Ortadoğu’daki ‘Netanyahu Savaşları’nı şekillendiren ‘çekiç’

Siyonist düşünür Vladimir Jabotinsky tarafından 1923 yılında ortaya atılan ‘demir duvar’ olarak bilinen eski bir ideoloji, Netanyahu'nun neden sürekli askeri güce yöneldiğini açıklayabilir

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (AFP)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (AFP)
TT

Ortadoğu’daki ‘Netanyahu Savaşları’nı şekillendiren ‘çekiç’

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (AFP)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (AFP)

İnci Mecdi

Psikolog Abraham Maslow, tanıdık bir araca veya beceriye aşırı güvenmeyi “Elinde çekiç olan kişi her şeyi çivi olarak görür” sözüyle özetlemiştir. Bu ilke, ‘Maslow'un Çekici’ olarak bilinir. Pratik açıdan bu ilkeye 21 ayda bölgede üç savaş başlatan İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'dan daha iyi bir örnek olamaz.

Hamas'ın 7 Ekim 2023 tarihinde İsrail’in Gazze Şeridi’ne yakın yerleşim birimlerine düzenlediği saldırılardan sonra, İsrail, Gazze Şeridi’ne savaş açtı. Ardından Lübnan’a saldırdı ve Lübnan’ın güneyini işgal etti. Geçtiğimiz yıl eylül ayında Hizbullah liderlerini hedef aldı. İran'ın nükleer tesislerine ilk saldırısını 13 Haziran’da yaptı ve İran ordusu ile Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) üst düzey komutanlarına suikastlar düzenledi.

İran'ın vekilleri olan Gazze'deki Hamas ve Lübnan'daki Hizbullah'a karşı elde edilen ezici zaferler, Netanyahu'nun her iki grubun liderlerinin öldürülmesini emretmesine neden oldu. Belki de onu İsrail'in askeri gücünün bölgesel güvenliği sağlayabileceği ve sağlaması gerektiği düşüncesi ikna etti. Ancak bu üç savaş, İsrailliler arasında ‘Bibi’ olarak bilinen Netanyahu'nun tarihini karakterize eden dizinin son bölümlerini temsil ediyor olabilir. 1993 yılında Likud Partisi'nin başına geçen Netanyahu, 1996 yılında ilk kez iktidara geldiğinden bu yana İsrail'in en uzun süre görevde kalan başbakanı oldu. Hükümetlerinin düşmesini, hakkındaki yolsuzluk suçlamalarını, halkın ona karşı başlattığı protestoları, rehine krizlerini ve Gazze'deki savaşları atlatıp üç dönem boyunca 17 yılı aşkın bir süre görevde kaldı.

Yedi büyük operasyon

Netanyahu, 1996'dan 2025'e kadar başbakan olarak yaklaşık 7 savaş ve büyük çatışmaya liderlik etti. Bazılarına ise müdahale etmekten sorumluydu. Görevine 1996 yılında Lübnan'daki Hizbullah'a karşı ‘Gazap Üzümleri’ adlı operasyonla başladı. Bu operasyon, İsrail ordusunun Lübnan'ın güneyinde konuşlu Lübnan'daki Birleşmiş Milletler Geçici Gücü (UNIFIL) komuta merkezini bombalaması sonucu 106 sivilin hayatını kaybettiği ‘Kana Katliamı’na yol açtı. UNIFIL güçlerinin bulunduğu Kana Komuta Merkezi’ne yaklaşık 800 Lübnanlı sivil sığınmıştı.

İsrail Başbakanı Ehud Olmert'in 2008 yılının aralık ayı ile 2009 yılının ocak ayı arasında Gazze Şeridi'nde Hamas'a karşı ‘Dökme Kurşun’ adlı operasyonu başlattığı sırada Netanyahu iktidarda değildi. Ancak o dönemde Knesset'te muhalefetin lideri olan Netanyahu, İsrail'in askeri operasyonlarını şiddetle destekledi.

Bibi, 2009 yılında yeniden başbakanlık koltuğuna oturdu, ancak 2021 yılında eski meslektaşı Naftali Bennett tarafından koltuğundan edildi. Bu dönemde, kuşatma altındaki Gazze Şeridi'ne üç askeri operasyon düzenledi. 2012 yılında gerçekleşen ‘Bulut Sütunu’ adlı ilk operasyon sekiz gün sürdü. İkincisi, 2014 yılında yaklaşık 50 gün süren Koruyucu Hat Operasyonu’ydu. Gazze'de çoğu çocuk ve kadın olmak üzere 2 binden fazla Filistinlinin ölümüne neden oldu. BM Gerçekleri Tespit Etme Komisyonu, ‘Davis Raporu’ olarak bilinen raporda, İsrail'in bu savaş sırasında Gazze'de ‘savaş suçu’ niteliğinde eylemlerde bulunduğuna karar verdi. Filistinli ailelerin Doğu Kudüs'te Şeyh Cerrah Mahallesi’ndeki evlerinden tahliye edilmeye çalışılmasına tepki olarak, 2021 yılının mayıs ayında Filistinli grupların Tel Aviv, Kudüs, Aşkelon, Beerşeba ve İsrail’in diğer şehirlerine binlerce roket fırlatmasının ardından Duvarların Muhafızı Operasyonu başlatıldı. İsrail'in mahkeme kararları, gerginliği ve çatışmaları tırmandırdı.

Yine Netanyahu, 2022 yılındaki seçimleri kazanarak, Likud Partisi'nin Şas Partisi ve Yisrael Beiteinu Partisi ile koalisyon kurması sonucu en sevdiği pozisyona, başbakanlık koltuğuna hızla geri dönmeyi başardı. Bu gelişme, 2023 yılında askeri hesaplamaların çok ötesinde ağırlığa sahip bir dizi savaşın başlangıcı oldu. Gözlemciler, bir zamanlar en karmaşık rehine kurtarma operasyonlarından sorumlu özel kuvvetlerin elit biriminde görev yapmış olan Netanyahu’nun, 7 Ekim 2023'te Hamas'ın saldırısı sonrasında ‘İsrail'in güvenliğinin koruyucusu’ imajının yerle bir olduğunu söylüyor. Anketler, İsraillilerin çoğunluğunun saldırının gerçekleşmesine izin veren güvenlik başarısızlıklarından onu sorumlu tuttuğunu gösteriyor.

Demir duvar

Siyonist düşünür Vladimir Jabotinsky'nin 1923 yılında ortaya attığı ‘demir duvar’ olarak bilinen eski bir ideoloji veya Amerikalı psikolog Maslow’un tanımladığı ‘altın çekice’ olan kesintisiz bağlılığı Netanyahu'nun askeri güce olan eğilimini açıklayabilir. Bu teoriye göre, Araplar kendi topraklarında bir Yahudi devletinin varlığını her zaman reddedecekler. Bu yüzden de Yahudi devletinin varlığı, ancak askeri güçle, aşılmaz bir ‘demir duvar’ arkasında bir gerçeklik dayatarak sağlanabilir.

Jabotinsky, anlaşma veya ekonomiye değil, askeri güce odaklanılması gerektiğini savunur. Bu ideolojiyi, Jabotinsky'nin kurduğu revizyonist hareketin mirasçısı olan Likud Partisi devraldı ve Netanyahu'nun liderliğindeki parti, herhangi bir bölgesel uzlaşı ya da Filistin devletinin tanınmasına her zaman karşı çıktı.

ABD'nin San Francisco Üniversitesi'nde Rhoda ve Richard Goldman İsrail Çalışmaları Kürsüsü Başkanı Eran Kaplan'a göre Netanyahu 1990'larda Likud Partisi’nin başına geçtikten sonra bu ideolojiyi benimsedi ve İzak Rabin'in öncülüğünü yaptığı Oslo Anlaşmaları'nı reddetti. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre Filistinlilerle yapılacak herhangi bir uzlaşmanın İsrail’in bekasına karşı bir tehdit oluşturduğunu düşünen Netanyahu, Yahudi tarihinde Romalılardan Nazilere kadar soykırımların yer almasından ötürü, İsrail'in varlığını sürdürebilmesi için sürekli bir güç olması ve herhangi bir ‘toprak tavizi vermekten’ kaçınması gerektiğini savunuyor.

Netanyahu, 1990'lardan bu yana Filistin tehdidine değil, İran ve nükleer emelleri ile özellikle Lübnan, Suriye ve Gazze'de İsrail sınırları yakınlarında konuşlu bölgesel uzantılarını ortadan kaldırmaya odaklanıyor. Netanyahu, İran'ın tehlikesine karşı her zaman uyarıda bulunmuş ve Tahran'daki Şii rejimini sadece İsrail'in güvenliği için değil, tüm dünyadaki demokrasiler için en büyük tehdit olarak göstermiştir. İran'a olan takıntısını, Winston Churchill'in Nazizme karşı kararlı tutumuna benzeten Netanyahu, ofisine Churchill'in fotoğraflarını asarak, kendini totalitarizme karşı modern bir engel olarak gördüğünü ifade etmiştir.

Zorlu bir geçmiş

Gözlemciler, Netanyahu'nun uzun yıllar iktidarda kaldıktan sonra ‘tarihi miras’ konusunun onu rahatsız eden bir takıntı haline geldiğini düşünüyor. Şu an 75 yaşında olan Netanyahu, hakkındaki yolsuzluk iddialarına ilişkin adli soruşturmaların devam etmesi ve İsrail parlamentosu Knesset’teki çoğunluğunun zayıflaması nedeniyle, tarihteki yerini yeniden tanımlamak için zamanının azaldığına kanaat getirmiş olabilir. Ancak Times Dergisi’ne göre Netanyahu’nun kararlarını açıklayabilecek başka bir nokta daha var. Netanyahu'nun dünyası, kısmen ailesinin geçmişinden, ‘ölmüş’ olan bir kardeşi ve tarihin acımasız olduğunu düşünen bir babadan oluşuyor. Ağabeyi Yoni, İsrail'in seçkin birliğinin komutanıydı. 1976 yılında Uganda'da rehineleri kurtarmak için düzenlenen Entebbe Operasyonu’nda öldürüldükten sonra ulusal bir kahraman ve İsrail cesaretinin sembolü haline geldi.

Aşırı sağcı tarihçi ve İspanyol Engizisyonu uzmanı olan babası Ben-Zion Netanyahu, Corneille Üniversitesi'nde tarih profesörü olarak görev yapmış ve oğlu Binyami’ne katı bir Siyonizm ve diplomasiye karşı derin şüphecilik aşılamıştır. Bu da onun dünyayı tarihsel bir mağduriyet ve Yahudi varlığının kırılganlığından duyulan korku perspektifinden görmesine neden olmuştur.

Netanyahu, son saldırıların, Tahran'ın zenginleştirilmiş uranyum stokları ve bu stokları nükleer silaha dönüştürme isteği nedeniyle, artan İran tehdidini durdurmak için gerekli olduğunu söyledi. Bu operasyonlar ona iç politikada anında kazanç sağladı. Aşırı sağcı tabanını bir araya getirdi ve orta halli rakiplerini zor durumda bıraktı. Rakipleri, savaş halindeki başbakanı eleştirmekle, İran'a karşı yumuşak görünmek arasında zor durumda kaldılar.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.



Ortadoğu diken üstünde: “Irak işgalinden bu yana en büyük hava gücü toplandı”

ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
TT

Ortadoğu diken üstünde: “Irak işgalinden bu yana en büyük hava gücü toplandı”

ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump, Ortadoğu'daki askeri yığınağını artırarak İran'a saldırı hazırlığı yapıyor.

Kimliklerinin paylaşılmaması şartıyla CNN'e konuşan yetkililer, ordunun İran'a bu hafta sonu saldırı düzenlemeye hazır olduğunu ancak Trump'ın henüz son kararını vermediğini söylüyor.

Üst düzey güvenlik yetkililerinin çarşamba günü Beyaz Saray'da İran'daki durumla ilgili toplantı düzenlediği aktarılıyor. Trump'ın özel temsilcisi Steve Witkoff ve damadı Jared Kushner da İran'la müzakereler hakkında Cumhuriyetçi lideri bilgilendirmiş.  

Wall Street Journal (WSJ), Amerikan ordusunun 2003 Irak işgalinden bu yana Ortadoğu'daki en büyük hava gücünü topladığını yazıyor.

Son teknoloji F-35 ve F-22 jet avcı uçaklarının bölgeye yönlendirildiği, büyük hava harekatlarını koordine etmek için hayati önem taşıyan komuta ve kontrol uçaklarının da yola çıktığı aktarılıyor.

ABD ordusu, USS Abraham Lincoln'ın ardından, Venezuela'daki operasyon öncesinde Karayipler'e gönderilen dünyanın en büyük uçak gemisi USS Gerald Ford'u da Ortadoğu'ya yönlendirmişti. Bu gemide de çok sayıda saldırı ve elektronik harp uçağı olduğu ifade ediliyor.

Yetkililer, askeri harekat halinde iki seçeneğin masada olduğunu belirtiyor. ABD ordusu, Tahran yönetimini devirmek amacıyla çok sayıda İranlı siyasi ve askeri lideri hedef alabilir. Bunun yerine nükleer ve balistik füze tesislerinin vurulacağı hava saldırıları da düzenlenebilir. Her iki seçenek de potansiyel olarak haftalarca sürecek bir operasyon anlamına geliyor.

Analizde, geçen yıl haziranda İsrail'le yaşanan çatışmalar nedeniyle İran'ın hava savunma sisteminin ağır hasar aldığı savunuluyor. Buna rağmen Tahran yönetiminin, Hürmüz Boğazını kapatma ve çeşitli menzile sahip füzelerle misilleme yapma ihtimali olduğu vurgulanıyor.

ABD ve İsrail, İran'ın uranyum zenginleştirerek nükleer silah geliştirmeyi planladığını savunurken Tahran yönetimi bunu defalarca reddetmişti.

ABD ve İran arasında Umman'da 6 Şubat'ta başlayan müzakerelerde henüz somut bir sonuca varılamadı. Trump, İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini tamamen durdurmasını isterken, Tahran ise zenginleştirme seviyelerinin değiştirilebileceğini fakat programın durdurulmayacağını belirtiyor.

Diğer yandan İsrail, İran'ın balistik füze programının ve bölgedeki örgütlere verdiği desteğin sonlanmasını da istiyor. Washington-Tahran müzakerelerinin şimdilik nükleer programa odaklandığı ifade ediliyor. WSJ'ye konuşan yetkililer, İran'ın Trump görevden gidene dek uranyum zenginleştirme programını askıya alabileceğini söylüyor.  

Independent Türkçe, Wall Street Journal, CNN


Ortadoğu’ya askeri yığınak sürerken Trump: İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek

ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
TT

Ortadoğu’ya askeri yığınak sürerken Trump: İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek

ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü yaptığı açıklamada, Washington’un İran ile “ciddi bir anlaşma” yapması gerektiğini belirterek, Tahran’la yürütülen görüşmelerin iyi gittiğini söyledi.

Trump, Washington’da düzenlenen Barış Konseyi’nin ilk toplantısında, “Görüşmeler iyi. Yıllar içinde İran’la ciddi bir anlaşma yapmanın kolay olmadığı kanıtlandı. Ciddi bir anlaşma yapmalıyız; aksi takdirde sonuçları ağır olur” dedi.

ABD Başkanı, “İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek” ifadelerini kullandı.

Washington ile Tahran arasındaki kriz hassas bir dönemece girerken, üst düzey ulusal güvenlik yetkililerinin Trump’a, ABD ordusunun olası bir saldırı için “hazır” olduğunu bildirdiği aktarıldı. Cumartesi gününden itibaren uygulanabilecek muhtemel bir operasyon seçeneğinin masada olduğu, ancak nihai kararın Beyaz Saray’da siyasi ve askerî değerlendirmeye tabi tutulduğu belirtildi.

dfvgthy
İranlı askerlerin, Rus askerlerle birlikte Umman Denizi’nde gerçekleştirdiği askerî tatbikattan bir kare (EPA)

Amerikan televizyon ağlarının kaynaklarına göre son günlerde Ortadoğu’ya sevk edilen güçler – ek hava ve deniz unsurları dâhil – konuşlanmalarını tamamladı. Olası bir harekâtın zaman çizelgesinin hafta sonrasına da sarkabileceği ifade edildi.

Kaynaklar, İran’dan gelebilecek misillemelere karşı Savunma Bakanlığı’nın bazı personeli geçici olarak Avrupa’ya ya da ABD içine kaydırdığını belirtti. Bunun rutin bir önleyici tedbir olduğu ve saldırının kaçınılmaz olduğu anlamına gelmediği vurgulandı.

Angajman kuralları değişebilir

Bu gelişme, Trump açısından karmaşık bir denkleme işaret ediyor. Olası bir askerî darbe, bölgede angajman kurallarını değiştirebilir ve Tahran’ın müzakere pozisyonunu zayıflatabilir. Ancak aynı zamanda Körfez’den Doğu Akdeniz’e uzanabilecek geniş çaplı bir bölgesel tırmanma riskini de beraberinde getirebilir.

Öte yandan bekleme stratejisi, ABD iç kamuoyunda ya da Washington’un müttefikleri nezdinde geri adım olarak yorumlanabilir. Bu durum, askerî tehdidin inandırıcılığının test edildiği bir an olarak değerlendiriliyor.

CNN’e konuşan kaynaklar, ABD ordusunun hafta sonu itibarıyla İran’a yönelik bir saldırıya hazır olduğunu, ancak Trump’ın henüz nihai kararını vermediğini bildirdi.

hyjuıko
İran yönetimi karşıtı göstericiler, 17 Şubat 2026’da Cenevre’deki Birleşmiş Milletler Ofisi önünde pankart ve fotoğraflar taşıyor (AFP)

Kaynaklara göre Trump, özel görüşmelerde askerî müdahaleyi destekleyen ve karşı çıkan argümanları dinledi, danışmanları ve müttefiklerinin görüşlerini aldı. Bir kaynak, “Bu konu üzerinde uzun süre düşünüyor” dedi.

Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham ise televizyonda yaptığı açıklamada, İran’la ilgili kararın fiilen alındığını öne sürdü. Bölgeye yapılan büyük askerî yığınağa dikkat çeken Graham, savaş gemilerinin “bu mevsimde hava güzel olduğu için” bölgeye gelmediğini söyledi.

Daralan müzakere penceresi

Sahadaki gerilim tırmanırken diplomasi de temkinli adımlarla ilerliyor. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Cenevre’de yapılan dolaylı görüşmelerin ikinci turunda genel “yol gösterici ilkeler” üzerinde anlayış sağlandığını, ancak ihtilaflı başlıkların sürdüğünü açıkladı.

Bir ABD’li yetkili, Tahran’ın önümüzdeki iki hafta içinde yazılı bir teklif sunabileceğini belirterek “ilerleme sağlandı ancak pek çok ayrıntı hâlâ müzakere ediliyor” dedi.

Tahran, müzakerelerin yalnızca nükleer dosya ve yaptırımların kaldırılmasıyla sınırlı kalmasında ısrar ederken, Washington balistik füze programı ve İran’ın bölgesel müttefiklerine verdiği desteğin de gündeme alınmasını istiyor. Bu iki yaklaşım arasındaki siyasi mesafenin kısa sürede kapanması zor görünüyor.

İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Muhammad Eslami, “Nükleer endüstrinin temeli zenginleştirmedir” diyerek, hiçbir ülkenin İran’ı barışçıl teknoloji hakkından mahrum bırakamayacağını söyledi.

Bu açıklama, ABD’nin diplomasi başarısız olursa askerî seçeneğin masada olduğunu hatırlatmasının hemen ardından geldi.

Rus haber ajansı Interfax, Rus devlet nükleer şirketi Rosatom CEO’su Aleksey Likhachev’in, anlaşma sağlanması hâlinde İran’dan zenginleştirilmiş uranyumu kabul etmeye hazır olduklarını söylediğini aktardı.

Rusya Dışişleri Bakanlığı ise uranyumun İran’dan çıkarılması önerisinin hâlâ masada olduğunu, ancak nihai kararın Tahran’a ait olduğunu belirtti.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, ülkesinin “ne pahasına olursa olsun Amerika’ya boyun eğmeyeceğini” söyledi. İran’ın savaş istemediğini, ancak “aşağılanmayı kabul etmeyeceğini” vurguladı.

Hürmüz mesajı

Tahran, askeri gücünü Hürmüz Boğazı’nda sergiledi. Bir askeri yetkili, boğazın “en kısa sürede kontrol altına alınabileceği ya da kapatılabileceği” uyarısında bulundu. İran Devrim Muhafızları “Hürmüz Boğazı’nda Akıllı Kontrol” adlı tatbikatını tamamladı.

Boğaz, küresel petrol ve doğalgaz ihracatının önemli bölümünün geçtiği stratejik bir hat olarak, İran’ın geleneksel caydırıcılık kartı olarak görülüyor.

Moskova’dan uyarı

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, İran’a saldırının “ateşle oynamak” olacağını belirterek siyasi yöntemlere öncelik verilmesi çağrısında bulundu. Kremlin, Tahran’la yapılan ortak deniz tatbikatlarının önceden planlandığını açıkladı.

İsrail’de yayımlanan Maariv gazetesi, Washington’un olası bir saldırıdan kısa süre önce Tel Aviv’i bilgilendireceğinin değerlendirildiğini yazdı.

Polonya Başbakanı Donald Tusk, vatandaşlarına İran’ı derhal terk etmeleri çağrısında bulundu ve çatışma ihtimalinin “oldukça gerçekçi” olduğunu söyledi.

Öte yandan Avrupa Birliği Konseyi, 29 Ocak’taki Dışişleri Konseyi toplantısında varılan mutabakatın ardından 19 Şubat’ta İran Devrim Muhafızları’nı resmen terör örgütleri listesine ekledi. Böylece kurum, AB’nin terörle mücadele yaptırımlarına tabi olacak.


Trump: Gazze’ye 10 milyar dolar yardımın önündeki tek engel Hamas

ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü Washington’da düzenlenen “Barış Konseyi” toplantısında imzalanan mutabakat zaptını elinde tutarken (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü Washington’da düzenlenen “Barış Konseyi” toplantısında imzalanan mutabakat zaptını elinde tutarken (AFP)
TT

Trump: Gazze’ye 10 milyar dolar yardımın önündeki tek engel Hamas

ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü Washington’da düzenlenen “Barış Konseyi” toplantısında imzalanan mutabakat zaptını elinde tutarken (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü Washington’da düzenlenen “Barış Konseyi” toplantısında imzalanan mutabakat zaptını elinde tutarken (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump, ülkesinin Gazze için “Barış Konseyi”ne 10 milyar dolar sağlayacağını açıkladı ve bunu “savaş maliyetleriyle karşılaştırıldığında küçük bir rakam” olarak nitelendirdi. Trump, diğer üye ülkelerden gelen katkıların 7 milyar doları bulduğunu ve bağışların artmasının beklendiğini kaydetti.

Trump, “Barış Konseyi”nin açılışında yaptığı konuşmada, “Birlikte, yüzyıllar boyunca savaşın yıkımlarına maruz kalmış ve üç bin yıl süren katliamlarla boğulmuş bir bölgede kalıcı barış hayalini gerçekleştirebiliriz. Dünya, diğer çözülmemiş çatışmaların nasıl çözülebileceğini görmeli” dedi ve Birleşmiş Milletler’in çabalarını destekleyeceklerini vurguladı. Trump, Kazakistan, Azerbaycan, Birleşik Arap Emirlikleri, Fas, Bahreyn, Katar, Suudi Arabistan, Özbekistan ve Kuveyt gibi ülkelerin Gazze yardım paketine 7 milyar dolardan fazla katkıda bulunduğunu açıkladı.

Gazze’ye odaklanan Trump, ateşkesin tüm rehinelerin (canlı ve ölü) serbest bırakılmasıyla sonuçlandığını ve Hamas’ın söz verdiği gibi silahlarını teslim edeceğini söyledi, aksi hâlde “sert bir karşılık” verileceğini belirtti. Trump, “Şu anda dünya, önümüzdeki tek engel olan Hamas’ı bekliyor” dedi.

cfvdfv
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Devlet Bakanı Adil Cübeyr, Perşembe günü Washington’da düzenlenen “Barış Konseyi” toplantısında (AFP)

Trump, toplantıya katılan ülkelerin yalnızca maddi katkıda bulunmadığını, bazı ülkelerin ateşkesi korumak ve kalıcı barışı sağlamak için personel göndermeyi taahhüt ettiğini kaydetti. Ortadoğu’nun “üç bin yıl boyunca imkânsız görülen bir barış” gördüğünü ifade eden Trump, bunun İran’ın nükleer kapasitesinin B-2 bombardıman uçaklarıyla yok edilmesinden kaynaklandığını belirtti ve bunun bölgesel barışın anahtarı olduğunu söyledi.

Norveç ve FIFA İşbirliği

Trump, geleceğe dönük planları da açıkladı; Norveç’in konseye ev sahipliği yapacağı, FIFA’nın Gazze’de projeler (futbol sahaları dahil) için 75 milyar dolar toplama kampanyasına katılacağı ve Japonya’nın bağış toplama girişimlerinde yer alacağı belirtildi. İran’a “barış yoluna katılma” çağrısı yapan Trump, aksi hâlde “farklı bir yol”la karşılaşacağını vurguladı ve İran’ın nükleer silaha erişimini önleme konusundaki kararlılığını yineledi.

Trump, adını taşıyan Barış Enstitüsü’ne övgüde bulunarak, BM ile yakın koordinasyonu vurguladı ve konseyin bu çalışmaları güçlendireceğini ve performansı “denetleyeceğini” belirtti. “Barış savaştan çok daha ucuzdur” diyen Trump, konseyin “kararlı liderlikle imkânsızın mümkün hâle getirilebileceğini” gösterdiğini söyledi.

dsvfdv
Washington’da Perşembe günü gerçekleştirilen “Barış Konseyi” toplantısından genel bir görünüm (AFP)

Konuşmasında ekonomik başarıları, Wall Street’teki gelişmeleri ve ilk yılında sekiz savaşı sona erdiren kişisel diplomatik başarısını öne çıkaran Trump, ekibini – Başkan Yardımcısı J.D. Vance, Dışişleri Bakanı Marco Rubio, özel elçi Steve Witkoff, ve Jared Kushner dahil – “tüm zamanların en iyi ekibi” olarak nitelendirdi.

Trump, toplantıya katılan ülkelerin liderlerine teşekkür etti; Arnavutluk Başbakanı Edi Rama, Arjantin Cumhurbaşkanı Javier Milei, Macaristan Başbakanı Viktor Orban, Endonezya Cumhurbaşkanı Prabowo Subianto ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif’i örnek göstererek, Pakistan-Hindistan ve Ermenistan-Azerbaycan gibi çatışmaların çözümünde oynadığı rolü vurguladı. Arap ülkelerine de teşekkür etti.

Filistinli Katılım

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Gazze için “Barış Konseyi” dışında bir “alternatif plan” olmadığını belirtti. Konsey koordinatörü Nikolay Mladenov, Perşembe günü, Hamas’ın etkisinden bağımsız bir Filistin Ulusal Polisi oluşturmak üzere başvuruların açıldığını duyurdu. Mladenov, “Sadece ilk birkaç saatte bin kişi başvuruda bulundu” dedi.

fvgthyju
Endonezya Cumhurbaşkanı, Perşembe günü Washington’da düzenlenen Barış Konseyi toplantısında (AFP)

Filistin yönetiminin Gazze işlerini yönetecek teknik komitesinin başkanı Ali Şaas kısa bir konuşma yaptı; hükümetin Gazze’de istikrar sağlama yetkisine sahip olduğunu, ancak zorlu şartlarda çalıştığını belirtti. Şaas dört önceliği açıkladı: güvenliği sağlamak, iki ay içinde 5 bin askeri eğitip konuşlandırmak, onurlu iş imkânları yaratmak, insani yardımların devamını ve temel hizmetlerin yeniden sağlanmasını temin etmek.

Trump, Perşembe günü 47’den fazla ülke liderinin, başbakan, dışişleri bakanı ve BM, AB, Dünya Bankası temsilcilerinin katıldığı konseyin ilk kurucu toplantısını açtı. Konseyin tartışmaları, yıkıcı savaşın ardından Gazze’nin yeniden inşası ve istikrarın sağlanmasına odaklandı.

fdbghyju
Washington’da Perşembe günü gerçekleştirilen Barış Konseyi toplantısından bir kare (AFP)

Bu zirve, BM Güvenlik Konseyi’nin ABD destekli ateşkes planını kabul etmesinden yaklaşık üç ay sonra gerçekleşti. Plan, iki yıl süreyle konseyin silahsızlanma ve Gazze’nin yeniden inşasını denetlemesini öngörüyordu. Başlıca sorunlar, Hamas’ın silahsızlanması, İsrail’in Gazze’den çekilmesi, yeniden inşanın boyutu ve insani yardımların akışı. Ateşkes hâlen kırılgan; taraflar ihlal iddialarını sürdürüyor.

Hamas’ın silahı sorunu

Trump yönetimi, Hamas’ı silahsızlandırma konusunda resmi bir plan açıklamadı. Mısır, Katar ve Türkiye ile görüşmelerin sürdüğü belirtiliyor. İsrail, Hamas ve diğer Filistin grupları silahsızlanmayı kabul etmeden geniş çaplı yeniden inşaya izin vermeyeceğini açıkladı. BM’de ABD Daimi Temsilcisi Mike Waltz, Hamas’a iki seçenek sunduklarını söyledi: “Kolay ya da zor yoldan silahsızlanma”.

Hamas, İsrail’in olası misillemelerinden endişe ederek silah teslim etmeye hazır görünmüyor. Hareket, Gazze yönetimini yeniden üstlenmiş ve ABD destekli teknik komiteye yetki devretmeye hazır. Ancak İsrail, komitenin Gazze’ye girişine izin vermedi. İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu, “Hamas silahsızlanmadan yeniden inşa olmayacak” dedi.

Barış Gücü

Endonezya, yaklaşık 8 bin asker göndereceğini açıkladı. Arnavutluk, Fas ve Yunanistan’ın da Gazze’ye barış gücü olarak katılacağı belirtiliyor. Bu güç sınır konularını ele alacak, ancak Hamas’ın silahsızlanmasını denetleme yetkisine sahip olup olmayacakları belirsiz.

Gazze’deki Uluslararası İstikrar Gücü Komutanı General Jasper Gievers, beş ülkenin – Endonezya, Fas, Kazakistan, Kosova ve Arnavutluk – katılımını duyurdu. Ayrıca Mısır ve Ürdün polis eğitimine destek verecek. Endonezya, gücün yardımcı komutanlığı görevini üstlenecek.

Eleştiriler

Fransa Dışişleri Sözcüsü Pascal Confavreux, Avrupa Komisyonu’nun toplantıya katılımını sürpriz olarak nitelendirdi; Komisyon’un üye ülkeleri temsil yetkisi olmadığını vurguladı. Fransa, konseyin faaliyetlerini BM kararlarıyla uyumlu hâle getirmeden katılmayacağını belirtti.

Eleştiriler, konseyin BM’nin rolünü azaltabileceği ve ABD’nin alternatif bir yapı kurmak istediği endişelerinden kaynaklandı. Başkan Trump’ın geniş yetkileri – ömür boyu başkanlık, üye kabul ve fon kullanımı üzerinde tek yetki – eleştirildi.

Analistler, başarının mali taahhütlerle değil, üç temel zorluğun çözümüyle ölçüleceğini belirtiyor: Hamas’ın silahsızlanması, İsrail’in Trump planına göre çekilmesi ve uluslararası ve yerel meşruiyete sahip istikrar gücü oluşturma kapasitesi.