İsrail, Husiler ve Trump'ın değişken stratejisi

İsrail'in yokluğu ve ani anlaşmalar.

ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 7 Nisan'da Washington'daki Beyaz Saray'ın Oval Ofisi'nde
ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 7 Nisan'da Washington'daki Beyaz Saray'ın Oval Ofisi'nde
TT

İsrail, Husiler ve Trump'ın değişken stratejisi

ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 7 Nisan'da Washington'daki Beyaz Saray'ın Oval Ofisi'nde
ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 7 Nisan'da Washington'daki Beyaz Saray'ın Oval Ofisi'nde

Michael Horowitz

Yaklaşık on yıl önce, Ortadoğu'daki güvenlik durumu hakkında bazı diplomatlara bilgi vermek üzere İsrail'deki bir büyükelçiliği ziyaret ettiğim sırada, biri meslektaşıma ve bana o zamanlar bize son derece tuhaf gelen bir soru sormuştu: Peki ya Husiler? İsrail'e tehdit oluşturabilirler mi? Husiler o dönemde İsrail'e saldırı tehdidinde bulunmuş olsa da soruya bir an hazırlıksız yakalanmıştık. Ne var ki bu tehdit şaşırtıcı değildi, zira örgütün sloganı “Amerika'ya ölüm, İsrail'e ölüm, Yahudilere lanet olsun” idi. Ancak o dönemde bu tehditler, Güney Arabistan'daki uzak bir savaşta mücadele eden izole bir grubun yüksek sesli övünmesinden ibaret görünüyordu.

Ama işler çok değişti. İran destekli Yemenli örgüt, 4 Mayıs 2025 Pazar günü, İsrail'in Tel Aviv yakınlarındaki Ben Gurion Uluslararası Havalimanı yakınlarına uzun menzilli bir balistik füze fırlatarak bir patlamaya yol açtı ve İsrail'in merkezinde hava saldırısı sirenlerinin çalmasına neden oldu. Bu olay, Husiler ile İsrail arasındaki gerginlikte bir dönüm noktası oluşturdu ve çok sayıda uluslararası havayolunun uçuşlarını geçici olarak askıya almasına yol açtı. Füzenin herhangi bir uçağa doğrudan isabet etmemesi, sadece küçük çaplı maddi hasara yol açması ve sınırlı sayıda insanı yaralaması bir yana, İsrail'in ana havalimanına ulaşması bile Husiler için oldukça önemli bir sembolik kazanım anlamına geliyor. İsrail buna karşılık Hudeyde Limanı ve Sana Uluslararası Havalimanı'nı hedef alan bir dizi hava saldırısı düzenledi. Başbakan Binyamin Netanyahu daha sonra İsrail'in karşılığının çıtasını yükselteceğine söz verdi.

Bunun Husilerin Ben Gurion Havalimanı'na yönelik ilk saldırı girişimi olmadığını, örgütün daha önce de burayı birkaç kez hedef aldığını iddia ettiğini açıklayalım. Geçtiğimiz mart ayında havalimanına üç ayrı saldırı düzenlediğini duyurmuş, füzelerden birinin havalimanına isabet ettiğini söyleyerek övünmüştü. 4 Mayıs'ta ise füze havalimanını çevreleyen hava sahasını başarıyla deldi, sınırlı sayıda can ve mal kaybına yol açtı, ancak ülkedeki hava trafiğini aksattı.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı habere göre İsrail erken uyarı sistemleri, füzeyi yaklaşırken tespit etti ve düşürmek için biri İsrail'e ait Arrow sisteminden, diğeri ise İsrail'de konuşlu, yüksek irtifalardan balistik füzeleri engellemek için tasarlanmış bir savunma sistemi olan Amerikan THAAD sisteminden iki adet füze fırlatıldı. Ancak her iki sistem de füzeyi engellemeyi başaramadı.

İsrail hava savunma sistemlerinin, ABD'nin THAAD bataryalarının desteğine rağmen diğer onlarca girişim arasından Yemen'den atılan bir füzeyi engelleyememesi üçüncü kez yaşanıyor. Her ne kadar genel sicil İsrail ile ABD arasında oldukça etkili bir savunma koordinasyonu olduğunu gösterse de, özellikle Ben Gurion Havalimanı gibi stratejik tesisleri hedef alan ve maddi kayıpların ötesinde sembolik ve operasyonel sonuçları olan saldırılara karşı bu sistemler henüz tam koruma sağlayamıyor.

Başarısızlığın nedenlerinin belirlenmesi için soruşturmalar devam ediyor. Husilerin, İsrail içinde hedef aldıkları noktaları mümkün olan en büyük etkiyle vurabilme şanslarını artırmak için farklı kriterleri test ettiği görülüyor. İsrailli yetkililer, Husilerin saldırının ardından yeni bir füze kullandıklarını iddia ettiklerini ancak İsrail’in tahminlerinin, bunun daha önce düşürülmüş bir füze ile aynı model olduğunu gösterdiğine dikkat çektiler. Ortaya atılan hipotezler arasında füzenin bir kısmının isabet almış olabileceği, ancak patlayıcı başlığın isabet almamış olabileceği, bunun sonucunda da füzenin havalimanı sınırları içerisinde düşerek patlamış olabileceği de yer alıyor.

İsrail savunmasının sınırlılığı

Hava saldırılarına ve askeri karşılıklara rağmen Husileri caydırmak hâlâ zor bir görev. ABD öncülüğündeki hava saldırıları, örgütün hem İsrail'e hem de ticari gemilere yönelik saldırılarını önemli ölçüde azalttı; ancak saldırıları tamamen durdurmak için karadan müdahale gerekiyor gibi görünüyor.

İsrail, Husi kontrolündeki bölgelerdeki altyapıyı, aralarında Hudeyde Limanının da bulunduğu yerleri defalarca hedef aldı. Son saldırıya da Sana Havalimanı'nın kapatılması ve üç sivil uçağın vurulması ile sonuçlanan saldırılarla karşılık verdi. Bu operasyonlar, Gazze'de savaşın patlak vermesinden önce de iç karışıklıklar ve ekonomik krizlerle karşı karşıya olan örgüt için bir yük olsa da, geri adım atmasını sağlama olasılığı düşük.

İran'ın İsrail ve ABD'ye karşı öncü gücü olan örgüt, Tahran'dan giderek artan maddi ve manevi destek görüyor. Çatışmanın merkezindeki konumu, ona muhalifleri bastırmak için ideolojik bir kılıf da sağlıyor ve bu konumunu, saflarını desteklemek için kapsamlı eleman devşirme kampanyaları düzenlemek için kullanıyor.

Ancak Husilere karşı daha etkili bir mücadele, Yemen'de iç savaşın zirve yaptığı dönemde, uluslararası alanda tanınan hükümete bağlı güçlerin Hudeyde'ye yönelik başarılı bir saldırı başlattığı türden bir kara harekâtını gerektiriyor. Ne var ki limandan insani yardım akışının aksaması endişesiyle artan uluslararası baskı, saldırının durdurulmasına ve söz konusu güçlerin daha acil olan başka cephelere çekilmesine yol açtı.

Karadan bir müdahalenin olmaması durumunda İsrail'in Husi saldırılarını hızla durduracak yeterli araçları bulunmuyor. Örgütün lider kadrosunu hedef alan hassas saldırılar düzenlemek (İsrail'in Hizbullah'a yaptığına benzer şekilde), lider kadrosunun hareketlerini izlemek için önemli miktarda istihbarat ve askeri kaynak tahsis edilmesini gerektiriyor. Bu da İsrail'in Hamas'ın faaliyetlerini veya İran'ın nükleer programındaki potansiyel ilerlemeyi izlemek gibi acil güvenlik önceliklerinden uzaklaşmasına neden olabilir.

İsrail yalnız mı?

Bu meydan okumalar, ABD ile Husiler arasında aniden duyurulan “ateşkes” ile daha da büyüdü. İsrail'in Yemen'de bir dizi yeni saldırı düzenlemesinden dakikalar sonra, Husilerin ateşkesi kabul ettiğinin bildirilmesinin akabinde Başkan Donald Trump, ABD ordusuna operasyonlarını durdurma emri verdiğini açıkladı.

Husiler bu iddiayı doğrulamazken, dahası bazı Husi yetkilileri Trump'ın açıklamasını yalanlarken, Husiler ile ABD arasında arabuluculukta önemli rol oynayan Umman Sultanlığı, ABD'nin hava saldırılarını durdurması karşılığında Husilerin de Kızıldeniz'deki saldırılarının durdurulması konusunda anlaşmaya varıldığını duyurdu.

Trump ile Kanada'nın yeni başbakanı arasında düzenlenen ve konuyla ilgisi olmayan bir basın toplantısı sırasında gelen açıklama, İsrail için bir şok etkisi yarattı. Zira anlaşmada Husilerin İsrail'e yönelik saldırılarının durdurulması ihtimaline dair hiçbir ifade, ayrıca bu saldırıların ateşkesin ihlali olarak değerlendirilip değerlendirilmeyeceğine dair bir bilgi de yer almıyor. Bu ayrıntının atlanması, Husileri İsrail'i dolaylı olarak tanımaya zorlayarak onları zor durumda bırakmaktan kaçınmak için kasıtlı olabilir ya da basitçe ABD'nin anlaşmaya varırken İsrail'in güvenliğini hesaba katmadığının bir göstergesi olabilir. Bu açıklamanın ani olması göz önüne alındığında Trump’ın, İsrail'i kaderiyle baş başa bıraktığı anlamına gelen son hipotez göz ardı edilemez.

Anlaşmanın sadece Kızıldeniz ile sınırlı kalması durumunda İsrail bunu gerçek bir gerileme olarak değerlendirecektir. Son aylarda nakliye gemilerine yönelik saldırılar durmuştu. Bu durum muhtemelen ABD'nin Husi mevzilerine yönelik geniş çaplı operasyonları ya da örgütün doğrudan İsrail'e saldırmaya odaklanması nedeniyleydi. Ancak ABD saldırılarının durması, Husilerin tehdit oluşturmaya devam edeceği ve istedikleri zaman deniz saldırılarına yeniden başlayabilecekleri anlamına geliyor.

Trump ile Kanada'nın yeni başbakanı arasında düzenlenen ve konuyla ilgisi olmayan bir basın toplantısı sırasında gelen açıklama, İsrail için bir şok etkisi yarattı. Zira anlaşmada Husilerin İsrail'e yönelik saldırılarının durdurulması ihtimaline dair hiçbir ifade yer almıyor.

Trump'ın hesapları

Peki Trump neden bu ani adımı attı?

İsrail basınında çıkan haberlere göre Trump Netanyahu'dan bıktı, çünkü kendisini “manipüle ettiğine” inanıyor. Bu nedenle onunla irtibatı kesmeye ve bölgeyle ilgili dış politika konularında tek taraflı kararlar almaya karar verdi.

Trump'ın ikinci döneminin İsrail’i hayal kırıklığına uğrattığı açıkça görülüyor. Zira Netanyahu hükümeti, ABD başkanının İsrail çıkarlarıyla tam uyumlu olacağını sanıyordu.

Ancak bu duyurunun, Arap Körfez bölgesine yapacağı ziyaretten önce yapılmış olması, eğer gerçekten gerçekleştiyse anlaşmanın tamamlanmasını hızlandırmak için ona ivme kazandırmış olması muhtemel. ABD Başkanı, Amerikan ekonomisine büyük Körfez yatırımları çekmeyi ve Washington liderliğindeki bölgesel müttefikleriyle ilişkilerinin gücünü göstermeyi amaçlayan gezisi kapsamında Suudi Arabistan, BAE ve Katar'ı ziyaret edecek.

asde

Trump'ın ikinci dönemindeki ilk bölge turundan beklentisi, özellikle ekonomik alanda içeride pazarlayabileceği başarılar elde etmek. Yeni yatırımlar çekmek ile ilgili başlıklar bir zorunluluk ve Beyaz Saray'ın isteyeceği son şey, Husilerin Amerikan çıkarlarına veya Kızıldeniz gibi stratejik su yollarına saldırılar düzenleyerek ziyareti bozması.

Trump'ın, İsrail'in varoluşsal bir tehdit olarak gördüğü tavizleri gerektirse bile, Tahran ile her ne şekilde olursa olsun bir anlaşma yapmayı ciddi olarak istediği açıkça görülüyor

Trump'ın Husilere yönelik saldırıları durdurma yönündeki ani kararı İsrail'de giderek artan endişelere yol açtı. Bu durum, ABD Başkanı'nın İran ile anlaşmaya varmak için bedeli ne olursa olsun elinden gelen her şeyi yapmaya kararlı olduğunun bir başka göstergesi olarak görülüyor. Yakın zamana kadar ABD'nin Husilere karşı askeri müdahalesi, Washington'un ciddiyetinin ve gerektiğinde güç kullanmaya hazır olduğunun en açık kanıtı olarak görülüyordu. Ama Trump'ın savaşlar başlatma değil sona erdirme niyetini defalarca dile getirdiği göz önüne alındığında, bu değerlendirme tartışmalı olabilir, ancak İran'ın son dönemde karşılaştığı zorluklar İsrail'e bir miktar güven vermişti.

Ancak bugün Trump'ın, İsrail'in varoluşsal bir tehdit olarak gördüğü tavizleri gerektirse bile, Tahran ile her ne şekilde olursa olsun bir anlaşma yapmayı ciddi olarak istediği açıkça görülüyor.



ABD'den İran'a müzakereler için 5 şart

Tahran’dan bir kare (Reuters)
Tahran’dan bir kare (Reuters)
TT

ABD'den İran'a müzakereler için 5 şart

Tahran’dan bir kare (Reuters)
Tahran’dan bir kare (Reuters)

İran Devrim Muhafızları’na bağlı Fars Haber Ajansı, Washington’un olası İran-ABD müzakereleri çerçevesinde Tahran’ın önerilerine yanıt olarak 5 temel şart belirlediğini bildirdi.

Habere göre Pakistan’ın arabuluculuğunda yürütülen ve savaşın sona erdirilmesini hedefleyen müzakereler, geçen hafta tarafların karşılıklı önerileri reddetmesiyle durma noktasına geldi.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Cuma günü yaptığı açıklamada, Tahran’ın Washington’dan ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin müzakerelere devam etmeye hazır olduğuna dair mesajlar aldığını söyledi.

Pakistan İçişleri Bakanı’nın, tıkanan görüşmeleri kolaylaştırmak amacıyla Cumartesi günü Tahran’a gittiği ve ziyaretin İran basını tarafından doğrulandığı aktarıldı.

Şarku’l Avsat’ın Fars Ajansı’ndan aktardığı habere göre ABD’nin şartları arasında şunlar yer alıyor:

  • ABD’nin herhangi bir tazminat veya zarar ödememesi,
  • İran’a ait 400 kilogram uranyumun ABD’ye teslim edilmesi,
  • İran’da yalnızca tek bir nükleer tesisin faal kalması,
  • Dondurulmuş İran varlıklarının yalnızca yüzde 25’inin serbest bırakılması,
  • Ateşkesin tüm cephelerde müzakerelerle ilişkilendirilmesi.

Haberde, İran bu şartları yerine getirse dahi ABD ve İsrail’den gelen saldırı tehdidinin süreceği değerlendirmesine de yer verildi. Ayrıca Washington’un teklifinin, savaş sırasında elde edilemeyen hedefleri diplomasi yoluyla elde etmeyi amaçladığı öne sürüldü.

Buna karşılık İran’ın, herhangi bir müzakere için “güven artırıcı 5 adım” şart koştuğu belirtildi. Bu adımlar arasında:

  • Tüm cephelerde savaşın sona ermesi, özellikle Lübnan’da,
  • İran’a yönelik yaptırımların kaldırılması,
  • Dondurulmuş İran fonlarının serbest bırakılması,
  • Savaş zararlarının tazmin edilmesi,
  • Hürmüz Boğazı üzerindeki İran egemenliğinin tanınması bulunuyor.

İran, ABD-İsrail saldırılarına yanıt olarak Hürmüz Boğazı’nı fiilen çoğu deniz trafiğine kapattı. Bu durumun küresel enerji tedarikinde ciddi bir sarsıntıya yol açtığı ifade edildi.

ABD’nin geçen ay İran’a yönelik saldırılarını durdurduğu, ancak İran limanlarına yönelik bir abluka başlattığı belirtildi. Tahran ise abluka sona ermeden boğazı açmayacağını açıkladı. ABD Başkanı Trump’ın, bir anlaşma sağlanmaması halinde yeniden saldırı tehdidinde bulunduğu aktarıldı.

Ayrıca Arakçi, Hindistan’ın Yeni Delhi kentinde düzenlenen BRICS toplantısı sırasında yaptığı basın açıklamasında, ABD’nin müzakere teklifine dair farklı mesajlar aldıklarını söyledi. Trump’ın sosyal medya açıklamalarının “birkaç gün önceki durumu yansıttığını” belirten Arakçi, daha sonra ABD’den yeniden diyalog isteği geldiğini ifade etti.

Buna rağmen Arakçi, Washington’un ciddiyetine ilişkin şüphelerini dile getirerek, “ABD’nin ciddi ve adil bir anlaşmaya hazır olduğuna emin olduğumuz anda müzakerelere döneriz” dedi.

Devrim Muhafızları’nın eski Genel Komutanı Muhammed Ali Caferi de Çarşamba günü yaptığı açıklamada, İran’ın ABD ile ön şartlar ve güven artırıcı adımlar olmadan müzakereye girmeyeceğini söyledi. Bu şartlar arasında savaşın tüm cephelerde sona ermesi, yaptırımların kaldırılması, dondurulmuş fonların serbest bırakılması, savaş tazminatı ve İran’ın Hürmüz Boğazı üzerindeki egemenliğinin tanınması yer aldı.

Salı günü ise İran Meclis Başkanı ve baş müzakereci Muhammed Bakır Kalibaf, ABD’ye sert bir uyarıda bulunarak, İran’ın önerisindeki 14 maddelik planı kabul etmesi gerektiğini, aksi halde “başarısızlıkla karşılaşacağını” söyledi. Kalibaf, X platformunda yaptığı paylaşımda, “İran halkının haklarını kabul etmekten başka alternatif yoktur. Aksi her yaklaşım tamamen sonuçsuz kalacaktır” ifadelerini kullandı.


ABD’nin, Rus petrolüne yönelik yaptırımları hafifletmek amacıyla tanıdığı muafiyetin süresi sona erdi

Rusya’nın Nakhodka Körfezi’ndeki Kozmino limanında demirlemiş bir ham petrol tankeri (Reuters)
Rusya’nın Nakhodka Körfezi’ndeki Kozmino limanında demirlemiş bir ham petrol tankeri (Reuters)
TT

ABD’nin, Rus petrolüne yönelik yaptırımları hafifletmek amacıyla tanıdığı muafiyetin süresi sona erdi

Rusya’nın Nakhodka Körfezi’ndeki Kozmino limanında demirlemiş bir ham petrol tankeri (Reuters)
Rusya’nın Nakhodka Körfezi’ndeki Kozmino limanında demirlemiş bir ham petrol tankeri (Reuters)

ABD’nin, Rus petrolüne yönelik yaptırımları hafifletmek amacıyla tanıdığı muafiyetin süresi sona erdi. Söz konusu karar, İran savaşı nedeniyle artan enerji fiyatlarının gölgesinde alındı.

Geçtiğimiz nisan ayında ABD Hazine Bakanlığı, 17 Nisan itibarıyla gemilere yüklenen Rusya menşeli ham petrol ve petrol ürünlerinin teslimi ve satışına izin veren bir muafiyet yayımlamıştı.

Söz konusu düzenlemenin dün itibarıyla sona ermesi planlanırken, Hazine Bakanlığı’nın internet sitesinde bu konuda güncellenmiş bir talimat yer almadı.

Rusya’nın petrol sektörü yıllardır ABD yaptırımlarının hedefinde bulunurken, nisan ayındaki istisna küresel enerji piyasalarında fiyat istikrarını sağlama amacıyla getirilmişti.

ABD daha önce mart ortasında da benzer bir muafiyet tanımış, ancak bu düzenleme 11 Nisan’da sona ermişti.

Eleştirmenler, söz konusu adımın Rusya’nın mali kaynaklarını güçlendirdiğini ve Kremlin’in petrol gelirlerini Ukrayna’daki savaşı finanse etmek için kullandığını savunuyor.

ABD Senatosu’nun Demokrat üyeleri Jeanne Shaheen ve Elizabeth Warren cuma günü yaptıkları açıklamada, Trump yönetimine muafiyetin uzatılmaması çağrısında bulundu.

Ortak açıklamada, “Hazine Bakanlığı’nın, Rusya’nın, Başkan Donald Trump’ın İran’daki pervasız savaşı sayesinde daha fazla gelir elde etmesine yardımcı olan düşünülmemiş politikasına son vermesi gerektiği” ifade edildi.

Senatörler ayrıca bu düzenlemenin ABD’li aileler için maliyetleri düşürdüğüne dair hiçbir işaret olmadığını belirtti.

Açıklamada, İran savaşıyla birlikte ABD’de benzin fiyatlarının belirgin şekilde yükseldiğine dikkat çekildi.

Amerikan Otomobil Birliği’nin (AAA) analizine göre dün ülkede ortalama benzin fiyatı galon başına 4,52 dolara ulaştı. Şubat ayı sonunda başlayan ABD-İsrail operasyonları öncesinde ise bu ortalama 2,98 dolar seviyesindeydi.


Vietnam’dan bu yana bir ilk: ABD uçak gemisinin rekor görev süresi sona erdi

Virginia'daki Norfolk Deniz Üssü'nde USS Gerald R. Ford uçak gemisinden inen denizciler ailelerinin yanına gidiyor (AP)
Virginia'daki Norfolk Deniz Üssü'nde USS Gerald R. Ford uçak gemisinden inen denizciler ailelerinin yanına gidiyor (AP)
TT

Vietnam’dan bu yana bir ilk: ABD uçak gemisinin rekor görev süresi sona erdi

Virginia'daki Norfolk Deniz Üssü'nde USS Gerald R. Ford uçak gemisinden inen denizciler ailelerinin yanına gidiyor (AP)
Virginia'daki Norfolk Deniz Üssü'nde USS Gerald R. Ford uçak gemisinden inen denizciler ailelerinin yanına gidiyor (AP)

ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon), İran ile savaşın başlamasından önce Ortadoğu’ya gönderilen USS Gerald R. Ford adlı uçak gemisinin 326 gün süren görev konuşlandırmasının ardından cumartesi günü Amerika Birleşik Devletleri’ne döndüğünü açıkladı.

ABD ordusu, sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı açıklamada, Savunma Bakanı Pete Hegseth’in dünyanın en büyük uçak gemisinin dönüşünü karşılamak üzere Virginia eyaletindeki Norfolk kentinde bulunduğunu belirtti.

Bu görev süresinin, Vietnam Savaşı’ndan bu yana bir Amerikan uçak gemisi görev grubunun gerçekleştirdiği en uzun konuşlandırma olduğu ifade edildi.

fedv
ABD uçak gemisi USS Gerald R. Ford (CVN 78), Virginia'daki Norfolk Deniz Üssü'nde (AFP)

Gerald Ford görev grubu, konuşlandırma sürecinde Karayipler’de yürütülen operasyonlara katıldı. ABD ordusu bu bölgede uyuşturucu kaçakçılığı yaptığı şüphesi bulunan teknelere yönelik operasyonlar düzenlerken, yaptırım altındaki petrol tankerlerini durdurdu ve Venezuela lideri Nicolás Maduro’yu gözaltına aldı.

sd
USS Gerald R. Ford uçak gemisi, Vietnam Savaşı'ndan bu yana en uzun görev süresi olan 11 aylık bir görevin ardından ana vatanı Virginia'ya döndü (AFP)

Daha sonra gemi, İran’a karşı yürütülen muharebe operasyonlarına katılmak üzere Ortadoğu’ya gönderildi.

Uçak gemisinin uzun görev süresi boyunca 12 Mart’ta çamaşırhane bölümünde çıkan yangında iki denizci yaralandı ve yaklaşık 100 yatağın ciddi şekilde zarar gördüğü bildirildi.

Ayrıca basında yer alan haberlere göre, uçak gemisi denizde bulunduğu süre boyunca tuvalet sisteminde de ciddi sorunlar yaşadı.

zxsdvf
Fotoğraf: AP