İsrail, Yemen açıklarında askeri üs arayışında

Kızıldeniz'deki seçenekler arasında Somaliland, Eritre ve Etiyopya yer alıyor

İsrail, Yemen açıklarında askeri üs arayışında
TT

İsrail, Yemen açıklarında askeri üs arayışında

İsrail, Yemen açıklarında askeri üs arayışında

Somaliland, 1991 yılında bağımsızlığını ilan etmesinden bu yana uluslararası tanınma peşinde koşuyor. Bu yüzden de stratejik ortaklıkları bu hedefe ulaşmanın bir yolu olarak görüyor. İsrail'in 2024 yılının sonlarında Somaliland'a gizlice yaklaşarak, resmi olarak tanıması karşılığında topraklarında bir askeri üs kurma teklifinde bulunduğu yönünde haberler basın yer aldı. Diplomatik kaynaklara göre bu yöndeki bir anlaşmaya varılmasını kolaylaştırmak amacıyla iki taraf arasında görüşmeler yapılıyor. Basında çıkan haberlere göre Somaliland, İsrail'in onu tanıması ve ülkeye yatırım yapması şartıyla askeri üs kurma talebini kabul etmeye hazırlanıyor.

Bu müzakereler şimdiye kadar gizli olarak yürütüldü ve bu yılın ortalarına kadar resmi bir anlaşma açıklanmadı. Ancak İsrailli basınında yer alanlar da dahil olmak üzere birçok haber raporunda görüşmelerin devam ettiği ve olası bir anlaşmaya doğru ilerlediği teyit ediliyor. Somaliland yönetimi, bu konuda açıkça olumlu bir tutum sergiliyor. Kısa bir süre önce seçilen Somaliland lideri Abdurrahman Muhammed Abdullahi, ‘yakında’ uluslararası tanınırlığa sahip olacaklarını belirtti ve bu tür bir ilerlemenin güvenlik iş birliğini de içeren büyük güçlerle yapılacak anlaşmalardan kaynaklanabileceğini ima etti.

Sokotra, Sudan ve Eritre

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı habere göre İsrail'in Kızıldeniz'deki stratejik ilgisini çeken tek yer Somaliland değil. Diğer önemli yerlerden biri de Yemen'in Sokotra takımadaları. Basında yer alan haberlere göre İsrail, Afrika Boynuzu'ndaki ‘stratejik derinliğini güçlendirmek’ için buraya bir askeri ve istihbarat üssü kurmak istiyor. Aynı haberlere göre Socotra'nın bir parçası olan Abdulkuri adasında inşaat çalışmaları devam ediyor ve Yemen'in güneyindeki askeri ihtiyaçları karşılamak için bir liman, pist ve helikopter pisti inşa edildi. İsrail'in bu tesislerden inşaatın tamamlanmasından sonra yararlanıp yararlanmayacağı bilinmiyor.

İsrail'in Eritre'de, özellikle Kızıldeniz'deki Dahlak takımadalarında gizli de olsa eski bir tesise sahip olduğu ve burada, Babu’l Mendeb Boğazı'ndaki deniz trafiğini izlemek ve İran ile Husilerin bölgedeki faaliyetlerini takip etmek için kullanılan bir istihbarat ve deniz üssü bulunduğu düşünülüyor.

Babu’l-Mendeb Boğazı, dünya ticaretinin büyük bir kısmının geçtiği ve Süveyş Kanalı'nın hayati bir kapısı olan, dünyanın en önemli deniz geçitlerinden biri.

İsrail, Kızıldeniz’e erişim sağlayan diğer bölgelere de ilgi gösterdi. Örneğin Sudan, 2020 yılında İsrail ile ilişkilerin normalleşmesini prensipte kabul etmiş ve bu da gelecekte güvenlik alanında iş birliğine kapıyı aralamıştı. Ancak Sudan'daki karışıklıklar bu planların dondurulmasına neden oldu. İran da son zamanlarda devreye girerek, Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) komutanı Muhammed Hamdan Dagalu ile mücadele etmek için Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı ve Ordu Komutanı Abdulfettah el-Burhan’a bağlı güçlere silah sağladı.

Tahran'ın Sudan’da bir deniz üssü istediği söyleniyor. Öte yandan Etiyopya kısa bir süre önce Somaliland ile Berbera Limanı’nda bir deniz üssü kiralamak için anlaşma imzaladı. Bu durum, Somaliland'ın kıyılarının stratejik bir hedef haline geldiğini gösteriyor.

Jeopolitik yansımalar

Babu’l-Mendeb Boğazı, dünya ticaretinin büyük bir kısmının geçtiği ve Süveyş Kanalı'nın hayati bir kapısı olan dünyanın en önemli deniz geçitlerinden biri. Bu boğazın yakınlarında, örneğin Somaliland’da İsrail tarafından bir askeri üs kurulmasının jeopolitik açıdan büyük yansımaları olur. Bir yandan, korsanlık ve isyancı saldırılarının yaşandığı bu bölgede İsrail'in savunma ve keşif kapasitesinin artmasıyla Kızıldeniz'deki deniz trafiğinin güvenliği artırılabilir.

Ancak diğer yandan, Kızıldeniz'in girişinde kurulacak bir İsrail üssü, bölgedeki dengeleri de etkiler. Bu, İsrail'e Afrika Boynuzu'nda bir dayanak noktası sağlayacaktır. Küresel ve bölgesel güçlerin nüfuz için rekabet ettiği bu bölgede bir üs kurulması, İbrahim (Abraham) Anlaşmaları çerçevesindeki ittifakın bir parçası olarak görülebilir. Ayrıca, İsrail'in Hint Okyanusu'ndaki askeri varlığının bir uzantısı olarak da görülebilir. İran ve vekilleri, özellikle Husiler, bu adımı doğrudan bir tehdit olarak görecektir. Bu yüzden saldırı için harekete geçebilirler.

Ekonomisi Süveyş Kanalı’ndan elde ettiği gelirlere büyük ölçüde bağımlı olan Mısır ise bu gelişmeyi dikkatle takip ediyor. Bazı Mısırlılar, İsrail’in Somaliland'da kurması muhtemel askeri üssü Kızıldeniz'in güvenliği ve Mısır'ın güney kanadı için stratejik bir tehdit olarak görüyor. Ayrıca Afrika'da, İsrail'in Somaliland'ı tanımasının diğer ayrılıkçı hareketleri teşvik edebileceği ve bu durumun İsrail'in Afrika ülkeleriyle ilişkilerini karmaşık hale getirebileceği endişesi de hakim.

İsrail ile Husiler arasındaki bu ilk doğrudan çatışma, İsrail'i Kızıldeniz'deki varlığını güçlendirmeye ve Afrika Boynuzu'nda herhangi bir tehdidi izlemek ve önlemek için ileri bir üs kurmaya itti.

İnşaatın gizlice başladığına dair bazı işaretler

İsrail ve Somaliland arasında resmi bir anlaşma açıklanmamış olsa da sahada askeri hazırlıkların yapıldığına dair birtakım işaretler var. Abdulkuri Adası’nda, bir liman, uçak pisti ve helikopter pisti gibi askeri üs kurulmasına uygun tesislerin inşa edildiği gözlemlendi. Ayrıca Somaliland, daha önce Berbera'da bir üssün inşa edilmesine izin vermişti. Bu üs daha sonra İsrail askerlerinin konuşlandırılması için de kullanılabilir.

Kaynaklar, İsrail'in ihtiyaçlarına uygun bir bölge hazırlamak için yerel ortakların gözetiminde inşaat çalışmalarının sürdüğünü ve İsrail yapımı bir radar sisteminin, Husilerin füze saldırılarını izlemek için Somali'nin kuzeyinde (muhtemelen Somaliland'da) konuşlandırılabileceğini belirtti. Bu radarla İsrail, Yemen'den gelebilecek olası saldırılara karşı erken uyarı almayı planlıyor.

Operasyonel açıdan bakıldığında İsrail, 2023 yılı sonlarında Kızıldeniz yakınlarında deniz birimleri konuşlandırdı ve 2024 sonlarına kadar Husilerin füze saldırılarına yanıt olarak Yemen'deki hedeflere hava saldırıları düzenledi. Tüm bunlar, İsrail'in kalıcı bir üs kurmadan önce bile bölgede aktif olarak faaliyet gösterebildiğini kanıtlıyor.

İsrail ile Husiler arasındaki çatışmanın arka planı

Husiler, 2023 ekiminde Gazze Şeridi’ndeki savaşın başlamasından bu yana Gazze'deki müttefiki Hamas ile dayanışmasını göstererek özellikle de Lübnan'daki Hizbullah'ın güçlerinin yok edilmesinden sonra İsrail'e savaş ilan etti, Bu üç örgüt, İran ile uzun süredir devam eden ilişkileriyle birbirine bağlı.

Husiler, İsrail'e özellikle de Kızıldeniz kıyısındaki Eilat şehrine insansız hava araçları (İHA) ve füzelerle saldırmaya başladı. Husilere ait bir İHA, 27 Ekim 2023'te Eilat semalarına ulaştı ve orada infilak etti. Bu, İsrail ordu kademesi için beklenmedik bir gelişmeydi. Daha sonra saldırılarını yoğunlaştırarak Eilat şehrini birçok kez hedef alan Husiler, İsrail'e giden veya İsrail'den gelen her geminin meşru bir hedef olduğunu duyurdular. Husiler, 2023 yılının aralık ayında, ticari gemilere füze saldırısı düzenlediler. Bu saldırılar, Maersk ve Hapag-Lloyd gibi büyük şirketlerin Babu’l-Mendeb Boğazı'ndan geçişleri geçici olarak askıya almasına neden oldu.

İsrail bu saldırılara karşı, 2024 aralığında Hudeyde ve Sanaa'da Husilere ait tesisleri hedef alan hava saldırıları düzenledi. Bu saldırılar, ABD'nin Kızıldeniz’deki seyrüsefer güvenliğini sağlamak için yürüttüğü güvenlik çabalarıyla eş zamanlı olarak gerçekleşti. ABD Donanması, Husilerin füzelerini ve İHA’larını düşürerek etkisiz hale getirdi.

İsrail ile Husiler arasındaki bu ilk doğrudan çatışma, İsrail'i Kızıldeniz'deki varlığını güçlendirmeye ve Afrika Boynuzu'nda herhangi bir tehdidi izlemek ve önlemek için ileri bir üs kurmaya itti.

İsrail, Somaliland'da bir üs kurarsa donanması Kızıldeniz'in güneyinde kalıcı bir stratejik konuma sahip olacak ve bu da ticari geçişleri izleme, güvenliğini sağlama ve Husiler ile İran tarafından gelebilecek tehditleri püskürtme kabiliyetini artıracak.

İsrail'in deniz gücü

İsrail donanması her zaman Akdeniz'de konuşlu olsa da Yemen'den artarak gelen tehditler onu, başta Dome-C sistemi ile donatılmış modern Sa'ar 6 sınıfı korvetler olmak üzere güçlerini Kızıldeniz'e kaydırmaya zorladı. Bu korverlerden biri geçtiğimiz yıl nisan ayında Kızıldeniz üzerinde Husilere ait bir İHA’yı düşürdü. Böylece Dome-C sistemi ilk kez başarıyla kullanılmış oldu. Ayrıca, İsrail'in uzun menzilli füzeler taşıyabildiği söylenen Dolphin denizaltılarının Kızıldeniz'de devriye gezdiği düşünülüyor. Mısır, daha önce birkaç kez Dolphin denizaltıların Süveyş Kanalı'ndan geçmesine izin vermişti.

İsrail donanması, ABD liderliğindeki Birleşik Deniz Gücü'nün Birleşik Görev Gücü (CTF) 153 gibi uluslararası ittifaklara da katılıyor ve bazı Körfez ülkeleriyle ortak tatbikatlar gerçekleştiriyor. Bu faaliyetler, İsrail'in Kızıldeniz'in güvenliğini sağlamada merkezi bir rol oynamaya çalıştığını gösteriyor.

İsrail, Somaliland'da bir üs kurarsa donanması Kızıldeniz'in güneyinde kalıcı bir stratejik konuma sahip olacak ve bu da ticari geçişleri izleme, güvenliğini sağlama, Husiler ile İran tarafından gelebilecek tehditleri püskürtme ve bu hayati öne sahip seyrüsefer güzergahında hem kendisinin hemde müttefiklerinin çıkarlarını koruma kabiliyetini artıracak.



Rapor: Buckingham Sarayı, vergi mükelleflerinin eski Prens Andrew’in savunma masraflarını üstlenmesini engelliyor

 İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)
İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)
TT

Rapor: Buckingham Sarayı, vergi mükelleflerinin eski Prens Andrew’in savunma masraflarını üstlenmesini engelliyor

 İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)
İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)

The Telegraph gazetesinin haberine göre Buckingham Sarayı, eski İngiliz prensi Andrew -kamuoyunda kullanılan adıyla Andrew Mountbatten-Windsor- için doğabilecek hukuki masrafların vergi mükelleflerine yüklenmemesini güvence altına alacak.

Konuya yakın bir kaynak, eski prensin avukatlık ücretlerini karşılayamaması halinde mali yükün ‘kamu hazinesine yansıtılmayacağını’ belirtti. Ancak sarayın söz konusu giderleri hangi kaynaktan karşılayabileceği henüz netlik kazanmadı. Kaynaklar, Kral Charles’ın kardeşinin faturalarını kişisel olarak ödemeyeceğini ifade etti.

Mountbatten-Windsor dün Sandringham House’taki evinde, kamu görevine ilişkin usulsüzlük şüphesiyle gözaltına alındı. Polis, ticari temsilci olarak görev yaptığı dönemde hassas bilgileri Jeffrey Epstein ile paylaştığı iddialarını soruşturuyor.

dfvgthy6yjy6
Andrew Mountbatten-Windsor, kamu görevinde suistimal şüphesiyle gözaltına alındığı gün polis karakolundan ayrılırken (Reuters)

Olası hukuki savunma sürecinde ise Andrew’in yakın çevresinde kalmayı sürdüren tek isim olarak ceza avukatı Gary Bloxsome öne çıkıyor. Bir kaynak dün, “Hâlâ yanında olan tek kişi o” ifadesini kullandı.

The Telegraph’ın haberine göre, Andrew’in gözaltına alınmasının ardından Bloxsome’un hizmetlerine duyulan ihtiyaç daha da artacak. Eski York Dükü, 2020 yılında ABD Federal Soruşturma Bürosu’nun (FBI), çocuklara yönelik cinsel istismar suçlamalarıyla anılan finansör Jeffrey Epstein ile ilişkisine dair yürüttüğü soruşturma sırasında da aynı avukatla çalışmıştı.

Sonrasında Bloxsome’un görevlendirilmesinin isabetli bir karar olduğu değerlendirildi. Prensi çevreleyen utanç verici kriz sürecinde dost ve tanıdıkların zamanla uzaklaştığı belirtilirken, avukatın Andrew’in yanında kalmayı sürdürdüğü aktarıldı. Zaman içinde en yakın isimlerinden biri haline gelen Bloxsome, ‘her an ulaşılabilen avukatı’ olarak tanımlandı; hukuk dosyalarını değerlendirdiği kadar golf sahasında da müvekkiliyle vakit geçirdiği ifade edildi.

Bloxsome’un, yakın zamana kadar Andrew’in Windsor’daki Royal Lodge adlı konutuna giderek yüksek profilli müvekkiliyle çay içmeyi sürdürdüğü kaydedildi.

dvfgthy
Kraliçe II. Elizabeth, 2013 yılında Buckingham Sarayı’nın balkonundan, oğulları Prens Charles (solda) ve Prens Andrew ile birlikte el sallıyor. (AFP)

Ceza avukatı Gary Bloxsome’un, Andrew Mountbatten-Windsor’ı kamu görevinde suistimal suçlamalarına karşı temsil etmesi en güçlü ihtimal olarak görülüyor. Konuya yakın bir kaynak, “Başka kime başvurabilir? O bir ceza avukatı ve bu Gary’nin uzmanlık alanı. Bu görev için ondan daha iyisi yok” dedi. Aynı kaynak, Mountbatten-Windsor’ın başka bir hukukçuya yönelmesinin mantıklı olmayacağını, zira Bloxsome’un geçmiş sürece hâkim olduğunu ve aralarında güçlü bir ilişki bulunduğunu belirtti.

Polisin, prensin Sandringham Kraliyet Arazisi’ndeki geçici konutu Wood Farm’a baskın düzenlediği sırada, Bloxsome The Telegraph gazetesine yaptığı açıklamada gelişmelerden ‘hiçbir şekilde haberdar olmadığını’ söyledi. Avukatın, Andrew’in sorgulandığı polis merkezine gidip gitmediği ise henüz bilinmiyor.

Gözaltı işlemi, Andrew’in Windsor’daki Royal Lodge’dan ayrılarak Norfolk’ta yeni bir hayata başlamasından yalnızca iki hafta sonra gerçekleşti. Bloxsome dışında yakın çevresinin giderek daralması, prensin ruh sağlığına ilişkin endişeleri artırdı.

Taşınmadan önce her gün ata bindiği belirtilen Andrew’in, Windsor’daki geniş konutunda neredeyse tamamen izole bir yaşam sürdüğü ifade edildi. Haberlerde, birkaç ay önce haber takibini bıraktığı öne sürülürken, baskıların artmasıyla birlikte ağır bir depresyon sürecine girdiği de kaynaklar tarafından dile getirildi.

vfgthy
Andrew Mountbatten-Windsor, Royal Lodge yakınlarında ata binerken (Reuters)

Aralık ayında, Londra Metropolitan Polisi’nin ziyareti sonrasında Andrew silah ruhsatlarını ve av tüfeği sertifikalarını teslim etmek zorunda kaldı. Bu adımla ilgili resmi bir gerekçe açıklanmadı. Ancak kaynaklar, kişisel güvenliğinin aile için öncelik olmaya devam ettiğini belirterek, tüm aile üyelerinin emniyetini sağlamak amacıyla ‘özen yükümlülüğünün sürdüğünü’ vurguladı.


Trump: İran'a karşı sınırlı bir saldırı düzenlemeyi değerlendiriyorum

Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
TT

Trump: İran'a karşı sınırlı bir saldırı düzenlemeyi değerlendiriyorum

Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)

ABD Başkanı Donald Trump bugün İran'a karşı sınırlı bir askeri saldırı düzenlemeyi düşündüğünü söyledi, ancak daha fazla ayrıntı vermedi.

ABD ordusu, İran'a karşı birkaç hafta sürebilecek ve güvenlik tesislerinin yanı sıra nükleer altyapıyı da bombalamayı içerebilecek bir operasyona hazırlanıyor.

İran'ı nükleer programı konusunda anlaşmaya varmaya zorlamak için sınırlı bir saldırıyı düşünüp düşünmediği sorulduğunda, Beyaz Saray'da gazetecilere, "Sanırım bunu düşündüğümü söyleyebilirim" dedi.

Trump dün, İran'ın bir anlaşmaya varması için 10 ila 15 günlük bir sürenin "yeterli" olacağına inandığını söyledi. Ancak görüşmeler yıllardır tıkanmış durumda ve İran, füze programını kısıtlama ve silahlı gruplarla bağlarını koparma yönündeki daha geniş ABD ve İsrail taleplerini görüşmeyi reddediyor.

Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre iki ABD yetkilisi, İran'la ilgili ABD askeri planlamasının ileri bir aşamaya ulaştığını ve seçenekler arasında bireyleri hedef alan bir saldırı, hatta Trump'ın emriyle Tahran'da rejim değişikliğinin de yer aldığını söyledi. Bu askeri seçenekler, diplomatik çabaların başarısız olması durumunda ABD'nin İran'la ciddi bir çatışmaya hazırlandığının son göstergesi.

Son haftalarda yapılan dolaylı görüşmelerde çok az ilerleme kaydedildi ve taraflardan biri veya her ikisi bunu savaşa hazırlıkta geciktirme taktiği olarak kullanıyor olabilir.

İran, geçen yıl İsrail ve ABD'nin nükleer ve askeri tesislerini hedef alan 12 günlük saldırılarının yanı sıra ocak ayındaki kitlesel protestoların şiddetle bastırılmasının ardından, hiç olmadığı kadar savunmasız bir konumda bulunuyor.

 İran'ın BM Güvenlik Konseyi'ne dün yazdığı mektupta, BM Büyükelçisi Emir Said İrevani, ülkesinin "gerilim veya savaş aramadığını ve savaş başlatmayacağını", ancak herhangi bir ABD saldırganlığına "kararlı ve orantılı bir şekilde" karşılık vereceğini belirtti.

Şöyle devam etti: “Bu koşullar altında, bölgedeki tüm düşman üsleri, tesisleri ve varlıkları, İran'ın savunma yanıtı çerçevesinde meşru hedefler olarak kabul edilecektir.”

Bu haftanın başlarında İran, dünyanın ticareti yapılan petrolünün yaklaşık beşte birinin geçtiği Körfez'in dar su yolu olan Hürmüz Boğazı'nda gerçek mühimmatlı tatbikatlar gerçekleştirdi. Ülke içinde de gerilim artıyor; yas tutanlar, 40 gün önce güvenlik güçleri tarafından öldürülen protestocuları anmak için törenler düzenliyor ve bazı gösterilerde yetkililerin tehditlerine rağmen hükümet karşıtı sloganlar atılıyor.


İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Adise kasabası yakınlarında gerçekleştirdiği bombalama operasyonu

İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)
İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)
TT

İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Adise kasabası yakınlarında gerçekleştirdiği bombalama operasyonu

İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)
İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)

İsrail güçleri bu sabah erken saatlerde Lübnan'ın güneyindeki Adise kasabası yakınlarında bir bombalama operasyonu gerçekleştirdi.

Lübnan'ın resmi Ulusal Haber Ajansı'na göre, büyük patlama saat 02:20'de meydana geldi.

İsrail ile Lübnan Hizbullahı arasında, bir yıldan fazla süren ve partinin askeri ve liderlik altyapısına darbeler aldığı çatışmanın ardından, 27 Kasım'dan beri yürürlükte olan bir anlaşma bulunuyor.

Anlaşma, Lübnan ordusunun ve Lübnan'daki Birleşmiş Milletler Geçici Gücü'nün (UNIFIL) konuşlandırılmasının güçlendirilmesi karşılığında, Hizbullah savaşçılarının Litani Nehri'nin güneyindeki bölgeden (sınırdan yaklaşık 30 km uzaklıkta) çekilmesini ve askeri altyapısının tasfiye edilmesini öngörüyordu.

Anlaşma ayrıca İsrail'in savaş sırasında girdiği tüm bölgelerden çekilmesini de öngörüyordu. Bununla birlikte, İsrail sınırın her iki tarafını da izleyebilmek için beş yüksek noktada askeri varlığını sürdürdü. Ayrıca, askeri hedefler veya Hizbullah unsurları olduğunu iddia ettiği yerlere neredeyse her gün saldırılar düzenliyor ve güçleri buldozerle yıkım ve tahribat operasyonlarına devam ediyor.