Filistinliler İsrail-İran savaşının bedelini ‘geri plana atılmakla’ ödüyorlar

İran Dini Lideri Ali Hamaney ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (AFP)
İran Dini Lideri Ali Hamaney ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (AFP)
TT

Filistinliler İsrail-İran savaşının bedelini ‘geri plana atılmakla’ ödüyorlar

İran Dini Lideri Ali Hamaney ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (AFP)
İran Dini Lideri Ali Hamaney ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (AFP)

Geçtiğimiz salı günü sona eren ve Kanada'nın Alberta eyaletinin ev sahipliği yaptığı zirvede G7 liderlerinin tartışmalarında İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik savaşı büyük ölçüde yer almadı.

Yedi lider, İsrail ile İran arasında perşembe gecesinden bu yana devam eden savaşta ‘sükûnet’ çağrısında bulunurken, İsrail'in ‘meşru müdafaa hakkını’ yinelediler ve Tahran'ın ‘asla’ nükleer silah edinmemesi gerektiğini vurguladılar.

Liderlerin ateşkes ya da İsrail'in İran'ın nükleer ve askeri tesislerine saldırmasıyla sekteye uğrayan ABD ile İran arasındaki müzakerelere geri dönülmesi çağrısında bulunmaması dikkat çekti.

eru
G7 liderlerinin 16 Haziran'da Kanada'nın Alberta eyaletinde çekilen hatıra fotoğrafı (AP)

G7'nin Tel Aviv ile Tahran arasındaki yeni savaşla jeostratejik sonuçları, ekonomik sonuçları ve yayılma riskleri nedeniyle ilgilenmesi anlaşılabilir olsa da, G7 liderlerinin Ekim 2023'ten bu yana devam eden Gazze savaşını ele almaması, bu konuda herhangi bir açıklama yapılmaması ve dosyanın görüşmelerde masaya dahi gelmemesi anlaşılır gibi değil.

Gazze ve iki devletli çözüm konferansı

Atlanta'da yaşananlar temel bir gerçeği yansıtıyor: Gazze, ‘İsrail'in İran'a yönelik saldırılarının ilk kurbanı’ oldu.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun bir taşla birçok kuşu vurduğu söylenebilir. Askeri operasyonunun sonuçlarından biri de 17-20 Haziran tarihleri arasında New York'ta Birleşmiş Milletler'in (BM) daveti üzerine Suudi Arabistan-Fransa eş başkanlığında Filistin Sorununun Barışçıl Çözümü ve İki Devletli Çözüm için Üst Düzey Uluslararası Konferans’ı sekteye uğratmak oldu.

Bu durum karşısında, ertelenen konferansın eş başkanları ve sekiz çalışma grubunun başkanlarının salı günü yayınladıkları bir bildiriyle ‘devam eden gerilimi ve konferansın askıya alınmasını gerektiren son gelişmelerden duydukları endişeyi’ dile getirmeleri son derece doğaldı.

Konferansın akıbetine ilişkin endişeleri göz önünde bulunduran ilgili ülkeler, ‘konferansın amaçlarına tam bağlılıklarını bir kez daha yinelemek, çalışmalarının devamını ve hedeflerinin gerçekleştirilmesini sağlamak’ ve ‘Gazze Şeridi'ndeki savaşın sona erdirilmesi, iki devletli çözümün uygulanması yoluyla Filistin meselesinin adil ve sürdürülebilir bir çözüme kavuşturulması ve bölgedeki tüm ülkeler için istikrar ve güvenliğin sağlanmasına yönelik tüm çabalara sarsılmaz desteklerini sürdürmek’ konusunda istekli olduklarını belirttiler.

Gazze Şeridi’ndeki Sağlık Bakanlığı'na göre, Gazze'de faaliyet gösteren uluslararası kuruluşları devre dışı bırakmak için İsrail tarafından ABD desteğiyle kurulan Gazze İnsani Yardım Vakfı aracılığıyla temel ihtiyaçlarını karşılamaya çalışan Gazzelilere açılan ateş sonucu son 24 saatte 47 kişi hayatını kaybetti.

u7ı8
Bu ayın başlarında Gazze'de gıda yardımı almaya giderken İsrail ateşiyle öldürülen genç bir adamın cenazesi başında ağlayan yakınları (AFP)

Bakanlığa göre vakfın kuruluşundan bu yana 397 Filistinli İsrail ordusu tarafından öldürülürken en az 3 bin kişi de yaralandı. Her halükârda, Gazze savaşına yönelik uluslararası ilgi, Gazze Şeridi'nde olup bitenlere ilişkin haberlerin, her gün en az elli kişiye ulaşan ölü ve yaralı sayısına hızlıca atıfta bulunmaya indirgendiği noktaya kadar azaldı.

Geri plana itme

Paris'teki Avrupalı diplomatik kaynaklar, Netanyahu'nun başlattığı savaşın ‘dikkatleri Gazze Şeridi'nde olup bitenlerden uzaklaştırdığını ve dosyayı geri plana ittiğini, böylece İsrail'in iç ve dış dünyasının dikkatinin İran'la savaşa odaklandığını’ söylüyor.

Netanyahu'nun ‘kırılgan bir siyasi durum içinde olduğunu’ belirten kaynaklar, “Ülke içinde üzerindeki baskı artmış durumda. Gazze Şeridi'ndeki savaş İsrail toplumunu derinden bölmeye devam ediyor” ifadelerini kullandı.

Yurtdışında ise İsrail, İsrail'e desteği tartışmasız olan Kanada, Birleşik Krallık, Avustralya, Yeni Zelanda ve Hollanda gibi ülkelerden siyasi ve diplomatik anlamda bir gerileme süreci yaşadı. New York konferansının duyurulması, Netanyahu'nun istemediği iki devletli çözümü yeniden ön plana çıkardığı için baskıyı daha da arttırdı.

Öte yandan İsrail, Fransa'nın Filistin devletini tanıyacağından korkuyordu. Fransa'nın hamlesinin önemi, eğer gerçekleşmiş olsaydı, Belçika, Lüksemburg, Hollanda, Kanada ve muhtemelen Birleşik Krallık gibi diğer ülkeleri de arkasından sürükleyecek olması ve bunun da İsrail için ‘ek bir diplomatik ve siyasi yenilgi’ teşkil edecek olmasıydı.

Netanyahu konumunu güçlendiriyor

İran'a yönelik saldırıların başlamasıyla birlikte Netanyahu inisiyatifi yeniden ele geçirmeyi başardı. Zira İsraillilerin çoğunluğu ‘varoluşsal düşman’ olarak tanımladıkları İran'a karşı savaşı destekliyor ve İsrail muhalefeti bile eleştirilerini unutarak Netanyahu'ya desteğini ifade ediyor.

Fransa, Birleşik Krallık ve Almanya liderleri ile Avrupa Birliği (AB) Komisyonu Başkanı, İran'a saldıranın İsrail olmasına rağmen, İsrail'in ‘meşru müdafaa hakkının’ arkasında olduklarını ifade etmek için Netanyahu'yu aramakta gecikmedi.

Belki de Avrupalıların İsrail’in yanında yer almalarının ilk nedeni, yaşlı kıtanın İran'ın nükleer programını kıtanın güvenliği için varoluşsal bir tehdit olarak görmesi ve İran'ın nükleer silahlarının gerçeğe dönüşmesi halinde bunun sadece İsrail için değil Avrupa için de bir tehdit oluşturacağı düşüncesidir.

Dolayısıyla İsrail'in meşru müdafaa hakkını desteklediklerini beyan etmek, pratikte İsrail'in İran'a açacağı bir savaşı onaylamak anlamına gelmektedir.

Bu destekle birlikte Batı'nın Gazze Şeridi'ne olan ilgisi azaldı ve liderlerinin İran'a karşı savaşında İsrail'in yanında dururken İsrail'in adımlarını eleştirmeye devam etmeleri zorlaştı.

Almanya Şansölyesi Friedrich Merz, İran'ın nükleer programını ve Tahran'ın füze ve balistik faaliyetlerini ortadan kaldırmak için İsrail'in ‘Avrupalılar adına kirli işler yaptığını’ ilan ederek en açık sözlü kişi oldu.

frgty
Almanya Başbakanı Friedrich Merz (AFP)

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Yönetim Kurulu'nun geçen hafta Viyana'da Tahran'ın ‘Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması'ndan doğan yükümlülüklerini yerine getirmediği’ yönünde aldığı karar, İsrail'e İran'a saldırmak için aradığı bahaneyi sağlamış oldu. Zira UAEA kararı İran'ın nükleer silah peşinde olduğunu ima ediyor.

‘İsrail kervanına bağladı’

Dahası Netanyahu, ABD Başkanı’nı şu ya da bu şekilde savaşın içine çekmeyi başardı. Kısacası Netanyahu, Avrupalıları ve ABD'yi ‘İsrail kervanına bağladı’ ve Filistin meselesi de dahil olmak üzere kendisini eleştirilerden muaf tuttu.

Şarku’l Avsat’ın Alman haber ajansı DPA’dan aktardığına göre Kraliyet Uluslararası İlişkiler Enstitüsü Ortadoğu ve Kuzey Afrika Programı'nda araştırmacı olan Ksenia Svetlova, “Gazze Şeridi'nde savaşın olmaması ve İran'a odaklanılması İsrail için bir başarıdır. Çünkü nükleer meseleyi Gazze Şeridi'ndeki İsrail savaşının Avrupa tarafından reddedilmesinden ayırmayı başarmıştır” şeklinde konuştu.

Sonuç olarak İsrail ve Netanyahu Avrupa kıtasındaki eleştirilerden muaf tutulurken, Gazze Şeridi ve halkı yeni savaşın bedelini ödedi.

defrgty
Filistin yanlısı aktivistler, Gazze Şeridi'ndeki savaşa dikkat çekmek için Paris'te bir gösteri düzenledi, 28 Mayıs 2025. (AFP)

Bu Gazze ve Filistin dosyasının yeniden unutulduğu anlamına mı geliyor? Cevap cuma akşamı Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'dan geldi: “Konferansın ertelenmesi, koşullar ne olursa olsun iki devletli çözümün uygulanması yönünde ilerleme kararlılığımızı değiştiremez.”

Macron'un sözleri Fransa'nın güçlü kararlılığını yansıtıyor. Ancak söz ile uygulama arasında, Fransa Cumhurbaşkanı'nın kontrol edemeyeceği büyük bir boşluk var. Filistinliler pek çok hayal kırıklığı yaşadı ve onları gelecekteki hayal kırıklıklarından koruyacak hiçbir şey yok.



Lula: Amerika, Hürmüz Boğazı'ndan geçen gemilere vergi koyarsa "korsan" olur

Brezilya Devlet Başkanı Luiz Inácio Lula da Silva (EPA)
Brezilya Devlet Başkanı Luiz Inácio Lula da Silva (EPA)
TT

Lula: Amerika, Hürmüz Boğazı'ndan geçen gemilere vergi koyarsa "korsan" olur

Brezilya Devlet Başkanı Luiz Inácio Lula da Silva (EPA)
Brezilya Devlet Başkanı Luiz Inácio Lula da Silva (EPA)

Brezilya Devlet Başkanı Luiz Inácio Lula da Silva, dün yaptığı açıklamada, ABD'nin Hürmüz Boğazı'ndan geçen gemilere vergi getirmesi halinde "korsana dönüşeceğini" söyledi. Lula'nın açıklaması, ABD Başkanı Donald Trump'ın daha önce gündeme getirdiği önerinin ardından geldi.

Trump, Truth Social platformundaki paylaşımında, boğazdan geçmek isteyen gemilerin taşıdığı yüklerin değerinin yüzde 20'sine denk gelen bir ücretin ABD tarafından tahsil edilmesini önerdi.

FŞarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Lula, São Paulo eyaletindeki São Caetano do Sul kentinde düzenlenen bir etkinlikte yaptığı konuşmada, "Geçmişte buna korsanlık denirdi" ifadelerini kullandı.

Lula, "ABD önemli bir ülkedir ve uzun süre korsanlıkla mücadele ettiğini düşünüyorum. Bugün korsanlar gibi hareket edemez" dedi.

Öte yandan İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi de dün Trump'ın Hürmüz Boğazı'ndan deniz yoluyla taşınan mallara ücret uygulanması önerisine yanıt verdi. Arakçi, İran'ın boğazın güvenliğinden sorumlu olduğunu ve olmaya devam edeceğini ifade etti.

Arakçi, X platformundaki paylaşımında, "ABD Başkanı tamamen haklı. Hürmüz Boğazı'ndan ticari gemilerin güvenli geçişini sağlayan herkes bunun karşılığını almalıdır. İran her zaman boğazın koruyucusu olmuştur ve olmaya devam edecektir" ifadelerini kullandı.

İranlı bakan, alaycı bir ifadeyle, "Açıkça görülüyor ki yüzde 20 oranı fazla yüksek. Adil davranacağız" dedi.

Trump, dün yaptığı açıklamada, Tahran'ın bu kritik su yolunu kapattığını açıklamasının ardından ABD'nin İran'a yönelik deniz ablukasını yeniden uygulama ve Hürmüz Boğazı üzerinden taşınan bütün mallardan yüzde 20 ücret alma kararı verdiğini söylemişti.

Trump, "Hürmüz Boğazı açık ve İran olsun ya da olmasın açık kalacak. İran'a yönelik ablukayı yeniden uygulayacağız" dedi.

ABD Başkanı ayrıca, "Amerika, dünyanın bu sorunlu bölgesinde güvenlik ve emniyeti sağlamak için gerekli tüm maliyetleri karşılamak amacıyla taşınan tüm yüklerden yüzde 20 pay alacak" ifadesini kullandı. Uygulamanın hemen başlayacağını belirten Trump, ayrıntı vermedi.

Trump daha önce Fox News kanalındaki "Fox & Friends" programına yaptığı telefon bağlantısında, ABD'nin büyük olasılıkla Hürmüz Boğazı'nı kontrol edeceğini ve yönetiminin yaptığı harcamalar için karşılık alması gerektiğini söyledi.

Trump, "Boğazı kontrol edeceğiz, belki de yöneteceğiz. Boğazın koruyucuları olacağız. Belki bize boğazın koruyucu meleği denir. Bunun karşılığında ödeme almalıyız" şeklinde konuşmuştu.


Trump deniz ablukasını yeniden yürürlüğe koydu... ve "geçiş ücretleri" tehdidinde bulundu

İran'ın güneyindeki Bender Abbas'ta demirleme noktasına yönelik ABD saldırılarını gösteren videodan (CENTCOM)
İran'ın güneyindeki Bender Abbas'ta demirleme noktasına yönelik ABD saldırılarını gösteren videodan (CENTCOM)
TT

Trump deniz ablukasını yeniden yürürlüğe koydu... ve "geçiş ücretleri" tehdidinde bulundu

İran'ın güneyindeki Bender Abbas'ta demirleme noktasına yönelik ABD saldırılarını gösteren videodan (CENTCOM)
İran'ın güneyindeki Bender Abbas'ta demirleme noktasına yönelik ABD saldırılarını gösteren videodan (CENTCOM)

ABD Başkanı Donald Trump, dün yaptığı açıklamada, Hürmüz Boğazı'nda İran'a yönelik deniz ablukasının yeniden yürürlüğe konulduğunu ve boğazdan geçen grmilerden ücret alınacağını duyurdu. Açıklama, Washington ile Tahran'ın nisan ayında ilan edilen ateşkesten bu yana en şiddetli karşılıklı askeri saldırıları gerçekleştirdiği bir dönemde yapıldı.

Trump, ABD'nin Hürmüz Boğazı'nı "kontrol altına alacağını" ve İran gemileri ile Tahran'la ticaret yapan gemilerin boğazı kullanmasına izin vermeyeceğini söyledi. Washington'un deniz güvenliğini sağlama karşılığında taşınan yüklerin değerinin yüzde 20'si oranında ücret alacağını belirten Trump, uygulamanın derhal başlayacağını ifade etti.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ise Trump'ın açıklamalarına yanıt vererek, ticari gemilerin Hürmüz Boğazı'ndan güvenli geçişini sağlayan tarafın bunun karşılığını alması gerektiği yönündeki görüşünde ABD Başkanı'nın "tamamen haklı" olduğunu söyledi. Ancak Arakçi, "İran her zaman Hürmüz Boğazı'nın koruyucusu olmuştur ve sonsuza kadar da öyle kalacaktır" dedi.

Trump'ın dile getirdiği yüzde 20'lik ücret oranının "çok yüksek" olduğunu belirten Arakçi, Tahran'ın bu konuda "adil davranacağını" ifade etti.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), ablukanın uygulanmasına yönelik hazırlıkların sürdüğünü açıkladı. Açıklamada, Hürmüz Boğazı'nın uluslararası deniz trafiğine açık olduğu ve ABD güçlerinin seyrüsefer serbestisini sağlamak için hazır bulunduğu kaydedildi.

Sahada ise ABD ordusu dün şafak vakti yaklaşık beş saat süren hava saldırıları düzenledi. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre İran'a ait onlarca askeri hedefin vurulduğu saldırılarda hava savunma sistemleri, kıyı radarları, füze kapasitesi, insansız hava araçları (İHA) ve askeri botlar hedef alındı.

Saldırılar, ülkenin güneybatısındaki Ahvaz eyaletinde bulunan Dezful ve Omidiye askeri hava üslerinin yanı sıra Hürmüz Boğazı kıyısındaki Bender Abbas ve İran sahilindeki bazı bölgelere de düzenlendi.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, Washington ile imzalanan mutabakat zaptının "kriz aşamasına girdiğini" belirterek, ABD'yi anlaşmayı ihlal etmekle suçladı.

İran Genelkurmay Başkanlığı Harekât Dairesi ise yayımladığı açıklamada, Tahran'ın belirlediği deniz güzergâhları dışında seyrüseferi tehdit edecek her türlü ABD girişimine "kararlılıkla karşılık verileceğini" bildirdi. Açıklamada ayrıca, çatışmaların genişlemesi halinde bunun etkilerinin "tüm bölgeyi saracağı" uyarısında bulunuldu.


ABD'li Demokrat senatörlerden Trump yönetimine İran'daki okul saldırısı soruşturma sonuçlarını açıklama çağrısı

Pete Hegseth, Pentagon'da düzenlediği basın toplantısı sırasında (Reuters)
Pete Hegseth, Pentagon'da düzenlediği basın toplantısı sırasında (Reuters)
TT

ABD'li Demokrat senatörlerden Trump yönetimine İran'daki okul saldırısı soruşturma sonuçlarını açıklama çağrısı

Pete Hegseth, Pentagon'da düzenlediği basın toplantısı sırasında (Reuters)
Pete Hegseth, Pentagon'da düzenlediği basın toplantısı sırasında (Reuters)

ABD Senatosu'nda Demokrat Parti'ye mensup, Senatör Kirsten Gillibrand öncülüğündeki bir grup senatör, dün Başkan Donald Trump yönetimine, 28 Şubat'ta İran'da bir kız okulunu hedef alan hava saldırısına ilişkin ABD ordusunun yürüttüğü soruşturmanın sonuçlarını gelecek hafta içinde kamuoyuna açıklaması çağrısında bulundu.

Reuters, 5 Mart'ta yayımladığı özel haberinde, ABD ordusunun ön inceleme niteliğindeki iç soruşturmasının, savaşın ilk gününde İran'ın Minab kentinde düzenlenen ölümcül saldırının büyük olasılıkla ABD güçleri tarafından gerçekleştirildiğini ortaya koyduğunu belirtti.

Aralarında Senato Silahlı Hizmetler Komitesi'nin kıdemli Demokrat üyesi Jack Reed'in de bulunduğu 20'den fazla senatör, gönderdikleri mektupta ordudan soruşturmayı tamamlamasını, sonuçları Kongre ile paylaşmasını ve benzer bir olayın tekrar yaşanmaması için alınacak önlemleri içeren bir plan sunmasını istedi.

Mektupta, "Ne yaşandığını, nelerin yanlış gittiğini ve bakanlığın benzer bir olayın tekrarını önlemek için hangi adımları attığını ortaya koyan gizli olmayan bir raporun kamuoyundan gizlenmesini haklı gösterecek hiçbir gerekçe yok" ifadelerine yer verildi.

Şarku’l Avsat’ın Reuters’ten aktardığına göre bir Pentagon yetkilisi yaptığı açıklamada soruşturmanın sürdüğünü belirterek, "Şu aşamada paylaşabileceğimiz yeni bir gelişme bulunmuyor" dedi.

İranlı yetkililer, saldırıda öğrenci ve öğretmen 175'ten fazlakişinin hayatını kaybettiğini açıkladı. Senatörlerin mektubunda, bu olayın doğrulanması halinde, 1991'de Irak'ta bir sığınağın yanlışlıkla bombalanması sonucu 400'den fazla sivilin öldüğü saldırıdan bu yana ABD ordusunun neden olduğu en büyük sivil can kaybı olacağı ifade edildi.

İran'daki okulun internet sitesinin arşivlenmiş kayıtları, okulun Devrim Muhafızları tarafından yönetilen bir tesisin bitişiğinde bulunduğunu gösteriyor.

Reuters'ın konuya yakın kaynaklara dayandırdığı haberine göre, hedef belirleme sürecinde görevli yetkililer muhtemelen güncelliğini yitirmiş istihbarat bilgilerine dayanarak hareket etti.

ABD Merkez Kuvvetler (CENTCOM) Komutanı Oramiral Brad Cooper, mayıs ayında Kongre'de verdiği ifadede, okulun aktif bir İran seyir füzesi üssünün içinde yer alması nedeniyle soruşturmanın "karmaşık" olduğunu söylemişti.

Başkan Trump ise savaşın başlangıcındaki yoğun askeri hareketlilik nedeniyle ordunun olayın tam olarak nasıl gerçekleştiğini hiçbir zaman kesin biçimde ortaya koyamayabileceğini öne sürdü.

Trump, 24 Haziran'da yaptığı açıklamada, "Birileri bunun bizim füzemiz olduğunu söyledi. Belki de değildi. Bunun bize ait olduğuna inanmamı gerektirecek hiçbir şey görmedim. Bunun bizimle ilgili olduğunu düşünmüyorum" ifadelerini kullandı.

İranlı yetkililer saldırıyı savaş suçu olarak nitelendirirken, ABD ise sivilleri hiçbir zaman kasıtlı olarak hedef almadığını savunuyor.

Demokrat senatörler mektuplarında, Oramiral Brad Cooper ve Savunma Bakanı Pete Hegseth'ten soruşturmanın gizli olmayan bölümünü Kongre ve kamuoyuyla paylaşmalarını talep etti. Ayrıca, benzer olayların tekrar yaşanmaması için bakanlığın uygulayacağı somut düzeltici tedbirleri içeren bir önleme ve reform planının hazırlanması çağrısında bulundu.

Mektupta, "Ordu, sivillerin zarar görmesini önlemek için mümkün olan bütün tedbirleri alma yönünde hem hukuki hem de ahlaki bir yükümlülük taşımaktadır" denildi.

Ayrıca, "Bir askeri saldırının sivillerin ölümüyle sonuçlanması halinde Savunma Bakanlığı, Kongre'ye, Amerikan halkına ve kurbanların ailelerine ne yaşandığını açık biçimde açıklamak ve benzer başarısızlıkların gelecekte tekrarlanmaması için güvenilir bir plan sunmakla yükümlüdür" ifadelerine yer verildi.