Kahire'nin Trump'ın Ortadoğu stratejisindeki konumu nasıl görülmeli?

ABD Başkanı Trump’ın Ortadoğu ülkelerine düzenlediği ziyaret turu ve Mısır'ın ikinci kez turun dışında kalması, artan bölgesel zorluklar ve çalkantılar bağlamında ABD'nin rolünün ve etkinliğinin sınırlarını tartışmaya açtı

ABD Başkanı Donald Trump Riyad'da düzenlenen Suudi Arabistan-ABD Yatırım Forumu'na katıldı (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump Riyad'da düzenlenen Suudi Arabistan-ABD Yatırım Forumu'na katıldı (AFP)
TT

Kahire'nin Trump'ın Ortadoğu stratejisindeki konumu nasıl görülmeli?

ABD Başkanı Donald Trump Riyad'da düzenlenen Suudi Arabistan-ABD Yatırım Forumu'na katıldı (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump Riyad'da düzenlenen Suudi Arabistan-ABD Yatırım Forumu'na katıldı (AFP)

Ahmed Abdulhakim

ABD Başkanı Donald Trump'ın Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Katar'ı kapsayan bölgesel ve uluslararası turu ne kadar önemli olsa da Mısırlı çevrelerde Kahire'nin ABD'nin Ortadoğu stratejisindeki konumu ve Washington'ın başlıca müttefiklerinden biri olmaya devam edip etmediği ya da son dönemde bazı dosyalar ve meselelerle ilgili farklı görüşlerin iki ülke arasındaki uçurumu genişletip genişletmediği konusundaki tartışmalara yeni bir boyut kattı.

ABD-Mısır ilişkilerine dair tartışmalar, Kahire'nin hem iç hem de dış krizler ve zorluklar nedeniyle karşı karşıya kaldığı büyük güçlükler çerçevesinde bölgedeki krizlerle ilgili olarak oynadığı rol ve bunu sürdürme kabiliyetine dair soruların gölgesinde kaldı. Öyle ki bazı çevreler sorunların karışıklığının ve karmaşıklığının yanı sıra hızlı jeopolitik değişimler ve bunlara dahil olan aktörlerin değişen dinamikleri çerçevesinde yeniden formüle edilmesi çağrısında bulundu.

Bu soruların sayısı, bazılarına göre Başkan Trump'ın, Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile ilk başkanlık döneminden (2017-2021) bu yana ‘mükemmel bir şahsi ilişki’ içinde olmasına rağmen, Kahire'yi son Ortadoğu turundan dışlaması, Kahire'nin bölgesel bağlamda ‘marjinalleşmesinin’ bir işareti olarak görüldükten sonra daha da arttı. Bir ABD başkanının Mısır'a yaptığı son resmi ziyaret, 2009 yılının haziran ayında eski Başkan Barack Obama döneminde gerçekleşmiş, eski Başkan Joe Biden ise 2022 kasımında iklim zirvesine katılmak üzere Mısır'ın Şarm eş-Şeyh kentine birkaç saatliğine uğramıştı.

ABD ile Mısır arasındaki stratejik bağlar, Kahire'nin Sovyet kampından Batı'ya kaydığı 1973 Ekim Savaşı sonrasına kadar uzanıyor. Washington, Kahire’yi çeşitli şekillerde desteklemesi karşılığında 1979 yılında Kahire ile Tel Aviv arasında imzalanan barış anlaşmasını destekledi. O tarihten sonra iki ülke arasındaki ilişkiler Soğuk Savaş yılları boyunca güçlendi. Mısır, ABD'nin bölgedeki barış, istikrar ve terörle mücadele vizyonu çerçevesinde stratejik bir ortak haline geldi. Ancak son aylarda ve Başkan Trump'ın ocak ayında Beyaz Saray'a dönüşünden bu yana iki ülke arasındaki ilişkilere bazı tartışmalı konular hâkim oldu. Bunlar arasında İsrail'in Gazze Şeridi’nde yürüttüğü savaş ve ‘Filistinlilerin Gazze Şeridi'nden sürülmesi’ meselesi, Kızıldeniz'deki seyrüsefer krizi ve ABD'nin Kahire ile hem Moskova hem de Pekin arasında artan yakınlaşmadan duyduğu rahatsızlık yer alıyor.

İniş ve çıkışlara rağmen devam eden stratejik ortaklık

ABD ile Mısır arasındaki ilişkilerin 1974 martında yeniden başlamasından bu yana her iki ülke de ilişkilerini ‘stratejik ve vazgeçilmez’ olarak tanımlamış, birbirlerinin önemini ve bunun sürdürülmesinin her iki ülkenin ortak çıkarlarına hizmet ettiğini kabul etmiştir.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia'dan aktardığı habere göre  ABD Dışişleri Bakanlığı Bölgesel Sözcüsü Samuel Warburg yaptığı açıklamada şunları söyledi:

“ABD, Mısır ile uzun yıllara dayanan ortaklığına büyük değer vermekte ve Mısır'ın bölgesel güvenlik ve istikrarın desteklenmesinde oynadığı önemli rolün farkında. İki ülke arasındaki ilişki güvenlik, terörle mücadele, bölgesel arabuluculuk ve ekonomik kalkınma gibi birçok alanda onlarca yıllık stratejik iş birliğini kapsıyor.”

Warburg'a göre Başkan Trump, Mısır yönetimine büyük saygı duyuyor ve iki taraf arasındaki koordinasyon, gerek yetkililer arasında doğrudan iletişim yoluyla gerekse bölgedeki en aktif misyonlarımızdan birini temsil eden ABD’nin Kahire'deki Büyükelçiliği aracılığıyla en üst düzeyde devam ediyor. Mısır'ın önemli bölgesel meselelerde hayati bir rol oynamaya devam ettiğini vurgulayan Warburg, Mısır’ın başta Gazze'deki ateşkes çabalarının desteklenmesi ve bölgesel diyaloğun teşvik edilmesi olmak üzere birçok dosyadaki yapıcı katkılarını takdir ettiklerini belirtti.

rgthyu7
Cumhurbaşkanı Sisi, Trump'ın ilk başkanlığı döneminde Beyaz Saray'ı iki kez ziyaret ederken 2014 yılında iktidara gelmesinden bu yana karşılıklı resmi ziyaretler henüz gerçekleşmedi (AFP)

Warburg, Başkan Trump'ın bölgeye gerçekleştirdiği turda duraklar arasında Kahire'nin yer almamasının Mısır’ın marjinalleşmesini mi yoksa ABD'nin Ortadoğu stratejisinin yeniden formüle edilmesini mi yansıttığı sorusuna şu yanıtı verdi:

Her cumhurbaşkanlığı ziyareti belirli hedeflere ve koşullara dayanır. Ancak bu durum Mısır'ın, iş birliğimizi derinleştirmeye devam etmek istediğimiz güvenilir bir stratejik ortak olma özelliğini hiçbir şekilde azaltmaz.

Trump'ın Ortadoğu’ya yaptığı son ziyaret turu Mısır'ı dışarıda bırakıldığı bu türdeki ilk tur değildi. Trump, bir önceki başkanlık döneminde de bölgeye ilk dış ziyaretini 2017 mayısında gerçekleştirmiş, ABD-Arap ve İslam Ülkeleri Zirvesi’ne katılmıştı. Zirvenin ardından İsrail ve işgal altındaki Filistin topraklarına geçti. Ancak Kahire'ye uğramadı.

Ancak ‘stratejik ilişki’, Başkan Trump'ın Beyaz Saray'a dönüşünden bu yana bazı konularda yaşanan görüş ayrılıklarına rağmen Kahire'nin de benimsediği bir terim. Mısırlı diplomatik kaynaklar, Kahire'nin ABD’nin stratejik bir müttefiki olduğunu ve ABD yönetiminin, özellikle de bölgeyi saran çoklu krizlerin gölgesinde bölgesel istikrarın sağlanmasındaki önemini kabul ettiğini söyledi. Trump'ın ne ilk döneminde ne de son bölge turunda Mısır'ı ziyaret etmemesini Mısır'ın rolünün ‘marjinalleştirilmesi’ olarak değerlendiren aynı kaynağa göre ABD Başkanı'nın Körfez ülkelerine yaptığı tarihi ziyaret ve bunun olumlu sonuçları kaçınılmaz olarak tüm bölgeye yansıyacak ve Mısır'ın çıkarları Arap Körfezi bölgesindeki çıkarlarla doğrudan bağlantılı olacak.

Bir başka diplomatik kaynak ise Mısır'ın, Kahire'nin Filistin-İsrail çatışmasında oynadığı hayati rol başta olmak üzere, ABD ve diğer bölgesel ortaklarla birlikte mevcut savaşta arabuluculuk çabalarını desteklemek ve insani yardım akışını güvence altına almak için çalıştığı birçok dosyada ABD'nin çabaları için kilit bir dayanak olduğunu söyledi. Tüm bu dosyalara Mısır'ın hayati bölgesel rolü ve Ortadoğu'da stratejik bir müttefik olarak uzun geçmişi göz önüne alındığında, ABD yönetiminin hesaplamalarında çok önemli bir konuma sahip olduğu terörizm ve radikalizmle mücadele ve güvenlik ve askeri iş birliği konularının da dahil olduğunu belirten kaynak, buna karşın bu rolün, jeopolitik değişimler ve bölgedeki sıcak meseleler çerçevesinde artan zorluklar ve baskılarla karşı karşıya olduğunu vurguladı.

Her iki ülke de aralarındaki ilişkinin stratejisi hakkında konuşmaya devam ederken, basında yer alan bazı haberlerde perde arkasında, ortaya çıkan diğer ittifaklar ve ortaklıkların yükselişi lehine bir gerilime işaret edildi.

Arap Araştırma ve Politika Çalışmaları Merkezi Hani Süleyman, yaptığı değerlendirmede şunları söyledi:

“Bir devletin iç ekonomik, siyasi ve kültürel fazlalıkları ile devletin dış düzeyde, özellikle de dış politika ve uluslararası ilişkilerde daha etkin roller oynama kabiliyetlerinin artması arasında yakın ve son derece alakalı bir ilişki vardır. Dolayısıyla Mısır'ın rolündeki göreceli gerileme başta en iyi koşullarda olmayabilecek ekonomik düzeyde olmak üzere kısmen de olsa bu kabiliyetlerle ilgili. Ancak buna rağmen Mısır hala pozisyonlarında ve dış politikalarında tutarlı bir devlet olmaya devam ediyor ve en üst düzeyde olmasa bile büyük ölçüde hareket marjına sahip.”

Bize özel açıklamalarda bulunan Süleyman, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Trump yönetiminin Mısır'ı bölgeye yaptığı ziyaretinin dışında tutması, Mısır'ın uluslararası ve bölgesel ağırlığını değerlendirmek için tek başına nesnel bir temel oluşturmaz. Zira bu ilişkilerin stratejik bir statüye ulaşmasına yol açan belirleyiciler yerinde duruyor. Jeostratejik, güvenlik ve kültürel gerçekler Kahire'yi bölge ile herhangi bir angajmanın merkezi haline getiriyor.”

Mısır ve ABD arasındaki yakın iş birliği onlarca yıldır Washington'ın Ortadoğu politikasının temel taşlarından biri oldu. Kırk yılı aşkın bir süre önce İsrail ile Mısır arasında ABD arabuluculuğunda imzalanan barış anlaşmasından bu yana Mısır, İsrail ile birlikte ABD'nin yaklaşık 1,3 milyar dolar değerindeki askeri yardımının en büyük alıcılarından biridir.

“Zorlayıcı” bölgesel koşullar

Kahire ve Washington arasındaki ilişkilerdeki ‘boğuk gerilim’, önceki dönemlerde olduğu gibi ikili dosyalardaki farklılıklardan kaynaklanmadı. Daha ziyade ABD'nin demokrasi, insan hakları, özgürlükler ve diğer konularda Mısır'a baskı yapmasıydı, ancak birçoklarının nitelendirdiği gibi ilişkilerin soğumasına yol açan şey bölgesel çalkantıların ele alınmasının yanında görüşlerdeki ve algılardaki farklılıktı.

İki ülke arasındaki gerginlik, Trump'ın ikinci başkanlık dönemine başlamasından günler sonra ortaya çıktı. ABD Başkanı, ABD'nin Gazze Şeridi'ndeki ‘2,1 milyon Filistinliyi yerinden etmek’ ve burayı ‘Ortadoğu'nun Rivierası’ yapmak için kontrolü ele geçirmek istediğini söyleyerek dünyayı şoke etti. Kahire bunu reddetti ve ABD'nin bu planını ulusal güvenliğine karşı ciddi bir tehdit olarak gördüğü radikalizmi yayma ve İsrail’in gelecekteki saldırıları için bir bahane sağlama potansiyeli oluşturduğunu vurguladı. Ayrıca Filistinlilere karşı herhangi bir hamleye katılmayacağı ve davalarını sonsuza dek tasfiye etme tehdidinde bulunan ‘tarihi bir adaletsizliğe’ karşı Arap ülkelerinin ve uluslararası toplumun desteğiyle Gazze Şeridi’nin yeniden inşası için alternatif bir plan ortaya koydu.

sdfrgt
Bölgesel çalkantılar ve bölgesel konularda artan dalgalanmalar son aylarda Kahire ve Washington arasındaki ilişkiler üzerinde baskı oluşturdu (AFP)

İki taraf ayrıca Washington'ın ‘uluslararası seyrüsefer güvenliğini sağlamak’ amacıyla Yemen'deki Husilere karşı başlattığı askeri harekât konusunda da görüş ayrılığına düştü. Kahire, krizin çözümünün Gazze'deki savaşı durdurmak ve zaten güvenlik ve siyasi kırılganlıklarla boğuşan bir bölgede daha fazla gerilim ve çatışma olmadan kalıcı ve adil bir barışa ulaşmak olduğuna inanıyordu. Kahire daha sonra Başkan Trump'ın ‘Süveyş ve Panama kanallarının ABD olmadan var olamayacağını’ iddia ederek ülkesinin askeri ve ticari gemilerinin bu kanallardan ‘ücretsiz’ geçmesine izin verilmesi çağrısı karşısında şoke olurken bu çağrı Kahire tarafından resmi düzeyde ele alınmadı.

Tüm bu tutarsızlıklar ve ABD'nin Mısır'ın hem Pekin hem de Moskova ile yakınlaşmasından duyduğu rahatsızlık, Sisi ile Trump arasında daha önce olan ‘güçlü ilişkiyi’ ABD merkezli Newsweek dergisinin de belirttiği gibi ‘ılık ilişkiye’ dönüştürdü. Newsweek dergisi, Sisi ile Trump arasındaki ilişkinin Trump'ın ilk başkanlığı döneminde (2017-2021) ‘ABD-Mısır ilişkileri için altın bir çağını’ yaşamış olduğunu söyledi. Trump'ın Sisi'yi ‘büyük adam’ olarak ‘aşırı’ övdüğüne işaret eden dergi, bunun Trump'ın Beyaz Saray'da geçirdiği dört yıl boyunca mali desteğe dönüştüğünü ve Kahire'nin büyük bir yardım paketi almaya devam ettiğini belirtti. Sisi'nin güçlü liderliğini, özellikle Sina'da DEAŞ’a karşı terörle mücadele çabalarında bir değer olarak gören Trump, Sisi'nin Mısırını 'siyasal İslam'a karşı bir siper olarak görüyordu. Ancak Trump'ın ikinci başkanlığı döneminde bazı konularda farklı görüşler ortaya çıkmaya başladı.

Mısır hayati öne sahip bir barış ortağı ve NATO üyesi olmayan kilit bir müttefik olmaya devam etse de Washington ile ilişkiler, başta özgürlükler ve insan hakları olmak üzere çok çeşitli konulardaki derin anlaşmazlıklar nedeniyle bir süredir sarsıntı yaşıyor. Washington geçmişte sessiz diplomasi, kamuoyu açıklamaları ve dış yardım fonlarını en ihtilaflı konuların çözümüne bağlama yöntemlerini bir arada kullanmaya çalıştı. Ancak Washington Yakın Doğu Araştırmaları Enstitüsü’ne (The Washington Institute for Near East Policy/WINEP) göre şimdi işler farklı bir hal almış görünüyor.

Peki iki ülke arasındaki ilişkiye yönelik olası senaryolar neler?

Bölgedeki çalkantıların ve artan istikrarsızlığın Kahire ile Washington arasındaki ilişkiler üzerinde baskı yarattığı bir dönemde Mısır, Beyaz Saray'a geri dönem Başkan Trump’ın çılgın politikalarıyla başa çıkabileceği seçenekleri değerlendiriyor. Ancak asıl soru, iki ülke arasındaki ilişkilerin yakın gelecekte nasıl bir seyir izleyeceği sorusu akılları meşgul ediyor. Mısır eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Reha Ahmed Hasan'a göre Mısır'ın bölgesel bağlamdaki gücünün temel direkleri, herhangi bir büyük ülkenin bölgeselleşme vizyonunda atlanamaz. Hasan, Ortadoğu'daki başlıca güçlerin şu anda Mısır, Suudi Arabistan, Türkiye ve İsrail'den oluştuğu değerlendirmesinde bulundu.

Independent Arabia'ya açıklamalarda bulunan Hasan, şunları söyledi:

“Mısır'a stratejik açıdan bakarsak, stratejik öneme sahip konumu, 110 milyonu aşan nüfusu, coğrafi alanı, dünyanın en güçlü ordularından birine sahip olması, siyasi istikrarı ve ekonomik kaynaklarının çeşitliliği açısından etkili bir bölgesel devletin kapsamlı güçlerinin tüm bileşenlerine sahip olduğunu görürüz. Bu da Mısır'ın her şeyden bağımsız olarak bölgesel bir güç olduğu anlamına gelir. ABD-Mısır ilişkileriyle ilgili olarak ise özellikle İsrail'le barış süreci, güvenlik ve askeri koordinasyon ve bölgedeki terörizm ve aşırıcılıkla mücadelede ortak çabalar açısından, her iki ülke için de merkezi ve büyük önem taşıyan ilişkilerin temelleri değişmeden kaldı.”

Hasan, her iki ülkenin de askeri ve siyasi düzeylerde iş birliğinin stratejik öneminin bilincinde olduğunu vurguladı.

Bölgesel bazı meselelerde gerilen ilişkiler ve bunun ABD'nin bölgeye yönelik angajmanı bağlamında ‘radikal değişimlere’ yol açıp açmayacağıyla ilgili değerlendirmesinde ise Hasan, şunları söyledi:

“Son gelişmeler ABD'nin iç bağlamından ve mevcut yönetimin Çin ile güçlü ekonomik rekabet karşısında ekonomik ve ticari konulara odaklanma önceliğinden soyutlanamaz.”

Eski Dışişleri Bakan Yardımcısı, ABD'nin birçok yapısal ekonomik sorundan muzdarip olduğunu ve bu nedenle uluslararası düzeyde Çin ejderhası ile rekabet ritmini ayarlamak için bunların üstesinden gelmeye ve ele almaya çalıştığını da sözlerine ekledi.

ABD'nin önceliklerinin ötesinde, Arap Araştırma ve Çalışmalar Merkezi Direktörü Hani Süleyman’ın da açıkladığı gibi, Mısır'ın hızlı ve karmaşık bölgesel gelişmeleri ne kadar etkin bir şekilde ele aldığı sorusu da yanıt bekliyor.

Süleyman, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Uluslararası ilişkilerin mevcut mantığı, diğer aktörleri göreceli ağırlıklarından ve etkilerinden mahrum bırakabilecek şekilde, ekonomik kabiliyetler temelinde bazı bölgesel aktörlere daha fazla alan ve nüfuz etme olanağı sağlıyor. Bu da güç dengesindeki değişimin doğası ve bölgesel aktörlerin kabiliyetleri konusunda sallantılı veya kırılgan bir anlayışa neden oluyor.”

Kahire'ye, hızlanan bölgesel ve uluslararası değişimler çerçevesinde araçlarını ve kabiliyetlerini yeniden amaçlandırma ve Mısır devletinin geleneksel rollerini oynama özgürlüğünün önündeki başlıca engel olan ekonomik zorluğun üstesinden gelme ihtiyacını fark etme çağrısında bulunan Süleyman, “Bu da bir dereceye kadar dürüstlük ve şeffaflık, kartların yeniden karılması ve bölgesel ve uluslararası rollerde daha esnek sonuçlar elde etmek için kurum içi kabiliyetlerden yararlanmaya çalışmayı gerektiriyor” dedi.

Süleyman'a göre bölgedeki güç ve etkinlik dengesinde bazı ülkeler lehine bir değişim söz konusu, ancak bu durum Mısır'ın rolünün sona erdiği anlamına gelmiyor. Dolayısıyla Kahire bölgesel ağırlığı ve merkezi konumu sayesinde bazı eylem ve etki araçlarına sahip olmaya devam ediyor. Mısır'ın halen yeni ABD yönetiminin hesaplarında vazgeçilmez bir ortak olduğunu düşünen Süleyman, ancak bu ortaklığın sürdürülmesi, mevcut bölgesel ve uluslararası zorluklar çerçevesinde karşılıklı çıkarlar ve artan baskılar arasındaki dengelerin dikkatli bir şekilde yönetilmesini gerektirdiğini vurguladı.



Melania Trump, en sevilen First Lady'ler listesinde sondan ikinci çıktı

YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
TT

Melania Trump, en sevilen First Lady'ler listesinde sondan ikinci çıktı

YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)

Yeni bir ankete göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci First Lady'si seçildi ancak en sevilmeyen First Lady unvanını Trump'ın rakibi Hillary Clinton aldı.

YouGov'a göre bu ay 2 bin 255 ABD vatandaşından son 11 First Lady'yi "Mükemmel"den "Kötü"ye uzanan bir ölçekte sıralamaları istendi.

Yüzde 36'sı Melania'yı "kötü", yüzde 10'u da "ortalama altı" olarak değerlendirdi. Ankete katılanların yaklaşık yüzde 18'i Melania'yı "mükemmel", yüzde 12'si de "ortalama üstü" notu verdi. Böylece net onay oranı -16 çıktı.

Melania'dan daha düşük sırada yer alan tek First Lady, 2016 başkanlık seçimini Donald Trump'a kaybeden Hillary Clinton'dı. Ankete katılanların yüzde 33'ü onu "kötü", yüzde 11'i de "ortalama altı" diye değerlendirdi ve net onay oranı -17 oldu.

Öte yandan en popüler First Lady'ler sırasıyla +56, +32 ve +25 net puanla Jackie Kennedy, Rosalynn Carter ve Nancy Reagan'dı.

Michelle Obama da katılımcılar arasında favori olarak öne çıktı; yüzde 33'ü onu "mükemmel", yüzde 12'si ise "ortalama üstü" olarak değerlendirdi ve bu da ona +21 net onay puanı kazandırdı. Yaklaşık yüzde 22'si onu "kötü" buldu.

Ortalama olarak son 11 First Lady'nin çoğu, eşlerinden daha yüksek net puanlar aldı.

Hillary Clinton, -3 net puanlı eşinden önemli ölçüde daha düşük olan tek First Lady'ydi.

Birçok başkan ve First Lady benzer puanlar aldı; Jacqueline Kennedy Onassis ve John F. Kennedy (+56'ya karşı +61), Nancy ve Ronald Reagan (+25'e karşı +22), Michelle ve Barack Obama (+21'e karşı +15) bunlardan bazıları.

Melania ve Donald Trump da benzer ancak olumsuz puanlar aldı (-16'ya karşı -20).

Anket ayrıca, katılımcıların yüzde 48'inin Donald Trump'ı "kötü" bulduğunu, yüzde 6'sının ise "ortalama altı" olarak değerlendirdiğini ortaya koydu. Trump, YouGov'un katılımcılara sorduğu 20 başkan arasında en düşük puanı aldı. Katılımcıların yaklaşık yüzde 19'u 45 ve 47. başkanı "olağanüstü" olarak değerlendirdi.

Trump'tan sonra, selefi Joe Biden, katılımcıların yüzde 38'inin "kötü", yüzde 12'sinin ise "ortalama altı" şeklinde değerlendirdiği en az popüler eski başkan oldu. Sadece yüzde 7'si Biden'ı "mükemmel" olarak değerlendirdi.

Ankete göre, "First Lady'ler hakkındaki genel görüşler, eşleri hakkındaki görüşlere benzer şekilde siyasi olarak kutuplaşmış durumda".

Anket, tartışmalı belgeseli Melania'nın gösterime girmesiyle birlikte Melania Trump hakkında kamuoyunun ne düşündüğüne dair fikir veriyor. Belgeselin ilk hafta sonu 7 milyon dolar kazandığı bildirilse de bilet satışları ikinci haftada düşerek sadece 2,4 milyon dolar getirdi.

Amazon, belgeselin haklarını satın almak için 40 milyon, tanıtımı içinse 35 milyon dolar daha harcamıştı.

Independent Türkçe


Ortadoğu diken üstünde: “Irak işgalinden bu yana en büyük hava gücü toplandı”

ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
TT

Ortadoğu diken üstünde: “Irak işgalinden bu yana en büyük hava gücü toplandı”

ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump, Ortadoğu'daki askeri yığınağını artırarak İran'a saldırı hazırlığı yapıyor.

Kimliklerinin paylaşılmaması şartıyla CNN'e konuşan yetkililer, ordunun İran'a bu hafta sonu saldırı düzenlemeye hazır olduğunu ancak Trump'ın henüz son kararını vermediğini söylüyor.

Üst düzey güvenlik yetkililerinin çarşamba günü Beyaz Saray'da İran'daki durumla ilgili toplantı düzenlediği aktarılıyor. Trump'ın özel temsilcisi Steve Witkoff ve damadı Jared Kushner da İran'la müzakereler hakkında Cumhuriyetçi lideri bilgilendirmiş.  

Wall Street Journal (WSJ), Amerikan ordusunun 2003 Irak işgalinden bu yana Ortadoğu'daki en büyük hava gücünü topladığını yazıyor.

Son teknoloji F-35 ve F-22 jet avcı uçaklarının bölgeye yönlendirildiği, büyük hava harekatlarını koordine etmek için hayati önem taşıyan komuta ve kontrol uçaklarının da yola çıktığı aktarılıyor.

ABD ordusu, USS Abraham Lincoln'ın ardından, Venezuela'daki operasyon öncesinde Karayipler'e gönderilen dünyanın en büyük uçak gemisi USS Gerald Ford'u da Ortadoğu'ya yönlendirmişti. Bu gemide de çok sayıda saldırı ve elektronik harp uçağı olduğu ifade ediliyor.

Yetkililer, askeri harekat halinde iki seçeneğin masada olduğunu belirtiyor. ABD ordusu, Tahran yönetimini devirmek amacıyla çok sayıda İranlı siyasi ve askeri lideri hedef alabilir. Bunun yerine nükleer ve balistik füze tesislerinin vurulacağı hava saldırıları da düzenlenebilir. Her iki seçenek de potansiyel olarak haftalarca sürecek bir operasyon anlamına geliyor.

Analizde, geçen yıl haziranda İsrail'le yaşanan çatışmalar nedeniyle İran'ın hava savunma sisteminin ağır hasar aldığı savunuluyor. Buna rağmen Tahran yönetiminin, Hürmüz Boğazını kapatma ve çeşitli menzile sahip füzelerle misilleme yapma ihtimali olduğu vurgulanıyor.

ABD ve İsrail, İran'ın uranyum zenginleştirerek nükleer silah geliştirmeyi planladığını savunurken Tahran yönetimi bunu defalarca reddetmişti.

ABD ve İran arasında Umman'da 6 Şubat'ta başlayan müzakerelerde henüz somut bir sonuca varılamadı. Trump, İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini tamamen durdurmasını isterken, Tahran ise zenginleştirme seviyelerinin değiştirilebileceğini fakat programın durdurulmayacağını belirtiyor.

Diğer yandan İsrail, İran'ın balistik füze programının ve bölgedeki örgütlere verdiği desteğin sonlanmasını da istiyor. Washington-Tahran müzakerelerinin şimdilik nükleer programa odaklandığı ifade ediliyor. WSJ'ye konuşan yetkililer, İran'ın Trump görevden gidene dek uranyum zenginleştirme programını askıya alabileceğini söylüyor.  

Independent Türkçe, Wall Street Journal, CNN


Ortadoğu’ya askeri yığınak sürerken Trump: İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek

ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
TT

Ortadoğu’ya askeri yığınak sürerken Trump: İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek

ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü yaptığı açıklamada, Washington’un İran ile “ciddi bir anlaşma” yapması gerektiğini belirterek, Tahran’la yürütülen görüşmelerin iyi gittiğini söyledi.

Trump, Washington’da düzenlenen Barış Konseyi’nin ilk toplantısında, “Görüşmeler iyi. Yıllar içinde İran’la ciddi bir anlaşma yapmanın kolay olmadığı kanıtlandı. Ciddi bir anlaşma yapmalıyız; aksi takdirde sonuçları ağır olur” dedi.

ABD Başkanı, “İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek” ifadelerini kullandı.

Washington ile Tahran arasındaki kriz hassas bir dönemece girerken, üst düzey ulusal güvenlik yetkililerinin Trump’a, ABD ordusunun olası bir saldırı için “hazır” olduğunu bildirdiği aktarıldı. Cumartesi gününden itibaren uygulanabilecek muhtemel bir operasyon seçeneğinin masada olduğu, ancak nihai kararın Beyaz Saray’da siyasi ve askerî değerlendirmeye tabi tutulduğu belirtildi.

dfvgthy
İranlı askerlerin, Rus askerlerle birlikte Umman Denizi’nde gerçekleştirdiği askerî tatbikattan bir kare (EPA)

Amerikan televizyon ağlarının kaynaklarına göre son günlerde Ortadoğu’ya sevk edilen güçler – ek hava ve deniz unsurları dâhil – konuşlanmalarını tamamladı. Olası bir harekâtın zaman çizelgesinin hafta sonrasına da sarkabileceği ifade edildi.

Kaynaklar, İran’dan gelebilecek misillemelere karşı Savunma Bakanlığı’nın bazı personeli geçici olarak Avrupa’ya ya da ABD içine kaydırdığını belirtti. Bunun rutin bir önleyici tedbir olduğu ve saldırının kaçınılmaz olduğu anlamına gelmediği vurgulandı.

Angajman kuralları değişebilir

Bu gelişme, Trump açısından karmaşık bir denkleme işaret ediyor. Olası bir askerî darbe, bölgede angajman kurallarını değiştirebilir ve Tahran’ın müzakere pozisyonunu zayıflatabilir. Ancak aynı zamanda Körfez’den Doğu Akdeniz’e uzanabilecek geniş çaplı bir bölgesel tırmanma riskini de beraberinde getirebilir.

Öte yandan bekleme stratejisi, ABD iç kamuoyunda ya da Washington’un müttefikleri nezdinde geri adım olarak yorumlanabilir. Bu durum, askerî tehdidin inandırıcılığının test edildiği bir an olarak değerlendiriliyor.

CNN’e konuşan kaynaklar, ABD ordusunun hafta sonu itibarıyla İran’a yönelik bir saldırıya hazır olduğunu, ancak Trump’ın henüz nihai kararını vermediğini bildirdi.

hyjuıko
İran yönetimi karşıtı göstericiler, 17 Şubat 2026’da Cenevre’deki Birleşmiş Milletler Ofisi önünde pankart ve fotoğraflar taşıyor (AFP)

Kaynaklara göre Trump, özel görüşmelerde askerî müdahaleyi destekleyen ve karşı çıkan argümanları dinledi, danışmanları ve müttefiklerinin görüşlerini aldı. Bir kaynak, “Bu konu üzerinde uzun süre düşünüyor” dedi.

Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham ise televizyonda yaptığı açıklamada, İran’la ilgili kararın fiilen alındığını öne sürdü. Bölgeye yapılan büyük askerî yığınağa dikkat çeken Graham, savaş gemilerinin “bu mevsimde hava güzel olduğu için” bölgeye gelmediğini söyledi.

Daralan müzakere penceresi

Sahadaki gerilim tırmanırken diplomasi de temkinli adımlarla ilerliyor. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Cenevre’de yapılan dolaylı görüşmelerin ikinci turunda genel “yol gösterici ilkeler” üzerinde anlayış sağlandığını, ancak ihtilaflı başlıkların sürdüğünü açıkladı.

Bir ABD’li yetkili, Tahran’ın önümüzdeki iki hafta içinde yazılı bir teklif sunabileceğini belirterek “ilerleme sağlandı ancak pek çok ayrıntı hâlâ müzakere ediliyor” dedi.

Tahran, müzakerelerin yalnızca nükleer dosya ve yaptırımların kaldırılmasıyla sınırlı kalmasında ısrar ederken, Washington balistik füze programı ve İran’ın bölgesel müttefiklerine verdiği desteğin de gündeme alınmasını istiyor. Bu iki yaklaşım arasındaki siyasi mesafenin kısa sürede kapanması zor görünüyor.

İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Muhammad Eslami, “Nükleer endüstrinin temeli zenginleştirmedir” diyerek, hiçbir ülkenin İran’ı barışçıl teknoloji hakkından mahrum bırakamayacağını söyledi.

Bu açıklama, ABD’nin diplomasi başarısız olursa askerî seçeneğin masada olduğunu hatırlatmasının hemen ardından geldi.

Rus haber ajansı Interfax, Rus devlet nükleer şirketi Rosatom CEO’su Aleksey Likhachev’in, anlaşma sağlanması hâlinde İran’dan zenginleştirilmiş uranyumu kabul etmeye hazır olduklarını söylediğini aktardı.

Rusya Dışişleri Bakanlığı ise uranyumun İran’dan çıkarılması önerisinin hâlâ masada olduğunu, ancak nihai kararın Tahran’a ait olduğunu belirtti.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, ülkesinin “ne pahasına olursa olsun Amerika’ya boyun eğmeyeceğini” söyledi. İran’ın savaş istemediğini, ancak “aşağılanmayı kabul etmeyeceğini” vurguladı.

Hürmüz mesajı

Tahran, askeri gücünü Hürmüz Boğazı’nda sergiledi. Bir askeri yetkili, boğazın “en kısa sürede kontrol altına alınabileceği ya da kapatılabileceği” uyarısında bulundu. İran Devrim Muhafızları “Hürmüz Boğazı’nda Akıllı Kontrol” adlı tatbikatını tamamladı.

Boğaz, küresel petrol ve doğalgaz ihracatının önemli bölümünün geçtiği stratejik bir hat olarak, İran’ın geleneksel caydırıcılık kartı olarak görülüyor.

Moskova’dan uyarı

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, İran’a saldırının “ateşle oynamak” olacağını belirterek siyasi yöntemlere öncelik verilmesi çağrısında bulundu. Kremlin, Tahran’la yapılan ortak deniz tatbikatlarının önceden planlandığını açıkladı.

İsrail’de yayımlanan Maariv gazetesi, Washington’un olası bir saldırıdan kısa süre önce Tel Aviv’i bilgilendireceğinin değerlendirildiğini yazdı.

Polonya Başbakanı Donald Tusk, vatandaşlarına İran’ı derhal terk etmeleri çağrısında bulundu ve çatışma ihtimalinin “oldukça gerçekçi” olduğunu söyledi.

Öte yandan Avrupa Birliği Konseyi, 29 Ocak’taki Dışişleri Konseyi toplantısında varılan mutabakatın ardından 19 Şubat’ta İran Devrim Muhafızları’nı resmen terör örgütleri listesine ekledi. Böylece kurum, AB’nin terörle mücadele yaptırımlarına tabi olacak.