Trump ve Netanyahu… ‘Kişisel anlaşmazlıktan’ daha fazlası

İsrail çıkarlarını en iyi temsil eden kişi Netanyahu değil, Trump'tır

Trump, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'yu Beyaz Saray'da ağırladı, 7 Nisan 2025 (AFP)
Trump, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'yu Beyaz Saray'da ağırladı, 7 Nisan 2025 (AFP)
TT

Trump ve Netanyahu… ‘Kişisel anlaşmazlıktan’ daha fazlası

Trump, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'yu Beyaz Saray'da ağırladı, 7 Nisan 2025 (AFP)
Trump, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'yu Beyaz Saray'da ağırladı, 7 Nisan 2025 (AFP)

Michael Horowitz

ABD Başkanı Donald Trump, geçtiğimiz iki hafta boyunca İsrail'i diken üstünde durmak zorunda bıraktı. Başkan Trump’ın İsrail hükümetini defalarca kez şaşırtması, ülkenin liderleri arasında perde arkasında belki sessizce ama açıkça hissedilir bir endişenin artmasına yol açtı.

İlk şok, Trump'ın İran destekli Husilerle beklenmedik bir ateşkes ilan etmesiyle yaşandı. Ateşkesin duyurulması, Husilerin İsrail'in Ben Gurion Uluslararası Havaalanı'na düzenlediği füze saldırısına karşılık olarak İsrail'in Sana Havaalanı'na büyük bir saldırı düzenlemesinden sadece birkaç dakika sonraydı. Basında yer alan birçok habere göre İsrail, açıklanmasından önce ateşkesten haberdar edilmedi. Kısa süre sonra anlaşmanın, Husilerin İsrail'e yönelik bugün de devam eden saldırılarının durdurulmasına ilişkin herhangi bir atıfta bulunmadığı anlaşıldı.

Ama bu sadece bir başlangıçtı.

ABD Başkanı’nın Körfez ülkelerine yaptığı ziyaretle birlikte, İsrail'e yönelik sürprizleri de devam etti. Bu sürprizler, İsrail'in uzun süredir güvenliğine tehdit ve Türkiye'nin adamı olarak gördüğü Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera ile yapılan görüşme ile doruğa ulaştı. Daha da kötüsü Trump, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ı bir kez daha överken, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio da Ukrayna konusunu görüşmek üzere Türkiye'yi ziyaret etti. Fakat muhtemelen görüşmeler bunun ötesine geçti.

Trump, Ahmed eş-Şera’yı ‘oldukça çekici biri’ olarak tanımlamakla kalmadı, İsrail tarafının şaşkınlığı arasında Suriye'ye uygulanan yaptırımların kaldırılmasına ilişkin sürpriz bir açıklamada bulundu. Bu kararın öncesinde, açıklamadan önceki günlerde bile ABD yönetiminin böyle bir adım atmaya niyetli olduğuna dair herhangi bir işaret yoktu.

Şara’ya karşı katı bir tutum sergileyen İsrail hükümeti, yaptırımları kaldırmak bir yana, bunu Şam'a karşı bir koz olarak kullanmak için sürdürülmesi gereken hayati bir araç olarak görüyordu. Ancak bu karar, ABD Başkanı'nın İsrail ile Suriye arasında normalleşme sürecini zorlamaya niyetli olduğunu açıkça yansıtıyordu.

Böyle bir gelişme uzun vadede geniş çaplı faydalar sağlayabilir ve büyük bir diplomatik başarı olur. Ancak İsrail’in mevcut hükümeti, İbrahim Anlaşmaları’nı Suriye'yi de kapsayacak şekilde genişletmeye hiçbir zaman ilgi göstermedi.

Böyle bir gelişme uzun vadede geniş çaplı faydalar sağlayabilir ve büyük bir diplomatik başarı olur. Ancak İsrail’in mevcut hükümeti, İbrahim Anlaşmaları’nı Suriye'yi de kapsayacak şekilde genişletmeye hiçbir zaman ilgi göstermedi.

Trump'ın Katar ziyaretiyle birlikte, İsrail'de Doha'nın ABD Başkanı üzerindeki potansiyel etkisine ilişkin endişeler arttı. Bu endişeler, Amerikan basınında Katar'ın Başkan'a lüks bir uçak hediye ettiğine dair haberler çıktıktan ve özellikle de Trump'ın “Sadece bir aptal böyle bir hediyeyi reddeder” sözlerinden sonra daha da arttı. Bu durum, Katar'ın Trump yönetimindeki karar alma mekanizmalarında yeniden yer edindiğine dair İsrail'in şüphelerini artırdı.

Amerikan basınında, Trump'ın Netanyahu'yu, hükümeti Gazze'deki savaşı sona erdirmezse artık İsrail'in yanında yer almayacağı yönünde tehdit ettiğine dair haberler de yer aldı.

Bu gelişmeler, Gazze Şeridi’ndeki savaşta çok hassas bir döneme denk geldi. Beklenmedik bir başka gelişmeyle ABD yönetimi, savaşı sona erdirmek ve kalan rehineleri kurtarmak için yürütülen müzakerelerin çıkmaza girdiği bir dönemde, ABD vatandaşı İsrailli asker Edan Alexander'ı serbest bırakması için Hamas'a baskı yapmayı başardı. Kısa süre sonra ABD yönetiminin bir kez daha İsrail'i saf dışı bırakarak, Hamas'la doğrudan görüşmeler yaptığı ve yaklaşan ziyaret öncesinde bir iyi niyet jestine ihtiyaç duyduğuna ikna ettiği anlaşıldı.

Ancak iki durumu birbirinden ayırmak önemli. Bunlardan birincisi anlaşma, İsrail hükümetini şaşırtmış ve stratejik çıkarlar arasında büyüyen bir uçurumun altını çizmiş olsa da İsrail halkı tarafından geniş çapta memnuniyetle karşılandı. Ateşkese varılması talebiyle düzenlenen halk protestoları, İsrail'in çıkarlarını Netanyahu'nun değil, Trump'ın daha iyi temsil ettiğine dair sinyaller vermeye başladı. Bu durum, protesto hareketi ve rehinelerin aileleri arasında, çoğu İsraillinin arzuladığı şeyi gerçekleştireceği umuduyla ABD Başkanı’na doğru artan bir eğilim olduğunu da teyit etti.

Kişisel kriz mi?

ABD ile İsrail arasında kamuoyu önünde yaşanan bir dizi gerilim ve Trump'ın İsrail'i seyahat programından çıkarma kararı, Başkan Trump ile Başbakan Binyamin Netanyahu arasında kişisel bir kriz olduğuna dair spekülasyonları körükledi. Her iki lider de ‘şahsi’ diplomasi tarzlarıyla tanınıyor ve bu tarzlarında önemli politikalardan ziyade ‘kişiler arasındaki kimyaya’ önem veriyor ya da en azından ilişkilerini böyle göstermeye çalışıyorlar.

Ancak gerçekte durum muhtemelen daha da karmaşık. Trump ve Netanyahu arasındaki ilişkiyi güçlü bir kişisel ilişki olarak tasvir etmek, her ne kadar kamuoyu önünde öyleymiş gibi davranma konusunda şüphesiz iyi olsalar da birbirleriyle gerçekten dost olmadıklarını gösteren -bu yazarın daha önce belgelediği- birçok göstergeyi göz ardı etmek olur.

Böyle bir tasvir Donald Trump'ı motive eden şeyin özünü gözden kaçırıyor. Trump'ın dış politikaya yaklaşımı geleneksel jeopolitik çıkarlara, köklü ittifaklara ve tutarlı bölgesel dinamiklere değil, ister ‘anlaşmalar’ ister ABD ekonomisine yatırım akışı şeklinde olsun, medya etkisi yüksek ikili ‘kazanımlar’ arayışına dayanıyor.

Trump, Ahmed eş-Şara’yı ‘oldukça çekici biri’ olarak tanımlamakla kalmadı, İsrail tarafının şaşkınlığı arasında, Suriye'ye uygulanan yaptırımların kaldırılmasına ilişkin sürpriz bir açıklamada bulundu.

Trump, Ortadoğu turunun sonunda Abu Dabi'den ayrıldıktan sonra Air Force One uçağında gazetecilere açıklamalarda bulunurken, 16 Mayıs 2025 (AFP)Trump, Ortadoğu turunun sonunda Abu Dabi'den ayrıldıktan sonra Air Force One uçağında gazetecilere açıklamalarda bulunurken, 16 Mayıs 2025 (AFP)

Aslında Başkan Trump'ın, uluslararası ilişkiler uzmanlarının uzun vadede hayati önem taşıdığını düşündüğü birçok konuda belirli bir ideolojisi yok. Eğer somut bir ‘sonuç’ elde etme olasılığı varsa ister Husiler ister Taliban ister Hamas isterse İran ya da Rusya olsun, herhangi bir tarafla diyalog kurmaya hazır. Şarku’l Avsat’ın al Majalla’dan aktardığı analize göre Trump için önemli olan, niteliği ne olursa olsun ve nereden gelirse gelsin ‘anlaşmalar’ ve ‘zaferler’ elde etmektir.

Bu anlayışla Trump ve Netanyahu arasındaki anlaşmazlık, -yakın ilişkileri aslında medya tüketimi için olduğundan- şahsi hayal kırıklığından değil, Netanyahu'nun Trump'a istediğini, yani ‘kazanımlar’ ve ‘anlaşmalar’ sunamamasından kaynaklanıyor. ABD Başkanı, İsrail'in Gazze Şeridi ve Suriye ile ilgili anlaşmaları reddettiğini, İran ile bir anlaşma ihtimaline karşı çıktığını ve Suudi Arabistan ile normalleşme şansını azaltan tutumlar sergilediğini düşünüyor. Dolayısıyla Trump'ın Ortadoğu turunda İsrail'i görmezden gelmesi şaşırtıcı değildi. Bunun sebebi rekabet değil, daha ziyade orada ‘zafer’ olarak sayılabilecek bir şey bulamamış olmasıydı.

Tavizler vermek

Trump yönetimi, mevcut İsrail hükümetini memnun eden konuların ötesinde bile fırsatlar aramaya istekli olduğunu gösterdi. Diplomatik açıdan, ideolojik olmayan yaklaşımı ona başkalarının düşünmeye bile cesaret edemeyeceği inisiyatifler sunma ve anlaşmalar yapma esnekliği veriyor. Ancak Trump'ın dış politikasının temel sorunu başka bir yerde, yani açıklamalara, sembolizme ve medya manşetlerine odaklanıyor olmasında yatıyor ve genellikle içerik, tutarlılık ve süreklilik eksikliğiyle öne çıkıyor.

Netanyahu muhtemelen bunun farkında ve bunu kendi lehine kullanmaya çalışabilir. Gazze konusunda Trump'ın, özellikle de Ortadoğu turunun sona ermesinin ardından, başka bir haber başlığına geçmesini beklemekle yetinebilir. İran konusunda ise ABD'nin İran'ın nükleer programının azaltılması mı yoksa ortadan kaldırılması mı gerektiği konusundaki kararsızlığı, her iki taraf da bir anlaşmayı tercih etse bile müzakereleri rayından çıkarabilir. Bu tam da Netanyahu'nun o bilindik; ‘baskılara hemen yanıt vermek yerine zaman kazanmak, değişen koşullar üzerine bahis oynamak’ stratejisiyle örtüşüyor.

Ancak bu yaklaşımın risksiz olduğu söylenemez. Trump yönetiminin beklenenden daha hedef odaklı olduğu ortaya çıkarsa, Netanyahu kendisini taviz vermek, sadece bir engelden ibaret olmadığını ve yeni ABD yönetiminin alışılmadık düşünce ve yaklaşımına uymaya istekli bir ortak olduğunu kanıtlamak zorunluluğuyla karşı karşıya bulabilir. Bu durumda İsrail hükümeti, nerede esneklik gösterebileceğini ve nerede dokunulmaz kırmızı çizgiler çizmesi gerektiğini belirleyerek önceliklerini yeniden tespit etmek zorunda kalabilir.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



ABD'den İran'a müzakereler için 5 şart

Tahran’dan bir kare (Reuters)
Tahran’dan bir kare (Reuters)
TT

ABD'den İran'a müzakereler için 5 şart

Tahran’dan bir kare (Reuters)
Tahran’dan bir kare (Reuters)

İran Devrim Muhafızları’na bağlı Fars Haber Ajansı, Washington’un olası İran-ABD müzakereleri çerçevesinde Tahran’ın önerilerine yanıt olarak 5 temel şart belirlediğini bildirdi.

Habere göre Pakistan’ın arabuluculuğunda yürütülen ve savaşın sona erdirilmesini hedefleyen müzakereler, geçen hafta tarafların karşılıklı önerileri reddetmesiyle durma noktasına geldi.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Cuma günü yaptığı açıklamada, Tahran’ın Washington’dan ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin müzakerelere devam etmeye hazır olduğuna dair mesajlar aldığını söyledi.

Pakistan İçişleri Bakanı’nın, tıkanan görüşmeleri kolaylaştırmak amacıyla Cumartesi günü Tahran’a gittiği ve ziyaretin İran basını tarafından doğrulandığı aktarıldı.

Şarku’l Avsat’ın Fars Ajansı’ndan aktardığı habere göre ABD’nin şartları arasında şunlar yer alıyor:

  • ABD’nin herhangi bir tazminat veya zarar ödememesi,
  • İran’a ait 400 kilogram uranyumun ABD’ye teslim edilmesi,
  • İran’da yalnızca tek bir nükleer tesisin faal kalması,
  • Dondurulmuş İran varlıklarının yalnızca yüzde 25’inin serbest bırakılması,
  • Ateşkesin tüm cephelerde müzakerelerle ilişkilendirilmesi.

Haberde, İran bu şartları yerine getirse dahi ABD ve İsrail’den gelen saldırı tehdidinin süreceği değerlendirmesine de yer verildi. Ayrıca Washington’un teklifinin, savaş sırasında elde edilemeyen hedefleri diplomasi yoluyla elde etmeyi amaçladığı öne sürüldü.

Buna karşılık İran’ın, herhangi bir müzakere için “güven artırıcı 5 adım” şart koştuğu belirtildi. Bu adımlar arasında:

  • Tüm cephelerde savaşın sona ermesi, özellikle Lübnan’da,
  • İran’a yönelik yaptırımların kaldırılması,
  • Dondurulmuş İran fonlarının serbest bırakılması,
  • Savaş zararlarının tazmin edilmesi,
  • Hürmüz Boğazı üzerindeki İran egemenliğinin tanınması bulunuyor.

İran, ABD-İsrail saldırılarına yanıt olarak Hürmüz Boğazı’nı fiilen çoğu deniz trafiğine kapattı. Bu durumun küresel enerji tedarikinde ciddi bir sarsıntıya yol açtığı ifade edildi.

ABD’nin geçen ay İran’a yönelik saldırılarını durdurduğu, ancak İran limanlarına yönelik bir abluka başlattığı belirtildi. Tahran ise abluka sona ermeden boğazı açmayacağını açıkladı. ABD Başkanı Trump’ın, bir anlaşma sağlanmaması halinde yeniden saldırı tehdidinde bulunduğu aktarıldı.

Ayrıca Arakçi, Hindistan’ın Yeni Delhi kentinde düzenlenen BRICS toplantısı sırasında yaptığı basın açıklamasında, ABD’nin müzakere teklifine dair farklı mesajlar aldıklarını söyledi. Trump’ın sosyal medya açıklamalarının “birkaç gün önceki durumu yansıttığını” belirten Arakçi, daha sonra ABD’den yeniden diyalog isteği geldiğini ifade etti.

Buna rağmen Arakçi, Washington’un ciddiyetine ilişkin şüphelerini dile getirerek, “ABD’nin ciddi ve adil bir anlaşmaya hazır olduğuna emin olduğumuz anda müzakerelere döneriz” dedi.

Devrim Muhafızları’nın eski Genel Komutanı Muhammed Ali Caferi de Çarşamba günü yaptığı açıklamada, İran’ın ABD ile ön şartlar ve güven artırıcı adımlar olmadan müzakereye girmeyeceğini söyledi. Bu şartlar arasında savaşın tüm cephelerde sona ermesi, yaptırımların kaldırılması, dondurulmuş fonların serbest bırakılması, savaş tazminatı ve İran’ın Hürmüz Boğazı üzerindeki egemenliğinin tanınması yer aldı.

Salı günü ise İran Meclis Başkanı ve baş müzakereci Muhammed Bakır Kalibaf, ABD’ye sert bir uyarıda bulunarak, İran’ın önerisindeki 14 maddelik planı kabul etmesi gerektiğini, aksi halde “başarısızlıkla karşılaşacağını” söyledi. Kalibaf, X platformunda yaptığı paylaşımda, “İran halkının haklarını kabul etmekten başka alternatif yoktur. Aksi her yaklaşım tamamen sonuçsuz kalacaktır” ifadelerini kullandı.


ABD’nin, Rus petrolüne yönelik yaptırımları hafifletmek amacıyla tanıdığı muafiyetin süresi sona erdi

Rusya’nın Nakhodka Körfezi’ndeki Kozmino limanında demirlemiş bir ham petrol tankeri (Reuters)
Rusya’nın Nakhodka Körfezi’ndeki Kozmino limanında demirlemiş bir ham petrol tankeri (Reuters)
TT

ABD’nin, Rus petrolüne yönelik yaptırımları hafifletmek amacıyla tanıdığı muafiyetin süresi sona erdi

Rusya’nın Nakhodka Körfezi’ndeki Kozmino limanında demirlemiş bir ham petrol tankeri (Reuters)
Rusya’nın Nakhodka Körfezi’ndeki Kozmino limanında demirlemiş bir ham petrol tankeri (Reuters)

ABD’nin, Rus petrolüne yönelik yaptırımları hafifletmek amacıyla tanıdığı muafiyetin süresi sona erdi. Söz konusu karar, İran savaşı nedeniyle artan enerji fiyatlarının gölgesinde alındı.

Geçtiğimiz nisan ayında ABD Hazine Bakanlığı, 17 Nisan itibarıyla gemilere yüklenen Rusya menşeli ham petrol ve petrol ürünlerinin teslimi ve satışına izin veren bir muafiyet yayımlamıştı.

Söz konusu düzenlemenin dün itibarıyla sona ermesi planlanırken, Hazine Bakanlığı’nın internet sitesinde bu konuda güncellenmiş bir talimat yer almadı.

Rusya’nın petrol sektörü yıllardır ABD yaptırımlarının hedefinde bulunurken, nisan ayındaki istisna küresel enerji piyasalarında fiyat istikrarını sağlama amacıyla getirilmişti.

ABD daha önce mart ortasında da benzer bir muafiyet tanımış, ancak bu düzenleme 11 Nisan’da sona ermişti.

Eleştirmenler, söz konusu adımın Rusya’nın mali kaynaklarını güçlendirdiğini ve Kremlin’in petrol gelirlerini Ukrayna’daki savaşı finanse etmek için kullandığını savunuyor.

ABD Senatosu’nun Demokrat üyeleri Jeanne Shaheen ve Elizabeth Warren cuma günü yaptıkları açıklamada, Trump yönetimine muafiyetin uzatılmaması çağrısında bulundu.

Ortak açıklamada, “Hazine Bakanlığı’nın, Rusya’nın, Başkan Donald Trump’ın İran’daki pervasız savaşı sayesinde daha fazla gelir elde etmesine yardımcı olan düşünülmemiş politikasına son vermesi gerektiği” ifade edildi.

Senatörler ayrıca bu düzenlemenin ABD’li aileler için maliyetleri düşürdüğüne dair hiçbir işaret olmadığını belirtti.

Açıklamada, İran savaşıyla birlikte ABD’de benzin fiyatlarının belirgin şekilde yükseldiğine dikkat çekildi.

Amerikan Otomobil Birliği’nin (AAA) analizine göre dün ülkede ortalama benzin fiyatı galon başına 4,52 dolara ulaştı. Şubat ayı sonunda başlayan ABD-İsrail operasyonları öncesinde ise bu ortalama 2,98 dolar seviyesindeydi.


Vietnam’dan bu yana bir ilk: ABD uçak gemisinin rekor görev süresi sona erdi

Virginia'daki Norfolk Deniz Üssü'nde USS Gerald R. Ford uçak gemisinden inen denizciler ailelerinin yanına gidiyor (AP)
Virginia'daki Norfolk Deniz Üssü'nde USS Gerald R. Ford uçak gemisinden inen denizciler ailelerinin yanına gidiyor (AP)
TT

Vietnam’dan bu yana bir ilk: ABD uçak gemisinin rekor görev süresi sona erdi

Virginia'daki Norfolk Deniz Üssü'nde USS Gerald R. Ford uçak gemisinden inen denizciler ailelerinin yanına gidiyor (AP)
Virginia'daki Norfolk Deniz Üssü'nde USS Gerald R. Ford uçak gemisinden inen denizciler ailelerinin yanına gidiyor (AP)

ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon), İran ile savaşın başlamasından önce Ortadoğu’ya gönderilen USS Gerald R. Ford adlı uçak gemisinin 326 gün süren görev konuşlandırmasının ardından cumartesi günü Amerika Birleşik Devletleri’ne döndüğünü açıkladı.

ABD ordusu, sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı açıklamada, Savunma Bakanı Pete Hegseth’in dünyanın en büyük uçak gemisinin dönüşünü karşılamak üzere Virginia eyaletindeki Norfolk kentinde bulunduğunu belirtti.

Bu görev süresinin, Vietnam Savaşı’ndan bu yana bir Amerikan uçak gemisi görev grubunun gerçekleştirdiği en uzun konuşlandırma olduğu ifade edildi.

fedv
ABD uçak gemisi USS Gerald R. Ford (CVN 78), Virginia'daki Norfolk Deniz Üssü'nde (AFP)

Gerald Ford görev grubu, konuşlandırma sürecinde Karayipler’de yürütülen operasyonlara katıldı. ABD ordusu bu bölgede uyuşturucu kaçakçılığı yaptığı şüphesi bulunan teknelere yönelik operasyonlar düzenlerken, yaptırım altındaki petrol tankerlerini durdurdu ve Venezuela lideri Nicolás Maduro’yu gözaltına aldı.

sd
USS Gerald R. Ford uçak gemisi, Vietnam Savaşı'ndan bu yana en uzun görev süresi olan 11 aylık bir görevin ardından ana vatanı Virginia'ya döndü (AFP)

Daha sonra gemi, İran’a karşı yürütülen muharebe operasyonlarına katılmak üzere Ortadoğu’ya gönderildi.

Uçak gemisinin uzun görev süresi boyunca 12 Mart’ta çamaşırhane bölümünde çıkan yangında iki denizci yaralandı ve yaklaşık 100 yatağın ciddi şekilde zarar gördüğü bildirildi.

Ayrıca basında yer alan haberlere göre, uçak gemisi denizde bulunduğu süre boyunca tuvalet sisteminde de ciddi sorunlar yaşadı.

zxsdvf
Fotoğraf: AP