İsrail ordusu, Batı Şeria'daki iki mülteci kampında 100'den fazla evi yıkma kararı aldıhttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5138587-i%CC%87srail-ordusu-bat%C4%B1-%C5%9Feriadaki-iki-m%C3%BClteci-kamp%C4%B1nda-100den-fazla-evi-y%C4%B1kma-karar%C4%B1-ald%C4%B1
İsrail ordusu, Batı Şeria'daki iki mülteci kampında 100'den fazla evi yıkma kararı aldı
Bir İsrail buldozeri, 6 Mart 2025 tarihinde Batı Şeria'nın Tulkerim kenti yakınlarındaki bir askeri operasyon sırasında binaları yıkıyor. (EPA)
İsrail ordusu dün, Batı Şeria'daki Tulkerim ve Nur Şems mülteci kamplarında 100'den fazla evi yıkmayı planladığını duyurdu ve hedeflenen evleri gösteren haritaları paylaştı.
Batı Şeria'daki İsrail ordu güçlerinin komutanı Avi Blut tarafından imzalanan kararda ordu, yıkımın ‘tamamen askeri amaçlarla’ yapıldığını belirtti. Hedef alınan evlerin konumu, eylemin amacının iki kampın merkezinde yol inşa etmek olduğunu gösteriyor.
Şarku’l Avsat’ın Reuters'tan aktardığına göre kararda, yıkımların dün yayınlanan ‘kararın imzalanmasından itibaren 24 saat içinde gerçekleştirileceği’ belirtildi.
Tulkerim ve Nur Şems mülteci kamplarındaki halk komiteleri ve örgütler, uluslararası topluma çağrıda bulundu.
Komiteler yaptıkları açıklamada, ‘bugün Tulkerim Mülteci Kampı’ndaki 58 ve Nur Şems Mülteci Kampı’ndaki 48 evin yıkılması için insancıl hukukun dışında bir işgal kararının verilmesinden şaşkınlık duyduklarını’ ifade ettiler.
Örgütler açıklamalarında, ‘Birleşmiş Milletler (BM), BM Güvenlik Konseyi ve uluslararası insan hakları örgütlerini, İsrail işgal makamlarına baskı yapmak ve Batı Şeria ve Gazze Şeridi'ndeki halka yönelik saldırganlığı derhal durdurmak için rollerini üstlenmeye’ çağırdı. Örgütler, ‘Tulkerim ve Nur Şems mülteci kamplarının sakinlerinin sürülmesi, evlerin yıkılması, tahrip edilmesi, havaya uçurulması ve yakılması suretiyle sistematik yıkım ve yerinden edilmeyi’ kınadı.
İsrail ordusu yaklaşık üç aydır Batı Şeria'nın kuzeyinde, Cenin, Tulkerim ve Nur Şems mülteci kamplarında yoğunlaşan ve bu kamplarda ve komşu mahallelerde yaşayan yaklaşık 50 bin kişinin yerinden edilmesine yol açan bir askeri operasyon yürütüyor.
Tulkerim Valisi Abdullah Kemil Facebook hesabı üzerinden yaptığı açıklamada, “İsrail, Tulkerim Mülteci Kampı’nda 58, Nur Şems'te de 48 binayı yıkmayı planlıyor, yıkım gerçekleştirilmeden önce sakinlerinin sadece eşyalarını almalarına izin verilecek. Uluslararası toplumu, devam eden yıkımları durdurması için işgal devletine baskı yapmaya milyonuncu kez çağırıyoruz” ifadelerini kullandı.
Filistinli yetkililer, İsrail ordusunun üç aydan uzun bir süredir devam eden askeri operasyonu sırasında Cenin, Tulkerim ve Nur Şems mülteci kamplarındaki evlere ve altyapıya büyük zarar verdiğini bildirdi.
Putin, Batı gemilerine el koyma tehdidinde bulundu: Gölge filo takibine misillemehttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5306180-putin-bat%C4%B1-gemilerine-el-koyma-tehdidinde-bulundu-g%C3%B6lge-filo-takibine-misilleme
Putin, Batı gemilerine el koyma tehdidinde bulundu: Gölge filo takibine misilleme
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin (AP)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Avrupa ülkelerinin Rusya'nın gölge filosunun parçası olduğundan şüphelenilen gemilere yönelik müdahale ve alıkoyma faaliyetlerine karşılık olarak, çarşamba günü Avrupa ülkelerine ait gemilere el koyma tehdidinde bulundu.
Başta İsveç ve Fransa olmak üzere bazı Avrupa ülkeleri, son aylarda Moskova'nın Ukrayna'yı Şubat 2022'de işgal etmesinin ardından uygulanan Batı yaptırımlarını aşmak için kullandığı düşünülen gölge filoya ait olduğu değerlendirilen bazı gemilere müdahale etti.
Avrupa Birliği'nin temmuz ayının sonunda kabul ettiği yeni yaptırım paketi de Rusya için önemli gelir kaynaklarını hedef alıyor ve bu gemilerin petrol ve diğer ürünlerden oluşan yüklerinin satışını kısıtlıyor.
Putin, «Bazı ülkelerin yetkililerinin son dönemde gemilerimize el koyma ve bizden yağmaladıkları malları satma ihtimalini değerlendirdiğini görüyoruz» dedi ve bu girişimleri korsanlık ve haydutluk olarak nitelendirdi.
Rusya'nın Uzak Doğusu'ndaki deniz tatbikatlarının yapıldığı sırada konuşan Putin, “Eğer bu gerçekleştirilirse, aynı şekilde karşılık vermek zorunda kalacağız” ifadelerini kullandı. Rus lider, Moskova'nın gerekli ve uygun gördüğümüz her yerde harekete geçeceğini belirterek herhangi bir yerde karşılık verebileceklerini söyledi.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Rus Donanması'na ait Varyag güdümlü füze kruvazörünü, Sahalin Adası'nın doğusunda Pasifik Filosu'nun deniz tatbikatlarının son aşamasını denetlerken ziyaret etti (AFP)
İsveç kısa süre önce, mart ayının başında durdurduğu Rusya'nın gölge filosuna ait bir yük gemisini Ukrayna'ya teslim etme kararı aldı. Kiev'e göre gemi, Moskova'nın işgal ettiği bölgelerden çalınan Ukrayna buğdayını taşıyordu.
Bu arada Rus haber ajansları, Putin'in NATO'nun Asya-Pasifik bölgesine sızdığını ve Kuzey Kutbu'nda gerilimi artırdığını söylediğini aktardı.
Putin açıklamalarını, Rus donanmasının askeri tatbikat düzenlediği Sahalin Adası açıklarında bulunan Rus kruvazörü Varyag da yaptı.
Tatbikatlar, ABD ile Güney Kore'nin Kuzey Kore'nin olası bir saldırısını simüle eden ortak askeri tatbikatlarından bir hafta önce gerçekleştiriliyor.
Kiev ve Seul'ün Kuzey Kore ile Moskova arasındaki askeri iş birliğinin artmasından duyduğu endişeyi dile getirdiği bir dönemde, bölgede gerilim de yüksek seyrediyor.
Trump ve İran: Açık bir savaşta dar seçeneklerhttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5306123-trump-ve-i%CC%87ran-a%C3%A7%C4%B1k-bir-sava%C5%9Fta-dar-se%C3%A7enekler
ABD’nin İran'a yönelik ablukasının uygulanmasına destek operasyonları sırasında USS Boxer gemisinin güvertesinde, ABD Deniz Piyadeleri'ne ait bir savaş uçağı (CENTCOM)
ABD’nin İran'a yönelik ablukasının uygulanmasına destek operasyonları sırasında USS Boxer gemisinin güvertesinde, ABD Deniz Piyadeleri'ne ait bir savaş uçağı (CENTCOM)
ABD Başkanı Donald Trump'ın önündeki seçeneklerin artık, açık bir zafer ile sınırlı tutulabilecek bir yenilgi arasında değiştiği söylenemez. Bu seçenekler daha çok, İran'ı yıpratabilecek ancak Amerikan ekonomisini de zorlayacak uzun soluklu bir abluka; Hürmüz Boğazı'nı yeniden açmak karşılığında Tahran'a kalıcı bir nüfuz alanı tanıyacak sınırlı bir anlaşma; hesaplarını değiştireceğinin garantisi olmayan yeni bir askeri harekât ya da geride daha zayıf ve daha düşmanca bir devlet bırakan siyasi geri çekilme gibi her biri kendine özgü bedeller taşıyan senaryolar arasında şekilleniyor. Pakistan, yeniden Hürmüz Boğazı krizini sona erdirecek bir ‘düzenlemeye’ yaklaştığını duyururken İran ve ABD'nin tutumları, çatışmanın nihai uzlaşıya değil yıpratma sürecine ulaştığına işaret ediyor. Sorun, kısa bir süre içinde anlaşmaya ulaşılacağına dair açıklamalar defalarca kez yinelenirken genel ifadelerden somut uygulamaya geçişte uçurumun büyümeye devam etmesi. Tahran'ın ‘son aşamasına ulaştı’ dediği İran-Umman Anlaşması, yeni deniz güzergahlarının belirlenmesini öngörürken bu durum otomatik olarak boğazın yeniden açılması anlamına gelmiyor.
İran Dışişleri Bakanı Abbas Araçi, bugün Tahran'da Pakistan İçişleri Bakanı Muhsin Nakvi'yi kabul ediyor (İran Dışişleri Bakanlığı)
İran, Hürmüz Boğazı’nın açılması için ablukanın, yaptırımların, askeri tehditlerin sona ermesi ve tazminat ödenmesini şart koşarken Washington, Tahran'a gemilerden ücret alma ya da geçişe kısıtlama getirme hakkı tanımayı reddediyor. Tahran ayrıca Washington'ın önceki mutabakat muhtırasını ihlal ettiğini öne sürerek ABD ile doğrudan müzakereye oturmayacağını da açıklıyor.
Bu bağlamda Pakistan’ın iyimserliği, tazminat, yaptırımlar, nükleer program ve bölgedeki Amerikan kuvvetleri dosyalarının çözüme kavuşturulmasından çok deniz güvenliğine ya da tırmanmanın durdurulmasına ilişkin geçici bir mutabakata işaret ediyor olabilir. Karşılıklı tazminat talepleri ise yüzü kurtaracak bir formül bulmayı daha da güçleştiriyor. İran’ın savaş tazminatı talep etmesinin ardından Trump, buna Tahran'ı sorumlu tuttuğu kurbanlar için tazminat talep ederek yanıt verdi. Böylece olası herhangi bir müzakereye yeni bir madde daha ekledi.
Bombalama yerine abluka
Trump şu an deniz ablukasını sürdürmeyi ve yaptırımları sıkılaştırmayı, topyekun savaşa geri dönmekten ise bundan kaçınmayı tercih ediyor. Wall Street Journal (WSJ) gazetesine göre yetkililer, bu aşamada sistemin davranışını değiştirmede sınırlı sonuçlar veren saldırılara kıyasla mali baskının daha etkili olabileceği konusunda onu ikna etti. Trump bu mantığı İran'ın ‘iflas ettiğini’ söyleyerek özetledi. ABD'nin Birleşmiş Milletler (BM) Daimi Temsilcisi Mike Waltz da Tahran'ın Savunma Bakanı Pete Hegseth'ten çok Hazine Bakanı Scott Bessent'tan korktuğu görüşünü dile getirdi. Bu strateji Washington'a yeni bir hava harekâtının risklerini üstlenmeksizin sürdürülebilir bir baskı aracı sunuyor ve Trump'ın savaşı genişletmeden İran'ı cezalandırmayı sürdürmesine imkân tanıyor. Ancak bu yaklaşım, zamanın ABD'nin lehine çalıştığını varsayıyor. Bu ise henüz kanıtlanmış bir önerme değil.
ABD Başkanı Donald Trump ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Versailles Sarayı'nda ABD-İran anlaşmasının imza töreninde (AFP)
İran ekonomisi, dövizin çöküşü, enflasyon ve petrol gelirlerinin yitirilmesinden kaynaklanan ciddi bir baskıyla boğuşuyor olsa da Tahran maliyeti gemilere, enerji tesislerine yönelik saldırılar ve bölgedeki müttefikleri aracılığıyla hasımlarına yüklemeye hazır olduğunu kanıtladı. Krizin sürmesi ABD'nin iç dengelerini de etkiliyor. Associated Press (AP)-NORC anketine göre Amerikalıların yalnızca yüzde 28'i Trump'ın savaşı yönetme biçimini onaylıyor. Bu oran bir ay önce yüzde 34'tü. Ara seçimlerin yaklaşması ve yakıt fiyatlarının yükselmesiyle birlikte Washington'ın siyasi ve ekonomik yıpranmaya dayanma kapasitesi, iç acı çok daha şiddetli olsa dahi İran rejiminin baskıya katlanma kapasitesinin altına düşebilir.
Güç seçeneği gündemde kalmaya devam ediyor
Washington Yakın Doğu Politikası Enstitüsü (WINEP) Araştırma Direktörü Patrick Clawson, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, ‘Trump'ın karşısındaki alternatiflerin tamamının çekici olmadığını’ belirterek karar alma sürecinin büyük ölçüde kişisel nitelik taşıdığını ve Trump'ın sınırlı sayıda danışmanı, daha az sayıda uzmanı dinlediğine dikkati çekti. Bu nedenle Clawson, Trump’ın herhangi bir anda ABD Merkez Kuvvetleri (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper'a atfedilen iki haftalık bombalama harekâtını onaylayabileceğini ya da sadece abluka ve ekonomik baskı kampanyasını sürdürmeye karar verebileceğini dışlamıyor.
Trump'ın müttefiklere yönelik yaklaşımındaki değişkenliği de örnek gösteren Clawson, Trump yönetiminin Suudi Arabistan ile ‘123 Anlaşması’ olarak bilinen sivil nükleer iş birliği anlaşmasını beklenmedik biçimde onayladıysa da ABD Başkanı’nın günler sonra Riyad'ın uzun süredir reddettiği bir talep olan İsrail'in tanınması koşulunu anlaşma metnine eklediğine işaret etti. Clawson, bu yaklaşımın İran'la ilişkide çok daha fazla değişkenlik sergileyebileceğini ve ‘Trump'ın ne yapacağını kimsenin bilemeyeceğini, belki de kendisinin bile henüz bilmediğini’ vurguladı.
Ortadoğu'da konuşlu Patriot sisteminin jeneratörüne yakıt ikmali yapan bir ABD topçu askeri (ABD Ordusu)
Gerilimin tırmandırılmasından yana olanlar, kısa ve sınırlı bir harekâtın nükleer, füze ve sanayi altyapısındaki daha fazla tesisi yok edip ardından ablukaya dönülebileceğini savunuyor. Ancak bu seçenek Hürmüz Boğazı’nın açılacağını garanti etmiyor ve İran'ı petrol tesislerine, su kaynaklarına ve Amerikan üslerine saldırmaya yöneltebilir. Bazı savunma füzelerinin ve uzun menzilli mühimmatların azalması ve enerji fiyatlarındaki olası artış da ‘iki haftalık bombalamayı’ hesaplanmış bir son nokta değil, uzun soluklu bir yüzleşmenin kapısını aralayan bir başlangıç noktasına dönüştürebilir.
Hürmüz Boğazı ve zorunlu “birlikte yaşama”
Üçüncü seçenek, İran'ın bir dereceye kadar denetimi karşılığında deniz seyrüseferini yeniden başlatan sınırlı bir anlaşmayı kabul etmek ve daha büyük meseleleri erteliyor. Bölge ülkeleri bu sonuçtan memnun olmamakla birlikte, yeni bir savaşa kıyasla buna daha temkinli yaklaşıyor. Pazartesi günü Boğaz'dan geçen gemi trafiği, savaş öncesindeki günlük 130 ila 140 gemilik ortalamaya kıyasla sadece altı gemiye düşüyor. Bu durum, Trump'ın ABD Donanması'nın Hürmüz Boğazı’nı ‘kontrol ettiği’ yönündeki açıklaması ile ticari geçişi fiilen garanti edebilme kapasitesi arasındaki farkı gözler önüne seriyor. Buna rağmen mevcut tablo, İran'ın Hürmüz Boğazı üzerindeki hukuki egemenliğinin tanındığı anlamına gelmiyor, aksine Tahran'ın seyrüseferi aksatma gücüyle geçici bir birlikte yaşama durumu oluşturuyor. Zira alternatif güzergahlar da tehdit ve saldırılara maruz kalıyor. Bu da İran'a, bölge ihracatının bir kısmı üzerinde fiilen bir ‘veto hakkı’ tanımaya devam ediyor.
İran’ın öne sürdüğü bazı şartları kabul etmenin Tahran'ı başka şartlar da eklemeye yöneltebileceği konusunda uyaran Clawson’a göre Tahran, Trump'ın daha fazla baskıya açık olduğunu düşünüyor. Clawson, İran'ın özür, tazminat ve ABD güçlerinin çekilmesi taleplerini ekleyerek mutabakat zaptında yer alanların ötesine geçtiğine dikkati çekti. Ayrıca mutabakat zaptında geçen 300 milyar dolarlık fonun Amerikan tarafında tazminat değil, İran'a yapılacak yatırımlar olarak anlaşıldığını, askerlerle ilgili maddenin ise Washington tarafından bölgeden çekilme değil İran yakınlarında yeni bir yığınak yapılmasının önlenmesi şeklinde yorumlandığını açıkladı. Nükleer bir anlaşma olmadan dahi zafer ilan edip uzaklaşma seçeneği, Trump'ın üzerindeki siyasi yükü hafifletebilir, ancak Hürmüz Boğazı kapatılmaya ve İran gerilimi tırmandırmaya muktedir olduğu sürece krizi sona erdirmeye yetmiyor. Bu nedenle en muhtemel sonuç, hava saldırıları seçeneği yedekte tutularak abluka, yaptırımlar ve dolaylı müzakerelerin bir karışımı olarak öne çıkıyor. Clawson'ın özetiyle, Trump yeni bir askerî harekât emri verse de vermese de bu süreç uzun soluklu bir hesaplaşma niteliği taşıyor. Mevcut karar, hızlı bir zaferin nasıl kazanılacağıyla değil, Trump'ın hangi bedeli ödemeyi seçeceği ve bu bedelin ne kadarını İran'a, müttefiklerine ve kendi seçmenine yükleyebileceğiyle ilgili bulunuyor.
Tayvan, Çin ve Endonezya'nın ortak deniz tatbikatı planını kınadıhttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5306047-tayvan-%C3%A7in-ve-endonezyan%C4%B1n-ortak-deniz-tatbikat%C4%B1-plan%C4%B1n%C4%B1-k%C4%B1nad%C4%B1
Tayvan, Çin ve Endonezya'nın ortak deniz tatbikatı planını kınadı
Tayvan'ın yıllık askeri tatbikatları sırasında uçaksavar kullanan bir asker, (AFP)
Tayvan, Çin'in adanın doğu kıyısı açıklarında Endonezya ile ortak deniz tatbikatı düzenleme planını kınadı. Taipei, Pekin'in söz konusu deniz bölgesi üzerinde yetki sahibi olduğu yönünde "yanlış bir izlenim" oluşturmaya çalıştığını savundu.
Çin Savunma Bakanlığı dün yaptığı açıklamada, bir Çin savaş gemisi ile bir Endonezya fırkateyninin ağustos ayının ortalarında Tayvan'ın doğusunda "denizde geçiş tatbikatı" gerçekleştireceğini duyurdu.
Bakanlık, tatbikatın "iki ülke donanmalarının ortak operasyonel kabiliyetlerini geliştirmeyi" ve "bölgesel barış ve istikrarı ortaklaşa korumayı" amaçladığını bildirdi.
Buna karşılık, Tayvan'ın Çin politikasından sorumlu Anakara İşleri Konseyi, Çin Komünist Partisi'nin "askeri provokasyonu" olarak nitelendirdiği girişimi sert şekilde kınadı.
Konsey, bu adımın fiilen "uluslararası kamuoyunda Çin Komünist Partisi'nin Tayvan'ın doğusundaki sular üzerinde yetkiye sahip olduğu yönünde yanlış bir izlenim oluşturmayı" amaçladığını belirtti. Açıklamada, girişimin Tayvan'ın ulusal egemenliği ile denizlerdeki hak ve çıkarlarının "açık bir ihlali" olduğu ifade edildi.
Fransız Haber Ajansı'nın (AFP) konuya ilişkin sorusuna Endonezya ordusundan henüz cevap gelmedi.
Çin'in tatbikat duyurusu, Tayvan'ın Çin'in olası bir işgaline karşı halkı hazırlamayı amaçlayan şimdiye kadarki en geniş kapsamlı yıllık askeri tatbikatlarını gerçekleştirdiği bir dönemde yapıldı.
Çin, Tayvan'ı kendi topraklarının ayrılmaz bir parçası olarak görüyor. Pekin, nüfusu 23 milyondan fazla olan özerk adayı güç kullanarak ilhak etmekle tehdit ediyor.
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة