Trump'a güvenirken Şara: Suriye ile İsrail’in ortak düşmanları var

Suriye Cumhurbaşkanı Şera, halkının güveninin talep edilemeyeceğini, ancak kazanılacağını ve Dürzilerin güvenliğinin pazarlık konusu yapılamayacağını söyledi

Suriye Cumhurbaşkanı Şara (ortada) ve ABD'li işadamı Jonathan Bass (sağda) Şam'da bir araya geldiler (SANA)
Suriye Cumhurbaşkanı Şara (ortada) ve ABD'li işadamı Jonathan Bass (sağda) Şam'da bir araya geldiler (SANA)
TT

Trump'a güvenirken Şara: Suriye ile İsrail’in ortak düşmanları var

Suriye Cumhurbaşkanı Şara (ortada) ve ABD'li işadamı Jonathan Bass (sağda) Şam'da bir araya geldiler (SANA)
Suriye Cumhurbaşkanı Şara (ortada) ve ABD'li işadamı Jonathan Bass (sağda) Şam'da bir araya geldiler (SANA)

Baha el-Avam

Son günlerde sosyal medya hesaplarında Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara'nın ABD’de iki haftada bir yayımlanan Jewish Journal gazetesine verdiği ve Beşşar Esed rejiminin 8 Aralık 2024 tarihinde düşmesinden sonra Şam'daki yeni yönetimin başındaki kişinin sansasyonel açıklamalarını içeren bir röportajla ilgili çeşitli paylaşımlar yapıldı.

Bir haber sitesinin Suriye Enformasyon Bakanlığı Halkla İlişkiler Müdürü Ali Rıfai’den aktardığına göre röportaj, Şara’nın Jewish Journal’e doğrudan verdiği bir röportaj değil, Şara ile ABD’li işadamı Jonathan Bass arasında yapılan ve Bass'ın söz konusu gazetede ‘Suriye lideriyle diyalog’ başlığı altında yayınlamaya karar verdiği ve ‘Yıkıntıların Ötesine Yolculuk’ başlığı taşıyan görüşmenin içeriğinden oluşuyor.

Röportajın doğrudan gerçekleşen bir diyalog mu yoksa arkasında bir bit yeniği olduğu için içeriği yayınlanan özel bir toplantı mı olduğundan bağımsız olarak, bazı satır araları dikkati çekiyor. Örneğin Şara’nın hayalini kurduğu yeni Suriye'ye ulaşmak için aklındaki yol haritasına dair ifadeler yer alan metinde Şara, yaşananların bir kısmını açıklarken ülkenin önümüzdeki aylarda ve yıllarda nelere tanık olabileceğine dair tahminleri yer alıyor.

Metinde belki de en öne çıkan dış mesele İsrail ile ilişkiler. Tel Aviv ile husumet olmasını istemeyen ve İsrail’in iki ülke arasındaki 1974'te imzalanan Ayrılma Anlaşması’nda öngörülen sınırlara geri dönmesini isteyen Şara, “Bugün iki ülkenin ortak düşmanları var. Yeni Suriye bugün bölgenin güvenliğinde önemli bir rol oynayabilir" dedi.

Siyaset dünyasında ortak bir düşman genellikle Şara'nın İsrail ile istediği ama acele etmediği bir dostluğun ve gelecekte uluslararası hukuk ve egemenlik temelinde yapılacak görüşmelerin önünü açabilir. Şara’nın İsrail’le gideceği tek yol bu ve başka bir yola gitmekten kaçınıyor. Çünkü kendi ifadesiyle ‘barış korkuyla değil karşılıklı saygıyla kazanılır’.

Şarku’l Avsat’ın Indpendent Arabia’dan aktardığı analize göre Suriyeliler İsrail ile net bir ilişkiyi tercih edebilir. Baba ve oğul Esedler, kırk yıl boyunca otoriter yönetimlerini pekiştirmek için İsrail ile savaşsız ve barışsız geçen dönemleri sık sık istismar ettiler. İsrail ile cephe hattında 40 yılı aşkın bir süredir herhangi bir sorun olmamasına rağmen ‘çatışma hali’ bahanesiyle baskı uyguladılar, insanları hapse attılar ve sıkıyönetimle özgürlükleri kısıtladılar.

Jewish Journal’e ‘dolaylı’ olarak verilen röportaja göre İsrail ile ilişkiler Şam için iki önemli meseleyle bağlantılı. Bunlardan birincisi Suriye'nin güneyindeki Dürzilerle ilgili bir iç mesele, ikincisi ise Şara'nın ABD Başkanı Donald Trump liderliğindeki mevcut ABD yönetimiyle kurmak istediği ‘iyi’ yahut ‘seçkin’ ilişki olarak özetlenebilecek bir dış mesele.

Suriye’nin güneydeki Suveyda’da nüfusun çoğunluğunu oluşturan Dürzilerin, İsrail'in Suriye'yi hedef almaya ve iç işlerine karışmaya devam etmesi için bir bahane olmasını istemeyen Şara, “Suriye'nin Dürzileri piyon değil, kökleri derinlere uzanan, tarihte hep devletlerine sadık olmuş, yasalar çerçevesinde her türlü korumayı hak eden ve güvenlikleri tartışmaya açık olmayan vatandaşlardır” ifadelerini kullandı.

ABD yakasında ise Şara, ABD Başkanı Trump’ı ortak bir düşmanla yüzleşen bir barış adamı olarak görüyor. Şara, Trump’ın güç, nüfuz ve bunların sonuçlarını anladığını ve Suriye'nin, bölgenin istikrara kavuşturulması ve ABD ile müttefiklerinin güvenliği konusunda anlaşmaya varmak için diyaloğu yeniden başlatabilecek dürüst bir arabulucuya ihtiyacı olduğunu düşünüyor. Şara’nın açıklamaları sadece açık sözlülüğü ile değil, aynı zamanda satır aralarında saklı anlamlarıyla da çarpıcıydı. Zira Şaraya göre yeni Suriye, barış ve tanınma arayışında alışılmadık adımlar atmaktan çekinmiyor.

Ülkesinin karşı karşıya olduğu zorlukları küçümsemeyen Şara, Bass'a göre birçok bölgesel ve uluslararası tarafın Suriye'nin gidişatını etkilemeye devam edeceğinin farkında olsa da ‘egemenliğin Suriye toplumu tarafından korunacağına, devletin bir piyon olmayacağına ve kontrolle değil meşruiyetle yönetileceğine’ inanıyor. Ayrıca ABD’nin yönetimde, yolsuzlukla mücadelede ve dürüst ve şeffaf kurumlar inşa etmede kendisiyle iş birliği yapacağını umuyor.

ABD’li işadamları Şara'nın sahneyi gerçekçi bir şekilde ele aldığına ve ‘Suriyelilerin geçmişi unutmadığını ve yeni yönetimin geçmişin küçük bir yansımasının dahi tekrarlanmasını engellemesi ve hatta ondan tamamen farklı bir olgu yaratması gerektiğini’ kabul ettiğini düşünüyor. Bu da yeni yönetimin birkaç ay önce Suriye kıyılarındaki olayları ele alırken Şara'nın teorisini uygulama konusunda başarılı olup olmadığı sorusunu gündeme getiriyor. Açıklama, farklı bölgelerde meydana gelmiş ve gelmekte olan ‘münferit’ misilleme olaylarını önlemeye yönelik müdahalesini de kapsıyor. Şam kırsalındaki Ceramana ve Sahnaya ilçeleri gibi güvenliği kontrol etmek istediği yerlerin yönetimine ilişkin sorular da ortaya çıkıyor.

Tüm bu soruların cevabı Bass'ın insanların yeni yönetime olan güveniyle ilgili sorusuna verdiği yanıtta yatıyor olabilir. Zira Şara, Suriyelilerden kendisine güvenmelerini değil, sabırlı olmalarını, kendisini denemelerini ve daha sonra kendisini ve tüm geçiş sürecini sorumlu tutmalarını istediğini söyledi. Fakat insanların devlete güven duymasını sağlayan eylemler ve kararlar değil mi? Geçiş sürecindeki kusurları ortaya çıkar çıkmaz göstermek yanlış mı, yoksa kimsenin ne zaman ve nasıl sona ereceğini bilmediği yıllar boyunca beklemek mi gerekiyor?



Melania Trump, en sevilen First Lady'ler listesinde sondan ikinci çıktı

YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
TT

Melania Trump, en sevilen First Lady'ler listesinde sondan ikinci çıktı

YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)

Yeni bir ankete göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci First Lady'si seçildi ancak en sevilmeyen First Lady unvanını Trump'ın rakibi Hillary Clinton aldı.

YouGov'a göre bu ay 2 bin 255 ABD vatandaşından son 11 First Lady'yi "Mükemmel"den "Kötü"ye uzanan bir ölçekte sıralamaları istendi.

Yüzde 36'sı Melania'yı "kötü", yüzde 10'u da "ortalama altı" olarak değerlendirdi. Ankete katılanların yaklaşık yüzde 18'i Melania'yı "mükemmel", yüzde 12'si de "ortalama üstü" notu verdi. Böylece net onay oranı -16 çıktı.

Melania'dan daha düşük sırada yer alan tek First Lady, 2016 başkanlık seçimini Donald Trump'a kaybeden Hillary Clinton'dı. Ankete katılanların yüzde 33'ü onu "kötü", yüzde 11'i de "ortalama altı" diye değerlendirdi ve net onay oranı -17 oldu.

Öte yandan en popüler First Lady'ler sırasıyla +56, +32 ve +25 net puanla Jackie Kennedy, Rosalynn Carter ve Nancy Reagan'dı.

Michelle Obama da katılımcılar arasında favori olarak öne çıktı; yüzde 33'ü onu "mükemmel", yüzde 12'si ise "ortalama üstü" olarak değerlendirdi ve bu da ona +21 net onay puanı kazandırdı. Yaklaşık yüzde 22'si onu "kötü" buldu.

Ortalama olarak son 11 First Lady'nin çoğu, eşlerinden daha yüksek net puanlar aldı.

Hillary Clinton, -3 net puanlı eşinden önemli ölçüde daha düşük olan tek First Lady'ydi.

Birçok başkan ve First Lady benzer puanlar aldı; Jacqueline Kennedy Onassis ve John F. Kennedy (+56'ya karşı +61), Nancy ve Ronald Reagan (+25'e karşı +22), Michelle ve Barack Obama (+21'e karşı +15) bunlardan bazıları.

Melania ve Donald Trump da benzer ancak olumsuz puanlar aldı (-16'ya karşı -20).

Anket ayrıca, katılımcıların yüzde 48'inin Donald Trump'ı "kötü" bulduğunu, yüzde 6'sının ise "ortalama altı" olarak değerlendirdiğini ortaya koydu. Trump, YouGov'un katılımcılara sorduğu 20 başkan arasında en düşük puanı aldı. Katılımcıların yaklaşık yüzde 19'u 45 ve 47. başkanı "olağanüstü" olarak değerlendirdi.

Trump'tan sonra, selefi Joe Biden, katılımcıların yüzde 38'inin "kötü", yüzde 12'sinin ise "ortalama altı" şeklinde değerlendirdiği en az popüler eski başkan oldu. Sadece yüzde 7'si Biden'ı "mükemmel" olarak değerlendirdi.

Ankete göre, "First Lady'ler hakkındaki genel görüşler, eşleri hakkındaki görüşlere benzer şekilde siyasi olarak kutuplaşmış durumda".

Anket, tartışmalı belgeseli Melania'nın gösterime girmesiyle birlikte Melania Trump hakkında kamuoyunun ne düşündüğüne dair fikir veriyor. Belgeselin ilk hafta sonu 7 milyon dolar kazandığı bildirilse de bilet satışları ikinci haftada düşerek sadece 2,4 milyon dolar getirdi.

Amazon, belgeselin haklarını satın almak için 40 milyon, tanıtımı içinse 35 milyon dolar daha harcamıştı.

Independent Türkçe


Ortadoğu diken üstünde: “Irak işgalinden bu yana en büyük hava gücü toplandı”

ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
TT

Ortadoğu diken üstünde: “Irak işgalinden bu yana en büyük hava gücü toplandı”

ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump, Ortadoğu'daki askeri yığınağını artırarak İran'a saldırı hazırlığı yapıyor.

Kimliklerinin paylaşılmaması şartıyla CNN'e konuşan yetkililer, ordunun İran'a bu hafta sonu saldırı düzenlemeye hazır olduğunu ancak Trump'ın henüz son kararını vermediğini söylüyor.

Üst düzey güvenlik yetkililerinin çarşamba günü Beyaz Saray'da İran'daki durumla ilgili toplantı düzenlediği aktarılıyor. Trump'ın özel temsilcisi Steve Witkoff ve damadı Jared Kushner da İran'la müzakereler hakkında Cumhuriyetçi lideri bilgilendirmiş.  

Wall Street Journal (WSJ), Amerikan ordusunun 2003 Irak işgalinden bu yana Ortadoğu'daki en büyük hava gücünü topladığını yazıyor.

Son teknoloji F-35 ve F-22 jet avcı uçaklarının bölgeye yönlendirildiği, büyük hava harekatlarını koordine etmek için hayati önem taşıyan komuta ve kontrol uçaklarının da yola çıktığı aktarılıyor.

ABD ordusu, USS Abraham Lincoln'ın ardından, Venezuela'daki operasyon öncesinde Karayipler'e gönderilen dünyanın en büyük uçak gemisi USS Gerald Ford'u da Ortadoğu'ya yönlendirmişti. Bu gemide de çok sayıda saldırı ve elektronik harp uçağı olduğu ifade ediliyor.

Yetkililer, askeri harekat halinde iki seçeneğin masada olduğunu belirtiyor. ABD ordusu, Tahran yönetimini devirmek amacıyla çok sayıda İranlı siyasi ve askeri lideri hedef alabilir. Bunun yerine nükleer ve balistik füze tesislerinin vurulacağı hava saldırıları da düzenlenebilir. Her iki seçenek de potansiyel olarak haftalarca sürecek bir operasyon anlamına geliyor.

Analizde, geçen yıl haziranda İsrail'le yaşanan çatışmalar nedeniyle İran'ın hava savunma sisteminin ağır hasar aldığı savunuluyor. Buna rağmen Tahran yönetiminin, Hürmüz Boğazını kapatma ve çeşitli menzile sahip füzelerle misilleme yapma ihtimali olduğu vurgulanıyor.

ABD ve İsrail, İran'ın uranyum zenginleştirerek nükleer silah geliştirmeyi planladığını savunurken Tahran yönetimi bunu defalarca reddetmişti.

ABD ve İran arasında Umman'da 6 Şubat'ta başlayan müzakerelerde henüz somut bir sonuca varılamadı. Trump, İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini tamamen durdurmasını isterken, Tahran ise zenginleştirme seviyelerinin değiştirilebileceğini fakat programın durdurulmayacağını belirtiyor.

Diğer yandan İsrail, İran'ın balistik füze programının ve bölgedeki örgütlere verdiği desteğin sonlanmasını da istiyor. Washington-Tahran müzakerelerinin şimdilik nükleer programa odaklandığı ifade ediliyor. WSJ'ye konuşan yetkililer, İran'ın Trump görevden gidene dek uranyum zenginleştirme programını askıya alabileceğini söylüyor.  

Independent Türkçe, Wall Street Journal, CNN


Ortadoğu’ya askeri yığınak sürerken Trump: İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek

ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
TT

Ortadoğu’ya askeri yığınak sürerken Trump: İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek

ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü yaptığı açıklamada, Washington’un İran ile “ciddi bir anlaşma” yapması gerektiğini belirterek, Tahran’la yürütülen görüşmelerin iyi gittiğini söyledi.

Trump, Washington’da düzenlenen Barış Konseyi’nin ilk toplantısında, “Görüşmeler iyi. Yıllar içinde İran’la ciddi bir anlaşma yapmanın kolay olmadığı kanıtlandı. Ciddi bir anlaşma yapmalıyız; aksi takdirde sonuçları ağır olur” dedi.

ABD Başkanı, “İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek” ifadelerini kullandı.

Washington ile Tahran arasındaki kriz hassas bir dönemece girerken, üst düzey ulusal güvenlik yetkililerinin Trump’a, ABD ordusunun olası bir saldırı için “hazır” olduğunu bildirdiği aktarıldı. Cumartesi gününden itibaren uygulanabilecek muhtemel bir operasyon seçeneğinin masada olduğu, ancak nihai kararın Beyaz Saray’da siyasi ve askerî değerlendirmeye tabi tutulduğu belirtildi.

dfvgthy
İranlı askerlerin, Rus askerlerle birlikte Umman Denizi’nde gerçekleştirdiği askerî tatbikattan bir kare (EPA)

Amerikan televizyon ağlarının kaynaklarına göre son günlerde Ortadoğu’ya sevk edilen güçler – ek hava ve deniz unsurları dâhil – konuşlanmalarını tamamladı. Olası bir harekâtın zaman çizelgesinin hafta sonrasına da sarkabileceği ifade edildi.

Kaynaklar, İran’dan gelebilecek misillemelere karşı Savunma Bakanlığı’nın bazı personeli geçici olarak Avrupa’ya ya da ABD içine kaydırdığını belirtti. Bunun rutin bir önleyici tedbir olduğu ve saldırının kaçınılmaz olduğu anlamına gelmediği vurgulandı.

Angajman kuralları değişebilir

Bu gelişme, Trump açısından karmaşık bir denkleme işaret ediyor. Olası bir askerî darbe, bölgede angajman kurallarını değiştirebilir ve Tahran’ın müzakere pozisyonunu zayıflatabilir. Ancak aynı zamanda Körfez’den Doğu Akdeniz’e uzanabilecek geniş çaplı bir bölgesel tırmanma riskini de beraberinde getirebilir.

Öte yandan bekleme stratejisi, ABD iç kamuoyunda ya da Washington’un müttefikleri nezdinde geri adım olarak yorumlanabilir. Bu durum, askerî tehdidin inandırıcılığının test edildiği bir an olarak değerlendiriliyor.

CNN’e konuşan kaynaklar, ABD ordusunun hafta sonu itibarıyla İran’a yönelik bir saldırıya hazır olduğunu, ancak Trump’ın henüz nihai kararını vermediğini bildirdi.

hyjuıko
İran yönetimi karşıtı göstericiler, 17 Şubat 2026’da Cenevre’deki Birleşmiş Milletler Ofisi önünde pankart ve fotoğraflar taşıyor (AFP)

Kaynaklara göre Trump, özel görüşmelerde askerî müdahaleyi destekleyen ve karşı çıkan argümanları dinledi, danışmanları ve müttefiklerinin görüşlerini aldı. Bir kaynak, “Bu konu üzerinde uzun süre düşünüyor” dedi.

Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham ise televizyonda yaptığı açıklamada, İran’la ilgili kararın fiilen alındığını öne sürdü. Bölgeye yapılan büyük askerî yığınağa dikkat çeken Graham, savaş gemilerinin “bu mevsimde hava güzel olduğu için” bölgeye gelmediğini söyledi.

Daralan müzakere penceresi

Sahadaki gerilim tırmanırken diplomasi de temkinli adımlarla ilerliyor. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Cenevre’de yapılan dolaylı görüşmelerin ikinci turunda genel “yol gösterici ilkeler” üzerinde anlayış sağlandığını, ancak ihtilaflı başlıkların sürdüğünü açıkladı.

Bir ABD’li yetkili, Tahran’ın önümüzdeki iki hafta içinde yazılı bir teklif sunabileceğini belirterek “ilerleme sağlandı ancak pek çok ayrıntı hâlâ müzakere ediliyor” dedi.

Tahran, müzakerelerin yalnızca nükleer dosya ve yaptırımların kaldırılmasıyla sınırlı kalmasında ısrar ederken, Washington balistik füze programı ve İran’ın bölgesel müttefiklerine verdiği desteğin de gündeme alınmasını istiyor. Bu iki yaklaşım arasındaki siyasi mesafenin kısa sürede kapanması zor görünüyor.

İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Muhammad Eslami, “Nükleer endüstrinin temeli zenginleştirmedir” diyerek, hiçbir ülkenin İran’ı barışçıl teknoloji hakkından mahrum bırakamayacağını söyledi.

Bu açıklama, ABD’nin diplomasi başarısız olursa askerî seçeneğin masada olduğunu hatırlatmasının hemen ardından geldi.

Rus haber ajansı Interfax, Rus devlet nükleer şirketi Rosatom CEO’su Aleksey Likhachev’in, anlaşma sağlanması hâlinde İran’dan zenginleştirilmiş uranyumu kabul etmeye hazır olduklarını söylediğini aktardı.

Rusya Dışişleri Bakanlığı ise uranyumun İran’dan çıkarılması önerisinin hâlâ masada olduğunu, ancak nihai kararın Tahran’a ait olduğunu belirtti.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, ülkesinin “ne pahasına olursa olsun Amerika’ya boyun eğmeyeceğini” söyledi. İran’ın savaş istemediğini, ancak “aşağılanmayı kabul etmeyeceğini” vurguladı.

Hürmüz mesajı

Tahran, askeri gücünü Hürmüz Boğazı’nda sergiledi. Bir askeri yetkili, boğazın “en kısa sürede kontrol altına alınabileceği ya da kapatılabileceği” uyarısında bulundu. İran Devrim Muhafızları “Hürmüz Boğazı’nda Akıllı Kontrol” adlı tatbikatını tamamladı.

Boğaz, küresel petrol ve doğalgaz ihracatının önemli bölümünün geçtiği stratejik bir hat olarak, İran’ın geleneksel caydırıcılık kartı olarak görülüyor.

Moskova’dan uyarı

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, İran’a saldırının “ateşle oynamak” olacağını belirterek siyasi yöntemlere öncelik verilmesi çağrısında bulundu. Kremlin, Tahran’la yapılan ortak deniz tatbikatlarının önceden planlandığını açıkladı.

İsrail’de yayımlanan Maariv gazetesi, Washington’un olası bir saldırıdan kısa süre önce Tel Aviv’i bilgilendireceğinin değerlendirildiğini yazdı.

Polonya Başbakanı Donald Tusk, vatandaşlarına İran’ı derhal terk etmeleri çağrısında bulundu ve çatışma ihtimalinin “oldukça gerçekçi” olduğunu söyledi.

Öte yandan Avrupa Birliği Konseyi, 29 Ocak’taki Dışişleri Konseyi toplantısında varılan mutabakatın ardından 19 Şubat’ta İran Devrim Muhafızları’nı resmen terör örgütleri listesine ekledi. Böylece kurum, AB’nin terörle mücadele yaptırımlarına tabi olacak.