ABD-İran müzakereleri ve aradaki görüş ayrılıklarını giderme girişimleri

Yeşil ışık

 ABD Başkanı Donald Trump Beyaz Saray'da (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump Beyaz Saray'da (AFP)
TT

ABD-İran müzakereleri ve aradaki görüş ayrılıklarını giderme girişimleri

 ABD Başkanı Donald Trump Beyaz Saray'da (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump Beyaz Saray'da (AFP)

Washington: Arash Azizi

ABD ile İran arasında önemli olumlu gelişmelerin kaydedildiği önceki iki müzakere turunun ardından 26 Nisan'da Umman’ın başkenti Maskat'ta bir müzakere turu daha gerçekleştirildi. Her iki taraf da iyimserliklerini ve diyaloğu ilerletme yönündeki ortak kararlılıklarını dile getirdi. Washington ve Tahran arasındaki söylem sadece birkaç hafta içinde dramatik bir şekilde değişti ve taraflar bir anlaşmaya varma konusunda daha önce Viyana’da imzalanan nükleer anlaşmanın önünü açan 2013 ve 2015 yılları arasındaki görüşmelere kıyasla daha kararlı olduklarını gösterdi.

ABD için başarılı bir anlaşma, İran'ın nükleer silah edinmesini engellemek ve istikrarı bozucu bölgesel davranışlarını frenlemek anlamına geliyor. İran için ise anlaşma, ekonomisini boğan yaptırımların kısmen de olsa hafifletilmesi hayati önem taşıyan bir can simidi olabilir.

Daha önceki müzakerelerde benzer faktörler mevcut olsa da İran'ın nükleer programı, nükleer silah elde etmenin eşiğine geldiği için bugün riskler çok daha yüksek.

Bu müzakerelerin başarısızlıkla sonuçlanması halinde, bunun sonuçları sadece daha fazla ekonomik yaptırımla kalmayıp, İsrail ve ABD tarafından düzenlenecek askeri saldırılar da olabilir.

Bu durum hem Washington'ı hem de Tahran'ı bir anlaşmaya varılması için yoğun çaba sarf etmeye itiyor. Ancak hem iki başkentin içinde hem de dışında birçok taraf böyle bir anlaşmanın olası şekli konusunda endişeli. Söz konusu taraflardan bazıları askeri çatışma tercihlerini gizlemiyor. Müzakere karşıtlarının ısrarcı seslerine rağmen, bugün başlıca karar alıcıların genel tutumu, 2013-2015 yılları arasında olduğundan daha fazla olarak müzakereleri destekliyor gibi görünüyor.

İran'da uzun süredir ABD ile ilişkilerde önemli bir ilerleme kaydedilmesine karşı çıkan katı muhafazakarların nüfuzu azalmış durumda. Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan reformcu kampa mensup ve dış politika konularında Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf ile yakın bir çalışma ilişkisi sürdürüyor. Kalibaf, muhafazakâr kanattan olmasına rağmen hiçbir şekilde katı muhafazakâr kanadın müttefiki olmadı.

İran’da halen son sözü söyleyen kişi olan Dini Lider, rejim ve daha geniş anlamda toplum içindeki rakip çıkarları dengeleme ihtiyacının farkına varmaya başladığından müzakerelerin sürdürülmesine yeşil ışık yaktı.

İran’da halen son sözü söyleyen kişi olan Dini Lider (Rehber) Ali Hamaney, rejim ve daha geniş anlamda toplum içindeki rakip çıkarları dengeleme ihtiyacının farkına varmaya başladığından müzakerelerin sürdürülmesine yeşil ışık yaktı. Hamaney, bir Şii imamın ölüm yıldönümü olan 24 Nisan'da yaptığı dikkat çekici konuşmada, Şii tarihi üzerine uzun bir değerlendirme yaparak, imamların düşmanlar karşısında nasıl sıklıkla barış ve itidali tercih ettiklerini özetledi. Eski nükleer anlaşma müzakerecisi ve geçtiğimiz yılki cumhurbaşkanlığı seçimlerini kaybeden Said Celili gibi önde gelen katı muhafazakâr isimlerin bile yorumlarında itidal gözle görülür hale gelmeye başladı. Celili, bir süre sessiz kaldıktan sonra haftalık konuşmalarına yeniden başladı, ancak konuşmalarında mevcut müzakere turunu eleştirmekten ziyade 2015 tarihli nükleer anlaşmayı eleştirdi. Celili'nin çevresi, müzakerelere İran Devrim Muhafızları Ordusu’ndan (DMO) üst düzey bir yetkilinin de katılabileceğini ima etmişti, fakat beklenen yetkilinin ortada olmaması işi ilginç ve dikkat çekici bir hale getirdi.

İran Lideri Ali Hamaney, Tahran, 12 Şubat 2025 (AFP)İran Lideri Ali Hamaney, Tahran, 12 Şubat 2025 (AFP)

Said Celili'nin kardeşinin başkan yardımcısı olduğu ve halen sertlik yanlılarının hakimiyetindeki en etkili kurumlardan biri olan İran Radyo Televizyon Kurumu (İRİB), son günlerde kendi içinde sert bir eleştiri dalgasıyla karşı karşıya kaldı. Kriz, Arap yetkilileri eleştiren komedi skeçlerinin yayınlanmasıyla başladı. Bu hamle, İran-ABD müzakerelerinin başarısı için önemli bir dayanak olan Tahran ve Riyad arasındaki yakınlaşmayı teşvik etmek için çok çaba sarf edilen hassas bir zamanda geldiğinden ‘talihsiz’ olarak nitelendirildi. Tartışma, bir aile programında, Sünni Müslümanlar tarafından büyük saygı gören ilk halife Ebu Bekir es-Sıddık hakkında uygunsuz sözler sarf eden bir konuğun ağırlanmasıyla büyüdü. Ebu Bekir hakkında sarf edilen bu sözler, İran'daki Sünniler arasında ve Sünnilerin çoğunlukta olduğu komşu Arap ülkelerinde öfke patlamasına yol açtı. Bu öfke karşısında İRİB Başkanı Peyman Cebelli resmi bir özür mesajı yayınladı ve ardından kanalın bazı yetkilileri hakkında disiplin cezaları uygulandı. Bu kişilerden bazıları görevden alındı, diğerlerinin ise hakkında yasal soruşturma başlatıldı.

Müzakerelere karşı İran içinden yapılan muhalefet, ufukta belirmeye başlayan bariz ekonomik kazanımlar nedeniyle daha kırılgan hale geldi. Müzakerelerle ilgili olumlu haberlerin duyulması bile, İran riyalinin ABD doları karşısında yüzde 20'nin üzerinde değer kazanmasına yetti. Yaptırımların kaldırılması İran'ın zor durumdaki ekonomisinin yapısını hemen değiştirmeyecek olsa da somut bir iyileşme vaat ediyor. Bu bağlamda, İran Ticaret Odası'ndan bir yetkili kısa süre önce verdiği bir röportajda, yaptırımların hafifletilmesinin etkisinin orta ve uzun vadede belirleyici olacağını, en azından işlem maliyetlerini azaltacağını ve İran halıları gibi geleneksel malların ihracatını artıracağını ve Batı ülkelerinden özellikle teknoloji gibi hayati öneme sahip malların ithalatını kolaylaştıracağını vurguladı.

Müzakerelerle ilgili olumlu haberlerin duyulması bile, İran riyalinin ABD doları karşısında yüzde 20'nin üzerinde değer kazanmasına yetti.

ABD’de ise Başkan Donald Trump'ın müzakerelere olan sarsılmaz bağlılığına rağmen, müzakerelerin gidişatı konusunda kendi içinde bir görüş ayrılığı söz konusu. İran’la müzakerelerde ABD'nin teknik müzakere ekibinin başına ABD Dışişleri Bakanlığı politika planlama direktörü Michael Anton'un atanması, yönetim içindeki destekçilerin elini güçlendirmiş olabilir. Çünkü Anton, diplomat olmamasına rağmen Dışişleri Bakanlığı'nın düşünce kuruluşunun başında bulunan önde gelen muhafazakâr düşünürlerden biri olarak öne çıkıyor.

Başkanlık ekibi içinde ABD'nin Ortadoğu’ya askeri müdahalesi konusunda açıkça çekingen olan bir akımdan gelen Anton, Başkan Trump’a olan kişisel sadakatinin yanı sıra, onunla ideolojik olarak uyumu nedeniyle bu göreve seçilmiş gibi görünüyor.

İsrail bölgesel olarak devam eden ABD-İran müzakerelerine şüpheyle yaklaşmaya devam ediyor. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun 2013-2015 dönemindeki müzakereler sırasında eski ABD Başkanı Barack Obama yönetiminin çabalarına kamuoyu önünde karşı çıkmasına rağmen, Başkan Trump ile uzun süredir devam eden ittifakı göz önüne alındığında şu an bu konuda daha fazla kısıtlandığı da bir gerçek. Daha da önemlisi, Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) de mevcut müzakereleri destekliyor. Bu da KİK’in daha önceki müzakerelere muhalefet eden tutumuna kıyasla belirgin bir değişim anlamına geliyor.

Suudi Arabistan Savunma Bakanı Prens Halid bin Selman'ın üst düzey bir güvenlik heyetinin başında Tahran'a yaptığı son ziyaret bu değişimi teyit eder nitelikteydi ve Riyad ile Tahran arasındaki ilişkilerde yeni bir dönemin sinyallerini verdi.

Yıllardır Suudi Arabistan'a yönelik düşmanca söylemleriyle tanınan Hamaney, siyasal İslamcılığın katı muhafazakarlık yanlısı formunun hem İran toplumu hem de siyasi elitler arasında giderek ivme ve inandırıcılık kaybettiğinin farkına varmış gibi görünüyor. Eldeki veriler, İran'ın askeri ve güvenlik alanlarının önde gelen isimlerinin Suudi Arabistan gibi komşu ülkelere yönelik düşmanlığın devam etmesinin artık sürdürülebilir olmadığı sonucuna vardıklarını ve çatışma yerine iş birliğini en gerçekçi ve uygulanabilir yol olarak görmeye başladıklarını ortaya koyuyor. Bölgesel politikalardaki bu değişim Washington ve Tahran arasındaki görüşmelerin başarı şansını arttırıyor. Zira çatışma yerine ekonomik iş birliğine odaklanan daha istikrarlı bir Ortadoğu, ilgili tüm tarafların çıkarına hizmet edeceği kesin.

İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Abbas Arakçi, ABD'nin Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff ile görüşmelerini sürdürürken bir dizi önemli uluslararası aktörle de temaslarına devam ediyor. Kısa bir süre önce Rusya ve Çin'i ziyaret ederek her iki başkentte de mevkidaşlarıyla görüşmelerde bulunan Arakçi, Pekin'de 23 Nisan'da yaptığı açıklamada, ABD ile müzakereler konusunda İran ve Çin arasında ‘çok iyi bir anlayış’ olduğunu belirtti. Bunun yanında İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan’ın bu yıl biri Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile ikili bir zirveye, diğeri ise eylül ayında yapılacak Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) zirvesine katılmak amacıyla olmak üzere Çin'e iki ziyaret gerçekleştirmesi bekleniyor.

24 Nisan'da Avrupa'ya yönelik diplomatik bir girişim başlatan Arakçi, İran'ın İngiltere, Fransa ve Almanya ile ilişkilerinde yeni bir sayfa açılması çağrısında bulunarak Londra, Paris ve Berlin'i ziyaret etmeye hazır olduğunu söyledi. Arakçi’nin bu diplomatik hamleleriyle eş zamanlı olarak ABD teknik heyetinin başındaki Michael Anton da Avrupalı mevkidaşlarıyla benzer istişareler yürütüyor. Avrupalı yetkililer arasında, Ukrayna gibi daha geniş konulardaki görüş ayrılıklarına rağmen, İran dosyasında Washington ile tutumlarını koordine etme eğilimi artıyor gibi görünüyor.

İran Dini Lideri Hamaney’in nükleer müzakerelerdeki özel temsilcisi Ali Şemhani, müzakerelerin gidişatına ilişkin dokuz yol gösterici ilke sundu. Bunların başında ‘Libya ve BAE deneyimlerini kategorik olarak reddedilmesi’ geliyor.

Tüm göstergeler ABD-İran müzakerelerinin ilerlemekte olduğuna işaret etse de müzakereler ilerledikçe hem teknik hem de siyasi önemli meseleler ortaya çıkmaya başlayacağından önümüzde bir takım gerçek zorluklar bulunuyor.  Taraflar arasındaki anlaşmazlıkların başında, 2015 tarihli nükleer anlaşmada öngörülen şekilde İran'ın kendi topraklarında en fazla yüzde 3,67 ile sınırlandırılması kaydıyla uranyum zenginleştirmesine izin verilip verilmeyeceği meselesi geliyor. ABD'li yetkililer bu konuda farklı görüşler dile getirdiler. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, bundan kısa bir süre önce yaptığı açıklamada, İran sivil bir nükleer program yürütüyor olsa bile, ülke içinde uranyum zenginleştirmeye neredeyse hiç ihtiyacı olmadığını ve bunun yerine yabancı kaynaklardan zenginleştirilmiş uranyum ithal edebileceğini savundu. Ancak bu sözler, Tahran'ın aşılmaması gereken bir kırmızı çizgi olarak gördüğü kendi uranyum zenginleştirme kapasitesini elinde tutma konusundaki ısrarıyla çatışıyor.

İran Dini Lideri Hamaney’in nükleer müzakerelerdeki özel temsilcisi Ali Şemhani, 19 Nisan'da yaptığı bir açıklamada, müzakerelerin gidişatını belirleyecek dokuz yol gösterici ilke sundu. Bunların başında ‘Libya ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) modelinin kategorik olarak reddedilmesi’ geliyor. Şemhani, Libya’nın eski lideri Muammer Kaddafi döneminde Batılı güçlerle yaptığı anlaşma karşılığında nükleer programını tamamen tasfiye ederken, Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) tamamen Avrupa'dan zenginleştirilmiş nükleer yakıt ithalatına dayanan sivil bir nükleer program yürüttüğü iki farklı deneyime atıfta bulundu. Ancak burada sorulması gereken asıl soru, Washington'ın İran'ı bu iki modelden birine ya da belki de BAE modelini benimserken yerel olarak sınırlı miktarda uranyum zenginleştirmeye izin veren karma bir seçeneğe doğru itmek için yeterli baskı uygulayıp uygulayamayacağı sorusudur.

Sonuç olarak bu müzakereler, Maskat'ta, Roma'da ya da önümüzdeki haftalarda müzakere masalarının kurulacağı diğer şehirlerde diplomasinin bir sonraki aşamasının şeklini de belirleyecek.



Çin'den uyarı: Amerika'nın bizi çevreleme girişimleri başarısızlığa mahkumdur

Çin Savunma Bakanlığı sözcüsü Jiang Bin (AP)
Çin Savunma Bakanlığı sözcüsü Jiang Bin (AP)
TT

Çin'den uyarı: Amerika'nın bizi çevreleme girişimleri başarısızlığa mahkumdur

Çin Savunma Bakanlığı sözcüsü Jiang Bin (AP)
Çin Savunma Bakanlığı sözcüsü Jiang Bin (AP)

Pekin, ABD Savunma Bakanlığı'nın bu yıl Çin'i caydırmaya öncelik vereceğini ve dostane ikili ilişkileri sürdüreceğini açıklamasından günler sonra bugün yaptığı açıklamada, Çin'i çevreleme girişimlerinin "başarısızlığa mahkum" olduğunu belirtti.

Çin Savunma Bakanlığı sözcüsü Jiang Bin basın toplantısında, "Gerçekler, Çin'i çevreleme veya kısıtlama girişimlerinin başarısızlığa mahkum olduğunu kanıtlamıştır" dedi.

Ancak, Başkan Donald Trump'ın nisan ayında mevkidaşı Şi Cinping ile görüşmek üzere Çin'i ziyaret etmesi beklendiğini belirterek, Pekin'in bağları güçlendirmek için "ABD tarafıyla çalışmaya hazır" olduğunu ifade etti.

Geçen hafta yayınlanan ABD Ulusal Savunma Stratejisi 2026'da Washington'un "Hint-Pasifik bölgesinde Çin'i çatışmayla değil, güç kullanarak caydıracağı" belirtiliyor.

Bu strateji, hem ABD müttefiklerinin kendi savunmaları için daha büyük sorumluluk üstlenmeleri gerektiği vurgusu açısından, hem de ABD'nin geleneksel rakipleri Çin ve Rusya'ya karşı daha ılımlı bir tavır benimseme açısından, Pentagon'un önceki politikalarından önemli bir sapmayı temsil etmektedir.

Önceki Ulusal Savunma Stratejisi, Başkan Joe Biden döneminde yayımlanmış ve Çin'i Washington'un en büyük meydan okuması olarak tanımlamıştı.

Ancak yeni strateji, Çin'in kendi topraklarının bir parçası olarak gördüğü ABD müttefiki Tayvan'dan hiç bahsetmeden, Pekin ile "saygılı ilişkiler" kurulmasını öngörüyor.

Ancak bu, Washington'un Japonya ve Tayvan'ı da içeren Birinci Adalar zincirinde "güçlü bir caydırıcı savunma" kurma planlarını yeniden teyit etti.

Çin Savunma Bakanlığı sözcüsü, ABD'yi "Çin'in temel çıkarlarını ilgilendiren konularda bir şey söyleyip başka bir şey yapmaktan vazgeçmeye" çağırdı ve bu çıkarları "kararlı bir şekilde koruyacaklarını" ifade etti.

Pekin aralık ayında, başlıca güvenlik destekçisi olan Amerika Birleşik Devletleri ile yaptığı büyük silah anlaşmasının ardından, demokratik olarak yönetilen Tayvan çevresinde gerçek mühimmatlı askeri tatbikatlar gerçekleştirdi.


Yeni bir video, Alex Peretti'nin Minneapolis'te öldürülmesinden birkaç gün önce federal ajanlara saldırdığını gösteriyor

Minneapolis'te Alex Peretti için düzenlenen anma töreninden (AP)
Minneapolis'te Alex Peretti için düzenlenen anma töreninden (AP)
TT

Yeni bir video, Alex Peretti'nin Minneapolis'te öldürülmesinden birkaç gün önce federal ajanlara saldırdığını gösteriyor

Minneapolis'te Alex Peretti için düzenlenen anma töreninden (AP)
Minneapolis'te Alex Peretti için düzenlenen anma töreninden (AP)

Yeni bir video, Alex Peretti'nin Minneapolis’te ABD Sınır Devriyesi tarafından vurularak öldürülmesinden birkaç gün önce federal ajanlara tükürdüğünü ve devlete ait bir arazi tipi araca zarar verdiğini ortaya koydu.

The News Movement adlı haber sitesi tarafından yayımlanan ve 13 Ocak’ta çekildiği belirtilen görüntülerde, sakalı, gözlüğü ve giyimiyle Peretti’ye benzeyen bir kişinin yer aldığı görülüyor. Görüntülerdeki kişinin, öldürüldüğü gün üzerinde bulunan kıyafetlere benzer giysiler giymesi dikkat çekiyor.

Videoda, söz konusu kişinin federal ajanlara bağırıp tükürdüğü, ardından devlete ait arazi tipi aracın arka lambasına tekme atarak kırdığı görülüyor.

Hakaretlerin sürmesi üzerine ajanlar araçtan inerek şahsa doğru ilerliyor ve onu yere yatırıyor.

Olay devam ederken, ajanlar yakındaki bir grup göstericiye biber gazı ve göz yaşartıcı gaz sıkıyor, ancak adam sonunda serbest bırakılıyor.

Ajanlardan uzaklaştıktan sonra, şahsın belinde bir ateşli silahın görüldüğü dikkat çekti.

Şahıs olay yerinden ayrılmak yerine, diğer protestocularla birlikte kalarak federal kolluk kuvvetlerine yönelik hakaretlerini sürdürüyor.

Alex Peretti'nin ailesi, Minnesota Star Tribune’e yaptıkları açıklamada, videodaki kişinin Peretti olduğunu doğruladı.

Peretti'nin ailesinin avukatı Steve Schleicher, Fox News’e yaptığı açıklamada, “Alex, sokakta kimseye tehdit oluşturmamasına rağmen vurularak öldürülmesinden bir hafta önce, ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Dairesi’ne (ICE) bağlı bir grup görevli tarafından şiddetli bir saldırıya uğradı. Bir hafta önce yaşanan hiçbir olay, 24 Ocak’ta ICE ajanları tarafından Alex’in öldürülmesini asla haklı çıkaramaz” ifadelerini kullandı.

37 yaşındaki Alex Peretti, Minneapolis’te federal göçmenlik uygulamalarını görüntülediği sırada, ABD Sınır Devriyesi ajanlarının açtığı ateş sonucu hayatını kaybetti.

Silahlı saldırıya ilişkin görüntülerde, Peretti’nin ajanlar tarafından yere düşürülen bir kadına yardım etmeye çalıştığı, ardından kimyasal bir maddeyle püskürtüldüğü, yere yatırıldığı ve darp edildiği görülüyor.

Kayıtlarda ayrıca, bir ajanın Peretti’nin kemerinden yetkililerin ‘şüpheli silah’ olarak nitelendirdiği 9 milimetrelik bir tabancayı aldığı, diğer ajanların ise yaklaşık 12 el ateş açtığı yer alıyor.

Yetkililer, Sınır Devriyesi’ne bağlı bir görevlinin Gümrük ve Sınır Muhafaza Birimi envanterinde bulunan Glock 19 tabancasıyla ateş açtığını, bir diğer görevlinin ise yine aynı kuruma ait Glock 47 tabancasını kullandığını açıkladı.

Ateş açılmadan önce ajanların, çevrede sivillerin bağırıp düdük çaldığı bir ortamda kolluk operasyonu yürüttüğü belirtildi. Yetkililer, kalabalığın kolluk kuvvetlerinin çalışmalarını engellememesi için kaldırımda kalmasının istendiğini bildirdi.

Yetkililer ayrıca, ajanların gözaltına almaya çalıştığı sırada şahsın direndiğini ve bunun fiziksel bir arbedeye yol açtığını kaydetti.

Rapora göre, yaşanan arbede sırasında kimliği açıklanmayan bir Sınır Devriyesi görevlisinin, adamın silahlı olduğunu defalarca bağırarak dile getirdiği duyuldu.


Trump'tan dikkat çeken hamle: Beyaz Saray koridorlarına Putin ile çekilmiş bir fotoğraf asıldı

Beyaz Saray koridorlarına ABD Başkanı Donald Trump ile Rus mevkidaşı Vladimir Putin'in bir fotoğrafı asıldı. (X)
Beyaz Saray koridorlarına ABD Başkanı Donald Trump ile Rus mevkidaşı Vladimir Putin'in bir fotoğrafı asıldı. (X)
TT

Trump'tan dikkat çeken hamle: Beyaz Saray koridorlarına Putin ile çekilmiş bir fotoğraf asıldı

Beyaz Saray koridorlarına ABD Başkanı Donald Trump ile Rus mevkidaşı Vladimir Putin'in bir fotoğrafı asıldı. (X)
Beyaz Saray koridorlarına ABD Başkanı Donald Trump ile Rus mevkidaşı Vladimir Putin'in bir fotoğrafı asıldı. (X)

ABD Başkanı Donald Trump’ın, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile birlikte çekilmiş bir fotoğrafını Beyaz Saray’a astırdığı bildirildi. Şarku’l Avsat’ın Independent’tan aktardığına göre, söz konusu adımın ABD’nin müttefikleri arasında şaşkınlık yaratması bekleniyor.

Fotoğraf, iki liderin geçtiğimiz ağustos ayında Alaska’da düzenlenen zirvesi sırasında çekildi ve Trump’ın torunlarından biriyle olan başka bir fotoğrafın üzerine yerleştirildi.

PBS News’in Beyaz Saray muhabiri Elizabeth Landers’ın X platformunda paylaştığı bilgiye göre, çerçevelenen fotoğraf, Beyaz Saray’ın Batı Kanadı ile ana bina arasındaki koridora asıldı.

Fotoğrafa ilişkin olarak Rusya’nın kıdemli müzakerecilerinden Kirill Dmitriev olumlu bir değerlendirmede bulundu. Trump’ın Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff ve damadı Jared Kushner ile birçok kez görüşen Dmitriev, “Bir fotoğraf bin kelimeye bedel” ifadesini kullandı.

Ancak Beyaz Saray’daki bu yeni ekleme herkes tarafından aynı şekilde karşılanmadı. Virginia Senatörü Mark Warner, fotoğrafa ilişkin yaptığı yorumda, “Putin’i Amerikan halkının ve ailesinin üzerine koymak, biraz abartılı bir durum” değerlendirmesinde bulundu.

Estonyalı siyasetçi Marko Mihkelson da Trump ile Putin arasındaki ilişkiye yönelik bu görünür vurgunun, Ukrayna’da süren savaş açısından ne anlama gelebileceğine dair endişelerini dile getirdi.

Mihkelson, “Eğer ABD Başkanı’nın, 21. yüzyılın en büyük savaş suçlusunun fotoğrafını Beyaz Saray duvarına asmayı uygun gördüğü doğruysa, ne yazık ki adil ve kalıcı bir barışın ertelenmesi gerekecek” ifadesini kullandı.

Beyaz Saray, geçtiğimiz ay Palmiye Odası’nda bir yenileme çalışmasına sahne olmuştu. Bu düzenleme, Donald Trump’ın geçen yıl göreve dönmesinin ardından hayata geçirdiği kapsamlı değişiklikler zincirinin son halkası olarak değerlendiriliyor.

Trump ile Putin, 15 Ağustos’ta Alaska’nın Anchorage kentinde bir araya gelmişti. Bu görüşme, Moskova’nın dört yıl önce Ukrayna’ya yönelik kapsamlı işgalini başlatmasından bu yana ABD ve Rusya liderleri arasında gerçekleşen ilk zirve olma özelliğini taşıyor.

Söz konusu buluşmada Putin’in gördüğü sıcak karşılama dikkat çekmiş, Trump’ın Rus lideri samimi bir şekilde karşılaması, Rus güçlerinin Ukrayna’nın doğusunda yıpratma savaşını sürdürdüğü bir döneme denk gelmişti.

Görüşme, Moskova’da diplomatik bir kazanım olarak yorumlanmış; iki liderin kameralar önünde tokalaşması ve Putin’in yakın bir müttefik gibi ağırlanması öne çıkarılmıştı.

Zirve sırasında dikkat çeken anlardan biri de Putin’in, kendi makam aracı yerine Trump’ın ‘Canavar’ (The Beast) olarak bilinen zırhlı başkanlık aracına binmeyi tercih etmesi olmuştu. Görüntülerde, iki liderin hava üssünden ayrıldığı ve Putin’in arka koltukta gülerek oturduğu görülmüştü.

The Times gazetesi ise Kremlin’in daha önce yaptığı bir açıklamaya atıfla, söz konusu zirvenin gelecek eğitim yılından itibaren güncellenmiş tarih ders kitaplarında yer alacağını yazdı.