Üst üste gelen güven krizleri ve topyekûn savaş arasında Pakistan ve Hindistan

Durdurulamaz bir şiddet sarmalına sürükleniyoruz

Keşmir'in Pakistan yönetimindeki Kotli bölgesinde Hindistan’ın düzenlediği bombardımanda hasar gören bir bina, 7 Mayıs 2025 (AFP)
Keşmir'in Pakistan yönetimindeki Kotli bölgesinde Hindistan’ın düzenlediği bombardımanda hasar gören bir bina, 7 Mayıs 2025 (AFP)
TT

Üst üste gelen güven krizleri ve topyekûn savaş arasında Pakistan ve Hindistan

Keşmir'in Pakistan yönetimindeki Kotli bölgesinde Hindistan’ın düzenlediği bombardımanda hasar gören bir bina, 7 Mayıs 2025 (AFP)
Keşmir'in Pakistan yönetimindeki Kotli bölgesinde Hindistan’ın düzenlediği bombardımanda hasar gören bir bina, 7 Mayıs 2025 (AFP)

Kaswar Klasra

Güney Asya'da siyasi gerilim tüm zamanların en yüksek seviyesinde seyrederken, ikisi de nükleer güç olan komşu ülkeler Hindistan ile Pakistan, yeni bir feci çatışmanın eşiğindeler. Hindistan'ın Pakistan topraklarında 24 kişinin ölümüne yol açan füze saldırısı ve İslamabad'ın buna karşılık olarak beş Hint savaş uçağını düşürmesiyle tansiyonun yükseldiği son kriz, küresel diplomatik çevrelerde şok etkisi yarattı. Çatışmalar ve hava saldırıları medyada geniş çapta yer alsa da tarihi miras, iç baskılar ve jeopolitik rekabetlerin bir araya gelmesiyle beslenen siyasi hesaplar daha fazla incelemeyi hak ediyor.

Krizin fitilini ateşleyen olay 22 Nisan'da Hindistan yönetimindeki Cemmu ve Keşmir'in Anantnag bölgesindeki Pahalgam yakınlarındaki Baisaran Vadisi'nde gerçekleşen terör saldırısı oldu. Detayları hala net olmayan ve çelişkili ifadelerle dolu bu olay Hindistan ve Pakistan arasında yakın tarihin en ciddi gerginliklerinden birini tetikledi. Gerilimin tırmanmasıyla birlikte İslamabad ve Yeni Delhi'deki siyasi liderlerin tutumları sertleşerek, gözlemcilerin durdurulması zor bir şiddet sarmalına dönüşebileceği ve topyekun bir savaşa yol açabileceği uyarısında bulunduğu tehlikeli bir tırmanışa zemin hazırladı.

Pakistan ABD, Birleşmiş Milletler (BM) ve İngiltere’den terör saldırısıyla ilgili ortak bir soruşturma yürütmeleri için resmi bir talepte bulunarak konuyu uluslararasılaştırmayı ve tek bir tarafı suçlamaktan kaçınmayı istediğini ortaya koydu. Ancak Hindistan hükümeti, istihbarat servislerinin Keşmir saldırısını Pakistan destekli militanlarla ilişkilendiren ‘reddedilemez’ kanıtlara sahip olduğunu ileri sürerek bu çağrılara şimdiye kadar yanıt vermedi. Böylece diplomatik yolun tıkanması iki taraf arasındaki güvensizliği derinleştirdi.

Giderek tırmanan bu çıkmaz karşısında Pakistan sağlam siyasi adımlar atmakta gecikmedi. Başbakan Şahbaz Şerif İslamabad'da yapılan Ulusal Güvenlik Komitesi toplantılarına başkanlık ederek Hindistan'ın füze saldırısının yansımalarını değerlendirmek üzere sivil ve askeri üst düzey yetkilileri bir araya getirdi. Aralarında kadınların ve çocukların da bulunduğu onlarca sivilin ölümüne yol açan saldırının ardından Pakistan Dışişleri Bakanlığı dün, Hindistan maslahatgüzarını çağırarak Yeni Delhi’ye sert protestosunu iletti. İslamabad, sert bir dille kaleme aldığı notada ‘açık bir saldırganlık’ ve ‘Pakistan'ın egemenliğinin alenen ihlali’ olarak nitelendirdiği operasyonu kınadı. Notada bu tür saldırıların sadece uluslararası hukuku ve BM Şartını ihlal etmekle kalmayıp aynı zamanda iki ülke arasındaki ilişkilerin on yıllardır bir şekilde yürümesini sağlayan kırılgan ilkelerinde altını oyduğu vurgulandı. Notada, İslamabad Yeni Delhi'nin eylemlerinin cevapsız kalmasına izin vermeyeceği mesajı da açıkça verildi.

Öte yandan Hindistan'ın siyasi liderliği büyük ölçüde Başbakan Narendra Modi'nin arkasında birleşmiş durumda. Modi hükümeti, Milliyetçilerin baskısı ve medyada gerginliğin hakim olduğu bir ortamda atılganlık ve gerilimi tırmandırma politikasını sürdürmekte kararlı görünüyor. Analistler, Hindistan yönetiminin bu krizi önemli yerel seçimler öncesinde halk desteğini arttırmak için kullanabileceğine inanıyor. Zira bu yaklaşım, alt kıtada alışıldık bir seçim kampanyası taktiği haline geldi.

“Modi hükümeti, atılganlık ve gerilimi tırmandırma politikasını sürdürmekte kararlı görünüyor.

Ancak bu riskli siyasi hamlenin yansımaları başkentlerle sınırlı kalmayıp finans piyasalarını da vurdu. Karaçi, İslamabad ve Mumbai borsaları, yatırımcıların tırmanan krizi anlamlandırmakta zorlanması nedeniyle keskin düşüşler kaydetti. Jeopolitik çalkantılar, enflasyonist baskılar ve yavaşlayan büyüme ile her iki ülkede de zaten artan bir endişe kaynağı olan ekonomik belirsizliği daha da derinleştirdi.

Daha da endişe verici olan ise siyasi ortamın giderek askerileşmesi olarak karşımıza çıkıyor. İslamabad'daki tüm eğitim kurumlarının güvenlik gerekçesiyle kapatılması kararı, sivil hayatın ne ölçüde kesintiye uğradığını yansıtıyor.  Bu bir ihtiyati tedbir olarak görülebilirse de gerçek mühimmat kullanımı ve sınır ötesi saldırılarla tansiyonun yükseldiği mevcut durumun istikrarsızlığını açıkça ortaya koyuyor.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı habere göre Uluslararası aktörler temkinli de olsa gerilimin tırmanmasına tepki göstermeye başladı. ABD Başkanı Donald Trump, Hindistan’ın Paskitan’a yönelik füzeli saldırısı sorulduğunda bunu ‘utanç verici” olarak nitelendirdi, ancak ayrıntılara girmekten kaçındı. Trump, yaptığı kısa açıklamada “Sanırım herkes bir şeyler olmasını bekliyordu... Onlarca yıldır savaşıyorlar. Umarım bu durum hızla sona erer” dedi. Bu sözler bir müdahale ya da çözüm niyetinden ziyade bir teslimiyet duygusunu yansıttı.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ise daha ölçülü ve itidalli bir açıklama yaparak şunları söyledi:

“Hindistan ve Pakistan arasındaki durumu yakından takip ediyorum... Barışçıl bir çözüme ulaşmak için Hindistan ve Pakistan liderleriyle iletişim kurmaya devam edeceğim.”

Rubio'nun sözleri Washington'daki ‘krize doğrudan müdahil olmaktan kaçınırken, yüksek derecede teyakkuz ve beklenti içinde olmayı sürdürmek’ şeklindeki hakim tutumun bir göstergesiydi.

dfgthy
Polis ve sivil savunma personelleri, Haydarabad'daki bir tren istasyonunda acil durum tatbikatı yaparken sınırda tansiyon yükseliyor, 7 Mayıs 2025 (AFP)

BM Genel Sekreteri Antonio Guterres BM Genel Merkezi'nde yaptığı açıklamada her iki tarafı da ‘azami itidal’ göstermeye çağırdı. Guterres, Dünya’nın Hindistan ve Pakistan arasında askeri bir çatışmayı kaldıramayacağı uyarısında bulundu. Güney Asya'da, özellikle de iki nükleer güç arasında çıkacak bir savaş son derece ciddi jeopolitik sonuçlar doğurur, ancak BM, iki taraf arasındaki düşmanlıkların çok taraflı diplomasinin önüne geçtiği bu tür krizlerde çoğu zaman kendisini ötekileştirilmiş olarak bulmuştur.

Bazı başka uluslararası aktörler de gerilimin tırmanmasına ilişkin görüşlerini dile getirdi. Japonya Kabine Baş Sekreteri Yoshimasa Hayashi, 22 Nisan'da Keşmir'deki terör saldırısını kınayan bir açıklama yayınladı.

Hayashi, olası bir askeri gerilimin patlak vermesine karşı derin endişelerini dile getirdiği açıklamasında, Hem Hindistan hem de Pakistan'ı itidalli davranmaya ve durumu diyalog yoluyla istikrara kavuşturmaya çağırıyor ve bu krizle ilgili uluslararası açıklamalarda nadiren rastlanan dengeli bir tutum sergiliyoruz” ifadelerini kullandı.

Önemli bir bölgesel güç ve Pakistan'ın geleneksel müttefiki olan Çin ise Hindistan'ın askeri operasyonundan duyduğu üzüntüyü dile getirdi. İtidal çağrısında bulunan Pekin'in resmi açıklaması, Hindistan'ın tek taraflı olarak güç kullanma eğiliminin artmasından duyulan endişeyi yansıtıyordu. Zira bu eğilim Çin'in sınır dengelerini bozabilir.

Diplomatik iletişim kanallarının tıkanması

İki düşman komşu ülke arasındaki geleneksel diplomasi kanallarındaki belirgin gerileme, bu tırmanışı daha da tehlikeli kılıyor. Perde arkasındaki temaslar ve uluslararası etkinliklerin oturum aralarında yapılan ikili görüşmeler de dahil olmak üzere diyalog yolları geriledi ve yerini sert siyasi söylemle doldurulan bir boşluğa bıraktı. Bu eğilim genel olarak iki ülkenin de iç meselelerinden kaynaklanıyor.

Hindistan’da Modi hükümeti 'ulusal güvenlik' ve 'katı milliyetçiliği' temel politika sütunları olarak dikmeye devam ediyor. Sınır ötesi saldırılar düzenleyebilen ‘güçlü Hindistan’ söylemi seçmenlerin bir kısmına hitap ediyor ve Hindistan Halk Partisi’nin (BJP) terörle mücadelede kararlı bir aktör olduğu imajını güçlendiriyor.

Pakistan'da ise Şahbaz Şerif liderliğindeki hükümet, biri sivil kayıplar için hesap sorulmasını talep eden öfkeli halk, diğeri herhangi bir zayıflık belirtisinden faydalanmak isteyen uyanık muhalefet olmak üzere iki cepheden gelen baskıyla karşı karşıya. Ulusal güvenlik denkleminde önemli bir unsur olan ordunun sivil hükümetle yakın iş birliği içinde çalıştığı ve kriz karşısında bir uyum durumu sergilediği söyleniyor. Ancak kamuoyunun adalet ve caydırıcılık gibi net talepler etrafında birleştiği bir dönemde siyasi alan daralıyor.

“Şimdi ise diplomatik zorluk, gerilimi düşürmek için etkili yollar bulmakta yatıyor ve bunu yapmak her iki ülkedeki iç siyasi hesaplar nedeniyle daha da karmaşık hale geliyor.

Şimdi ise diplomatik zorluk, tansiyonu düşürmenin etkili yollarını bulmakta yatıyor ve bu yapmak her iki ülkedeki iç siyasi hesaplar nedeniyle daha da karmaşık hale geliyor. Ne Hindistan ne de Pakistan zayıflık olarak yorumlanmaması için geri adım attıkları izlenimi vermek istiyor. Ancak devam eden askeri atışmalar, kontrolden çıkabilecek ve bölgeyi bilinmeyen bir kadere doğru sürükleyebilecek kısasa kısas bir karşılık sarmalını ortaya çıkarma riski taşıyor.

Uluslararası bazı gözlemciler göre üçüncü bir tarafın arabuluculuk yapması için çağrıda bulunuluyor, ancak mevcut gerçekler çerçevesinde beklentiler mütevazı kalıyor. ABD, bölgedeki geleneksel nüfuzuna rağmen, son yıllarda her iki ülkeyi de etkileme kabiliyetini bir miktar kaybetti. Bürokratik kısıtlamalarla boğuşan İngiltere ise retorikten öteye gidemiyor. İngiltere ve diğer İngiliz Milletler Topluluğu ülkelerinin bölgeyle tarihsel bağları olsa da bu karmaşıklık ve gerilim düzeyindeki güvenlik çatışmalarını etkileme konusunda fiili kabiliyete sahip değiller.

Şu anda siyasi ortam tehlikeli bir belirsizliğe saplanmış durumda. Pakistan’ın kamuoyu önündeki talebine rağmen, acil bir ateşkes, yakın bir ikili diyalog ve Pahalgam saldırısıyla ilgili ortak bir soruşturma yapılacağına dair hiçbir işaret yok. Hindistan'ın bu talebi reddetmesi, İslamabad'da saldırının daha geniş çaplı bir askeri operasyonu meşrulaştırmak için bahane olarak kullanılmış olabileceğine dair artan şüpheleri güçlendiriyor.

Kritik siyasi soru olarak, her iki hükümetin de bu kısır gerilim döngüsünü kırmak için gerçek bir iradeye sahip olup olmadığı sorusunun sorulması gerekiyor. Tarih, Hindistan ve Pakistan'ın Kargil, Balakot ve Mumbai saldırılarından sonra defalarca kez askeri çatışmanın eşiğine geldiğini ve son anda geri adım attığını gösteriyor. Ancak bu türden her çatışma daha derin bir yara izi bırakmakta, risk kültürünü güçlendiriyor ve gelecekte barışçıl bir çözüm için seçeneklerin sayısını azaltıyor.

rgthy
Pakistan Merkezi Müslüman Birliği (PMML) destekçileri, Hindistan'ın Pakistan'a yönelik askeri saldırılarının ardından Pakistan ordusuna destek amacıyla İslamabad'da düzenlenen bir gösteri sırasında Hindistan Başbakanı Narendra Modi'nin kuklasını yaktılar, 7 Mayıs 2025 (Reuters)

Her iki ülkede de yaklaşık bir milyar insan yaşadığına göre riskler tüm zamanların en yüksek seviyesinde. Yine de savaş tamtamları yüksek sesle çalarken, diplomasinin sesi neredeyse hiç duyulmuyor. Bu tehlikeli anda sadece askeri kabiliyetler sınanmıyor, aynı zamanda her iki ülkenin liderlerinin popülizmin cazibesi yerine akıl ve barışı seçip seçmeyeceklerine yönelik siyasi iradeleri de test ediliyor.

İki ülkenin de liderlerinin ‘popülizmin cazibesi yerine akıl ve barışı seçecekler mi?’ sorusunun cevabı sadece Güney Asya'nın kaderini değil, aynı zamanda tüm kusurlarına rağmen halen nükleer savaş hayaletinden kaçınmaya çalışan tüm uluslararası sistemin geleceğini de belirleyecek.



Tayland'ın gizli tapınağından turistlere uyarı: Burası spor salonu değil

Fotoğraf: Wikimedia Commons
Fotoğraf: Wikimedia Commons
TT

Tayland'ın gizli tapınağından turistlere uyarı: Burası spor salonu değil

Fotoğraf: Wikimedia Commons
Fotoğraf: Wikimedia Commons

Tayland'da 14. yüzyıldan kalma bir tapınağı yöneten yetkililer, yabancıların tapınak yerleşkesinde "açık" kıyafetlerle jimnastik ve yoga yapmamaları uyarısında bulunarak bu tür davranışların saygısız ve uygunsuz olduğunu belirtti.

Kuzeydeki Chiang Mai şehrinde yer alan Wat Pha Lat, son yıllarda turistler arasında popülerlik kazandı ve Doi Suthep Dağı'nın yamaçlarındaki ormanın içindeki huzurlu ve tenha konumu nedeniyle "gizli tapınak" diye anılmaya başladı. Burası, Chiang Mai'deki ünlü Budist tapınağı Wat Phra That Doi Suthep'e giden yolun yaklaşık yarısında yer alıyor.

Tapınak, bazı yabancı turistlerin tapınak yakınında bikiniyle güneşlenirken görülmesi ve internette paylaşılan resimlerin yerel halkın tepkisini çekmesinden sonra bu uyarıyı yayımladı. Başkaları da tapınağı arka plana alarak yoga ve jimnastik pozları verdikleri fotoğraflarını paylaştı. Bu davranışlar, uygunsuz olduğu gerekçesiyle geniş çapta eleştirildi.

Tapınak, Facebook gönderisinde ziyaretçilere "keşişlerin aktif ibadet yeri"ne saygı duymaları çağrısı yaptı.

Paylaşımda, "Wat Pha Lat bir Budist tapınağı ve kutsal bir sığınaktır, eğlence parkı veya spor salonu DEĞİLDİR" ifadeleri yer aldı.

Son zamanlarda bazı ziyaretçilerin acroyoga yapma, antik yapılarla kayalara tırmanma ve tapınak alanında açık giysiler giyme gibi uygunsuz davranışlar sergilediğini gözlemledik.

Tapınak, bu tür davranışların devam etmesi halinde yönetimin alanı turistlere kalıcı olarak kapatmak zorunda kalacağına dair uyardı.

Tapınak ayrıca bir erkeğin bir kadına acroyoga pozunda yardım ettiğini gösteren bir fotoğraf paylaştı. Fotoğraflarda adam, kadına ellerinin üzerinde baş aşağı durmasına yardım ederken, çevredekiler bunu izliyor veya fotoğraf çekiyordu. Acroyoga, yoga ve akrobasiyi birleştiren bir fiziksel aktivite.

Geçen yıl Endonezya'nın Bali adasındaki yetkililer, adanın kültürel bütünlüğünü korumak amacıyla yabancı turistlerin "uygunsuz davranışlarına" yönelik yeni kurallar yayımlamıştı. Bunlar arasında adet gören kadınların kutsal tapınak alanlarına girmesini yasaklayan bir kural da var.

Kurallar arasında kutsal yerlere saygı göstermek, mütevazı giyinmek, kibar davranmak, turist vergisini internetten ödemek, lisanslı rehberler ve konaklama yerlerini kullanmak, trafik kurallarına uymak ve yetkili satış noktalarında döviz bozdurmak yer alıyor.

Japonya'nın Tsushima Adası'ndaki Watadzumi Tapınağı, yabancı bir ziyaretçinin tekrar tekrar saygısız davranışlar sergilemesi nedeniyle ibadet etmeyenlerin tapınağa girişini kısıtlamıştı. Tapınak, fotoğraf çekmeyi ve gezinti amaçlı ziyaretleri bile yasaklamıştı. Olayın ayrıntıları açıklanmamıştı.

2017'de Amerikalı iki turist, Bangkok'taki ünlü bir tapınak önünde kalçalarını gösteren fotoğraflarını paylaştıktan sonra Tayland'dan ayrılmaya çalışırken gözaltına alınmıştı. Her biri 150 dolar para cezasına çarptırılmıştı.

Independent Türkçe


ABD ve Avrupa’nın Grönland kavgası Çin’e yarayabilir

Grönland'ın başkenti Nuuk'taki ABD Konsolosluğu önünde 17 Ocak'ta Trump karşıtı gösteriler düzenlenmişti (AP)
Grönland'ın başkenti Nuuk'taki ABD Konsolosluğu önünde 17 Ocak'ta Trump karşıtı gösteriler düzenlenmişti (AP)
TT

ABD ve Avrupa’nın Grönland kavgası Çin’e yarayabilir

Grönland'ın başkenti Nuuk'taki ABD Konsolosluğu önünde 17 Ocak'ta Trump karşıtı gösteriler düzenlenmişti (AP)
Grönland'ın başkenti Nuuk'taki ABD Konsolosluğu önünde 17 Ocak'ta Trump karşıtı gösteriler düzenlenmişti (AP)

ABD ve Avrupa arasındaki gerginliği artıran Grönland meselesi Çin için fırsat yaratabilir.

ABD Başkanı Donald Trump'ın Grönland'a askeri müdahale tehdidi Avrupa ülkelerinin yanı sıra NATO'dan da tepki çekmeye devam ediyor.

Guardian'ın analizinde, Trump'ın Avrupa'yla ittifakını zedeleyecek hareketlerinin Pekin yönetimi için Grönland'da nüfuzunu artırma fırsatı yaratabileceğine dikkat çekiliyor.

Pekin'deki Renmin Üniversitesi'nden Wang Wen şu değerlendirmeleri paylaşıyor:

Çoğu Çinli bunu Trump'ın zorbalığının, hegemonyacı ve baskıcı davranışlarının bir başka tezahürü olarak görüyor. Trump'ın Grönland'ı işgal etmesi NATO'nun çöküşü anlamına gelir ve bu da Çin halkını çok memnun eder.

ABD uzun süredir Çin ve Rusya'nın Arktika bölgesindeki askeri nüfuzunu artırma çabalarından endişeleniyor. 2019'da dönemin ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, Pekin'in faaliyetlerinin bölgeyi "yeni Güney Çin Denizi'ne çevirebileceğini" savunmuştu.

Ancak Çin, kısmen ABD ve Danimarka'nın işbirliği nedeniyle Grönland'da etkisini artırmakta güçlük yaşıyor.

Çin devletine ait bir şirketin, Grönland'daki havalimanı ağını genişletme teklifi, ABD'nin de baskısıyla Danimarka tarafından 2018'de engellenmişti. İki yıl önce de Çinli bir firmanın Grönland'da kullanılmayan bir deniz üssünü satın alması durdurulmuştu.

Trump ise Grönland'ı ABD toprağına katma planını, Rusya ve Çin'in askeri tehditlerine karşı bir ulusal güvenlik meselesi olarak gerekçelendiriyor.

Pekin yönetiminin Arktik politikasını özetleyen 2018 tarihli yönergede, bölgedeki nakliye rotalarının geliştirilmesiyle "Kutup İpek Yolu" inşasının hedeflendiği belirtilmişti. Böylelikle bölgeye yönelik strateji, Çin lideri Şi Cinping'in Kuşak ve Yol projesinin bir parçası olarak konumlandırılmıştı.

"Trump'a diplomatik müdahale"

İsviçre'nin Davos kasabasında düzenlenen 56. Dünya Ekonomik Forumu, üçüncü gününde devam ederken siyasetçiler, Trump'ın Avrupa ekonomisini ve Grönland'ı hedef alan açıklamalarına odaklandı.

Dünkü oturumlarda Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Trump'ın Grönland'ın ilhakına yönelik taleplerini ve Avrupa'ya ek gümrük vergisi tehditlerini kınadı.

CNN'in analizinde, Avrupa liderlerinin Davos görüşmelerini NATO ve Avrupa Birliği'ni tehdit eden krizin büyümesini engellemek amacıyla "Trump'a diplomatik müdahale" için kullanacağı yazılıyor.

Independent Türkçe, CNN, Guardian


ABD, Ortadoğu’da askeri yığınağı artırıyor: Trump savaş planları hazırlatıyor

Amerikan ordusu, uçak gemisi ve destroyerlerini Basra Körfezi'ne gönderiyor (AFP)
Amerikan ordusu, uçak gemisi ve destroyerlerini Basra Körfezi'ne gönderiyor (AFP)
TT

ABD, Ortadoğu’da askeri yığınağı artırıyor: Trump savaş planları hazırlatıyor

Amerikan ordusu, uçak gemisi ve destroyerlerini Basra Körfezi'ne gönderiyor (AFP)
Amerikan ordusu, uçak gemisi ve destroyerlerini Basra Körfezi'ne gönderiyor (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump, İran'a karşı "kararlı" bir askeri seçeneği değerlendirmeyi sürdürüyor.

Adlarının paylaşılmaması kaydıyla Wall Street Journal'a konuşan ABD'li yetkililer, Trump'ın İran'da rejimi devirmeyi amaçlayan ya da Devrim Muhafızları'na ait tesisleri hedef alacak planlar hazırlanmasını istediğini söylüyor.

Trump, İran riyalinin döviz karşısında çakılmasıyla 28 Aralık'ta patlak veren eylemlerde, göstericilerin vurulması veya idam edilmesi halinde askeri müdahale tehdidinde bulunmuş, daha sonra operasyonu askıya almıştı.

Diğer yandan yetkililer, Beyaz Saray'ın Tahran'a askeri harekat düzenlemesi halinde operasyonun haftalarca veya aylarca sürebileceğine dikkat çekiyor.

1991'de Irak'a karşı yürütülen Çöl Fırtınası Operasyonu'nda yer alan emekli Hava Kuvvetleri Tuğgenerali David Deptula şunları söylüyor:

İnsan hakları ihlallerine karşı askeri seçeneklerin yapabileceği ve yapamayacağı şeyler vardır. Rejimi bazı davranışları yapmaktan sınırlı ölçüde caydırabilirsiniz. Ancak gerçekten rejimi değiştirmek istiyorsanız, bunun için önemli hava ve kara operasyonları gerekecektir.

Washington bir sonraki adımları tartışırken, ABD ordusu Ortadoğu'daki askeri varlığını artıyor.

WSJ, Amerikan ordusuna ait F-15E jet avcı uçaklarının pazar günü Ürdün'e vardığını yazıyor. USS Abraham Lincoln uçak gemisi ve destroyerlerin yanı sıra F-35'ler ve elektronik sinyal bozucu uçakları içeren saldırı grubu da Güney Çin Denizi'nden Basra Körfezi'ne doğru seyir halinde.

ABD yetkilileri, İran'ın olası misillemelerini önlemek için gerekli görülen Patriot ve THAAD da dahil bölgeye ek hava savunma sistemleri gönderileceğini söylüyor.

Ancak İran'a yönelik büyük bir hava harekatı için F-35 ve B-2 gibi gizlilik özelliğine sahip uçaklarla seyir füzesi ateşleyen denizaltıları gerekiyor. Bunlar ABD'nin haziranda İran'daki nükleer tesislere düzenlediği saldırılarda da kullanılmıştı.

Öte yandan bazı uzmanlar, İran'da rejimin devrilmesinin ardından ülkenin kaosa sürükleneceği uyarısını yapıyor. Beyaz Saray'ın rejim değişikliğine dair net planları olmadığına dikkat çekiyorlar. Trump'ın bazı danışmanlarının askeri müdahale yerine ekonomik yaptırımların artırılması seçeneğinin değerlendirilmesini istediği de aktarılıyor.

İran'da 1979'daki devrimle yıkılan monarşinin veliaht prensi Rıza Pehlevi, eylemlerin başından beri göstericilere destek mesajları yayımlıyor.

Trump, İranlıların ABD'de sürgünde yaşayan Pehlevi'yi desteklemediğini söylemişti. Diğer yandan Politico'ya geçen hafta verdiği söyleşide İran'ın dini lideri Ali Hamaney'i de “hasta adam” diye nitelemiş, ülkede yeni bir yönetim kurulması gerektiğini öne sürmüştü.

Tahran yönetimi, askeri müdahale halinde ABD'ye sert karşılık verileceği mesajını paylaşmıştı.

Eylemlerde ölen ya da yaralananlara ilişkin resmi açıklama yapılmıyor. ABD merkezli İran İnsan Hakları Aktivistleri Haber Ajansı'na (HRANA) göre eylemlerde en az 4 bin 519 kişi hayatını kaybederken, 26 bin 314 kişi de gözaltına alındı.

Independent Türkçe, Wall Street Journal, Politico