İran'ın resmi komplo teorisinde azınlıklar

Şüphecilik oyunu

Tahran'daki Kapalıçarşı'da savaş nedeniyle dükkanlar kepenk kapattı (AFP)
Tahran'daki Kapalıçarşı'da savaş nedeniyle dükkanlar kepenk kapattı (AFP)
TT

İran'ın resmi komplo teorisinde azınlıklar

Tahran'daki Kapalıçarşı'da savaş nedeniyle dükkanlar kepenk kapattı (AFP)
Tahran'daki Kapalıçarşı'da savaş nedeniyle dükkanlar kepenk kapattı (AFP)

Rustem Mahmud

İran Silahlı Kuvvetleri ve Devrim Muhafızları Ordusu (DMO), İsrail'in hava saldırılarına karşı askeri misillemelerde bulunurken, İran’daki güvenlik güçleri ve polis, İsrail’in dış istihbarat servisi Mossad ve muhtemelen diğer ülkelerin istihbarat servisleriyle iş birliği yapan çok sayıda insan ağını takip etmek için olağanüstü çaba sarf ediyor. Televizyon kanalları ve sosyal medyadaki gayri resmi platformlar, üstü kapalı olarak Azerbaycanlıların ve Kürtlerin yanı sıra Bahailer ve laikler gibi dini ve siyasi grupların da uluslararası istihbarat servisleriyle iş birliği içinde olduklarına dair mesajlar yayınlamaya başladı.

Tahran'da yaşayan İran Azerisi bir siyasi aktivist Al-Majalla’ya yaptığı açıklamada, “İran güvenlik güçlerinin davranışları, büyük bir dengesizlik ve ‘her şeye karşı aşırı şüphecilik’ olduğunu gösteriyor” diye konuştu.

Aktivist sözlerini şöyle sürdürdü:

“Başkent Tahran'da, Doğu ve Batı Azerbaycan, Kiramanşah, Kürdistan ve İlam gibi tüm illerde güvenlik güçleri her gün yüzlerce yoldan geçen kişiyi durduruyor, cep telefonlarını titizlikle arıyor ve onlara ikamet ettikleri yerleri soruyor. Bu üç eyaletteki tüm ana yollarda yoğun bir şekilde askeri devriyeler gerçekleştiriliyor. Tüm kapalı araçları, özellikle de büyük olanlar aranıyor. Kürdistan ve Batı Azerbaycan eyaletlerinde, başkent Tahran'daki Kürt ve Azeri mahallelerinde güvenlik güçleri emlakçılara önceden izin almadan ev kiralamalarını yasakladı. Tüm şehirlerde, tüm mahallelerde küçük gözetleme uçakları uçuruyor. Dağ köylerindeki tüm muhtarlara ve arazi sahiplerine, şüpheli herhangi bir hareket hakkında bilgi vermeleri istenen, vermemeleri halinde başlarına geleceklere dair tehdit edildikleri mektuplar gönderildi.”

Bu olay, İran güvenlik güçlerinin başkent Tahran'da 30'dan fazla kişiyi tutuklayarak İsrail lehine casusluk yapmakla suçlamasının ardından meydana geldi. Birkaç şehirde, bu savaşta İsrail'i destekleyen makaleler veya yorumlar yayınlayan yaklaşık 100 kişi daha tutuklandı. İranlı aktivistler, İran'ın her ilindeki savcılıkların şüphelileri takip etmek için özel birimler kurduğunu ve İran yargısının onlara karşı hızlı işlemler yapacağına dair uyarıda bulunduğunu söyledi. Devlet medyası ise casusluk veya yabancı istihbarat servisleriyle iş birliği yaptığından şüphelenilen kişilere yönelik bilgilendirme videoları yayınlamaya başladı.

Bu gelişmeler, İran'ın İsrail saldırısının ilk gününde yaşadığı büyük şokun ardından yaşanırken İran'ın içinden yüzlerce insan ağının İsrail istihbaratıyla iş birliği yaptığı ve askeri birimlerin konumu ve çalışma mekanizmaları hakkında kesin bilgiler aktardığı ortaya çıktı. Bu bilgiler arasında ordunun üst düzey subayları, DMO, politikacılar ve İran'ın nükleer programında yer alan bilim adamlarının ikamet yerleri de bulunuyor.

İran güvenlik güçleri, başkent Tahran'da ‘İsrail adına casusluk yapmakla’ suçladığı 30'dan fazla kişiyi tutukladı. Savaşın başlamasından bu yana İsrail'i destekleyen makaleler veya yorumlar yayınladıkları gerekçesiyle de ülkenin çeşitli şehirlerinde yaklaşık 100 kişi daha tutukladı.

Azeri esintisi

İranlı yetkililer genel olarak ülkedeki Fars kökenli olmayan tüm etnik gruplardan korkuyor. Bu korkuyu da dolaylı olarak ‘muhafazakâr Fars’ sosyal kurallarını iktidar rejimine yeniden bağlamak için kullanıyor. Rejimin medya ve propaganda organları, ‘İran'ı bölme girişimleri’ ve ‘ayrılıkçıların küresel güçlerle iş birliği’ hakkında uydurma haberler yayınlamaya devam ediyor.

sdf
İran bayrakları ve arkasında İsrail uçakları tarafından bombalanan Tahran'daki bir petrol tesisinde çıkan yangın ve yükselen duman görülüyor, 15 Haziran 2025 (Reuters)

Şarku'l Avsat'ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre  İran uzmanı araştırmacı Telli Mehdi, bunun nedenlerini ayrıntılı olarak şöyle açıkladı:

Prensip olarak, ülkede Fars olmayan başlıca beş etnik grup bulunuyor. Her biri, tanınmama, değersizleştirilme ve ulusal kimlikten dışlanma gibi nedenlerle rejime karşı sürekli bir öfke besliyor. Kuzeydoğudaki Türkmenler, güneydoğudaki Beluçlar, güneybatıdaki Araplar, en batıdaki Kürtler ve en kuzeydeki Azeriler, farklı oranlarda da olsa, bu duruma tam olarak uyuyor.

Ancak ilk üç grup (Türkmenler, Beluçlar ve Araplar), karmaşık nedenlerden ötürüİranlı yetkililer tarafından gerçek bir tehdit olarak görülmüyor.

Mehdi, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Türkmenler, mezhepsel söylemlerle kontrol altında tutuluyorlar, hatta milliyetçilik özellikle de siyasi alanda onlar için neredeyse hiçbir anlam ifade etmiyor. Beluçlar ise, sayıları diğerlerine kıyasla sınırlı olduğu için tam bir güvenlik haklarına sahipler ve bu bağlamda İran ile Pakistan arasında uzun süredir bir iş birliği var. Arap bölgeleri 40 yıldır ‘Farslaştırıldı’. Petrol zenginliklerinin Arap çoğunluğun yaşadığı Huzistan (Ahvaz) bölgesinde yoğunlaşması nedeniyle, yüzbinlerce memur, asker ve güvenlik görevlisi bu bölgeye getirildi ve onlara bu bölgede yerleşmeleri için ayrıcalıklar tanındı. Böylece zamanla bu bölgenin orta sınıfı, ticaret sınıfı ve nispeten iyi eğitimli sınıfı haline geldiler. Bugün İran'ın güneybatısında, fiilen çölleşmiş kırsal alanlar dışında, tamamen Arap bir bölge olduğunu söylenemiyor. Bu kriterler İran'daki Azeriler ve Kürtler için de geçerli değil.”

Azerilere bunların hiçbiri uygulanamaz, çünkü toplam nüfusları 20 milyonu aşıyor. Yani İran nüfusunun dörtte birinden fazlasını oluşturuyorlar. İran'ın çevresel olarak en iyi bölgelerinde mutlak çoğunluğu oluşturuyorlar. Uzun bir siyasi geçmişe sahip olmaları sayesinde İran'ın Azeri toplumunda rol oynayan bir söylem ve siyasi elitler oluşturdular. İran siyasi sistemi, 1980'lerin başlarından bu yana Azerleri İran devletine ve iktidarına katılmaya ikna etmeyi başardı. Bu başarı, mezhep (12 İmam) değerini milliyetçi ve etnik eğilimlerin üzerinde tutan bir söylem kullanılarak, mevcut Dini Lider Ali Hamaney'in Azeri kökenine işaret edilerek elde edildi. Ancak bunların hiçbiri artık günümüzde yeterli ve inandırıcı değil.

Ancak Azerbaycan'ın tüm siyasi, sosyal ve ekonomik elitleri, maruz kaldıkları fiili dışlanmayı ve Fars milliyetçilerinin devletin tüm kademelerini, özellikle orduyu, güvenlik güçlerini, ekonomiyi ve üst düzey yönetimi tekellerine aldıklarını açıkça ifade ediyorlar.

Ancak Azerbaycan'ın tüm siyasi, sosyal ve ekonomik elitleri, maruz kaldıkları fiili dışlanmayı ve devletin tüm kademelerinde Fars milliyetçilerinin tekelini açıkça ifade ediyorlar.

Bununla, Azerbaycan Türkçesinin kamusal hayatta ‘ihmal edildiğine’ işaret ediyorlar. Bu dilin eğitim müfredatındaki ders saati haftada iki saati geçmiyor ve sadece ilkokulda veriliyor. Bu da milyonlarca genç neslin hem sözlü hem de yazılı iletişimde Farsçayı ana dil olarak kullanmasına neden oluyor. Azeri milliyetçileri son 25 yılda Türkiye'de yaşanan dönüşümlerden etkilendi. Ülke içinde Farslarla dengeli ve ortak bir kimliğe sahip bir ilişki kurma umudunu yitiren Azeriler, merkezi olmayan bir siyasi sistem kurmak istediklerini, bunun için federal ya da hatta konfederatif bir yapı tercih ettiklerini, bu sistemde Azerilerin kendi bölgelerini yönetebileceklerini belirtiyorlar.

İran'ın ‘ulusal’ muhalefet güçleri tüm bu ayrıntılarla asla ilgilenmiyor. İran tahtının eski varisi Rıza Muhammed Pehlevi liderliğindeki Monarşi Hareketi ve Halkın Mücahitleri Örgütü gibi gruplar, hatta kendilerini ‘Yeşil Hareket'in meşalesini taşıyanlar’ olarak görenler, İranlılara genel olarak hitap eden ve sadece iktidardaki rejimi devirmeyi amaçlayan ‘otoriter’ ulusal sloganlardan başka hiçbir şeye sahip değiller.

Bu durum Azerbaycanlı elitlerin ve toplumun endişelerini uyandırıyor. Basında ve sosyal medya sayfalarında açıkça ifade ettikleri gibi, bu hareketleri, etnik, ırksal ve bölgesel farklılıklar temelinde ülkenin sorunlarını ele alan her türlü söylem ve analizi reddeden iktidar ile aynı çizgide olmakla suçluyorlar. Bu da Azerbaycanlıları daha fazla kendilerine odaklanmaya ve bu savaşı ‘başkalarının savaşı’ olarak görmeye itiyor.

Kürt siyasi silahı

İran'daki Kürtlerin konumu, diğerlerine göre nispeten farklı. Sayıları daha az ve nüfusları 7 milyonu geçmiyor. Üstelik, neredeyse tamamı Sünni/Şafiî mezhebine mensup. Bu yüzden ülkenin siyasi, ekonomik ve idari merkezinden tamamen dışlandı. Çoğunluğu tamamen kırsal kesimde yaşıyor. Dolayısıyla büyük şehirlerden birini ele geçirme olasılıkları konusunda endişe duyulmasa da tüm bunlara rağmen İran Kürtleri, başlıca üç nedenden dolayı, iktidar için siyasi bir faktör ve endişe kaynağı olmaya devam ediyor.

İran'daki Kürtler, başlıca üç nedenden ötürü, iktidardaki rejim için siyasi bir faktör ve endişe kaynağı olmaya devam ediyor.

İranlı Kürtler, ülke genelinde, özellikle siyasi düzeyde olmak üzere en iyi organize olmuş etnik köken. Örneğin, tarihi olarak Irak'taki Kürdistan Demokratik Partisi (KDP)ile bağlantılı olan İran Kürdistanı Demokratik Partisi, sol milliyetçi Komele Partisi ve PKK ile bağlantılı olan PJAK gibi partiler İran'daki Kürt toplumu üzerinde güçlü bir varlığa ve etkiye sahipler ve rejimin güvenlik ve askeri güçlerinin zayıfladığı her an sahada kontrolü ele geçirebilirler. İktidara karşı radikal muhalefetlerini gizlemeyen siyasi akımlar olan bu partiler, bunu açıkça yapmak için geniş bir medya ve propaganda araçlarını kullanıyorlar.

yu78ı
İsrail'in İran'a yönelik saldırıları sırasında Tahran'ın merkezinde meydana gelen patlamada yaralanan bir kızı taşıyan bir adam, 15 Haziran 2025 (AP)

Ayrıca, muhalif Kürt örgütler, özellikle PKK bağlantılı PJAK, siyasi olarak organize olan tek örgüt olarak öne çıkıyorlar. PJAK, askeri kanatlarının Irak-Türkiye-İran sınır üçgeninde askeri faaliyetlerini sürdürmesi bakımından diğer partilerden farklı. Diğer partilerin silahlı kanatları ise yaklaşık bir yıl önce Irak ile İran arasında varılan, Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nin (IKBY) de onayladığı ve katıldığı güvenlik anlaşmasıyla bölgeden çıkarıldı. Ayrıca PKK'nın Türkiye ile ‘barış süreci’ kapsamında kendini feshetmeyi kabul etmesinin ardından, tüm askeri cephaneliğini bu ‘kardeş örgüte’ devredeceğine dair bazı endişeler var.

İran Kürtlerini temsil eden partiler çok geniş bölgesel ve uluslararası ilişkilere sahipler. Bu durum, İran rejimini endişelendiriyor. Geleneksel olarak, bir ihlal veya muhalif halk ayaklanması yaşandığında İran’ın resmi haber organları, Kürt hareketlerini ‘kibirli güçlerle’ iş birliği yapmakla suçluyor.



İranlılar, protesto kurbanları için düzenlenen 40. gün anma töreninde liderlik karşıtı sloganlar attı

İran karşıtı protestocular, 17 Şubat 2026'da Cenevre'de ABD ve İran arasında başlayacak dolaylı nükleer görüşmeler öncesinde Birleşmiş Milletler ofisi önünde pankartlar ve resimler taşıdı (AFP)
İran karşıtı protestocular, 17 Şubat 2026'da Cenevre'de ABD ve İran arasında başlayacak dolaylı nükleer görüşmeler öncesinde Birleşmiş Milletler ofisi önünde pankartlar ve resimler taşıdı (AFP)
TT

İranlılar, protesto kurbanları için düzenlenen 40. gün anma töreninde liderlik karşıtı sloganlar attı

İran karşıtı protestocular, 17 Şubat 2026'da Cenevre'de ABD ve İran arasında başlayacak dolaylı nükleer görüşmeler öncesinde Birleşmiş Milletler ofisi önünde pankartlar ve resimler taşıdı (AFP)
İran karşıtı protestocular, 17 Şubat 2026'da Cenevre'de ABD ve İran arasında başlayacak dolaylı nükleer görüşmeler öncesinde Birleşmiş Milletler ofisi önünde pankartlar ve resimler taşıdı (AFP)

AFP’nin doğruladığı videolara göre İranlılar dün, binlerce kişinin ölümüne yol açan protestoların başlamasının 40. gününde hükümet karşıtı sloganlar attılar.

Tahran'daki yetkililer ayrıca, 8 ve 9 Ocak'taki protestoların zirve noktasında hayatını kaybeden "şehitler" için anma töreni düzenledi.

İranlı yetkililer, aralık ayı sonlarında başlayan karışıklıklar sırasında 3 binden fazla kişinin öldüğünü açıkladı. Ölenlerin çoğunun güvenlik güçleri mensupları ve yoldan geçenler olduğu, ayrıca ABD ve İsrail'den destek aldıkları iddia edilen "terörist eylemlerin" faillerinin de bulunduğu belirtildi.

Başlangıçta artan hayat pahalılığına karşı ortaya çıkan protestolar, rejimi, özellikle de Yüksek Lider Ali Hamaney'i hedef alan sloganlara dönüşüp büyümeden önce bir süre hafiflemişti. Ancak son günlerde, İranlıların geceleri evlerinden ve çatılarından sloganlar attığını gösteren videolar ortaya çıktı.

Bazı videolarda ise birkaç kurbanın ölümünün 40. gününü anmak için düzenlenen anma töreninde toplanan kalabalıkların hükümet karşıtı sloganlar atıldığı görülüyor.

vffdv
Tahran'da bir kadın, İran'daki önceki hükümet karşıtı protestolarda hayatını kaybedenlerin 40. yıldönümünde öldürülen bir kişinin fotoğrafını gösteriyor (AFP)

Görüntülerde, Abadan'da (güneybatı) insanların ellerinde çiçekler ve bir gencin resmini taşıyarak, "Hamaney'e ölüm" ve "Şah çok yaşasın" diye slogan attıkları görülüyor.

Aynı şehirden bir başka videoda ise silah seslerine benzeyen sesler duyduktan sonra panik içinde koşuşturan insanlar görülüyor; ancak seslerin gerçek mermi olup olmadığı net değil.

İnsan hakları örgütleri tarafından yayınlanan videolarda ayrıca, kuzeydoğudaki Meşhed ve merkezdeki Necefebad şehirlerinde düzenlenen anma törenlerinde, kalabalıkların yönetim karşıtı sloganlar attığı da görüldü.

Tahran'daki Büyük Camii'de yetkililer tarafından düzenlenen 40. gün anma töreninde, kalabalıklar İran bayrakları ve "şehitlerin" resimlerini taşıdı; büyük kompleksin her yerinde millî marşlar ile "Amerika'ya ölüm" ve "İsrail'e ölüm" sloganları yankılandı.

Yetkililer, protestoların barışçıl bir şekilde başladığını, ancak daha sonra cinayet ve vandalizm içeren "ayaklanmalara" dönüştüğünü söylüyor ve şiddetten ABD ile İsrail'i sorumlu tuttuyor.

Törene, aralarında Cumhurbaşkanı Birinci Yardımcısı Muhammed Rıza Arif ve Devrim Muhafızları Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani'nin de bulunduğu üst düzey yetkililer katıldı.

Tesnim haber ajansına göre Kaani, “Göstericileri ve teröristleri destekleyenler suçludur ve sonuçlarına katlanacaklardır” dedi.

Dünkü tören, İran ve ABD arasında Cenevre'de yapılan ikinci tur müzakerelerle eş zamanlı gerçekleşti. Bu müzakereler, Washington'un ölümcül protestoların ardından Ortadoğu'ya bir uçak gemisi ve saldırı gurubu konuşlandırması ve Başkan Donald Trump'ın Tahran'a karşı askeri harekât tehdidinde bulunmasının ardından artan gerilimler arasında gerçekleşti.


Hamas’ın silahsızlanması için son tarih... Baskı taktiği Gazze anlaşmasını zorlaştırıyor

Gazze şehrinde yıkılmış bir binanın kalıntıları arasında oyun oynayan çocuklar (AFP)
Gazze şehrinde yıkılmış bir binanın kalıntıları arasında oyun oynayan çocuklar (AFP)
TT

Hamas’ın silahsızlanması için son tarih... Baskı taktiği Gazze anlaşmasını zorlaştırıyor

Gazze şehrinde yıkılmış bir binanın kalıntıları arasında oyun oynayan çocuklar (AFP)
Gazze şehrinde yıkılmış bir binanın kalıntıları arasında oyun oynayan çocuklar (AFP)

İsrail basınına yansıyan sızıntılar, yarın (19 Şubat Perşembe) Washington’da Gazze Şeridi’ne ilişkin başlıkları ele almak üzere yapılması planlanan Barış Konseyi toplantısı öncesinde gündeme geldi. Söz konusu sızıntılarda, Hamas’ın silahsızlanması için 60 günlük süre tanınacağı, aksi halde ABD’nin ‘yeşil ışığıyla’ savaşın yeniden başlayabileceği ifade edildi.

Sızıntıların, ABD Başkanı Donald Trump’ın Hamas’ın derhal ve tamamen silahsızlanması yönündeki açıklamalarıyla büyük ölçüde örtüştüğü belirtiliyor. Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, bu adımı ABD ile İsrail’in, söz konusu dosyayı toplantı gündemine dayatmak amacıyla kullandığı ortak bir baskı aracı olarak değerlendirdi. Uzmanlar, bu baskının ‘Gazze anlaşmasının seyrini sekteye uğratabileceği’ uyarısında bulundu.

Gazze’de 10 Ekim’den bu yana, Trump’ın sunduğu öneriye dayanan bir ateşkes anlaşması yürürlükte bulunuyor. Hamas’ın silahsızlandırılması, ABD’nin ocak ayı ortasında ikinci aşamasına geçildiğini duyurduğu planın temel unsurlarından biri olarak öne çıkıyor. Bu aşamanın, İsrail ordusunun Gazze Şeridi’nden kademeli çekilmesi ve bölgede istikrarın sağlanması için uluslararası bir gücün konuşlandırılmasıyla eş zamanlı ilerlemesi öngörülüyordu.

İsrail tarafı ise Trump yönetiminin talebi doğrultusunda Hamas’a silah bırakması için 60 günlük süre tanınacağını, sürenin yarınki Barış Konseyi toplantısının ardından başlayabileceğini belirtiyor. İsrail hükümet sekreteri Yossi Fuchs’un pazartesi akşamı yaptığı açıklamaya dayandırılan ve The Times of Israel tarafından aktarılan haberde, Hamas’ın talebe yanıt vermemesi halinde savaşın yeniden başlatılacağı tehdidinde bulunulduğu kaydedildi.

Bu gelişme, Trump’ın pazar günü sosyal medya platformu Truth Social üzerinden yaptığı paylaşımdan sonra geldi. Trump mesajında, “Hamas silahsızlanma taahhüdüne tamamen ve derhal uymalıdır” ifadesini kullandı.

Son sızıntı, aralık ayında gündeme gelen benzer bir iddiayı da hatırlattı. Israel Hayom gazetesi, ABD ile İsrail’in, Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu arasında Florida’da gerçekleşen görüşmenin ardından Hamas’ın silahsızlandırılması için iki aylık bir takvim üzerinde uzlaştığını öne sürmüştü.

Trump söz konusu dönemde Netanyahu ile düzenlediği ortak basın toplantısında, “Hamas ve silahsızlanma konusunu ele aldık. Silah bırakmaları için çok kısa bir süre verilecek, sürecin nasıl ilerleyeceğini göreceğiz” demişti. Netanyahu ise o tarihte Fox News kanalına verdiği mülakatta, Hamas’ın yaklaşık 20 bin silahlı unsurunun bulunduğunu ve bunların yaklaşık 60 bin Kalaşnikof tüfeği bulundurduğunu savunmuş, savaşın hedeflerinin -başta Hamas’ın tamamen ortadan kaldırılması olmak üzere- henüz tam anlamıyla gerçekleşmediğini belirtmişti.

frrftgtr
Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında, yerinden edilmiş insanların çadırlarının yanından geçen Filistinliler (AFP)

Askeri strateji uzmanı Muhammed el-Umde, söz konusu sızıntının ‘İsrail’in anlaşma sürecini yalnızca sekteye uğratmayı değil, tamamen başarısızlığa sürüklemeyi amaçlayan doktriniyle örtüştüğünü’ belirtti. El-Umde, özellikle bu yıl yapılacak seçimlerle bağlantılı çıkarlarının, Başbakan Binyamin Netanyahu’yu müzakereleri uzatmaya, süreci yavaşlatacak engeller ve savaşa dönüşü meşrulaştıracak gerekçeler üretmeye ittiğini savundu.

Filistinli siyasi analist Nizar Nazzal ise sızıntının birden fazla hedef taşıdığını ifade etti. Nazzal’a göre bunlar arasında beklenti çıtasını yükseltmek, ikinci aşama resmen sabitlenmeden önce ‘oyunun kurallarının’ değişebileceği mesajını vermek ve daha önce gündeme gelen kademeli silahsızlanma önerisinden farklı fikirler ortaya atarak Hamas üzerinde baskı kurmak yer alıyor.

Nazzal, bu gelişmeyi Washington yönetiminin Gazze anlaşmasını ilerletme konusundaki ciddiyetini test eden bir adım olarak nitelendirdi. Netanyahu hükümetinin ise süreci karmaşıklaştırmak ve Barış Konseyi’nde ortaya çıkabilecek muhtemel uzlaşıların önünü kesmek istediğini dile getirdi.

Son sızıntılar, bir hafta önce gündeme gelen farklı bir iddiayla çelişiyor. New York Times gazetesi, kaynaklara dayandırdığı haberinde Washington’un Hamas’a yönelik yeni bir teklif hazırladığını yazmıştı. Haberde, İsrail’i vurma kapasitesine sahip ağır silahların teslim edilmesini öngören teklifin, ilk aşamada Hamas’ın bazı hafif silahları elinde tutmasına izin verebileceği ve önerinin önümüzdeki haftalarda sunulmasının planlandığı belirtilmişti.

fygfy
Geçtiğimiz pazar günü Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus’ta yıkılmış binaların enkazı üzerine Ramazan süsleri asan Filistinliler (EPA)

Hamas ise silah konusunda tutumunu koruyor. Hareketin önde gelen isimlerinden Halid Meşal, bir hafta önce Doha’da düzenlenen bir forumda silahların tamamen bırakılması çağrılarını reddetti. “Halkımız hâlâ işgal altında. Bu nedenle silahsızlanma çağrısı, halkımızı kolayca ortadan kaldırılabilecek bir kurban haline getirme girişimidir. İsrail ise uluslararası düzeyde her türlü silahla donatılmış durumda” diyen Meşal, Barış Konseyi’ne ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu.

Askeri uzman Muhammed el-Umde, tartışmaların kademeli silahsızlanma önerisi etrafında şekillenebileceğini ancak iki aylık sürenin Hamas ya da başka bir yapının silah bırakması için yeterli olmayacağını savundu. El-Umde, “Hareket zaten böyle bir adım atmayacak ve bu yolu kabul etmeyecektir” dedi.

El-Umde’ye göre Hamas gibi bir yapının silahsızlandırılması, taraflar arasında bir mutabakat sağlansa dahi en az bir yıl sürecek bir süreç gerektirir.

Nizar Nazzal da çelişkili sızıntıların ‘müzakere sürecinde kullanılan bir baskı kartı’ olabileceğini ifade etti. Nazzal’a göre 60 günlük süre iki olası senaryoya işaret ediyor: Hamas’ı kısmi tavizlere zorlayarak Gazze anlaşmasının yavaş da olsa sürmesini sağlamak ya da anlaşmayı uzun süreli olarak dondurmanın ve İsrail’e daha geniş çaplı ihlaller için alan açmanın zeminini hazırlamak.


JD Vance: İranlılar Trump'ın bazı kırmızı çizgilerini kabul etmeye henüz hazır değil

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance (DPA)
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance (DPA)
TT

JD Vance: İranlılar Trump'ın bazı kırmızı çizgilerini kabul etmeye henüz hazır değil

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance (DPA)
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance (DPA)

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, dün Cenevre'de ABD ile İran arasında yapılan ikinci tur müzakerelerin ardından yaptığı açıklamada, İran'ın ABD Başkanı Donald Trump'ın belirlediği bazı ‘kırmızı çizgileri’ kabul etmeye hala isteksiz olduğunu söyledi.

Bazı konularda görüşmelerin iyi gittiğini ve İranlıların daha sonra tekrar bir araya gelmeyi kabul ettiğini belirten JD Vance’e göre diğer konularda ise Başkan Trump’ın İranlıların hala kabul etmek ve ele almak istemediği bazı kırmızı çizgiler belirlediği aşikâr.

ABD televizyonu Fox News'ün “The Briefing” programında açıklamalarda bulunan Vance, “ABD Başkanı, İranlıların nükleer silah elde edememesi için diplomatik veya diğer yollarla bir çözüm bulmak için yoğun bir şekilde çalışıyor. Başkan elbette diplomasi yolunun doğal sonuca ulaştığına karar verme hakkını saklı tutuyor. Bu noktaya gelmememizi umuyoruz, ancak gelirse, karar başkana ait olacak” ifadelerini kullandı.

Vance, açıklamalarını şöyle sürdürdü:

“Buradaki temel çıkarımız, İran'ın nükleer silah elde etmesini önlemektir. Nükleer silahların yayılmasını istemiyoruz. İran nükleer silaha sahip olursa, diğer birçok ülke de bu silahlara sahip olacak, bazıları dost, bazıları düşman olacak ve bu, Amerikan halkı için bir felaket olacak, çünkü dünyanın her yerinde en tehlikeli silahlara sahip aşırıcı rejimler ortaya çıkacak.”

Trump'ın geçtiğimiz cuma günü İran'da rejim değişikliğini desteklediğini belirten açıklamasıyla ilgili olarak ‘Başkan’ın Amerikan halkının çıkarlarına en uygun olduğunu düşündüğü ne varsa onu yapacağını’ söyleyen Vance, “Bence o, Barack Obama olmadığını açıkça ortaya koydu. Amerikan ulusal güvenliğine çok farklı bir yaklaşımı var ve onu savunmak için daha güçlü adımlar atmaya daha istekli” şeklinde konuştu.

dfvgbhy
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi Cenevre'de (AP)

Amerikan halkının ‘İran'ın dünyadaki en düşmanca ve irrasyonel rejimlerden biri olduğunu anlamasının çok önemli olduğuna’ inandığını ifade eden ABD Başkan Yardımcısı, “Bu tür insanların, insanlık tarihinin en tehlikeli silahına sahip olmasına izin verilemez. Bu, güvenliğimiz ve çocuklarımızın geleceği için felaket olur. ABD Başkanı bunu hedefliyor. Bunun gerçekleşmemesi için elinde birçok seçenek ve araç bulunuyor” dedi.

Nükleer silahlar kırmızı çizgidir

Vance, kendisine yöneltilen “Görüşmeler balistik füze programı ve vekillere verilen desteği de içeriyor mu?” şeklindeki soruya, “Her şey masada. İran'ın terörizmi desteklemeyi kesinlikle durdurmasını istiyoruz. İran, dünyanın en büyük terörizm destekçisi devletlerden biridir. İran, ABD'nin ulusal güvenliğini birçok yönden tehdit ediyor, ancak en ciddi tehdit nükleer silaha sahip olmasıdır. Bu kırmızı çizgidir” cevabını verdi.

Vance, yanıtını şöyle sürdürdü:

“İranlılar nükleer silah peşinde olmadıklarını söylüyorlar. Ama biz bunun doğru olmadığını biliyoruz. Nükleer silaha sahip olma isteklerini doğrulayan birçok şey yaptılar. Amacımız bunun gerçekleşmemesini sağlamak. Tekrar söylüyorum; Başkan’ın bunun gerçekleşmemesini sağlamak için birçok aracı var.”

ABD Başkanı Trump’ın Özel Temsilcisi Steve Witkoff ve damadı Jared Kushner ile Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi başkanlığındaki İran heyeti arasında Umman'ın arabuluculuğunda Cenevre'de yapılan görüşmeler, nihai bir anlaşma veya ortak bildiri olmadan sona erdi. Üçüncü tur için henüz bir tarih belirlenmedi, ancak her iki taraf da müzakereleri sürdürmeyi istediğini açıkladı.

Umman Dışişleri Bakanı Bedir bin Hamad el-Busaidi, görüşmelerin İran'ın nükleer programı, yaptırımların kaldırılması ve uranyum zenginleştirmesinin sınırlandırılması konularına odaklandığını belirterek, görüşmeleri ‘çok ciddi’ olarak nitelendirdi ve ortak hedeflerin belirlenmesi konusunda iyi ilerleme kaydedildiğini söyledi.