Ben Gurion füzesinden sonra İran ile yüzleşme Yemen'de mi yoksa Gazze'de mi olacak

ABD ve İsrail savunma sistemlerinin füzeyi engelleme girişimlerinin maliyeti 7 milyon doları aştı

İsrail güvenlik güçleri, Husi füzesinin düşmesinin ardından Ben Gurion Havalimanı'nın dışında bir yolun yakınındaki çukuru inceliyor (AFP)
İsrail güvenlik güçleri, Husi füzesinin düşmesinin ardından Ben Gurion Havalimanı'nın dışında bir yolun yakınındaki çukuru inceliyor (AFP)
TT

Ben Gurion füzesinden sonra İran ile yüzleşme Yemen'de mi yoksa Gazze'de mi olacak

İsrail güvenlik güçleri, Husi füzesinin düşmesinin ardından Ben Gurion Havalimanı'nın dışında bir yolun yakınındaki çukuru inceliyor (AFP)
İsrail güvenlik güçleri, Husi füzesinin düşmesinin ardından Ben Gurion Havalimanı'nın dışında bir yolun yakınındaki çukuru inceliyor (AFP)

Emel Şehade

Pazar günü Yemen'den fırlatılan ve düşürülme girişimlerinin başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından Tel Aviv'deki Ben Gurion Uluslararası Havalimanı'na düşen balistik füze, İsrail açısından yeni bir meydan okuma oluşturdu. İsrail'in vekil diye adlandırdığı güçlerin kabiliyetlerinin desteklenmesinde ve güçlendirilmesinde merkez eksen olduğu için İran'a karşılık verilmesi yönündeki artan çağrıların gölgesinde, karar vericileri, durumu değerlendirmek ve bu olayla başa çıkmanın yollarını bulmak için acil görüşmeler yapmaya zorladı.

cdf
İsrail acil servisleri, füzenin düşmesinin ardından Ben Gurion Havalimanı dışındaki bir yolu boşalttı (AFP)

Güvenlik yetkilileri, Yemen'deki Husilerin, İsrail'e yönelik devam eden ve kuzeyden merkeze ve Kudüs’e kadar milyonlarca insanın üç gün boyunca güvenli odalarda ve sığınaklarda kalmasına neden olan füze saldırılarının ardından bugün Tel Aviv için önemli bir tehdit oluşturduğuna inanıyor. Üç gün boyunca devam eden saldırılar pazar sabah saatlerinde ne Amerikan “THAAD” sisteminin ne de İsrail’in “Arrow” sisteminin düşürmeyi ve verdiği zararı engellemeyi başaramadığı balistik füzenin düşüşüyle zirveye ulaştı. Sekiz İsraillinin yaralanmasına neden olan füze, havalimanı alanında ve yolcu terminalinde hasara yol açtı. Bu durum, bir Hint havayolu şirketine ait uçak dahil olmak üzere, uçakların iniş yapamadan geldikleri ülkelere geri dönmelerine neden oldu. Bazıları da olağanüstü hâl kaldırılıp hava trafiği yeniden başlayana kadar havalimanın uzağında uçmaya devam etti.

Bu sürede bazı yabancı havayolu şirketlerinin, bugün yapılması planlanan uçuşlar da dahil olmak üzere İsrail'e uçuşlarını askıya aldıklarını duyurmaları, İsrail'de büyük bir kaosa neden oldu.

Başbakan Binyamin Netanyahu ve Savunma Bakanı İsrael Katz, bu füzeye karşılık verecekleri tehdidinde bulundular. Bu arada, güvenlik güçlerinden yetkili kaynaklar, füzenin, İsrail'in Husilere karşılık vermesine ilişkin tüm kısıtlamaları ortadan kaldırdığı değerlendirmesinde bulundular. Netanyahu, bakanların ve güvenlik birimleri başkanlarının katılacağı acil toplantı çağrısı yaptı ve ABD ile koordinasyon halinde Husilere güçlü bir yanıt verilmesine ilişkin senaryo masaya yatırıldı. Güvenlik kaynakları, füze saldırısının ardından “İsrail'in Husilere veya onları finanse eden ve destekleyen İran'a vereceği herhangi bir karşılık konusunda artık herhangi bir kısıtlama olmadığını” söyledi. “Böyle bir karşılık için herhangi bir destek beklemeyeceğiz ve İsrail, Husilere bizzat karşılık verecektir” ifadeleri kullanıldı.

Bakan İsrael Katz, Washington ile yapılan istişareler ışığında kısa bir açıklama yapmakta gecikmedi. İsrail'in kendisine zarar veren herkese yedi katı karşılık vereceğini yineledi, ancak bu karşılığın Yemen'e mi, İran'a mı yönelik olacağını belirtmedi. Ama birden fazla yetkili, İran'a zarar verilmemesi halinde, Husilerin Yemen'de ve çeşitli cephelerde artan tehditlerinin devam edeceğine inanıyor.

Netanyahu hükümeti füzeye nasıl karşılık vereceğini görüşürken, ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth'in 12 Mayıs'ta İsrail'i ziyaret edeceği ortaya çıktı. Bu da karşılık verme kararının Hegseth’in ziyaretine kadar değerlendirme ve hazırlık aşamasında kalmasını sağlayabilir.

Washington'un İsrail'e yönelik tehlikeyi önleyememesi

Havalimanı saldırısına ilk tepkiyi veren isim Resmi Kamp Partisi’nin lideri, eski savunma bakanı Benny Gantz oldu. Gantz, füzelerin fırlatılmasından Yemen'in değil, İran'ın sorumlu olduğunu savundu. Tahran'a karşılık vermekte gecikilmemesi ve “füze damlaması” olarak nitelediği konumda kalınmaması çağrısında bulundu.

Gantz'a göre, “Düşmanı caydırmak ve İsrail’in güvenliğini korumak için sadece vekillere değil, aynı zamanda İran'a doğrudan bir karşılık verilmeli.”

İsrail, Husilere karşı askeri operasyon yürüten ve yüzlerce hedefi vuran Washington ile koordinasyon halinde, son iki ayda Yemen'den kendisine atılan 27 balistik füzeye karşılık vermeme sözüne bağlı kaldığından, Gantz'ın sözleri, füze saldırısını İran'a yönelik tehditlerini gerçekleştirmek ve güçlü askeri saldırılar düzenlemek için fırsat olarak gören birçok kesimden destek aldı.

Güvenlik ve askeri yetkililerin ilk değerlendirmesi, ABD’nin askeri operasyonunun İsrail'e füze veya insansız hava aracı fırlatılmasını engellemede başarılı olmadığı yönünde. Bu nedenle Washington ile koordinasyonun ardından İsrail'in vereceği karşılık konusu masaya yatırıldı.

Güvenlik birimleri, bir İsrail raporuna dayanarak, ABD'nin Yemen'e yönelik saldırılarının, özellikle silah depolarını hedef almasının yanı sıra, İran'dan Yemen'e insansız hava araçları ve füze kaçakçılığını önlemesinin sonrasında, Husi füze saldırılarının sıklığının arttığı tahmininde bulunuyorlar. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre rapor, “bu iki nedenden dolayı Husiler saldırıya uğramadan önce füze ve insansız hava araçlarını fırlatmakta acele ediyorlar. Bunu gündüz yapıyorlar, çünkü gece ABD'nin füzenin fırlatıldığı noktayı ve alevlerini tespit edip yüksek doğrulukla vurması daha kolay” olduğunu belirtti.

Güvenlik kaynaklarının aktardığına göre raporda, “Amerikan harekâtı çok etkili, ancak Husiler hâlâ füze fırlatma kabiliyetine sahipler ve büyük miktarlarda füze fırlatmayı başarıyorlar. Bunların çoğu İsrail'e varmadan önce engelleniyor veya düşürülüyor, ancak bugün atılan füze, yarattığı hasar ve iki savunma sisteminin de kendisini düşürememesine yol açan özel yapısı nedeniyle bir dönüm noktası niteliği taşıyor” ifadeleri yer aldı.

Hava ve deniz ablukası

İsrail güvenlik birimlerinin havalimanı saldırısı sonrası endişesi, Husilerin Kızıldeniz'in girişindeki Bab’ul Mendeb Boğazı'nda gerçekleştirdiği eylemler sonrası İsrail'e uyguladığı deniz ablukasının ardından, İsrail'e hava ablukası uygulama hedefinde de başarıl olması.

Güvenlik güçlerinin ilk adımı, THAAD ve Arrow-3 sistemlerinin füzeyi düşürmede başarısız olma nedenlerini araştırmaya başlamak oldu. Hava savunma sisteminin eski komutanı, yedek Albay Tzvika Yachimovich, THAAD sisteminin varlığına ve Amerikan askerleri ile uzmanlarının İsrail askerlerine füzeleri düşürme konusunda destek vermesine rağmen, İsrail’in henüz tam bir savunmayı garantileyebilmiş olmadığını söyledi.

“İsrail'in en stratejik bölgesi olan havalimanına füze düşmesi büyük bir başarısızlık. En az 300 kilogram patlayıcı taşıyan devasa bir füzeden bahsediyoruz. Hava savunma sistemleri birkaç katmandan oluşsa da bunun engellenememesi kapsamlı bir inceleme ve araştırma gerektiriyor” dedi.

zdvfgthy
İsrail, ABD'den Tel Aviv'i korumak için ikinci bir batarya göndermesini istedi, ancak bu talebe henüz yanıt verilmedi (Reuters)

Yachimovich'e göre uyarı ağının başarısı bir felaketi önledi. “Füze düşmeden birkaç dakika önce uyarı ağı, iniş yapmak üzere olan üç uçağı bilgilendirebildi. Bu başlı başına çok önemli bir husus, zira bu uçaklar tehlike noktasında olabilirlerdi ve iniş noktasına ulaşmamaları güvende olmalarını sağladı” diye ekledi.

Yedek Tümgeneral Amos Gilad ise füze saldırısının engellenememesinin ciddi bir soruşturma gerektirdiğini belirterek, verilecek herhangi bir karşılıkta aceleci davranılmaması çağrısında bulundu.

Gilad, İsrail’in bir saldırı düzenlemesi konusunda Washington ile koordinasyonun sağlanması olasılığını dışlamıyor ve “Amerikalıların Yemen'de şimdiye kadar katıldıkları en büyük operasyona katıldıklarına ve bu nedenle kesinlikle biraz kısıtlandıklarına” inanıyor.

Ancak Gilad, diğer güvenlikçiler, politikacılar ve askeri isimler gibi, füze saldırısının sonuçlarının ciddiyetine rağmen, karar vericilerin yeniden Gazze operasyonuna odaklanabileceklerini düşünüyor. “İster İran ister Yemen’e karşı her şeyi bağlamına oturtmak lazım ama önemli olan beklenen kararın pazartesi günü sabah (bugün) alınmasıdır. Eğer ordu Gazze'ye büyük çaplı bir operasyon başlatacaksa, rehinelerin hayatlarının riske atılması endişesi ve korkusu bulunuyor. Aynı zamanda bu operasyonun İran'a veya Yemen'e yönelik bir saldırı ile aynı anda uygulanması da zor olacaktır” değerlendirmesinde bulundu.

Birden fazla habere ve bir hava savunma yetkilisine göre, iki savunma sisteminin havalimanına düşen füzeyi engelleme maliyeti 7 milyon doları aştı.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.           



Pakistan aracılığıyla Çin ve İran ile diyalog: Orta güç perspektifi

Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar ve İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi, İslamabad'daki Dışişleri Bakanlığı'ndaki toplantı sırasında, 2 Ağustos 2025 (AFP)
Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar ve İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi, İslamabad'daki Dışişleri Bakanlığı'ndaki toplantı sırasında, 2 Ağustos 2025 (AFP)
TT

Pakistan aracılığıyla Çin ve İran ile diyalog: Orta güç perspektifi

Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar ve İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi, İslamabad'daki Dışişleri Bakanlığı'ndaki toplantı sırasında, 2 Ağustos 2025 (AFP)
Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar ve İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi, İslamabad'daki Dışişleri Bakanlığı'ndaki toplantı sırasında, 2 Ağustos 2025 (AFP)

Kemal Allam

Financial Times, yıllık yıl sonu değerlendirme serisi kapsamında, 2026 yılının İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana en büyük belirsizlikle başladığını ve orta güçlerin önümüzdeki dönemde küresel düzeni ya pekiştirmede ya da zayıflatmada belirleyici faktör olabileceğini yazdı. Habere  göre, şaşırtıcı bir şekilde, Pakistan’ın adı, Amerikan hegemonyasını öngören “Donroe Doktrini”nde şimdiye kadarki en büyük kazanan olarak anılıyor. Pakistan, Beyaz Saray ziyaretlerinden Gazze barış planına kadar Donald Trump'ın çevresinde önemli bir yer edinmeyi açıkça başardı.

Ancak, Ortadoğu'ya askeri ve güvenlik tedarikçisi olarak geleneksel rolünün yanı sıra, Pakistan, İran gibi karmaşık çatışmalarda köprü görevi görmesi ve Çin ile ABD gibi daha büyük güçler arasında daha yakın bağlar kurması gereken bir orta güç olarak yeniden öne çıktı. Pakistan, daha önce, Nixon döneminde de ABD ve Çin arasındaki ilk diplomatik görüşmeye arabuluculuk yapmıştı. Bugün, on yıllık diplomatik boşluğun ardından, Pakistan, İran ile gizli görüşmeler yürütebilen ve Çin ile ortaklığı aracılığıyla bölgedeki askeri dengeyi yeniden ayarlayabilen bir güç olarak yeniden öne çıktı.

Trump'ın İran sorununu çözmek için Pakistan'a güvenmesi

Trump'ın ikinci başkanlığının başlangıcında, geçmiş dönemde Hindistan ile yakın ilişkisi ve Hindistan'ı Çin'e karşı tercih edilen stratejik ortak olarak görmesi nedeniyle Pakistan'da önemli bir belirsizlik hakim oldu. Ancak, görevdeki ilk yılından sonra Pakistan, sadece bölgede değil, küresel ölçekte de Trump'ın favorilerinden biri olarak görülmeye başladı. İsrail ve İran arasında yazın yaşanan 12 günlük savaş sırasında, Mareşal Asım Münir'in başkent Washington ve Langley'in koridorlarında neredeyse bir hafta boyunca bulunması tesadüf değildi. Dönemin Merkez Kuvvetler Komutanı Orgeneral Michael Eric Kurilla'nın Pakistan'ı terörizm ile mücadelede bir ortak olarak savunması da pek çok kişiyi şaşırttı. Zira bu açıklama, Kongre'nin önde gelen üyelerinin, Senato'nun ve generallerin Pakistan'ı sürekli olarak terörizmi destekleyen bir devlet olarak nitelendirdiği on yıllık bir dönemle çelişiyordu. Peki ne değişti?

Birincisi, Kurilla, Soğuk Savaş döneminde olduğu gibi, Washington'un istenmeyen saydığı ve ABD'nin doğrudan, en azından kamuoyu önünde, ilişki kuramadığı rejimlerle Pakistan'ın ilişki kurma yeteneğine yeniden güvenmeye başladı. İsrail-İran çatışması sırasında, ABD İran nükleer tesislerini vurduktan sonra, Pakistan gerilimin daha fazla yükselmesinin sonuçlarını hafifletmede sessiz, perde arkası bir rol oynadı. Pakistan, Tahran ve Washington arasında mesajları taşımakla kalmadı, aynı zamanda Trump'a İran’a nasıl davranması gerektiği konusunda doğrudan tavsiyelerde de bulundu. Nitekim Trump, Asım Münir ile yaptığı ve ABD'nin İran'a yönelik saldırılarının yankılarını kontrol altına alma stratejisinin ele alındığı görüşmenin ardından, “Pakistan İran'ı çoğu ülkeden daha iyi tanıyor” açıklamasını yaptı. Bu, Trump'ın ilk döneminde Irak'ta Kasım Süleymani'nin öldürülmesiyle sonuçlanan önceki hamlesinden sonra yaşananları hatırlattı. O zaman, 2020'de de suikasttan sonra ilk olarak dönemin Pakistan Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kamar Cavid Bacva ile telefonla görüşmüştü.

Pakistan, ABD ve Körfez ülkeleri gibi, İran'ın bölgeye yönelik niyetlerine güvenmiyor, ancak Suudi Arabistan ve Türkiye ile birlikte bir rejim değişikliği de istemiyor

Bunu anlamanın kilit noktası, Pakistan'ın, İsviçre, Katar, Umman ve İran görüşmelerindeki diğer bazı arabuluculardan farklı olarak, İran ile uzun bir sınıra sahip olması ve İran ile sürekli gerilimler yaşamasıdır. İranlılar, tam ölçekli bir çatışma durumunda Pakistan'ın kendileri için gerçek bir tehdit oluşturduğunun ve tüm Körfez ülkelerinin Pakistan'ın arkasında duracağının farkındalar. Daha önce yine el-Mecelle’de, İran ve Pakistan'ın, açık ve tam ölçekli bir çatışmayı önlemesi gereken dini, kültürel ve dilsel bağlara rağmen, açıkça duyurulmamış bir istihbarat ve vekalet savaşı içinde olduklarını yazmıştım. Süleymani sık sık Pakistan ile açık savaş tehdidinde bulunmuştu ve İsrail ile Amerika Birleşik Devletleri'nin yanı sıra, İran'a hava saldırıları düzenleyen tek ülke Pakistan'dır. Bu durum, Pakistan'ı İran’a karşı havuç-sopa yaklaşımını uygulamak için önemli bir arka kapı haline getiriyor.

Mevcut Maskat görüşmelerinin nereye varacağını, Trump'ın İran'a saldırıp saldırmayacağını veya gerilimi azaltıp azaltmayacağını bilmesek de, Pakistan'ın rolü önemli olmaya devam ediyor. ABD, çatışma tırmandığında Beluç sınırının tarihi ve Pakistanlı Şiilerin devlete karşı kullanılması nedeniyle İran’ın Pakistan ile de ters düşebileceğinin farkında olarak kendisine mesajlar gönderebilir. İran, geçtiğimiz yaz yaşanan 12 günlük savaş sırasında ve protestoların başlamasından bu yana yaşanan son gerilimlerde Pakistan'ın gerilimi azaltmadaki rolü için de kamuoyu önünde kendisine teşekkür etti.

dvbfrg
Çin'in doğusundaki Shandong eyaletinin Qingdao kentinde Şanghay İşbirliği Örgütü üye devletlerinin savunma bakanlarının çektirdiği toplu fotoğraf, 26 Haziran 2025 (AFP)

Pakistan, ABD ve Körfez ülkeleri gibi, İran'ın bölgeye yönelik niyetlerine güvenmiyor. Ancak Suudi Arabistan ve Türkiye ile birlikte bir rejim değişikliği de istemiyor. Bu da onu aradaki uçurumu kapatmada önemli bir oyuncu haline getiriyor. Pakistan’ın kendisi de nükleer güç olma yolunda benzer bir süreçten geçti ve nükleer meselede nasıl başarılı bir şekilde müzakere edeceğini biliyor. Askeri kapasiteye dayanma gücü olmadığında müzakerelerin ne kadar sınırlı olabileceğini biliyor. Pakistan ayrıca, Çin’in dünyadaki en yakın diplomatik ve askeri müttefiki olma avantajına da sahip.

Çin ve etkiyi kullanma sanatı

Eski ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger ve Başkan Richard Nixon'ın Pakistan aracılığıyla Çin ile yaptıkları görüşmeler ve gerçekleştirdikleri ziyaretler, İslamabad’ın eski Amerikan ulusal güvenlik uzmanlarının uzun zamandır minnettar olduğu önemli bir köprü olmasına olanak tanıdı. Pervez Müşerref dönemine kadar Pakistan, Çin ve ABD'nin kendi nüfuz alanlarındaki dengeleyici rolünde denklik konumunu korudu. Yine Müşerref dönemine kadar Pakistan ordusu, F-16 savaş uçaklarından Bell AH-1 Cobra saldırı helikopterlerine kadar neredeyse tamamen Amerikan kaynaklı ekipmanlara güveniyordu.

Çin'in etkisi, İslamabad'ı bir dönem Pekin'e karşı yanlış tarafta duran birçok güç için bir köprü kurucu haline getirdi

Ancak bu değişim daha sonra gerçekleşti ve Pakistan, Çin'in en yeni savaş uçakları ve füze teknolojilerini paylaştığı dünyadaki tek ordu haline geldi; bu da geçen yılki kısa savaşta Hindistan'a karşı üstün gelmesine yardımcı oldu. Böylece Çin, en yeni ekipmanlarını test etmek için Pakistan’ı kullanmaya başladı ve bunları Hint güçlerine karşı ve Pakistan'ın İran ile olan birkaç sınır çatışmasında test etti. Bu durum Pakistan'ı, Çin'in nasıl düşündüğünü ve gelecekteki savaşlara nasıl hazırlandığını anlamada ABD için bir kez daha vazgeçilmez bir ortak haline getiriyor. Dünyada hiçbir ordu, Pakistan ordusu gibi bir yandan Trump ile doğrudan ve hızlı iletişim kurma yeteneğine, diğer yandan da Çin ile en yakın askeri ittifaka sahip değil. Pakistan ayrıca tarihsel olarak Çin'in hem Türkiye hem de Suudi Arabistan ile olan ilişkisinde de bağlantı noktası görevi

Türkiye'nin önde gelen askeri stratejistlerinden ve Erdoğan'a yakın isimlerden sayılan Türk Amiral Cihat Yaycı, Pakistan'ın Soğuk Savaş sırasında Çin'in yükselişinde çok önemli bir rol oynadığını ve 1980'lerde ABD, Türkiye ve Suudi Arabistan ile olan ilişkilerini kullanarak bu tarafları Çin'e yaklaştırdığını düşünüyor. Yaycı ayrıca, kıdemli bir Türk subayı olarak, Çin'in kendisini Pakistan'ın en yakın müttefiki olarak nasıl gösterdiğine ve bunun Ankara'yı Uygur sorunu nedeniyle aralarında gerilim tırmandığında Pekin ile açılıma nasıl ittiğine bizzat şahit olduğunu belirtiyor. Bu Çin etkisi, İslamabad'ı bir zamanlar Pekin'e karşı yanlış tarafta duran birçok güç için bir köprü kurucu haline getirdi. Hudson Enstitüsü de yakın zamanda aynı konuyu, yani Çin'in Pakistan'ı Batı ve Avrasya arasındaki güç dengesini yeniden şekillendirmek için nasıl kullandığını gündeme getirdi.

Elbette Pakistan'ın gücünün de sınırları var; kırılgan ekonomisi Suudi Arabistan, Çin, BAE ve ABD dahil olmak üzere bir dizi uluslararası hamisine dayanıyor. Bu geniş bağışçı havuzu, Pakistan’ı çıkarlarını dengeleyebilen ve herhangi bir tarafla ittifak kurma tuzağına düşmeden aralarında manevra yapabilen bir köprü görevi görmesini sağlıyor. Avrupa Birliği ve Latin Amerika'daki birçok ülke, Trump taraf seçmeleri için baskı yaptığında ABD-Çin çatışmasında bir denge kurmakta zorlanırken, Pakistan bir anlamda tam tersi bir yaklaşım benimsedi. Sıfır toplamlı bir oyun tuzağına düşmek yerine, başkaları tarafından kullanılan bir köprü haline geldi. Bu da onu hem İran hem de Çin ile konuşmak için uygun bir muhatap yapıyor.


İran'da Ayetullah’ın sonu mu geliyor?

Trump ile İran arasındaki belirleyici çatışma (The Independent Arabia)
Trump ile İran arasındaki belirleyici çatışma (The Independent Arabia)
TT

İran'da Ayetullah’ın sonu mu geliyor?

Trump ile İran arasındaki belirleyici çatışma (The Independent Arabia)
Trump ile İran arasındaki belirleyici çatışma (The Independent Arabia)

John Bolton

Cenevre'de devam eden müzakerelerde hiçbir ilerleme kaydedilemediği için dünya, ABD'nin İran'daki Ayetullah rejimi konusunda ne yapacağını bekliyor. İran’daki son protesto gösterileri sırasında ABD Başkanı Donald Trump, Ayetullahlar ve Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) karşı kırmızı çizgi çekti. Trump, İran muhalefetine hitaben yaptığı konuşmada, “İranlı vatanseverler, protestolara devam edin, kurumlarınızın kontrolünü ele geçirin, yardım yolda, İran'ı yeniden büyük yapalım” dedi.

Trump, geçtiğimiz yıl haziran ayında da Tahran'da rejim değişikliğini desteklediğini açıkça ilan etti ve bu tutumunu birkaç gün önce de yineledi. ABD Başkanı, kırmızı çizgisini korumak ve güvenilirliğini sürdürmek istiyorsa, şimdi İran'a karşı güç kullanmak zorunda. Aksi takdirde, Suriye'de kimyasal silah kullanımına karşı harekete geçmekle tehdit eden, ardından geri adım atan ve Beşşar Esed rejimine karşı koyamayan diplomatik yolu seçen eski ABD Başkanı Barack Obama'nın yeni versiyonu gibi görünecekti.

Donald Trump böylece, biri ‘hızlı ve kararlı’ bir saldırı emri vermek olmak üzere iki farklı seçenekle karşı karşıya. Trump, sıklıkla bu seçeneği tercih ediyor. Ardından, haklı olsun ya da olmasın, zaferini ilan edip yaklaşımının doğru olduğunu savunuyor.

İkinci seçenek ise İran'daki Ayetullahların ve DMO'nun iktidarını devirmek amacıyla askeri bir operasyon başlatmak. Bu seçenek, ABD Kara Kuvvetleri’nin bölgeye konuşlandırılmasını gerektirmese de İran'daki iktidar kurumlarını hedef alan bir hava harekâtını desteklemek için özel harekat yetenekleri kullanılabilir. Böylece Besic milisleri ve diğer dış genişleme ve iç baskı araçları da dahil olmak üzere DMO'yu kararlı bir şekilde zayıflatarak, Tahran rejimi çökebilir ve muhaliflerinin iktidara gelmesinin önü açılabilir. Aşağıda, ABD başkanı ikinci seçeneğe başvurursa Beyaz Saray'ın üstlenebileceği görevlerin kısmi de olsa kısa bir listesi yer alıyor.

Eylemsel değil, stratejik düşünüp hareket etmek

Bu, haftalar hatta aylar sürebilecek uzun bir süreç olabilir. Bu yüzden mevcut sonuçsuz müzakereleri sona erdiren ve İran'a bir son tarih belirleyen sistematik bir yaklaşım sergilenmesi gerekiyor. Bu, belki eski Başkan George H. W. Bush'un 1991 yılının ocak ayında dönemin Dışişleri Bakanı James Baker'ı Cenevre'ye gönderdiği gibi, mevcut Dışişleri Bakanı Marco Rubio'yu Cenevre'ye göndererek İran'a bu durumu bildirmek olabilir. Ardından İran'ın hava savunma sistemleri, DMO karargahları ve üsleri, Besic milisleri, Tahran'ın nükleer ve balistik füze programları, deniz kuvvetleri ve bölgedeki ABD güçleri ve müttefikleri için tehdit oluşturan diğer her şey hedef olarak belirlenmeli ve ortadan kaldırılmalı.

Sonra İsrail'in kampanyaya katılıp katılmaması sorusu var. Bu sorunun yanıtı açıkça ‘evet’. Çünkü İsrail'in İran'daki askeri ve istihbarat kapasitesi en üst düzeyde kullanılmalı. Bu operasyona katılmak isteyen Arap ülkeleri olup olmadığını araştırılabilir. Bu gerçekleşmeyebilir, ancak onlara bu seçeneğin sunulması önemli. Her halükârda, onların desteği sağlanmalı ve İran'ın herhangi birini hedef alması durumunda uygun bir yanıt verileceğine dair onlara açık garantiler verilmeli. Özellikle, Tahran'ın Hürmüz Boğazı'nı Körfez ülkelerine kapatmasına izin verilemez.

Askeri planın yanı sıra siyasi bir plan da olmalı

Ayetullahların iktidarını devirmek ve çöküş sonrası dönemin başarısını sağlamak açısından İran muhalefet güçleriyle yakın iş birliği çok önemlidir. Rejim hiç bu kadar popüler olmamıştı ve halk her zamankinden daha fazla harekete geçmeye hazır. İran içinde reddetme ve direniş yaygınlaşıyor, ancak bu hareket hala yeterli örgütlenmeye sahip değil. Bu duruma, örneğin devam eden gösteriler sırasında 6 bin adet ‘Starlink’ cihazı sağlanacağına dair açıklanan karar gibi önlemlerle yardımcı olunabilir. İran muhalefet güçleriyle iş birliği yaparak rejim içindeki ayrılmaları teşvik etmek gibi çok daha fazlası da yapılabilir.

Öte yandan, İran'ın gelecekteki liderlerinin isimlerine takılmamalıyız, çünkü bu konu daha sonra tartışılabilir. Bu aşamada odak noktası, Ayetullahların ve DMO'nun iktidarını ortadan kaldırmak olan birincil hedef olmalı. Ayrıca, diplomatik beceri göstererek ABD'nin Avrupalı müttefiklerinden İran'a karşı askeri harekâta katılmalarını istemek de gerekir. Onlar mutlaka yanıt vermeyebilirler, ancak İran'da başarı elde edilmesi, onların dikkatini ABD'nin Grönland'a yönelik son askeri tehditlerinden başka yöne çeker.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Çin ve Rusya, İran'ın kendileri için yasak bölge haline geldiği ve Tahran'a askeri veya başka türlü hiçbir destek sağlamamaları gerektiği bildirilerek ekonomik ve diplomatik olarak marjinalleştirilmeli. Rejim devrilene kadar, askeri veya başka türlü hiçbir destek sağlamamaları gerektiği bildirilmelidir. Tahran'ın nükleer veya balistik füze programlarına yardım eden tüm personelini geri çekmeli ve mevcut rejimden yeni petrol alımlarını durdurmalı.

Bu, Pekin ve Moskova'nın hoşuna gitmeyebilir, ancak ABD'nin düşmanlarına karşı güç kullanmasının ardındaki nedenleri anlayacaklardır, çünkü başka bir otoriter rejimin, özellikle de Pekin ve Moskova arasında büyüyen eksenle bağlantılı bir rejimin devrilmesi, onlar için caydırıcı bir etki yaratacak ve bu da ek bir avantaj olacak.

Sabırlı olmak gerekir

Bu süreç biraz zaman alabilir, bu nedenle ABD’nin askeri harekatını durdurup müzakerelere başlama baskısına kapılmamalı veya bu konuda endişelenmemeliyiz. Ayetullahlara fırsat verildi, ancak onlar da başka hiçbir taraf da yeni fikirler ortaya koymadı. Bu çabalar sırasında başarısızlıklar ve hatalar olabilir, ancak kısa vadeli aksilikler, odak noktasından uzaklaşmamıza veya uygulama sürecini aksatmamıza sebep olmamalı.

İran rejiminin düşüşüyle birlikte, sonraki gelişmelerin öngörülmesi gerekir. Hizbullah, Hamas, Husiler, Irak'taki Şii milisler ve diğerleri gibi Tahran'la bağlantılı terörist gruplar, Ayetullah rejiminin devrilmesinden sonra en büyük kaybedenler arasında yer alacak ve finansal destekçilerinin ortadan kalkmasıyla bu gruplar daha da zayıflayacak. ABD İsrail, Lübnan, Irak ve diğer ülkelerle iş birliği yaparak bu tehditleri ortadan kaldırmaya yardımcı olmak için eşi görülmemiş bir fırsata sahip olacak. Bizler de o an için hazırlıklı olmalıyız.

Bu sadece bir başlangıç olsa da Tahran'daki liderlere karşı kararlı bir eylem otomatik olarak gerçekleşmez, ama bazılarının riske değer gördüğü bir siyasi miras oluşturabilir.


İranlı yetkili: Mart ayı başında yapılacak yeni nükleer görüşmeler geçici bir anlaşmaya yol açabilir

İran’ın Buşehr nükleer reaktörü (Reuters)
İran’ın Buşehr nükleer reaktörü (Reuters)
TT

İranlı yetkili: Mart ayı başında yapılacak yeni nükleer görüşmeler geçici bir anlaşmaya yol açabilir

İran’ın Buşehr nükleer reaktörü (Reuters)
İran’ın Buşehr nükleer reaktörü (Reuters)

İranlı üst düzey bir yetkili bugün Reuters’a yaptığı açıklamada, Tahran ile Washington arasında ülkesine yönelik yaptırımların kaldırılmasının kapsamı ve mekanizması konusunda görüş ayrılıkları bulunduğunu belirtti.

Yetkili, nükleer programla ilgili yeni görüşmelerin mart ayı başında yapılmasının planlandığını söyledi.

Yetkili, İran’ın yüksek zenginleştirilmiş uranyum stokunun bir kısmını ihraç etme, saflığını düşürme ve uranyum zenginleştirme konusunda bölgesel bir birlik oluşturma seçeneğini ciddi şekilde değerlendirebileceğini ifade etti. Karşılığında ise İran’a barışçıl amaçlarla uranyum zenginleştirme hakkının tanınması gerektiğini vurguladı.

“Görüşmeler sürecek ve geçici bir anlaşmaya varma imkânı mevcut” diyen yetkili, sürecin devam edeceğini kaydetti.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, geçen hafta ABD ile yapılan nükleer görüşmelerin ardından birkaç gün içinde karşı öneri taslağı hazırlanmasını beklediğini açıklamıştı. Öte yandan Başkan Donald Trump, İran’a sınırlı askeri saldırılar düzenlemeyi değerlendirdiğini belirtmişti.

Yetkili, İran’ın petrol ve maden kaynaklarının kontrolünü Washington’a teslim etmeyeceğini, ancak Amerikan şirketlerinin İran’daki petrol ve gaz sahalarında her zaman faaliyet gösterebileceğini de ifade etti.