İsrail'in İran'a saldırıları sonrası bölgesel savaş yaşanması endişeleri

Suudi Arabistan, Mısır ve Türkiye'nin oynayacağı rol öne çıkarken, tutumları, çatışmanın sonucu üzerinde etkili olacak

İsrail saldırısının ardından Tahran yakınlarındaki petrol deposunda yangın çıktı, 15 Haziran 2025 (Reuters)
İsrail saldırısının ardından Tahran yakınlarındaki petrol deposunda yangın çıktı, 15 Haziran 2025 (Reuters)
TT

İsrail'in İran'a saldırıları sonrası bölgesel savaş yaşanması endişeleri

İsrail saldırısının ardından Tahran yakınlarındaki petrol deposunda yangın çıktı, 15 Haziran 2025 (Reuters)
İsrail saldırısının ardından Tahran yakınlarındaki petrol deposunda yangın çıktı, 15 Haziran 2025 (Reuters)

Ömer Önhon

İsrail'in İran'a saldırısı dünya genelinde büyük endişe yarattı. Bölgesel bir savaşın patlak verme olasılığı, taktik nükleer silahların kullanılması ve hatta üçüncü bir dünya savaşına doğru kapsamının genişlemesi ihtimali alarm zillerini çaldırdı.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, İran'a karşı başlatılan operasyonun anlık olarak alınan bir karar olmadığını, İran'ın nükleer silah edinmeye yaklaşmasıyla birlikte uzun süredir devam eden planlamanın bir sonucu olduğunu açıkça ifade etti. Elli yılı aşkın süredir sivil nükleer programını sürdüren İran ise ısrarla nükleer programının sadece barışçıl amaçlarla yürütüldüğünü savunuyor.

ABD ve İran, geçtiğimiz nisan ayından bu yana İran'ın nükleer programı konusunda müzakereler gerçekleştiriyor. ABD Başkanı Donald Trump mayıs ayı sonlarında iki ülkenin anlaşmaya yakın olduğunu açıkladı, ancak İran bu açıklamayı doğrulamadı.

Buna karşın Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA), İran'ın rekor miktarda zenginleştirilmiş uranyuma sahip olduğunu ve nükleer silahların yayılmasının önlenmesine ilişkin yükümlülüklerini yerine getirmediğini bildirdi.

Bu çatışmanın, geçtiğimiz yıl ekim ayında İsrail’in İran’a saldırıları ve ardından İran'ın İsrail’e misillemesi ile karşılaştırıldığında çok daha büyük boyutlarda olduğu ortada. İsrail, İran'ın çeşitli bölgelerindeki nükleer ve askeri tesisleri hedef alan hassas saldırılar düzenledi. Bu saldırılarda, İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) Genel Komutanı, Genelkurmay Başkanı, Hava Kuvvetleri Komutanı ve çok sayıda İranlı nükleer bilim adamı da dahil olmak üzere, yaklaşık on iki üst düzey komutan öldürüldü.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı habere göre İran'ın yanıtı da İsrail'e ciddi zararlar verdi, ancak İsrail'in saldırıları askeri sonuçlar açısından çok daha etkili oldu. İran’da 80 sivil öldü, çok sayıda sivil yaralandı. Buna karşılık İsrail'de sadece 9 kişi öldü ve yaklaşık 150 kişi yaralandı.

Suikastlar, İsrail'in askeri doktrininin temel bir unsuru haline gelirken Tel Aviv, düşmanın komuta kademesini veya doğrudan komutanlarını hedef alıyor. Amerikan vatandaşlarına dikkatli olmaları, ailelerini tahliye etmeleri ve büyükelçilikleri kapatmaları yönünde yapılan açık uyarılarına rağmen, İran yine hazırlıksız yakalandı.

İsrail, teknolojiye dayalı istihbarat yeteneklerinin yanı sıra İran içinde geniş bir insan ağına da sahip. Bu ağ sayesinde, çeşitli silah türlerini kaçırmayı ve hassas operasyonları gerçekleştirmek için ajanlar yerleştirmeyi başardı. Bu durum, birkaç hafta önce Ukrayna'nın Rusya topraklarında yaptığına benziyor.

İran, ABD gibi ülkelerin İsrail'e askeri destek vermeye devam etmesi halinde, ABD’nin bölgedeki üslerini ve gemilerini, ayrıca Fransız ve İngiliz üslerini ve gemilerini hedef alacağı tehdidinde bulunarak söylemlerini sertleştirmeye devam ediyor. Bu gerilim, İsrail'in ABD ve diğer müttefiklerinin yardımıyla İran'ın saldırılarına karşı koyduğunu açıklamasının ardından patlak verdi.

Netanyahu, sert tutumu ve neredeyse mutlak iktidarına rağmen İsrail içinde artan zorluklarla karşı karşıya.

İsrail'in son olarak Natanz, Fordo ve İsfahan'daki nükleer tesisleri bombaladı. UAEA, Natanz’daki nükleer tesisin dışındaki radyoaktif aktivite seviyesinde herhangi bir değişiklik olmadığını ve normal seviyelerde kaldığını teyit etse de bu tesislerin içinde radyoaktif ve kimyasal kirlilik olduğunu da vurguladı. Ancak birçok gözlemci, özellikle iki ülke arasında devam eden müzakereler ve eski ABD Başkanı Donald Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu arasında anlaşmazlık olduğu yönündeki söylentiler göz önüne alındığında, ABD'nin İran'a karşı böyle büyük bir operasyona yeşil ışık yakmayacağı konusunda hemfikir.

Ancak uluslararası toplum, Trump'ın aynı anda çelişkili politikalar izleyebileceğini ve İran'ın nükleer silaha sahip olmasını engellemeye kararlı olduğunu anlamalıydı.

Trump, 5 Ekim 2024'te, Kuzey Carolina eyaletinde seçim kampanyası sırasında İsrail'in İran'ın nükleer tesislerini saldırması gerektiğini söyledi.  Dönemin ABD Başkanı Joe Biden'ın bu saldırılarda İsrail'i desteklemeyeceğini açıkladığı önceki bir açıklamasına ilişkin görüşü sorulduğunda Trump, "Nükleer silahlar en büyük tehlike. Biden'ın cevabı ‘Önce nükleer silahları vuralım, gerisini sonra düşünürüz’ olmalıydı” yanıtını verdi.

İran rejimi, içeride dini ve milliyetçi söylemlerle ve demir yumrukla kontrolü elinde tutuyor. Ancak artan göstergeler, rejimin sonunu getirebilecek bir gerilemeyle karşı karşıya olduğunu gösteriyor.

cdfgthyju
İran'ın Kirmanşah şehri yakınlarındaki bir füze üssünün havadan çekilmiş fotoğrafı, 12 Haziran 2025 (AP)

Öte yandan Netanyahu, sert tutumu ve neredeyse mutlak iktidarına rağmen İsrail içinde artan zorluklarla karşı karşıya. Uluslararası alanda da aşırı sağcı hükümetin politikaları nedeniyle antisemitizm ve İsrail karşıtı tutumlarda belirgin bir artış yaşanıyor.

İsrail Gazze'ye saldırmaya başladığında, dönemin İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant, ‘bu kez İsrail askerlerinin herhangi bir askeri kurala bağlı kalmadan savaşacaklarını ve yaptıklarından sorumlu tutulmayacaklarını’ açıkladı. Görünüşe göre bu açıklama sadece bir konuşma olarak kalmadı, İsrail ordusunun izlediği resmi bir politikaya dönüştü.

Birçok İsrailli, Netanyahu'nun politikalarına karşı çıksa da bir ikilem içindeler. Zira İsrail'in başta İran, Hamas ve Suriye olmak üzere düşmanlarına büyük zarar verilmesi konusunda bir sakınca görmüyorlar.

Netanyahu'nun politikaları Trump'ın hoşnutsuzluğunu artırırken bu durum, iki lider arasındaki gerginliği daha da belirgin hale getirdi. Trump ve Netanyahu arasında her ne kadar bazı anlaşmazlıklar olsa da ABD ve İsrail arasındaki ortaklık ve iş birliği halen güçlü bir şekilde devam ediyor. İsrail'i destekleyen lobinin ABD Kongresi’nde büyük bir etkiye sahip olduğunu çok iyi bilen Trump, yasaların geçmesi ve bütçe konularının ele alınması için bu lobinin desteğine ihtiyaç duyuyor.

Bu ittifakın merkezinde yer alan Evanjelik-Siyonist bağın önemi de göz ardı edilemez.

Bugün yeni bir gerçeklikle karşı karşıyayız ve İsrail ile ABD, Ortadoğu haritasını yeniden şekillendirmeye çalışıyor. Suriye, Lübnan, Gazze ve Batı Şeria'da gerçekleştirilen askeri operasyonların ardından İran'ın bölgesel nüfuzu geriledi. İran son zamanlarda Lübnan, Suriye ve Irak'ta ağır darbeler aldı. Bu darbeler, Suriye üzerinden Lübnan'a uzanan lojistik yolunun kesilmesine neden oldu.

Bölgenin geleceğini belirleyecek belirleyici faktörler arasında Mısır, Suudi Arabistan ve Türkiye'nin oynayacağı rol öne çıkıyor. Bu ülkelerin tutumları, çatışmanın sonucunu büyük ölçüde etkileyecek.

Şu anda, ‘İran boyun eğecek mi? Tahran'daki hükümet temsilcileri müzakere masasına oturacak mı? İsrail ve ABD'nin dayattığı şartları kabul edecek mi? Eğer kabul ederse, bu adım İran rejiminin sonunun başlangıcı olacak mı?’ gibi bölgenin kaderini belirleyecek olan bazı önemli sorularla karşı karşıyayız.

İsrail ve ABD, bazı konularda anlaşmazlık yaşasa da İran'ın nükleer silaha sahip olmasının engellenmesi gerektiği konusunda hemfikir. Netanyahu, Tahran'da rejim değişikliği çağrısında bulunarak, nihai hedefin ancak mevcut yönetimin ortadan kalkmasıyla gerçekleştirilebileceğini vurguladı.

ABD ise bu senaryoyu uygulamak için doğrudan müdahale etmek istemese de rejimin düşmesine karşı çıkmayacak. Rejimin devamı bir yandan ABD’nin bazı çıkarlarına hizmet ederken bir yandan da çöküşü İran sınırlarını aşan ciddi sonuçlara yol açabilir.

İran kaosa sürüklenirse, İran’da yaşayan Afgan mültecilerin yanı sıra yüzbinlerce İranlıdan oluşan yeni bir mülteci dalgası Türkiye ve Avrupa'ya yönelecek ve bu da bölgesel istikrarsızlık riskine kapıyı aralar. Bu durum, Birleşmiş Milletlerin (BM) artan bir yük altında ezildiği bir dönemde uluslararası toplumu yeni insani zorluklarla karşı karşıya bırakır.

Ancak İsrail, son yıllarda iki ülke arasındaki ilişkiler zaten gergin olduğundan Türkiye'yi yeni bir kaos dalgasının sarması halinde bu durum karşısında üzülmez. Arjantin Cumhurbaşkanı Javier Milei'nin İsrail'i ziyareti sırasında Netanyahu'nun İsrail parlamentosu Knesset'te ‘Osmanlı İmparatorluğu geri dönmeyecek’ diyerek Türkiye'nin bölgesel emellerini doğrudan reddettiği konuşması, bu durumu açıkça ortaya koyuyordu.

uıo
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Kırgızistan'da gerçekleşen Türk Devletleri Zirvesi'nde konuşurken 6 Kasım 2024 (AFP)

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, resmi bir açıklama yaparak buna yanıt verdi. İsrail'in İran'a yönelik saldırılarını uluslararası hukuku ihlal eden bir provokasyon olarak değerlendiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, Netanyahu'nun bölgeyi ve dünyayı felakete sürüklediği uyarısında bulundu ve uluslararası toplumu İsrail'i durdurmak için derhal harekete geçmeye çağırdı.

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın en yakın müttefiklerinden Devlet Bahçeli daha sert bir tonda yaptığı açıklamada, İsrail'e karşı durmanın Türkiye'nin ulusal güvenlik gereklilikleri ve bölgesel barışın önemi nedeniyle tarihi bir sorumluluk olduğunu vurguladı. Bahçeli, diplomatik tüm yolların tükendiğini ve İsrail'i caydırmak için güç kullanmanın zamanının geldiğini söyledi.

Bugün en tehlikeli senaryo, İsrail ile Türkiye arasında doğrudan bir çatışmanın başlaması ihtimalidir. Tel Aviv, Ankara'nın kolayca kontrol altına alınamayacak bir rakip olduğunu çok iyi biliyor. Her iki taraf da açık bir çatışmanın her iki tarafa da büyük zarar vereceğinin son derece bilincinde.

Tüm bunlarla birlikte bölgede yaşanan hızlı dönüşümler, birçok politikanın mantığın sınırlarını aştığını ortaya koyarken bu durum, bölgedeki güç dengelerini yeniden şekillendirebilecek değişikliklerin habercisi olarak görülüyor.



Britanya, Hürmüz Boğazı'nda seyrüsefer güvenliğini sağlamanın yollarını araştırıyor

İngiltere Ortadoğu ve Kuzey Afrika Bakanı Hamish Falconer   
İngiltere Ortadoğu ve Kuzey Afrika Bakanı Hamish Falconer   
TT

Britanya, Hürmüz Boğazı'nda seyrüsefer güvenliğini sağlamanın yollarını araştırıyor

İngiltere Ortadoğu ve Kuzey Afrika Bakanı Hamish Falconer   
İngiltere Ortadoğu ve Kuzey Afrika Bakanı Hamish Falconer   

İngiltere'nin Orta Doğu'dan Sorumlu Bakanı Hamish Falconer, Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda, ülkesinin Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılmasının önemi konusunda dünya çapındaki ortaklarıyla görüşmeler yürüttüğünü belirterek, seyrüsefer özgürlüğünün "temel bir ilke" ve "bölge ve dünya için acil bir ihtiyaç" olduğunu vurguladı ve bu ilkenin pratikte uygulanmasını sağlamak için müttefiklerle çalışmaların sürdürüldüğünü söyledi.

Bakan, İngiliz pilotlarının Ortadoğu'daki savunma operasyonları kapsamında 650 saat hava desteği sağladığını açıkladı ve İngiliz vatandaşlarını ve müttefiklerini korumak için insansız hava araçlarına (İHA) karşı koyma ve yer radarlarının ve uçaksavar füzelerinin yeteneklerinden yararlanma çabalarının devam ettiğini belirtti.

Falconer, Suudi Arabistan'ın mevcut kriz sırasında oynadığı "önemli" rolü övdü, ülkesinin İngiliz vatandaşlarına sağladığı destek için minnettarlığını dile getirdi ve Krallığın ve diğer Körfez ortaklarının onlara karşı tutumunu "çok cömert" olarak nitelendirdi.


Trump: Enerji savaşı yakıt fiyatlarını yükseltiyor... ve İsrail "Tahran'ın kalbine" şiddetli saldırılar düzenliyor

Trump: Enerji savaşı yakıt fiyatlarını yükseltiyor... ve İsrail "Tahran'ın kalbine" şiddetli saldırılar düzenliyor
TT

Trump: Enerji savaşı yakıt fiyatlarını yükseltiyor... ve İsrail "Tahran'ın kalbine" şiddetli saldırılar düzenliyor

Trump: Enerji savaşı yakıt fiyatlarını yükseltiyor... ve İsrail "Tahran'ın kalbine" şiddetli saldırılar düzenliyor

İsrail, bugün erken saatlerde İran'a yeni bir saldırı dalgası başlattı. Bu saldırılar, Başkan Donald Trump'ın İran'ın doğalgaz altyapısına yönelik saldırılarını tekrarlamaması yönündeki çağrısından bir gün sonra gerçekleşti. İran'ın bölgedeki enerji tesislerine yönelik misilleme saldırıları, yakıt fiyatlarında keskin bir artışa yol açmış ve ABD-İsrail savaşında önemli bir tırmanışa işaret etmişti.

İsrail ordusu sözcüsü bu sabah erken saatlerde, "İsrail ordusu, Tahran'ın kalbindeki İran terörist rejiminin altyapısına karşı bir dizi saldırı başlattı" dedi ancak ayrıntı vermedi.

ABD Başkanı, "İran liderliğinin ortadan kaldırılacağını" ve Tahran rejiminin "yeni liderler aradığını" teyit ederek, "İran üzerindeki etkisi kötü olacak ve bunu yakında bitireceğiz" ifadelerini kullandı.

Kasım ayındaki ara seçimler öncesinde yükselen yakıt fiyatlarından etkilenecek olan Trump, dünyanın petrol üretiminin yaklaşık beşte birinin geçtiği Hürmüz Boğazı'nın güvenliğinin sağlanması konusunda yardım taleplerine temkinli yaklaşan müttefiklerini eleştirdi. Bununla birlikte, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'dan enerji altyapısına yönelik saldırıları tekrarlamamasını istediğini söyledi.

Netanyahu daha sonra perşembe günü yaptığı açıklamada, İsrail'in İran'ın Güney Pars doğalgaz sahasını bombalama konusunda tek başına hareket ettiğini belirtti ve Trump'ın İsrail'den bu tür saldırıları durdurmasını istediğini doğruladı.


İki eski FBI ajanı: Trump hakkındaki soruşturmalar yüzünden işten çıkarıldık

FBI Direktörü Kash Patel (AP)
FBI Direktörü Kash Patel (AP)
TT

İki eski FBI ajanı: Trump hakkındaki soruşturmalar yüzünden işten çıkarıldık

FBI Direktörü Kash Patel (AP)
FBI Direktörü Kash Patel (AP)

Geçen yıl görevden alınan iki eski FBI ajanı, dün açtıkları federal davada, işten çıkarılmalarının "tek bir nedeni" olduğunu iddia etti: Başkan Donald Trump'ın 2020 seçim sonuçlarını geçersiz kılma çabalarını hedef alan soruşturmalara dahil olmaları.

"John Doe 1" ve "John Doe 2" kod adlarıyla mahkemeye başvuran iki ajan, bu davadaki tek kişiler değil; ancak "Arctic Frost" olarak bilinen ve seçim soruşturmasında çalışan onlarca kişiyi etkileyen daha geniş bir işten çıkarma kampanyası için model teşkil ediyorlar.

Bu dava, güvenlik teşkilatının direktörü Kash Patel'in gözetiminde yürütülen ve öncelikle Cumhuriyetçi başkanın dosyalarına ilişkin soruşturmalara katkıda bulunanları veya yeni yönetimin vizyonuyla aynı doğrultuda olmayanları hedef alan tasfiye duvarındaki son yasal çatlağı temsil ediyor.