Yeni Emeviler

Ahmed eş-Şera, Esed'in düşmesinin ardından Şam'daki Emevi Camii'nde
Ahmed eş-Şera, Esed'in düşmesinin ardından Şam'daki Emevi Camii'nde
TT

Yeni Emeviler

Ahmed eş-Şera, Esed'in düşmesinin ardından Şam'daki Emevi Camii'nde
Ahmed eş-Şera, Esed'in düşmesinin ardından Şam'daki Emevi Camii'nde

Husam İytani

Arap-İslam tarihinde gelip geçen hanedanlar ve devletler arasında Emeviler, Arap kimliğini canlandırma projesinin bayrağını taşıyacak aday olarak öne çıktı. Beşşar Esed ve rejiminin devrilmesinden sonra Emeviler’den daha fazla bahsedilir oldu. Öyle ki, bazıları Emevi politikası ve kültürünün propagandasını yapmaya başladı.

Bu projenin bayrağını taşımak için neden Emevilerin tercih edildiğini anlamak zor değil. Bu sebep de Esed rejimi, Hizbullah, Irak’ta otoritenin büyük bir bölümü ile Yemen'deki Husiler'in içinde yer aldığı azınlık ittifakını oluşturan “direniş ekseni”nin sonunu duyurmaktan başka bir şey değil. İran önderliğindeki eksen gücünün zirvesinde iken, Lübnan’da (Avncı) Özgür Yurtsever Hareket de destekçi sıralarında oturuyordu.

Ancak “yeni Emeviler” meselenin sadece Maşrık’ın (Levant) kaderini belirleme konusunda Arap kontrolünün yeniden sağlanması meselesinden ibaret olmadığını, aynı zamanda bu görevi Sünni Arap Müslümanların üstlenmesine, direniş ekseninin başını çeken mezhep ve dini grupların, son dönemde yaşadıkları yenilgiler ve Esed rejiminin çökmesiyle bir kenara itilmesine kadar uzandığını söylemekten kaçınıyorlar.

Ancak “tarihi” Emeviler belirsiz bir tercih gibi görünüyor. En azından bunu söyleyebiliriz.  Zira Emeviler hakkında sahip olduğumuz bilgilerin büyük çoğunluğunun devletin yıkılmasından sonra yazıldığı ve onlara karşı açıkça düşman bir tavırdan geri kalınmadığı konusunda görüş birliği vardır. Onlar hakkında elimizdeki en eski kitap, Emeviler döneminin sonlarında doğup Abbasiler döneminin başlarında kitabını yazan Halife bin Hayyat'ın kitabı olabilir. Emevi devletinin bir asır bile sürmediğini, yöneticilerinin bir yandan fetihlerle, diğer yandan da iç ve kabileler arası savaşlarla meşgul olduklarını da belirtmeden geçmeyelim. Öte yandan modern arkeoloji ve nümizmatik, Emeviler hakkında şu anda dolaşımda olanlardan farklı bilgiler sunmaktadır. Emevi tarihiyle ilgili dolaşımda olan anlatılar arasındaki çelişkilerin ayrıntılarına girmeden, Ürdün’deki Kusayr Amre’de keşfedilenler, Emevi tarihi hakkında bütün bilinenleri sorgulamak için yeterlidir.

Emeviliği canlandırmak, geçmişi geleceğe rehber kılan bir rüya haline getiren Baas ideolojisiyle aynı kaynaktan besleniyor

Dini açıdan Emevi Halifeliğinin Sünni mezhebine mensubiyeti, sadece Şiiliğin kurucusu olarak görülen İmam Ali bin Ebu Talib ile yaşadığı ihtilaf üzerinden tespit edilmektedir. Bu ise Sünnilik ve Şiiliğin ancak daha sonraki dönemlerde iki ayrı mezhep olarak ortaya çıktığı gibi bazı gerçekleri göz ardı etmektedir. Emevilerin, mutlak ve monarşik yönetimi meşrulaştırmak için Cebriyye’yi bir devlet doktrini olarak benimsedikleri doğrudur; ancak Emeviler dönemi bir bütün olarak belirli fıkıh akımlarının ortaya çıkışına tanık olmamıştır. Bunların çıkışı Abbasiler dönemine kadar ertelenmiştir.

Dini- fıkhi açıdan durum bu şekildedir. Öte yandan mevcut kaynaklara dayanırsak, Emevi imparatorluk projesinin devletlerin devamlılığı için yeterli unsurlara dayanmadığını görüyoruz. Emeviler dönemindeki fetihlerin hızı bizi şaşırtsa da örneğin, “Endülüs’ten Sind’e kadar uzanan” halifeliğin, sadece fetihlerden elde edilen ganimetlerin dağıtımının esas alındığı bir vergi sistemine dayandığını görürüz. Ancak kaynakların tükenmesi, Yezid bin Velid'in “kesintici” diye adlandırılmasına neden olan maaşlarda yaptığı kesintiler gibi devletin askerlerine karşı yükümlülüklerini yerine getirme gücünün azalması, bunun isyan ve hoşnutsuzluk hareketlerini körüklemesi sebebiyle bu fetihler de durdu.

Burada önemli olan, romantik milliyetçiliği andıran, basit bir canlandırma eğilimi ve çocuksu bir tarih anlayışı taşıyan imparatorluk projesi, bugün Suriye'de gördüğümüz türden, kuruluşu büyük engellerle karşı karşıya olan bir devletin sloganı olmaya uygun mudur?

Açıktır ki, Emeviliği yeniden canlandırmayı siyasi bir fikir olarak ortaya atanlar, bu sloganın, Endülüs ve Sind’de dalgalanan Emevi devletinin bayraklarıyla sınırlı görünen anlamını benimsemekle yetinmektedirler. İsrail tankları ülkenin güneyinde ilerlerken, devletin yeniden birleşme ve iç uzlaşı umutları şu ana kadar parlak görünmezken, ekonomide kayda değer bir iyileşmenin görülmediği bir dönemde, fetih övgüleri söylemenin anlamını hesaba katmadıkları açıktır.

Bu söylediklerimiz, mirasa, (hayali bile olsa) tarihe ya da toplumun beklenti ve hayallerine yönelik bir saldırı değildir. Bilakis söylenmesi gereken, bizi o devirlerden, köprülerin altından çok suların aktığı bin iki yüz yılı aşan bir zamanın ayırdığıdır. Geçmişe dönmenin çoğu zaman tarihe nesnel olarak bakıldığında hiçbir temeli olmayan yanılsamalara yatırım yapmak olduğudur. Dahası bu, Emeviliği canlandırmanın, geçmişi geleceğe rehber kılan bir rüya haline getiren Baas ideolojisiyle aynı kaynaktan beslendiğini göstermektedir. Baas Partisi’nin sonu ise kötü bir şekilde devrilene kadar geçmişi, bugünü ve geleceği mahveden Irak ve Suriye Baası olarak ikiye bölünmek oldu.

O halde yeni Emevilerin, okul kitapları, müfredat ve Feyruz'un seslendirdiği Said Akl’ın şiirleri çıkarıldığında, bu sloganlarından geriye ne kalacağını kendilerine sormaları daha iyi olmaz mı?

*Bu makale Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir. 



Trump'tan göçmenlik politikasında geri adım

ABD Başkanı Donald Trump, Minnesota'daki göçmenlik karşıtı sert politikasında yönetiminin "biraz daha yumuşak bir yaklaşım benimseyebileceğini" kabul etti (Saul Loeb/AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, Minnesota'daki göçmenlik karşıtı sert politikasında yönetiminin "biraz daha yumuşak bir yaklaşım benimseyebileceğini" kabul etti (Saul Loeb/AFP)
TT

Trump'tan göçmenlik politikasında geri adım

ABD Başkanı Donald Trump, Minnesota'daki göçmenlik karşıtı sert politikasında yönetiminin "biraz daha yumuşak bir yaklaşım benimseyebileceğini" kabul etti (Saul Loeb/AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, Minnesota'daki göçmenlik karşıtı sert politikasında yönetiminin "biraz daha yumuşak bir yaklaşım benimseyebileceğini" kabul etti (Saul Loeb/AFP)

Geçen ay Minneapolis sokaklarında federal ajanların iki ABD vatandaşını vurarak öldürmesinin ardından ABD Başkanı Donald Trump, göçmenlik konusundaki sert önlemlerinde "biraz daha yumuşak bir yaklaşım sergileyebileceğini" itiraf etti.

Çarşamba günü yayımlanan, Trump'ın Super Bowl öncesinde NBC News'ten Tom Llamas'a verdiği röportajdan bir kesitte başkan, İç Güvenlik Bakanlığı'nın ülke genelinde protestolara yol açan Minnesota'daki geniş kapsamlı göçmenlik operasyonuna değindi.

Minneapolis'ten ne ders çıkardığı sorulunca Trump, "Belki biraz daha yumuşak bir yaklaşım sergileyebiliriz diye düşündüm. Ama yine de sert olmak zorundayız. Gerçekten tehlikeli suçlularla uğraşıyoruz" dedi.

Trump yönetimi Minnesota'da "kötülerin en kötüsü"nün peşinde olduğunu iddia ederken, üç çocuk annesi Renee Good ve yoğun bakım hemşiresi Alex Pretti, operasyonda öldürülmüştü.

37 yaşındaki Good, 7 Ocak'ta arabasının direksiyonunda Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza ajanı Jonathan Ross tarafından vurularak hayatını kaybetmişti.

Yine 37 yaşındaki Pretti ise 24 Ocak'ta Sınır Devriyesi ajanlarıyla girdiği arbede sırasında açılan ateş sonucu ölmüştü.

Trump yönetimi her iki olayı da meşru müdafaa olarak nitelendirdi ancak bu gerekçe sorgulanıyor.

İç Güvenlik Bakanlığı'na göre Minnesota'daki federal ajanlar son haftalarda binlerce kişiyi gözaltına aldı.

Minnesota Star Tribune'un yakın tarihli bir haberine göre, Minnesota'daki bir federal binada tutulanlar, yiyecek ve tıbbi bakımdan mahrum bırakılma da dahil insanlık dışı koşulları anlattı.

Minnesota'daki karışıklık ortamında, Trump'ın sınır sorumlusu Tom Homan çarşamba günü erken saatlerde 700 federal ajanın Minnesota'dan çekileceğini ve eyalette yaklaşık 2 bin görevlinin kalacağını duyurdu.

Homan, "çekilmenin kamu güvenliği tehditlerinin topluma geri salınmasını önlemek için ilçe hapishaneleri ve ICE arasında yasal bir şekilde koordinasyonu artırma" konusunda eyalet ve yerel yetkililerle yapılan "verimli görüşmelerin" sonucu olduğunu söyledi.

Minnesota Valisi Tim Walz, X'te Homan'ın duyurusunun "doğru yönde bir adım olduğunu ancak güçlerin daha hızlı ve daha fazla çekilmesine ihtiyaç duyulduğunu" yazdı. Walz ayrıca Good ve Pretti'nin öldürülmesiyle ilgili eyalet öncülüğünde soruşturulma çağrısında bulundu.

Minneapolis Belediye Başkanı Jacob Frey, kalan 2 bin ajanı gerekçe göstererek, çekilmenin "gerilimi azaltma anlamına gelmediğini" savundu. İç Güvenlik Bakanlığı'nın Minnesota'daki operasyonunun "sakinlerle işletmeler için felaket olduğunu ve derhal sona ermesi gerektiğini" söyledi.

Independent Türkçe


Umman’da diplomasi sınavı: İran ile ABD hangi başlıkta uzlaşacak?

ABD Merkez Komutanlığı'nın konuşlanma bölgelerinde havadan yakıt ikmali ve hava operasyonları destek görevi sırasında bir HC-130G Combat King 2 uçağı.(CENTCOM)
ABD Merkez Komutanlığı'nın konuşlanma bölgelerinde havadan yakıt ikmali ve hava operasyonları destek görevi sırasında bir HC-130G Combat King 2 uçağı.(CENTCOM)
TT

Umman’da diplomasi sınavı: İran ile ABD hangi başlıkta uzlaşacak?

ABD Merkez Komutanlığı'nın konuşlanma bölgelerinde havadan yakıt ikmali ve hava operasyonları destek görevi sırasında bir HC-130G Combat King 2 uçağı.(CENTCOM)
ABD Merkez Komutanlığı'nın konuşlanma bölgelerinde havadan yakıt ikmali ve hava operasyonları destek görevi sırasında bir HC-130G Combat King 2 uçağı.(CENTCOM)

İran ile ABD, Tahran’ın nükleer programına ilişkin son tur görüşmeler kapsamında cuma günü Umman Sultanlığı’nda bir araya gelmeye hazırlanıyor. Görüşmeler, haziran ayında yaşanan ve 12 gün süren savaşın ardından, ülke genelinde patlak veren protestoları bastırmaya yönelik geniş çaplı güvenlik operasyonlarının gölgesinde gerçekleşecek.

Washington, müzakerelerin İran’ın balistik füze programını ve bölgedeki silahlı gruplara verdiği desteği de kapsaması gerektiğini vurgularken; Tahran, görüşmelerin yalnızca nükleer dosya ve yaptırımların kaldırılmasıyla sınırlı kalması konusunda ısrar ediyor. Taraflar, 2025 yılı boyunca Umman arabuluculuğunda nükleer konuda çok sayıda görüşme yapmıştı.

ABD Başkanı Donald Trump, İran üzerindeki baskıyı sürdürerek, barışçıl göstericilerin öldürülmesine ya da protestolarla bağlantılı toplu idamların gerçekleştirilmesine karşılık askeri bir saldırı ihtimaline işaret etti. Aynı zamanda Trump, haziran savaşının Roma ve Maskat’ta geçen yıl yapılan beş müzakere turunu sekteye uğratmasının ardından İran nükleer dosyasını yeniden gündemin üst sıralarına taşıdı.

rtbhjyu
Maskat’ın, Witkoff ile Arakçi arasında doğrudan müzakerelere sahne olup olmayacağı konusunda birçok soru işareti bulunuyor (AP)

Trump, diplomatik süreci Mart 2025’te İran’ın dini lideri Ali Hamaney’e bir mektup yazarak başlatmıştı. 86 yaşındaki Hamaney ise, İran’a yönelik herhangi bir saldırıya benzer şekilde karşılık verileceği uyarısında bulunmuş, son protesto dalgasının ardından iktidar yapısının sarsıldığı bir dönemde bu mesajı vermişti. Trump ise askeri seçeneği yeniden gündeme getirmesine rağmen, Tahran’ın bir anlaşmaya açık olduğuna inandığını da dile getirdi.

Nükleer program ve kriz başlıkları

Uranyum zenginleştirme

Uranyum zenginleştirme, İran-ABD anlaşmazlığının merkezinde yer alıyor. İran, nükleer programının barışçıl olduğunu savunurken, uranyumu yüzde 60 oranında zenginleştiriyor. Bu seviye, askeri kullanım eşiğine yakın kabul ediliyor ve Batı’da ciddi endişe yaratıyor.

2015 anlaşması uyarınca İran’ın zenginleştirme oranı yüzde 3,67 ile sınırlandırılmış, stok miktarı ise 300 kilogramla kısıtlanmıştı. Ancak Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın (UAEA) son raporuna göre İran’ın uranyum stoku yaklaşık 9 bin 870 kilograma ulaştı ve bunun bir bölümü yüzde 60 oranında zenginleştirilmiş durumda.

ABD istihbarat kurumları, İran’ın henüz fiili bir nükleer silah programı başlatmadığını, ancak siyasi karar alınması halinde bunu mümkün kılacak faaliyetlerde bulunduğunu değerlendiriyor. Son yıllarda bazı İranlı yetkililer, nükleer silah elde etme ihtimaline açık kapı bırakan açıklamalar yaptı.

Batılı ülkeler ve Ortadoğu’da nükleer silaha sahip tek ülke olarak kabul edilen İsrail, İran’ı nükleer silah peşinde olmakla suçluyor. Tahran ise bu iddiaları reddediyor. Haziran ayındaki İran-İsrail savaşı sırasında ABD, Fordo, Natanz ve İsfahan’daki nükleer tesisleri vurdu. Trump daha sonra saldırıların nükleer programı “ortadan kaldırdığını” savunsa da, hasarın boyutu hâlâ netlik kazanmış değil.

Uzmanlara göre yüzde 20’nin üzerindeki zenginleştirme askeri amaçlı kullanıma açık olsa da, nükleer bomba üretimi için yüzde 90 seviyesine ulaşılması gerekiyor. ABD, 2018’de 2015 anlaşmasından çekilmiş, bunun ardından İran da anlaşma kapsamındaki yükümlülüklerini askıya almıştı. Trump, defalarca zenginleştirmenin tamamen sona erdirilmesini talep etti. Tahran ise bu talebi “kırmızı çizgi” olarak nitelendiriyor ve Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması’na aykırı buluyor.

Nükleer stoklar

ABD’nin geçen yıl düzenlediği saldırıların ardından, İran’ın 400 kilogramdan fazla yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum stokunun akıbeti belirsizliğini koruyor. UAEA müfettişleri bu materyalleri son olarak 10 Haziran’da görmüştü.

İran dini liderinin danışmanı Ali Şemhani, söz konusu materyallerin bombalanan tesislerde enkaz altında bulunduğunu ve tehlike nedeniyle henüz çıkarılmadığını söyledi. Şemhani, konunun güvenli bir çözüm için UAEA ile görüşüldüğünü belirtti. İran, eylül ayı sonunda, BM yaptırımlarının yeniden devreye sokulmasına tepki olarak UAEA ile tüm iş birliğini askıya aldı.

Rusya’nın da aralarında bulunduğu bazı ülkeler, önlem olarak İran uranyumunun kendi topraklarında muhafaza edilmesini teklif etti, ancak Tahran bu önerileri reddetti. Şemhani, materyallerin yurt dışına taşınmasını gerektiren bir durum olmadığını belirterek, yaptırımların kaldırılması karşılığında zenginleştirme seviyesinin yüzde 60’tan yüzde 20’ye düşürülebileceğini söyledi.

“Sadece nükleer” ısrarı

Tahran, görüşmelerin yalnızca nükleer dosya ve yaptırımların kaldırılmasıyla sınırlı olmasını istiyor ve bu tutumunu müzakereye kapalı bir şart olarak görüyor. Washington ve müttefiki İsrail ise balistik füze programı ve İran’ın bölgedeki silahlı gruplara desteği başta olmak üzere diğer dosyaların da masaya yatırılmasını talep ediyor.

ABD’nin 2015 anlaşmasından çekilmesinin nedenlerinden biri, anlaşmanın füze programına sınırlama getirmemiş olmasıydı. İsrail basınına yansıyan haberlere göre Tel Aviv, bu dosyanın yanı sıra İran’ın Lübnan’da Hizbullah’a, Gazze’de Hamas’a ve Yemen’de Husilere verdiği desteğin de gündeme gelmesini istiyor.

Umman arabuluculuğu

Umman Sultanlığı, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ile ABD’nin Orta Doğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff arasında arabuluculuk yaptı. Görüşmeler, dolaylı temasların ardından nadir de olsa doğrudan buluşmalara sahne oldu. Ancak Washington’un İran’da her türlü zenginleştirmeye karşı çıkan daha sert tutumu nedeniyle süreç tıkandı. Witkoff, bir televizyon röportajında yüzde 3,67 oranında zenginleştirmenin müzakere edilebilir olabileceğini ima etmişti.

12 günlük savaş

İsrail, haziran ayında İran’a karşı 12 gün süren bir savaş başlattı ve İran’daki nükleer tesisleri hedef aldı. Tahran, saldırıların tüm zenginleştirme faaliyetlerini durdurduğunu kabul etti; ancak UAEA müfettişleri vurulan tesisleri ziyaret edemedi.

Savaşın ardından, aralık ayı sonlarında riyalin sert değer kaybı nedeniyle başlayan protestolar ülke geneline yayıldı. Güvenlik güçlerinin sert müdahalesi sonucu binlerce kişi hayatını kaybetti, on binlerce kişi gözaltına alındı.

On yıllara yayılan gerilim

İran, Şah Muhammed Rıza Pehlevi döneminde Ortadoğu’daki en önemli ABD müttefiklerinden biriydi. Ancak 1979’daki İslam Devrimi monarşiyi devirdi ve Humeyni liderliğinde İslam Cumhuriyeti kuruldu. ABD Büyükelçiliği’nin basılması ve diplomatların rehin alınmasının ardından iki ülke arasındaki diplomatik ilişkiler kesildi.

1980’lerdeki İran-Irak Savaşı sırasında Washington, Saddam Hüseyin yönetimini destekledi; bu dönemde deniz çatışmaları yaşandı ve bir İran yolcu uçağı düşürüldü. O tarihten bu yana ilişkiler düşmanlık ile temkinli diplomasi arasında gidip geldi. 2015 nükleer anlaşmasıyla zirveye çıkan diplomatik süreç, Trump’ın 2018’de anlaşmadan çekilmesiyle yeniden gerilime sahne oldu ve bu gerilim bugün de bölgesel tabloya damgasını vurmayı sürdürüyor.


İngiltere: Sudan yaptırım listesine altı yeni madde eklendi

Geçtiğimiz yaz el- Gedaref'te bulunan Sudan askerleri (Arşiv- AFP)
Geçtiğimiz yaz el- Gedaref'te bulunan Sudan askerleri (Arşiv- AFP)
TT

İngiltere: Sudan yaptırım listesine altı yeni madde eklendi

Geçtiğimiz yaz el- Gedaref'te bulunan Sudan askerleri (Arşiv- AFP)
Geçtiğimiz yaz el- Gedaref'te bulunan Sudan askerleri (Arşiv- AFP)

İngiliz hükümetinin internet sitesinde bugün yayınlanan bir güncelleme, Londra'nın Sudan ile ilgili yaptırım listesine altı yeni madde daha eklediğini gösterdi.

Dün, Egemenlik Konseyi üyesi ve Sudan Silahlı Kuvvetleri Başkomutan Yardımcısı Korgeneral Şemseddin Kabaşi, "isyan" ortadan kaldırılana kadar mücadeleye devam edeceğine söz verirken, aynı zamanda yerinden edilmiş kişilerin geri dönüşünün "yakında" olacağını belirtti. Bu arada, Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) ile ittifak kurmuş bir hareket, Mavi Nil Eyaleti'ndeki üç kasabayı kontrol altına aldığını duyurdu.

Darfur ve Kordofan'dan gelen yerinden edilmiş kişilerin kamplarını teftiş eden el- Kabaşi, devletin yerinden edilmiş kişilerin bölgelerini güvenli hale getirip “temizledikten” ve yeniden inşa çalışmalarına hemen başladıktan sonra, bu kişilerin gönüllü olarak geri dönüşüne öncelik verdiğini söyledi.

Egemenlik Konseyi'nden yapılan açıklamaya göre el- Kabaşi şöyle devam etti: “Kordofan ve Darfur'da sizinle buluşacağız ve evlerinize dönmenizi sağlamak için tüm gücümüzle çalışacağız.”

El- Kabaşi, ordunun Güney Kordofan'daki ilerleyişini ve Dilling ve Kadugli şehirlerindeki kuşatmanın kırılmasını, silahlı kuvvetler ve onları destekleyen güçlerin bir dizi ardışık operasyonunun “bir halkası” olarak nitelendirdi ve “tüm vatan isyanın kirinden arınana kadar” savaşmaya devam edeceklerine söz verdi.