Kral Charles'ın Kanada ziyareti ve Trump'a verilen siyasi mesaj

Kral Charles ve Kanada Başbakanı Mark Carney, Kanada Genel Valisi'nin Ottawa'daki resmi konutu Rideau Hall'da bir araya geldiler, 26 Mayıs 2025 (AFP)
Kral Charles ve Kanada Başbakanı Mark Carney, Kanada Genel Valisi'nin Ottawa'daki resmi konutu Rideau Hall'da bir araya geldiler, 26 Mayıs 2025 (AFP)
TT

Kral Charles'ın Kanada ziyareti ve Trump'a verilen siyasi mesaj

Kral Charles ve Kanada Başbakanı Mark Carney, Kanada Genel Valisi'nin Ottawa'daki resmi konutu Rideau Hall'da bir araya geldiler, 26 Mayıs 2025 (AFP)
Kral Charles ve Kanada Başbakanı Mark Carney, Kanada Genel Valisi'nin Ottawa'daki resmi konutu Rideau Hall'da bir araya geldiler, 26 Mayıs 2025 (AFP)

Abdulfettah Hattab

Kral 3. Charles’ın Kanada ziyareti ve Kanada Parlamentosu'nun 45’inci yasama döneminin açılışında yaptığı Taht Konuşması, ABD Başkanı Donald Trump'a, ABD'ye, Kanadalılara ve tüm dünyaya verilen açık siyasi mesajlar taşıyordu.

Unutanlar için Kral 3. Charles’ın Kanada'nın yanı sıra diğer 56 İngiliz Milletler Topluluğu ülkesinden 14'ünün devlet başkanı olduğunu hatırlatalım. Daha önce Veliaht Prens ve Galler Prensi olarak Kanada'yı ziyaret eden Charles'ın Kraliçe Camilla eşliğinde yaptığı bu yirminci ziyareti, 2022 yılının eylül ayında tahta çıkmasından bu yana Kral olarak gerçekleştirdiği ilk ziyaretti.

Kanada’da kısa bir süre önce yapılan seçimleri kazanan Başbakan Mark Carney, Kral'ı Taht Konuşması’nı bizzat yapması ve Kanada Parlamentosu’nun 45’inci yasama dönemini açması için davet etmişti.

Normalde, Kanada Genel Valisi -şu anda bu görevi Mary Simon üstleniyor- Kral'ın ülkedeki temsilcisi olarak Taht Konuşması’nı yapar ve konuşma, her yeni parlamento oturumunun başlangıcında hükümetin gündemini belirlemek üzere Başbakan tarafından onun adına okunur. Kanada Avam Kamarası ve Senatosu, Kral'a ya da Senato'daki temsilcisine ayrılan koltuktan okunduğu için bu adı alan Taht Konuşması'ndan önce hiçbir faaliyette bulunamaz.

Normalde, Kanada Genel Valisi -şu anda bu görevi Mary Simon üstleniyor- Kral'ın ülkedeki temsilcisi olarak Taht Konuşması’nı yapar ve Başbakan tarafından onun adına okunur.

Taht Konuşması, en son Ekim 1977'de Kraliçe 2. Elizabeth tarafından bizzat yapılmıştı. Ondan önce ise yine Kraliçe 2. Elizabeth 1957 yılında Taht Konuşmasını yapmıştı. Dolayısıyla Kral 3. Charles'ın ziyaretinin önemi ve anlamı büyüktü.

Başbakan Carney'nin daveti, Kanada ile komşusu ABD arasındaki ilişkilerin gergin olduğu bir dönemde gelmesi nedeniyle ‘stratejik bir hamle’ olarak görülüyor.

Kanada Başbakanı, gazetecilere yaptığı açıklamada Kral Charles'ın ziyaretinin ‘Kanada’nın egemenliğini açıkça vurguladığını’ belirterek, “Bu tarihi ve tam zamanında gelen bir onurdur” ifadelerini kullandı.

Kanada Genel Valisi Mary Simon ise ziyaretin ‘Kanada ile Kral arasındaki yakın ilişkiyi vurguladığını’ söyledi. Vali Simon, “Ortak evrensel değerlerimiz olan demokrasi, eşitlik ve barış temelinde bir geleceği güvence altına almak için şimdi her zamankinden daha fazla bir araya gelmemiz gerekiyor” şeklinde konuştu.

Kral Charles Kanada'ya desteğini gösterdi mi?

Devlet başkanlığı görevi gereği Kral Charles'ın siyasetle ilgilenmesi beklenmiyor. Ancak Trump'ın tehditleri çerçevesinde Kanada'ya destek için şifreli mesajlar göndermiş ve sembolik jestler yapmış gibi görünüyor.

Kral Charles şubat ayında Kanada'yı ‘sevgili, dirençli ve nazik bir ülke’ olarak tanımladı. Bu tanım, kraliyet tarafından genellikle kutlanmayan bir olay olan Kanada bayrağının göndere çekilmesinin 60’ıncı yıldönümünde yapıldı.

Fjjf
Kral Charles ve Kraliçe Camilla Kanada'nın Ottawa kentindeki Ulusal Savaş Anıtı'nda bulunan Meçhul Asker Mezarı'na çelenk bıraktı, 27 Mayıs 2025 (AFP)

Kral Charles 4 Mart'ta İngiliz Donanmasına ait HMS Prince Of Wales uçak gemisini ziyaret ettiğinde göğsün çok sayıda Kanada madalyası vardı.

Yine mart ayında, Londra’da her yıl kutlanan İngiliz Milletler Topluluğu Günü'nde Kral Charles, Kanada sandalyesine oturmayı tercih etti.

Bu yılın başlarında Buckingham Sarayı'nda düzenlenen ağaç dikme töreninde Kral Charles'ın seçtiği ağaç, simgesel olarak yaprağı Kanada bayrağı üzerinde yer alan bir akçaağaçtı.

Kendisini ‘Kanada Kralı’ olarak da adlandıran Kral Charles, Kanada bayrağını ‘gurur ve hayranlık duygusu uyandırmakta asla başarısız olmayan bir sembol’ olarak tanımladı.

Kanadalılar birleştiğinde, Kanada kalıcı olanı inşa eder

Kral Charles, 27 Mayıs Salı günü Taht Konuşmasını gerçekleştirdi. ABD Başkanı Donald Trump ve ABD ile yaşanan gerilimin yaşandığı bir dönemde yaptığı konuşmada, Kanada'nın egemenliğini doğrudan “Kanada özgür ve güçlüdür” sözleriyle ifade etti.

Bu konuşmanın en önemli kısmı Kanada milliyetçiliğiyle ilgiliydi.

Kral Charles, şunları söyledi:

“Eşim ve ben bugün sizlere katılmaktan ve Kanadalıların yenilenmiş bir ulusal gurur, birlik ve umut duygusuyla bir araya gelmelerine tanık olmaktan büyük bir gurur ve memnuniyet duyuyoruz. Daha önce de söylediğim gibi, Kanada'yı her ziyaret ettiğimde, Kanada'nın daha fazlası kanıma ve ardından doğrudan kalbime sızıyor. Kanada'nın ulusal değerleri savunmak için gösterdiği cesaret ve fedakarlık ile Kanadalıların çeşitliliği ve nezaketiyle tüm dünyada tanınan eşsiz kimliğine her zaman hayranlık duymuşumdur. Bugün Kanada bir başka kritik aşamayla karşı karşıya. Demokrasi, çoğulculuk, hukukun üstünlüğü, kendi kaderini tayin hakkı ve özgürlük, Kanadalıların değer verdiği ve korumaya kararlı olduğu değerlerdir.”

Kanada'nın refahı önündeki ekonomik zorluklar

Kanada'nın karşı karşıya olduğu ekonomik zorluklara da değinen Kral Charles, şunları söyledi:

“Mükemmel olmasa da on yıllardır Kanadalıların refahına katkıda bulunan açık küresel ticaret sistemi değişiyor. Kanada'nın ortaklarıyla olan ilişkileri de değişiyor. Dünyanın İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana hiç olmadığı kadar tehlikeli ve belirsiz bir yer olduğunun farkında olmalıyız.”

Kfkf
Kral Charles ve Kraliçe Camilla için Kanada Genel Valisi'nin Ottawa'daki resmi konutunda halka açık bir resepsiyon verildi, 26 Mayıs 2025 (AFP)

Kanadalıların birçoğu, çevrelerinde köklü bir şekilde değişen dünya hakkında kendilerini endişeli ve stresli hissediyor. Radikal değişimler her zaman tedirgin edici olmuştur. Ancak bu an aynı zamanda harika bir fırsatı da sunar. Yenilenmek, daha büyük düşünmek ve daha büyük hareket etmek için bir fırsat. Kanada'nın İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana geçirdiği en büyük ekonomik dönüşümü başlatması için bir fırsat. Dünyanın en trajik çatışma bölgelerinden gelenler de dahil olmak üzere yeni Kanadalılara kucak açan kendine güvenen bir ülke olan Kanada, tüm Kanadalıların herhangi bir kıtadaki herhangi bir yabancı gücün onlardan alabileceğinden çok daha fazlasını sunabileceğini kabul ederek bu fırsatı değerlendirebilir. Değerlerine sahip çıkarak, tüm Kanadalılara hizmet edecek yeni ittifaklar ve yeni bir ekonomi inşa edebilir.

Örneğin, Başbakan ve ABD Başkanı, Kanada ve ABD arasında yeni bir ekonomik ve güvenlik ilişkisi tanımlamaya başladılar. Karşılıklı saygıya dayanan ve ortak çıkarlar üzerine inşa edilen bu ilişkinin, her iki egemen devlete de dönüştürücü faydalar sağlayacağına şüphe yok.

Bunun yanında Kanada hükümeti, Kanada’nın dünyanın ihtiyaç duyduklarına ve dünyanın saygı duyduğu değerlere sahip olduğu farkındalığıyla dünyanın dört bir yanındaki güvenilir ticaret ortakları ve müttefikleriyle ilişkilerini güçlendiriyor.

Şarku'l Avsat'ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Kanada, kendi değerlerini paylaşan benzer düşünen uluslardan oluşan bir ittifak kurmaya hazır. Uluslararası iş birliğine ve malların, hizmetlerin ve fikirlerin serbest ve açık değişimine inanıyor. Hızla gelişen bu yeni dünyada Kanada liderlik etmeye hazır ve bu durumun, Kanada'nın G7 Zirvesi'ni düzenleyeceği haziran ayında açıkça görülmesi bekleniyor.

Hükümetin nihai hedefi ve temel misyonu, G7'deki en güçlü ekonomiyi inşa ediyor. Bunun ilk adımı ise 13 eyalet ve bölge ekonomisinden bir Kanada ekonomisi yaratmak. Ticaret ve işgücü hareketliliğinin önündeki iç engeller Kanada'ya yıllık 200 milyar dolara mal oluyor. Hükümet, Ulusal Kanada Günü'ne kadar iç ticaret ve işgücü hareketliliğinin önündeki kalan tüm federal engelleri kaldırmak üzere bir yasa çıkaracak.

Başbakan Corney, eyaletler ve bölgeler arasındaki ticaret engellerini ortadan kaldırmak için şimdiden hayati adımlar attı. Bunun yanında Kanada Günü'ne kadar ülke genelinde serbest ticareti sağlamak için bu ilerlemeyi sürdürecek. Tüm bunlar, Kanada'nın tam ekonomik potansiyelini ortaya çıkarmak için kritik önem taşısa da yeterli değil.

Hükümet, güçlü bir Kanada’nın inşası için ulusal öneme sahip projeleri belirlemek ve teşvik etmek üzere eyaletler, bölgeler ve yerli Aborijinlerle yakın iş birliği içinde çalışıyor.

Güçlü bir Kanada inşa etmek için hükümet, ulusal öneme sahip projeleri - Kanada'yı birbirine bağlayacak, dünyayla bağlarını derinleştirecek ve nesiller boyunca yüksek maaşlı işler yaratacak projeleri - belirlemek ve hayata geçirmek için eyaletler, bölgeler ve Yerli halklarla yakın iş birliği içinde çalışıyor.

Değişimin hızı ve fırsatların büyüklüğü göz önüne alındığında, Kanada'nın dünya lideri çevre standartları korunurken, bir projenin onaylanma süresini beş yıldan iki yıla indirilecek olan yeni bir Büyük Federal Projeler Ofisi oluşturularak hızlı olmak büyük önem taşıyor.

Hükümet ayrıca, bir proje, bir inceleme hedefine ulaşmak için altı ay içinde ilgili her eyalet ve bölge ile iş birliği anlaşmaları imzalayacak. Kral Charles, ekonomik planı “Kanadalılar birleştiğinde, Kanada kalıcı olanı inşa eder” sözleriyle özetledi.

Jdj
Kral Charles ve Kraliçe Camilla Kanada'nın başkenti Ottowa’daki Macdonald-Cartier Uluslararası Havalimanı'ndan ayrılırken, 27 Mayıs 2025 (AFP)

Kral Charles, sözlerine şöyle devam etti:

“Kanada ekonomisinin önündeki bu engelleri kaldırmak ülkenin sadece süregelen ticaret savaşlarından sağ olarak değil, her zamankinden daha güçlü bir şekilde de çıkmasını sağlayacak yeni bir büyüme çağını başlatacak. Bu da Kanada'nın dünyanın önde gelen temiz ve konvansiyonel enerji süper gücü olmasını, iklim değişikliğiyle mücadele ederken onu küresel olarak daha rekabetçi hale getiren bir sanayi stratejisi oluşturmasını, vasıflı mesleklerde yüz binlerce iyi iş imkanı yaratmasını ve Kanada'yı bilim ve yenilik için önde gelen küresel bir merkez haline getirmesini sağlayacak.”

ABD ile olan kara sınırının kontrolü

Kara sınırlarındaki kaçakçılık olaylarına da değinen Kral Charles, “Kanada'nın gerçekten güçlü olabilmesi için güvenli olması gerekir. Bu amaçla hükümet, sınır güvenliğini güçlendirmek üzere bir yasa çıkaracak. Kolluk kuvvetleri ve istihbarat teşkilatları fentanil ve türevlerinin akışını durdurmak için yeni araçlara sahip olacak. Hükümet, zorluklar ister içeriden ister dışarıdan, nereden gelirse gelsin Kanadalıları ve onların egemenlik haklarını koruma görevini yerine getirecek. Toplumların güvenliğini sağlamak üzere ilave bin Kraliyet Kanada Atlı Polisi (RCMP) istihdam edecek. Radarlar, insansız hava araçları (İHA), helikopterler, ek personel ve köpek timleri konuşlandırarak sınırdan yasadışı silah ve uyuşturucu akışını azaltacak.”

Kral Charles, konuşmasını şu sözlerle tamamladı:

“Bu büyük değişim döneminde Kanadalılar, Kanada'yı eşsiz kılan unsurların arkasında birleşmişlerdir.”

Ülkenin karşı karşıya olduğu zorluklardan bahseden Kral Charles’ın konuşması birçok kişi tarafından Kanada'ya güçlü bir destek gösterisi olarak görüldü.

Başbakan Carney, daha önce açıkça ““Kanada satılık değil, asla da olmayacak” ifadelerini kullanmıştı. Kral Charles da ülkenin Devlet başkanı olarak, Kanada'nın egemenliğini destekleyen güçlü bir sembolik ziyaretle bu mesajın gücünü ve etkisini pekiştirdi.

 

 

 

 



İnfaz fotoğrafları gündem oldu: Yunanistan "ülke mirasını" satın alıyor

İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)
İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)
TT

İnfaz fotoğrafları gündem oldu: Yunanistan "ülke mirasını" satın alıyor

İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)
İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)

Yunanistan Kültür Bakanlığı, Naziler tarafından kurşuna dizilen 200 komünistin son anlarına ait olduğu belirtilen fotoğrafları bir Belçikalı koleksiyoncudan almak için ön anlaşma imzaladı.

Bu fotoğrafların ülke mirası olduğunu kabul eden Atina yönetimi, anlaşmanın detaylarını açıklamadı.

Anlaşma üzerine internetteki satış ilanı yayından kaldırıldı. 

Kültür Bakanı Lina Mendoni, koleksiyoncu Tim de Craene'nin yanına giden uzmanların, fotoğrafların gerçek olduğunu tespit ettiğini cuma günü duyurdu. 

200 komünistin, 1 Mayıs 1944'te Atina'nın banliyölerinden Kesariani'de infaz edilmeden önce çekildiği bildirilen 12 fotoğraf, geçen hafta eBay'de satışa çıkarılmıştı. 

Yunanistan Kültür Bakanlığı'nın Belçika'ya gönderdiği uzmanlar, bunların 1943-1944'teki Nazi işgali sırasında Yunanistan'da görevlendirilen Alman komutanlarından Hermann Heuer'ın imzasını taşıyan 262 fotoğraflık koleksiyonun bir parçası olduğunu fark etti. 

Ölüme yürüyen direnişçilerin marş söylediği görülüyor (Ebay/Greece at WW2 archives)Ölüme yürüyen direnişçilerin marş söylediği görülüyor (Ebay/Greece at WW2 archives)

200 komünist siyasi mahkumun Naziler tarafından kurşuna dizilmesi, o dönemin en büyük katliamlarından biri olarak kabul ediliyor. Olaya dair fotoğraflar ilk kez gün yüzüne çıkarken açık artırma girişimi tepki çekti.

Teselya Üniversitesi'nde toplumsal tarih dersleri veren Polymeris Voglis, New York Times'a şu yorumu yaptı:

Kendi infazlarına yürüyen bu kişilerin yüzlerini 82 yıl sonra ilk kez görüyoruz. Boyun eğmeyen duruşları beni çok etkiledi.

Voglis bu fotoğrafların ders kitaplarına eklenmesi gerektiğini ifade etti. 

Kesariani'de Nazilerin öldürdüğü komünistler için yapılan bir anıt, fotoğrafların gündem olmasının ardından tahrip edildi. 

Anıtı onaracağını bildiren Kesariani Belediyesi, "Bazılarını ne kadar rahatsız ederse etsin tarihi hafıza silinemez" dedi.

II. Dünya Savaşı biterken Batı destekli yönetimle komünistler arasında patlak veren iç savaş 1949'a kadar sürmüştü. O dönemde yaşanan kutuplaşmaların etkileri, günümüzde de hissediliyor. 

Independent Türkçe, New York Times, France24, AP


Amerika ve Avrupa... Zorlu evlilik ve acı boşanmanın alternatifi olarak zorunlu birlikte yaşama

Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
TT

Amerika ve Avrupa... Zorlu evlilik ve acı boşanmanın alternatifi olarak zorunlu birlikte yaşama

Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)

Antoine el-Hac

ABD Başkan Yardımcısı J. D. Vance’ın geçen yılki Münih Güvenlik Konferansı’nda yaptığı konuşma, Avrupa için adeta bir alarm zili oldu. Eleştirel ve suçlayıcı tonuyla dikkat çeken konuşma, Başkan Donald Trump’ın ikinci döneminin, Beyaz Saray’ın NATO ve Avrupa ile ilişkilerinde daha sert bir tutum benimseyeceğinin en açık işareti olarak değerlendirildi.

Bu yıl ise ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Münih’teki konuşmasında başkanına olan bağlılığı ile Avrupa ile derin ilişkiler arasında bir denge kurdu. Ülkesini Avrupa’nın ‘çocuğu’ olarak tanımlayan Rubio, eski kıta liderlerine, “Sevgili müttefiklerimiz ve eski dostlarımızla birlikte yeni bir küresel düzen inşa etmeye kararlıyız” mesajını verdi. Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ise bu açıklamalardan ‘çok memnun’ olduğunu belirtti.

Miami’de Kübalı ebeveynlerden doğan Rubio, ortak kültürel bağlara da dikkat çekti; Beethoven ve Mozart’ın yanı sıra The Beatles ve The Rolling Stones gibi grupları örnek gösterdi. Rubio, “Geleceğiniz ve geleceğimiz bizim için çok önemli. Bazen görüş ayrılıkları yaşayabiliriz, ancak bu farklılıklar, Avrupa’ya duyduğumuz derin kaygıdan kaynaklanıyor” dedi.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 14 Şubat 2026 tarihinde Münih Güvenlik Konferansı’nda konuşma yapıyor. (AFP)ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 14 Şubat 2026 tarihinde Münih Güvenlik Konferansı’nda konuşma yapıyor. (AFP)

Ancak Foreign Policy dergisinde konferansın ardından yapılan değerlendirmede, “Birçok Avrupa lideri özel oturumlarda endişelerini dile getirdi; Trump’ın son dönemde Grönland’ı ele geçirme tehdidini kırmızı çizgiyi aşma olarak gördüler. Rubio’nun Hristiyanlık ve Batı uygarlığına yaptığı vurgular ise bazıları için etnik çağrışımlar içeriyormuş gibi göründü” ifadeleri yer aldı.

Batı dışından konferansa katılanlar, Rubio’nun Avrupa’yı ABD’nin yanında Batı’yı genişletme yoluna davet etmesini, yeni kıtalara yerleşme ve dünya çapında imparatorluklar kurma vurgusuyla birlikte, yeniden sömürgeleştirme mesajı olarak yorumladı.

Rubio, Trump’ın Avrupa’nın göç ve iklim değişikliği konularındaki yaklaşımına yönelik eleştirilerini de yineleyerek, ABD’nin gerekirse kendi yolunu tek başına açmaya hazır olduğunu belirtti. Rubio, ülkesinin NATO ittifakını canlandırmak istediğini vurgulasa da Avrupa’nın buna olan iradesi ve kapasitesine şüpheyle yaklaştı.

Konuşma, Rubio’nun Trump’ın politik önceliklerine uyum ile Avrupa ortaklarını güvence altına alma arasında dikkatle kurması gereken dengeyi ortaya koydu. Cumhuriyetçi yönetimdeki birçok kişiden farklı olarak Rubio, ABD’nin dış politika hedeflerini gerçekleştirebilmesi için Avrupa ile ilişkilerde daha fazla diplomasiye ihtiyaç duyduğunu biliyor.

Rubio’nun görevi ve diplomasiye liderlik etmesi, tonunun göreceli olarak ılımlı olmasının nedeni olarak görülüyor. Rubio, güvenlik ve askeri kurumların varlığını -özellikle NATO’yu- her zaman desteklemişti. Örneğin 2019’da herhangi bir ABD başkanının NATO’dan çekilmesini engellemek için Cumhuriyetçi ve Demokrat partiler arasında yürütülen ortak çabanın parçası olmuştu. O dönemde, “Ulusal güvenliğimiz ve Avrupa’daki müttefiklerimizin güvenliği için ABD’nin NATO içinde etkin bir rol oynamaya devam etmesi hayati önemdedir” demişti.

Ukrayna’nın doğusundaki Donetsk cephesinde top ateşleyen Ukraynalı bir asker (AFP)Ukrayna’nın doğusundaki Donetsk cephesinde top ateşleyen Ukraynalı bir asker (AFP)

Başka bir örnekte, Rubio’nun, ABD’nin taahhüdü konusunda Vladimir Zelenskiy’ye belirli güvence verdiği belirtiliyor. Aynı zamanda, savaşın sona ermesi için Ukrayna’nın zor tavizler kabul etmesi gerektiği uyarısında bulundu. Bu yaklaşım, Vance’in daha önce ABD’nin ‘birkaç mil toprak için’ on milyonlarca dolar harcamasının gerekçelerine şüpheyle bakmasından farklı.

Rubio’nun Münih’teki konuşması, Vance’in bir yıl önceki konuşmasına göre daha az bölücü olsa da Trump döneminde ABD dış politikasında herhangi bir temel değişikliği yansıtmıyor. Yeni denklem şöyle özetlenebilir: ABD, bazı çıkarlarını Avrupa ile paylaşsa da değerlerini paylaşmıyor.

Büyük Atlantik mesafeleri

Konu sadece konuşmalar, anlatılar veya dil üslubu meselesi değil; dünya, ittifakların, çekişmelerin ve hatta düşmanlıkların değiştiği yeni bir gerçekliği yaşamaya başladı.

Özellikle Avrupa’da, yüzyıllar boyunca en yıkıcı savaşları yaşamış kıtada birçok kişi, kendilerini Rusya’nın yayılmacı eğilimleri ile Çin’in saldırgan ekonomik politikaları arasında ve hızla değişen eski yakın müttefik ABD’nin arasında açıkta ve tehlikeye maruz hissediyor.

Eurobarometer tarafından yapılan yakın tarihli bir ankete göre, Avrupalıların yüzde 68’i ülkelerinin  tehdit altında olduğunu düşünüyor.

Bugün Atlantik ötesi ilişkiler incelendiğinde, bu yılki Münih Güvenlik Konferansı’nın manzarası, stratejik bir ‘bilişsel uyumsuzluk’ durumunu yansıtıyor. Psikolojide bilişsel uyumsuzluk, inançlar ile davranışlar arasında uyumsuzluk olduğunda ortaya çıkan zihinsel gerilimi ifade eder.  Antoine el-Hac’ın Şarku’l Avsat için kaleme aldığı analize göre Münih’te bu çelişki açıkça görüldü: dostluk açıklamaları, derin güvensizlik sinyalleriyle yan yana, stratejik güvence ise politik kararlarla çelişiyordu. Sonuç, biçimde birleşik ama özde sıkıntılı bir Avrupa-Amerika ittifakı oldu; bu durum, uygun önlem alınmazsa açık bir çatışma riski taşıyor.

Bu bağlamda Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius, ABD’nin Avrupa’yı sonsuza dek koruyamayacağını kabul etti, ancak bölgesel baskılara -özellikle Grönland konusuna- kesin bir şekilde karşı çıktı. Pistorius, “Barış ve güvenliği sağlamak için uluslararası kuruluşlara başvurulmalı” dedi ve Avrupa Birliği (AB) ile ABD’nin bunu ancak birlikte başarabileceğini vurguladı. Bu tutum, ABD’nin iş birliği ve kolektif disiplin çağrısını temel alan yaklaşımıyla çelişiyor; söz konusu yaklaşım, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana geçerli olan kurallara ters düşen yeni bir oyun kuralı öneriyor.

Danimarka Kutup Komutanlığı tarafından Grönland’da düzenlenen bir eğitim tatbikatına katılan askerler (Reuters)Danimarka Kutup Komutanlığı tarafından Grönland’da düzenlenen bir eğitim tatbikatına katılan askerler (Reuters)

Ada ve buz

İstikrarı en çok sarsan anlaşmazlıklardan biri Grönland meselesi oldu. Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen, konunun hâlâ açık bir yara olduğunu belirtti. Donald Trump, Danimarka ve Avrupa’nın tepkilerini dikkate almadan, Danimarka egemenliğine bağlı ada ile ilgili cesur pozisyonunu açıkladı.

Bazı gözlemciler ve analistler, Münih’te ve diğer duraklarda gözlemlenen tutumların, mevcut krizin yalnızca siyasi elitler arasındaki iletişim eksikliğinden kaynaklanmadığını, daha geniş bir uyumsuzluk olduğunu gösterdiğini belirtiyor. Avrupa halkının kayda değer bir kısmı, ABD’nin kendilerini askeri saldırılara karşı korumayacağına inanıyor.

Bu nedenle Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Fransa’nın caydırıcı şemsiyesini Avrupa’nın geri kalanını kapsayacak şekilde genişletme tartışmasını yeniden açtı. Ancak bu güç gösterisi sağlam temellere dayanmıyor; yaklaşık 300 Fransız nükleer başlığı, 4 bin 309 nükleer başlığa sahip Rus cephaneliği karşısında caydırıcı olamaz. Avrupa ortaklarıyla bütünleşik bir komuta, kontrol ve iletişim sistemi olmadan hiçbir savunma sistemi anlam ifade etmiyor.

Öte yandan Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer Fransa ile iş birliğine hazır olduğunu ifade etse de Fransa’nın nükleer silahları yerel üretimken, İngiltere’nin nükleer caydırıcılığı, İngiliz yapımı savaş başlıkları taşıyan ve Kraliyet Donanması’nın denizaltılarında konuşlandırılan ABD yapımı Trident 2 D5 füzelerine dayanıyor. Bu nedenle İngiliz caydırıcılığı bağımsız değil ve bu stratejik açıdan kritik bir gerçek.

Avrupa liderleri, ülkelerinin mali, sosyal ve yaşam koşullarıyla ilgili sorunlar yaşadığını bilerek, ekonomik çıkar çatışmaları ve farklı söylemlere rağmen ‘Atlantik boşanmasının’ mümkün olmadığını anlıyor. Zor bir evliliğin maliyeti, acı bir boşanmadan daha azdır. Dolayısıyla zayıf taraf, ilişki sürekli gerilimli olsa da güçlü tarafla kalmak zorunda.

ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in birleştirilmiş görüntüsü (Reuters)ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in birleştirilmiş görüntüsü (Reuters)

Bu liderler, Donald Trump ve ekibinin söyleminin değişmeyeceğini ve mesajının AB’yi zayıf ve yönelimlerinde hatalı gösterme amacını sürdüreceğini de biliyor. Ancak AB’nin sosyal piyasa ekonomisi modeli ve açıklık taahhüdü hâlâ somut kazançlar sağlıyor. Tereddüt ve şüphe yerine, AB’nin güçlü yönlerine yatırımını artırması ve deneyimini, özellikle ABD ile Çin arasındaki jeopolitik rekabetin yoğunlaştığı bu dönemde, iş birliği ve entegrasyon modeli olarak öne çıkarması gerekiyor. Avrupa başarılı olursa, bu sürekli dengesi bozulan bir dünya için yararlı olur; başarısız olur ise kıta, yıkıcı çatışmaların sahnesi haline gelebilir.


Trump İran’la savaşa doğru ilerliyor... Danışmanları ekonomiye odaklanmasını tavsiye ediyor

 ABD Başkanı Donald Trump (EPA)
ABD Başkanı Donald Trump (EPA)
TT

Trump İran’la savaşa doğru ilerliyor... Danışmanları ekonomiye odaklanmasını tavsiye ediyor

 ABD Başkanı Donald Trump (EPA)
ABD Başkanı Donald Trump (EPA)

ABD Başkanı Donald Trump dün yaptığı açıklamada, İran’a sınırlı bir askeri saldırı düzenlemeyi düşündüğünü söyledi. Pentagon ise İran’a yönelik haftalar sürebilecek bir operasyon için hazırlıklarını sürdürüyor; operasyonun güvenlik tesislerinin yanı sıra nükleer altyapıyı da hedef alabileceği belirtiliyor.

Reuters’ın analizine göre, olası saldırı haberleri, Trump’ın danışmanlarının ekonomik kaygılara odaklanması için baskı yaptığı bir döneme denk geliyor. Bu durum, bu yıl yapılacak ara seçimler öncesinde herhangi bir askeri tırmanışın siyasi risklerini öne çıkarıyor.

Trump, Ortadoğu’daki Amerikan birliklerinin yoğun şekilde takviye edilmesini ve İran’a olası bir hava saldırısına hazırlanılmasını emretti; operasyonun haftalar sürebileceği belirtilse de detay verilmedi.

Uzmanlar, Trump’ın İran’a odaklanmasını, ikinci döneminin ilk 13 ayında dış politikanın -özellikle askeri gücün geniş kullanımının- iç politika konularının önüne geçtiğinin en somut göstergesi olarak değerlendiriyor. Bu dönemde ABD halkının çoğunluğunun önceliği olan yaşam maliyeti gibi iç meseleler büyük ölçüde gölgede kaldı.

Trump’ın danışmanları, seçim öncesinde ekonomiye odaklanılması çağrısında bulundu

Beyaz Saray’dan üst düzey bir yetkili, Trump’ın agresif söylemine rağmen yönetim içinde İran’a saldırı konusunda henüz ‘destek’ bulunmadığını açıkladı. Kimliği açıklanmayan yetkili, Trump’ın danışmanlarının, kararsız seçmenlere ‘karışık mesajlar’ vermekten kaçınmanın ve ekonomiye öncelik vermenin önemini de fark ettiklerini belirtti.

Beyaz Saray danışmanları ve Cumhuriyetçi Parti kampanya yetkilileri, Trump’ın ekonomik konulara odaklanmasını istiyor. Geçen hafta bazı kabine üyeleriyle yapılan özel bir brifingde de bu konunun kampanyanın en önemli meselesi olduğu vurgulandı; toplantıya Trump katılmadı, ancak kaynak toplantıya katılanlardan biri olarak bilgi verdi.

Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre başka bir Beyaz Saray yetkilisi yaptığı açıklamada, Trump’ın dış politika gündeminin ‘doğrudan Amerikan halkı için kazançlar’ sağladığını söyledi. Yetkili, “Başkanın tüm adımları (ister dünyayı daha güvenli hale getirmek, ister ülkemiz için ekonomik kazanımlar sağlamak olsun) ABD’yi önceliklendiriyor” dedi.

Kasım ayında yapılacak seçimler, Trump’ın mensubu olduğu Cumhuriyetçi Parti’nin Kongre’nin her iki kanadındaki kontrolünü koruyup koruyamayacağını belirleyecek. Demokratların bir veya her iki meclisi kazanması, Trump için kalan başkanlık döneminde ciddi bir siyasi engel oluşturabilir.

Cumhuriyetçi stratejist Rob Godfrey, İran ile uzun süreli bir çatışmanın Trump ve Cumhuriyetçiler için büyük bir siyasi tehdit oluşturacağını söyledi. Godfrey, “Başkan, üç kez art arda Cumhuriyetçi Parti’den aday olmasını sağlayan siyasi tabanı göz önünde bulundurmalı; bu taban dış politikaya şüpheyle bakıyor ve dış çatışmalara karışılmasına karşı; çünkü ‘sonsuz savaşları bitirme’ vaat edilmiş açık bir seçim taahhüdüydü” dedi.

Cumhuriyetçiler, seçim kampanyasında geçen yıl Kongre tarafından onaylanan vergi indirimleri ile konut maliyetlerini ve reçeteli bazı ilaçları düşürmeye yönelik programları öne çıkarmayı planlıyor.

Venezuela’dan daha güçlü bir düşman

Bazı muhalif seslere rağmen, Trump’ın izoleci yaklaşımını savunan MAGA (Amerika’yı Yeniden Büyük Yap) hareketinin destekçileri, geçen ay Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’yu görevden alan ani müdahaleyi destekledi. Ancak ABD, İran ile bir savaşa girerse Trump daha güçlü bir direnişle karşılaşabilir.

Trump, İran’ın nükleer programıyla ilgili bir anlaşmaya varılmaması durumunda ülkeyi bombalamakla defalarca tehdit etti. Dün de uyarısını tekrarlayarak, “Onlar için adil bir anlaşma yapmaları en iyisi” dedi.

İran Dini Lideri Ali Hamaney (AFP)İran Dini Lideri Ali Hamaney (AFP)

ABD, geçtiğimiz haziran ayında İran’daki nükleer tesisleri hedef aldı ve Tahran’ı, tekrar bir saldırıya uğraması durumunda sert bir yanıt vermekle tehdit etti.

Trump destekçileri ‘kararlı ve sınırlı önlemleri’ destekliyor

Trump, 2024 yılında ikinci başkanlık dönemini kazanırken büyük ölçüde ‘Önce Amerika’ yaklaşımına dayandı; bu yaklaşım yüksek enflasyonu düşürme ve maliyetli dış çatışmalardan kaçınma taahhütlerini içeriyordu. Ancak anketler, yüksek fiyatları düşürme konusunda Amerikan halkını ikna etmekte zorlandığını gösteriyor.

Buna karşın Cumhuriyetçi stratejist Lauren Kole, Trump’ın destekçilerinin, eylem belirleyici ve sınırlı olduğu takdirde İran’a karşı askeri adımları destekleyebileceğini söyledi. Kole, “Beyaz Saray, atılacak her adımı Amerikan güvenliği ve iç ekonomik istikrarla açık şekilde ilişkilendirmeli” dedi.

Ancak anketler, halkın başka bir dış savaşa girme konusunda isteksiz olduğunu gösteriyor. Trump’ın seçmenlerin ekonomik kaygılarını tamamen çözme vaadini yerine getirmedeki zorlukları göz önüne alındığında, İran ile olası bir tırmanış, başkan için ciddi riskler taşıyor. Trump, Reuters ile yaptığı son röportajda, partisinin ara seçimlerde zorluklarla karşılaşabileceğini kabul etmişti.

Savaşın çeşitli nedenleri

Tarih boyunca dış politika nadiren ara seçimlerde seçmenler için belirleyici bir konu olmuştur. Ancak Trump, Ortadoğu’ya iki uçak gemisi, savaş gemileri ve savaş uçaklarını içeren büyük bir güç sevk edince, İran önemli tavizler vermediği sürece askeri bir harekât gerçekleştirmekten başka seçeneği kalmamış olabilir. Aksi takdirde uluslararası alanda zayıf görünme riskiyle karşı karşıya.

Trump’ın olası bir saldırı için sunduğu gerekçeler ise belirsiz ve çeşitli. Ocak ayında, İran hükümetinin ülke genelindeki halk protestolarını bastırma kampanyasına yanıt olarak saldırı tehdidinde bulundu, ancak daha sonra geri adım attı.

"Abraham Lincoln" uçak gemisi, 8 Ocak'ta rotasını Ortadoğu'ya çevirmeden önce Pasifik Okyanusu'nda seyrediyor (ABD ordusu)"Abraham Lincoln" uçak gemisi, 8 Ocak'ta rotasını Ortadoğu'ya çevirmeden önce Pasifik Okyanusu'nda seyrediyor (ABD ordusu)

Son dönemde ise askeri tehditlerini İran’ın nükleer programını sona erdirme talepleriyle ilişkilendirdi ve ‘rejim değişikliği’ fikrini gündeme getirdi. Ancak kendisi ve yardımcıları, hava saldırılarının bunu nasıl gerçekleştireceğini açıklamadı.

Beyaz Saray’daki ikinci yetkili, Trump’ın ‘her zaman diplomasiyi tercih ettiğinin ve İran’ın geç olmadan anlaşmaya varması gerektiğinin’ açık olduğunu söyledi. Yetkili, başkanın ayrıca İran’ın ‘nükleer silaha sahip olamayacağını, üretim kapasitesi bulunamayacağını ve uranyum zenginleştiremeyeceğini’ vurguladığını bildirdi.

Birçok gözlemci, Trump’ın bu belirsizliğini, Başkan George W. Bush’ın 2003’te Irak’ı işgal etme gerekçesiyle ortaya koyduğu net hedeflerle karşılaştırıyor.

Bush, ülkenin kitle imha silahlarını yok etmeyi amaçladığını açıkça belirtmişti; ancak bu hedeflerin daha sonra yanlış istihbarat ve asılsız iddialara dayandığı ortaya çıkmıştı.

Godfrey, ara seçimlerde belirleyici rol oynayan bağımsız seçmenlerin, Trump’ın İran ile nasıl başa çıktığını yakından izleyeceğini söyledi. Godfrey, “Seçmenler ve başkanın tabanı, Trump’ın argümanlarını sunmasını bekleyecek” dedi.