Nisan günü saat 05.00 sularında gerçekleşmişti. "10 bin aslanın kükremesine" benzeyen bir ses duyulduğu aktarılırken, can kaybının 3 bine ulaştığı düşünülüyor.

ABD Jeoloji Araştırmaları Kurumu'na göre San Francisco'da 2043'e kadar 6.7 şiddetinde bir deprem riski yüzde 72, 7 şiddetinde deprem yaşanma ihtimaliyse yüzde 51. 

San Francisco bu nedenle 2012'de Deprem Güvenliği Uygulama Programı'nı başlattı. Bölgenin depreme karşı ne kadar dayanıklı olduğunu değerlendiren 10 yıllık bir çalışmanın bulgularına göre oluşturulan bu program, onlarca yıla yayılan adımları içeriyor.

frgty
San Francisco'daki 1906 depremi sonrası bir görevli devriye geziyor (ABD Kongre Kütüphanesi)

İlk aşamada halk, yapıların durumu konusunda bilinçlendiriliyor ve evlerini güçlendirmeye teşvik ediliyor.

Ayrıca belediye yetkilileri çökme riski taşıyan beton binaları belirleyerek depreme hazır hale getirmeye çalışıyor. 2013'te başlatılan bir program kapsamında eski, yumuşak katlı ahşap binaların güçlendirilmesi zorunlu kılındı.

San Francisco yönetimi, 1989'daki Loma Prieta depreminden sonra sağlık merkezleri, acil servisler ve havalimanları gibi kamu altyapısını güçlendirmek için 20 milyar dolardan fazla yatırım yaptı. Belediye, kamu binalarının yanı sıra en az 2 bin yığma yapıyı ve 4 bin ahşap binayı da güçlendirdi.

Bu çalışmaların yanı sıra kentin bağlı olduğu Kaliforniya eyaletinin, depremlere karşı erken uyarı veren bir telefon uygulaması var. Bu sayede yurttaşlara büyük sarsıntı başlamadan birkaç saniye de olsa zaman kazandırılmaya çalışılıyor.

ABD Jeoloji Araştırmaları Kurumu'nun ShakeAlert sistemiyse birden fazla eyalette mevcut. Okullardan hastanelere kadar çeşitli yerlerde kullanılan bu sistem yine bir erken uyarı görevi görüyor. Tren şirketi Metrolink, ShakeAlert  uygulamasıyla trenleri, birkaç saniye içinde otomatik olarak yavaşlatabiliyor veya durdurabiliyor. Böylece bir depremin insan güvenliğini ve sistem altyapısını tehdit etme olasılığı azaltılıyor.

2) Lizbon

1 Kasım 1755 günü 8.5-9.0 şiddetinde olduğu tahmin edilen bir sarsıntının vurduğu Lizbon, Avrupa tarihinin en yıkıcı depremine sahne olmuştu. Doğal afet sonucu Portekiz'in başkentinde yaklaşık 60 bin kişinin hayatını kaybettiği tahmin ediliyor.

Halihazırda orta derece risk taşıyan kentin bu yıl şubatta 4.8 şiddetinde bir depremle sarsılması halkı endişelendirmişti.

Ancak yetkililer, Lizbon'un depreme hazırlıklı olduğuna dair güvence veriyor. 

1755 depreminin ardından pombalin kafesi modelini geliştiren Portekiz, ilk başta ahşap ve daha sonra çelik takviyeli bu yapıyla sismik aktivitelere dirençli binalar yaptı.

dfgrthy
Pombalin kafesi, taş duvar içinde gizli bir ahşap iskelet kurularak binanın esnek ve dayanıklı olmasını sağlayan yapıya deniyor (Wikimedia Commons)

Avrupa ülkesinde ayrıca binaların yapımıyla ilgili kapsamlı yasal düzenlemeler mevcut. Düşük de olsa deprem riski taşıyan bir bölgedeki inşaatı tasarlayan ve onaylayan mühendis ciddi bir sorumluluk altında. 

Şubattaki depremin ardından Lizbon Belediye Başkanı Carlos Moedas, 700 mühendise depreme dayanıklılık eğitimi verildiğini söylemişti. Moedas kentteki "bütün binaları" incelediklerini de eklemişti.

Lizbon bir doğal afetin hemen ardından yaşanacaklara da hazırlıklı görünüyor. Örneğin acil durumlarda yurttaşlara SMS gönderen bir sistem var. Bunun yanı sıra Moedas kentte bir felaket anında halkın gidebileceği 86 nokta yaratıldığını belirtiyor.

Kentte ayrıca tsunami için de bir uyarı sistemi son yıllarda hayata geçirildi. İki kule içeren sistem sayesinde tsunami durumunda anında uyarı veriliyor ve halka nereye gitmeleri gerektiği de bu şekilde iletiliyor.

Lizbon genel olarak depreme hazır kabul edilse de Moedas, şubatta yaptığı açıklamada 6 veya 9 şiddetinde bir depremin "muazzam etkileri" olacağını söyleyerek eklemişti:

Müdahale için gereken tüm hazırlıklar mevcut ancak elbette depremlerin olabileceğini bildiğimiz bir şehirde yaşıyoruz.

3)  Tokyo

Pasifik ateş çemberinde yer alan Japonya, şiddetli depremlerin sık sık görüldüğü bir ülke. Başkent Tokyo'da da gelecek 30 yıl içinde büyük bir deprem olma ihtimalinin yüzde 70 olduğu tahmin ediliyor.

1923'te 7.9 şiddetinde bir depremle 4 dakika boyunca sallanan kentte en az 105 bin kişi hayatını kaybetmişti.

Benzer bir olayda kayıpları mümkün olduğunca düşük seviyede tutmak isteyen Tokyo yıllardır çeşitli adımlar atıyor.

Örneğin 1923'te çoğu ölüme yangınların yol açması nedeniyle şehirdeki binalar ateşe dayanıklı hale getiriliyor. Eski yapıları yıkıp yerlerine afetlere dayanıklı yeni yapılar inşa etmek için sübvansiyonlar veriliyor ve vergi indirimi yapılıyor.

Ayrıca Tokyo'daki belediyeler, ev sahiplerine yapıları güçlendirmeleri için yardımlar sunuyor. Okul ve hastane gibi yapıların depreme dirençli hale getirilmesi için de mali destek sağlanıyor.

Şehirde öne çıkan bir diğer uygulama da acil durum yolları. Bir doğal afet durumunda bu yollar sadece acil durum müdahale ekipleri tarafından kullanılabiliyor. 

fgthyju
1923 depreminde bölgede ayakta kalan tek otel Imperial Oteli'ydi (USGS)

Tokyo yönetimi bu yolların açık ve erişilebilir olmasını sağlamak için buradaki yapıları güçlendirmeye çalışıyor. Acil durum yollarındaki binaların sahiplerinin, yapıların depreme ne kadar dayanıklı olduğunu bildirmesi ve güçlendirme çalışmaları yapması gerekiyor.

Kentte ayrıca insanların rahatça tahliye edilmesi için sokakları genişletme çabaları da mevcut. 

Japonya'nın başkentinde, diğer şehirlerdeki gibi, deprem konusunda halkı bilinçlendirme çalışmalarına da önem veriliyor. 

Eğitimlerin yanı sıra Tokyo yönetimi, çeşitli doğal afetlerde nasıl davranılması gerektiğini anlatan bir rehber de çıkarmıştı. Afetlerin ilk günlerinde ne yaşanabileceğine dair açıklamalardan, karton kutular ve gazetelerden geçici tuvaletlerin nasıl yapılacağına dair ipuçlarına kadar pek çok şey bu rehberde yer alıyor. 

Ayrıca 1923 depreminin yıldönümü olan 1 Eylül'de tatbikatlar düzenleniyor. 

Tokyo'da birkaç "afet önleme parkı" da mevcut. Normal zamanlarda kamusal alan olarak kullanılan bu bölgeler, afet durumunda tahliye noktalarına dönüşüyor. Örneğin Tokyo Rinkai Afet Önleme Parkı, afetlerin ardından koordinasyon ve bilgi toplama merkezi görevi de görüyor.

Ancak bazı uzmanlar bütün bu önlemlere karşı Tokyo'nun depreme yeterince hazırlıklı olmadığını düşünüyor. Sismolog Masayuki Takemura, Tokyo'nun dayanıklı bir şehir inşa etmek yerine ekonomik kalkınmaya öncelik verdiğini söylüyor.

Ayrıca çok fazla gökdelen yapılması ve yapay adalar üzerine konutlar inşa edilmesinin, doğal afet durumunda bu alanlara ulaşma zorluğu yaratacağını ifade ediyor.

4) Tahran

6 ana ve 60 kadar küçük fay hattının geçtiği Tahran, yüksek deprem riski taşıyan kentler arasında yer alıyor. 

2018 tarihli bir araştırmada 2 ila 12 yıl içinde kentte büyük bir deprem olma olasılığının yüzde 40-70 civarında olduğu öne sürülmüştü.

1830'da yaşanan 7.1 şiddetindeki sarsıntı, bölgeyi vuran son büyük depremdi ve uzmanlar, Tahran'ın 150 yılda bir 7 büyüklüğünde bir deprem yaşadığını söylüyor. 

Bazı uzmanlar 7 şiddetinde bir depremin 6 milyon kişinin ölümüne yol açabileceğini düşünüyor.

Tahran Kent Konseyi Üyesi Mehdi Çamran, 6 Şubat depremlerinin ardından yaptığı açıklamada "Tahran'da bir deprem asrın felaketi olur" ifadelerini kullanmıştı.

Kentte böyle bir afete hazırlık amacıyla planlamalar ve tatbikatlar yapılsa da çalışmalar büyük ölçüde yetersiz görülüyor. 

Şehrin yaklaşık 10 milyonluk nüfusunun 2,5 milyonunun depreme dayanıksız binalarda yaşadığı tahmin ediliyor. Uzmanlar ayrıca çoğu binanın standartlara uygun inşa edilmediğini belirtiyor.

Binaların çökmesinin yanı sıra doğalgazın geniş çapta kullanılması nedeniyle depremin büyük yangınlara yol açacağı endişesi de mevcut. 

Ayrıca dar sokakların, deprem durumunda halka ulaşmayı zorlaştırması bekleniyor. 

Tahran İtfaiye ve Güvenlik Hizmetleri'nin, kentteki 33 bin binayı incelediği 2023'te aktarılmıştı. 129 yapının "en tehlikeli binalar" arasına alındığı ve 10'u için riski azaltma çalışmaları yapılacağı bildirilmişti.

Diğer yandan Tahran Belediye Başkanı Alireza Zakani, Kasım 2022'de şehirdeki güvenli olmayan bina listesi hakkında "Liste yayımlanırsa Tahran'da kimse kalmaz" demişti.

5) Meksiko

Meksika'nın başkenti Meksiko, bir levhanın başka bir levhanın altına kaydığı bir dalma-batma bölgesi üzerinde yer aldığı için şiddetli depremlere sahne olabiliyor. Ayrıca kentin yumuşak bir zemin üzerine kurulması sismik olayların şiddetini artırıyor.

Depremleri öngörmek mümkün olmasa da 19 Eylül günü Meksiko'nun tetikte beklediği bir tarihe dönüştü.

19 Eylül 1985'te yaşanan 8.0 şiddetindeki deprem sonucu en az 10 bin kişinin öldüğü tahmin ediliyor. Daha sonraki yıllarda bu günde anma törenleri ve tatbikatlar düzenlenmeye başlandı. 2017'de anma amacıyla çalan alarmdan birkaç saat sonra 7.1 şiddetindeki bir deprem için kentteki alarmlar tekrar duyuldu. Aynı olay 2022'nin 19 Eylül'ünde de yaşandı. Halk artık bu tarihten korktuklarını söylüyor.

2017'de 187'si Meksiko'da olmak üzere 326 kişi, 2022'de Michoacan'da yaşanan 7.6 büyüklüğündeki depremdeyse iki kişi hayatını kaybetti. 

dfgthy
2017 depreminde Meksiko'da onlarca bina yerle bir oldu (AP)

Birleşmiş Milletler Afet Riskini Azaltma Ofisi'ne (UNDRR) göre 2017'deki ölüm sayısının düşük olması, kısmen depremin gün ortasında meydana gelmesi ve birçok işçinin şehir merkezinde olmasıyla bağlantılı. 

Meksiko 1990'larda kullanılmaya başlanan erken uyarı sistemi SASMEX ve düzenli tatbikatlar gibi çalışmalarla depremle mücadelede önemli adımlar atıyor.

Kentteki binaların depreme dayanıklı olmasına yönelik yasal düzenlemeler de giderek iyileştiriliyor.

Ancak New York Times'ın aktardığı üzere kentteki imar düzenlemeleri kağıt üstünde iyi olmasına karşın bunlar yeterince düzgün bir şekilde uygulanmıyor. Yapı denetimlerini, ücreti geliştiriciler tarafından ödenen özel mühendisler tarafından yürütülmesinin çıkar çatışmalarına yol açtığı ifade ediliyor. 

UNDRR ise yeraltı sularının çıkarılmasının toprak çökmesine neden olarak depremlerin etkilerini şiddetlendirdiğini belirtiyor.

Kurum, eski binaların güçlendirilmesi ve güvenlik standartlarına uygun yeni binaların inşasına yapılan yatırımların kayıpları azalttığını ifade ediyor. Diğer yandan daha çok yoksulların yaşadığı kayıt dışı yapılar üzerinde hükümetin kontrolünün olmamasının depreme karşı direnci azalttığına da dikkat çekiliyor.

Independent Türkçe



Trump bugün Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
TT

Trump bugün Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump bugün (Perşembe) kendi çağrısıyla oluşturulan Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek. Toplantıya 45’ten fazla ülkeden temsilcinin katılması beklenirken, Gazze’nin geleceğine ilişkin çözümsüz başlıkların gündeme damga vurması bekleniyor.

Hamas mensuplarının silahsızlandırılması, yeniden imar fonunun büyüklüğü ve savaş nedeniyle ağır yıkıma uğrayan Gazze halkına insani yardım akışının sağlanması gibi konuların, Konsey’in önümüzdeki haftalar ve aylardaki etkinliğinin sınanacağı temel dosyalar olması bekleniyor.

Trump’ın Washington’da kısa süre önce adını verdiği “Donald J. Trump Barış Enstitüsü” binasında katılımcılara hitap etmesi ve katılımcı ülkelerin yeniden imar fonu için 5 milyar dolar topladığını açıklaması planlanıyor. Söz konusu tutarın, ilerleyen dönemde milyarlarca dolarlık ek kaynağa ihtiyaç duyulması beklenen fon için ilk katkı niteliğinde olacağı belirtiliyor.

Trump’ın çağrısıyla kurulan Barış Konseyi geniş tartışmalara yol açtı. Konsey’de İsrail yer alırken Filistinli temsilcilerin bulunmaması dikkat çekiyor. Trump’ın Konsey’in ilerleyen aşamada Gazze’nin ötesindeki küresel meydan okumaları da ele alabileceğini önermesi, bunun Birleşmiş Milletler’in küresel diplomasi ve ihtilaf çözümündeki merkezi rolünü zayıflatabileceği yönündeki kaygıları artırdı.

Üst düzey ABD’li yetkililer, Trump’ın ayrıca bazı ülkelerin Gazze’de barışın korunmasına yardımcı olmak amacıyla kurulacak uluslararası bir istikrar gücüne binlerce asker göndermeyi planladığını açıklayacağını bildirdi.

Hamas mensuplarının silahsızlandırılması ve böylece barış gücü birliklerinin göreve başlayabilmesi konusu ise temel anlaşmazlık başlıklarından biri olmaya devam ediyor. Hamas, İsrail’in olası misilleme adımlarına ilişkin endişeler nedeniyle silah bırakmaya yanaşmıyor. Silahsızlandırma, Trump’ın iki yıl süren Gazze savaşının ardından Ekim ayında başlayan kırılgan ateşkese zemin hazırlayan planının maddeleri arasında yer alıyor.

Üst düzey bir yönetim yetkilisi, “Silahsızlanmaya ilişkin zorlukların tamamen farkındayız, ancak arabuluculardan gelen mesajlar bizi cesaretlendiriyor” dedi.

Güvenlik Konseyi üyelerinin çoğu yok

ABD’li yetkililer, etkinliğe 47 ülkeden heyetlerin ve Avrupa Birliği’nin katılımının beklendiğini belirtti. Listede İsrail’in yanı sıra Arnavutluk’tan Vietnam’a kadar geniş bir ülke yelpazesi yer alıyor.

Ancak Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin daimi üyeleri olan Fransa, Birleşik Krallık, Rusya ve Çin listede bulunmuyor.

Etkinlikte Trump’ın yanı sıra ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ABD’nin özel temsilcileri Steve Witkoff ve Jared Kushner ile eski Birleşik Krallık Başbakanı Tony Blair’in konuşma yapması bekleniyor. Konsey’de önemli bir rol üstlenmesi öngörülen Blair’in yanı sıra, ABD’nin Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Mike Waltz ve Gazze Yüksek Temsilcisi Nickolay Mladenov’un da etkinlikte yer alacağı ifade ediliyor.

İsmini açıklamak istemeyen bir Konsey üyesi, Gazze planının ciddi engellerle karşı karşıya olduğunu belirtti. Yetkili, diğer alanlarda ilerleme sağlanabilmesi için Gazze’de güvenliğin tesis edilmesinin temel şart olduğunu, ancak polis güçlerinin henüz yeterince hazır ve eğitimli olmadığını kaydetti.

Açıklamaya göre henüz karara bağlanmamış temel soru, Hamas’la görüşmeleri kimin yürüteceği. Konsey temsilcilerinin, örgüt üzerinde nüfuz sahibi aktörler — özellikle Katar ve Türkiye — aracılığıyla süreci ilerletebileceği değerlendiriliyor. Ancak İsrail’in bu iki ülkeye mesafeli yaklaşımı sürecin önündeki başlıca engellerden biri olarak görülüyor.

İnsani yardımın ulaştırılması da çözüm bekleyen başlıklar arasında yer alıyor. Yetkili, mevcut durumu “katastrofik” olarak nitelendirirken, yardım akışının süratle genişletilmesi çağrısında bulundu. Buna karşın, dağıtımın sahada hangi yapı tarafından koordine edileceğinin netleşmediğini belirtti.


İsrail, ABD'nin yakında İran'a saldıracağı beklentisiyle hazırlık yapıyor

İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
TT

İsrail, ABD'nin yakında İran'a saldıracağı beklentisiyle hazırlık yapıyor

İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)

İsrail gazetesi Yedioth Ahronoth, İsrailli yetkililerin, Tahran'ın Cenevre'de yapılan son müzakerelerde ABD'nin taleplerini karşılamaması üzerine, ABD Başkanı Donald Trump'ın ‘yakında’ İran'a karşı büyük çaplı bir askeri saldırı başlatabileceğini öngördüklerini aktardı. Gazeteye göre Trump yönetiminin yetkilileri, İranlıların zaman kazanmaya ve ABD'yi yanıltmaya çalıştığını düşünüyor.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu başkanlığında kısa bir süre önce gerçekleşen istişarelerde, İran'ın İsrail ordusu olası bir ABD saldırısına katılmasa bile İsrail'e füze saldırısı düzenleyebileceği yönünde bir değerlendirme yapıldı. Buna göre acil durum hizmetleri ve sivil savunmadan sorumlu askeri kurum olan İç Cephe Komutanlığı'ndan savaşa hazırlık yapması istendi. Çeşitli güvenlik kurumları da en yüksek savunma hazırlık seviyesine geçtiklerini açıklarken, güvenlik kurumları da yüksek alarm durumuna geçti.

Ne zaman olacağı bilinmiyor

ABD, Trump'ın ‘güzel filo’ olarak nitelendirdiği, İran ile kısa süreli bir çatışma yerine uzun süreli bir savaş yürütebilecek güçleri bölgeye çoktan konuşlandırdı. Ancak İsrailli yetkililer, ABD'nin saldırısının kesin zamanlamasının bilinmediğini ve nihai olarak Trump'ın kararına bağlı olduğunu belirtiyor. Karar verildikten sonra bile planlar değişebilir. İsrail'de karar anının yaklaştığı ve zamanın daraldığı yönünde bir izlenim hakim. Yetkililer birkaç gün önce iki haftalık bir süreden, ondan önce de yaklaşık bir aydan bahsetmişlerdi, ancak şimdi birkaç gün içinde harekete geçilebileceğine dair işaretler var.

Öte yandan saldırıyı geciktirebilecek birkaç faktör de söz konusu. Gazze Barış Kurulu, perşembe günü Washington'da toplanacak ve İtalya'daki Kış Olimpiyatları 22 Şubat'ta sona erecek. Trump'ın bu faktörlere ne kadar ağırlık vereceği belirsiz.

Her ne kadar kesin bir tarih belirlenmemiş olsa da ABD'nin İran ile uzun süreli bir çatışmaya hazırlandığına dair işaretler giderek artıyor. Geçtiğimiz yıl haziran ayında yaşanan 12 günlük savaştan bu yana yüksek seviyede olan gerginlik, İran rejiminin son zamanlarda protestoculara yönelik sert müdahalelerinin ardından daha da tırmandı. ABD'li yetkililer, büyük çaplı bir operasyonun hızlı bir saldırı olmayacağını, aksine haftalarca sürebilecek bir kampanya olacağını tahmin ediyorlar. Bu da Ortadoğu'daki askeri yığınağı açıklıyor.

Herhangi bir saldırının olası hedeflerinden biri İran'da rejim değişikliği olacak. Ancak ABD yetkilileri, bu hedefin tek bir saldırıyla değil, haftalarca sürecek bir dizi saldırıyla gerçekleştirilebileceğini kabul ediyor.

Bu da İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney'in yanı sıra, bazıları toplu katliamlardan sorumlu tutulan İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) kurumlarını da hedef alabilir. Washington ayrıca İranlıların sokaklara dökülmesini istiyor, ancak bunun için rejim muhaliflerini ABD'nin onları desteklemeye hazır olduğuna ikna etmek gerekiyor.

CNN'in haberine göre iki İsrailli yetkili, önümüzdeki günlerde ABD ve İsrail'in İran'a ortak bir saldırı düzenleyeceğine dair ‘artan işaretler’ üzerine İsrail'in askeri alarm ve hazırlık seviyesini yükselttiğini söyledi.

Haberin kaynaklarından biri olan bir askeri yetkiliye göre İsrail operasyonel ve savunma planlamasını hızlandırdı. Bir kaynak, Trump tarafından onaylanması halinde beklenen saldırının önceki 12 gün süren savaşın ötesine geçeceğini ve ABD ile İsrail arasında koordineli saldırılar içereceğini ekledi.

Diğer taraftan bugün yapılması planlanan İsrail Savaş Kabinesi toplantısı pazar gününe ertelendi. Bu ertelemenin nedeni, ABD ve İsrail'in herhangi bir karar vermeden önce İran'ın yanlış bir hesap yapıp önleyici bir saldırı düzenlemesini önlemek olabilir.

Hizbullah ve Husiler hesapların merkezinde

Son iki gün içinde, Ortadoğu'ya doğru takviye savaş uçakları, yakıt ikmal uçakları, keşif ve istihbarat uçakları ile komuta ve kontrol uçaklarının yola çıktığı görüldü. Bu hareketlilik, bölgede uzun zamandır görülmemiş büyüklükte bir ABD askeri gücü oluşturuyor. Bu devasa bir savaş makinesi ve bölgede sadece ‘pozisyon almak’ için konuşlandırılmış olması pek olası değil. Amaç sadece müzakerelerde baskı uygulamaksa, bu olağanüstü bir baskı olur, çünkü ABD İran'a çok daha az güçle saldırabilir.

Bu büyük ölçekli tehdit ve caydırıcı etkisinin, İran'ı son dakikada ABD'nin taleplerini kabul etmeye zorlayabileceği ihtimali göz ardı edilemez. Trump daha önce tehditlerinin boş olmadığını göstermişti ve müzakereler sırasında Washington’ın Tahran'a ilettiği mesaj açıktı: “Sabrımı sınama!”

Ancak, en azından kamuoyu önünde İran bu tür sonuçlara varmış gibi görünmüyor. Hatta Hamaney, Amerikan uçak gemilerini vurmakla tehdit etti. İsrail'de bu durum, iktidar sahibine pahalıya mal olabilecek aşırı bir kibir olarak görülüyor.

Çoğu gösterge, İsrail'in bu tür bir saldırıya katılacağını ve kenara çekilmesinin istenmeyeceğini işaret ediyor. ABD’li yetkililerin İsrail'in yeteneklerine, özellikle de İsrail ordusunun uzmanlığına ihtiyaç duyduğu söyleniyor. İsrail'in başlıca hedefi, İran'ın balistik füze sistemini yok etmek ya da ona ciddi şekilde hasar vermek olacak. Aynı zamanda, İsrail ordusundan iki cephede daha mücadele etmesi istenebilir. Bunlar Lübnan'daki Hizbullah ve Yemen'deki Husiler.

Husilerin hemen savaşa katılıp İsrail'e füze ve insansız hava araçları (İHA) ile saldıracağı tahmin ediliyor. Ayrıca, daha önce 12 gün süren savaşta olduğu gibi Hizbullah'ın bu kez tarafsız kalmayıp savaşa katılma ihtimali de var. Bu durumda İsrail, bunu hesaplaşmak için bir fırsat olarak görebilir.


İsrail muhalefet partileri kafa karışıklığı ve bölünmüşlük içinde… Netanyahu’yu devirme fırsatı kaçabilir

İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
TT

İsrail muhalefet partileri kafa karışıklığı ve bölünmüşlük içinde… Netanyahu’yu devirme fırsatı kaçabilir

İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)

İsrail’de yaklaşan seçimler öncesinde kamuoyunda muhalefet partilerinin Binyamin Netanyahu hükümetini devirmeye yönelik mücadelede yeterince profesyonel davranmadığı ve seçim kazanma fırsatını heba edebileceği yönündeki görüşler güç kazanırken, sol eğilimli Demokratlar Partisi lideri Yair Golan, üç partinin birleşmesini önerdi. Golan, kendi liderliğini yaptığı Demokratlar Partisi’nin yanı sıra, Yair Lapid liderliğindeki Yesh Atid Partisi ve Gadi Eisenkot’un başında bulunduğu Yashar Partisi’nin tek çatı altında toplanmasını teklif etti. Golan, söz konusu ittifakın başına Eisenkot’un getirilmesi konusunda uzlaşmaya varılmasını önererek, “Çünkü anketler onun hem benden hem de Lapid’den daha fazla beğeni topladığını gösteriyor” ifadesini kullandı.

sdvfgt
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid (Reuters)

Golan dün yaptığı basın açıklamasında, önerdiği üçlü ittifakın mevcut anketlere göre şimdiden 31-33 sandalye kazanabileceğini ve böylece en büyük parti konumuna yükselebileceğini söyledi. Golan, söz konusu bloğun kurulması ve Netanyahu’yu kendi seçmeni nezdinde de zorlayacak mücadeleci bir seçim kampanyası yürütmesi halinde, desteğini daha da artırabileceğini ve bir sonraki hükümeti kurabilecek güce ulaşabileceğini ifade etti.

Ancak Lapid teklifi kabul etmedi. Lapid, bu girişimin kendisini solcu bir parti lideri gibi göstermeyi amaçladığını savunurken, kendisini sağ liberal olarak tanımladığını belirtti. Golan’a saatler içinde yanıt veren Lapid, birlik önerisinin Golan’ın kendi popülaritesini artırma amacı taşıdığını öne sürdü. Lapid ayrıca Golan’ı ve ‘şu dönemde birlik adı altında safları dağıtmaya çalışan tüm muhalefet liderlerini’ sert sözlerle eleştirdi.

Lapid, “Kamuoyu blokların birleşmesini istemiyor; bizi olduğumuz gibi görmek istiyor. Her parti kendi ilkeleri temelinde mücadele etmeli. Seçimden sonra bloklar arasında bir birleşme yolu bulunabilir” dedi. Muhalefet liderlerini son dönemde ‘zırhlı aracın içinde ateş açmakla’ suçlayan Lapid, bunun ‘Netanyahu’nun iktidarını sonsuza dek sürdürmesine yol açabilecek bir intihar eylemi’ olduğunu söyledi.

Lapid, seçim hazırlıklarında kendisiyle çalışan uzmanların hükümetin düşmesinin ‘teorik olarak artık kesinleştiği’ görüşünde olduğunu belirterek, muhalefet partilerinin bu gerçeği pekiştirmeye odaklanması gerektiğini kaydetti. Lapid’e göre Netanyahu, yenilginin eşiğinde olduğunu biliyor ve iki hedefe yöneliyor: Araplar ile liberal kesim arasındaki katılım oranını düşürmek ve seçimlere hile karıştırmak. Bu çerçevede önceliğin, Yahudiler arasında yüzde 70, Araplar arasında ise yüzde 48 seviyesinde olan oy verme oranını artırmak ve özellikle kırsal bölgelerde seçim hilesini önlemek amacıyla sıkı denetim mekanizmaları oluşturmak olduğunu ifade etti.

juıo9
Tel Aviv’de düzenlenen Netanyahu karşıtı gösteriden (Arşiv – AFP)

Lapid iki gün önce yaptığı açıklamada, ‘liberal kamp içindeki tüm partilerin, Netanyahu’nun yer alacağı herhangi bir koalisyona katılmama taahhüdünde bulunmasını’ şart koştu. Lapid’in bu sözlerle, birlikte önceki hükümeti kurduğu müttefiki Naftali Bennett’e gönderme yaptığı değerlendirildi. Bennett, Netanyahu ile bir hükümet kurmayacağına dair açık bir taahhütte bulunmayı reddediyordu. Bennett’e yakın kaynaklar ise bu tutumun Likud’dan oy çekme amacı taşıdığını savundu. Nitekim Likudlu Bakan Idit Silman, Bennett’in açıklamalarını sert sözlerle eleştirerek sağ seçmene seslendi ve “Bennett sizi, geçmişte sağ seçmeni kandırdığı gibi kandırıyor; sol ve Araplarla hükümet kuruyor” ifadesini kullandı. Silman daha önce Lapid hükümetinde yer almış, ancak 2022 yılında koalisyondan çekilerek hükümetin düşmesine yol açmıştı.

Lapid’in bir yandan, sağ kanadın ise diğer yandan baskısı altında kalan Bennett, Netanyahu liderliğinde kurulacak bir hükümete katılmayacağını açıkladı. Ancak Likud ile Netanyahu’suz bir senaryoda iş birliğine açık olup olmadığı konusunda net bir ifade kullanmadı.

Öte yandan, Avigdor Lieberman liderliğindeki Yisrael Beiteinu Partisi de muhalefet cephesindeki yön arayışını yansıtan açıklamalarda bulundu. Lieberman, muhalefet partilerinin seçmenlere, Netanyahu ile ya da Arap partileriyle hükümet kurmayacaklarına dair açık ve samimi bir taahhüt vermeleri gerektiğini söyledi.

dfgthy
Netanyahu ve Bennett (İsrail medyası)

İsrail’de yayımlanan son Maariv gazetesi anketine göre, seçimlerin bugün yapılması halinde Arap partileri hesaba katılmaksızın muhalefet partileri 60 sandalye kazanıyor. Aynı ankette, Binyamin Netanyahu liderliğindeki koalisyonun sandalye sayısının 68’den 50’ye gerilediği belirtiliyor. Bu tablo karşısında Netanyahu’nun, özellikle Arap seçmenler arasında katılım oranını düşürmeye yönelik bir plan üzerinde çalıştığı öne sürülüyor. İddiaya göre bu plan, korku siyaseti yürütmeyi ve Arap listeleri ile adayları seçim sürecinden diskalifiye etmeyi içeriyor. Muhalefet ise Netanyahu’yu ve müttefiklerini ‘geniş çaplı bir seçim sahtekârlığı kampanyasına hazırlanmakla’ suçluyor.