İsrail-İran savaşı: Neden ve nereye?

Saldırı, Tahran'da bir başarısızlıklar listesi ortaya çıkardı ve bunların en büyüğü güvenlik alanındaki istihbarat zaafıydı

İsrail-İran savaşı: Neden ve nereye?
TT

İsrail-İran savaşı: Neden ve nereye?

İsrail-İran savaşı: Neden ve nereye?

Hüda Rauf

İran-İsrail arasındaki savaşın nasıl sonuçlanacağına dair bir sonuca varmak için henüz çok erken olabilir, özellikle de savaş hâlâ devam ediyorken ve her dakika yeni gelişmeler yaşanırken. Ama savaşın neden başladığını, İsrail ve İran'ın ne düşündüğünü, her iki tarafın hedeflerinin ne olduğunu anlayabiliriz.

İsrail, İran’ı Irak ile savaşından bu yana tanık olmadığı bir saldırıyla şaşırttı; üst düzey askeri ve güvenlik liderleri ile çok sayıda nükleer bilimcisini hedef aldı. Ayrıca nükleer ve askeri tesislerine saldırılar düzenledi. İsrail'in saldırısı, İran-ABD müzakerelerinin altıncı turu öncesinde beklenmedik bir anda gerçekleşti. Görüşmelerin önceki turlarında her iki taraftan da olumlu tepkiler gelmişti, ta ki ABD'nin sıfır zenginleştirme talebi ile İran'ın ülke içinde zenginleştirme konusunda garanti talebi arasındaki anlaşmazlık açığa çıkana kadar.

ABD Başkanı, iki ay boyunca İsrail'in İran'ın nükleer tesislerine yönelik saldırısına açıkça karşı çıktı. Ancak İsrail, Trump'ın Tahran'a verdiği iki aylık süre dolduktan sonra 61'inci günde, geniş çaplı ve yoğun bir operasyon gerçekleştirdi.

Bu saldırı, İran'a ait bir başarısızlıklar listesi ortaya çıkardı ve bunların en büyüğü güvenlik alanındaki istihbarat zaafıydı. Zira Mossad İran'da uyuyan hücreler oluşturmayı başarmıştı ve bunu yapmak mutlaka yıllarını almıştı. İsrail'in ayrıca Spike tanksavar füzesi gibi gelişmiş ekipmanları İran'a sokmak için yeterli sayıda işbirlikçisi de vardı. Son anda ise Tzomet biriminden Mossad ajanları, diğer özel kuvvet mensuplarıyla birlikte, İran'ın radarlarına ve SAM füzelerine yönelik saldırıları koordine etmek üzere İran'a indirildi veya gizlice sokuldu. İsrail'in İran'ın orta ve uzun menzilli hava savunma sistemlerini etkisiz hale getirmesi uzun sürmedi.

Bu bağlamda İran'ın, rejimin üst düzey lider ve komutanlarının hedef alınmasının ardından hâlâ yanıt verecek askeri kapasiteye sahip olduğunu, kararlar alabileceğini ve liderlik yapısını yeniden inşa edebileceğini kanıtlamak için hızla harekete geçmesi gerekiyordu. İran ayrıca İsrail ile kapsamlı bir çatışmadan kaçınmak için Washington ile derhal görüşmelere dönmek istiyordu. Ama İsrail'e askeri bir karşılık vermeden de masaya geri dönemezdi, aksi takdirde masaya yenilmiş bir konumda dönmüş olacaktı.

İran, bu gelişmeler yaşanırken müzakerelere kapıyı kapatmadı ve Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Dışişleri Bakanı ve Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü saldırıların durması halinde müzakerelere geri döneceklerini duyurdular. Ancak Trump, İsrail saldırılarını onayladığını gösterdi. Belki de Trump İsrail'in kendisine, teslim olmuş, yenilmiş ve uranyum zenginleştirmeyi garanti altına almak için değil, rejimin bekası için müzakere eden bir Tahran ile müzakereler yürütme fırsatı sağlayacağını düşünüyor. Trump, İran'ın Dini Lideri’nin nerede olduğunu bildiğini ancak onu hedef almayacağına dair bir tweet paylaşarak, gerçekten böyle düşündüğünü gösterdi.

Amerikan anlaşmasının hatlarından, İran'ın nükleer programının tasfiyesi, mevcut rejimin bekası için elinde bulundurduğu balistik füze ve insansız hava araçları cephaneliğinden kurtulmasına ilişkin ABD taleplerine boyun eğmesinin istendiği sonucu çıkarılabilir.

Bu nedenle İsrail saldırıları, sivil tesislerin yanı sıra nükleer ve füze gücüne ait askeri tesisleri de hedef aldı. Sivil tesislerin hedef alınmasının amacı sivil kayıpları artırmak ve rejime karşı isyan için halk baskısı doğurmak. Bu nedenle İsrail, gösteriler sırasında vatandaşları tutuklamakla görevli olan Besic güçlerini de hedef aldı.

Netanyahu'nun Trump'ı savaşa sokma girişimleri karşısında İran gerilimi tırmandırıyor ve ABD Başkanı'na, İsrail'in yanında savaşa girmesinin askeri bir tırmandırmaya yol açacağı uyarısında bulunuyor. İran, Washington'un İsrail safında savaşa girmesinin, savaşı kendi çıkarlarına aykırı bir şekilde sonlandıracağını, askeri ve nükleer kapasitesini yok edeceğini ve muhtemelen rejimin çökmesine yol açacağını biliyor. Bu nedenle İsrail'e vereceği yanıta ilişkin seçenekleri sınırlı. Füze kapasitesini kademeli olarak kullanıyor, yani Washington'un savaşa dahil olması halinde ihtiyaç duyabileceği stoklarını tüketmeyecek şekilde kullanıyor. Bu konuda ayrıca İsrail'in İran hava sahasındaki egemenliği ve İsrail'in çok sayıda füze fırlatma platformuna yönelik saldırılarından kaynaklanan bazı operasyonel kısıtlamalar da bulunuyor. Yeterli sayıda rampa yoksa füze stokunun da bir anlamı yok.

Öte yandan İran'ın balistik füzeleri İsrail içinde kayıplara yol açsa da bu kayıplar İsrail'in İran'a yönelik saldırıları kadar büyük değil. Ancak İran, bir yandan ABD'nin de savaşa dahil olarak Netanyahu'nun amacına ulaşmasını istemediği, diğer yandan İsrail'in hava savunma sistemi olduğu için ihtiyatlı bir biçimde karşılık vermek zorunda.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre İran, kendi imkânlarını ve İsrail'in imkânlarını tüketme aşamasına gelmek için askeri yön de dahil olmak üzere birden fazla yönde hareket ediyor. Diplomasi kanalını ilerletmek için Körfez ülkeleri, Mısır ve Türkiye gibi komşularıyla diplomatik kanal ve iletişimini sürdürüyor. Bu ülkeler, iyi komşuluk, başka ülkelerin egemenlik haklarının ihlal edilmemesi ilkesi, İran'ın nükleer ve balistik füze meselesinin, bölge ülkelerine huzursuzluk ve istikrarsızlık getirecek askeri kanallardan ziyade diplomatik kanallardan ele alınmasının daha doğru olduğu temelinde İsrail saldırısını kınadılar. Bu ülkeler, saldırıyı durdurmak için Fransa ve İngiltere ile görüşmeleri ve diplomatik süreçleri yoğunlaştırabilir, belki de bir bütün olarak bölgedeki nükleer yayılma sorununu ele alma konusunda bölgesel müzakereler başlatabilirler. İran'ın müttefikleri olan Çin ve Rusya'nın da oynayabilecekleri roller var.

Bu süreçler gölgesinde İran, artık mücadelesinin birincil hedefinin rejimin korunması olduğunun farkında. Dolayısıyla İsrail ile çatışmalar, her iki tarafın da kapasiteleri tükenene kadar devam edecek, daha sonra Washington müdahale ederek saldırıyı durduracaktır.

Washington'un İran'ı, özellikle de Fordo tesisini vurmak için müdahale etmesi halinde, Tahran elindeki baskı kartlarını kullanacaktır. Bu kartlar arasında Hürmüz Boğazı gibi su yollarında seyrüseferi tehdit etmek veya Husileri Babu’l Mendeb ve Afrika Boynuzu'nda gerginlik yaratmaya itmek de bulunuyor. Burada amaç küresel enerji piyasalarında ve fiyatlarında bozulmalar yaratarak finans piyasalarını etkilemektir.

Buna ilave olarak bölgedeki bazı Amerikan varlıklarını, çıkarlarını ve üslerini hedef alması da mümkün. İsrail'in kendisine karşı savaşından sonra henüz toparlanma aşamasında olmasına, ayrıca Lübnan liderliğinin olup bitenlerden uzak durma isteği onu kısıtlamasına rağmen, Hizbullah gibi vekillerini de müdahale etmeye zorlayabilir. Hizbullah, tüm bunlara rağmen Iraklı milis gruplar için geçerli olduğu gibi, İran rejiminin bekası tehdit altındaysa savaşa dahil olabilir.

Keza İran Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması'ndan çekilme tehdidinde de bulundu ancak İsrail'e Tahran'ın nükleer silahlara sahip olduğu bahanesiyle tüm tesislerini vurma gerekçesi sunacak bu adımı atması pek olası görünmüyor. Dahası halen uluslararası meşruiyet çerçevesinde kaldığını, tesislerine yönelik saldırılara karşı hukuki ve siyasi güvencelere sahip olduğunu, uluslararası müfettişlerin bu tesislere erişebileceğini göstermek istiyor. Bu sebeple İran Şura Meclisi bu adımdan geri adım atarak bir dizi koşul ve tedbir önerdi ve bunlar yerine getirilmezse İran'ın anlaşmadan çekileceğini söyledi. Önerilen koşullar arasında İran'daki müfettiş sayısı da bulunuyor, zira müfettiş sayısı izin verilen sayıyı aşıyor ya da UAEK'nun kendilerine yetki verdiği bazı görevler, uluslararası hukukun kendilerine verdiği görevlerin ötesine geçiyor.

Genel olarak bakıldığında, İran ve İsrail arasındaki tırmanan gerilimin sonucu henüz belli olmasa da rejim iktidarda kaldığı sürece İsrail'in Tel Aviv ve Hayfa'ya ulaşan ve bazı kayıplara neden olan füze gücünü ortadan kaldırma yönündeki birincil hedefinden vazgeçmeyeceği kesin. İran da silah kapasitesini yeniden inşa edecek ve savaş uçağı satın almak yerine Rusya ve Çin'den SAM füzeleri satın almaya daha fazla odaklanacaktır. Ayrıca ülke içindeki istihbarat ve güvenlik zaaflarını giderecek, ajan ağının varlığını ortadan kaldıracak şekilde güvenlik teşkilatını yeniden yapılandırmak için çalışacaktır. Bu da daha fazla içe kapanma, vatandaşların daha fazla baskı altına alınması, vatandaşla rejim arasındaki uçurumun daha da açılması anlamına gelmektedir.



Kasım seçimlerinin arifesinde ekim sürprizi sorusu

ABD ara seçimlerinde oy verme merkezleri seçmenleri karşılamaya hazırlanıyor (Reuters)
ABD ara seçimlerinde oy verme merkezleri seçmenleri karşılamaya hazırlanıyor (Reuters)
TT

Kasım seçimlerinin arifesinde ekim sürprizi sorusu

ABD ara seçimlerinde oy verme merkezleri seçmenleri karşılamaya hazırlanıyor (Reuters)
ABD ara seçimlerinde oy verme merkezleri seçmenleri karşılamaya hazırlanıyor (Reuters)

Refik Huri

ABD, başkanlık seçimlerine doğru ilerlerken, Kongre ve eyalet valileri için yapılacak ara seçimler de anayasal olarak belirlenmiş tarihte, kasım ayının ilk salı günü yapılacak. Bazı partilerin çıkarlarına aykırı olduğu gerekçesiyle seçimleri ertelemek için “mücbir sebep” bahanesiyle başkanın veya parlamentonun görev süresini uzatma yoluna başvuran Lübnan gibi diğer ülkelerin aksine, koşullar, savaşlar veya iktidar partisinin kaybetme korkusu bahanesiyle bir erteleme söz konusu değil. Ender istisnalar dışında kural, özellikle ikinci dönemde, Beyaz Saray'da başkanı olan partinin kaybetmesidir; ancak bu mücadeleden kaçış yok.

Seçimlerin arifesinde, kampanya reklamlarının yoğunluğu, kamuoyu yoklamaları ve tahminlerle meşguliyet, hem Cumhuriyetçi hem de Demokrat partilerdeki “stratejik” seçim analistlerinin tavsiyeleri ve geçmiş seçim sonuçlarının gözden geçirilmesi arasında, “ekim sürprizi” olarak adlandırılan şeyin yaşanması olasılığı hakkındaki sorgulamalar öne çıkıyor. Burada kastedilen, ABD içinde veya dışında, tamamen koşulların gücüyle kendini dayatan veya yenilgiden korkanlar tarafından organize edilen, seçmenlerin tutumlarını, duygularını, hesaplarını ve beklenen sonuçları değiştiren son derece etkili bir olayın meydana gelmesidir. Ekim ayında böyle bir sürprizin olma olasılığı var mı? Zaman kısa ve seçenekler sınırlı, ancak Beyaz Saray'ın efendisi bir sürprizler kralı.

Politikalarının çok tartışılan doğasına rağmen, Başkan Donald Trump'ın son derece şanslı olduğu inkar edilemez. İmam Ali bin Ebu Talib'e atfedilen şu söz onun için de geçerli olabilir: “Beni şanslılardan kıl ki, bilgeler bana hizmet etsin; beni bilgelerden kılma ki, ben de şanslılara hizmet etmeyeyim.” Trump, zengin dostlarının ve akrabalarının kendisine hizmet etmesiyle yetindi ve Denison Üniversitesi'nin “Amerikalıların dörtte birinin modern çağda mucizelere inandığını” gösteren anketinden faydalandı. Ayrıca, destekçileri arasında “Trump'ın başkan olmak için Tanrı tarafından seçildiğine” inanan mevcut Temsilciler Meclisi Başkanı Mike Johnson'ın da bulunduğu güçlü “Apostolik Hareket”in gücünden de faydalandı. Amerikan tarihinde, ikinci dönemi için girdiği seçimleri kaybettikten sonra Beyaz Saray'a geri dönen ve rakibinin döneminin sonunda tekrar seçilen Grover Cleveland'dan sonraki ikinci başkandır. Bu, Amerikan medyasının “Lazarus faktörü” olarak adlandırdığı, yani kutsal kitaplarda anlatılan Lazarus'un mucizevi dirilişi gibidir.

Şansın ötesinde, asıl soru bunun ne tür bir “ekim sürprizi” olacağı ve sonuçları değiştirip değiştiremeyeceğidir. Trump, Cumhuriyetçi Parti'nin Kongre'nin her iki kanadındaki (Senato ve Temsilciler Meclisi) kontrolünü korumayı umarak şimdiye kadar elinden gelen her şeyi yaptı. Cumhuriyetçi valilerin yönetimindeki eyaletlerin kongre seçim bölgelerinin haritalarında, partisinin adaylarına fayda sağlayacak değişiklikler talep etti ve Cumhuriyetçiler kazanırsa her Amerikalıya 5 bin dolar sözü verdi; bu miktar, ulusal borcu 40 trilyon dolara ulaşan bir ülke için bir trilyon doları aşan bir rüşvet anlamına geliyor. Ukrayna'daki savaş nedeniyle kendisinin ve Batı'daki şirketlerinin Rusya'ya uyguladığı tüm yaptırımları hiçe saydı ve seçimlerden önce enerji fiyatlarını düşürmek amacıyla Başkan Vladimir Putin'den ABD ve Avrupa'ya milyonlarca ton dizel göndermesini istedi.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analizlere göre Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenski bunu protesto ettiğinde, Trump Ukrayna'nın Putin ile anlaşmaya varacak yeni bir başkana ihtiyacı olduğunu söyledi. Son aylarda Tahran'ı “kışkırtmaktan” alıkoyduğu Binyamin Netanyahu'dan, ABD’nin katılımı olmadan İran'a saldırmamasını istedi. Müzakereler devam ederken, İran'la savaşı yeniden başlatarak bir “ekim sürprizi” hazırlayıp hazırlamadığı bilinmiyor.

Ancak tüm bunlara rağmen, büyük bir “ekim sürprizinin” neler yapabileceğini belirleyemiyoruz. Ipsos anketine göre, seçmenlerin endişeleri “ekonomi, sığınma, göç, suç ve iklim değişikliği”. Bu endişelere, Trump'ın savaşı sonrasında artan enerji maliyetleri, Hürmüz Boğazı krizi ve kıtalar ve ülkeler arasındaki mal akışının bozulması nedeniyle genel olarak artan fiyatlar eklendi ve ön plana çıktı.

Robert Pape'ye göre, ABD için tehlike kaynağı terörizmden ziyade “ABD'nin doğası ve kimliği üzerine kültürel bir çatışmadan kaynaklanan siyasi şiddettir.” Amerika Birleşik Devletleri, havaalanlarında, trenlerde, okullarda, otobüslerde ve alışveriş merkezlerinde kaydedilen masum insanlara yönelik yüzlerce şiddet ve silahlı saldırı olaylarında birçok ülkenin önünde yer alıyor.

En önemli faktör demografik değişimdir. “Yeni ABD”nin Başkanı Anne Marie Slaughter’ın aktardığına göre “büyük George Shultz” kendisine şöyle demiş: “Dünyayı ve geleceği şekillendiren güçleri anlamak için her zaman demografiye odaklanmalısınız.” İstatistiklere göre, ABD önümüzdeki yirmi yıl içinde “beyaz çoğunluklu bir ulustan çoğulcu bir ulusa; hiçbir etnik veya ırksal grubun çoğunluğu oluşturmadığı bir ülkeye” dönüşecek. Bugün, “18 yaşın altındaki Amerikalıların yarısından azı beyaz ve 2027'ye kadar bu durum 30 yaşın altındakiler için de geçerli olacak, kırklı yaşlarda ise hiçbir çoğunluk olmayacak.” Herkes biliyor ki Trump, artık çoğunluğu oluşturmayan beyazlar üzerine oynayarak bahsi kazandı. Trump'ın, sayıları milyonları bulan belgesiz göçmenlere karşı savaşı yoğunlaştırması ve Demokratlar tarafından yönetilen şehirleri “savaş bölgesi” deklare etmesi tesadüf değil.

Oyun açık ve net; Venezuela'nın işgalinden Grönland anlaşmasına, keza İran'la savaştan jeopolitik ve ticari hesapların karışımına kadar Trump'ın tüm politikaları sürprizlerle dolu. J.D. Vance, Trump'ın “Amerika Birleşik Devletleri'nin Hitler'i” olduğu yönündeki açıklamasından geri adım attı ve başkan yardımcısı oldu. Ancak Michael Solokov, “Gerçek gücün korkuda yattığına inanan Trump, başkalarının korktuğunu görmesinden korkuyor” ve onu kaybetmekten daha çok korkutan veya kızdıran hiçbir şey yok diyor.


The Guardian: İsrail, Gazze’de Barış Kurulu’na ait üssün inşasını engelliyor

Gazze şehrinde yıkılmış binaların arasında yürüyen Filistinliler (AP)
Gazze şehrinde yıkılmış binaların arasında yürüyen Filistinliler (AP)
TT

The Guardian: İsrail, Gazze’de Barış Kurulu’na ait üssün inşasını engelliyor

Gazze şehrinde yıkılmış binaların arasında yürüyen Filistinliler (AP)
Gazze şehrinde yıkılmış binaların arasında yürüyen Filistinliler (AP)

İngiliz The Guardian gazetesinin haberine göre İsrail, Gazze Barış Kurulu tarafından Gazze Şeridi’nde kurulması planlanan ileri askeri üs projesinin hayata geçirilmesine izin vermeyi reddediyor.

Geçtiğimiz ağustos ayı başlarında, Birleşmiş Milletler (BM) tarafından 2025 yılında yetkilendirilen ve başkanlığını ABD Başkanı Donald Trump’ın yürüttüğü uluslararası bir kuruluş olan Barış Kurulu, Gazze Şeridi’ndeki ilk inşaat sözleşmesini imzalamıştı. ABD’nin Louisiana eyaleti merkezli Arkel International şirketine verilen sözleşme, uluslararası istikrar gücünün öncüsü olarak 150 uluslararası askere ev sahipliği yapacak ileri bir askeri üssün inşasını kapsıyordu.

Konuya yakın bir kaynağın aktardığı bilgilere göre, aradan iki ay geçmesine rağmen İsrail söz konusu sözleşmenin uygulanmasına izin vermemekte direniyor. Yüklenici firmaların ve nakliye araçlarının Gazze’ye girerek çalışmalara başlamasına izin verilmediği belirtilirken, kaynağın İsrail’in sınır kapısını açmayacağını ifade ettiği kaydedildi.

Barış Kurulu Sözcüsü konuya ilişkin açıklama yapmaktan kaçınırken, İsrail ordusu ve İsrail hükümeti de yorum yapmayı reddetti.

İsrail’in Gazze Şeridi’ndeki savaşı, Trump’ın sonlandırdığını iddia ettiği 8 savaş arasında yer alıyor. Trump, geçen hafta sosyal medya hesabından yaptığı uzun bir paylaşımda bu konuyu yeniden gündeme getirerek, Nobel Barış Ödülü’ne layık görülmemesinin haksızlık olduğunu öne sürmüştü.

Şarku’l Avsat’ın The Guardian’dan aktardığına göre, Ekim 2025’te Gazze Şeridi’nde sağlanan ateşkesin ardından kurulan Barış Kurulu, Trump’ın çatışmayı sona erdirdiği yönündeki iddialarının merkezinde yer alıyor.


Doğu Libya’daki yetkililer, geçtiğimiz ağustos ayından bu yana 31 kişiyi idam etti

(foto altı) Libya’nın doğusunda parlamento tarafından atanan hükümetin başbakanı Usame Hammad (Libya İstikrar Hükümeti)
(foto altı) Libya’nın doğusunda parlamento tarafından atanan hükümetin başbakanı Usame Hammad (Libya İstikrar Hükümeti)
TT

Doğu Libya’daki yetkililer, geçtiğimiz ağustos ayından bu yana 31 kişiyi idam etti

(foto altı) Libya’nın doğusunda parlamento tarafından atanan hükümetin başbakanı Usame Hammad (Libya İstikrar Hükümeti)
(foto altı) Libya’nın doğusunda parlamento tarafından atanan hükümetin başbakanı Usame Hammad (Libya İstikrar Hükümeti)

İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW) dün yaptığı açıklamada, Libya’nın doğusundaki askeri makamların geçtiğimiz ağustos ayının sonlarından bu yana en az 31 kişiyi idam ettiğini bildirdi. HRW, söz konusu idamların 2010’dan bu yana Libya genelinde kamuoyuna duyurulan ilk idamlar olduğunu belirtti.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre HRW, yaptığı açıklamada, Libya’nın doğusu ve güneyini kontrol eden Mareşal Halife Hafter’e bağlı güçlerin, söz konusu kişileri ‘son derece adaletsiz askeri yargılamaların ardından’ idam etmesini kınadı. Açıklamada, bu yargılamaların ‘adalet standartlarından’ açıkça yoksun olduğu vurgulandı.

Bu vakaların ‘2010’dan bu yana Libya’da bilinen ilk idamlar’ olduğuna dikkat çeken HRW, askeri cezaevinde tutulan en az 50 kişinin daha yakın zamanda idam edilme riskiyle karşı karşıya bulunduğu uyarısında bulundu. Ancak idamların ne zaman ve nerede gerçekleştirildiğine ilişkin ayrıntı paylaşılmadı.

Libya, Muammer Kaddafi’nin 2011’de devrilmesi ve öldürülmesinden bu yana güvenlik alanında kaosun yanı sıra siyasi ve kurumsal bölünmeyle karşı karşıya. Mareşal Halife Hafter’e bağlı güçler, kendisini destekleyen bir yönetimin bulunduğu ülkenin doğusunu kontrol ederken, batıdaki bölgeler ise merkezi Trablus’ta bulunan ve Abdulhamid Dibeybe başkanlığındaki hükümet tarafından yönetiliyor.

Libya’daki ıslah ve rehabilitasyon kurumlarının (cezaevlerinin) çoğu, yerel ve uluslararası insan hakları örgütleri tarafından sık sık ciddi hak ihlalleriyle suçlanıyor. Bu ihlaller arasında işkence sonucu ölümler ile bazı kişiler hakkında gerekli yargı usulleri yerine getirilmeden askeri mahkemelerce hapis veya idam cezalarının uygulanması da bulunuyor. Bu tür uygulamaların özellikle Hafter güçlerinin kontrolündeki doğu bölgelerinde görüldüğü belirtiliyor.

Gırnada Cezaevi, Bingazi’nin yaklaşık 100 kilometre kuzeydoğusunda bulunuyor. Büyük ölçüde askeri kontrol altında olan cezaevi, yargı makamlarının yetki alanı dışında kalıyor. Cezaevi, işkence ve kötü muamele de dahil olmak üzere ağır insan hakları ihlalleriyle sık sık gündeme geliyor.

HRW Ortadoğu ve Kuzey Afrika Direktör Yardımcısı Bessam Havaca, Hafter güçlerini, ‘işkence yoluyla alındığı öne sürülen itiraflara dayanan gizli yargılamaların ardından’ kişileri idam etmekle suçladı. Havaca, söz konusu davaların, Libya Yüksek Mahkemesi’nin de sivilleri yargılamaması gerektiğini belirttiği mahkemelerde görüldüğünü ifade etti.

Havaca, “Bu koşullarda gerçekleştirilen her idam, geri dönüşü olmayan bir adaletsizliktir. Silahlı güçler üzerinde etkisi bulunan her hükümet, bir sonraki idamın önüne geçmek için güçlü baskı uygulamalıdır” dedi.

Libya’da idam cezası yürürlükte bulunuyor. Ceza kanununda cinayet, terör eylemleri ve devlet güvenliğine karşı suçlar için idam cezası öngörülüyor. Libya mahkemeleri idam kararları vermeye devam etse de bu cezalar bugüne kadar infaz edilmemişti.

Havaca, “Libya 15 yıldır hiçbir idam cezasını infaz etmedi” diyerek bu uygulamasızlık döneminin sona ermesinden duyduğu üzüntüyü dile getirdi. Hafter güçlerinin ve onları destekleyen hükümetlerin idamları durdurup durdurmama yönünde alacağı karara bağlı olarak en az 50 kişinin daha hayatının tehlikede olduğunu vurguladı.

HRW ayrıca, hükümlülerin ailelerine idamların gerçekleştirileceği tarihin önceden bildirilmediğini kaydetti. Libya’nın doğusundaki yetkililerin idam edilen kişilerin cenazelerini ailelerine teslim etmeyi reddettiği, yakınlarından kimlik tespiti yapmalarını istediği ve ardından aileleri hazır bulunmadan cenazeleri defnettiği belirtildi. Yetkililerin ayrıca, aileleri cenaze töreni düzenlememeleri konusunda uyardığı aktarıldı.