İran'ın resmi komplo teorisinde azınlıklar

Şüphecilik oyunu

Tahran'daki Kapalıçarşı'da savaş nedeniyle dükkanlar kepenk kapattı (AFP)
Tahran'daki Kapalıçarşı'da savaş nedeniyle dükkanlar kepenk kapattı (AFP)
TT

İran'ın resmi komplo teorisinde azınlıklar

Tahran'daki Kapalıçarşı'da savaş nedeniyle dükkanlar kepenk kapattı (AFP)
Tahran'daki Kapalıçarşı'da savaş nedeniyle dükkanlar kepenk kapattı (AFP)

Rustem Mahmud

İran Silahlı Kuvvetleri ve Devrim Muhafızları Ordusu (DMO), İsrail'in hava saldırılarına karşı askeri misillemelerde bulunurken, İran’daki güvenlik güçleri ve polis, İsrail’in dış istihbarat servisi Mossad ve muhtemelen diğer ülkelerin istihbarat servisleriyle iş birliği yapan çok sayıda insan ağını takip etmek için olağanüstü çaba sarf ediyor. Televizyon kanalları ve sosyal medyadaki gayri resmi platformlar, üstü kapalı olarak Azerbaycanlıların ve Kürtlerin yanı sıra Bahailer ve laikler gibi dini ve siyasi grupların da uluslararası istihbarat servisleriyle iş birliği içinde olduklarına dair mesajlar yayınlamaya başladı.

Tahran'da yaşayan İran Azerisi bir siyasi aktivist Al-Majalla’ya yaptığı açıklamada, “İran güvenlik güçlerinin davranışları, büyük bir dengesizlik ve ‘her şeye karşı aşırı şüphecilik’ olduğunu gösteriyor” diye konuştu.

Aktivist sözlerini şöyle sürdürdü:

“Başkent Tahran'da, Doğu ve Batı Azerbaycan, Kiramanşah, Kürdistan ve İlam gibi tüm illerde güvenlik güçleri her gün yüzlerce yoldan geçen kişiyi durduruyor, cep telefonlarını titizlikle arıyor ve onlara ikamet ettikleri yerleri soruyor. Bu üç eyaletteki tüm ana yollarda yoğun bir şekilde askeri devriyeler gerçekleştiriliyor. Tüm kapalı araçları, özellikle de büyük olanlar aranıyor. Kürdistan ve Batı Azerbaycan eyaletlerinde, başkent Tahran'daki Kürt ve Azeri mahallelerinde güvenlik güçleri emlakçılara önceden izin almadan ev kiralamalarını yasakladı. Tüm şehirlerde, tüm mahallelerde küçük gözetleme uçakları uçuruyor. Dağ köylerindeki tüm muhtarlara ve arazi sahiplerine, şüpheli herhangi bir hareket hakkında bilgi vermeleri istenen, vermemeleri halinde başlarına geleceklere dair tehdit edildikleri mektuplar gönderildi.”

Bu olay, İran güvenlik güçlerinin başkent Tahran'da 30'dan fazla kişiyi tutuklayarak İsrail lehine casusluk yapmakla suçlamasının ardından meydana geldi. Birkaç şehirde, bu savaşta İsrail'i destekleyen makaleler veya yorumlar yayınlayan yaklaşık 100 kişi daha tutuklandı. İranlı aktivistler, İran'ın her ilindeki savcılıkların şüphelileri takip etmek için özel birimler kurduğunu ve İran yargısının onlara karşı hızlı işlemler yapacağına dair uyarıda bulunduğunu söyledi. Devlet medyası ise casusluk veya yabancı istihbarat servisleriyle iş birliği yaptığından şüphelenilen kişilere yönelik bilgilendirme videoları yayınlamaya başladı.

Bu gelişmeler, İran'ın İsrail saldırısının ilk gününde yaşadığı büyük şokun ardından yaşanırken İran'ın içinden yüzlerce insan ağının İsrail istihbaratıyla iş birliği yaptığı ve askeri birimlerin konumu ve çalışma mekanizmaları hakkında kesin bilgiler aktardığı ortaya çıktı. Bu bilgiler arasında ordunun üst düzey subayları, DMO, politikacılar ve İran'ın nükleer programında yer alan bilim adamlarının ikamet yerleri de bulunuyor.

İran güvenlik güçleri, başkent Tahran'da ‘İsrail adına casusluk yapmakla’ suçladığı 30'dan fazla kişiyi tutukladı. Savaşın başlamasından bu yana İsrail'i destekleyen makaleler veya yorumlar yayınladıkları gerekçesiyle de ülkenin çeşitli şehirlerinde yaklaşık 100 kişi daha tutukladı.

Azeri esintisi

İranlı yetkililer genel olarak ülkedeki Fars kökenli olmayan tüm etnik gruplardan korkuyor. Bu korkuyu da dolaylı olarak ‘muhafazakâr Fars’ sosyal kurallarını iktidar rejimine yeniden bağlamak için kullanıyor. Rejimin medya ve propaganda organları, ‘İran'ı bölme girişimleri’ ve ‘ayrılıkçıların küresel güçlerle iş birliği’ hakkında uydurma haberler yayınlamaya devam ediyor.

sdf
İran bayrakları ve arkasında İsrail uçakları tarafından bombalanan Tahran'daki bir petrol tesisinde çıkan yangın ve yükselen duman görülüyor, 15 Haziran 2025 (Reuters)

Şarku'l Avsat'ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre  İran uzmanı araştırmacı Telli Mehdi, bunun nedenlerini ayrıntılı olarak şöyle açıkladı:

Prensip olarak, ülkede Fars olmayan başlıca beş etnik grup bulunuyor. Her biri, tanınmama, değersizleştirilme ve ulusal kimlikten dışlanma gibi nedenlerle rejime karşı sürekli bir öfke besliyor. Kuzeydoğudaki Türkmenler, güneydoğudaki Beluçlar, güneybatıdaki Araplar, en batıdaki Kürtler ve en kuzeydeki Azeriler, farklı oranlarda da olsa, bu duruma tam olarak uyuyor.

Ancak ilk üç grup (Türkmenler, Beluçlar ve Araplar), karmaşık nedenlerden ötürüİranlı yetkililer tarafından gerçek bir tehdit olarak görülmüyor.

Mehdi, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Türkmenler, mezhepsel söylemlerle kontrol altında tutuluyorlar, hatta milliyetçilik özellikle de siyasi alanda onlar için neredeyse hiçbir anlam ifade etmiyor. Beluçlar ise, sayıları diğerlerine kıyasla sınırlı olduğu için tam bir güvenlik haklarına sahipler ve bu bağlamda İran ile Pakistan arasında uzun süredir bir iş birliği var. Arap bölgeleri 40 yıldır ‘Farslaştırıldı’. Petrol zenginliklerinin Arap çoğunluğun yaşadığı Huzistan (Ahvaz) bölgesinde yoğunlaşması nedeniyle, yüzbinlerce memur, asker ve güvenlik görevlisi bu bölgeye getirildi ve onlara bu bölgede yerleşmeleri için ayrıcalıklar tanındı. Böylece zamanla bu bölgenin orta sınıfı, ticaret sınıfı ve nispeten iyi eğitimli sınıfı haline geldiler. Bugün İran'ın güneybatısında, fiilen çölleşmiş kırsal alanlar dışında, tamamen Arap bir bölge olduğunu söylenemiyor. Bu kriterler İran'daki Azeriler ve Kürtler için de geçerli değil.”

Azerilere bunların hiçbiri uygulanamaz, çünkü toplam nüfusları 20 milyonu aşıyor. Yani İran nüfusunun dörtte birinden fazlasını oluşturuyorlar. İran'ın çevresel olarak en iyi bölgelerinde mutlak çoğunluğu oluşturuyorlar. Uzun bir siyasi geçmişe sahip olmaları sayesinde İran'ın Azeri toplumunda rol oynayan bir söylem ve siyasi elitler oluşturdular. İran siyasi sistemi, 1980'lerin başlarından bu yana Azerleri İran devletine ve iktidarına katılmaya ikna etmeyi başardı. Bu başarı, mezhep (12 İmam) değerini milliyetçi ve etnik eğilimlerin üzerinde tutan bir söylem kullanılarak, mevcut Dini Lider Ali Hamaney'in Azeri kökenine işaret edilerek elde edildi. Ancak bunların hiçbiri artık günümüzde yeterli ve inandırıcı değil.

Ancak Azerbaycan'ın tüm siyasi, sosyal ve ekonomik elitleri, maruz kaldıkları fiili dışlanmayı ve Fars milliyetçilerinin devletin tüm kademelerini, özellikle orduyu, güvenlik güçlerini, ekonomiyi ve üst düzey yönetimi tekellerine aldıklarını açıkça ifade ediyorlar.

Ancak Azerbaycan'ın tüm siyasi, sosyal ve ekonomik elitleri, maruz kaldıkları fiili dışlanmayı ve devletin tüm kademelerinde Fars milliyetçilerinin tekelini açıkça ifade ediyorlar.

Bununla, Azerbaycan Türkçesinin kamusal hayatta ‘ihmal edildiğine’ işaret ediyorlar. Bu dilin eğitim müfredatındaki ders saati haftada iki saati geçmiyor ve sadece ilkokulda veriliyor. Bu da milyonlarca genç neslin hem sözlü hem de yazılı iletişimde Farsçayı ana dil olarak kullanmasına neden oluyor. Azeri milliyetçileri son 25 yılda Türkiye'de yaşanan dönüşümlerden etkilendi. Ülke içinde Farslarla dengeli ve ortak bir kimliğe sahip bir ilişki kurma umudunu yitiren Azeriler, merkezi olmayan bir siyasi sistem kurmak istediklerini, bunun için federal ya da hatta konfederatif bir yapı tercih ettiklerini, bu sistemde Azerilerin kendi bölgelerini yönetebileceklerini belirtiyorlar.

İran'ın ‘ulusal’ muhalefet güçleri tüm bu ayrıntılarla asla ilgilenmiyor. İran tahtının eski varisi Rıza Muhammed Pehlevi liderliğindeki Monarşi Hareketi ve Halkın Mücahitleri Örgütü gibi gruplar, hatta kendilerini ‘Yeşil Hareket'in meşalesini taşıyanlar’ olarak görenler, İranlılara genel olarak hitap eden ve sadece iktidardaki rejimi devirmeyi amaçlayan ‘otoriter’ ulusal sloganlardan başka hiçbir şeye sahip değiller.

Bu durum Azerbaycanlı elitlerin ve toplumun endişelerini uyandırıyor. Basında ve sosyal medya sayfalarında açıkça ifade ettikleri gibi, bu hareketleri, etnik, ırksal ve bölgesel farklılıklar temelinde ülkenin sorunlarını ele alan her türlü söylem ve analizi reddeden iktidar ile aynı çizgide olmakla suçluyorlar. Bu da Azerbaycanlıları daha fazla kendilerine odaklanmaya ve bu savaşı ‘başkalarının savaşı’ olarak görmeye itiyor.

Kürt siyasi silahı

İran'daki Kürtlerin konumu, diğerlerine göre nispeten farklı. Sayıları daha az ve nüfusları 7 milyonu geçmiyor. Üstelik, neredeyse tamamı Sünni/Şafiî mezhebine mensup. Bu yüzden ülkenin siyasi, ekonomik ve idari merkezinden tamamen dışlandı. Çoğunluğu tamamen kırsal kesimde yaşıyor. Dolayısıyla büyük şehirlerden birini ele geçirme olasılıkları konusunda endişe duyulmasa da tüm bunlara rağmen İran Kürtleri, başlıca üç nedenden dolayı, iktidar için siyasi bir faktör ve endişe kaynağı olmaya devam ediyor.

İran'daki Kürtler, başlıca üç nedenden ötürü, iktidardaki rejim için siyasi bir faktör ve endişe kaynağı olmaya devam ediyor.

İranlı Kürtler, ülke genelinde, özellikle siyasi düzeyde olmak üzere en iyi organize olmuş etnik köken. Örneğin, tarihi olarak Irak'taki Kürdistan Demokratik Partisi (KDP)ile bağlantılı olan İran Kürdistanı Demokratik Partisi, sol milliyetçi Komele Partisi ve PKK ile bağlantılı olan PJAK gibi partiler İran'daki Kürt toplumu üzerinde güçlü bir varlığa ve etkiye sahipler ve rejimin güvenlik ve askeri güçlerinin zayıfladığı her an sahada kontrolü ele geçirebilirler. İktidara karşı radikal muhalefetlerini gizlemeyen siyasi akımlar olan bu partiler, bunu açıkça yapmak için geniş bir medya ve propaganda araçlarını kullanıyorlar.

yu78ı
İsrail'in İran'a yönelik saldırıları sırasında Tahran'ın merkezinde meydana gelen patlamada yaralanan bir kızı taşıyan bir adam, 15 Haziran 2025 (AP)

Ayrıca, muhalif Kürt örgütler, özellikle PKK bağlantılı PJAK, siyasi olarak organize olan tek örgüt olarak öne çıkıyorlar. PJAK, askeri kanatlarının Irak-Türkiye-İran sınır üçgeninde askeri faaliyetlerini sürdürmesi bakımından diğer partilerden farklı. Diğer partilerin silahlı kanatları ise yaklaşık bir yıl önce Irak ile İran arasında varılan, Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nin (IKBY) de onayladığı ve katıldığı güvenlik anlaşmasıyla bölgeden çıkarıldı. Ayrıca PKK'nın Türkiye ile ‘barış süreci’ kapsamında kendini feshetmeyi kabul etmesinin ardından, tüm askeri cephaneliğini bu ‘kardeş örgüte’ devredeceğine dair bazı endişeler var.

İran Kürtlerini temsil eden partiler çok geniş bölgesel ve uluslararası ilişkilere sahipler. Bu durum, İran rejimini endişelendiriyor. Geleneksel olarak, bir ihlal veya muhalif halk ayaklanması yaşandığında İran’ın resmi haber organları, Kürt hareketlerini ‘kibirli güçlerle’ iş birliği yapmakla suçluyor.



ABD Dışişleri Bakanlığı, 18 İranlı yetkiliye vize kısıtlaması getiriyor

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 16 Şubat 2026'da Macaristan'ın Budapeşte kentinde düzenlenen ortak basın toplantısında (AFP)
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 16 Şubat 2026'da Macaristan'ın Budapeşte kentinde düzenlenen ortak basın toplantısında (AFP)
TT

ABD Dışişleri Bakanlığı, 18 İranlı yetkiliye vize kısıtlaması getiriyor

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 16 Şubat 2026'da Macaristan'ın Budapeşte kentinde düzenlenen ortak basın toplantısında (AFP)
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 16 Şubat 2026'da Macaristan'ın Budapeşte kentinde düzenlenen ortak basın toplantısında (AFP)

ABD Dışişleri Bakanlığı dün, Washington'un Tahran'a karşı attığı son adımlar kapsamında, 18 İranlı yetkili ve  telekomünikasyon sektörü liderine vize kısıtlaması getireceğini duyurdu.

İran nükleer programı konusunda Cenevre'de Tahran ve Washington arasında yapılan ikinci tur görüşmelerin ardından İranlılar "ilerleme" kaydedildiğini ve olası bir anlaşmaya hazırlık olarak yazılı çalışma belgeleri sunmaya hazır olduklarını belirtirken, ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance, Tahran'ın ABD Başkanı Donald Trump tarafından belirlenen "kırmızı çizgileri" aşmayı henüz kabul etmediğini teyit ederek, denklemde bir değişiklik olmazsa diplomasinin "doğal sonuna" ulaşabileceğini ima etti.

Uzmanlar, uydu görüntülerinin, İran'ın yakın zamanda hassas askeri bölgedeki yeni bir tesisin üzerine beton kalkan inşa ettiğini ve bunu toprakla örttüğünü gösterdiğini, bunun da ABD ile artan gerilimler arasında İsrail'in geçen yıl bombaladığı bildirilen bölgede çalışmaların ilerlediğini gösterdiğini ifade etti.


Venezuela’nın geçici lideri Delcy Rodriguez, Trump’a karşı hangi kozlara sahip?

Delcy Rodriguez, yemin töreninde "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)
Delcy Rodriguez, yemin töreninde "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)
TT

Venezuela’nın geçici lideri Delcy Rodriguez, Trump’a karşı hangi kozlara sahip?

Delcy Rodriguez, yemin töreninde "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)
Delcy Rodriguez, yemin töreninde "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)

Venezuela'nın geçici lideri Delcy Rodriguez, bir yandan Chavismo tabanına anti-emperyalist söylemle mesaj verirken, diğer yandan da Donald Trump yönetiminin baskısıyla daha pragmatik bir çizgi izlemeye çalışıyor.

BBC'nin analizinde, Karakas ve Washington arasında tek taraflı bir bağımlılık ilişkisi olmadığı, Rodriguez'in Trump'a karşı belirli kozları elinde tuttuğu yazılıyor.

Analize göre Rodriguez yönetiminin Amerikan petrol şirketlerine kapıyı aralayan düzenlemeleri ve Washington'la vardığı petrol sevkiyatı anlaşmaları, mevcut ABD-Venezuela ilişkilerinin temelini oluşturuyor.

Trump'ın Venezuela petrolünü küresel arz denklemine dahil etme isteği, Karakas'ta istikrarsızlık ihtimalini göze alamayacağı anlamına geliyor.

Londra merkezli düşünce kuruluşu Chatham House'dan Christopher Sabatini, Rodriguez'in yönetiminin "ABD askeri ve diplomatik desteğine dayalı bir meşruiyet" diye tanımlıyor. Sabatini'ye göre Trump yönetimi, Venezuela'da geri adım görüntüsü vermemek için mevcut düzenin sürmesini tercih ediyor.

Latin Amerika uzmanına göre bu durum Rodriguez'e sınırlı da olsa hareket alanı sunuyor. Trump'ın, Nicolas Maduro'nun devrilmesini "net bir başarı hikayesi" olarak sunmak istediğini, Karakas yönetiminde ani bir dönüşüm riskini göze almak istemediğini savunuyor.

Dolayısıyla ABD'nin Venezuela'daki enerji çıkarları, bölgesel istikrar ihtiyacı ve Trump'ın iç kamuoyuna sunmak istediği "başarılı dış politika" anlatısı, Rodriguez'in de elini güçlendiriyor.

Sabatini şu yorumları paylaşıyor:  

Trump, Venezuela'nın şu anki durumunun sürmesini, her şeyin yolunda olduğu anlatısına aykırı hiçbir şeyin yaşanmamasını istiyor. Bu yüzden Rodriguez, çoğu kişinin fark etmediği şekilde Trump üzerinde bir miktar etkiye sahip. Bu, Trump'ın istediğinden çok daha eşit bir ortaklık.

Rodriguez, kamuoyuna açıklamalarında ABD'yi emperyalist ve işgalci diye nitelemeyi sürdürse de perde arkasında Washington'la temaslar sürüyor. CIA Başkanı John Ratcliffe, geçen ay Karakas'a giderek Venezuela'nın geçici lideriyle birebir görüşmüştü.

Buna ek olarak Rodriguez, Venezuela İçişleri Bakanı Diosdado Cabello ve ona yakın güvenlik yetkilileriyle de arasını iyi tutmaya çalışıyor. ABD yönetimi, Venezuela siyasetinde ağırlığa sahip Cabello'nun başına 2020'de koyduğu 10 milyon dolarlık ödülü bu yıl 10 Ocak'ta 25 milyon dolara çıkarmıştı.

Amerikan özel harekat ekipleri, aylar süren askeri yığınağın ardından 3 Ocak'ta Venezuela'ya kara harekatı başlatmış, başkent Karakas'ı bombalarken Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'i de gece baskınıyla kaçırmıştı.

Rodriguez ise 5 Ocak'taki yemin töreniyle ülkenin başına geçmişti. Diğer yandan Guardian'ın analizinde, Delcy Rodriguez ve abisi Venezuela Ulusal Meclisi Başkanı Jorge Rodriguez'in, Karakas baskınından önce Beyaz Saray'la anlaştığı öne sürülmüştü.

Independent Türkçe, BBC, Guardian


Trump’ın Gazze polis gücü planı: “Hamas karşıtı çetelerden savaşçı devşirilecek”

Yeni polis gücünün başına geçebileceği iddia edilen Hüsam Astal, İsrail'le koordineli çalıştıklarını söylemişti (Telegraph/Facebook)
Yeni polis gücünün başına geçebileceği iddia edilen Hüsam Astal, İsrail'le koordineli çalıştıklarını söylemişti (Telegraph/Facebook)
TT

Trump’ın Gazze polis gücü planı: “Hamas karşıtı çetelerden savaşçı devşirilecek”

Yeni polis gücünün başına geçebileceği iddia edilen Hüsam Astal, İsrail'le koordineli çalıştıklarını söylemişti (Telegraph/Facebook)
Yeni polis gücünün başına geçebileceği iddia edilen Hüsam Astal, İsrail'le koordineli çalıştıklarını söylemişti (Telegraph/Facebook)

Donald Trump yönetimi, Gazze'de kurulması planlanan yeni güvenlik gücüne Hamas karşıtı aşiretlerden eleman devşirmeyi planlıyor.

Telegraph'ın aktardığına göre Trump yönetiminin planına İsrail de destek veriyor. Tel Aviv yönetimi, Gazze Şeridi'ndeki Hamas karşıtı çeteleri savaşın başından beri silahlandırıyor.

Planın, Trump'ın Gazze savaşını sonlandırma girişimi kapsamında İsrail'de kurulan Sivil-Askeri Koordinasyon Merkezi'nde (CMCC) aralıkta değerlendirmeye alındığı belirtiliyor.

Diğer yandan organize suç ve uyuşturucu kaçakçılığıyla bağlantılı bu aşiretleri polis gücüne katma teklifinin, Batılı müttefiklerde endişe yarattığı belirtiliyor. Özellikle Birleşik Krallık ve Fransa böyle bir hamleye karşı çıkıyor.

Adının paylaşılmaması şartıyla konuşan bir Batılı yetkili şunları söylüyor:

Bazı yetkililer, ‘Bu saçmalık, aşiretler hem suç örgütü hem de İsrail tarafından destekleniyor' diyerek ciddi tepki gösterdi.

Haberde, aşiret üyelerinin Gazze'de cinayet, adam kaçırma ve yardım kamyonlarını yağmalama gibi suçlara karıştığı ifade ediliyor. Ayrıca büyük aşiretlerden en az ikisinin üyeleri arasında DEAŞ saflarında savaşmış ya da örgüte bağlılık yemini etmiş kişilerin olduğu savunuluyor.

Trump'ın damadı Jared Kushner, Beyaz Saray'ın 10 Ekim'de devreye giren ateşkes ve Gazze'nin yeniden inşası planını ilerletme çabalarında kilit rol oynuyor.

Kushner'ın, Hamas'ın silah bırakmaması ihtimaline karşı Filistinlileri Hamas kontrolündeki alanlardan uzaklaştırmak amacıyla bir planı devreye soktuğu aktarılıyor. Buna göre Filistinliler, İsrail ordusunun kontrolündeki bölgelerde kurulacak geçici "güvenli" yerleşim bölgelerine gönderilecek.

İlk yerleşimin Refah kentinde, Hamas karşıtı aşiretlerden Halk Güçleri'nin etkili olduğu bölgede inşa edildiği belirtiliyor. Çetenin eski lideri Yasir Ebu Şebab'ın öldürüldüğü aralıkta açıklanmıştı. İsrail'in silahlandırdığı örgütün başına Gassan Dahini geçmişti.

Haberde, Gazze'de kurulacak yeni polis gücünün başına, Hamas karşıtı çete liderlerinden Hüsam Astal'ın getirilebileceği de iddia ediliyor. Astal, kasımdaki açıklamasında "Hamas'tan arındırılmış yeni Gazze'yi" kurmak istediklerini söylemişti.

İsrail Başbakanlık Ofisi'nden iddialarla ilgili açıklama yapılmadı. Trump yönetiminden bir yetkiliyse, ABD öncülüğünde kurulacak Uluslararası İstikrar Gücü'ne (ISF) bağlı polis kuvvetiyle ilgili şunları söyledi:

Polis teşkilatı için güvenlik soruşturması sürecine yönelik planlamalar devam ediyor. Başkan'ın da belirttiği gibi, Hamas tam silahsızlanma taahhüdünü derhal yerine getirmelidir.

Independent Türkçe, Telegraph, BBC