PKK kendini feshetti, Türkiye ve bölge için yankıları neler olacak?

Silahlı mücadeleden demokratik siyasete

PKK elebaşısı Murat Karayılan, 12 Mayıs'ta Kuzey Irak'ta açıklanmayan bir yerde düzenlenen 12. Kongrede örgütün kendini feshettiğini duyurdu.
PKK elebaşısı Murat Karayılan, 12 Mayıs'ta Kuzey Irak'ta açıklanmayan bir yerde düzenlenen 12. Kongrede örgütün kendini feshettiğini duyurdu.
TT

PKK kendini feshetti, Türkiye ve bölge için yankıları neler olacak?

PKK elebaşısı Murat Karayılan, 12 Mayıs'ta Kuzey Irak'ta açıklanmayan bir yerde düzenlenen 12. Kongrede örgütün kendini feshettiğini duyurdu.
PKK elebaşısı Murat Karayılan, 12 Mayıs'ta Kuzey Irak'ta açıklanmayan bir yerde düzenlenen 12. Kongrede örgütün kendini feshettiğini duyurdu.

Ömer Önhon

Kırk yıldan fazla bir süredir Türkiye'ye karşı kanlı bir çatışma yürüten silahlı örgüt PKK, pazartesi günü kendini feshetme ve silahlı mücadelesini sonlandırma niyetini teyit ettiği tarihi ve benzeri görülmemiş bir duyuru yaptı.

Geçtiğimiz hafta örgütün konuşlanmış bulunduğu Kuzey Irak'ta düzenlenen kongrenin yayınlanan sonuç bildirgesinde şu ifadeler yer aldı: “PKK tarihi misyonunu tamamladı ve pratikleşme süreci Önder Apo (örgütün kurucusu Abdullah Öcalan'a atıfta bulunulmaktadır) tarafından yönetilmek ve yürütülmek üzere örgütsel yapısını feshetme kararı almıştır.”

 Açıklamada şunlar da eklendi: “PKK'nın mücadelesi, halkımız üzerindeki inkâr ve imha siyasetini parçaladı, Kürt sorununu demokratik siyaset yoluyla çözme noktasına getirdi.”

Şubat ayında, Türkiye'de 20 yıldan fazla süredir tutuklu bulunan örgütün lideri, örgütün feshedilmesini görüşmek üzere bir kongre toplanması çağrısı yapmıştı.

PKK, 5-7 Mayıs tarihleri ​​arasında düzenlenen 12. Kongresi’nin ardından 8 Mayıs'ta kısa bir açıklama yaparak “büyük” bir duyuru yapacağına işaret etti.

Fesih kararının, komşu Irak ve ABD ile müttefik Kürt güçlerinin aktif olduğu Suriye de dahil olmak üzere bölge için geniş siyasi ve güvenlik sonuçlarının olması bekleniyor. Bu duyuru önemine rağmen, kesin bir atılım teşkil etmiyor. Örgüt ile Türk hükümeti arasında devam eden müzakereler hakkında bilgili kaynaklara göre, birçok sorun hâlâ çözülmemiş durumda. Bu kaynaklar, duyuruyu kamuoyu baskısını hafifletmeyi, eleştirileri savuşturmayı ve yavaş da olsa bir ilerleme kaydedildiği mesajı iletmeyi amaçlayan geçici bir adım olarak tanımlıyor.

PKK, 52 yıl önce Abdullah Öcalan tarafından kuruldu ve 40 binden fazla insanın hayatına mal olan silahlı bir mücadele yürüttü. Türkiye, ABD ve Avrupa Birliği tarafından terör örgütü olarak tanımlanıyor

Görünüşe göre var olan engeller ortadan kaldırıldı ve örgüt sonunda uzun zamandır beklenen duyuruyu yayınladı. Uygulanıp uygulanmayacağı ve duyurunun Türkiye içinde istenen etkiyi yaratıp yaratmayacağı henüz belli değil.

Terör örgütü olarak tanımlanan örgüt

PKK, 52 yıl önce Abdullah Öcalan tarafından kuruldu ve 40 binden fazla insanın hayatına mal olan silahlı bir mücadele yürüttü. Türkiye, ABD ve Avrupa Birliği  (AB) tarafından terör örgütü olarak tanımlanıyor. Öcalan, 1999'dan beri Marmara Denizi'ndeki İmralı Adası'nda bulunan bir cezaevinde mutlak tecrit altında tutuluyor.

Terörsüz Türkiye olarak adlandırılan süreç, aşırı sağcı Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) lideri Devlet Bahçeli'nin geçen yıl 22 Ekim'de Öcalan'ı PKK ve faaliyetlerini sonlandırma çağrısı yapmaya davet etmesiyle başladı. Hükümet, örgütün resmi bir kongre düzenleyerek kendisini feshetme yönünde bir iç karar alacağından hareketle, süreci sıkı bir şekilde kontrol altında tuttu, seçici ve dikkatli bir bilgilendirme yapmakla yetindi.

 Kongreye yaklaşık 15 kişi katılırken haberler, Öcalan ve örgütün elebaşlarının video konferans yoluyla katıldığına işaret ediyorlar. Paralel olarak, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) üçüncü büyük parti olan Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM) temsilcileri ile hükümet yetkilileri arasında haftalarca gizli görüşmeler yapıldı.

Her iki taraf da bu görüşmeleri müzakere olarak tanımlamaktan çekinse de aslında öyleler. Bu sürecin bir parçası olarak, DEM Parti heyetleri Öcalan'ı cezaevinde ziyaret etti, Kuzey Irak'taki örgütün lider kadrosuyla istişarelerde bulundu ve Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB), Irak'taki Kürdistan Demokratik Partisi (KDP) ve Suriye'deki Halk Koruma Birlikleri (YPG) dahil olmak üzere Kürt siyasi gruplarla görüştü.

Duyurunun detayları henüz belirsizliğini koruyor. Örgütün silahlarını ne zaman ve nerede bırakacağı henüz belirsiz bir konu. Kararın uygulandığı nasıl doğrulanacak? Genel af çıkacak mı? Terör ve kasten öldürme suçundan aranan militanların kaderi ne olacak?

Talepler listesi

Siyasi cephede, PKK'nın bir talepler listesi sunduğu ve Türk hükümetinin karşılığında vaatlerde bulunduğu düşünülüyor. Bununla birlikte henüz hiçbir ayrıntı yayınlanmadı. Hükümet, hiçbir taviz verilmediğinde ısrar ediyor ve bu inanılması zor bir iddia. DEM Partisi heyetinin önde gelen üyelerinden Pervin Buldan, şimdi demokratikleşme alanında adımlar atmak için sıranın Türkiye'de olduğunu söyledi. DEM Partisi'nin Merkez Yürütme Kurulu’nun önümüzdeki hafta başında net bir yol haritası ve belirli bir talepler listesi açıklamak üzere toplanması bekleniyor.

PKK'nın duyurusunda, bu kararların pratikleşmesinin Abdullah Öcalan'ın sürece liderlik etmesini ve yönlendirmesini, demokratik siyasi faaliyet hakkının tanınmasını ve sağlam yasal güvencelerin sunulmasını gerektirdiği belirtildi.

Bunlar son derece hassas konular ve aynı zamanda barış için koşullar gibi görünüyor.

Avrupa Konseyi Ankara'yı birçok alanda eleştirdi, ancak barış müzakerelerini Kürt sorununu barışçıl ve sürdürülebilir bir şekilde çözmeyi amaçlayan “önemli bir fırsat” olarak nitelendirdi.

PKK, Öcalan'ın serbest bırakılmasını talep etti ve birçok gözlemci kendisine af çıkarılacağına inanıyor. Ancak Öcalan'ın Türk makamlarına, esas olarak suikast ve provokasyon korkusuyla adayı terk etmek istemediğini ve bunun yerine yaşam koşullarının iyileştirilmesi ve koruma talebini ilettiği bildirildi.

PKK'ya karşı yıllardır süregelen düşmanlığa rağmen, Türk kamuoyunda bu gelişmelere karşı yaygın bir öfkeye tanık olunmadı. Hükümetin propaganda makinesi hakim olan anlatıyı kontrol etmeyi başardı. Muhalefetteki Cumhuriyet Halk Partisi'ni (CHP) hep DEM Partisi aracılığıyla PKK ile iş birliği yapmakla suçlayan iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) ise şimdi aynı taraflarla müzakereler yürütüyor. Türk milliyetçilerinin potansiyel muhalefeti kontrol altında tutuluyor, hatta doğrudan bastırılıyor.

Zafer Partisi lideri ve AKP-MHP ittifakının açıkça muhalifi olan Ümit Özdağ, Ocak ayında tutuklanarak cezaevine gönderildi. Suriyeli mültecilere karşı nefrete tahrik ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'a hakaret etmekle suçlandı. Ancak birçok kişi tutuklanmasının kamuoyunu Öcalan'ın serbest bırakılmasına karşı kışkırtma ve barış sürecini sarsma potansiyeline sahip olmasından kaynaklandığına inanıyor.

xscdfvgrt
12 Mayıs'ta Diyarbakır’daki bir kahvehanede PKK’nın fesih açıklamasını televizyondan takip eden erkekler (AFP)

Özdağ da yargılanması sırasında kendisini Öcalan'ın serbest bırakılmasını kolaylaştırmak için hapse atılan bir “siyasi rehine” olarak tanımladı. Uluslararası alanda süreç ihtiyatlı bir onayla karşılandı. AB ve ABD hâlâ PKK'yı terör örgütü olarak listelese de, varlığını Türkiye'de Kürtlerin özgürlükler konusunda uzun süredir yaşadığı mahrumiyetin bir yansıması olarak görüyorlar ve bu tutum Ankara ile aralarında uzun süredir gerginlik yaratıyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan da dahil olmak üzere Türk yetkililer, AB'yi Avrupa'daki PKK faaliyetlerine göz yummakla ve böylece terörizmi desteklemekle suçluyorlar.

Önemli bir fırsat

Her şeye rağmen, Avrupalı liderler Türkiye'de devam eden sürece desteklerini ifade ettiler. Avrupa Konseyi, birkaç gün önce yayınladığı son raporunda Ankara'yı birçok alanda eleştirdi ancak barış müzakerelerini Kürt sorununu siyasi, sosyal, demokratik ve güvenlik düzeylerinde barışçıl ve sürdürülebilir bir şekilde çözmeyi amaçlayan “önemli bir fırsat” olarak nitelendirdi.

Suriye'nin geçici Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara'nın karşı karşıya olduğu en önemli meydan okumalardan biri, ülkedeki Kürtler ve özellikle de Halk Koruma Birlikleri (YPG) ile başa çıkma meselesidir

Türkiye içinde, CHP, hükümete karşı yürüttüğü açık savaşa ve İstanbul Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun hapse atılmasının ardından gösteri ve protestolar düzenlemesine rağmen, bu sürece karşı çıkmadı. Partisinin Van'da düzenlediği gösteride, CHP lideri Özgür Özel, örgütün yakında silah bıraktığını açıklaması yönündeki umudunu dile getirdi. AK Parti’nin Doğu Anadolu bölgesinde DEM Partisi'nin seçilmiş belediye başkanlarını görevden alma ve yerlerine kayyum atama kararlarını kınadı.

Örgütün kendisini feshettiğini ve silah bırakacağını duyurması ile birlikte, ülke için yeni bir anayasa taslağının hazırlanması da dahil olmak üzere sürecin yeni bir aşaması başlıyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın danışmanlarından biri olan Mehmet Uçum da temel aşamanın tamamlandığını ve şimdi demokrasi ve hukuk alanlarında kapsamlı reformların uygulanmasına geçileceğini söyleyerek buna işaret etti.

df
PKK’nın kendisini feshettiğini duyurmasının ardından Diyarbakır'daki tarihi Sur ilçesi 12 Mayıs  (AFP)

Bu sürecin hükümete fayda mı zarar mı sağlayacağı ise belirsizliğini koruyor. Ancak kamuoyu yoklamaları, eğer şimdi seçimler yapılırsa Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın yeniden seçilmesinin neredeyse imkansız göründüğüne işaret ediyor. Çoğu Türk, felç edici ekonomik krizden ve otoriterliğe doğru hızlı kayıştan ciddi şekilde etkilendi. Örgütün kendisini feshetmesi ve Türkiye'de terörün sona erdirilmesi belki Erdoğan'ın popülaritesini yeniden kazanmasının önünü açabilir, ama ekonomik ve politik sorunların devam etmesi onu her zamankinden daha savunmasız bırakabilir.

Suriye boyutu

Suriye boyutu bu denklemde önemli bir unsur. Suriye'nin geçici Cumhurbaşkanı Ahmed Şara'nın karşı karşıya olduğu en önemli meydan okumalardan biri, ülkedeki Kürtler ve özellikle de YPG ile nasıl başa çıkacağı meselesi.

Bu birlikler PKK ile yakın bağlarını sürdürüyorlar ve safları içinde bazı kadroları bulunuyor. Şam'ın şiddetle reddettiği bir talep olan merkezi olmayan bir idari sistem kurulması da dahil olmak üzere çeşitli taleplerde bulundular.

Türkiye'deki devam eden gelişmeler büyük olasılıkla Suriye arenasına yansıyacak ve Suriye'deki durum da Türkiye'deki gelişmeleri etkileyebilir.



Hark Adası: Washington'un İran rejimini devirme yolu mu olacak?

 İran’ın Hark Adası (Google Earth )
İran’ın Hark Adası (Google Earth )
TT

Hark Adası: Washington'un İran rejimini devirme yolu mu olacak?

 İran’ın Hark Adası (Google Earth )
İran’ın Hark Adası (Google Earth )

İsa en-Nehari

ABD'nin İran'a karşı savaşı ikinci haftasına girerken, İran rejimini yalnızca hava saldırıları yoluyla devirme becerisine ilişkin soru işaretleri artıyor. İstihbarat tahminleri, rejimi ortadan kaldırmanın kapsamlı kara müdahalesi gerektirebileceğini gösteriyor ki, bu da siyasi ve askeri açıdan maliyetli bir seçenek. Bu karmaşık denklemin gölgesinde Donald Trump yönetiminin aynı zamanda daha ucuz ve daha etkili seçenekler aradığı görülüyor.

Hark Adası’na el koyma

Washington'da dolaşımda olan senaryolar arasında İran petrol endüstrisi tacının mücevheri olan Hark Adası'nın kontrolünü ele geçirme de yer alıyor. Böyle bir adım, eğer gerçekleşirse, uzun bir kara savaşına sürüklenmeden İran rejimini ekonomik olarak boğmanın bir yolu olabilir. Dahası rejimin askeri operasyonları finanse etme veya ekonomik kayıpları telafi etme kabiliyetini kısıtlayacaktır, bu da onun zayıflamasını ve belki de çöküşünü hızlandırabilir.

Arap Körfezi'nin kuzeyinde yer alan Hark Adası, beş milden uzun olmayan ve Manhattan'ın yarısından daha küçük olan küçük bir kara parçası. Ancak İran petrolünün yaklaşık yüzde 90'ı ada üzerinden küresel pazarlara, özellikle de Çin ve Hindistan'a taşındığından, burası İran'ın dünyaya açılan ana ekonomik kapısını temsil ediyor. Adayı İran'daki petrol sahalarına bağlayan boru hatları ağına ilave olarak, büyük petrol tankerlerinin demirleyebileceği dev yükleme limanlarını da içeriyor. Bu nedenle onu kontrol etmek Washington'a büyük bir stratejik avantaj sağlayacaktır.

Axios sitesine göre Trump yönetimi yetkilileri adayı ele geçirme ve rejimin kaynaklarına erişimini kesme fikrini zaten müzakere etti, ancak bunun uygulanması, Trump'ın sıklıkla hakkındaki çekincelerini dile getirdiği bir seçenek olan, kara kuvvetlerinin gönderilmesini gerektirecek. Yine de ABD Başkanı son zamanlarda sınırlı kara kuvvetleri konuşlandırma fikrine daha açık görünüyor.

ABD Savunma Bakanlığı'nın eski danışmanı Karim Abdian, Independent Arabia’ya verdiği röportajda, Beyaz Saray'ın tutumunun petrol tesislerine zarar vermekten kaçınmak olmasına rağmen, Hark Adası’nın ilk kez konuşulmaya ve görüşülmeye başlandığını söyledi. Petrol tesislerine zarar vermekten kaçınmanın arkasındaki mantık, bunun sonucunda son derece hassas bir emtia olan petrol fiyatlarının varil başına 150 dolara, hatta belki 200 dolara çıkabileceğidir.

Geçen yıl İran'ın petrol ihracatının en kötü koşullar ve yaptırımlar altında günde yaklaşık 3 milyon varile ulaştığını da ifade etti. Uygun koşullar altında ise ihracat günde 4 ya da 5 milyon varile kadar çıkabilir, bu da piyasanın petrole boğulmasına neden olabilir ve Trump'ın ara seçimler öncesinde sağlamayı amaçladığı fiyat istikrarına katkıda bulunabilir.

Sınırlı kara müdahalesi

Zenginleştirilmiş uranyumun İran'dan çıkarılması için karadan müdahale olasılığı sorulduğunda Trump bu fikri memnuniyetle karşıladı ve “Bunu bir noktada yapabiliriz ama şimdi değil” dedi. Bu açıklama, Washington'un Irak'ta olduğu gibi uzun bir savaşa sürüklenmek istemediği şeklinde yorumlanabilir. Ancak İran rejimi çökme noktasına yaklaştığında, müdahalenin insani ve maddi kayıplar açısından maliyetini azaltmak amacıyla belirli hedeflere ulaşmak için sınırlı güç konuşlandırmaya hazır olabilir.

Bu bağlamda Hark Adası potansiyel hedeflerin başında öne çıkıyor. Eğer ABD adayı kontrol altına alabilirse, İran rejimi en önemli finansman kaynaklarından mahrum kalacaktır. Bush yönetimi sırasında Pentagon’da danışmanlık yapan Michael Rubin'in söylediği gibi, İranlılar “petrollerini satamazlarsa maaşları ödeyemezler.” Bu durum halkın öfkesini körükleyebilir ve rejimin kontrolünü zayıflatabilir.

ABD rejimi devirmeden zayıflatmakla yetinse bile, uzun bir savaştan kaçınmak için Hark Adası ABD'nin İran üzerinde bir nüfuz aracı olabilir. Avrasya Grubu Başkanı Ian Bremmer, ABD'nin ada üzerindeki kontrolünün, İran şehirlerinde kuvvet konuşlandırmaya gerek kalmadan Trump'a herhangi bir İran rejimi üzerinde güçlü bir baskı kartı sağlayabileceğini düşünüyor. Zira eğer hükümetin ana gelir kaynağı kontrol edilebiliyorsa, hükümeti kontrol etmeye gerek yoktur.

İran'ın Hark Adası dışında ihracat için başka limanları olmasına rağmen hiçbiri dev tankerlerin yanaşabileceği kapasitede değil. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre İran petrol ihracatını daha küçük limanlara veya demiryolu taşımacılığına kaydırmaya çalışsa bile Hark üzerinden taşınan miktarı telafi edemeyecektir.

Bremer, İran'ın hava ve deniz gücündeki çöküşün gölgesinde, ABD'nin zayıf tahkim edilmiş adayı ele geçirmek için eşsiz bir fırsata sahip olduğunu belirtiyor. Ada, Amerikan muhriplerinin ve yakındaki hava savunma sistemlerinin etkili bir savunma kordonu oluşturmasını kolaylaştıran izole konumda bulunuyor. Dahası ABD halihazırda bölgede mayın ve insansız hava aracı saldırılarıyla mücadele edecek donanıma sahip gemiler de dahil olmak üzere büyük deniz varlıklarına sahip bulunuyor.

Günde yaklaşık 7 milyon varil petrol taşıma kapasitesine sahip olan Hark Adası, hiçbir zaman savaşlardan muaf olmadı. Ekonomik bir baskı noktası olarak askeri planlamacılar için hep çekici bir nokta oldu.1980'lerde Irak uçakları, İran rejimini zayıflatmak amacıyla onu hedef almakta tereddüt etmedi.

Ancak bu savaşta ABD'nin adayı kasıtlı olarak yerle bir etmeye çalışması pek olası değil, zira Atlantik Konseyi’nde araştırmacı Ellen Wald'un belirttiği gibi, böyle bir adım sonuçta İran'ın bölgedeki enerji altyapısını hedef alan bir reaksiyon göstermesine neden olabilir ve petrol fiyatlarını küresel olarak yükseltebilir. Buna karşılık adayı kontrol etmek, ister orduyu yeniden inşa etmek ve nükleer programı canlandırmak, ister bölgesel müttefiklerini finanse etmek olsun, İran rejiminin tüm yetenek ve gücünü kontrol etmek anlamına gelebilir.

Trump ve petrol takıntısı

Trump siyasi meseleleri ticari mantıkla ele alıyor.Trump'a göre her çatışma ve dış etkileşim önemli bir soruyla bağlantılı: ABD karşılığında ne alacak? Bu nedenle seleflerinin Ortadoğu'daki savaşlarını sert bir şekilde eleştirdi. Trump, savaşlara ahlaki açıdan karşı çıkmıyor, bunun yerine yararlı gördüğü bir savaş ile faydasız gördüğü bir savaş arasında ayrım yapıyor. Venezuela'nın başkanını tutuklamak amacıyla yaptığı dramatik müdahalede, hesaplarının en önemli başlığı petroldü.

İran, 200 milyar varil ham petrolü, yani küresel rezervin yaklaşık yüzde 12'sini aşan, dünyanın üçüncü büyük petrol rezervine sahiptir. Buna rağmen Trump konuşmalarında “kötü”, “mağlup” ve “teslim olan” İran'a odaklandı ama dikkat çekici bir şekilde petrol ülkesi İran'dan bahsetmedi.

Bu sessizlik dikkat çekiyor. Vivian Salama ve Jonathan Martin'in Atlantic dergisindeki makalelerinde işaret ettikleri gibi, Amerikan kanının tazminatı olarak petrole veya değerli doğal kaynaklara el koymak, Trump'ın Beyaz Saray'a gelmeden önce bile dünya görüşünün temel ilkelerinden biriydi. Ancak Tahran'a bombalar düşerken ve Washington ile Ortadoğu arasında gerilim yükselirken Trump o meşhur “Petrolü almalıyız” sözünü tekrarlamadı.

Trump'ın İran petrolü hakkında alenen konuşmaktan kaçınması, stratejik hesapların olmadığı anlamına gelmiyor; çünkü İran'ı Çin yörüngesinden çıkarmak, iki süper güç arasındaki rekabette önemli bir hedefi temsil ediyor. ABD'nin ilk rakibi olan Çin, toplam petrol ithalatının yaklaşık yüzde 13'ünü oluşturduğu için İran petrolüne önemli ölçüde güveniyor.

Trump açıklamalarında temkinli davranırken, bazı danışmanları Amerikan çıkarları konusunda daha net görünüyordu. Nitekim Beyaz Saray danışmanı Jarrod Eigen Fox Business'a verdiği röportajda “Yapmak istediğimiz İran'ın geniş petrol rezervlerini teröristlerin elinden almak” dedi. Eigen İran'ı, kendisine göre petrol sektörünün kontrolünü sonunda Amerikan enerji şirketlerine devreden Venezuela'ya benzetiyor. Hiç şüphe yok ki, Venezuela'dan gelen petrolün yanı sıra İran petrolünün de kontrolü ABD'nin enerji piyasasındaki hakimiyetini güçlendirebilir, aynı zamanda Çin'i ekonomik büyümesinin önemli bir kaynağından mahrum bırakabilir.

ABD'nin açıklamaları, İran rejimi üzerindeki baskının yoğunlaşması ve zayıflığının artmasıyla hedeflerin kapsamının genişleyebileceğine işaret ediyor. Muhtemelen petrol ve Çin ile rekabetle ilgili hesaplar da mevcut ve Trump'ın bunlar hakkında alenen bahsetmekten kaçınması, Pekin'i endişelendirmeden veya müdahale etmeye sevk etmeden kendi vizyonunu sessizce hayata geçirme girişiminin bir parçası olabilir.

Washington, operasyonların bir sonraki aşamasının İran'a karşı daha sert olabileceğini vurguladı ve Trump, daha fazla Amerikan askerini kaybetmenin olasılı olduğu konusunda uyardı. Bu, yönetimin, İran'ın askeri liderliğinin ve altyapısının büyük bir bölümünü halihazırda yok etmiş olan hava harekâtının ötesinde adımlar atmayı planladığına işaret ediyor.

Pek çok haber, nükleer tesislerin imhası veya zenginleştirilmiş uranyumun taşınması gibi belirli görevleri yerine getirmek üzere özel birimlerin gönderilme ihtimaline işaret ediyor. Geçen salı günü Kongre'ye verilen brifing sırasında Dışişleri Bakanı Marco Rubio'ya İran'ın zenginleştirilmiş uranyumunun güvence altına alınmasıyla ilgili sorular da soruldu. Rubio bunu kimin yapacağını belirtmeden, “Birinin gidip alması gerekecek” diye yanıtladı.

Bu bağlamda, buna stratejik Hark Adası da dahil olmak üzere İran'daki ekonomik baskı noktalarını kontrol altına almaya yönelik hamlelerin eşlik etmesi uzak bir ihtimal değil.

Geçtiğimiz birkaç gün içinde, özellikle Amerikan istihbarat tahminlerinin İran rejimini yalnızca hava saldırıları yoluyla devirme olasılığını dışlaması nedeniyle, ABD ile Kürtler arasında, sahadaki askeri operasyonlarda onlardan faydalanma girişimi gibi görünen temaslarda bulunulduğu da ortaya çıktı. Bu arada NBC News, Trump'ın belirli stratejik hedefleri gerçekleştirmek için İran'a küçük bir Amerikan askeri kuvveti konuşlandırma fikrini müzakere ettiğini bildirdi.

*Bu analiz Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan çevrilmiştir.


İran Dışişleri Bakanlığı, saldırılar ışığında görüşme olasılığını dışladı

Tahran'a dün düzenlenen hava saldırılarından yükselen dumanlar (Reuters)
Tahran'a dün düzenlenen hava saldırılarından yükselen dumanlar (Reuters)
TT

İran Dışişleri Bakanlığı, saldırılar ışığında görüşme olasılığını dışladı

Tahran'a dün düzenlenen hava saldırılarından yükselen dumanlar (Reuters)
Tahran'a dün düzenlenen hava saldırılarından yükselen dumanlar (Reuters)

İran Dışişleri Bakanlığı sözcüsü İsmail Bekayi, saldırılar devam ettiği sürece ateşkes olasılığını küçümseyerek, İran'ın kendini savunmaya devam edeceğini vurguladı.

İran Öğrenci Haber Ajansı'na (ISNA) göre, Bekayi, "savunma ve düşmanlara karşı ezici intikam dışında herhangi bir şeyi tartışmanın anlamı olmadığını" belirterek, Tahran'ın "Müslüman komşularına karşı savaş açmadığını", ancak meşru öz savunma olarak nitelendirdiği bir eylemle "saldırganların kullandığı tesisleri" hedef alacağını yineledi.

Sözcü ayrıca, İran'ın Türkiye, Azerbaycan veya Kıbrıs'a yönelik herhangi bir saldırısını da yalanlayarak, bu tür saldırılara ilişkin haberleri "yanlış bir bahaneyle yapılan saldırılar" olarak nitelendirdi.

Aynı bağlamda Bekayi, Avrupa ülkelerini, Ortadoğu'da savaşı başlatan Amerikan-İsrail saldırıları için gerekli koşulların oluşmasına katkıda bulunmakla suçladı.

“Ne yazık ki, Avrupa ülkeleri bu koşulların oluşmasına katkıda bulundu,” diyen Bekayi, “hukukun üstünlüğünü savunmak ve Amerikan yıldırma ve ihlallerine karşı çıkmak yerine, BM Güvenlik Konseyi'nde yaptırımların yeniden uygulanması görüşmeleri sırasında bunlara onay verdiklerini ifade ederek hem Amerikan hem de Siyonist tarafları suç işlemeye devam etmeye teşvik ettiler” ifadelerini kullandı.

Şarku’l Avsat’ın Rus haber ajansı TASS’tan aktardığına göre Azerbaycan yetkilileri bugün İran ile olan sınır kapılarının gemi trafiğine yeniden açıldığını duyurdu. 

İran'ı müttefiki Rusya'ya bağlayan en kısa kara yollarından bazıları olan sınır geçişleri, Bakü'nün Nahçıvan bölgesine yönelik İran İHA saldırısının ardından geçen hafta kapatıldı.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan dün akşam Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ile telefon görüşmesi yaptı. Aliyev'in ofisinden yapılan açıklamada, Pezeşkiyan'ın kendisine İran'ın Nahçıvan saldırısıyla hiçbir ilgisinin olmadığını söylediği belirtildi.

NATO savunma sistemleri geçen hafta Türk hava sahasına ateşlenen bir balistik füzeyi düşürdü. Bu olay, bölgeye yayılan ABD-İsrail-İran savaşında önemli bir yayılma anlamına geliyor.


İran’ın İsrail’in orta kesimlerine düzenlediği füze saldırısında bir kişi öldü

İran’ın İsrail’e doğru ateşlediği misket bombası yüklü bir füze (Reuters)
İran’ın İsrail’e doğru ateşlediği misket bombası yüklü bir füze (Reuters)
TT

İran’ın İsrail’in orta kesimlerine düzenlediği füze saldırısında bir kişi öldü

İran’ın İsrail’e doğru ateşlediği misket bombası yüklü bir füze (Reuters)
İran’ın İsrail’e doğru ateşlediği misket bombası yüklü bir füze (Reuters)

İsrail’in orta kesimlerinde bugün bir dizi patlama meydana geldi. AFP muhabirleri, patlamaların İsrail ordusunun İran’dan yeni bir füze salvo saldırısı tespit ettiğini duyurmasının ardından gerçekleştiğini bildirdi.

Şarku’l Avsat’ın AFP muhabirlerinden aktardığına göre Tel Aviv’de en az on patlama sesi duyuldu.

İsrail acil yardım servisi Kızıl Davut Yıldızı, İsrail’in orta kesiminde bir inşaat sahasına düşen şarapnel parçaları sonucu bir kişinin hayatını kaybettiğini açıkladı.

Kızıl Davut Yıldızı Sözcüsü yaptığı açıklamada, olay yerinde yaklaşık 40 yaşlarında bir erkeğin öldüğünün belirlendiğini, ağır yaralanan bir başka kişinin ise Tel Hashomer Hastanesi’ne kaldırıldığını söyledi.

Sağlık görevlisi Liz Goral, yaralıların olay yerinde yerde hareketsiz ve bilinçsiz halde bulunduğunu, vücutlarında şarapnel parçaları nedeniyle ağır yaralar olduğunu belirtti.

Times of Israel gazetesi daha önce, İsrail’in orta kesiminde ‘misket bombası’ düşmesi sonucu üç kişinin ağır yaralandığını bildirmişti.

İsrail ordusu ise İran’ı, ülkeye yönelik füze saldırılarında yeniden misket mühimmatı kullanmakla suçladı.

Tahran yönetimi daha önce, mevcut çatışma sırasında ve geçen yıl haziran ayında yaşanan savaşta küme tipi savaş başlıkları kullandığını doğrulamıştı.

Uluslararası alanda misket mühimmatının kullanımı geniş çapta kınanıyor. Bu tür mühimmat, geniş alanlara rastgele patlayıcılar saçtığı için özellikle siviller açısından büyük tehlike oluşturuyor.

İsrail tarafı, İran’ı bu tür mühimmatı sivil bölgelerde kasıtlı olarak kullanmakla suçladı.

İsrail ordusu daha önce yaptığı açıklamada, İran’dan İsrail topraklarına doğru füzeler fırlatıldığının tespit edildiğini ve hava savunma sistemlerinin tehdidi engellemek için devreye girdiğini duyurdu.