Bağdat'taki durum: Irak’ın başkenti daha güvenli hale geldi mi?

Sakinler ve ziyaretçiler, dükkan ve kafelerde hareketlilik yönünden gerçek bir değişim gözlemliyorlar

Bağdat iyileşme yolunda ilerlerken, umutlar devletin ve toplumun bu başarıyı koruma becerisine bağlı kalmaya devam ediyor (Independent Arabia)
Bağdat iyileşme yolunda ilerlerken, umutlar devletin ve toplumun bu başarıyı koruma becerisine bağlı kalmaya devam ediyor (Independent Arabia)
TT

Bağdat'taki durum: Irak’ın başkenti daha güvenli hale geldi mi?

Bağdat iyileşme yolunda ilerlerken, umutlar devletin ve toplumun bu başarıyı koruma becerisine bağlı kalmaya devam ediyor (Independent Arabia)
Bağdat iyileşme yolunda ilerlerken, umutlar devletin ve toplumun bu başarıyı koruma becerisine bağlı kalmaya devam ediyor (Independent Arabia)

Cabbar Zeydan

Medeniyetlerin buluştuğu ve zorlukların çekiştiği Irak'ın kalbinde, Bağdat bugün önceki nesillerin alıştıklarından neredeyse tamamen farklı, yeni bir sahneyle karşı karşıya. Yakın zamana kadar günlük yaşanan patlamalar ve sürekli kaygılarla boğuşan Irak’ın başkenti, sakinleri ve ziyaretçileri tarafından gözlemlenildiği üzere, güvenlik durumunda somut bir değişime sahne oluyor. Bağdat sakinlerinin birçoğu yıllar öncesine göre alışılmadık olan bir güven duygusundan bahsediyor. Patlama sesleri artık her gün şehrin her yerinde yankılanmıyor ve güvenlik kontrol noktaları eskisi kadar çok değil. Başkentin birçok bölgesine ticari faaliyet geri döndü, kafeler ve restoranlar gece geç saatlere kadar müşterilerle dolu. Bir zamanlar güvenlik açısından “sıcak noktalar” olarak bilinen bölgeler, sakinlerinin ifadelerine göre artık daha istikrarlı.

Güncel durum

Karrada bölgesindeki bir dükkan sahibi, “eskiden bombalı saldırılar korkusuyla dükkanlarımızı gün batımından önce kapatırdık. Şimdi gece yarısına kadar, dahası özel günlerde ve bayramlarda bazen sabahın erken saatlerine kadar açık kalıyoruz. Bir zamanlar şüpheli görülen köşelerde bile kendimizi güvende hissediyoruz” diyor.

Sadr bölgesinde yaşayan bir kadın, “Çocuklarım pazara veya okula gittiklerinde artık endişelenmiyorum. Her gün hissettiğimiz gerçek bir değişim var” diye ekliyor.

Bu güvenlik hissi sadece bölge sakinleriyle sınırlı değil; ziyaretçiler de bunun farkında. Mutenebbi Caddesi'nde dolaşan, müzeleri ve kültür kafelerini ziyaret eden Arap ve yabancı turistler görüntüsü artık alışıldık. Oysa birkaç yıl öncesine kadar ender görülen bir şeydi.

Güvenlik araştırmacıları, Bağdat'taki iyileşen güvenlik durumunun, iç içe geçmiş faktörlerin bir kombinasyonundan kaynaklandığına inanıyorlar. Faktörlerin en önemlisi, yıllarca başkentin güvenliği için sürekli bir tehdit oluşturan radikal silahlı grupların faaliyetlerindeki gerileme.

cdfgthy
Bağdat artık güvenli mi?

Güvenlik uzmanı Tarık Abdulvahid, “Bağdat, radikal gruplar için sembolik ve stratejik bir hedefti. Ancak, bu gruplara batı ve kuzey Irak'ta indirilen yoğun darbelerden sonra, başkentte yüksek profilli saldırılar gerçekleştirme güçleri azaldı” diyor ve ekliyor: “Bugün, istihbarat koordinasyonunun ve entegre saha çalışmalarının gelişmesi sayesinde Bağdat, önceki dönemlerde olduğu gibi terörist faaliyetler için bir kuluçka makinesi veya uygun ortam değil.” Abdulvahid ayrıca, güvenlik tehditleriyle başa çıkma yöntemlerinde niteliksel bir değişime de işaret ediyor. Bu yöntemler artık yalnızca askeri müdahaleye dayanmıyor, bunun yerine çeşitli güvenlik kurumları arasındaki koordinasyonun yanı sıra önleyici eylemler ve elektronik gözetimi de içerecek şekilde genişledi.

Militarizasyondan sivil istikrara

Gözlemcilere göre, Bağdat'ın tanık olduğu en dikkat çekici dönüşümlerden biri, şehir içinde militarizasyonun kademeli olarak azalması. Sokaklarda artık sabit güvenlik kontrol noktaları yok ve silahlar ile silahlıların görüntüleri artık son on yılda olduğu kadar yaygın değil. Güvenlik araştırmacısı Ali el-Hüseyni, “Bağdat'taki güvenlik durumu, kalıcı bir olağanüstü halden göreceli istikrar haline geçişe tanık oluyor. Normal yaşamı yeniden tesis etme ve yerleşim bölgelerindeki gereksiz askeri varlığı azaltma çabaları var. Bu, güvenlikten vazgeçme anlamına gelmiyor, daha ziyade onu rasyonel bir şekilde organize etmek anlamına geliyor” diyor. Şarku'l Avsat'ın  Indepenedent Arabia'dan çevirdiği analize göre Hüseyni, “bu değişimin birdenbire ortaya çıkmadığını, daha ziyade güvenlik çabalarını birleştirmeye ve devlet çerçevesi dışındaki silahlı grupların etkisini azaltmaya yardımcı olan sistematik çalışma ve göreceli siyasi istikrarın bir sonucu olduğunu” düşünüyor.

Geride kalan meydan okumalar

Olumlu göstergelere rağmen, Bağdat güvenlik konusunda bomba yüklü araçlar veya bombalı saldırılarla ilgili olmayan, daha çok denetimsiz silah, aşiretler arası çekişmeler ve organize suç gibi sorunlarla ilgili farklı türde meydan okumalarla yüzleşmeye devam ediyor. Güvenlik analisti Nasır el-Kenani, “genel bir güvenlik duygusuna tamamen teslim olmaya” karşı uyarıyor ve “günlük sahneden kanlı şiddet belirtilerinin kaybolmasına rağmen, devlet kontrolü dışındaki yaygın silahlar, bazı silahlı gruplar üzerindeki kontrol eksikliği gibi diğer meydan okumalar varlığını sürdürüyor. Bu, ciddi bir şekilde ele alınmazsa her an güvenlik durumunun istikrarsızlaşmasına yol açabilir” diye açıklıyor. “Güvenliğin ölçüsü yalnızca patlamaların gerçekleşmemesine değil, aynı zamanda vatandaşların gasp edilmekten veya hukuktan daha üstün ve etkili gruplar veya bireyler tarafından haklarının ihlal edilmesinden korkmamalarına, kendilerini ne kadar güvende hissettiklerine bağlıdır” diye ifade ediyor.

Toplumun güvenliği sağlamadaki rolü

Bağdat'taki güvenlik sahnesinde netleşmeye başlayan önemli yönlerden biri, yerel toplumun kendi güvenliğine katkıda bulunma ve güvenlik servisleriyle iş birliğini teşvik etme rolüdür. Sivil aktivist Mustafa Fazıl, “İnsanlar güvenliğin sadece devletin değil, herkesin sorumluluğu olduğunu fark etmeye başladı. Gençler arasında onları sokaklarını korumaya, şiddet döneminde hakim olandan tamamen farklı bir ortam yaratan kültürel ve sportif etkinlikler düzenleyerek, istikrar ortamını teşvik etmeye iten yeni bir bilinç var.”

Güven durumu devam edecek mi?

Gözlemciler, Bağdat'ta güvenliğin devam etmesinin birkaç faktöre bağlı olduğuna inanıyor. Bunların en başında siyasi istikrar, güvenlik servislerini teknoloji ve eğitimler ile sürekli desteklemek ve silahın sadece devletin elinde olması geliyor. Bu konular hâlâ güçlü bir irade ve titiz bir takip gerektiriyor. Tarık Abdulvahid, “Bağdat güvenlik konusunda iyileşme yolunda uzun bir yol kat etti, ancak bu yol hâlâ tehlikelerle dolu. Umut verici işaretler var, ancak asıl zorluk bunları sürdürmek ve siyasi çekişmeler veya silahlı çatışmalar nedeniyle kaosun geri dönmesini önlemek” diyor. Ayrıca, “gerçek barışın yalnızca şiddetin yokluğuyla değil, aynı zamanda herkesi kapsayan yasaların ve bunları adalet ve şeffaflıkla uygulayabilen kurumların varlığıyla sağlanacağını” vurguluyor.

Korkudan umuda

Bağdat değişti ve belki de onlarca yıldır ilk kez, şehirden yansıyan görüntü daha parlak. Irak başkentinde güvenlik ideal durumda ve meydan okumalardan uzak değil, ancak yalnızca vaatler veya siyasi söylemlerden ibaret kalmayıp, elle tutulur bir gerçeklik haline geldi.

Şehir iyileşme yolunda ilerlerken, umutlar devletin ve toplumun bu kazanımı koruma ve daha istikrarlı ve müreffeh bir gelecek için geliştirme becerisine bağlı kalmaya devam ediyor. Sonuç olarak, Bağdat'ın güvenliği sadece Irak'ta barışın anahtarı değil, aynı zamanda ülkenin tüm evlatlarını kucaklayan, haklarını ve hayallerini koruyan güçlü bir devlet olarak geri dönüşünün de temel taşıdır.



Trump'ın İran'la diplomasisi: Siyasi bir gösteri ve belirsiz bir gelecek

ABD Başkanı Donald Trump, Washington'da gazetecilere açıklamalarda bulunurken, 20 Mayıs 2026 (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, Washington'da gazetecilere açıklamalarda bulunurken, 20 Mayıs 2026 (AFP)
TT

Trump'ın İran'la diplomasisi: Siyasi bir gösteri ve belirsiz bir gelecek

ABD Başkanı Donald Trump, Washington'da gazetecilere açıklamalarda bulunurken, 20 Mayıs 2026 (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, Washington'da gazetecilere açıklamalarda bulunurken, 20 Mayıs 2026 (AFP)

Brian Katulis

Müzakereler bir anlaşmayla sonuçlanır mı? Bu soru, 8 Nisan'da ABD ile İran arasında kırılgan bir ateşkesin ilan edilmesinin ve ardından ABD Başkanı Donald Trump’ın tek taraflı kararıyla süresiz olarak uzatılmasının üzerinden bir buçuk ayı aşkın süredir iki ülke arasındaki geriliminin gölgesinde cevap aramaya devam ediyor.

Geçtiğimiz hafta sonu yoğun bir diplomatik hareketlilik yaşandı. Bu süreç, önce Pakistan ardından en son aşamada Katar arabuluculuğuyla yürütülen İran-ABD görüşmelerine ilişkin birbiriyle çelişen sızıntılarla iç içe geçti. ABD Dışişleri Bakanlığının Ortadoğu'dan sorumlu üst düzey diplomatı Barbara Leaf, hafta sonu yaşanan bu kafa karıştırıcı atışmalı süreci ‘kakofoni’ olarak nitelendirdi.

Bu diplomasinin nereye varacağını ya da bunun 2025 baharındaki görüşmelerin ve bu yılın başlarında gerçekleştirilen turların bir tekrarından ibaret olup olmayacağını -yani bir sonraki savaş turunun öncesinde yaşanan geçici bir ateşkesten ibaret kalıp kalmayacağını- kestirmek güç. Bununla birlikte, İran içinde ve dünyanın dört bir yanında derinleşen ekonomik tahribat, mevcut müzakere turunu sürdürme yönündeki en önemli itici gücü oluşturuyor. Bunun yanı sıra enerji üretim tesisleri ve su arıtma istasyonları dahil bölgesel altyapıya yönelik daha kapsamlı saldırı tehditleri de tarafları masada tutmaya zorlayan unsurlar arasında yer alıyor.

Bu ağır bedeller, çatışan tarafların yeniden savaşa sürüklenmesinin önünde bir engel oluşturduysa da İran ile ABD arasında kalıcı bir uzlaşının sağlanıp sağlanamayacağı hâlâ belirsizliğini koruyor.

Washington'da gösteriş diplomasisi

Müzakerelerin iki temel tarafı arasındaki güvensizlik ve karşılıklı güvence eksikliği, sürecin önündeki en temel engeli oluşturuyor. On yıllardır iki ülke arasındaki ilişkiyi kemiren dosyalarda kalıcı diplomatik uzlaşı arayışı neredeyse ‘imkânsız bir görev’ niteliği taşıyor. Bu dosyalar arasında İran'ın nükleer programı, balistik füzeleri, Hizbullah ve Husiler gibi bölgesel müttefiklerine verdiği destek ile Tahran'ın yaptırımların kaldırılması ve dondurulmuş mal varlıklarının serbest bırakılmasına yönelik talepleri yer alıyor. Üstelik son savaştan önce gündemde bulunmayan yeni bir mesele olan İran'ın Hürmüz Boğazı üzerindeki stratejik denetimi, süreci daha da içinden çıkılmaz hale getiriyor. Bütün bunlar müzakere gündemini son derece ağırlaştırıyor.

Hafta sonu sızdırılan bilgiler, eksik ve parçalı verilere dayalı yorum selini de beraberinde getirdi. Bunlar, gerçekleri aydınlatmaktan çok gürültü yarattı ve siyasi tartışmalardaki köklü cephe hatlarını pekiştirdi. ABD cephesinde ise yeni çatlaklar gün yüzüne çıktı. Trump'ın birinci döneminin Dışişleri Bakanı Mike Pompeo ile mevcut Beyaz Saray İletişim Direktörü Steven Cheung arasında sert bir söz düellosu yaşandı.

Pompeo, basına sızdırılan olası bir ABD-İran anlaşmasının ayrıntılarına öfkeyle tepki gösterirken, Cheung, kamuoyu önünde Pompeo'ya ‘ahmakça konuşmayı kesip susmasını’ söyleyerek karşılık verdi.

Bu tablo, Amerikan kamuoyundaki söylemin nezaket ve vakardan giderek uzaklaştığına işaret eden olaylar zincirine yeni bir halka ekledi.

Bir binanın cephesinde, Hürmüz Boğazı'nın tasvir edildiği ve üzerinde “Sonsuza kadar İran'ın elinde... Trump hiçbir şey yapamadı... İran, Hürmüz Boğazı'nı sonsuza kadar kontrol edecek” yazan reklam panosu. Tahran'daki Vank Meydanı, 25 Mayıs 2025 (AFP)

Bir binanın cephesinde, Hürmüz Boğazı'nın tasvir edildiği ve üzerinde “Sonsuza kadar İran'ın elinde... Trump hiçbir şey yapamadı... İran, Hürmüz Boğazı'nı sonsuza kadar kontrol edecek” yazan reklam panosu. Tahran'daki Vank Meydanı, 25 Mayıs 2025 (AFP)

“Bu diplomasinin nereye varacağını ya da bunun 2025 baharındaki görüşmelerin ve bu yılın başlarındaki turların bir tekrarından -yani bir sonraki savaş turunun öncesinde yaşanan geçici bir ateşkesten- ibaret kalıp kalmayacağını kestirmek güç.

Daniel Drezner gibi bazı ABD’li yorumcular, İran'la varılabilecek herhangi bir anlaşmanın fiili ayrıntıları kamuoyuyla paylaşılmadan önce analiz etmenin gerçek anlamda bir faydası olmadığı görüşünde.

İran rejiminin ve Trump yönetiminin bu krizin pek çok boyutunda -hatta daha geniş anlamda yönetim anlayışı ve kamuoyu davranışında- alışkanlık haline gelen yalan söyleme eğilimi, diplomatik bir uzlaşıya ulaşmayı daha da güçleştiriyor.

Büyük güce sahip liderler zaman zaman söylemle gerçeği dönüştürmeye çalışır, güç dengelerini ve çıkarlar bütününü doğru biçimde yansıtmayan açıklamalar yaparlar.

Bu durum, Donald Trump'ta çarpıcı biçimde kendini gösteriyor. Trump, çıkar sağlamak amacıyla yoğun biçimde gösterişe dayalı bir performans diplomasisine başvurdu. Cesur iddialar ve kışkırtıcı tehditler bunun başlıca araçları oldu.

Bu tür diplomasi, somut kazanımlar yerine mesajı; kapalı kapılar ardındaki müzakereler yerine fotoğraf fırsatlarını ön plana çıkarıyor. Oysa kalıcı büyük anlaşmaların özü genellikle kamuoyundan uzakta, sessiz sedasız yürütülen müzakerelerde şekillenir.

Bu diplomasi öncelikle iç kamuoyuna sesleniyor; zira Trump'ın onay oranları gerilemiş durumda. İran dosyasında ise bir diğer kritik kitleye, yani ABD'nin Ortadoğu'daki ortaklarına da göz kırpıyor.

Trump, Beyaz Saray'da İran'a yönelik saldırı hakkında ulusa sesleniş konuşması yapmadan önce, 1 Nisan 2026 (Reuters)Trump, Beyaz Saray'da İran'a yönelik saldırı hakkında ulusa sesleniş konuşması yapmadan önce, 1 Nisan 2026 (Reuters)

İran rejimi de benzer bir çizgide ilerliyor. Coşkulu açıklamalar, tehditler ve kendi söylemine olan güveni zedeleyen adımları alışkanlık haline getirmiş durumda. Şarku’l Avsat’ın al Majalla'dan aktardığı analize göre bu yöntem, her iki temel taraf açısından da kalıcı bir anlaşma inşa etme çabalarını katmerli biçimde güçleştiriyor.

Gösteriş diplomasisine odaklanmak, Trump'ın neden Suudi Arabistan, Katar, Mısır, Pakistan, Türkiye ve Ürdün'den oluşan altı büyük ülkeyi Abraham Anlaşmaları’na katılmaya ve İsrail ile ilişkilerini normalleştirmeye davet ettiğini anlamlandırmaya da yardımcı oluyor.

Trump, bu tutumunun gerekçesini sosyal medya paylaşımında daha ayrıntılı biçimde açıkladı. Bu ülkelerin İsrail ile normalleşmesinin, İran'la varılabilecek olası anlaşmayı ‘aksi takdirde olacağından çok daha tarihi bir olaya’ dönüştürmek istedikleri takdirde, atabilecekleri ‘iyi’ bir adım olduğunu yazdı. Trump'ın bakış açısına göre bu tür cesur iddialar ve talepler, gerçekliği daha önce görülmemiş bir biçimde yeniden şekillendirme imkânı sunuyor.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan (sağda) ile Pakistan Genelkurmay Başkanı Asim Munir'in Tahran'daki görüşmesinden bir kare, 23 Mayıs 2026 (İran Cumhurbaşkanlığı)İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan (sağda) ile Pakistan Genelkurmay Başkanı Asim Munir'in Tahran'daki görüşmesinden bir kare, 23 Mayıs 2026 (İran Cumhurbaşkanlığı)

Ancak bu düşüncenin temel açmazı, yaşanan gerçekleri ve ABD’nin Ortadoğu'daki en yakın ortaklarından bazılarının bakış açısını göz ardı etmesinde yatıyor. Bunun başlıca örneği Suudi Arabistan. Öyle ki Suudi Arabistan, Trump'ın ilk döneminin büyük bölümünü iki devletli çözümü ve bağımsız bir Filistin devleti kurulması fikrini savunmaya ayırdı.

İran meselesinde de İsrail meselesinde de kalıcı bir uzlaşıya giden en güvenilir yol ve formül, kışkırtıcı açıklamalar savurarak pek çok Amerikalının kavramakta güçlük çektiği karmaşık bir Ortadoğu gerçekliğini zorla değiştirmeye çalışmaktan değil, ABD'nin yakın ortaklarını dinlemekten geçiyor.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


Elon Musk’la Pentagon arasında Starlink zammı tartışması

ABD ordusu, İran'ın Şahid drone'larıyla başa çıkabilmek için düşük maliyetli LUCAS'ları geliştirmişti (CENTCOM)
ABD ordusu, İran'ın Şahid drone'larıyla başa çıkabilmek için düşük maliyetli LUCAS'ları geliştirmişti (CENTCOM)
TT

Elon Musk’la Pentagon arasında Starlink zammı tartışması

ABD ordusu, İran'ın Şahid drone'larıyla başa çıkabilmek için düşük maliyetli LUCAS'ları geliştirmişti (CENTCOM)
ABD ordusu, İran'ın Şahid drone'larıyla başa çıkabilmek için düşük maliyetli LUCAS'ları geliştirmişti (CENTCOM)

Elon Musk'ın SpaceX firmasıyla ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) arasında Starlink terminalleriyle ilgili ücret anlaşmazlığı yaşanmış.

Reuters, ABD-İsrail'in 28 Şubat'ta İran'a saldırıları başlatmasından birkaç hafta sonra SpaceX yöneticilerinin Pentagon yetkilileriyle görüştüğünü yazıyor.

Amerikan ordusu, İran'daki saldırılarda LUCAS drone'larından kullanıyor. İran'ın Şahid'lerine benzeyen bu insansız hava araçları (İHA) SpaceX'in uydu terminallerine bağlı çalışıyor.

Toplantıda SpaceX yöneticileri, Pentagon'un her bir terminal bağlantısı için aylık yaklaşık 5 bin dolar ödediğini ancak gerçekte kullanılan hizmetin aylık yaklaşık 25 bin dolarlık "havacılık sınıfı" aboneliğine denk geldiğini savundu.

Musk'ın firması, Starlink bağlantısının devam etmesi için paketin yükseltilmesini istedi.

Adlarının paylaşılmaması şartıyla konuşan kaynaklara göre Pentagon ise hizmetin bu tarifeden ücretlendirilmesine karşı çıktı.

Ancak Savunma Bakanlığı'nın, İran'a yönelik saldırıları yoğunlaştırdığı dönemde bu artışı kabul etmek zorunda kaldığı savunuluyor. Bu da LUCAS drone'larının maliyetini yaklaşık iki katına çıkarmış.

Haberde, Pentagon'un SpaceX'e bağımlılığının giderek arttığına, Musk'ın da ABD ulusal güvenliğinin kritik bir alanındaki nüfuzunu artırdığına dikkat çekiliyor. Üstelik bu durumun, SpaceX'in tarihin en büyük halka arzlarından birine hazırlanırken gelirlerini artırmaya çalıştığı bir dönemde yaşandığına işaret ediliyor.

Musk, X'teki paylaşımında Amerikan ordusunun Starlink'leri değil, 2023'te SpaceX'le yapılan anlaşma kapsamında "Starshield" terminallerini kullandığını belirtti. Ancak ücret tarifesiyle ilgili anlaşmazlıklar hakkında yorum yapmadı.

Reuters'ın aktardığına göre Starshield, hem ticari Starlink uydularına hem de yine Starshield diye adlandırılan ayrı ve daha güvenli bir uydu ağına bağlanabiliyor.

Pentagon Sözcüsü Sean Parnell de X'ten yaptığı açıklamada iddiaları yalanlarken herhangi bir detay paylaşmadı. Musk'ın firmasının Pentagon'un "önemli bir ortağı olmayı sürdürdüğünü" ifade etti.

Independent Türkçe, Reuters, ABC


Dondurulmuş varlıklar, ABD ile İran arasındaki uzlaşma sürecini zorlaştırıyor

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio dün Ermenistan’ın başkenti Erivan’daki Zvartnots Uluslararası Şarku’l Avsat
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio dün Ermenistan’ın başkenti Erivan’daki Zvartnots Uluslararası Şarku’l Avsat
TT

Dondurulmuş varlıklar, ABD ile İran arasındaki uzlaşma sürecini zorlaştırıyor

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio dün Ermenistan’ın başkenti Erivan’daki Zvartnots Uluslararası Şarku’l Avsat
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio dün Ermenistan’ın başkenti Erivan’daki Zvartnots Uluslararası Şarku’l Avsat

ABD ile İran arasındaki müzakereler, İranlı müzakere heyetinin dün Doha’da gerçekleştirdiği temasların ardından Tahran’a dönmesiyle kritik bir aşamaya girdi. Görüşmelerde, dondurulmuş İran varlıklarının bir kısmının serbest bırakılmasına yönelik mekanizmaların ele alındığı belirtilirken, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio da Güney İran’daki son ABD saldırılarına ve Tahran’ın ateşkes ihlali suçlamalarına rağmen taraflar arasında günler içinde anlaşmaya varılmasının hâlâ mümkün olduğunu söyledi.

İran devlet televizyonu, İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf başkanlığındaki heyetin, Katarlı yetkililerle yapılan görüşmelerin ardından Tahran’a döndüğünü duyurdu.

Kalibaf’ın, savaşı sona erdirmeye yönelik mutabakat taslağına son şeklin verilmesi amacıyla pazartesi günü üst düzey bir heyetle Doha’ya gittiği belirtildi. Heyette Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ile Merkez Bankası Başkanı Abdunnasır Himmeti’nin de yer aldığı kaydedildi.

Görüşmelerin, savaşın sona erdirilmesi, Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması ve başta İran’ın nükleer programı olmak üzere daha karmaşık dosyalar üzerinde kapsamlı müzakere sürecinin yeniden başlatılmasını içeren ön mutabakat metni üzerinde yoğunlaştığı ifade edildi.

Ancak Washington’un ‘meşru müdafaa’ kapsamında sürat tekneleri ve füze mevzilerini hedef aldığını açıkladığı son saldırılar, ateşkesin kırılganlığını yeniden gündeme taşıdı. Buna rağmen Tahran ve Washington tarafı, müzakerelerin devam etme ihtimaline ilişkin açıklamalarını sürdürdü.

Rubio, dün sabah Hindistan’ın Caypur kentinde gazetecilere yaptığı açıklamada, Katar’da görüşmeler gerçekleştirildiğini belirterek, “Herhangi bir ilerleme kaydedip kaydedemeyeceğimizi göreceğiz. İlk taslak metindeki belirli maddeler üzerinde çok sayıda tartışma yürütülüyor. Bu nedenle sürecin birkaç gün alacağını düşünüyorum” dedi.

Rubio, “Başkan anlaşmaya varma isteğini ortaya koydu. Ya iyi bir anlaşma yapılır ya da hiç anlaşma yapılmaz” ifadelerini kullandı.

Hürmüz Boğazı’nın açık kalması gerektiğini vurgulayan Rubio, “Boğazlar bir şekilde açık olacaktır, dolayısıyla açık kalmalıdır” dedi. Rubio, Hürmüz Boğazı’nda yaşananları ise ‘hukuka aykırı, gayrimeşru, dünya açısından sürdürülemez ve kabul edilemez’ olarak nitelendirdi.

Doha istasyonu

İran tarafına yakın kaynaklar ise müzakerelerin mali boyutuna ilişkin yeni ayrıntılar paylaştı.Şarku'l Avsat'ın Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) yakınlığıyla bilinen Tesnim Haber Ajansı'ndan aktardığına göre müzakere heyetine yakın bir kaynak, Kalibaf’ın Katar’daki temaslarında olası anlaşmanın ilk aşamasında 12 milyar dolarlık İran varlığının serbest bırakılma mekanizmasını görüştüğünü belirtti. Haberde, 14 maddeden oluşan mutabakat taslağının, müzakere süreci boyunca toplam yaklaşık 24 milyar dolarlık dondurulmuş İran varlığının aşamalı olarak serbest bırakılmasını öngördüğü ifade edildi.

Kaynak, Tahran yönetiminin söz konusu miktarın yarısının mutabakatın ilan edilmesiyle birlikte erişime açılmasını, kalan kısmın ise 60 gün içinde aktarılmasını talep ettiğini ifade etti. Kalibaf’ın Katar ziyaretinin de ilk aşamada serbest bırakılması planlanan 12 milyar doların nasıl aktarılacağı ve buna ilişkin engellerin nasıl aşılacağı konularını ele almak amacıyla gerçekleştirildiği kaydedildi.

Kaynak ayrıca, Güney Kore ve Katar’daki İran varlıklarının daha önce serbest bırakılması sürecinde yaşanan deneyimlerin, Tahran’ı uygulama aşamalarını daha dikkatli takip etmeye yönelttiğini söyledi. Aynı kaynak, önceki süreçlerde yaşanan karmaşık durumların tekrar etmemesi için gerekli önlemlerin alındığını ve Katar’daki görüşmelerin bu konuda ‘olumlu sonuçlar’ verdiğini belirtti.

Tesnim’e konuşan kaynak, “Katar’daki müzakereler genel olarak olumlu geçti ve geniş kapsamlı görüşmelerde ilerleme sağlanmasına katkıda bulundu” dedi. Ancak Tahran yönetiminin sürece ‘son derece temkinli’ yaklaştığını vurgulayan kaynak, ABD’yi ‘taahhütlerine sadık kalmayan taraf’ olarak nitelendirdi.

Öte yandan Katar, İsrail basınında yer alan ve Doha yönetiminin İran’a ABD ile barış anlaşmasını garanti altına almak amacıyla 12 milyar dolarlık kredi teklif ettiği yönündeki haberleri yalanladı.

Katar Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Macid el-Ensari, Doha’nın İran’a 12 milyar dolar ‘teklif ettiğine’ ilişkin iddiaların ‘asılsız ve gerçeği yansıtmayan’ haberler olduğunu söyledi. Ensari, söz konusu haberlerin, ‘anlaşmayı sabote etmeyi ve bölgede tansiyonu düşürmeye yönelik diplomatik çabaları baltalamayı amaçlayan taraflar’ tarafından yayıldığını ifade etti.

İran Parlamentosu Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, Beyrut'ta düzenlediği basın toplantısında (Arşiv-DPA)İran Parlamentosu Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, Beyrut'ta düzenlediği basın toplantısında (Arşiv-DPA)

Bir başka bilgi sahibi kaynak ise el-Ensari’nin, Doha yönetiminin İran ile ABD arasındaki mutabakatı güvence altına almak için mali destek sağlamadığı yönündeki açıklamalarını değerlendirerek, “Katarlı yetkililerin açıklamaları genel olarak yanlış değil” ifadesini kullandı.

İran’ın geçmiş deneyimleri nedeniyle söz konusu varlıkların geri alınması konusunda ‘son derece hassas ve kararlı’ davrandığını belirten kaynak, Tahran’ın süreci sıkı biçimde takip ettiğini ifade etti.

Tesnim, İran heyetinin Doha ziyaretinin, olası mutabakatın ilk aşamasında dondurulmuş İran varlıklarının bir kısmının serbest bırakılmasını sağlama amacı taşıdığını yazdı. Haberde, İran’ın ABD tarafına güvenmemesi nedeniyle süreç içerisinde bu varlıkların bir bölümünün fiilen serbest bırakılmasında ısrarcı olduğu, böylece somut kazanım ve kesin sonuç elde etmeyi hedeflediği belirtildi.

Ajans, konunun taşıdığı önem nedeniyle müzakere heyeti başkanı sıfatıyla Kalibaf’ın süreci bizzat takip etmek üzere Doha’ya gittiğini ve Katar Emiri ile görüşmeler gerçekleştirdiğini aktardı. Tesnim’e konuşan bir kaynak, görüşmeler sırasında ‘ilerleme sağlandığını’ ve müzakerelerde ‘ileri yönlü adımlar atıldığını’ söyledi.

Dondurulmuş varlıklar

İran’ın yurt dışındaki dondurulmuş varlıklarının toplam miktarına ilişkin veriler farklılık gösteriyor. Resmî olmayan bazı tahminlerde bu miktarın 100 ila 120 milyar dolar arasında olduğu ifade ediliyor.

İran Merkez Bankası’nın eski Başkanı Veliyullah Seyf, 2015 yılında nükleer anlaşmanın ilan edilmesinin ardından yaptığı açıklamada, söz konusu anlaşmanın İran’a ait yaklaşık 30 milyar dolarlık dondurulmuş varlığın serbest bırakılmasını sağlayacağını söylemişti.

Mart 2022’de sonuçsuz kalan Viyana müzakereleri sırasında ise İran, Japonya ve Güney Kore’de petrol satışlarından elde edilen gelirlerinden dondurulan varlıkların yanı sıra Irak’tan doğalgaz ve elektrik ihracatı karşılığındaki alacaklarının serbest bırakılmasını talep etmişti. Bu miktarın yaklaşık 6 milyar dolar olduğu belirtilmişti.

İran’ın Güney Kore’deki dondurulmuş varlıklarının yaklaşık 7 milyar dolar, Japonya’dakilerin 1,6 milyar dolar ve Lüksemburg’dakilerin ise 1,5 milyar dolar düzeyinde olduğu ifade ediliyor. İran basını ise o dönemde Çin’de yaklaşık 20 milyar dolarlık İran varlığının bulunduğunu yazmıştı.

2023 yılında Güney Kore bankalarında tutulan 6 milyar dolarlık İran varlığı, İran’da tutuklu bulunan beş ABD vatandaşının serbest bırakılması karşılığında Katar’a transfer edilmişti. Ancak söz konusu fonların İran tarafından kullanımına izin verilmedi. Bunun nedeni olarak, Hamas’ın 7 Ekim 2023’te İsrail’e düzenlediği saldırının ardından başlayan Gazze savaşıyla birlikte Washington-Tahran ilişkilerinin yeniden kötüleşmesi gösterildi.

İran Hükümet Sözcüsü Fatma Muhacerani ise Tahran yönetiminin müzakerelerde karşı karşıya olduğu sorunlardan birinin ‘ABD’nin söylemleri ile uygulamaları arasındaki çelişki’ olduğunu söyledi. Muhacerani, buna rağmen İran’ın askeri gücüne ve diplomasi ekibine güvendiklerini belirterek ‘kalıcı bir barışa’ ulaşılmasını umduklarını ifade etti.

Muhacerani ayrıca, hükümetin enflasyonu kontrol altına almaya çalıştığını, ancak uluslararası gelişmelerin enflasyon oranlarını etkilediğini söyledi. Hükümetin, bütçe disiplinini sağlayarak enflasyonu dengelemeye çalıştığını belirten Muhacerani, yaptırımlar ve küresel dalgalanmaların tüm sektörleri etkilediğini, ilaç sektörünün de bundan muaf olmadığını kaydetti.

Rubio, anlaşma ve baskı arasında

Rubio’nun açıklamaları, İran’ın ateşkesin açık ihlali olarak nitelendirdiği yeni ABD saldırılarının ardından geldi. İran Dışişleri Bakanlığı, ülkenin güneyindeki Hürmüzgan eyaletinde düzenlenen saldırıların ‘kırılgan ateşkesin açık şekilde ihlali’ anlamına geldiğini duyurdu. İran medyası da dün sabah eyalette patlama sesleri duyulduğunu bildirdi.

ABD tarafı ise saldırıların, mayın döşemeye çalışan sürat tekneleri ile füze fırlatma noktalarını hedef aldığını açıkladı. Saldırıların ardından konuşan Rubio, taraflar arasında anlaşmaya varılmasının hâlâ mümkün olduğunu ancak ilk taslak metindeki bazı maddeler üzerindeki görüş ayrılıkları nedeniyle sürecin ‘birkaç gün’ daha alabileceğini söyledi.

İranlı ve Amerikalı kaynaklar, savaşın sona erdirilmesi ve Hürmüz Boğazı’nda deniz trafiğinin yeniden başlamasını öngören bir ön mutabakat taslağında ilerleme sağlandığını aktardı. Söz konusu çerçevede müzakerecilere, İran’ın nükleer programı da dahil olmak üzere daha karmaşık başlıkları görüşmeleri için 60 günlük süre tanınmasının planlandığı belirtildi.

İran tarafının anlatımına göre ön anlaşma, tüm cephelerde savaşın sona erdirilmesi, Hürmüz Boğazı’ndaki geçiş düzenine ilişkin 30 günlük bir çerçeve oluşturulması ve dondurulmuş varlıkların bir kısmının serbest bırakılması yoluyla mali destek sağlanmasıyla sınırlı olacak. Nükleer program gibi daha hassas konuların ise ikinci aşamada ele alınacağı ifade edildi.

Washington’daki ABD Kongre Binası (Arşiv – Reuters)Washington’daki ABD Kongre Binası (Arşiv – Reuters)

Üst düzey bir İranlı kaynak Reuters’a yaptığı açıklamada, Tahran yönetiminin Katar’daki görüşmeler sırasında milyarlarca dolarlık dondurulmuş varlığın serbest bırakılmasına ilişkin maddenin mutabakat metnine dahil edilmesi için baskı yaptığını söyledi. DMO’ya yakınlığıyla bilinen Fars Haber Ajansı da bilgi sahibi bir kaynağa dayandırdığı haberinde, söz konusu varlıkların serbest bırakılması konusunun, mutabakatın tamamlanmasının önündeki ‘son ciddi anlaşmazlık noktası’ olduğunu aktardı.

Nükleer toz

ABD Başkanı Donald Trump, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, İran’ın elindeki zenginleştirilmiş uranyumu imha edilmek üzere ABD’ye teslim etmesini ya da uluslararası gözlemciler eşliğinde bulunduğu yerde yok etmesini beklediğini söyledi.

Trump paylaşımında, “Zenginleştirilmiş uranyum (nükleer toz) derhal ABD’ye teslim edilerek ülkeye getirilmeli ve imha edilmelidir. Ya da tercihen İran İslam Cumhuriyeti ile koordinasyon içinde, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) veya benzeri bir kuruluşun gözetiminde bulunduğu yerde ya da kabul edilecek başka bir noktada yok edilmelidir” ifadelerini kullandı.

Trump, savaşın temel amacının İran’ın yüksek düzeyde zenginleştirilmiş uranyum kullanarak nükleer silah üretmesini engellemek olduğunu savunuyor. Tahran yönetimi ise nükleer silah geliştirme yönünde herhangi bir planı bulunduğu iddialarını sürekli reddederken, uranyum zenginleştirmenin barışçıl ve sivil amaçlarla yürütüldüğünü belirtiyor.

Öte yandan İran Dini Lideri Mücteba Hamaney, Hac sezonu dolayısıyla yaptığı konuşmada, “Saatin ibreleri geriye döndürülemez” ifadesini kullandı. Hamaney ayrıca, eski Dini Lider Ali Hamaney’in Ortadoğu’daki ABD güçlerine yönelik tehditlerini yineledi. Konuşmasında ‘Amerika’ya ölüm’ ve ‘İsrail’e ölüm’ sloganlarının tekrarlanması gerektiğini söyleyen Hamaney, İsrail’in ‘yok olacağı’ yönündeki söylemleri de yineledi. Bu açıklamalar, Trump’ın İran’a İbrahim Anlaşmaları’na katılma çağrısına dolaylı bir yanıt olarak değerlendirildi.

Aynı zamanda Hürmüz Boğazı, müzakerelerin merkezindeki başlıklardan biri olmaya devam ediyor. Boğazın fiilen kapanması, petrol arzında benzeri görülmemiş bir krize yol açarken, ham petrol, yakıt, gübre ve gıda fiyatlarında sert yükselişlere neden oldu. İran ise 28 Şubat’ta başlayan ABD-İsrail saldırılarına karşılık olarak, Körfez bölgesinde ABD üslerine ev sahipliği yapan ülkelere insansız hava araçları (İHA) ve füzelerle saldırılar düzenledi.

Küresel petrol ve sıvılaştırılmış doğalgaz ticaretinin yaklaşık beşte birinin geçtiği Hürmüz Boğazı’ndaki deniz trafiğinin, savaş öncesi seviyelerin çok altına gerilediği belirtildi. ABD saldırılarına ilişkin haberlerin ardından Brent petrolün dün yaklaşık yüzde 3,5 yükselerek varil başına 99 doların üzerine çıktığı kaydedildi.

Gözler bugün Camp David başkanlık yerleşkesine çevrildi. Beyaz Saray’dan bir yetkilinin AFP’ye yaptığı açıklamaya göre Trump, İran ile yürütülen görüşmeler kritik bir aşamaya yaklaşırken burada nadir görülen bir kabine toplantısı gerçekleştirecek.

Maryland dağlarında bulunan ve önceki ABD başkanlarına kıyasla Trump’ın nadiren kullandığı Camp David yerleşkesinin tercih edilmesinin, görüşmelerin hassasiyetini yansıttığı değerlendiriliyor. New York Post gazetesi, toplantıya tüm kabine üyelerinin katılmasının beklendiğini ve İran dosyasının gündemin ana maddesini oluşturacağını yazdı. Haberde ekonomik başlıkların da ele alınacağı belirtildi.

Camp David daha önce de önemli diplomatik süreçlere ev sahipliği yapmıştı. Bunlar arasında, Jimmy Carter döneminde 1978’de Mısır ile İsrail arasında imzalanan Camp David Anlaşması ile Bill Clinton dönemindeki 2000 tarihli başarısız İsrail-Filistin zirvesi yer alıyor. Bu ziyaret, Trump’ın ikinci başkanlık döneminde Camp David’e gerçekleştirdiği yalnızca ikinci ziyaret olacak. İlk ziyaretin ise Haziran 2025’te ABD’nin İran’daki nükleer tesislere yönelik saldırılarından birkaç gün önce gerçekleştiği belirtildi.