Ortadoğu’daki ‘Netanyahu Savaşları’nı şekillendiren ‘çekiç’

Siyonist düşünür Vladimir Jabotinsky tarafından 1923 yılında ortaya atılan ‘demir duvar’ olarak bilinen eski bir ideoloji, Netanyahu'nun neden sürekli askeri güce yöneldiğini açıklayabilir

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (AFP)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (AFP)
TT

Ortadoğu’daki ‘Netanyahu Savaşları’nı şekillendiren ‘çekiç’

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (AFP)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (AFP)

İnci Mecdi

Psikolog Abraham Maslow, tanıdık bir araca veya beceriye aşırı güvenmeyi “Elinde çekiç olan kişi her şeyi çivi olarak görür” sözüyle özetlemiştir. Bu ilke, ‘Maslow'un Çekici’ olarak bilinir. Pratik açıdan bu ilkeye 21 ayda bölgede üç savaş başlatan İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'dan daha iyi bir örnek olamaz.

Hamas'ın 7 Ekim 2023 tarihinde İsrail’in Gazze Şeridi’ne yakın yerleşim birimlerine düzenlediği saldırılardan sonra, İsrail, Gazze Şeridi’ne savaş açtı. Ardından Lübnan’a saldırdı ve Lübnan’ın güneyini işgal etti. Geçtiğimiz yıl eylül ayında Hizbullah liderlerini hedef aldı. İran'ın nükleer tesislerine ilk saldırısını 13 Haziran’da yaptı ve İran ordusu ile Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) üst düzey komutanlarına suikastlar düzenledi.

İran'ın vekilleri olan Gazze'deki Hamas ve Lübnan'daki Hizbullah'a karşı elde edilen ezici zaferler, Netanyahu'nun her iki grubun liderlerinin öldürülmesini emretmesine neden oldu. Belki de onu İsrail'in askeri gücünün bölgesel güvenliği sağlayabileceği ve sağlaması gerektiği düşüncesi ikna etti. Ancak bu üç savaş, İsrailliler arasında ‘Bibi’ olarak bilinen Netanyahu'nun tarihini karakterize eden dizinin son bölümlerini temsil ediyor olabilir. 1993 yılında Likud Partisi'nin başına geçen Netanyahu, 1996 yılında ilk kez iktidara geldiğinden bu yana İsrail'in en uzun süre görevde kalan başbakanı oldu. Hükümetlerinin düşmesini, hakkındaki yolsuzluk suçlamalarını, halkın ona karşı başlattığı protestoları, rehine krizlerini ve Gazze'deki savaşları atlatıp üç dönem boyunca 17 yılı aşkın bir süre görevde kaldı.

Yedi büyük operasyon

Netanyahu, 1996'dan 2025'e kadar başbakan olarak yaklaşık 7 savaş ve büyük çatışmaya liderlik etti. Bazılarına ise müdahale etmekten sorumluydu. Görevine 1996 yılında Lübnan'daki Hizbullah'a karşı ‘Gazap Üzümleri’ adlı operasyonla başladı. Bu operasyon, İsrail ordusunun Lübnan'ın güneyinde konuşlu Lübnan'daki Birleşmiş Milletler Geçici Gücü (UNIFIL) komuta merkezini bombalaması sonucu 106 sivilin hayatını kaybettiği ‘Kana Katliamı’na yol açtı. UNIFIL güçlerinin bulunduğu Kana Komuta Merkezi’ne yaklaşık 800 Lübnanlı sivil sığınmıştı.

İsrail Başbakanı Ehud Olmert'in 2008 yılının aralık ayı ile 2009 yılının ocak ayı arasında Gazze Şeridi'nde Hamas'a karşı ‘Dökme Kurşun’ adlı operasyonu başlattığı sırada Netanyahu iktidarda değildi. Ancak o dönemde Knesset'te muhalefetin lideri olan Netanyahu, İsrail'in askeri operasyonlarını şiddetle destekledi.

Bibi, 2009 yılında yeniden başbakanlık koltuğuna oturdu, ancak 2021 yılında eski meslektaşı Naftali Bennett tarafından koltuğundan edildi. Bu dönemde, kuşatma altındaki Gazze Şeridi'ne üç askeri operasyon düzenledi. 2012 yılında gerçekleşen ‘Bulut Sütunu’ adlı ilk operasyon sekiz gün sürdü. İkincisi, 2014 yılında yaklaşık 50 gün süren Koruyucu Hat Operasyonu’ydu. Gazze'de çoğu çocuk ve kadın olmak üzere 2 binden fazla Filistinlinin ölümüne neden oldu. BM Gerçekleri Tespit Etme Komisyonu, ‘Davis Raporu’ olarak bilinen raporda, İsrail'in bu savaş sırasında Gazze'de ‘savaş suçu’ niteliğinde eylemlerde bulunduğuna karar verdi. Filistinli ailelerin Doğu Kudüs'te Şeyh Cerrah Mahallesi’ndeki evlerinden tahliye edilmeye çalışılmasına tepki olarak, 2021 yılının mayıs ayında Filistinli grupların Tel Aviv, Kudüs, Aşkelon, Beerşeba ve İsrail’in diğer şehirlerine binlerce roket fırlatmasının ardından Duvarların Muhafızı Operasyonu başlatıldı. İsrail'in mahkeme kararları, gerginliği ve çatışmaları tırmandırdı.

Yine Netanyahu, 2022 yılındaki seçimleri kazanarak, Likud Partisi'nin Şas Partisi ve Yisrael Beiteinu Partisi ile koalisyon kurması sonucu en sevdiği pozisyona, başbakanlık koltuğuna hızla geri dönmeyi başardı. Bu gelişme, 2023 yılında askeri hesaplamaların çok ötesinde ağırlığa sahip bir dizi savaşın başlangıcı oldu. Gözlemciler, bir zamanlar en karmaşık rehine kurtarma operasyonlarından sorumlu özel kuvvetlerin elit biriminde görev yapmış olan Netanyahu’nun, 7 Ekim 2023'te Hamas'ın saldırısı sonrasında ‘İsrail'in güvenliğinin koruyucusu’ imajının yerle bir olduğunu söylüyor. Anketler, İsraillilerin çoğunluğunun saldırının gerçekleşmesine izin veren güvenlik başarısızlıklarından onu sorumlu tuttuğunu gösteriyor.

Demir duvar

Siyonist düşünür Vladimir Jabotinsky'nin 1923 yılında ortaya attığı ‘demir duvar’ olarak bilinen eski bir ideoloji veya Amerikalı psikolog Maslow’un tanımladığı ‘altın çekice’ olan kesintisiz bağlılığı Netanyahu'nun askeri güce olan eğilimini açıklayabilir. Bu teoriye göre, Araplar kendi topraklarında bir Yahudi devletinin varlığını her zaman reddedecekler. Bu yüzden de Yahudi devletinin varlığı, ancak askeri güçle, aşılmaz bir ‘demir duvar’ arkasında bir gerçeklik dayatarak sağlanabilir.

Jabotinsky, anlaşma veya ekonomiye değil, askeri güce odaklanılması gerektiğini savunur. Bu ideolojiyi, Jabotinsky'nin kurduğu revizyonist hareketin mirasçısı olan Likud Partisi devraldı ve Netanyahu'nun liderliğindeki parti, herhangi bir bölgesel uzlaşı ya da Filistin devletinin tanınmasına her zaman karşı çıktı.

ABD'nin San Francisco Üniversitesi'nde Rhoda ve Richard Goldman İsrail Çalışmaları Kürsüsü Başkanı Eran Kaplan'a göre Netanyahu 1990'larda Likud Partisi’nin başına geçtikten sonra bu ideolojiyi benimsedi ve İzak Rabin'in öncülüğünü yaptığı Oslo Anlaşmaları'nı reddetti. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre Filistinlilerle yapılacak herhangi bir uzlaşmanın İsrail’in bekasına karşı bir tehdit oluşturduğunu düşünen Netanyahu, Yahudi tarihinde Romalılardan Nazilere kadar soykırımların yer almasından ötürü, İsrail'in varlığını sürdürebilmesi için sürekli bir güç olması ve herhangi bir ‘toprak tavizi vermekten’ kaçınması gerektiğini savunuyor.

Netanyahu, 1990'lardan bu yana Filistin tehdidine değil, İran ve nükleer emelleri ile özellikle Lübnan, Suriye ve Gazze'de İsrail sınırları yakınlarında konuşlu bölgesel uzantılarını ortadan kaldırmaya odaklanıyor. Netanyahu, İran'ın tehlikesine karşı her zaman uyarıda bulunmuş ve Tahran'daki Şii rejimini sadece İsrail'in güvenliği için değil, tüm dünyadaki demokrasiler için en büyük tehdit olarak göstermiştir. İran'a olan takıntısını, Winston Churchill'in Nazizme karşı kararlı tutumuna benzeten Netanyahu, ofisine Churchill'in fotoğraflarını asarak, kendini totalitarizme karşı modern bir engel olarak gördüğünü ifade etmiştir.

Zorlu bir geçmiş

Gözlemciler, Netanyahu'nun uzun yıllar iktidarda kaldıktan sonra ‘tarihi miras’ konusunun onu rahatsız eden bir takıntı haline geldiğini düşünüyor. Şu an 75 yaşında olan Netanyahu, hakkındaki yolsuzluk iddialarına ilişkin adli soruşturmaların devam etmesi ve İsrail parlamentosu Knesset’teki çoğunluğunun zayıflaması nedeniyle, tarihteki yerini yeniden tanımlamak için zamanının azaldığına kanaat getirmiş olabilir. Ancak Times Dergisi’ne göre Netanyahu’nun kararlarını açıklayabilecek başka bir nokta daha var. Netanyahu'nun dünyası, kısmen ailesinin geçmişinden, ‘ölmüş’ olan bir kardeşi ve tarihin acımasız olduğunu düşünen bir babadan oluşuyor. Ağabeyi Yoni, İsrail'in seçkin birliğinin komutanıydı. 1976 yılında Uganda'da rehineleri kurtarmak için düzenlenen Entebbe Operasyonu’nda öldürüldükten sonra ulusal bir kahraman ve İsrail cesaretinin sembolü haline geldi.

Aşırı sağcı tarihçi ve İspanyol Engizisyonu uzmanı olan babası Ben-Zion Netanyahu, Corneille Üniversitesi'nde tarih profesörü olarak görev yapmış ve oğlu Binyami’ne katı bir Siyonizm ve diplomasiye karşı derin şüphecilik aşılamıştır. Bu da onun dünyayı tarihsel bir mağduriyet ve Yahudi varlığının kırılganlığından duyulan korku perspektifinden görmesine neden olmuştur.

Netanyahu, son saldırıların, Tahran'ın zenginleştirilmiş uranyum stokları ve bu stokları nükleer silaha dönüştürme isteği nedeniyle, artan İran tehdidini durdurmak için gerekli olduğunu söyledi. Bu operasyonlar ona iç politikada anında kazanç sağladı. Aşırı sağcı tabanını bir araya getirdi ve orta halli rakiplerini zor durumda bıraktı. Rakipleri, savaş halindeki başbakanı eleştirmekle, İran'a karşı yumuşak görünmek arasında zor durumda kaldılar.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.



Trump'tan California'daki cami saldırısına ilişkin açıklama: Korkunç bir durum

İslam Merkezi'ndeki silahlı saldırının yaşandığı yerin yakınındakiler birbirlerini teselli etti (Reuters)
İslam Merkezi'ndeki silahlı saldırının yaşandığı yerin yakınındakiler birbirlerini teselli etti (Reuters)
TT

Trump'tan California'daki cami saldırısına ilişkin açıklama: Korkunç bir durum

İslam Merkezi'ndeki silahlı saldırının yaşandığı yerin yakınındakiler birbirlerini teselli etti (Reuters)
İslam Merkezi'ndeki silahlı saldırının yaşandığı yerin yakınındakiler birbirlerini teselli etti (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, dün California eyaletindeki bir camide meydana gelen ve ölümle sonuçlanan silahlı saldırının ardından yaşananları «korkunç bir durum» olarak nitelendirerek üzüntüsünü dile getirdi.

Beyaz Saray'da düzenlenen basın toplantısında kendisine yöneltilen bir soru üzerine Trump, "Korkunç bir durum. İlk bilgileri aldım" ifadelerini kullandı ve durumu yakından takip edeceğini belirtti.

ABD'li yetkililer, dün 17 ve 19 yaşlarında iki gencin San Diego şehrindeki bir İslam merkezine ateş açtığını, olayda 3 erkeğin hayatını kaybettiğini ve saldırganların daha sonra intihar ettiğini bildirdi. Şarku’l Avsat’ın AP’den aktardığına göre polis, olaya ilişkin «nefret suçu» kapsamında soruşturma başlattı.

Söz konusu İslam merkezi, resmi internet sitesinde yer alan bilgilere göre San Diego bölgesindeki en büyük camiye ev sahipliği yapıyor.

San Diego Emniyet Müdürü Scott Wahl, hayatını kaybedenler arasında camide görevli bir güvenlik görevlisinin de bulunduğunu açıkladı.

Tehdit etkisiz hale getirildi

San Diego polisi, dün erken saatlerde eyaletin güneyindeki şehre ait bir cami kompleksine silahlı bir saldırganın girmesi üzerine "tehdidi etkisiz hale getirdiklerini" duyurmuştu.

Emniyet müdürlüğünün X platformundan yaptığı paylaşımda, bölgeye güvenlik güçlerinin sevk edildiğinin bildirilmesinin ardından, "İslam Merkezi'ndeki tehdit etkisiz hale getirilmiştir" denildi. Yerel basına yansıyan görüntülerde, onlarca polis aracının sevk edildiği ve ağır silahlı güvenlik güçlerinin bölgeyi kordon altına aldığı görüldü.

Cami İmamından açıklama: Bir İbadethanenin hedef alınması rezilliktir

İslam Merkezi Direktörü İmam Taha Hassan yayınladığı mesajda, binadaki tüm çocukların, personelin ve öğretmenlerin tahliye edildiğini belirterek "herkesin güvende olduğunu" teyit etti.

Hassan, "Daha önce böyle bir trajedi yaşamadık. Şu an için söyleyebileceğim tek şey, burada topluluğumuzdaki tüm ailelerle dayanışma içinde olduğumuz ve onlar için dua ettiğimizdir. Bir ibadethanenin hedef alınması son derece rezilce bir durumdur" ifadelerini kullandı.


AB'nin çelik hamlesi Ukrayna'yı vuracak

Fransa, İspanya ve Polonya gibi AB üyeleri, Çin'in fazla üretimi sonucu oluşan bolluğa karşı harekete geçilmesini istedi (Reuters)
Fransa, İspanya ve Polonya gibi AB üyeleri, Çin'in fazla üretimi sonucu oluşan bolluğa karşı harekete geçilmesini istedi (Reuters)
TT

AB'nin çelik hamlesi Ukrayna'yı vuracak

Fransa, İspanya ve Polonya gibi AB üyeleri, Çin'in fazla üretimi sonucu oluşan bolluğa karşı harekete geçilmesini istedi (Reuters)
Fransa, İspanya ve Polonya gibi AB üyeleri, Çin'in fazla üretimi sonucu oluşan bolluğa karşı harekete geçilmesini istedi (Reuters)

Ukraynalı sanayiciler ve yetkililer, Avrupa Birliği'nin (AB) yeni planına tepki gösterdi.

Brüksel, 1 Temmuz itibarıyla gümrüksüz çelik ithalatı kotasını yüzde 47 azaltacağını ve bu sınırı aşan alımlara ek yüzde 50 gümrük vergisi uygulayacağını açıkladı.

Avrupa'daki çelik üreticilerini küresel arz fazlasına karşı korumak için hazırlanan planın onbinlerce kişinin iş kaybına çare olması bekleniyor. 

Diğer yandan bu hamle, Rusya'ya karşı Şubat 2022'den beri sürdürdüğü savunmayı finanse etmekte zorlanan Ukrayna'yı olumsuz etkileyecek.

Ukraynalı çelik ve madencilik şirketi Metinvest'in CEO Ofisi Başkanı Oleksandr Vodoviz, Financial Times'a (FT) "Ukrayna şirketlerinin Avrupa pazarına satış yapma imkanını tamamen ortadan kaldıracaklar" dedi.

Vodoviz, ülkesinin AB'ye yaptığı çelik ihracatının yarısından fazlasını karşılayan şirketinin, başka müşteri bulmakta zorlanacağını da vurguladı: 

Farklı piyasalara baksak da oralarda Ruslar ve Türkler var. Onların elektriği bizimkinin 10'da birine mal oluyor ve onlar her gün bombardımana maruz kalmıyor. Çekirdek pazarlarında onlarla yarışmamız ihtimal dahilinde değil. Bizim çekirdek piyasamız hep Avrupa'ydı.

Kotanın düşürülmesi, Dünya Ticaret Örgütü kuralları gereğince AB'nin tüm ticaret ortaklarını etkileyecek. 

FT'nin haberine göre azalan kotayı bu ortaklar arasında paylaştıracak olan Avrupa Komisyonu, Ukrayna'nın yanı sıra 20 ülkeyle daha müzakere halinde. 

Geçen ay Cenevre'de yapılan görüşmelerde AB, 713 bin tonluk çelik ihracatını gümrük vergisiz yapabileceğini Ukrayna'ya bildirdi. 

Ancak Ukrayna'nın AB'ye 2025'te 2,65 milyon ton çelik satıldığı düşünüldüğünde Kiev'in ekonomik kaybı dikkat çekiyor. 

Ukraynalı yetkililer, en büyük müşterilerinin çelik ithalatında yüzde 70'lik kesintiye gitmesinin kendileri için 1 milyar euro kayıp anlamına geldiğini vurguluyor. 

AB yetkilileri, Ukrayna'nın "zor durumunu hesaba katacaklarını" söylese de Kiev'e ayrılan kotanın ciddi oranda düşmesine kesin gözüyle bakılıyor. 

Independent Türkçe, Financial Times, RT


Christopher Nolan, The Odyssey'in perde arkasını anlattı

Akıl Defteri (Memento), Batman üçlemesi ve Prestij (The Prestige) gibi filmlere imza atan Christopher Nolan'ın yeni filmi The Odyssey, Truva Savaşı'nın ardından İthaka Kralı Odysseus'un eve dönüş yolculuğunu anlatıyor (Universal)
Akıl Defteri (Memento), Batman üçlemesi ve Prestij (The Prestige) gibi filmlere imza atan Christopher Nolan'ın yeni filmi The Odyssey, Truva Savaşı'nın ardından İthaka Kralı Odysseus'un eve dönüş yolculuğunu anlatıyor (Universal)
TT

Christopher Nolan, The Odyssey'in perde arkasını anlattı

Akıl Defteri (Memento), Batman üçlemesi ve Prestij (The Prestige) gibi filmlere imza atan Christopher Nolan'ın yeni filmi The Odyssey, Truva Savaşı'nın ardından İthaka Kralı Odysseus'un eve dönüş yolculuğunu anlatıyor (Universal)
Akıl Defteri (Memento), Batman üçlemesi ve Prestij (The Prestige) gibi filmlere imza atan Christopher Nolan'ın yeni filmi The Odyssey, Truva Savaşı'nın ardından İthaka Kralı Odysseus'un eve dönüş yolculuğunu anlatıyor (Universal)

Christopher Nolan, Homeros'un ölümsüz destanı The Odyssey'i beyazperdeye uyarlarken hiçbir masraftan kaçınmadı. 

CBS News'ta yayımlanan 60 Minutes programında Scott Pelley'nin sorularını yanıtlayan vizyoner yönetmen, sinemasının temel taşlarını ve bu dev prodüksiyonun perde arkasını anlattı.

"İzleyiciyi o Truva atının içine sokmak istedim"

Nolan, filmlerinde izleyiciyi hikayenin tam merkezine konumlandırmayı hedeflediğini belirterek sinema felsefesini şu sözlerle özetledi:

Hikayeye her zaman filmin içinden bakan bir perspektifle yaklaşmaya çalışırım. Karakterlere 30 bin fit yükseklikten bakmıyorum; onlarla aynı yarışın, aynı labirentin içinde kalmaya çalışıyorum. Çünkü izleyiciye o mekanın kokusunu, dokusunu, nasıl hissettirdiğini bizzat deneyimletmek istiyorum. Bir hikayenin mümkün olan en sürükleyici ve en uç versiyonunu ortaya çıkarmaya çalışıyorum.

Her projeye sanki son filmiymiş gibi yaklaştığını ifade eden usta yönetmen, "Belirli bir hikayede izleyiciye en zengin görselliği, en eksiksiz olay örgüsünü sunabilmek için ekrana olabildiğince zengin bir dünya taşıma sorumluluğu hissediyorum" dedi.

Tarihçilerin milattan önce 725 ila 675'te yazıldığına inandığı bu destansı şiiri sinemaya bizzat uyarlayan Nolan, yazım ve yönetim sürecindeki yaklaşımını şu sözlerle aktardı:

Yazarken, filmi bir izleyici gibi, hikayeyi dışarıdan deneyimleyen biri olarak hayal ediyorum. Yönetmen koltuğuna oturduğumda ise izleyiciyi tam olarak o atmosferin içine çekmeye çalışıyorum. The Odyssey özelinde konuşursak; seyirciyi o Truva atının içine sokmaya, onları Odysseus'un gemisinin güvertesine taşımaya çalışıyorum.

Sınırları zorlayan prodüksiyon

Nolan, bu yapımın kariyerindeki en zorlu işlerden biri olduğunu da gizlemedi: 

"Ne kadar zorsa o kadar iyi, hele ki konu The Odyssey ise... Bu filmde sınırları gerçekten çok zorladık ve belki de bazı limitlerimizi keşfettik."

Ünlü yönetmen, bu devasa yapım için yaklaşık 610 bin metre IMAX filmi kullandığını açıkladı. Filmin yıldızlarından Matt Damon da programda Nolan'ın bu benzersiz tutkusuna dikkat çekerek şunları söyledi:

Onu diğer yönetmenlerden ayıran şey, anlatmak istediği hikayelerin ve bu hikayeleri anlatış biçiminin inanılmaz derecede iddialı olması. Bu proje özelinde, sinema tarihinde daha önce hiç yapılmamış bir şeyi gerçekleştirmek istedi ve filmin tamamını IMAX kameralarıyla çekti.

Merakla beklenen The Odyssey, 17 Temmuz'da sinemalarda izleyiciyle buluşacak.

Independent Türkçe, CBS News, Hollywood Reporter