El Kaide bağlantılı Cemaat Nusret el-İslam vel-Müslimin Sahel bölgesinde nasıl siyasi bir aktör haline geldi?

CNIM, İran yayılmacılığının üzerine Taliban modelini taklit ediyor

Mali’nin Timbuktu şehri sokaklarında devriye gezen Barkhane misyonundan Fransız askerleri, 29 Eylül 2021 (AP)
Mali’nin Timbuktu şehri sokaklarında devriye gezen Barkhane misyonundan Fransız askerleri, 29 Eylül 2021 (AP)
TT

El Kaide bağlantılı Cemaat Nusret el-İslam vel-Müslimin Sahel bölgesinde nasıl siyasi bir aktör haline geldi?

Mali’nin Timbuktu şehri sokaklarında devriye gezen Barkhane misyonundan Fransız askerleri, 29 Eylül 2021 (AP)
Mali’nin Timbuktu şehri sokaklarında devriye gezen Barkhane misyonundan Fransız askerleri, 29 Eylül 2021 (AP)

Eman el-Bezre

Sahel bölgesinin sürekli değişen çehresinde hızla stratejik değişimler yaşanıyor. El Kaide bağlantılı Cemaat Nusret el-İslam vel-Müslimin (CNIM), stratejik sınır bölgelerini kontrol ettiği Mali, Nijer ve Burkina Faso'da nüfuzunu artırmaya devam ederken bu kırılgan devletlerin, toplumlarının sosyal dokusunda giderek daha büyük bir yer ediniyor.

Bölgesel ve uluslararası dikkatler süper güç çatışmalarına ve askeri geçit törenlerine çekilmişken cihatçı grup, daha yavaş ama daha popüler ve sürdürülebilir bir hızda ilerlemeye devam ediyor ve ivmesini giderek artırıyor.

Bu durum en çok CNIM'in kötü yönetilen bölgelerde istikrarlı bir ilerleme kaydettiği Burkina Faso'da belirginleşiyor. Nijer ve Burkina Faso arasındaki açık sınır boyunca, CNIM'in yerel topluluklardan seçilen yeni saha komutanları, taktiklerini vur-kaç hareketinden toprak kontrolüne çeviren bir hegemonyaya kaydırmak için bölge ve halkın hoşnutsuzluğu hakkındaki derin bilgilerini kullandılar.

CNIM son haftalarda Burkina Faso’nun Djibo ve Diabaga şehirlerine geniş çaplı saldırılar gerçekleştirdi. Hatta son saldırısında mahkumları serbest bırakarak bazı topluluklar arasında sadece bir milis grup olmadığı, aynı zamanda bir koruyucu ve hatta kurtarıcı olduğu imajını güçlendirdi. Öte yandan Darbeci yönetimin başarısızlığı artık Sahel bölgesiyle sınırlı değil, özellikle CNIM'in gelecekte daha fazla yeri kontrol etmeye yönelik ilk temel taşlarını döşemeye başladığı Togo ve Benin'de daha geniş bir bölgesel alana yayılmış durumda. Zorlayıcı gücü temel hizmetlerin sağlanmasıyla birleştiren ikili bir stratejiye dayandıran CNIM, böylece giderek paralel hükümet sistemlerine benzeyen oluşumlar kuruyor.

Cihatçı örgüt, gözüne kestirdiği bölgeyi önemli ölçüde genişletmiş gibi görünüyor. Katılımların aktif olarak devam ettiği örgüt, artık Sahel’deki savaş alanlarını şekillendiren geleneksel savaşlarla sınırlı değil, daha derin ve daha kapsamlı bir kurumsal nüfuz inşa etmeye yönelik hedeflere sahip.

CNIM'in yükselişi, bölgede popülist, anti-emperyalist liderlerin milliyetçi söylemleri, kötüleşen güvenlik durumu için bir sis perdesi olarak kullandığı dikkat çekici siyasi olguyla ilişkilendirildi. Burkina Faso'da Geçici Askeri Konsey'in başkanlığını yapan Yüzbaşı İbrahim Traoré, ‘Batı'nın yeni sömürgeciliği’ dediği olguya karşı başkaldırırken, devletin egemenliği sahada paramparça ediliyor.

“Batı Afrika'daki askeri rejimler ve hatta cihatçı örgütlerin liderleri, Taliban'ın isyancı hareketten uluslararası tanınırlığa sahip bir yapıya dönüşme sürecini taklit edilmeye değer bir model olarak incelemeye başladılar.

Traoré, Suriye iç savaşı sırasında, Suriye Elektronik Ordusu'nun Beşşar Esed için yürüttüğü propaganda kampanyalarını anımsatan bir beceriyle dijital varlığını bir tür elektronik kişilik kültüne dönüştürmeyi başardı. Ancak Traoré denomeni ülkesinin sınırlarını aşarak, Batı’nın müdahalelerinin başarısızlığı ve uluslararası normların tutarsızlığı karşısında derin hayal kırıklığı yaşayan Afrikalı bir nesil için ikon haline geldi.

Yükselen siyasi propagandanın ortasında cihatçılar sahada nüfuzlarını genişletmeye devam ederken, rekabet özellikle, yerel ekonominin can damarı olan altın madenlerinin yoğunlaştığı Burkina Faso'nun doğusunda yoğunlaşıyor. CNIM, kilit önemdeki şehirleri işgal edip başkente doğru ilerlerken, rejimin siyasi söylemi ile giderek kötüleşen güvenlik gerçeği arasındaki çelişki derinleşiyor.

Askeri hükümet taktik zaferlerden bahsetmeye devam ederken, sahadaki gerçekler cihatçı örgütün kendi denklemlerini dayatan ve olayların gidişatını belirleyen taraf olduğunu gösteriyor. Yetkililerin söylemleri ile sahadaki gerçekler arasında, bölgenin jeopolitik haritasını yeniden çizebilecek bir uçurum açılıyor.

Taliban sahneye giriyor

Bu kriz, 2020 yılında Mali'de gerçekleşen darbenin ardından bölgedeki daha geniş jeopolitik değişim bağlamında da görülebilir. Mali'de 2020 yılında gerçekleşen darbenin etkileri komşu ülkelere yayılmış, daha sonra Burkina Faso ve Nijer’de de askeri cuntalar iktidara gelmiştir. Bu rejimler, başarısız olarak nitelendirdikleri Batı destekli hükümetlerden ayrıldıklarını savunarak kendilerini reformist güçler olarak gösterdi.

dfrgthy
ABD Afrika Komutanlığı (AFRICOM) tarafından Fildişi Sahili'nin Jacquesville kentinde her yıl düzenlenen özel harekât tatbikatına katılan Nijerya Özel Kuvvetleri askerleri, 11 Mart 2023 (AP)

Bu bağlamda bölgede güç dengeleri değişmiş, Fransa geri çekilmek zorunda kalmıştı. Rus paramiliter grup Wagner (şimdiki adı Afrika Lejyonu) liderliğindeki Rus güçleri ise oluşan güvenlik ve siyasi boşluğu doldurmak için harekete geçti.

Ancak bu jeopolitik değişim istenen sonuçları vermezken, istikrar, uzaklaşan bir hayale dönüştü. Wagner'in gölgede kalan güçleri, çoğu zaman cihatçıların bölgedeki ilerleyişini durdurmaya yetmedi. Aksine, müdahaleleri şiddet döngülerini körükledi, sivillere karşı korkunç ihlaller gerçekleşti ve birçok topluluğun alternatifin olmadığı yerde şimdi 'ehven-i şer’ olarak görülen silahlı gruplara sığınmasına neden oldu.

Yeni ortaklar bulma ve meşruiyetlerini sağlamlaştırma arayışındaki bu rejimler, daha derin bir stratejik değişime işaret eden diplomatik jestler yapmaya başladı. Geçtiğimiz günlerde Tahran'da Burkina Faso Büyükelçisinin Taliban'ın Tahran Büyükelçisi ile bir gerçekleştirdiği görüşme, bu gelişmelerden biriydi. Taliban yanlısı medyaya göre görüşmede ticaret, tarım, madencilik ve mesleki eğitim alanlarında iş birliği ele alındı.

Ancak toplantının siyasi boyutu, görünürdeki içeriğinden çok daha derindi. Bu sadece rutin bir diplomatik alışveriş değil, uluslararası izolasyondan mustarip ve hayatta kalma stratejilerinde birbirlerinin deneyimlerinden ilham almaya çalışan iki rejim arasındaki dayanışmayı göstermek amacıyla kasıtlı olarak yapılan bir gösteriydi.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre on yıllardır uluslararası izolasyonun sembolü ve El Kaide'nin sığınağı olan Taliban, radikal bir dönüşüm geçirerek Afganistan'ın fiili yöneticisi haline geldi. Batı Afrika'daki askeri rejimler ve hatta cihatçı örgütlerin liderleri, Taliban'ın isyancı bir hareketten uluslararası tanınırlığa sahip bir yapıya dönüşme sürecini taklit edilmeye değer bir model olarak incelemeye başladılar.

Taliban ve Burkina Fasolu yetkililer arasında Tahran'da gerçekleşen benzeri görülmemiş toplantı, yeni yaklaşımlara temkinli bir açılımın zayıf ama anlamlı bir işareti olabilir.

Burada temel olarak ‘sağlam askeri güç, yerel meşruiyetle birleştiğinde, en radikal gruplar bile isyancı bir hareketten şartlı ve sınırlı da olsa tanınmış bir yönetime dönüşmeyi başarabilir’ mesajı açıkça veriliyor.

Bu vizyon, Sahel'de DEAŞ’tan tamamen farklı bir modeli temsil eden CNIM için son derece önemli. DEAŞ, aşırı şiddet yanlısı iken ve yerel halkı yabancılaştırırken, CNIM daha esnek bir yaklaşım benimsiyor ve yerel gerçeklere uyum sağlama becerisi gösteriyor.

fgthyu
Libya'nın doğusundaki Buyrat el-Hassun ilçesinde nöbet tutan Ulusal Mutabakat Hükümeti’ne bağlı güçler, 20 Haziran 2021 (AFP)

CNIM strateji olarak Suriye'de El-Kaide bağlantılı silahlı gruptan yarı-resmi  yapıya başarılı bir şekilde dönüşen Heyet Tahrir’uş-Şam (HTŞ) modelinden ilham almış gibi görünüyor. HTŞ, Beşşar Esed rejiminin çöküşünden sonra nüfuz alanlarında fiili bir otorite olarak faaliyet göstermeye başlarken, halka temel hizmetleri sağlıyor ve alternatif bir güvenlik sistemi uyguluyor. İsyandan yönetime uzanan bu evrimsel süreç, CNIM'in Sahel bölgesinde taklit etmeye çalışabileceği pratik bir model sunuyor.

Artık müzakereler imkânsız değil

Kısa bir süre öncesine kadar siyasi tabu olarak görülen cihatçı gruplarla müzakere fikri, yeniden zihinlerde yerini aldı. Mali'deki darbe en hararetli günlerindeyken CNIM ile olası bir diyalog için bazı girişimler vardı, ancak yeni askeri rejimler, kendilerinden önceki sivil hükümetlerden daha sert ve kararlı olduklarını kanıtlamaya çalışarak bu fikri hızla bastırdılar.

Geleneksel güvenlik yaklaşımları başarısızlığının giderek daha fazla fark edilmesiyle birlikte bölgede değişim rüzgarları esiyor gibi görünüyor. Öyle ki, yıllarca sadece daha fazla istikrarsızlık getiren salt askeri çözümlere bel bağlayan yönetici elitler, stratejik seçeneklerini yeniden değerlendirmek zorunda kalabilir.

Taliban ve Burkina Fasolu yetkililer arasında Tahran'da gerçekleşen benzeri görülmemiş toplantı, yeni yaklaşımlara temkinli bir açılımın zayıf ama anlamlı bir işareti olabilir. Bu görüşmenin öncesinde İranlı üst düzey bir güvenlik heyeti yerel güvenlik ve polis güçlerine ortak eğitim programları sunmak üzere Nijer'i ziyaret etmişti.

Sahel bölgesi, devlet ile gayriresmi aktörler, meşru otorite sahibi ile silah taşıyıcısı arasındaki geleneksel sınırların çözüldüğü köklü bir dönüşüm aşamasına giriyor.

Bu gelişmeler, geleneksel askeri çözümlerin yeterli olmayabileceğinin giderek daha fazla anlaşılmasına yol açıyor. Bir yandan askeri rejimler, Batı çerçevesi dışında yeni destekçiler ararken, diğer yandan cihatçı gruplar, sahadaki kontrollerini ve meşruiyetlerini sağlamlaştırmaya çalışıyor. Her iki tarafın bu hareketliliği, kısa vadede potansiyel diyalog için zemin hazırlamaya yönelik üstü kapalı bir arzuya işaret ediyor olabilir.

Bu girişimlerin resmi müzakerelere dönüşme ihtimali belirsizliğini korusa bile Sahel bölgesinin mevcut stratejisinin başarısızlığı da ortada. Cihatçı hareketleri bastırmak için ezici bir güce dayanma stratejisi, dünyanın pek çok yerinde test edilmiş ve başarısızlığı kanıtlanmıştır. Bazı taraflar askeri envanterlerini güçlendirmeye ve birliklerini konuşlandırmaya odaklanırken, Sahel bölgesinin kırsal kesimlerindeki sosyal ve siyasi yapılardaki temel değişimleri göz ardı ediyorlar. Cihatçı gruplar orada sadece hayatta kalmakla yetinmiyor, genişliyor, çatışmaların çözümünde arabulucu olarak ağırlıklarını koyuyor ve gelecekte siyaset sahnesinde fiili olarak yer almaya kadar uzanabilecek köklü bir nüfuz inşa ediyorlar.

Özetleyecek olursak, Sahel bölgesi, devlet ile gayri resmi aktörler, meşru otorite sahibi ile silah taşıyıcısı arasındaki geleneksel sınırların çözüldüğü köklü bir dönüşüm aşamasına giriyor. Gelecekteki başarı denklemleri sadece ateş gücüyle sınırlı olmayacağı gibi etkin bir şekilde yönetme ve Sahel’de değişen tablodaki karmaşaya uyum sağlama sanatında ustalaşma becerisiyle ölçülebilir.



Trump'ın son Grönland hamlesi kafa karıştırdı: Yolda!

Trump'ın son Grönland hamlesi kafa karıştırdı: Yolda!
TT

Trump'ın son Grönland hamlesi kafa karıştırdı: Yolda!

Trump'ın son Grönland hamlesi kafa karıştırdı: Yolda!

Trump, Beyaz Saray'da valiler için akşam yemeği düzenlemeden kısa süre önce Grönland'a hastane gemisi göndereceğini duyurdu (Reuters)

Ancak adanın neden böyle bir gemiye ihtiyaç duyduğu, Trump'ın hangi gemiyi ne zaman göndereceği belirsiz.

Başkan, duyurusunu cumartesi akşamı, Beyaz Saray'da valiler için akşam yemeği düzenlemeden kısa süre önce Truth Social hesabından paylaştı. Trump, geçen yılın sonlarında Grönland'a ABD özel elçisi olarak atadığı Louisiana'nın Cumhuriyetçi valisi Jeff Landry'yle birlikte çalıştığını belirtti.

Trump, Truth Social'da şöyle yazdı:

Louisiana'nın harika valisi Jeff Landry'yle birlikte, orada hasta ve bakıma muhtaç birçok insanın bakımını üstlenecek büyük bir hastane gemisini Grönland'a göndereceğiz. Yolda!!!

Başkanın paylaşımında, ABD Donanması'nda faaliyet gösteren iki hastane gemisinden biri olan USNS Mercy'nin resmi de vardı. Geminin ne zaman varacağı veya ne kadar süre kalacağı konusunda bilgi vermedi. Trump'ın bu kararına neyin sebep olduğu da belirsiz. Grönland hükümeti sakinlerine ücretsiz sağlık hizmeti sağlıyor.
 

Görsel kaldırıldı.
Başkan Donald Trump'ın Truth Social'daki duyurusunda, ABD Donanması'nda faaliyet gösteren iki hastane gemisinden biri olan USNS Mercy'nin resmi yer aldı (Donald Trump/Truth Social)

Donanma takip sistemlerine göre USNS Mercy ve kardeş gemisi USNS Comfort, Alabama eyaletinin Mobile kentinde demirli durumda.

The Independent, Beyaz Saray, ABD Savunma Bakanlığı ve Landry'nin ofisinden daha fazla bilgi talep etti.

Reuters'a göre, duyuru ayrıca Danimarka'nın Ortak Arktik Komutanlığı'nın Grönland sularında ABD denizaltısından bir mürettebat üyesini tahliye etmesinden saatler sonra geldi. Yetkililer, mürettebat üyesinin acil tıbbi müdahaleye ihtiyaç duyduğunu söyledi.

ABD Donanması denizcisi, görevinden ayrılan ve Grönland'ın Nuuk kentinden yaklaşık 13 km açıkta yüzeye çıkan nükleer denizaltıdan tıbbi sebeple tahliye edilmek zorunda kaldı.

Landry, Trump'ın duyurusunu X'te yeniden paylaşarak, "Teşekkürler Başkan @realDonaldTrump! Bu önemli konuda sizinle çalışmaktan gurur duyuyorum!" diye yazdı.

Önde gelen Grönlandlı aktivist Orla Joelsen, Trump'ın duyurusuna X'te "Hayır teşekkürler!!!" diye tepki gösterdi.

"Biz Grönlandlılar sağlıklı ve iyi durumdayız, nesillerdir nüfusumuzu güçlü tutan vitamin ve besin açısından zengin fok yağı da dahil kendi geleneksel yiyeceklerimizle besleniyoruz" dedi.

Trump ve müttefikleri, ulusal güvenlik amacıyla ABD'nin Danimarka'nın özerk bölgesi Grönland'ı satın alması gerektiğini defalarca savundu. Öte yandan Grönlandlı yetkililer adanın satılık olmadığını ve Danimarka'nın bir bölgesi olarak kalması gerektiğinde ısrar ediyor.

Geçen ayın sonlarında Trump, Grönland konusunda "gelecekteki bir anlaşmanın çerçevesini" duyurmuştu.

Truth Social'da, "NATO Genel Sekreteri Mark Rutte'yle yaptığım çok verimli görüşmeye dayanarak, Grönland ve aslında tüm Arktik Bölgesi'yle ilgili gelecekteki bir anlaşmanın çerçevesini oluşturduk" diye yazmıştı.

Trump'ın Grönland'a yönelik çabalarının birçok Amerikalı arasında popüler olmadığı anlaşılıyor. Bu ay yayımlanan AP-NORC anketine göre ABD'li yetişkinlerin yüzde 72'si Trump'ın Grönland'ı ele alma biçimini onaylamazken, sadece yüzde 24'ü onaylıyor.

Independent Türkçe


Umman Dışişleri Bakanı: ABD–İran müzakereleri Perşembe günü Cenevre’de yapılacak

Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi (sağda), İran-ABD müzakereleri öncesinde Maskat’ta düzenlenen toplantıda ABD Başkanı’nın özel temsilcisi Steve Witkoff (ortada) ve Jared Kushner’i (solda) karşılıyor – Maskat, 6 Şubat 2026 (EPA)
Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi (sağda), İran-ABD müzakereleri öncesinde Maskat’ta düzenlenen toplantıda ABD Başkanı’nın özel temsilcisi Steve Witkoff (ortada) ve Jared Kushner’i (solda) karşılıyor – Maskat, 6 Şubat 2026 (EPA)
TT

Umman Dışişleri Bakanı: ABD–İran müzakereleri Perşembe günü Cenevre’de yapılacak

Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi (sağda), İran-ABD müzakereleri öncesinde Maskat’ta düzenlenen toplantıda ABD Başkanı’nın özel temsilcisi Steve Witkoff (ortada) ve Jared Kushner’i (solda) karşılıyor – Maskat, 6 Şubat 2026 (EPA)
Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi (sağda), İran-ABD müzakereleri öncesinde Maskat’ta düzenlenen toplantıda ABD Başkanı’nın özel temsilcisi Steve Witkoff (ortada) ve Jared Kushner’i (solda) karşılıyor – Maskat, 6 Şubat 2026 (EPA)

Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi, ABD ile İran arasındaki yeni müzakere turunun önümüzdeki Perşembe günü Cenevre’de yapılmasına karar verildiğini açıkladı. Busaidi, nihai bir anlaşmaya varılması amacıyla “ilave çaba gösterilmesi için olumlu bir ivme” bulunduğunu belirtti.

Umman’dan gelen bu teyit, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin bugün (Pazar) yaptığı açıklamanın ardından geldi. Arakçi, ABD’nin özel temsilcisi Steve Witkoff ile Perşembe günü Cenevre’de görüşmesinin muhtemel olduğunu söyledi ve Tahran’ın nükleer programına ilişkin diplomatik bir çözüme ulaşılması için hâlâ “iyi bir fırsat” bulunduğunu ifade etti.

Arakçi bu açıklamaları, ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’a yönelik olası askeri saldırı seçeneğini değerlendirdiği bir dönemde, CBS News kanalına verdiği mülakatta yaptı.

Başkan Trump’ın özel temsilcisi Witkoff ise, İran’ın bugüne kadar neden “teslim olmadığını” ya da nükleer programını sınırlamayı kabul etmediğini başkanın sorguladığını söyledi. Washington’ın Ortadoğu’daki askeri kapasitesini artırmayı sürdürdüğü bir süreçte bu değerlendirmelerin yapıldığını kaydetti.

Witkoff, dün (Cumartesi) , Fox News’te yayımlanan ve başkanın gelini tarafından sunulan “My View with Lara Trump” programında şu ifadeleri kullandı: “Onu (Trump’ı) ‘hayal kırıklığına uğramış’ olarak tanımlamak istemem; çünkü önünde çok sayıda seçenek olduğunu biliyor. Ancak neden onların... ‘teslim oldular’ kelimesini kullanmak istemem ama neden teslim olmadıklarını soruyor. Bu baskılar altında ve orada bu kadar büyük bir deniz gücü varken neden bize gelip ‘Nükleer silah istemediğimizi ilan ediyoruz ve atmaya hazır olduğumuz adımlar şunlardır’ demediler?... Buna rağmen onları o aşamaya getirmek bir şekilde zor.”

Trump, Orta Doğu’da büyük çaplı bir askeri yığınak talimatı vermiş ve haftalar sürebilecek bir hava saldırısı ihtimaline karşı hazırlık yapılmasını istemişti. Tahran ise saldırıya uğraması hâlinde bölgedeki Amerikan üslerini vurmakla tehdit etmişti.

Tekrarlanan yalanlama

ABD, İran’dan Washington’a göre bomba yapımında kullanılabilecek zenginleştirilmiş uranyum stokundan vazgeçmesini, Ortadoğu’daki silahlı gruplara desteğini durdurmasını ve füze programına kısıtlamalar getirilmesini kabul etmesini talep ediyor.

Tahran ise nükleer programının barışçıl olduğunu vurguluyor. Bununla birlikte, mali yaptırımların kaldırılması karşılığında programa bazı kısıtlamalar getirilmesini kabul edebileceğini belirtiyor; ancak nükleer dosyanın füze programı ya da silahlı gruplara destek gibi diğer başlıklarla ilişkilendirilmesini reddediyor.

Witkoff, “Uranyumu sivil nükleer enerji için gerekli seviyenin çok üzerinde zenginleştirdiler. Saflık oranı yüzde 60’a ulaşıyor... ve muhtemelen bomba yapımına uygun endüstriyel düzeyde malzemeye sahip olmaya sadece bir hafta uzaktalar. Bu gerçekten tehlikeli” dedi.

Öte yandan, üst düzey bir İranlı yetkili bugün (Pazar) Reuters ajansına yaptığı açıklamada, Tahran ile Washington arasında yaptırımların hafifletilmesinin mekanizması ve kapsamı konusunda görüş ayrılıklarının sürdüğünü söyledi.


Pakistan aracılığıyla Çin ve İran ile diyalog: Orta güç perspektifi

Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar ve İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi, İslamabad'daki Dışişleri Bakanlığı'ndaki toplantı sırasında, 2 Ağustos 2025 (AFP)
Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar ve İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi, İslamabad'daki Dışişleri Bakanlığı'ndaki toplantı sırasında, 2 Ağustos 2025 (AFP)
TT

Pakistan aracılığıyla Çin ve İran ile diyalog: Orta güç perspektifi

Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar ve İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi, İslamabad'daki Dışişleri Bakanlığı'ndaki toplantı sırasında, 2 Ağustos 2025 (AFP)
Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar ve İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi, İslamabad'daki Dışişleri Bakanlığı'ndaki toplantı sırasında, 2 Ağustos 2025 (AFP)

Kemal Allam

Financial Times, yıllık yıl sonu değerlendirme serisi kapsamında, 2026 yılının İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana en büyük belirsizlikle başladığını ve orta güçlerin önümüzdeki dönemde küresel düzeni ya pekiştirmede ya da zayıflatmada belirleyici faktör olabileceğini yazdı. Habere  göre, şaşırtıcı bir şekilde, Pakistan’ın adı, Amerikan hegemonyasını öngören “Donroe Doktrini”nde şimdiye kadarki en büyük kazanan olarak anılıyor. Pakistan, Beyaz Saray ziyaretlerinden Gazze barış planına kadar Donald Trump'ın çevresinde önemli bir yer edinmeyi açıkça başardı.

Ancak, Ortadoğu'ya askeri ve güvenlik tedarikçisi olarak geleneksel rolünün yanı sıra, Pakistan, İran gibi karmaşık çatışmalarda köprü görevi görmesi ve Çin ile ABD gibi daha büyük güçler arasında daha yakın bağlar kurması gereken bir orta güç olarak yeniden öne çıktı. Pakistan, daha önce, Nixon döneminde de ABD ve Çin arasındaki ilk diplomatik görüşmeye arabuluculuk yapmıştı. Bugün, on yıllık diplomatik boşluğun ardından, Pakistan, İran ile gizli görüşmeler yürütebilen ve Çin ile ortaklığı aracılığıyla bölgedeki askeri dengeyi yeniden ayarlayabilen bir güç olarak yeniden öne çıktı.

Trump'ın İran sorununu çözmek için Pakistan'a güvenmesi

Trump'ın ikinci başkanlığının başlangıcında, geçmiş dönemde Hindistan ile yakın ilişkisi ve Hindistan'ı Çin'e karşı tercih edilen stratejik ortak olarak görmesi nedeniyle Pakistan'da önemli bir belirsizlik hakim oldu. Ancak, görevdeki ilk yılından sonra Pakistan, sadece bölgede değil, küresel ölçekte de Trump'ın favorilerinden biri olarak görülmeye başladı. İsrail ve İran arasında yazın yaşanan 12 günlük savaş sırasında, Mareşal Asım Münir'in başkent Washington ve Langley'in koridorlarında neredeyse bir hafta boyunca bulunması tesadüf değildi. Dönemin Merkez Kuvvetler Komutanı Orgeneral Michael Eric Kurilla'nın Pakistan'ı terörizm ile mücadelede bir ortak olarak savunması da pek çok kişiyi şaşırttı. Zira bu açıklama, Kongre'nin önde gelen üyelerinin, Senato'nun ve generallerin Pakistan'ı sürekli olarak terörizmi destekleyen bir devlet olarak nitelendirdiği on yıllık bir dönemle çelişiyordu. Peki ne değişti?

Birincisi, Kurilla, Soğuk Savaş döneminde olduğu gibi, Washington'un istenmeyen saydığı ve ABD'nin doğrudan, en azından kamuoyu önünde, ilişki kuramadığı rejimlerle Pakistan'ın ilişki kurma yeteneğine yeniden güvenmeye başladı. İsrail-İran çatışması sırasında, ABD İran nükleer tesislerini vurduktan sonra, Pakistan gerilimin daha fazla yükselmesinin sonuçlarını hafifletmede sessiz, perde arkası bir rol oynadı. Pakistan, Tahran ve Washington arasında mesajları taşımakla kalmadı, aynı zamanda Trump'a İran’a nasıl davranması gerektiği konusunda doğrudan tavsiyelerde de bulundu. Nitekim Trump, Asım Münir ile yaptığı ve ABD'nin İran'a yönelik saldırılarının yankılarını kontrol altına alma stratejisinin ele alındığı görüşmenin ardından, “Pakistan İran'ı çoğu ülkeden daha iyi tanıyor” açıklamasını yaptı. Bu, Trump'ın ilk döneminde Irak'ta Kasım Süleymani'nin öldürülmesiyle sonuçlanan önceki hamlesinden sonra yaşananları hatırlattı. O zaman, 2020'de de suikasttan sonra ilk olarak dönemin Pakistan Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kamar Cavid Bacva ile telefonla görüşmüştü.

Pakistan, ABD ve Körfez ülkeleri gibi, İran'ın bölgeye yönelik niyetlerine güvenmiyor, ancak Suudi Arabistan ve Türkiye ile birlikte bir rejim değişikliği de istemiyor

Bunu anlamanın kilit noktası, Pakistan'ın, İsviçre, Katar, Umman ve İran görüşmelerindeki diğer bazı arabuluculardan farklı olarak, İran ile uzun bir sınıra sahip olması ve İran ile sürekli gerilimler yaşamasıdır. İranlılar, tam ölçekli bir çatışma durumunda Pakistan'ın kendileri için gerçek bir tehdit oluşturduğunun ve tüm Körfez ülkelerinin Pakistan'ın arkasında duracağının farkındalar. Daha önce yine el-Mecelle’de, İran ve Pakistan'ın, açık ve tam ölçekli bir çatışmayı önlemesi gereken dini, kültürel ve dilsel bağlara rağmen, açıkça duyurulmamış bir istihbarat ve vekalet savaşı içinde olduklarını yazmıştım. Süleymani sık sık Pakistan ile açık savaş tehdidinde bulunmuştu ve İsrail ile Amerika Birleşik Devletleri'nin yanı sıra, İran'a hava saldırıları düzenleyen tek ülke Pakistan'dır. Bu durum, Pakistan'ı İran’a karşı havuç-sopa yaklaşımını uygulamak için önemli bir arka kapı haline getiriyor.

Mevcut Maskat görüşmelerinin nereye varacağını, Trump'ın İran'a saldırıp saldırmayacağını veya gerilimi azaltıp azaltmayacağını bilmesek de, Pakistan'ın rolü önemli olmaya devam ediyor. ABD, çatışma tırmandığında Beluç sınırının tarihi ve Pakistanlı Şiilerin devlete karşı kullanılması nedeniyle İran’ın Pakistan ile de ters düşebileceğinin farkında olarak kendisine mesajlar gönderebilir. İran, geçtiğimiz yaz yaşanan 12 günlük savaş sırasında ve protestoların başlamasından bu yana yaşanan son gerilimlerde Pakistan'ın gerilimi azaltmadaki rolü için de kamuoyu önünde kendisine teşekkür etti.

dvbfrg
Çin'in doğusundaki Shandong eyaletinin Qingdao kentinde Şanghay İşbirliği Örgütü üye devletlerinin savunma bakanlarının çektirdiği toplu fotoğraf, 26 Haziran 2025 (AFP)

Pakistan, ABD ve Körfez ülkeleri gibi, İran'ın bölgeye yönelik niyetlerine güvenmiyor. Ancak Suudi Arabistan ve Türkiye ile birlikte bir rejim değişikliği de istemiyor. Bu da onu aradaki uçurumu kapatmada önemli bir oyuncu haline getiriyor. Pakistan’ın kendisi de nükleer güç olma yolunda benzer bir süreçten geçti ve nükleer meselede nasıl başarılı bir şekilde müzakere edeceğini biliyor. Askeri kapasiteye dayanma gücü olmadığında müzakerelerin ne kadar sınırlı olabileceğini biliyor. Pakistan ayrıca, Çin’in dünyadaki en yakın diplomatik ve askeri müttefiki olma avantajına da sahip.

Çin ve etkiyi kullanma sanatı

Eski ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger ve Başkan Richard Nixon'ın Pakistan aracılığıyla Çin ile yaptıkları görüşmeler ve gerçekleştirdikleri ziyaretler, İslamabad’ın eski Amerikan ulusal güvenlik uzmanlarının uzun zamandır minnettar olduğu önemli bir köprü olmasına olanak tanıdı. Pervez Müşerref dönemine kadar Pakistan, Çin ve ABD'nin kendi nüfuz alanlarındaki dengeleyici rolünde denklik konumunu korudu. Yine Müşerref dönemine kadar Pakistan ordusu, F-16 savaş uçaklarından Bell AH-1 Cobra saldırı helikopterlerine kadar neredeyse tamamen Amerikan kaynaklı ekipmanlara güveniyordu.

Çin'in etkisi, İslamabad'ı bir dönem Pekin'e karşı yanlış tarafta duran birçok güç için bir köprü kurucu haline getirdi

Ancak bu değişim daha sonra gerçekleşti ve Pakistan, Çin'in en yeni savaş uçakları ve füze teknolojilerini paylaştığı dünyadaki tek ordu haline geldi; bu da geçen yılki kısa savaşta Hindistan'a karşı üstün gelmesine yardımcı oldu. Böylece Çin, en yeni ekipmanlarını test etmek için Pakistan’ı kullanmaya başladı ve bunları Hint güçlerine karşı ve Pakistan'ın İran ile olan birkaç sınır çatışmasında test etti. Bu durum Pakistan'ı, Çin'in nasıl düşündüğünü ve gelecekteki savaşlara nasıl hazırlandığını anlamada ABD için bir kez daha vazgeçilmez bir ortak haline getiriyor. Dünyada hiçbir ordu, Pakistan ordusu gibi bir yandan Trump ile doğrudan ve hızlı iletişim kurma yeteneğine, diğer yandan da Çin ile en yakın askeri ittifaka sahip değil. Pakistan ayrıca tarihsel olarak Çin'in hem Türkiye hem de Suudi Arabistan ile olan ilişkisinde de bağlantı noktası görevi

Türkiye'nin önde gelen askeri stratejistlerinden ve Erdoğan'a yakın isimlerden sayılan Türk Amiral Cihat Yaycı, Pakistan'ın Soğuk Savaş sırasında Çin'in yükselişinde çok önemli bir rol oynadığını ve 1980'lerde ABD, Türkiye ve Suudi Arabistan ile olan ilişkilerini kullanarak bu tarafları Çin'e yaklaştırdığını düşünüyor. Yaycı ayrıca, kıdemli bir Türk subayı olarak, Çin'in kendisini Pakistan'ın en yakın müttefiki olarak nasıl gösterdiğine ve bunun Ankara'yı Uygur sorunu nedeniyle aralarında gerilim tırmandığında Pekin ile açılıma nasıl ittiğine bizzat şahit olduğunu belirtiyor. Bu Çin etkisi, İslamabad'ı bir zamanlar Pekin'e karşı yanlış tarafta duran birçok güç için bir köprü kurucu haline getirdi. Hudson Enstitüsü de yakın zamanda aynı konuyu, yani Çin'in Pakistan'ı Batı ve Avrasya arasındaki güç dengesini yeniden şekillendirmek için nasıl kullandığını gündeme getirdi.

Elbette Pakistan'ın gücünün de sınırları var; kırılgan ekonomisi Suudi Arabistan, Çin, BAE ve ABD dahil olmak üzere bir dizi uluslararası hamisine dayanıyor. Bu geniş bağışçı havuzu, Pakistan’ı çıkarlarını dengeleyebilen ve herhangi bir tarafla ittifak kurma tuzağına düşmeden aralarında manevra yapabilen bir köprü görevi görmesini sağlıyor. Avrupa Birliği ve Latin Amerika'daki birçok ülke, Trump taraf seçmeleri için baskı yaptığında ABD-Çin çatışmasında bir denge kurmakta zorlanırken, Pakistan bir anlamda tam tersi bir yaklaşım benimsedi. Sıfır toplamlı bir oyun tuzağına düşmek yerine, başkaları tarafından kullanılan bir köprü haline geldi. Bu da onu hem İran hem de Çin ile konuşmak için uygun bir muhatap yapıyor.