İran'ın önündeki dört acı nükleer seçenek

Tahran… Bir bütün olarak bölge için temel faydalar ve çıkarımlar

 İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve ekibi, 19 Ağustos'ta Roma'da düzenlenen ikinci tur görüşmeler sırasında (Reuters)
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve ekibi, 19 Ağustos'ta Roma'da düzenlenen ikinci tur görüşmeler sırasında (Reuters)
TT

İran'ın önündeki dört acı nükleer seçenek

 İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve ekibi, 19 Ağustos'ta Roma'da düzenlenen ikinci tur görüşmeler sırasında (Reuters)
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve ekibi, 19 Ağustos'ta Roma'da düzenlenen ikinci tur görüşmeler sırasında (Reuters)

İran, geçtiğimiz cumartesi günü Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi aracılığıyla kendisine iletilen ABD'nin nükleer programına ilişkin yeni anlaşma önerisine resmi bir yanıt bekliyor.

Son saatlerde ortaya çıkan sızıntılar, Tahran'ın, Umman'ın arabuluculuğunda Maskat ve Roma arasında dönüşümlü olarak gerçekleşen beş tur dolaylı müzakerenin ardından gelen Washington'un teklifini reddedebileceğini gösteriyor.

Avrupalı bir diplomat, “Zaman faktörü İran'ın aleyhine işliyor” dedi. Oysa İran daha önce bu faktörü kendi lehine kullanma becerisi ile tanınıyordu ve bu durum geçtiğimiz yıllarda açıkça görülmüştü.

Lübnan, Suriye ve Gazze Şeridi'ndeki son gelişmeler karşısında, özellikle de ABD Başkanı Donald Trump'ın bu yılın başında Beyaz Saray'a dönmesinin ardından elindeki baskı kartlarından birçoğunu kaybeden İran'ın durumu bugün değişti.

Açıkça ifade etmek gerekirse, yukarıda bahsi geçen diplomatik okumaya göre İran şu anda 2023 sonbaharından önceki halinden daha ‘zayıf’ durumda. Ayrıca, Trump'ın geçen hafta İsrail Başbakanı’nın İran'ın nükleer tesislerine saldırı emri vermesini Tahran'la devam eden görüşmeleri sekteye uğratma korkusuyla engellediğini iddia etmesinin de gösterdiği gibi, İsrail tehdidi artık eskisi gibi ‘gözdağı’ olarak kategorize edilmiyor.

Müzakereler çıkmaza girmiş olabileceğinden ve ABD yönetimi İran'ın kendisine sunulan teklife karşılık vereceğine dair umudunu kaybettiğinden, Trump'ın İsrail'in dürtüsünü engellemek için dayandığı bahane çöktü ve bölgede bilinmeyen olasılıklara kapı açtı.

Bu nedenle, özellikle Körfez ülkelerinden olmak üzere Arap yetkililer tarafından yapılan açıklamalarda, zaten istikrarsızlıktan muzdarip olan bölgeye olumsuz yansımaları olacak savaş ve çatışmadan kaçınılması gerektiği vurgulandı.

Bu patlayıcı ortama rağmen İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi dün Kahire'de şu açıklamayı yapmaktan çekinmedi: “İsrail'in İran'a saldırmak gibi bir hata yapacağını sanmıyorum.”

İran'ın zayıflayan konumu

Bugün Tahran kendisini, diplomasisini çeşitli cephelerde yeniden canlandırmaya sevk eden bir dizi güçlükle karşı karşıya buluyor. Özellikle Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) ve Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi'nin desteğini almak için daha önce Moskova ve Pekin'i ziyaret eden Arakçi, ülkesinin pozisyonunu anlatmak ve Batı'nın baskısına karşı koymak için bölge turuna çıktı.

Tahran, ‘Küresel Güney’ olarak adlandırılan ülkelerin siyasi desteğine güvenebilir. Ancak bu destek, ister 2015 anlaşması ister 2231 sayılı BM Güvenlik Konseyi karar kapsamında olsun, nükleer dosyasını yöneten yasal mekanizmalar üzerinde çok az etkiye sahip olduğu için sınırlı kalmaya devam ediyor.

Paris'teki Avrupalı bir diplomat, İran'ın bugünkü bağlamda zayıflığının, nükleer dosyayla doğrudan ilgili üç Avrupa başkentiyle (Paris, Berlin ve Londra) arasındaki yabancılaşmada yattığını düşünüyor.

Tahran ile ilişkilerinde önemli bir bozulmaya tanık olan Fransa, Mayıs 2022'den bu yana iki Fransız vatandaşının casusluk suçlamasıyla ‘keyfi’ olarak gözaltında tutulması nedeniyle Uluslararası Adalet Divanı'na (UAD) şikâyette bulundu. Fransız vatandaşlarının davalarının görülüp görülmediği ise bilinmiyor.

Almanya'da kısa süre önce Şansölye Friedrich Merz liderliğinde, İran konusunda bir önceki hükümete kıyasla daha sert tutum sergileyen sağcı bir hükümet kuruldu.

Londra ise Washington'la yakınlaşmasını sürdürmek istiyor. Bu da Tahran'a karşı ABD'nin sert çizgisinden ayrılmasını gerçekçi kılmıyor.

Kısacası, Avrupalılar müzakerelerde marjinalize edilmiş ve İran'la arabulucu rolünü oynamaktan dışlanmış olsalar da Avrupa'nın pozisyonu artık ABD'nin vizyonuna daha yakın.

Dahası, UAEA’nın Yönetim Kurulu'nun talebi üzerine geçtiğimiz kasım ayındaki toplantısında yayınladığı son kapsamlı rapor, hem içeriği hem de beklenen yansımaları açısından İran için yeni bir başarısızlık.

 İran gazetesi Vatan-ı Emruz’un ‘Avrupa'nın dengesizliği’ manşeti ve Fransa, Almanya ve Birleşik Krallık liderlerinin toplantısından bir kare (EPA)İran gazetesi Vatan-ı Emruz’un ‘Avrupa'nın dengesizliği’ manşeti ve Fransa, Almanya ve Birleşik Krallık liderlerinin toplantısından bir kare (EPA)

Bir diğer nokta ise bu ayın 9’u ila 13'ü arasında yapılması planlanan UAEA Guvernörler Kurulu toplantısı. Şarku'l Avsat'ın aldığı bilgiye göre bu toplantının yapıldığı bağlam, toplantıya eşlik etmesi beklenen sertleşme ve İran'ın nükleer dosyasının BM Güvenlik Konseyi'ne geri gönderilmesine yol açma olasılığı çerçevesinde İran için en önemli toplantı olarak kabul ediliyor.

İran'ın korkusu, UAEA Genel Direktörü’nü ‘önyargılı’ olmakla suçlayan birden fazla İranlı yetkili tarafından verilen şiddetli tepkiler göz önüne alındığında açıkça görülüyor. Tahran daha önce dosyasının BM Güvenlik Konseyi'ne sevk edilmesinin kesin bir yanıtla karşılanacağı tehdidinde bulunmuştu.

Diğer yandan Batılı ülkelerin, Kapsamlı Ortak Eylem Planı Anlaşması’nı (KOEP- nükleer anlaşma) onaylayan 2231 sayılı BM Güvenlik Konseyi kararının süresinin dolacağı ekim ayından önce çok önemli kararlar alması ihtimal dışı değil.

Tahran'ın dört seçeneği

Yukarıda anlatılanlar ışığında, İran'ın alt senaryolarıyla birlikte dört ana seçeneği olduğu açık. ABD'nin önerisine vereceği resmi yanıtı bekleyen ilk seçenek, tüm müzakere sürecinin sona ermesi anlamına gelecek ‘radikal bir ret’ ile tam bir kopuş anlamına gelmeyen ancak müzakere çabalarının yeniden başlaması için kapıyı açık bırakan ‘esnek bir ret’ arasında değişiyor gibi görünüyor.

Başka bir deyişle, İran'ın anlaşmanın kendi çıkarlarına ve vizyonuna ‘uygun olmadığını’ düşündüğü ana noktalarına ilişkin ‘çekincelerini’ ifade etmesi, bazı değişiklikler yapması ve iletişim kanallarının açık kalması halinde ABD'nin tepkisinin ne olacağını görmesi için kapı açık kalabilir.

İran'ın kendi topraklarında uranyum zenginleştirme ve nükleer programını sürdürme konusundaki ısrarı, Washington'un bunları İran'a vermemekte ısrar etmesi nedeniyle en önemli anlaşmazlık noktaları. Her halükârda müzakere, doğası gereği bir tarafın diğer tarafa kendi pozisyonunu tamamen dayatması anlamına gelmiyor.

Tahran, nükleer mesele gibi bazı konularda sertleşirken, bölgesel politikaları gibi diğer konularda esneklik gösterebilir ya da Washington'la bir bilek güreşi sürecinde kullanabileceğine inandığı Husiler gibi taraflar üzerinde pazarlık yapabilir.

Ancak İranlı yetkililer anlaşmayı tamamen reddedip müzakereleri kesmeye karar verirlerse, ki bu ciddi gerilime işaret eden bir senaryodur, işler belirleyici bir hal alacaktır. Bu durumda beklenen ilk tepki, ABD yaptırımlarının sıkılaştırılması ve muhtemelen 2015 anlaşmasında ve 2231 sayılı kararda öngörülen snapback mekanizmasının devreye sokulması olacaktır ki, bu da nükleer anlaşmadan sonra dondurulan altı BM yaptırımının yeniden uygulanması anlamına gelir.

Burada görev üç Avrupa ülkesine (Fransa, Almanya ve Birleşik Krallık) düşecek. Çünkü ABD, Trump yönetiminin Mayıs 2018'de anlaşmadan çekilmesinin ardından snapback mekanizmasını harekete geçirme hakkını resmen kaybetti.

Son günlerde İran'ın Avrupalılara yönelik uyarıları arttı. Arakçi pazar günü UAEA Genel Direktörü Rafael Grossi ile yaptığı telefon görüşmesinde, İran'ın ‘Avrupalı tarafların her türlü uygunsuz eylemine karşılık vereceğini’ söyledi ve Grossi'den raporun İran'a karşı ‘siyasi hedeflere hizmet etmek için’ istismar edilmesini engellemesini istedi.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ABD’nin Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noel Barrot, 17 Nisan (AP)ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ABD’nin Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noel Barrot, 17 Nisan (AP)

Öte yandan Avrupa siyasi literatürü, Rusya'ya askeri destek vermek ve İsrail'i hedef almakla suçlanan Tahran'a karşı daha da sertleşme yönünde ilerliyor.

Bu bağlamda Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noel Barrot, İran'ın karar vermesi halinde 10 nükleer bomba yapmaya yetecek yüzde 60 oranında zenginleştirilmiş uranyuma sahip olduğunu belirten son UAEA raporu doğrultusunda, ülkesinin ‘İran'ın nükleer tehdidi’ olarak tanımladığı duruma karşılık olarak snapbackin devreye sokulmasını talep etmekte ‘bir an bile tereddüt etmeyeceğini’ bildirdi.

En kötü senaryo şüphesiz İsrail ve/veya ABD'nin İran'ın nükleer tesislerini hedef alan askeri operasyonlarıdır ki, bu da Ortadoğu'da kapsamlı bir savaşın patlak vermesi anlamına gelecektir. Bu, bölgenin güvenlik ve istikrarı üzerindeki yıkıcı etkileri nedeniyle bölge ülkelerinin istemediği bir durumdur.

Şu ana kadar Başkan Trump, Tahran'ın en önemli kozu olabilecek İran'la doğrudan bir askeri çatışmaya girmekten kaçınmaya özen gösterdi. Öte yandan İsrail Başbakanı, İran'ın nükleer programından tamamen kurtulmak ya da en azından bunu birkaç yıl ertelemek için bir fırsat görüyor.

Askeri gerilimin artması durumunda İran'ın vereceği en olası yanıt Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Anlaşması'ndan çıkmak olacaktır ki, bu da bölgedeki diğer ülkeleri nükleer bir yarışa girmeye teşvik edebilir.



Trump, İran'a nasıl bir saldırı düzenlemeyi planlıyor?

Trump, İran'da aralık ayında patlak veren protestoların ardından askeri harekat tehdidinde bulunmaya başlamıştı (Reuters)
Trump, İran'da aralık ayında patlak veren protestoların ardından askeri harekat tehdidinde bulunmaya başlamıştı (Reuters)
TT

Trump, İran'a nasıl bir saldırı düzenlemeyi planlıyor?

Trump, İran'da aralık ayında patlak veren protestoların ardından askeri harekat tehdidinde bulunmaya başlamıştı (Reuters)
Trump, İran'da aralık ayında patlak veren protestoların ardından askeri harekat tehdidinde bulunmaya başlamıştı (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, Ortadoğu'daki askeri yığınağı artırırken, Amerikan medyası İran'a saldırı senaryolarını masaya yatırdı.

CNN'in analizinde, İran'a saldırı durumunda askeri ve siyasi liderlerin hedef alınabileceği veya nükleer tesislere sınırlı saldırılar düzenlenebileceği belirtiliyor.

Nükleer tesislere saldırının, geçen yıl haziranda düzenlenenlere kıyasla "daha büyük ölçekli" olacağı savunuluyor.

İran'a yönelik olası saldırılar için ABD ordusuna bir hedef listesi sunulmadı. Bu da Trump'ın henüz herhangi bir askeri harekat emri vermediğinin işareti. Beyaz Saray yetkilileri, Cumhuriyetçi liderin diplomatik çözümden yana tercihini sürdürdüğünü söylüyor.

ABD Başkanı, perşembe günkü açıklamasında "10 gün içinde" bir anlaşmanın yapılıp yapılamayacağının belli olacağını söylemiş, daha sonra bu süreyi 15 güne çıkardığını bildirmişti. Müzakerelerde anlaşma sağlanamaması halinde İran'a saldırma tehdidini de yinelemişti.

Adlarının paylaşılmaması şartıyla konuşan Trump'a yakın iki üst düzey yetkili, ABD Başkanı'nın hazirandaki saldırı emrini vermeden önce de son ana kadar beklediğini söylüyor. Venezuela'ya geçen ay düzenlenen operasyonda da benzer bir sürecin yaşandığını aktarıyorlar.

Wall Street Journal'ın analizinde, İran'ın anlaşmaya yanaşmaması halinde Trump'ın geniş ölçekli saldırı talimatı vererek Tahran yönetimini devirmeye çalışabileceği yazılıyor.

Bunun yanı sıra Trump'ın "sınırlı saldırı" seçeneğini değerlendirdiği de belirtiliyor. Bu seçenekle Trump, küçük ölçekli saldırılarla İran'ı anlaşmaya yapmaya zorlayabilir.

Kimliğinin paylaşılmamasını isteyen bir ABD'li yetkili, İran uranyum zenginleştirme faaliyetlerini durdurana kadar saldırıların artarak devam edebileceğini savunuyor. Diğer yandan böyle bir hamlenin Tahran yönetiminin müzakerelerden çekilmesine yol açabileceğine de dikkat çekiliyor.

İran muhtemel ABD saldırılarına karşı güçlü misilleme yapılacağı uyarısında bulunmuştu. Ülkenin dini lideri Ali Hamaney, bu haftaki açıklamasında "Dünyanın en güçlü ordusu bile bazen öyle bir tokat yiyebilir ki yerinden kalkamayabilir" demişti.

İsrail ve ABD'nin Haziran 2025'te İran'a düzenlediği saldırılarla 12 gün süren savaş nedeniyle kesintiye uğrayan diplomatik süreç, tarafların Umman'da masaya oturmasıyla yeniden başladı.

Maskat'taki ilk tur görüşmelerin ardından müzakereler Cenevre'ye taşındı. İran heyetine Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi başkanlık ederken, ABD'yi ise Trump'ın Ortadoğu Özel Temsilcisi Witkoff temsil ediyor.

Independent Türkçe, Wall Street Journal, CNN


İran'a yönelik saldırı tehditleri arasında "Gerald Ford" uçak gemisi Akdeniz'e girdi

Geçtiğimiz ay Karayipler'de düzenlenen komuta devir teslim töreni sırasında ABD Donanması'nın 8. Hava Kanadı'na ait uçaklar USS Gerald Ford uçak gemisinin üzerinden uçtu (ABD Donanması)
Geçtiğimiz ay Karayipler'de düzenlenen komuta devir teslim töreni sırasında ABD Donanması'nın 8. Hava Kanadı'na ait uçaklar USS Gerald Ford uçak gemisinin üzerinden uçtu (ABD Donanması)
TT

İran'a yönelik saldırı tehditleri arasında "Gerald Ford" uçak gemisi Akdeniz'e girdi

Geçtiğimiz ay Karayipler'de düzenlenen komuta devir teslim töreni sırasında ABD Donanması'nın 8. Hava Kanadı'na ait uçaklar USS Gerald Ford uçak gemisinin üzerinden uçtu (ABD Donanması)
Geçtiğimiz ay Karayipler'de düzenlenen komuta devir teslim töreni sırasında ABD Donanması'nın 8. Hava Kanadı'na ait uçaklar USS Gerald Ford uçak gemisinin üzerinden uçtu (ABD Donanması)

Dünyanın en büyük uçak gemisi USS Gerald R. Ford, dün Akdeniz'e girerken görüntülendi. Bu durum, Başkan Donald Trump'ın emriyle yoğunlaştırılmış askeri konuşlandırma kapsamında İran'a karşı askeri müdahale olasılığını gündeme getirdi.

Atlantik Okyanusu'nu Akdeniz'den ayıran Cebelitarık Boğazı'nı geçen geminin fotoğrafı, AFP tarafından Cebelitarık'tan yayınlandı.

Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda davetlilere konuşuyor (AP)Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda davetlilere konuşuyor (Arşiv-AP)

Trump dün, Tahran ve Washington arasında İran'ın nükleer programı konusunda bir anlaşmaya varılamaması durumunda İran'a karşı sınırlı bir saldırı düzenlemeyi "değerlendirdiğini" söyledi.

Bir önceki gün ise karar verme süresinin 10 ila 15 gün olduğunu belirtmişti.

ABD'ye ait bir diğer uçak gemisi olan USS Abraham Lincoln, ocak ayının sonundan beri Ortadoğu'da bulunuyor.

USS Gerald R. Ford'un Akdeniz'e gelmesiyle birlikte, İran'a karşı olası saldırılara hazırlık amacıyla önemli bir askeri yığılmanın yaşandığı bölgede ABD'nin ateş gücü önemli ölçüde arttı.

Aşağıda, Orta Doğu'da veya yakınlarında konuşlandırılmış en önemli Amerikan askeri varlıklarının listesi yer almaktadır:

Gemiler

ABD'li bir yetkilinin açıklamasına göre Washington'un şu anda Ortadoğu'da 13 savaş gemisi bulunuyor: bir uçak gemisi (USS Abraham Lincoln), dokuz muhrip ve üç kıyı muharebe gemisi.

Dünyanın en büyük uçak gemisi USS Ford, dün çekilen fotoğrafta Cebelitarık Boğazı'ndan Akdeniz'e geçerken görüntülendi. Üç muhrip eşliğinde konuşlanan geminin varlığıyla, Ortadoğu'daki ABD savaş gemisi sayısı toplam 17'ye ulaşacak.

Her bir uçak gemisi binlerce denizci ve onlarca savaş uçağından oluşan hava filoları taşıyor. İki ABD uçak gemisinin aynı anda Ortadoğu'da bulunması nadir görülen bir durumdur.

Uçaklar

İki uçak gemisinde bulunan uçaklara ilave olarak, X platformundaki açık kaynaklı istihbarat bilgilerine, Flightradar24 uçuş takip sitesine ve medya haberlerine göre, Amerika Birleşik Devletleri Ortadoğu'ya onlarca başka savaş uçağı konuşlandırdı.

Bu uçaklar arasında F-22 Raptor ve F-35 Lightning hayalet savaş uçakları, F-15 ve F-16 savaş uçakları ve operasyonlarını desteklemek için gerekli olan KC-135 havadan yakıt ikmal tankerleri de bulunmaktadır.

New York'taki Soufan Araştırma Merkezi, "50 ilave Amerikan savaş uçağı, F-35, F-22 ve F-16, bu hafta Körfez Arap devletlerindeki üslerde konuşlandırılmış yüzlerce uçağa katılmak üzere bölgeye gönderildi" diye yazdı ve bu adımların "Trump'ın (neredeyse her gün tekrarladığı) görüşmelerin başarısız olması durumunda geniş çaplı bir hava ve füze harekatına girişme tehdidini güçlendirdiğini" belirtti.

Şarku'l Avsat'ın Financial Times'ten aktardığına göre bu hafta onlarca askeri yakıt ikmal ve nakliye uçağı Atlantik Okyanusu'nu geçti. Flightradar24'ten alınan verilere göre son üç günde 39 tanker uçağı potansiyel operasyon bölgelerine daha yakın yerlere yeniden konumlandırıldı. Aynı dönemde C-17 Globemaster III'ler de dahil olmak üzere 29 ağır nakliye uçağı ise Avrupa'ya uçtu.

Bir C-17 uçağı üsten Ürdün'e doğru yola çıktı. Gerçek zamanlı komuta ve kontrol operasyonlarının önemli bir bileşeni olan altı adet E-3 Sentry AWACS erken uyarı ve kontrol uçağı da konuşlandırıldı.

Trump, Tahran'dan yaklaşık 5 bin 200 kilometre uzaklıktaki Diego Garcia'daki ortak ABD-İngiltere üssünü saldırılar başlatmak için kullanma olasılığını öne sürdü; Londra ise bu öneriye ilişkin çekincelerini dile getirdi.

 "Abraham Lincoln" uçak gemisi, 8 Ocak'ta rotasını Ortadoğu'ya çevirmeden önce Pasifik Okyanusu'nda seyrediyor (ABD ordusu)"Abraham Lincoln" uçak gemisi, 8 Ocak'ta rotasını Ortadoğu'ya çevirmeden önce Pasifik Okyanusu'nda seyrediyor (ABD ordusu)

Hava savunma sistemleri

Raporlar ayrıca, Amerika Birleşik Devletleri'nin Ortadoğu'daki karasal hava savunmasını güçlendirdiğini, bölgedeki güdümlü füze destroyerlerinin ise denizde hava savunma yetenekleri sağladığını gösteriyor.

Bu ay, Patriot ve THAAD füze ve uçak savunma sistemlerini işleten 69. Hava Savunma Tugayı'nın merkezi olan Fort Hood'dan altı uçuş gerçekleştirildi.

Üslerdeki ABD güçleri

Kara birliklerinin İran'a karşı herhangi bir saldırı eylemine katılmaları beklenmese de Amerika Birleşik Devletleri'nin Ortadoğu'da misillemeye karşı savunmasız kalabilecek on binlerce askeri personeli bulunmaktadır.

Tahran, Haziran 2015 yılında Washington'un üç İran nükleer tesisini bombalamasının ardından Katar'daki Amerikan üssüne füze fırlatmıştı, ancak bu füzeler hava savunma sistemleri tarafından düşürüldü.


Rapor: Buckingham Sarayı, vergi mükelleflerinin eski Prens Andrew’in savunma masraflarını üstlenmesini engelliyor

 İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)
İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)
TT

Rapor: Buckingham Sarayı, vergi mükelleflerinin eski Prens Andrew’in savunma masraflarını üstlenmesini engelliyor

 İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)
İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)

The Telegraph gazetesinin haberine göre Buckingham Sarayı, eski İngiliz prensi Andrew -kamuoyunda kullanılan adıyla Andrew Mountbatten-Windsor- için doğabilecek hukuki masrafların vergi mükelleflerine yüklenmemesini güvence altına alacak.

Konuya yakın bir kaynak, eski prensin avukatlık ücretlerini karşılayamaması halinde mali yükün ‘kamu hazinesine yansıtılmayacağını’ belirtti. Ancak sarayın söz konusu giderleri hangi kaynaktan karşılayabileceği henüz netlik kazanmadı. Kaynaklar, Kral Charles’ın kardeşinin faturalarını kişisel olarak ödemeyeceğini ifade etti.

Mountbatten-Windsor dün Sandringham House’taki evinde, kamu görevine ilişkin usulsüzlük şüphesiyle gözaltına alındı. Polis, ticari temsilci olarak görev yaptığı dönemde hassas bilgileri Jeffrey Epstein ile paylaştığı iddialarını soruşturuyor.

dfvgthy6yjy6
Andrew Mountbatten-Windsor, kamu görevinde suistimal şüphesiyle gözaltına alındığı gün polis karakolundan ayrılırken (Reuters)

Olası hukuki savunma sürecinde ise Andrew’in yakın çevresinde kalmayı sürdüren tek isim olarak ceza avukatı Gary Bloxsome öne çıkıyor. Bir kaynak dün, “Hâlâ yanında olan tek kişi o” ifadesini kullandı.

The Telegraph’ın haberine göre, Andrew’in gözaltına alınmasının ardından Bloxsome’un hizmetlerine duyulan ihtiyaç daha da artacak. Eski York Dükü, 2020 yılında ABD Federal Soruşturma Bürosu’nun (FBI), çocuklara yönelik cinsel istismar suçlamalarıyla anılan finansör Jeffrey Epstein ile ilişkisine dair yürüttüğü soruşturma sırasında da aynı avukatla çalışmıştı.

Sonrasında Bloxsome’un görevlendirilmesinin isabetli bir karar olduğu değerlendirildi. Prensi çevreleyen utanç verici kriz sürecinde dost ve tanıdıkların zamanla uzaklaştığı belirtilirken, avukatın Andrew’in yanında kalmayı sürdürdüğü aktarıldı. Zaman içinde en yakın isimlerinden biri haline gelen Bloxsome, ‘her an ulaşılabilen avukatı’ olarak tanımlandı; hukuk dosyalarını değerlendirdiği kadar golf sahasında da müvekkiliyle vakit geçirdiği ifade edildi.

Bloxsome’un, yakın zamana kadar Andrew’in Windsor’daki Royal Lodge adlı konutuna giderek yüksek profilli müvekkiliyle çay içmeyi sürdürdüğü kaydedildi.

dvfgthy
Kraliçe II. Elizabeth, 2013 yılında Buckingham Sarayı’nın balkonundan, oğulları Prens Charles (solda) ve Prens Andrew ile birlikte el sallıyor. (AFP)

Ceza avukatı Gary Bloxsome’un, Andrew Mountbatten-Windsor’ı kamu görevinde suistimal suçlamalarına karşı temsil etmesi en güçlü ihtimal olarak görülüyor. Konuya yakın bir kaynak, “Başka kime başvurabilir? O bir ceza avukatı ve bu Gary’nin uzmanlık alanı. Bu görev için ondan daha iyisi yok” dedi. Aynı kaynak, Mountbatten-Windsor’ın başka bir hukukçuya yönelmesinin mantıklı olmayacağını, zira Bloxsome’un geçmiş sürece hâkim olduğunu ve aralarında güçlü bir ilişki bulunduğunu belirtti.

Polisin, prensin Sandringham Kraliyet Arazisi’ndeki geçici konutu Wood Farm’a baskın düzenlediği sırada, Bloxsome The Telegraph gazetesine yaptığı açıklamada gelişmelerden ‘hiçbir şekilde haberdar olmadığını’ söyledi. Avukatın, Andrew’in sorgulandığı polis merkezine gidip gitmediği ise henüz bilinmiyor.

Gözaltı işlemi, Andrew’in Windsor’daki Royal Lodge’dan ayrılarak Norfolk’ta yeni bir hayata başlamasından yalnızca iki hafta sonra gerçekleşti. Bloxsome dışında yakın çevresinin giderek daralması, prensin ruh sağlığına ilişkin endişeleri artırdı.

Taşınmadan önce her gün ata bindiği belirtilen Andrew’in, Windsor’daki geniş konutunda neredeyse tamamen izole bir yaşam sürdüğü ifade edildi. Haberlerde, birkaç ay önce haber takibini bıraktığı öne sürülürken, baskıların artmasıyla birlikte ağır bir depresyon sürecine girdiği de kaynaklar tarafından dile getirildi.

vfgthy
Andrew Mountbatten-Windsor, Royal Lodge yakınlarında ata binerken (Reuters)

Aralık ayında, Londra Metropolitan Polisi’nin ziyareti sonrasında Andrew silah ruhsatlarını ve av tüfeği sertifikalarını teslim etmek zorunda kaldı. Bu adımla ilgili resmi bir gerekçe açıklanmadı. Ancak kaynaklar, kişisel güvenliğinin aile için öncelik olmaya devam ettiğini belirterek, tüm aile üyelerinin emniyetini sağlamak amacıyla ‘özen yükümlülüğünün sürdüğünü’ vurguladı.