Fraksiyonel plan Irak'ı yeniden ABD-İran çatışmasının merkezine yerleştiriyorhttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5153732-fraksiyonel-plan-irak%C4%B1-yeniden-abd-i%CC%87ran-%C3%A7at%C4%B1%C5%9Fmas%C4%B1n%C4%B1n-merkezine-yerle%C5%9Ftiriyor
Fraksiyonel plan Irak'ı yeniden ABD-İran çatışmasının merkezine yerleştiriyor
Irak güvenlik güçlerine ait zırhlı araçlar Bağdat'taki ABD Büyükelçiliği önünde konuşlanıyor (Reuters)
Washington ile Tahran arasındaki gerginlik Irak'ın başkenti Bağdat'a da sıçradı. ABD'nin “güvenlik riski” nedeniyle bu ülkeye seyahat etmeme uyarısının ardından, istihbarat kaynaklarından milis grupların ABD çıkarlarını hedef alacağına dair bilgiler gelmesi üzerine, ABD diplomatları askeri uçaklarla tahliye edildi.
Irak Başbakanı Muhammed Şiya es- Sudani bugün (Perşembe) yaptığı açıklamada, bölgedeki gerginliğin çözüme hizmet etmediğini ve ülkesinin İran-ABD müzakerelerinde olumlu sonuçlara yol açacak “adil ve dengeli” bir yaklaşımın bulunmasını desteklediğini söyledi.
Sudani, basın açıklamasında, bölgedeki çatışmanın nedenlerinin Filistin meselesinin önemi ve Gazze'ye yönelik saldırıların gerginliği tırmandırması, istikrarı bozması ve bölgeyi şiddete sürükleme çabalarıyla bağlantılı olduğunu belirtti.
Sudani, uluslararası toplumun görevlerini yerine getirmesi ve Gazze'deki savaşı durdurması gerektiğini vurgulayarak, ateşkesi ihlallerin devam etmesi ve İsrail'in Lübnan'a saldırılarının tekrarlanmasına da dikkat çekti.
İran Devrim Muhafızları Komutanı Hüseyin Selami, İran ile ABD arasındaki nükleer müzakerelerin sonucunu beklerken, ülkesinin her senaryoya hazır olduğunu ve “askeri stratejisi” olduğunu söylemişti.
ABD'nin Bağdat Büyükelçiliği, İran ile nükleer müzakerelerin akıbeti belirsizliğini korurken, vatandaşlarına Irak'a hiçbir nedenle seyahat etmemelerini istedi.
Irak Başbakanı Muhammed Şiya es- Sudani (Reuters)
Büyükelçilik, Irak'ın başkentindeki ABD personelinin güvenlik endişeleri nedeniyle Bağdat Havalimanı'nı kullanmasının yasaklandığını belirterek, Irak'ta terör saldırıları ve diğer faaliyetler dahil olmak üzere şiddet olayları yaşanabileceği uyarısında bulundu.
Amerikalıların tahliyesi
Kürt haber ağı Rudaw, ABD'nin Bağdat Büyükelçiliği sözcüsünün, zorunlu olmayan personelin ülkeyi terk etme emrinin Büyükelçilik ve Irak'ın kuzeyindeki Kürdistan bölgesinin başkenti Erbil'deki Başkonsolosluğu'nu da kapsadığını söylediğini aktardı.
ABD Başkanı Donald Trump, Washington'un Ortadoğu'daki bir grup zorunlu olmayan personelini tahliye ettiğini doğrularken, Washington Post gazetesi, ABD'nin olası bir İsrail saldırısına karşı İran'a karşı yüksek alarmda olduğunu yazdı.
Büyükelçilik, ABD karşıtı milislerin ABD vatandaşlarını ve uluslararası şirketleri tehdit ettiğini belirtti. Büyükelçilik, Irak'taki ABD vatandaşlarının şiddet ve kaçırılma dahil olmak üzere büyük risklerle karşı karşıya olduğunu söyledi.
Iraklı siyasetçi Meş'an el-Ceburi, büyükelçiliğin silahlı gruplar tarafından öldürülme ve kaçırılma tehlikesine işaret etmesinin spontane bir hareket olmadığını ve çoğunlukla belirli Iraklı gruplara yönelik olası önleyici saldırıların habercisi olarak yorumlanabileceğini söyledi.
Daha sonra Iraklı güvenlik kaynakları, “şiddet olayları” konusunda yüksek uyarılar eşliğinde, ABD askeri uçaklarının Bağdat Uluslararası Havalimanı yakınlarındaki bir askeri üsse indiğini bildirdi.
Kaynaklar, Şarku'l Avsat'a verdiği demeçte, ABD uçağının Bağdat'ın batısındaki “Victoria” üssüne indiğini ve ABD büyükelçiliğindeki diplomat ve çalışanları tahliye etmek için hazırlandığını belirtti.
Silahlı Kuvvetler Genel Komutanlığı Sözcüsü Sabah al-Numan ise, ABD Büyükelçiliği'nin bazı personelini tahliye etme kararının, Irak topraklarında herhangi bir güvenlik tehdidi ile ilgisi olmayan, önleyici bir tedbir olduğunu belirtti. Numan, tüm diplomatik misyonların istikrarlı ve güvenli bir ortamda çalıştığını, Ülke genelinde istikrarın artması ve güvenlik planlarının etkin bir şekilde uygulanmasıyla birlikte, ABD'nin Bağdat'taki büyükelçiliğini tahliye etme kararının Irak'ta herhangi bir güvenlik tehdidi ile ilgisi olmadığını belirtti.
Irak'ın güneyindeki petrol sahalarında operasyonları denetleyen bir Iraklı yetkili de, yabancı enerji şirketlerinin ülkedeki faaliyetlerini normal şekilde sürdürdüğünü söyledi.
İki adet “Sikorski Black Hawk” helikopteri Bağdat semalarında uçuyor (Reuters)
Reuters, yetkilinin Irak Petrol Bakanlığı'nın sektörde faaliyet gösteren şirketlerden personel sayısında azalma konusunda herhangi bir bildirim almadığını aktardı.
Fraksiyonlar düzeyinde ise, Kataib Seyyid eş-Şüheda Tugayı'nın sekreteri Ebu Alaa el-Velayi Perşembe günü, İran'a karşı savaş çıkması halinde ABD'nin çıkarlarına saldırmak için onlarca intihar bombacısı gönderecekleri tehdidinde bulundu.
İstihbarat bilgileri
Bu bağlamda, Bağdat Üniversitesi'nde kamu politikası profesörü olan İhsan Şemri, “Washington ile Tahran arasındaki müzakerelerin tıkanması halinde, gerginliğin tırmanarak İsrail'in İran'daki nükleer ve füze tesislerine geniş çaplı bir saldırı düzenlemesine kadar varabileceğini” belirtti.
Ancak Şemri, Şarku'l Avsat'a verdiği demeçte, gerilimin kapsamlı bir savaşa varamayacağını ve en olası senaryonun İsrail'in İran'a sınırlı bir saldırı düzenlemesi olduğunu belirtti.
Iraklı araştırmacı Akil Abbas ise ABD'nin İran'a yönelik bir saldırı hazırlığında olduğuna dair yeterli gösterge bulunmadığını, aksine Irak'taki silahlı grupların Irak ve Arap ülkelerinde Amerikalıları hedef alabileceğine dair istihbarat bilgileri olduğunu ve bu nedenle bazı önlemlerin alındığını belirtti.
Caydırıcılık ile genişleme arasında Çin'in nükleer gücü: Mao'nun doktrininden New START sonrası dengelerehttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5245023-cayd%C4%B1r%C4%B1c%C4%B1l%C4%B1k-ile-geni%C5%9Fleme-aras%C4%B1nda-%C3%A7inin-n%C3%BCkleer-g%C3%BCc%C3%BC-maonun-doktrininden-new-start
Stratejik Saldırı Grubu, Çin'in Pekin kentinde İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesinin 80. yıldönümü vesilesiyle düzenlenen askeri geçit töreninde DF-5C nükleer füzelerini sergiledi, 3 Eylül 2025 (Reuters)
Caydırıcılık ile genişleme arasında Çin'in nükleer gücü: Mao'nun doktrininden New START sonrası dengelere
Stratejik Saldırı Grubu, Çin'in Pekin kentinde İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesinin 80. yıldönümü vesilesiyle düzenlenen askeri geçit töreninde DF-5C nükleer füzelerini sergiledi, 3 Eylül 2025 (Reuters)
Charbel Barakat
Mao Zedong, 1946 yazında, Japonya'ya atom bombası atılmasından sadece bir yıl sonra, atom bombasını askeri kullanışlılığından ziyade siyasi gücüne atıfla ‘kağıttan kaplan’ olarak nitelendirdi. Bunun üzerine Çin, yirmi yıl içinde savaşmak için değil, herhangi bir nükleer tehdide karşı garantili bir caydırıcılık sağlamak için nükleer silah edinmeye karar verdi. Pekin, o tarihten beri potansiyel bir saldırıdan sonra hayatta kalma yeteneğine vurgu yaparak, minimum caydırıcılık ve ilk kullanan taraf olmama ilkesine dayanan bir nükleer doktrin oluşturdu.
Bugün, bu durumun ironisi dikkati çekiyor. Çin bu doktrine bağlılığını teyit ederken, Batı'nın tahminleri füze tesislerinin hızla genişlediğini ve nükleer kapasitesinin arttığını gösteriyor. Bu da “Pekin hala Mao'nun zihniyetiyle nükleer düşünceye sahip mi, yoksa süper güç olarak yükselişi ona farklı bir doktrin mi dayatıyor?” şeklindeki eski soruyu yeni bir biçimde gündeme getiriyor. Bu soru, Çin Halk Kurtuluş Ordusu'nun kapsamlı modernizasyon projesi çerçevesinde özellikle önem kazanıyor.
Bu soru, ABD ile Rusya arasında nükleer silahlarını sınırlayan son ikili anlaşma olan New START anlaşmasının 5 Şubat 2026'da sona ermesinden sonra daha da önem kazandı. ABD Başkanı Donald Trump, Vladimir Putin'in anlaşmayı bir yıl uzatma teklifini reddetti ve Çin'in yeni stratejik silah azaltma anlaşmasına dahil edilmesini talep etti, ancak Pekin bu talebi şiddetle reddetti.
Ancak, çok kutupluluğa geçişin daha gerçekçi hale gelmesiyle birlikte büyük güçler arasındaki rekabetin yeniden başlaması, Soğuk Savaş döneminde ortaya çıkan ve ikili dengeye dayanan silah kontrol sisteminin çeşitli yönlerine zorluklar getirirken, anlaşmanın sona ermesi daha geniş kapsamlı bir soruyu gündeme getiriyor. Bu sistem, Sovyetler Birliği'nin çöküşünden sonra da farklı derecelerde olmakla birlikte, neredeyse otuz yıl boyunca yürürlükte kaldı.
Rusya'nın Ukrayna'yı işgalinin ardından nükleer silahlarını geliştirmeye ve modernize etmeye giderek daha fazla odaklanması ve nükleer silah kullanımını daha esnek hale getirmek için doktrinini değiştirme girişimi, bu değişiklikler ABD'nin nükleer stratejisine doğrudan meydan okuyor.
Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre ABD’li analistler, ülkelerinin nükleer stratejisinin tek bir düşman, yani Sovyetler Birliği'ne karşı tasarlanmış olduğunu ve aynı anda birden fazla düşmanla başa çıkamayacağı konusunda uyarıyorlar. Pekin ve Moskova arasında artan koordinasyon, durumu daha da karmaşık hale getiriyor. Analistler, eski silah kontrol rejiminin üç büyük nükleer gücün gerçekliğiyle başa çıkma yeteneğini sorguluyorlar. Ortaya çıkan karmaşıklıklar göz önüne alındığında, olası herhangi bir anlaşmanın daha kırılgan olacağını ve yeni bir nükleer çağın başlangıcını getireceğini düşünüyorlar.
Travma ile şekillenen nükleer doktrin
Çin'in nükleer doktrini, tarihi olarak Amerikan ve Rus doktrinlerinden temel bir açıdan farklılık gösteriyor. Çin'in düşüncesine göre nükleer silahlar bir savaş aracı olarak değil, savaşı önlemek için bir siyasi araç olarak tasarlandı. Pekin, 1964 yılındaki deneyden sonra ‘atom bombasını ilk kullanan taraf olmama’ ilkesini ilan etti. Bunu da ‘asgari caydırıcılık’ kavramıyla ilişkilendirdi. Yani olası bir saldırıdan sonra misilleme yapma yeteneğini garanti eden sınırlı ama güvenilir bir silah cephanesi bulundururken, sadece sayısal dengeyi sağlamakla kalmayıp, yanıt verme yeteneğini de garanti altına almak için füzelerin ve komutanın stratejik yapısını koruyor.
Pekin'deki bir antika pazarındaki tezgahta, komünist Çin'in kurucusunun 130’uncu doğum gününü anmak için sergilenen Çinli komünist lider Mao Zedong'un fotoğrafları, 26 Aralık 2023 (AFP)
Bu ideoloji, Çin'in güvenlik bilincini şekillendiren bazı şokların arından 1945 yılında ABD’nin Hiroşima ve Nagazaki'yi bombalaması, 1950'lerde Tayvan Boğazı krizleri sırasında Washington'ın nükleer silah kullanma tehdidi, 1959'da Sovyetler ile ilişkilerin kesilmesi ve Sovyet nükleer uzmanlarının geri çekilmesi, 1969'da Ussuri Nehri'ndeki sınır çatışmaları sırasında Sovyetlerin sınırlı bir nükleer saldırı düzenleyeceği korkusu.
Mao, atom bombasını ‘kağıttan kaplan’ olarak görüyordu. Ancak hiçbir büyük gücün Çin'i nükleer silahlarla şantaj yapmaması için bu silaha sahip olmanın gerekli olduğunu düşünüyordu.
Böylece Çin'de bir paradoks ortaya çıktı Böylece Çin'de bir paradoks ortaya çıktı: Mao, atom bombasını ‘kağıttan kaplan’ olarak görüyordu. Ancak hiçbir büyük gücün Çin'i nükleer silahlarla şantaj yapmaması için bu silaha sahip olmanın gerekli olduğunu düşünüyordu. Bu da atom bombasını ilk kullanan taraf olmama politikası ile güvenilir sınırlı caydırıcılık üzerine kurulu bir doktrinin ortaya çıkmasına neden oldu. Daha sonra, hızlı fırlatma yerine kesin misillemeyi sağlamak için tepki kabiliyetinin hayatta kalabilir olmasına odaklanılmaya başlandı. Bugün, bu doktrin Çin'in nükleer politikalarını yönlendiren çerçeve olmaya devam ediyor ve minimum caydırıcılık ilkesini koruyarak ve sayısal eşitlik yarışına girmeden, silahların kademeli olarak genişletilmesini meşrulaştırıyor.
Çin Dışişleri Bakanlığı Silah Kontrolü Genel Müdürü Sun Xiaobo, geçtiğimiz ekim ayında düzenlenen Birleşmiş Milletler (BM) toplantısında, “Çin'in nükleer politikası istikrarlı ve tutarlıdır ve kendini savunma doktrinine dayanıyor. Bu doktrin uyarınca Çin, ilk kullanma hakkından ve herhangi bir silahlanma yarışına katılmaktan kaçınmayı ve ulusal güvenliği için gerekli olan minimum düzeyde silahlanmayı sürdürmeyi taahhüt ediyor” ifadelerini kullandı.
Birinci nesil JL-1 balistik füze, Japonya'ya karşı kazanılan zaferin ve II. Dünya Savaşı'nın sona ermesinin 80’inci yıldönümünü kutlayan askeri geçit töreninde, Pekin'deki Tiananmen Meydanı'nda bir nükleer denizaltından fırlatıldı, 3 Eylül 2025 (AFP)
Sun Xiaobo, silah kontrolü çabalarının bir ülkenin diğerine üstünlüğünü artırmaya değil, herkesin güvenliği ilkesine dayandırılması gerektiğini ve en büyük silah cephanelerine sahip ülkelerin, somut ve doğrulanabilir bir şekilde nükleer cephanelerini azaltma ve yeni müzakerelerden önce küresel caydırıcılık istikrarını sağlama konusunda temel bir sorumluluğu olduğunu belirtti.
En hızlı büyüyen silah cephanesi
2025 yılında yayınlanan rakamlara bakıldığında, Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü ve Atom Bilimcileri Bülteni, Çin'in 500 ila 600 nükleer savaş başlığına sahip olduğunu tahmin ederken, Rusya'nın yaklaşık 5.580 ve Amerika Birleşik Devletleri'nin yaklaşık 5 bin 240 nükleer savaş başlığına sahip olduğunu öngörüyor. Aynı kaynağa göre Çin'in kullanıma hazır 24 ila 60 nükleer savaş başlığı varken, Rusya'nın yaklaşık bin 580 ve Amerika Birleşik Devletleri'nin bin 740 savaş başlığı bulunuyor. Bu da Çin'in silah cephanesinin büyüklüğü ve fiili saldırı kapasitesinin Washington ve Moskova'nınkinden hala onlarca kat daha küçük olduğu anlamına geliyor.
Ancak Amerikalılar, 14 yılda iki katına çıkan Çin'in nükleer silahlarının büyüme hızından endişe duyuyor. Çin Devlet Başkanı Şi Cinping'in 2012 tarihinde iktidara gelmesinden bu yana, silahların sayısı yaklaşık 260 savaş başlığından yaklaşık 600'e çıkarak dünyanın en hızlı büyüyen silahları haline geldi. ABD Savunma Bakanlığı’nın (Pentagon) Çin'in askeri gücü hakkındaki son yıllık raporunda, Çin'in nükleer silahlarının 2030 yılına kadar bini aşacağı tahmin ediliyor.
ABD’li kaynaklara göre Çin'in nükleer modernizasyonu sadece savaş başlığı sayısını artırmakla sınırlı kalmamış, aynı zamanda Sincan ve Gansu'da yüzlerce kıtalararası füze silosunun inşası ve DF-41 çoklu savaş başlıklı füzesinin hizmete sokulmasını da içeriyor. Ayrıca, karayolları ve demiryollarındaki mobil fırlatma platformlarına ek olarak, JL-3 füzeleriyle donatılmış Jin sınıfı balistik füze denizaltılarının konuşlandırılması da gerçekleştirildi.
Bu bağlamda, Carnegie Uluslararası Barış Vakfı Nükleer Politika Programı ve Çin Programı'nın kıdemli üyesi Tong Zhao, Çin'in nükleer silahlanmaya devam etmesinin, ABD'nin New START anlaşmasının süresinin dolmasına izin verme kararının ve Washington'un mevcut füze sistemlerine ek savaş başlıkları yükleyerek nükleer kapasitesini genişletme seçeneğini yeniden kazanma kararının arkasındaki ana itici güçlerden biri olduğunu söylüyor.
Zhao, asıl endişe kaynağının artık Rusya değil, özellikle Tayvan gibi sıcak noktalarda ABD'nin askeri hakimiyetine meydan okuma kapasitesi ve niyeti olan Pekin olduğunu ve bunun Washington ile Pekin arasında doğrudan ve tehlikeli bir çatışmaya yol açabileceğini ekliyor.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Moskova'da Çin Devlet Başkanı ile video görüşmesi öncesinde, 4 Şubat 2026 (AFP)
Öte yandan People's Daily gazetesine bağlı Global Times'ın milliyetçi siyasi yorumcusu Hu Xijin, Çin'in cephaneliğinin genişlemesinin temelde savunma amaçlı olduğunu düşünüyor. Hu Xijin, bin nükleer savaş başlığına sahip olsa bile Çin'in silahlarının ABD'ninkine kıyasla küçük olduğunu, ancak ilk saldırıdan sağ çıkma kabiliyetinin Çin'e ABD'nin nükleer tehdidine karşı etkili bir caydırıcılık sağladığını ve savunma pozisyonunu güçlendirdiğini vurguladı. Hu Xijin’e göre Washington, Çin'in nükleer caydırıcılığına karşı koyamayacağını düşünüyorsa, bu endişe gerçekçi olmayan hırsların bir yansıması ve nihayetinde kendi eylemlerinin bir sonucudur.
Jeopolitik rekabet ve Tayvan
Çin dosyasını takip eden birçok Çinli yetkili ve uzman, Pekin'in nükleer kapasitesini güçlendirmesinin, ABD'nin stratejik çevreleme politikasına ve Çin'in ekonomik ve askeri yükselişini kısıtlama girişimlerine bir yanıt olduğu kadar, ABD'nin füze savunma sistemlerinin konuşlandırılmasına, hassas konvansiyonel saldırılara ve ABD'nin Çin liderliğini ve diğer hayati noktaları hedef alma kabiliyetine, ayrıca herhangi bir saldırıdan sonra yanıt verme ihtiyacına bir yanıt olduğunu savunuyorlar.
Pekin ayrıca, nükleer kapasitenin geliştirilmesinin ABD'nin ‘nükleer şantaj’ yapmasını engellediğini ve Çin'e Tayvan konusunda daha fazla manevra alanı sağladığını, adayı zorla yeniden birleştirmeye karar vermesi halinde olası nükleer tehditlere veya müdahalelere karşı koyma kabiliyetini artırdığını düşünüyor.
Bu gelişme, ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin geçtiğimiz ocak ayında yayınlanan Ulusal Savunma Stratejisi'nde açıkça belirtildiği gibi nükleer kapasite geliştirmeye kararlı göründüğü bir dönemde yaşanırken Trump'ın, ikinci başkanlık döneminin başında Şi Cinping ile Güney Kore'de ilk kez bir araya gelmek üzere yola çıktığı geçtiğimiz yılın ekim ayında, 33 yıl sonra ilk kez nükleer denemelerin yeniden başlatılmasını emrettiğini duyurduğunu hatırlatmakta fayda var.
Yeni uluslararası düzen
Çin'in nükleer programının, önümüzdeki ay Trump ve Şi arasında yapılacak toplantının gündeminde yer alıp almayacağı henüz belirsizliğini koruyor. Tong Zhao, Pekin'in öncelikle Trump yönetiminin, yakın zamanda yayınlanan ulusal güvenlik ve ulusal savunma stratejilerinde yansıtıldığı gibi, ideolojik çatışma ve stratejik çevreleme politikasından gerçekten uzaklaşıp uzaklaşmadığını ve bu eğilimin devam edip etmeyeceğini netleştirmek istediğini düşünüyor. Tong’a göre bu konu netleşene kadar Çin, ciddi silah kontrol görüşmelerine katılma konusunda temkinli davranmaya devam edecek.
Washington’ın belirsiz niyetleri ve ortaya çıkan uluslararası düzen ile Pekin'in bu düzen içindeki yeri hakkındaki belirsizlikler göz önüne alındığında, ABD'nin Çin'in nükleer silahlarını sınırlama çağrıları, tutarlı bir nükleer silahların yayılmasını önleme politikasından çok, siyasi bir baskı taktiği olarak görünüyor. Bu da Pekin'in, özellikle Trump’ın ziyareti olumlu sonuçlar verirse, keşif amaçlı müzakerelere katılma olasılığına rağmen, silahlarını azaltma taahhüdünde bulunmaya son derece isteksiz kalacağı anlamına geliyor.
Cenevre görüşmeleri öncesinde... Anket: Amerikalıların yarısı İran'ın nükleer programını doğrudan bir tehdit olarak görüyorhttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5245014-cenevre-g%C3%B6r%C3%BC%C5%9Fmeleri-%C3%B6ncesinde-anket-amerikal%C4%B1lar%C4%B1n-yar%C4%B1s%C4%B1-i%CC%87ran%C4%B1n-n%C3%BCkleer-program%C4%B1n%C4%B1
Bir İranlı, Farsça olarak "Donald Trump ve Barack Obama ile müzakere etmenin farklılıkları" başlığını taşıyan İran günlük gazetesi "Jomleh"e bakıyor (EPA)
Cenevre görüşmeleri öncesinde... Anket: Amerikalıların yarısı İran'ın nükleer programını doğrudan bir tehdit olarak görüyor
Bir İranlı, Farsça olarak "Donald Trump ve Barack Obama ile müzakere etmenin farklılıkları" başlığını taşıyan İran günlük gazetesi "Jomleh"e bakıyor (EPA)
Amerika Birleşik Devletleri ve İran bugün Cenevre'de yeni bir nükleer görüşme turuna girerken, Associated Press (AP) ve NORC Kamu İşleri Araştırma Merkezi tarafından yapılan son bir anket, birçok Amerikalı yetişkinin İran'ın nükleer programını hâlâ bir tehdit olarak gördüğünü, ancak aynı zamanda ABD Başkanı Donald Trump'ın yurtdışında askeri güç kullanımı konusundaki yargısına yüksek düzeyde güven duymadığını gösteriyor.
Ankete göre, ABD'li yetişkinlerin neredeyse yarısı İran'ın nükleer programının ABD için doğrudan bir tehdit oluşturduğundan "çok yüksek" veya "çok yüksek" düzeyde endişe duyduğunu belirtirken, yaklaşık onda üçü "orta düzeyde endişeli" olduğunu ve onda ikisi "pek endişeli değil" veya "hiç endişe duymadığını" bildirdi.
Anket, ABD ve İran arasında Ortadoğu'da askeri gerilimlerin arttığı bir dönem olan 19-23 Şubat tarihleri arasında yapıldı.
Washington, İran'ın nükleer programını sınırlayan ve Tahran'ın nükleer silah geliştirmemesini sağlayan bir anlaşma arayışında; İran ise nükleer silah sahibi olmayı hedeflemediğini ısrarla belirtiyor ve şu ana kadar topraklarında uranyum zenginleştirmeyi durdurma veya yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum stokunu teslim etme taleplerini reddetti.
Bu, bu yıl Umman Sultanlığı'nın arabuluculuğuyla gerçekleştirilen dolaylı görüşmelerin üçüncü turu.
Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre İran heyetine Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi başkanlık ederken, Amerikan tarafını Özel Temsilci Steve Wittkoff ve ABD Başkanı'nın damadı Jared Kushner temsil ediyor.
Pezeşkiyan: İran kesinlikle nükleer silah edinmeyi amaçlamıyorhttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5244999-peze%C5%9Fkiyan-i%CC%87ran-kesinlikle-n%C3%BCkleer-silah-edinmeyi-ama%C3%A7lam%C4%B1yor
Pezeşkiyan: İran kesinlikle nükleer silah edinmeyi amaçlamıyor
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan (Reuters)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Cenevre'de ABD ile yapılacak yeni görüşme turu öncesinde bugün yaptığı açıklamada, Tahran'ın nükleer silah edinme amacı gütmediğini "kesinlikle" belirtti.
Pezeşkiyan bir konuşmasında, “Liderimiz (Ali Hameney) daha önce nükleer silahlara asla sahip olmayacağımızı ilan etmişti,” dedi ve ekledi, “Bu yolu izlemek istesem bile, ideolojik açıdan bunu yapamazdım; buna izin verilmezdi.”
ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance dün, Başkan Donald Trump'ın Cenevre görüşmeleri öncesinde İran ile diplomatik bir çözümü hala tercih ettiğini vurgularken, Axios, Washington'un zaman sınırlaması olmayan bir nükleer anlaşma talep ettiğini ve üçüncü tur müzakerelerini bir atılım ile bir gerilim arasında konumlandırdığını ortaya koydu.
Vance, İranlıların perşembe günü (bugün) Cenevre'de yapılması planlanan müzakerelerde bu yaklaşımı ciddiye alacaklarını umduğunu ifade etti.
Fox News'e verdiği röportajda Vance, "Başkan, İran'ın nükleer silaha sahip olamayacağı konusunda çok netti... ve bunu diplomasi yoluyla başarmaya çalışacak" dedi. Trump'ın bu hedefi diplomatik olarak takip ettiğini, "ancak elinde başka araçlar da bulunduğunu" vurguladı.
ABD ve İran heyetlerinin, Tahran'ın nükleer programı konusunda bugün Cenevre'de üçüncü tur görüşmeleri yapması planlanıyor. Vance, "Makul bir uzlaşmaya varmak amacıyla İranlılarla bir tur daha diplomatik görüşme yapıyoruz" diyerek, İran tarafının Trump'ın diplomatik çözüm tercihini ciddiye alacağı umudunu yineledi.
Vance, Amerika Birleşik Devletleri'nin İran'ın dini lideri Ali Hamaney'in görevden alınmasını isteyip istemediği konusunda yorum yapmaktan kaçındı.
Diğer yandan Şarku’l Avsat’ın Axios’tan aktardığına göre bir ABD yetkilisi ve iki bilgili kaynak, Beyaz Saray temsilcisi Steve Wittkoff'un salı günü yapılan özel bir görüşmede, Trump yönetiminin İran ile gelecekte yapılacak herhangi bir nükleer anlaşmanın süresiz olarak yürürlükte kalmasını talep ettiğini söylediğini bildirdi.
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة