İsrail'in İran'a saldırısının sonuçları ve yansımaları

Güvenlik Konseyi'nden bir sonraki BM Genel Kurulu öncesinde, Ortadoğu'nun tüm nükleer silahlardan arındırılmasına yönelik müzakerelere ev sahipliği yapacak bir kararı kabul etmesi istenmelidir

İsrail'in Tahran'a düzenlediği hava saldırısının ardından petrol rafinerisinde çıkan yangın sonucu yükselen duman (AFP)
İsrail'in Tahran'a düzenlediği hava saldırısının ardından petrol rafinerisinde çıkan yangın sonucu yükselen duman (AFP)
TT

İsrail'in İran'a saldırısının sonuçları ve yansımaları

İsrail'in Tahran'a düzenlediği hava saldırısının ardından petrol rafinerisinde çıkan yangın sonucu yükselen duman (AFP)
İsrail'in Tahran'a düzenlediği hava saldırısının ardından petrol rafinerisinde çıkan yangın sonucu yükselen duman (AFP)

Nebil Fehmi

İsrail'in İran’a saldırısı, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun açıkça ifade ettiği gibi tüm bölgeye şiddet uygulayarak veya şiddet uygulamakla tehdit ederek, Ortadoğu'yu yeniden şekillendirme kararlılığı çerçevesinde gerçekleşti. Askeri, güvenlik ve siyasi sonuçlar ile devam eden olaylar henüz tamamlanmadı. Nihayetinde tüm bunların dikkatli bir şekilde değerlendirilmesi gerekiyor.

İsrail'in İran'a yönelik son eylemlerinden anlaşıldığı kadarıyla hedeflerinin başında İran’ın nükleer programı ortadan kaldırmak, askeri kapasitesini sınırlandırmak, İsrail'in bölgedeki üstün ve ayırt edici askeri ve siyasi yeteneklerini teyit etmek, kendini savunma bahanesiyle önleyici güç kullanma hakkını pekiştirmek ve İsrail istihbarat teşkilatlarının bölgesel ve uluslararası saygınlığını geri kazanmak, İran rejimini değiştirmek ve içinde bölünmeler yaratmak geliyor. Peki, şimdiye kadar yaşanan gelişmelerden İsrail'in hedeflerine ulaştığı sonucuna varılabilir mi?

İsrail basını, saldırının ilk günlerinde İran’ın üst düzey siyasi ve askeri isimlerinin öldürüldüğünü ve İran'ın önemli hedeflerinin vurulduğunu hızla duyurarak, İsrail'in istihbarat ve askeri yeteneklerini büyük ölçüde öne çıkarmayı başardı. Aynı zamanda İsrail'deki can ve mal kayıplarına ilişkin bilgileri de kontrol altında tuttu.

İsrail, siyasi ve askeri açıdan önemli 20’den fazla isim ve nükleer alanda uzman bilim adamını öldürdü. İran’ın askeri kontrol merkezleri ve nükleer tesisleri, enerji santralleri ve askeri üsler dahil olmak üzere 100'den fazla stratejik hedefi, üstün askeri gücü ve Batı'nın güvenlik desteğiyle vurdu. İsrail, İran sınırları içindeki operasyonlar sırasında büyük askeri kayıplar vermeden İran'ın genel kapasitesini etkilemeyi başardı. Buna rağmen İran, İsrail'e füze saldırılarına devam etti. İsrail’e bazı kayıplar verdiren İran, İsraillilere gerçek bir savaşta oldukları hissettirdi, ancak tam verim alamadı.

İran'ın nükleer programının İsrail saldırısından ne ölçüde etkilendiği ve Natanz ve Fordo nükleer tesislerinde ne derecede kayıp verdirdiği henüz net değil. Çünkü bu programı ortadan kaldırmak amacıyla nükleer silahların üretimi için gerekli nükleer malzemelerin engellenmesi, ihtiyaç duyulan cihazların imha edilmesi ve İran’ın tüm bu malzemeleri nükleer silahlara dönüştürmesi için gerekli bilgisinin ortadan kaldırılması gerekiyor. Bunların hiçbirinin gerçekleştiğine dair somut bir kanıt bulunmadığından, İsrail'in bu hedefine ulaştığı henüz söylenemez.

Dikkat çekici nokta, İran'ın on yılı aşkın süredir Batı'nın yaptırımlarına maruz kalmasına rağmen, kurumlarını hızla yeniden yapılandırmayı başarması ve İsrail'e karşı yüzlerce füze fırlatmaya devam etmesi oldu. Bu durum, İsrail'in İran'a büyük kayıplar verdirdiğini, ancak İran'ın nükleer olmayan askeri kabiliyetlerini henüz tamamen ortadan kaldıramadığını gösteriyor.

İsrail, tek taraflı ve önleyici amaçlı güç kullanarak, bu şekilde güç kullanımını yasaklayan BM Şartı'nın ikinci maddesinin dördüncü fıkrasını ihlal etti ve uluslararası hukuku ve insancıl hukukun tüm maddelerini bir kez daha çiğnedi. Ayrıca, nükleer tesislerin hedef alınmasını yasaklayan Cenevre Sözleşmesi Ek Protokolü'nün 56. maddesini de ciddi şekilde ihlal ederek uluslararası nükleer tesisleri hedef aldı. Bilindiği üzere Batılı ülkelerin çoğu bu anlaşmanın tarafları arasında yer alıyor. Ancak yine de İsrail'in kendini savunma hakkını desteklediklerini ilan ederek, tüm uluslararası hukukun güvenilirliğini zedeliyor ve zayıflatıyorlar.

İsrail'in elde ettiği en büyük başarı, İran’a derinlemesine sızarak son derece hassas ve önemli bilgiler elde etmek suretiyle İsrail askeri istihbarat sistemine ve kurumlarına büyük ölçüde prestij kazandırması ve bu sayede uluslararası ve bölgesel düzeyde geniş çapta etki yaratması oldu. Hamas Siyasi Büro Başkanı İsmail Heniyye'nin başkent Tahran'da İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) koruması altındaki bir konutta öldürülmesi de bunun bir teyidi idi. Bu olay, İran'ın siyasi ve kurumsal yapısında birçok zayıf nokta olduğunu açıkça ortaya koydu. Ayrıca, İran'ın İsrail'e istihbarat açısından da sızdığını gördük, ancak onunki İsrail’e kıyasla daha düşük seviyelerdeydi.

Bunu savunanların sessiz kalması gayet doğal ve mantıklı. Sistemler ve toplumlar, kayıpların boyutunu, niteliğini ve etkilerini derinlemesine değerlendirdikten sonra durumu gözden geçirmeli. İsrail'in özellikle de Başbakan Binyamin Netanyahu'nun öne çıkardığı hedeflerden biri olan İran rejimini değiştirme konusunda da şimdiye kadar başarılı olamadığı açıkça ortada.

Siyasi ve askeri gözden geçirme sürecinin İsrail'i de kapsayacağı ve hatta diğer ülkeler ve alanlara da yayılacağı tahmin ediliyor. Herkesin olayları, sonuçlarını, İran ve İsrail taraflarının davranışlarını ve uluslararası toplumun zayıf ve farklı tepkilerini gözden geçirdikten sonra, olayların militarize olması ve diplomasinin daralması nedeniyle sürprizlere ve gerginliklere karşı ihtiyatlı olmak artık acil bir ihtiyaç haline geldi.

Tüm bu olayları takip ediyorum ve 1974 yılından bu yana Mısır'ın İran ile iş birliği içinde Ortadoğu’nun nükleer silahlardan arındırılması için attığı adımları ve 1990'lı yılların başlarında tek başına bölgede nükleer silahların ve diğer kimyasal ve biyolojik kitle imha silahlarının ortadan kaldırılması için başlattığı bilinçli girişimleri hatırlıyorum. Bu girişimler, bölgedeki mevcut gerilimleri ve bunlarla bağlantılı nükleer tehlikeleri önleyebilirdi. Ancak tüm bu çabalar, İsrail'in nükleer silahların yayılmasını önleme anlaşmasına katılmayı reddetmesi ve Mısır'ın girişimlerinin hayata geçirilememesi nedeniyle başarısız oldu. Ayrıca, anlaşmayı imzalayan ülkeler olan ABD, Sovyetler Birliği ve İngiltere’nin politikalarının ve standartlarının tutarsızlığı ve ikiyüzlülüğü ile İsrail'in nükleer programını ciddiye almamaları da bu çabaların boşa gitmesine sebep olan faktörler arasında sıralanabilir.

Son olayların ardından gerçek güvenlik tehditler ortaya çıkmıştı. Hava ve deniz taşımacılığına yönelik saldırıların ekonomik yansımaları hem bölgedeki bütün ülkeleri hem de ötesini etkiliyor. Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan aktardığı analize göre uluslararası toplumun hızlı hareket etmesi ve BMGK’nın beş daimi üyesinin bir araya gelmesini talep etmesi gerekiyor. Zira BMGK, uluslararası barışı ve güvenliği korumak ve aşağıdaki amaçlarla ortak, acil ve yoğun diplomatik temaslarda bulunmakla görevlidir. İşte o amaçlar:

1- İsrail ve İran arasında ateşkesin derhal başlatılması ve krizin diplomatik yollarla çözülmesi gerektiğinin vurgulanması.

2- BMGK’nın daimi üyesi olan beş ülkenin, ateşkesin uygulanmasını uzaktan denetlemesi ve ateşkesin ihlali durumunda BMGK’ya rapor vermesi.

3- ABD-İran nükleer müzakerelerinin derhal yeniden başlatılması, İran'ın nükleer programıyla ilgili endişelerin giderilmesi ve bu konuda gerekli şeffaflığın sağlanması, Tahran'ın nükleer enerjinin barışçıl kullanımından yararlanma hakkının saygı görmesi.

4- Nükleer savaşların önlenmesi ve uluslararası anlaşmalara uyulması, güç kullanımı veya nükleer tesislerin hedef alınmaması gerektiği konusunda BMGK’nın tutumunun vurgulanması.

5- BMGK’nın bölgesel barışa yönelik güven artırıcı bir adım olarak Ortadoğu'nun istisnasız olarak tüm nükleer silahlardan arındırılması için önümüzdeki sonbaharda yapılacak BM Genel Kurul oturumu öncesinde müzakerelere başlanması konusunda bir karar almaya ve Filistin-İsrail çatışmasını çözerek Ortadoğu'da bölgesel bir güvenlik yapısı oluşturmaya çağırılması.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.



Le Figaro: Ruhani’nin, Hamaney’i yönetiminden uzaklaştırmak başlattığı darbe girişimi engellendi

İran lideri Ali Hamaney, üst düzey yetkililerle yaptığı bir toplantıda konuşma yaparken; sağında, cumhurbaşkanı olduğu dönemde Hasan Ruhani, yanında ise Nisan 2018’de Meclis Başkanlığı görevini yürüttüğü sırada Ali Laricani görülüyor (Arşiv – Hamaney Ofisi)
İran lideri Ali Hamaney, üst düzey yetkililerle yaptığı bir toplantıda konuşma yaparken; sağında, cumhurbaşkanı olduğu dönemde Hasan Ruhani, yanında ise Nisan 2018’de Meclis Başkanlığı görevini yürüttüğü sırada Ali Laricani görülüyor (Arşiv – Hamaney Ofisi)
TT

Le Figaro: Ruhani’nin, Hamaney’i yönetiminden uzaklaştırmak başlattığı darbe girişimi engellendi

İran lideri Ali Hamaney, üst düzey yetkililerle yaptığı bir toplantıda konuşma yaparken; sağında, cumhurbaşkanı olduğu dönemde Hasan Ruhani, yanında ise Nisan 2018’de Meclis Başkanlığı görevini yürüttüğü sırada Ali Laricani görülüyor (Arşiv – Hamaney Ofisi)
İran lideri Ali Hamaney, üst düzey yetkililerle yaptığı bir toplantıda konuşma yaparken; sağında, cumhurbaşkanı olduğu dönemde Hasan Ruhani, yanında ise Nisan 2018’de Meclis Başkanlığı görevini yürüttüğü sırada Ali Laricani görülüyor (Arşiv – Hamaney Ofisi)

Fransız Le Figaro gazetesi, kaynaklara dayandırdığı haberinde, İran’ın eski Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’nin, protestoların zirveye ulaştığı 8-9 Ocak gecesi başlatılan baskı kampanyası öncesinde, ülke lideri Ali Hamaney’i yönetimden uzaklaştırmak amacıyla rejim içinde bir girişime öncülük ettiğini yazdı.

86 yaşındaki Hamaney’in kamuoyu karşısına çıkışları, İsrailli yetkililerin kendisini hedef alabilecekleri yönündeki tehditlerinin ardından ve İran medyasında 1989’da görevi devraldığı ilk lider Ruhullah Humeyni’nin halefi olarak yerine geçecek isimle ilgili spekülasyonların artmasıyla, İsrail’le 12 gün süren savaş sonrasında en düşük seviyeye geriledi.

Le Figaro’ya konuşan kaynaklara göre Ruhani, eski hükümetinden isimlerin katıldığı bir toplantı düzenledi. Toplantıya eski Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif, Kum’dan din adamları ve Devrim Muhafızları’ndan bazı isimler katıldı. Amaç, güvenlik ve siyasi dosyaların yönetimini liderin elinden almaktı.

Ancak Laricani'nin girişime destek vermemesi üzerine girişim başarısızlıkla sonuçlandı. Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan'ın ise planın ifşa olmasını engellemek için girişimden haberdar edilmediği öne sürüldü. Planın ortaya çıkmasıyla birlikte Ruhani ve Zarif'in birkaç gün ev hapsinde tutulduğu, onlara yakın bazı reformist figürlerinse gözaltına alındığı iddia edildi.

fgtrhyju
Devrim Muhafızları’na bağlı Tesnim News Agency’nin geçen Aralık ayında yayımlanan haftalık bülten kapağı; kapakta, eski Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani İsrail’e hizmet etmekle suçlanıyor.

Haberde, The New York Times gazetesinin daha önce, Hamaney’in, protestolar ve ABD ile muhtemel bir çatışma ihtimalinin yükseldiği ortamda lider kadroya yönelik suikast senaryoları da dahil olmak üzere yönetiminde kaos yaşanmaması için en güvendiği isimlerden Laricani’yi görevlendirdiğini yazdığı hatırlatıldı.

Gazete, isimleri açıklanmayan 6 üst düzey İranlı yetkili, 3 Devrim Muhafızı mensubu ve eski diplomatlara dayandırdığı haberinde, Laricani’nin Ocak başından bu yana hassas siyasi ve güvenlik dosyalarını fiilen yönettiğini aktardı.

Haziran ayında İsrail’le 12 gün süren savaş sırasında Hamaney’in halefliği için 3 potansiyel aday belirlediği, ancak isimlerin açıklanmadığı kaydedildi. The New York Times, Laricani’nin dini yeterlilik şartlarını taşımadığı için bu isimler arasında yer almasının muhtemel olmadığını belirtti.

Şarku’l Avsat’ın ABD merkezli Axios’tan aktardığı habere göre Cumartesi günü, İran liderliği ile birlikte Hamaney ve oğlu Mücteba’nın hedef alınmasının, ABD Başkanı Donald Trump’a sunulan geniş askeri seçenek paketinde yer alan senaryolar arasında bulunuyor. Siteye konuşan bir kaynak, lider ve oğlunun hedef alınmasına yönelik planın haftalar önce iç tartışmalarda gündeme geldiğini söyledi.

Baskı kampanyası sırasında Ruhani ve Zarif’e ev hapsi uygulandığı yönünde haberler yayılmış, ancak Zarif’in ofisi ile Ruhani’ye yakın isimler bunu yalanlamıştı.

Ruhani ve Zarif’in adları, Hamaney sonrası döneme ilişkin tartışmalarda ilk kez gündeme gelmedi. İsrail’in lideri hedef alma tehditlerinin ardından da benzer spekülasyonlar ortaya atılmıştı.

Resmi haber ajansı IRNA, 20 Ocak’ta Zarif’in ofisinden yapılan açıklamayı yayımlayarak iddiaları yalanladı. Açıklamada, söz konusu bilgilerin “asılsız” olduğu belirtilerek, “Bu aşağılık yalan, İran’ı parçalamayı amaçlayan Netanyahu ve çetesinin ürettiği sahte bir anlatıya zemin hazırlamıştır” denildi. Ayrıca “kötü niyetlerin, aşırı Amerikan medya organlarında yayımlanan son makalelerde ortaya çıktığı” ifade edildi.

6jku78
Ruhani’nin internet sitesinde yayımlanan fotoğrafta, eski Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani ortada yer alırken; yanında eski Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi, eski Meclis Başkanı Ali Ekber Natık Nuri ve torun olarak bilinen din adamı Hasan Humeyni görülüyor. Fotoğraf, müttefiki eski Cumhurbaşkanı Ali Ekber Haşimi Rafsancani’nin 11 Ocak 2024’te düzenlenen yedinci ölüm yılı anma töreninde çekildi.

Açıklamada, iddianın “aşağılık hizipsel çıkarlar için uydurulduğu” ve “bazı iç grupların dış ajanlarla iş birliği” yaptığı öne sürülerek, İsrail medyasının bunu “bu acılı günlerde” yaymasının resmi yalanlamayı gerekli kıldığı belirtildi.

Hamaney ise 9 Şubat’ta yaptığı konuşmada, son protestoların ABD ve İsrail tarafından kurgulanan bir darbe girişimi olduğunu savundu. Bu konuşma, Ocak protestolarına ilişkin tutumları nedeniyle reformist isimlere yönelik gözaltı dalgasıyla eş zamanlı gerçekleşti.

8 Şubat’ta başlayan gözaltılar kapsamında reformist lider Mehdi Kerrubi’nin oğlu Hüseyin Kerrubi’nin yanı sıra Reform Cephesi Başkanı Azer Mansuri, eski “İran Millet Birliği” Genel Sekreteri Ali Şekuri Rad ve eski Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi döneminde dışişleri bakan yardımcılığı yapan Muhsin Eminzade gözaltına alındı.

Ayrıca Reform Cephesi Merkez Komitesi üyeleri Muhsin Armin, Bedr es-Sadat Mofidi ve Ferac Kemicani’ye yargı bildirimleri gönderildi. Bir gün önce ise 2009 seçimlerinde Mir Hüseyin Musevi’nin seçim kampanyası başkanlığını yürüten ve danışmanı olan Kurban Behzadiyan Nejad’ın tutuklandığı duyuruldu.

Reform Cephesi Sözcüsü Cevad İmam ile eski milletvekili İbrahim Asgarzade ise kefaletle serbest bırakıldı.

Devrim Muhafızları’na yakınlığıyla bilinen Fars News Agency, “güvenlik ve yargı kurumlarının” söz konusu isimleri gözaltına aldığını, yöneltilen suçlamalar arasında “ulusal birliğe zarar verme, anayasaya karşı tutum alma, düşman propagandasıyla eşgüdüm, teslimiyetçi yaklaşımı teşvik etme ve gizli yıkıcı mekanizmalar oluşturma” bulunduğunu bildirdi.

Yargı erkinin haber ajansı Mizan News Agency ise isim vermeden “bir dizi siyasi şahsiyetin” gözaltına alındığını ve haklarında suçlama yöneltildiğini duyurdu. Açıklamada, gözaltıların “Siyonist oluşum ve ABD’yi destekleyen bazı önemli siyasi unsurların faaliyetlerine ilişkin soruşturmaların tamamlanmasının ardından” gerçekleştiği belirtildi.

Gözaltı dalgası genişlemeden önce Yargı Erki Başkanı Gulam Hüseyin Muhsini Ejei, protestolar sırasında reform ve ulusal hakikat komisyonu kurulması çağrısı yapan iç siyasi şahsiyetleri sert ifadelerle eleştirdi.

Ejei, “Cumhuriyet aleyhine içeriden bildiri yayımlayanlar, Siyonist rejim ve ABD’nin sesini tekrarlamaktadır” dedi ve “Veliyyü’l-Fakih’in yanında yer almamanın, savaş sırasında Saddam Hüseyin’e sığınan ve bugün suçlu Siyonistlere sığınanların akıbetine yol açacağını” söyledi.

Muhalif Iran International kanalı ise 20 Ocak’ta Reform Cephesi Merkez Komitesi’nin, Hamaney’in görevden çekilmesini ve ülkeyi yönetecek bir “geçiş konseyi” kurulmasını talep eden taslak bildiriyi görüşmek üzere acil ve gizli bir toplantı yaptığını ileri sürdü.

Habere göre güvenlik birimleri müdahale ederek cephe liderlerini tehdit etti; bunun üzerine bildiri yayımlanmadı ve “toplu istifalar” ile “geniş çaplı gösteri çağrıları” gibi önerilerden geri adım atıldı.

Musevi’nin ofisine bağlı “Kelime” sitesi ise yeni gözaltı dalgasının, Musevi’nin önerdiği “İran’ı Kurtarma Cephesi” fikrini destekleyen isimleri hedef aldığını bildirdi. Musevi’nin danışmanı Emir Ercümend, rejimin “muhalefetin ağırlık merkezinin ülke içine kaymasını ve ulusal bir muhalefetin oluşmasını varoluşsal tehdit olarak gördüğünü”, son gözaltıların da bu çerçevede tasarlandığını söyledi.


Macaristan, Moskova'ya karşı Avrupa yaptırımlarının geçmesini Kiev'in bir petrol boru hattını yeniden açmasına bağlıyor

Macaristan Başbakanı Viktor Orban (Reuters)
Macaristan Başbakanı Viktor Orban (Reuters)
TT

Macaristan, Moskova'ya karşı Avrupa yaptırımlarının geçmesini Kiev'in bir petrol boru hattını yeniden açmasına bağlıyor

Macaristan Başbakanı Viktor Orban (Reuters)
Macaristan Başbakanı Viktor Orban (Reuters)

Macaristan ve Slovakya başbakanları, Kiev'in ülkeye Moskova'dan petrol sağlayan önemli bir petrol boru hattını yeniden açmadığı sürece, Avrupa Birliği'nin Rusya'ya uygulamayı planladığı 20 günlük yaptırım paketinin Macaristan tarafından onaylanmasını engelleyeceğini açıkladı.

Başbakan Viktor Orbán, X platformunda şöyle yazdı: “Yaptırımlara destek yok. 20. paket reddedilecek.”

Dışişleri Bakanı Peter Szijjarto ise şöyle yazdı: “Ukrayna, Druzhba boru hattı üzerinden Macaristan ve Slovakya'ya petrol sevkiyatını yeniden başlatana kadar, Kiev için önemli kararların alınmasına izin vermeyeceğiz.”

Ukrayna, kendi topraklarından geçen ve Rus petrolünü Slovakya ve Macaristan'a taşıyan boru hattının 27 Ocak'ta Moskova'nın düzenlediği saldırılarla hasar gördüğünü belirtiyor.

Şubat ayı başında, Avrupa Birliği Rusya'nın bankacılık ve enerji sektörlerini hedef alan yeni yaptırımlar önerdi. Bu önerilen paket, Moskova'nın 24 Şubat 2022'de Ukrayna'yı işgalinden bu yana 20. Yaptırım paketidir.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre yaptırımların yürürlüğe girmesi için 27 AB üye ülkesinin tamamının onayı gerekiyor.

Avrupa Komisyonu ayrıca, Rusya'ya yeniden ihracat riski yüksek olan ülkelere tüm kablosuz cihaz ve ekipmanların ihracatını yasaklamak için ilk kez zorlama önleme aracını devreye sokmayı planlıyor.

Slovakya Başbakanı Robert Fico dün akşam, Kiev boru hattını yeniden açmazsa Ukrayna'ya acil elektrik tedarikini kesme tehdidini yerine getireceğini söyledi.

Facebook'ta yaptığı bir paylaşımda, “Pazartesi günü (bugün) Ukrayna'ya acil elektrik tedarikinin kesilmesini talep edeceğim” diye yazdı.

“Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenskiy, Rusya dışında başka bir yerden petrol almamızı isterse, bu bize çok pahalıya mal olsa bile, buna cevap verme hakkımız var” dedi.


Putin, Rusya'nın "nükleer üçlüsünün" geliştirilmesini "mutlak öncelik" olarak görüyor

Putin, Kremlin'de Ulusal Güvenlik Konseyi toplantısına başkanlık ediyor (AP)
Putin, Kremlin'de Ulusal Güvenlik Konseyi toplantısına başkanlık ediyor (AP)
TT

Putin, Rusya'nın "nükleer üçlüsünün" geliştirilmesini "mutlak öncelik" olarak görüyor

Putin, Kremlin'de Ulusal Güvenlik Konseyi toplantısına başkanlık ediyor (AP)
Putin, Kremlin'de Ulusal Güvenlik Konseyi toplantısına başkanlık ediyor (AP)

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin dün yaptığı açıklamada, ABD ile imzalanan Yeni START anlaşmasının süresinin dolmasının ardından Rusya'nın nükleer güçlerini geliştirmenin artık "mutlak öncelik" olduğunu söyledi.

Kremlin'in himayesinde düzenlenen askeri ve ulusal geçit törenleriyle kutlanan Vatan Savunucuları Günü'nde yayınlanan bir video mesajında Putin, “Rusya'nın güvenliğini garanti altına alan ve dünyada etkili bir stratejik caydırıcılık ve güç dengesi sağlayan nükleer üçlüsünü geliştirmek, mutlak öncelik olmaya devam ediyor” ifadelerini kullandı.

Putin, “ordunun ve donanmanın kapasitesini güçlendirmeye” devam edileceğini ve Ukrayna'da dört yıl süren savaştan elde edilen askeri deneyimlerden yararlanacağını taahhüt etti. Silahlı kuvvetlerin tüm kollarının, “savaş hazırlığı, hareket kabiliyeti ve en zorlu koşullarda bile operasyonel görevleri yerine getirme yeteneği” dahil olmak üzere iyileştirileceğini belirtti.

Dünyanın en büyük iki nükleer gücü arasındaki son anlaşma olan Yeni START anlaşması bu ayın başında sona erdi. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Washington, Rusya Devlet Başkanı'nın her iki tarafın nükleer silah cephaneliği sınırını bir yıl uzatma teklifine yanıt vermedi. Ancak Rusya, Washington da uymaya devam ettiği sürece Yeni START anlaşması kapsamındaki nükleer silah kısıtlamalarına uyacağını açıkladı.