Üst üste gelen güven krizleri ve topyekûn savaş arasında Pakistan ve Hindistan

Durdurulamaz bir şiddet sarmalına sürükleniyoruz

Keşmir'in Pakistan yönetimindeki Kotli bölgesinde Hindistan’ın düzenlediği bombardımanda hasar gören bir bina, 7 Mayıs 2025 (AFP)
Keşmir'in Pakistan yönetimindeki Kotli bölgesinde Hindistan’ın düzenlediği bombardımanda hasar gören bir bina, 7 Mayıs 2025 (AFP)
TT

Üst üste gelen güven krizleri ve topyekûn savaş arasında Pakistan ve Hindistan

Keşmir'in Pakistan yönetimindeki Kotli bölgesinde Hindistan’ın düzenlediği bombardımanda hasar gören bir bina, 7 Mayıs 2025 (AFP)
Keşmir'in Pakistan yönetimindeki Kotli bölgesinde Hindistan’ın düzenlediği bombardımanda hasar gören bir bina, 7 Mayıs 2025 (AFP)

Kaswar Klasra

Güney Asya'da siyasi gerilim tüm zamanların en yüksek seviyesinde seyrederken, ikisi de nükleer güç olan komşu ülkeler Hindistan ile Pakistan, yeni bir feci çatışmanın eşiğindeler. Hindistan'ın Pakistan topraklarında 24 kişinin ölümüne yol açan füze saldırısı ve İslamabad'ın buna karşılık olarak beş Hint savaş uçağını düşürmesiyle tansiyonun yükseldiği son kriz, küresel diplomatik çevrelerde şok etkisi yarattı. Çatışmalar ve hava saldırıları medyada geniş çapta yer alsa da tarihi miras, iç baskılar ve jeopolitik rekabetlerin bir araya gelmesiyle beslenen siyasi hesaplar daha fazla incelemeyi hak ediyor.

Krizin fitilini ateşleyen olay 22 Nisan'da Hindistan yönetimindeki Cemmu ve Keşmir'in Anantnag bölgesindeki Pahalgam yakınlarındaki Baisaran Vadisi'nde gerçekleşen terör saldırısı oldu. Detayları hala net olmayan ve çelişkili ifadelerle dolu bu olay Hindistan ve Pakistan arasında yakın tarihin en ciddi gerginliklerinden birini tetikledi. Gerilimin tırmanmasıyla birlikte İslamabad ve Yeni Delhi'deki siyasi liderlerin tutumları sertleşerek, gözlemcilerin durdurulması zor bir şiddet sarmalına dönüşebileceği ve topyekun bir savaşa yol açabileceği uyarısında bulunduğu tehlikeli bir tırmanışa zemin hazırladı.

Pakistan ABD, Birleşmiş Milletler (BM) ve İngiltere’den terör saldırısıyla ilgili ortak bir soruşturma yürütmeleri için resmi bir talepte bulunarak konuyu uluslararasılaştırmayı ve tek bir tarafı suçlamaktan kaçınmayı istediğini ortaya koydu. Ancak Hindistan hükümeti, istihbarat servislerinin Keşmir saldırısını Pakistan destekli militanlarla ilişkilendiren ‘reddedilemez’ kanıtlara sahip olduğunu ileri sürerek bu çağrılara şimdiye kadar yanıt vermedi. Böylece diplomatik yolun tıkanması iki taraf arasındaki güvensizliği derinleştirdi.

Giderek tırmanan bu çıkmaz karşısında Pakistan sağlam siyasi adımlar atmakta gecikmedi. Başbakan Şahbaz Şerif İslamabad'da yapılan Ulusal Güvenlik Komitesi toplantılarına başkanlık ederek Hindistan'ın füze saldırısının yansımalarını değerlendirmek üzere sivil ve askeri üst düzey yetkilileri bir araya getirdi. Aralarında kadınların ve çocukların da bulunduğu onlarca sivilin ölümüne yol açan saldırının ardından Pakistan Dışişleri Bakanlığı dün, Hindistan maslahatgüzarını çağırarak Yeni Delhi’ye sert protestosunu iletti. İslamabad, sert bir dille kaleme aldığı notada ‘açık bir saldırganlık’ ve ‘Pakistan'ın egemenliğinin alenen ihlali’ olarak nitelendirdiği operasyonu kınadı. Notada bu tür saldırıların sadece uluslararası hukuku ve BM Şartını ihlal etmekle kalmayıp aynı zamanda iki ülke arasındaki ilişkilerin on yıllardır bir şekilde yürümesini sağlayan kırılgan ilkelerinde altını oyduğu vurgulandı. Notada, İslamabad Yeni Delhi'nin eylemlerinin cevapsız kalmasına izin vermeyeceği mesajı da açıkça verildi.

Öte yandan Hindistan'ın siyasi liderliği büyük ölçüde Başbakan Narendra Modi'nin arkasında birleşmiş durumda. Modi hükümeti, Milliyetçilerin baskısı ve medyada gerginliğin hakim olduğu bir ortamda atılganlık ve gerilimi tırmandırma politikasını sürdürmekte kararlı görünüyor. Analistler, Hindistan yönetiminin bu krizi önemli yerel seçimler öncesinde halk desteğini arttırmak için kullanabileceğine inanıyor. Zira bu yaklaşım, alt kıtada alışıldık bir seçim kampanyası taktiği haline geldi.

“Modi hükümeti, atılganlık ve gerilimi tırmandırma politikasını sürdürmekte kararlı görünüyor.

Ancak bu riskli siyasi hamlenin yansımaları başkentlerle sınırlı kalmayıp finans piyasalarını da vurdu. Karaçi, İslamabad ve Mumbai borsaları, yatırımcıların tırmanan krizi anlamlandırmakta zorlanması nedeniyle keskin düşüşler kaydetti. Jeopolitik çalkantılar, enflasyonist baskılar ve yavaşlayan büyüme ile her iki ülkede de zaten artan bir endişe kaynağı olan ekonomik belirsizliği daha da derinleştirdi.

Daha da endişe verici olan ise siyasi ortamın giderek askerileşmesi olarak karşımıza çıkıyor. İslamabad'daki tüm eğitim kurumlarının güvenlik gerekçesiyle kapatılması kararı, sivil hayatın ne ölçüde kesintiye uğradığını yansıtıyor.  Bu bir ihtiyati tedbir olarak görülebilirse de gerçek mühimmat kullanımı ve sınır ötesi saldırılarla tansiyonun yükseldiği mevcut durumun istikrarsızlığını açıkça ortaya koyuyor.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı habere göre Uluslararası aktörler temkinli de olsa gerilimin tırmanmasına tepki göstermeye başladı. ABD Başkanı Donald Trump, Hindistan’ın Paskitan’a yönelik füzeli saldırısı sorulduğunda bunu ‘utanç verici” olarak nitelendirdi, ancak ayrıntılara girmekten kaçındı. Trump, yaptığı kısa açıklamada “Sanırım herkes bir şeyler olmasını bekliyordu... Onlarca yıldır savaşıyorlar. Umarım bu durum hızla sona erer” dedi. Bu sözler bir müdahale ya da çözüm niyetinden ziyade bir teslimiyet duygusunu yansıttı.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ise daha ölçülü ve itidalli bir açıklama yaparak şunları söyledi:

“Hindistan ve Pakistan arasındaki durumu yakından takip ediyorum... Barışçıl bir çözüme ulaşmak için Hindistan ve Pakistan liderleriyle iletişim kurmaya devam edeceğim.”

Rubio'nun sözleri Washington'daki ‘krize doğrudan müdahil olmaktan kaçınırken, yüksek derecede teyakkuz ve beklenti içinde olmayı sürdürmek’ şeklindeki hakim tutumun bir göstergesiydi.

dfgthy
Polis ve sivil savunma personelleri, Haydarabad'daki bir tren istasyonunda acil durum tatbikatı yaparken sınırda tansiyon yükseliyor, 7 Mayıs 2025 (AFP)

BM Genel Sekreteri Antonio Guterres BM Genel Merkezi'nde yaptığı açıklamada her iki tarafı da ‘azami itidal’ göstermeye çağırdı. Guterres, Dünya’nın Hindistan ve Pakistan arasında askeri bir çatışmayı kaldıramayacağı uyarısında bulundu. Güney Asya'da, özellikle de iki nükleer güç arasında çıkacak bir savaş son derece ciddi jeopolitik sonuçlar doğurur, ancak BM, iki taraf arasındaki düşmanlıkların çok taraflı diplomasinin önüne geçtiği bu tür krizlerde çoğu zaman kendisini ötekileştirilmiş olarak bulmuştur.

Bazı başka uluslararası aktörler de gerilimin tırmanmasına ilişkin görüşlerini dile getirdi. Japonya Kabine Baş Sekreteri Yoshimasa Hayashi, 22 Nisan'da Keşmir'deki terör saldırısını kınayan bir açıklama yayınladı.

Hayashi, olası bir askeri gerilimin patlak vermesine karşı derin endişelerini dile getirdiği açıklamasında, Hem Hindistan hem de Pakistan'ı itidalli davranmaya ve durumu diyalog yoluyla istikrara kavuşturmaya çağırıyor ve bu krizle ilgili uluslararası açıklamalarda nadiren rastlanan dengeli bir tutum sergiliyoruz” ifadelerini kullandı.

Önemli bir bölgesel güç ve Pakistan'ın geleneksel müttefiki olan Çin ise Hindistan'ın askeri operasyonundan duyduğu üzüntüyü dile getirdi. İtidal çağrısında bulunan Pekin'in resmi açıklaması, Hindistan'ın tek taraflı olarak güç kullanma eğiliminin artmasından duyulan endişeyi yansıtıyordu. Zira bu eğilim Çin'in sınır dengelerini bozabilir.

Diplomatik iletişim kanallarının tıkanması

İki düşman komşu ülke arasındaki geleneksel diplomasi kanallarındaki belirgin gerileme, bu tırmanışı daha da tehlikeli kılıyor. Perde arkasındaki temaslar ve uluslararası etkinliklerin oturum aralarında yapılan ikili görüşmeler de dahil olmak üzere diyalog yolları geriledi ve yerini sert siyasi söylemle doldurulan bir boşluğa bıraktı. Bu eğilim genel olarak iki ülkenin de iç meselelerinden kaynaklanıyor.

Hindistan’da Modi hükümeti 'ulusal güvenlik' ve 'katı milliyetçiliği' temel politika sütunları olarak dikmeye devam ediyor. Sınır ötesi saldırılar düzenleyebilen ‘güçlü Hindistan’ söylemi seçmenlerin bir kısmına hitap ediyor ve Hindistan Halk Partisi’nin (BJP) terörle mücadelede kararlı bir aktör olduğu imajını güçlendiriyor.

Pakistan'da ise Şahbaz Şerif liderliğindeki hükümet, biri sivil kayıplar için hesap sorulmasını talep eden öfkeli halk, diğeri herhangi bir zayıflık belirtisinden faydalanmak isteyen uyanık muhalefet olmak üzere iki cepheden gelen baskıyla karşı karşıya. Ulusal güvenlik denkleminde önemli bir unsur olan ordunun sivil hükümetle yakın iş birliği içinde çalıştığı ve kriz karşısında bir uyum durumu sergilediği söyleniyor. Ancak kamuoyunun adalet ve caydırıcılık gibi net talepler etrafında birleştiği bir dönemde siyasi alan daralıyor.

“Şimdi ise diplomatik zorluk, gerilimi düşürmek için etkili yollar bulmakta yatıyor ve bunu yapmak her iki ülkedeki iç siyasi hesaplar nedeniyle daha da karmaşık hale geliyor.

Şimdi ise diplomatik zorluk, tansiyonu düşürmenin etkili yollarını bulmakta yatıyor ve bu yapmak her iki ülkedeki iç siyasi hesaplar nedeniyle daha da karmaşık hale geliyor. Ne Hindistan ne de Pakistan zayıflık olarak yorumlanmaması için geri adım attıkları izlenimi vermek istiyor. Ancak devam eden askeri atışmalar, kontrolden çıkabilecek ve bölgeyi bilinmeyen bir kadere doğru sürükleyebilecek kısasa kısas bir karşılık sarmalını ortaya çıkarma riski taşıyor.

Uluslararası bazı gözlemciler göre üçüncü bir tarafın arabuluculuk yapması için çağrıda bulunuluyor, ancak mevcut gerçekler çerçevesinde beklentiler mütevazı kalıyor. ABD, bölgedeki geleneksel nüfuzuna rağmen, son yıllarda her iki ülkeyi de etkileme kabiliyetini bir miktar kaybetti. Bürokratik kısıtlamalarla boğuşan İngiltere ise retorikten öteye gidemiyor. İngiltere ve diğer İngiliz Milletler Topluluğu ülkelerinin bölgeyle tarihsel bağları olsa da bu karmaşıklık ve gerilim düzeyindeki güvenlik çatışmalarını etkileme konusunda fiili kabiliyete sahip değiller.

Şu anda siyasi ortam tehlikeli bir belirsizliğe saplanmış durumda. Pakistan’ın kamuoyu önündeki talebine rağmen, acil bir ateşkes, yakın bir ikili diyalog ve Pahalgam saldırısıyla ilgili ortak bir soruşturma yapılacağına dair hiçbir işaret yok. Hindistan'ın bu talebi reddetmesi, İslamabad'da saldırının daha geniş çaplı bir askeri operasyonu meşrulaştırmak için bahane olarak kullanılmış olabileceğine dair artan şüpheleri güçlendiriyor.

Kritik siyasi soru olarak, her iki hükümetin de bu kısır gerilim döngüsünü kırmak için gerçek bir iradeye sahip olup olmadığı sorusunun sorulması gerekiyor. Tarih, Hindistan ve Pakistan'ın Kargil, Balakot ve Mumbai saldırılarından sonra defalarca kez askeri çatışmanın eşiğine geldiğini ve son anda geri adım attığını gösteriyor. Ancak bu türden her çatışma daha derin bir yara izi bırakmakta, risk kültürünü güçlendiriyor ve gelecekte barışçıl bir çözüm için seçeneklerin sayısını azaltıyor.

rgthy
Pakistan Merkezi Müslüman Birliği (PMML) destekçileri, Hindistan'ın Pakistan'a yönelik askeri saldırılarının ardından Pakistan ordusuna destek amacıyla İslamabad'da düzenlenen bir gösteri sırasında Hindistan Başbakanı Narendra Modi'nin kuklasını yaktılar, 7 Mayıs 2025 (Reuters)

Her iki ülkede de yaklaşık bir milyar insan yaşadığına göre riskler tüm zamanların en yüksek seviyesinde. Yine de savaş tamtamları yüksek sesle çalarken, diplomasinin sesi neredeyse hiç duyulmuyor. Bu tehlikeli anda sadece askeri kabiliyetler sınanmıyor, aynı zamanda her iki ülkenin liderlerinin popülizmin cazibesi yerine akıl ve barışı seçip seçmeyeceklerine yönelik siyasi iradeleri de test ediliyor.

İki ülkenin de liderlerinin ‘popülizmin cazibesi yerine akıl ve barışı seçecekler mi?’ sorusunun cevabı sadece Güney Asya'nın kaderini değil, aynı zamanda tüm kusurlarına rağmen halen nükleer savaş hayaletinden kaçınmaya çalışan tüm uluslararası sistemin geleceğini de belirleyecek.



İran’ın ekonomik çöküşü Trump için geç kalmış olabilir

Tahran’daki yerel bir pazarda alışveriş yapan İranlı bir kadın, 28 Nisan 2026 (Reuters)
Tahran’daki yerel bir pazarda alışveriş yapan İranlı bir kadın, 28 Nisan 2026 (Reuters)
TT

İran’ın ekonomik çöküşü Trump için geç kalmış olabilir

Tahran’daki yerel bir pazarda alışveriş yapan İranlı bir kadın, 28 Nisan 2026 (Reuters)
Tahran’daki yerel bir pazarda alışveriş yapan İranlı bir kadın, 28 Nisan 2026 (Reuters)

Savaş ve sonrasında yaşananlar, haftalar içinde İran'ın zaten vahim olan ekonomik sorunlarını daha da kötüleştirdi ve savaş sonrası bir felaketin habercisi oldu. Ancak Tahran, enerji ihracatını durduran ABD deniz ablukasına rağmen, şimdilik Arap Körfezi’ndeki çatışmaya dayanabilecek gibi görünüyor.

Büyük askeri operasyonların 8 Nisan’da başlayan ateşkesle durmasının ardından, İran, ABD ve İsrail arasındaki durum donma noktasına geldi. Savaşın sona erdirilmesine yönelik müzakerelerde tıkanıklık yaşanırken, İran, Hürmüz Boğazı’nı kapalı tutuyor ve ABD, İran’ın Körfez’e kıyısı olan limanlarına deniz ablukası uygulamaya devam ediyor.

Altyapı ve sanayiye büyük zararlar gelmiş olmasına ve petrol ihracatının düşmesine rağmen İran, iç piyasasında yeterli stoklarla ve komşuları ile istikrarlı bir ticaretle ayakta kalabiliyor. Devlet gelirlerindeki kayıplara rağmen, mevcut ablukadan kaynaklanan acil bir baskıya dair sadece sınırlı göstergeler ortaya çıkmış durumda.

ABD Başkanı Donald Trump, İran’ın bu ekonomik ‘güç gösterisinde’ ilk önce geri adım atacağını umuyordu, ancak dünya genelinde enflasyon yükselirken ve Kongre ara seçimleri yaklaşırken, bu bekleyişin uzun sürebileceği görünüyor.

Tahran’daki bir marketten alışveriş yapan İranlı bir adam, 28 Nisan 2026 (Reuters)Tahran’daki bir marketten alışveriş yapan İranlı bir adam, 28 Nisan 2026 (Reuters)

Direniş ekonomisi

Uzmanlara göre İran liderleri, ülkenin Batılı karar alıcıların beklediğinden daha uzun süre dayanabileceğine inanıyor. Şarku'l Avsat'ın edindiği bilgiye göre bu inanç, sıkı bir güvenlik kontrolüne ve ‘direniş ekonomisi’ anlayışına dayalı olarak iç kaynakların mobilize edilmesine ve kara sınırları üzerinden ticaret yapılmasına dayanıyor.

İran’ın dini liderleri ve Devrim Muhafızları Ordusu (DMO), İslam Cumhuriyeti için varoluşsal bir tehdit olarak gördükleri bu durumu aşabilmek için, ülke üzerindeki demir yumruklarını kullanarak, Washington ile kalıcı bir anlaşma sağlanana kadar ayakta kalmayı planlıyor. Uzmanlar, İran yönetiminin, baskı araçlarını ve halkın tasarruflarını kullanarak, Washington ile bir anlaşmaya varılana kadar direneceklerini belirtiyor.

Savaşın yol açtığı ekonomik zarar ve yaklaşan bir ekonomik kriz olasılığı, güvenilir resmi verilerin eksikliği ve ocak ayında başlayan internet kesintileri nedeniyle tam olarak tahmin edilemiyor.

Reuters, bu ay yaptığı haberde, durumun kötüleştiğini ve İran yetkililerinin yeni protesto dalgalarının patlak vermesinden endişe ettiğini bildirdi. Yetkililer, ülkenin, yaptırımlar kaldırılmadığı takdirde felakete sürükleneceği konusunda uyardı.

Uzmanlar, bu yıl İran’ın gayri safi yurtiçi hasılasının (GSYİH) çift haneli bir oranda küçülmesini bekliyor. İran riyali geçen yıl yüzde 70 değer kaybetti, bu da enflasyonu daha da arttırarak, ocak ayında büyük çaplı protestoların patlak vermesine yol açtı.

Riyal son birkaç günde yüzde 15 değer kaybetti, ancak halen savaş öncesi seviyelerine yakın bir noktada bulunuyor.

Kısa vadede mali baskılara dair fazla bir gösterge yok. Yetkililer banka çekimlerini kısıtlamadı, temel gıda maddeleri veya yakıt için kota koymadı, devlet çalışanlarının maaş ödemelerinde gecikme yaşanmadı. Market rafları halen dolu ve işletmeler ile bankalar faaliyetlerini sürdürüyor.

13-25 Nisan arasında yapılan sevkiyat verileri, bu dönemde tankerlerle yüklü bir milyondan fazla varilden sadece 300 bin varilinin Hint Okyanusu’na hareket ettiğini gösterdi. Depolama kapasitesinin sınırlı olmasına rağmen, enerji sektöründeki analistler, İran’ın üretimi düşürmeden önce iki ay daha dayanabileceğini öngörüyor.

Tahran, savaşın başındaki yaptırım muafiyet döneminde enerji satışlarından ek gelir elde etti. İran, kara yoluyla sınırlı miktarda petrol ihraç ediyor, ancak bu deniz yoluyla uygulanan ablukayı telafi etmek için yeterli değil.

Tahran’daki yerel bir pazardan alışveriş yapan İranlılar, 28 Nisan 2026 (Reuters)Tahran’daki yerel bir pazardan alışveriş yapan İranlılar, 28 Nisan 2026 (Reuters)

İran Merkez Bankası’ndan üst düzey bir yetkili Reuters’a yaptığı açıklamada, ülkenin gerektiğinde kullanılabilecek büyük miktarda altın rezervine sahip olduğunu ve Tahran’ın, yaptırımlardan yıllarca kaçınma deneyimiyle, ithalatlarını sürdürmek için gerektiğinde küçük bir ek ödeme yapma yoluna gidebileceğini belirtti.

Kpler Tarım Emtiaları Baş Analisti Ishan Bhanu, İran’ın bölgedeki en büyük gıda ithalatçısı olduğunu vurguladı, ancak aynı zamanda bölgedeki en düşük gıda güvensizliği seviyelerine sahip ülke olduğunu da ekledi.

Bhanu, İran’daki gıda güvenliği durumunun, özellikle yaklaşan hasat sezonunun beklenenden daha iyi olacağı öngörüsüyle iyileşmeye devam ettiğini söyledi. Bu durum, ülkenin bu yıl buğday ithalatına duyduğu ihtiyacın azalmasına yol açarak, deniz ablukasının gıda sevkiyatlarına genişlemesi riskini de düşürüyor ve döviz harcamalarını ertelemeye olanak tanıyor.

Ayrıca, takip edilen gemi hareketlerine dikkat çeken Bhanu, ABD ablukasının şu ana kadar sadece Körfez’e kıyısı olan limanlarla sınırlı olduğunu, ancak İran’ın Umman Denizi’ne açılan Çabahar Limanı’na etkisi olmadığını, ayrıca ablukayı daha çok petrol tankerlerine odaklandığını belirtti.

Türkiye, Irak ve Pakistan’dan Reuters’a yapılan açıklamalarda ise sınır ticaretinde herhangi bir düşüşe dair şu ana kadar bir işaret olmadığı belirtildi. Rusya Tarım Bakanlığı verilerine göre Moskova, bu yıl Hazar Denizi üzerinden ticareti artırmış durumda; Ocak-Mart döneminde Hazar üzerinden 500 bin ton mısır, 180 bin ton arpa ve 4 bin ton buğday sevk etti, böylece Körfez’deki ablukayı aşarak ticaret yaptı.

Ağır ekonomik sıkıntılar

İran Meclisi Tarım Komisyonu Başkanı Muhammed Cevad Askeri, resmi medya organlarına yaptığı açıklamada, Trump’ın ocak ayında artan askeri tehditleriyle birlikte İran’ın altı aylık temel ihtiyaçları karşılayacak kadar ithalat yapmaya başladığını belirtti.

Çatışmanın patlak vermesinin hemen ardından Merkez Bankası, küçük kredilere uygulanan gecikme faizlerinden muafiyet getirerek, bankalardan yapılan para çekme limitlerini yükselten bir destek paketini devreye soktu. Bu adımlar, mevduat sahiplerine güven vermeyi amaçlıyordu.

Buna rağmen Tahran ciddi ekonomik sorunlarla karşı karşıya kalmış durumda; İranlı şirketler, fiyatların artması, tedarik zincirlerinin aksaması ve internet kesintileri nedeniyle zorluk yaşıyor. Bu durum, işsizlik oranlarının artmasına neden oldu.

Tahran’da bir döviz tüccarı, İran riyali değer kaybederken 100 dolarlık banknotları sayıyor. (Reuters)Tahran’da bir döviz tüccarı, İran riyali değer kaybederken 100 dolarlık banknotları sayıyor. (Reuters)

Pirinç ve tahıl tüccarı Abbas İsmailzade, “Temel gıda maddelerinin, özellikle de insanların beslenmesiyle doğrudan bağlantılı olan ürünlerin fiyatlarındaki artış, tüccarlar üzerinde ciddi bir baskı oluşturuyor” diyerek, savaşın başından itibaren satışlarının yaklaşık yüzde 40 oranında azaldığını belirtti.

Mekanikçi Hüseyin Amiri ise atölyesine gelen müşteri sayısının savaş öncesine göre büyük ölçüde düştüğünü ifade etti. Amiri, “İşimiz neredeyse durdu” diyerek, durumun çok daha kötüye gidebileceği uyarısında bulundu.

İran hükümeti, halk arasında yeni bir protesto dalgası endişesi taşıyor. Ocak ayında yaşanan huzursuzluklar, son yılların en kanlı protesto dalgasıyla sona ermiş ve binlerce gösterici hayatını kaybetmişti.

Uzmanlar, İran’ın, Washington ile yapacağı herhangi bir anlaşmada yaptırımların hafifletilmesini içeren bir maddeyi mutlaka dahil etmesi gerektiğini, aksi takdirde yaklaşan ekonomik felaketi önlemenin imkânsız olacağına dikkat çekiyor.


Trump, özel görüşmelerinde kendisini "gelmiş geçmiş en güçlü insan" olarak tanımlıyor

ABD Başkanı Donald Trump, 30 Nisan 2026'da Washington, D.C.'deki Beyaz Saray'ın Oval Ofisi'nde düzenlenen başkanlık kararnamesi imzalama töreninde basın mensuplarının sorularını yanıtlıyor (EPA)
ABD Başkanı Donald Trump, 30 Nisan 2026'da Washington, D.C.'deki Beyaz Saray'ın Oval Ofisi'nde düzenlenen başkanlık kararnamesi imzalama töreninde basın mensuplarının sorularını yanıtlıyor (EPA)
TT

Trump, özel görüşmelerinde kendisini "gelmiş geçmiş en güçlü insan" olarak tanımlıyor

ABD Başkanı Donald Trump, 30 Nisan 2026'da Washington, D.C.'deki Beyaz Saray'ın Oval Ofisi'nde düzenlenen başkanlık kararnamesi imzalama töreninde basın mensuplarının sorularını yanıtlıyor (EPA)
ABD Başkanı Donald Trump, 30 Nisan 2026'da Washington, D.C.'deki Beyaz Saray'ın Oval Ofisi'nde düzenlenen başkanlık kararnamesi imzalama töreninde basın mensuplarının sorularını yanıtlıyor (EPA)

ABD Başkanı Donald Trump, eski bir reality show yıldızı olarak bilinen geçmişine rağmen son günlerde müttefiklerine göre kendisini “tarihte yaşamış en güçlü insan” gibi tanımlayan açıklamalar yapıyor.

İngiliz The Independent gazetesinin aktardığına göre, Trump’a yakın bir isim The Atlantic dergisine verdiği demeçte, Trump’ın “son zamanlarda kendisini gelmiş geçmiş en güçlü insan olarak gördüğünü” söyledi. Aynı kaynak, Trump’ın “büyük gücü ve güçlü iradesi sayesinde başkalarının yapamadığı şeyleri yapan kişi olarak hatırlanmak istediğini” ifade etti.

ABD yönetiminden bir yetkili de dergiye yaptığı açıklamada, Trump’ın “siyasi hesaplarla sınırlı olmadığını ve siyasi çıkarlar yerine doğru olanı yapabildiğini” savundu; bu yaklaşımın İran’a yönelik saldırı kararını da açıkladığını belirtti.

Beyaz Saray Sözcü Yardımcısı Olivia Wells ise The Independent’a yaptığı açıklamada, Trump’ın her gün “güçlü, güvenli ve refah içinde bir Amerika için mücadele ettiğini” belirtti ve “onun ilgilendiği tek miras, Amerika’yı her zamankinden daha büyük yapmak” dedi.

ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray'ın Oval Ofisinde gazetecilere konuşuyor, 30 Nisan 2026 (AP)ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray'ın Oval Ofisinde gazetecilere konuşuyor, 30 Nisan 2026 (AP)

Haberde, Trump’a yakın çevrelerin onun küresel tarih içinde merkezi bir figür olarak kendini gördüğünü düşündüğü belirtilirken, Trump’ın da bu algıyı zaman zaman açıkça dile getirdiği aktarıldı.

Trump, Beyaz Saray Muhabirleri Derneği etkinliğine yönelik silahlı saldırı girişiminin ardından yaptığı açıklamada, suikastlar üzerine yaptığı çalışmalardan bahsederek, Abraham Lincoln gibi “en etkili insanların hedef alındığını” söylemişti.

Ayrıca Trump ve destekçilerinin, federal kurumlarda, pasaportlarda, para birimlerinde ve bazı anıtsal yapılarda kendi isim ve görüntüsünün daha fazla yer almasını savunduğu; Beyaz Saray’ın doğu kanadının yıkılarak yeni bir salon inşa edildiği ve bunun başkanlık merkezini onun vizyonuna göre yeniden şekillendirdiği ifade edildi.

Haberde ayrıca Trump’ın bazı açıklamalarında kendisini “kral” olarak nitelendirdiği ve ABD Anayasası’na aykırı olarak üçüncü bir dönem için aday olma fikrini de kamuoyunda gündeme getirdiği belirtildi.


Amerika Birleşik Devletleri, "Sumud Filosu"nun Gazze'ye ulaşma girişimini kınadı

Gazze'ye gitmeyi amaçlayan "Küresel Sumud Filosu" bünyesindeki gemiler pazar günü İspanya'nın Barselona limanında demirledi (EPA)
Gazze'ye gitmeyi amaçlayan "Küresel Sumud Filosu" bünyesindeki gemiler pazar günü İspanya'nın Barselona limanında demirledi (EPA)
TT

Amerika Birleşik Devletleri, "Sumud Filosu"nun Gazze'ye ulaşma girişimini kınadı

Gazze'ye gitmeyi amaçlayan "Küresel Sumud Filosu" bünyesindeki gemiler pazar günü İspanya'nın Barselona limanında demirledi (EPA)
Gazze'ye gitmeyi amaçlayan "Küresel Sumud Filosu" bünyesindeki gemiler pazar günü İspanya'nın Barselona limanında demirledi (EPA)

Amerika Birleşik Devletleri, Gazze’ye doğru yola çıkan ve İsrail tarafından durdurulan “Küresel Sumud Filosu”nu kınayarak, müttefik ülkelerin bu gemilerin kendi limanlarından ayrılmasını engellemesi gerektiğini bildirdi.

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Tommy Pigott dün yaptığı açıklamada, “Uluslararası hukuka uygun olarak limanlar, kıyı devletlerinin tam egemenlik yetkisi kullandığı iç sulardır. ABD, tüm müttefiklerinden bu sonuçsuz siyasi girişime karşı kararlı adımlar atmalarını; filoya katılan gemilerin limanlara girişini, demirlemesini, ayrılmasını veya yakıt ikmali yapmasını engellemelerini beklemektedir” ifadelerini kullandı.

Pigott ayrıca, ABD’nin “Hamas yanlısı bu filoya destek verenleri sorumlu tutmak için elindeki araçları kullanacağını ve müttefiklerinin bu yönde atacağı hukuki adımları destekleyeceğini” belirtti.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre “Küresel Sumud Filosu” girişimi, İsrail’in Gazze Şeridi’ne uyguladığı ablukayı kırmaya yönelik son girişim olarak öne çıkıyor. Abluka, Hamas’ın 7 Ekim 2023’te İsrail’in güneyine düzenlediği benzeri görülmemiş saldırının ardından başlayan ve iki yılı aşkın süredir devam eden savaş bağlamında sürüyor.

Öte yandan, sol eğilimli hükümetinin politikaları sık sık ABD Başkanı Donald Trump ile ayrışan İspanya, İsrail’in filoya müdahalesini kınadı ve Madrid’deki İsrail maslahatgüzarını Dışişleri Bakanlığı’na çağırdı.