Cumhuriyetçiler Trump'ın İran'ın nükleer tesislerini vurmasını övüyor… Demokratlar bunu ‘anayasaya aykırı’ olarak değerlendiriyor

Başkan Donald Trump, ABD ordusunun İran'a ait 3 nükleer tesisi vurmasının ardından Washington'daki Beyaz Saray'da konuşuyor. (AP)
Başkan Donald Trump, ABD ordusunun İran'a ait 3 nükleer tesisi vurmasının ardından Washington'daki Beyaz Saray'da konuşuyor. (AP)
TT

Cumhuriyetçiler Trump'ın İran'ın nükleer tesislerini vurmasını övüyor… Demokratlar bunu ‘anayasaya aykırı’ olarak değerlendiriyor

Başkan Donald Trump, ABD ordusunun İran'a ait 3 nükleer tesisi vurmasının ardından Washington'daki Beyaz Saray'da konuşuyor. (AP)
Başkan Donald Trump, ABD ordusunun İran'a ait 3 nükleer tesisi vurmasının ardından Washington'daki Beyaz Saray'da konuşuyor. (AP)

Cumhuriyetçiler Başkan Donald Trump'ın İran'ın Fordo, Natanz ve İsfahan'daki nükleer tesislerini vurmasını överken, Demokrat temsilcilerin itirazları artmaya başladı. Demokratlar, Başkan Trump'ın anayasaya aykırı hareket ettiğini ve askeri güç kullanımı için Kongre'den yetki almadığını savundular. Bazıları İran rejiminin bölgedeki ABD çıkarlarına, tesislerine ve askerlerine yönelik risklere kapı açan bir misilleme tepkisi verebileceği konusunda uyarıda bulunurken, bazıları da bunu Ortadoğu'da tehlikeli bir adım olarak değerlendirdi.

İki taraftan (Cumhuriyetçiler-Demokratlar) gelen tepkiler, ABD'nin Ortadoğu'da yeni bir savaşa girip girmemesi gerektiği, ABD'nin bölgedeki müdahalesinin kapsamı ve Trump'ın kongre onayı olmadan saldırı emri verme yetkisi konusunda derin bölünmeler olduğunu gösterdi.

Üst düzey Cumhuriyetçiler saldırılara destek verirken Temsilciler Meclisi Başkanı Mike Johnson X platformunda şunları yazdı: “Başkan'ın kararlı eylemi, ‘Amerika'ya Ölüm’ sloganları atan dünyanın en büyük terör destekçisi devletinin dünyanın en ölümcül silahlarını edinmesini engelliyor. İşte ‘Önce Amerika’ budur.” Güney Carolina Senatörü Lindsey Graham da X üzerinden yaptığı açıklamada, “Güzel... Bu doğru bir karardı. Rejim bunu hak ediyor” dedi.

Senato Silahlı Hizmetler Komitesi Başkanı Mississippi Senatörü Roger Wicker, Trump'ın ‘İran rejiminin yarattığı varoluşsal tehdidi ortadan kaldırmak için düşünceli ve sağlam bir karar’ verdiğini söyledi. Cumhuriyetçi çoğunluğun lideri Senatör John Thune da ABD'nin saldırısını överek, İran'ın nükleer silah geliştirme hevesini engellemek için söz konusu adımın gerekli olduğunu ifade etti. Thune, ‘Amerika'ya ölüm’ ve İsrail'i haritadan silme taahhüdünde bulunan İran'daki rejimin, barış için tüm diplomatik yolları reddettiğini belirtti.

Anayasa ihlali

Pensilvanya'dan Demokrat Senatör John Fetterman da saldırıları destekleyerek diğer Demokratların aksine bir tutum sergileyen tek Demokrat oldu. Kentucky'den Cumhuriyetçi Temsilci Thomas Massie ise X hesabı üzerinden yaptığı paylaşımda “Bu anayasaya aykırı” dedi. Connecticut'tan Demokrat Temsilci Jim Himes yaptığı açıklamada, saldırıların Anayasa'nın açık bir ihlali olduğunu söyledi ve “Bunun bölgede daha fazla gerilime, askerlerimize karşı saldırılara yol açıp açmayacağını bilmiyoruz. Durumu yakından izlemeye ve yönetimden cevaplar talep etmeye devam edeceğim” ifadelerini kullandı.

Vermont bağımsız Senatörü Bernie Sanders, Oklahoma eyaletinin Tulsa kentinde düzenlenen bir miting sırasında ABD'nin İran'a yönelik saldırılarını yorumladı ve kalabalığın ‘Savaşa hayır’ sloganları atması üzerine bu saldırıları ‘anayasaya tamamen aykırı’ olarak nitelendirdi. Temsilciler Meclisi Demokrat Azınlık Lideri Hakeem Jeffries ise şunları söyledi: “Başkan Trump niyetleri konusunda ülkeyi yanlış yönlendirmiş, askeri güç kullanımı için Kongre'den yetki alamamış ve ABD'yi Ortadoğu'da felaketle sonuçlanabilecek bir savaşa sokma riskini almıştır. Trump, tek taraflı askeri eyleminden kaynaklanabilecek her türlü ciddi sonucun tam ve eksiksiz sorumluluğunu taşımaktadır.”

Şarku’l Avsat’ın CNN’den aktardığına göre ABD yönetimi, İran'daki saldırıları gerçekleştirmeden önce Kongre'deki üst düzey Cumhuriyetçilere bilgi verdi, ancak Demokrat liderlere bilgi vermedi.

Yüksek alarm

Ortadoğu'daki ABD üsleri İran'ın misillemede bulunacağı beklentisiyle yüksek alarm durumuna geçirildi. Yönetim yetkilileri, bölgedeki yaklaşık 40 bin ABD askerini korumak için önlemler alındığını ve İran'ın zayıflayan kabiliyetlerine rağmen insansız hava araçlarını (İHA) kullanarak bir şekilde karşılık vermesinin beklendiğini söyledi.

hyu78
ABD Başkanı Donald Trump'ı ABD'nin İran'ın nükleer tesislerini bombalamasıyla ilgili bir konuşma yaparken takip eden muhabirler (AFP)

İranlı yetkililer ise üç nükleer tesislerinin saldırıya uğradığını kabul ederek, ABD ve İsrail'e karşı geniş çaplı bir yanıt sözü verdi. İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) tarafından yapılan açıklamada, “Şimdi gerçek savaş başladı” denildi. ABD'nin İran'ı vurmasından önceki günlerde İran Dini Lideri Ayetullah Ali Hamaney, ABD'nin herhangi bir askeri müdahalesinin ‘şüphesiz telafisi mümkün olmayan zararlara yol açacağı’ uyarısında bulundu.

İran nasıl karşılık verecek?

Bazı İran ve İsrail merkezli internet siteleri, İran'ın İsrail'deki Ben Gurion Havaalanı'nı, gaz platformlarını ya da Hayfa ve Aşdod limanları gibi İsrail limanlarını, Nevatim, Horov ve Tel Nof'taki hava üslerini ya da enerji üretim tesislerini hedef alabileceğini öne sürdü. Körfez ülkelerindeki 12 ABD askeri üssünün hedef alınmasını ise, bu ülkelerin İsrail'in İran'a yönelik saldırısını başından beri kınadıklarını açıklamış olmaları ve herhangi bir hedef almanın Körfez ülkelerini düşmanlaştıracağı gerekçesiyle ihtimal dışı bıraktılar. Uzmanlar, İran'ın Hürmüz Boğazı'nda deniz seyrüseferine karşı bubi tuzağı kurabileceği, Körfez ve Kızıldeniz arasındaki Avrupa filosunu hedef alabileceği, Husileri gemilere saldırmaya teşvik edebileceği ve geri kalan vekil güçlerini ABD ve Batı çıkarlarına karşı niteliksel bir operasyon yürütmeye itebileceği, bunun da ABD'nin geniş tepkisine ve Avrupalılar ile NATO'nun İran'a karşı birleşmesine yol açabileceği yönündeki korkularını dile getirdiler.

Trump, Fordo Nükleer Tesisi’nin bombalandığını duyurdu

Başkan Trump bu sabah sürpriz bir hamleyle ABD'nin İran'daki üç nükleer tesisi bombaladığını açıkladı. Truth Social üzerinden açıklamalarda bulunan Trump, “İran'daki Fordo, Natanz ve İsfahan nükleer tesislerine yönelik son derece başarılı saldırımızı tamamladık” ifadelerini kullandı. ABD Başkanı, saldırıyı gerçekleştiren uçakların İran hava sahasını güvenli bir şekilde terk ettiklerini ve ülkelerine dönüşe geçtiklerini belirtti. Şimdi barış zamanı olduğunu ilan eden Trump, bir başka paylaşımında da İran'ın ABD'ye vereceği herhangi bir misilleme yanıtına daha büyük bir güçle karşılık verileceği uyarısında bulundu.

Beyaz Saray'da üç buçuk dakikalık kısa bir konuşma yapan ABD Başkanı, ‘barışın hızlı bir şekilde sağlanmaması’ halinde İran'a yönelik ABD saldırılarını sürdürme tehdidinde bulundu. Trump, Başkan Yardımcısı J.D. Vance, Savunma Bakanı Pete Hegseth ve Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile birlikte yaptığı konuşmada şunları söyledi: “Amacımız İran'ın uranyum zenginleştirme kabiliyetini yok etmek ve dünyanın bir numaralı terör destekçisi devletinin yarattığı tehdidi durdurmaktı. Bu gece dünyaya, saldırıların askerî açıdan büyük bir başarı olduğunu bildirebilirim. İran'ı misilleme yapmaması konusunda uyarıyor ve barış çağrısına kulak vermesini istiyorum. Bu durum devam edemez; ya barış sağlanacak ya da İran için son sekiz günde tanık olduklarımızdan çok daha büyük bir trajedi yaşanacak.”

fgtrhy
Maxar Technologies tarafından çekilen uydu görüntüsü, İran'ın Fordo Nükleer Tesisi ve erişim yolunun genel bir görünümünü gösteriyor. (AFP)

Beyaz Saray perşembe günü Trump'ın İran'ı bombalama kararını iki hafta içinde vereceğini açıklamıştı, ancak B-2 bombardıman uçakları dün öğleden sonra Pasifik Okyanusu’nu geçmeye başladı. Bazı ABD medya kuruluşları Fordo Nükleer Tesisi’ne yönelik saldırıda her biri iki GBU-57 bombası taşıyan üç B-2 bombardıman uçağının kullanıldığını bildirdi. Fordo Nükleer Tesisi’ne toplam 6 bomba atıldı ve Natanz ve İsfahan'a 30 Tomahawk füzesi ateşlendi.

New York Times, ABD Hava Kuvvetleri'ne ait birkaç B-2 bombardıman uçağının Missouri'deki Whiteman Hava Kuvvetleri Üssü'nden havalandığını ve Pasifik Okyanusu'nu geçerek Guam'daki ABD üssüne gittiğini ve kesintisiz uçuş sırasında yakıt ikmali yaptığını belirtti. Beyaz Saray, Başkan Trump'ın Durum Odası'nda Başkan Yardımcısı J.D. Vance, Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Savunma Bakanı Pete Hegseth, CIA Direktörü John Ratcliffe, Beyaz Saray Özel Kalem Müdürü Susie Wiles ve ABD Genelkurmay Başkanı Dan Caine ile birlikte çekilmiş fotoğraflarını yayınladı.

ABD saldırılarından önce İsrail, İran'daki füze mevzilerine yönelik bir hava saldırısı dalgası başlattı ve İsrail ordusu, İran'ın güneybatısındaki Ahvaz bölgesinde füze rampaları ve radarların bulunduğu askeri altyapıyı vurmak üzere 30 savaş uçağı gönderdiğini duyurdu. ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth ve Genelkurmay Başkanı Dan Caine'in bugün saldırılarla ilgili bir basın toplantısı düzenlemesi planlanıyor.



Japonya, Ukrayna’ya silah satabilir mi?

Tokyo'nun silah ihracatı kısıtlamalarını gevşetmesiyle Japon firmalar, Ukraynalı şirketlerle işbirliğini hızlandırdı (AFP)
Tokyo'nun silah ihracatı kısıtlamalarını gevşetmesiyle Japon firmalar, Ukraynalı şirketlerle işbirliğini hızlandırdı (AFP)
TT

Japonya, Ukrayna’ya silah satabilir mi?

Tokyo'nun silah ihracatı kısıtlamalarını gevşetmesiyle Japon firmalar, Ukraynalı şirketlerle işbirliğini hızlandırdı (AFP)
Tokyo'nun silah ihracatı kısıtlamalarını gevşetmesiyle Japon firmalar, Ukraynalı şirketlerle işbirliğini hızlandırdı (AFP)

Ukrayna, silah ihracatı kısıtlamalarını gevşeten Japonya'yla anlaşma yapmak istiyor.

Kiev'in Japonya Büyükelçisi Yuriy Lutovinov, Reuters'a açıklamasında Tokyo yönetiminin silah ihracatı kısıtlamalarını büyük ölçüde kaldırmasını memnuniyetle karşıladıklarını söylüyor. Rus işgaline karşı direnişte Japonya yönetimiyle işbirliği yapmak istediklerini yeni yayımlanan röportajda belirtiyor:

Bu gelişme ileride yapılabilecek görüşmelerin önünü açtı. Teorik olarak bu çok büyük bir adım.

Sanae Takaiçi hükümeti, ölümcül silah ve savunma ekipmanlarının yabancı ülkelere satışı üzerindeki kısıtlamaları 21 Nisan'da gevşetmişti.

Yeni düzenleme kapsamında savunma teçhizatı "silah" ve "silah dışı" şeklinde sınıflandırılmıştı. Radar sistemleri gibi "silah dışı" ekipmanın ihracatına yönelik sınırlama kaldırılırken, füze gibi "silah" kategorisindeki ekipmanın sadece Japonya'yla savunma anlaşması yapan ülkelere satışına izin verilmişti.

Öte yandan çatışma halindeki ülkelere silah ihracatı yasağının devam edeceği bildirilmişti. Fakat yönetimin ulusal güvenliğin tehlikede olduğunu düşündüğü "istisnai durumlarda" bu satışların gerçekleştirilmesinin de önü açılmıştı.

Rusya'nın 2022'deki saldırılarıyla başlayan Ukrayna savaşında dönemin Japonya Başbakanı Fumio Kişida, "Bugünün Ukrayna'sı, yarının Doğu Asya'sı olabilir" uyarısı yaparak Kiev'in işgalinin Tokyo'nun ulusal güvenliğini de riske attığını vurgulamıştı.

Lutovinov, bu riskin hâlâ geçerli olduğunu savunuyor:

Ukrayna düşerse bu, büyük bir domino etkisi yaratacaktır. Bu yüzden Hint-Pasifik ve Avrupa kıtası güvenlik açısından birbirinden ayrı düşünülemez.

Sanae Takaiçi, Ukrayna'ya silah satışını destekleyeceğine dair herhangi bir işaret vermedi. Ancak kasımda Ukrayna lideri Volodimir Zelenski'yle yaptığı telefon görüşmesinde Moskova'ya karşı Kiev'i desteklediklerini söylemiş, en kısa zamanda savaşın sonlandırılmasını istediklerini belirtmişti.

Japonya, ulusal güvenliğinin tehdit altında olduğunu söyleyerek "istisnai durum" kapsamında Ukrayna'ya silah gönderebilir. Ya da Kiev yönetimi, silah tedariki için Tokyo'yla savunma paktı imzalayabilir. Japon yönetimi, Almanya, Avustralya, Filipinler ve Vietnam dahil 18 ülkeyle böyle bir anlaşmaya sahip.

Ukrayna'nın ABD menşeli Patriot füzelerine bağımlılığını azaltmak için kendi hava savunma sistemini geliştirmeye çalıştığını belirten Lutovinov, Tokyo'nun bu programa finansal destek sağlayabileceğini de söylüyor.

Japon drone üreticisi Terra Drone'dan 28 Nisan'da yapılan açıklamada, Ukraynalı WinnyLab şirketiyle uzun menzilli insansız hava aracı üretimi için işbirliği yapılacağı duyurulmuştu. Terra Drone CEO'su Toru Tokuşige, Japonya'nın silah ihracatı düzenlemesinin süreci kolaylaştırdığını belirtmişti.

Diğer yandan Pekin yönetimi, Tokyo'nun hamlesine tepki göstermişti. Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Guo Jiakun, Japonya'nın II. Dünya Savaşı sonrasında oluşturduğu barışçıl Anayasa'yı terk etmeye başlayarak "somut adımlarla yeniden silahlanma sürecini hızlandırdığını" söylemişti.

Independent Türkçe, Reuters, Kyiv Independent, Global Times


İsrail ordusu, Hizbullah’ın drone saldırılarını durduramıyor

İsrail ordusu, ateşkese rağmen Lübnan'ın güneyindeki işgalini sürdürüyor (Reuters)
İsrail ordusu, ateşkese rağmen Lübnan'ın güneyindeki işgalini sürdürüyor (Reuters)
TT

İsrail ordusu, Hizbullah’ın drone saldırılarını durduramıyor

İsrail ordusu, ateşkese rağmen Lübnan'ın güneyindeki işgalini sürdürüyor (Reuters)
İsrail ordusu, ateşkese rağmen Lübnan'ın güneyindeki işgalini sürdürüyor (Reuters)

Lübnan'da Hizbullah, İsrail birliklerine karşı FVP (First person view/birinci şahıs görüşlü) drone'ları gittikçe daha yoğun şekilde kullanıyor.

Wall Street Journal'ın (WSJ) haberinde Hizbullah militanlarının, pilotun insansız hava aracı (İHA) üzerindeki kameradan gelen görüntüyü anlık olarak izleyebildiği bu drone'larla etkili saldırılar düzenlediği belirtiliyor.

Hizbullah, Haziran 2024'te FPV'leri denemeye başlamış ancak İsrail'in Şii örgüte ait çağrı cihazlarını patlatması üzerine bu operasyonlar askıya alınmıştı.

Örgütün son dönemde düzenlediği saldırılarla FPV drone'lar yeniden gündeme geldi.

Düşük maliyetli drone'larla düzenlenen bu saldırıların, "İsrail ordusu için Gazze ve Lübnan'daki önceki çatışmalarda karşılaşmadığı ciddi bir tehdit oluşturduğu" vurgulanıyor.

Rusya-Ukrayna savaşında sıkça kullanılan yüksek manevra kabiliyetine sahip FPV drone'lar, son dönemde Irak'taki İran destekli Şii milislerin ABD varlıklarına yönelik saldırılarında da görülmüştü.  

Hizbullah, İHA'larla İsrail birliklerine düzenlediği operasyonların propaganda videolarını da yayımlıyor. Uzmanlara göre görüntüler, drone'ların yetenekli pilotlar tarafından kullanıldığını ve örgütün İHA operatörlerinin özel eğitim aldığını ortaya koyuyor.

Analizde, Lübnanlı Şii örgütün fiber optik sisteme sahip FPV'leri kullandığına dikkat çekiliyor. Bunların elektronik saldırılara karşı dayanıklı olduğu ve İsrail ordusunun İHA'lara uzaktan müdahale etmesini zorlaştırdığı vurgulanıyor.

İsrail hükümeti ve ordusu, Ukrayna'daki emsale rağmen FPV drone saldırılarına karşı gerekli önlemleri almadığı için giderek artan eleştirilerle karşı karşıya.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu da salı günkü açıklamasında bu tehlikeyle ilgili adım attıklarını duyurmuştu:

İHA tehdidini ortadan kaldırmaya yönelik özel bir proje için birkaç hafta önce talimat verdim. Zaman alacak ama bunları da havaya uçuracağız.

Lübnan'ın güneyinde görev yapan İsrailli bir asker, günde en az 10 drone uyarısı aldıklarını ve Hizbullah'ın bölgede sürekli İHA uçurduğunu söylüyor.

Analist Yigal Levin ise "İsrail, bu operatörleri ortadan kaldırmazsa daha da gelişecekler. Deneyim kazanıyorlar. İHA'ları arızalansa bile bu da bir deneyimdir" diyor.

ABD Başkanı Donald Trump, Lübnan'la İsrail arasında 17 Nisan'da yürürlüğe giren 10 günlük geçici ateşkesin 3 hafta daha uzatıldığını 23 Nisan'da duyurmuştu.

Ateşkese rağmen İsrail ordusu Lübnan'ın güneyindeki operasyonlarını sürdürürken, Hizbullah ise anlaşmayı ihlal ettiği gerekçesiyle İsrail birliklerine saldırılar düzenliyor.

Independent Türkçe, Wall Street Journal, Ynet


NATO ve Çin... Hızlı rakibe karşı koyan yavaş bir ittifak

Pekin’de bir otomobil fuarı... Büyük bir endüstriyel güç (AFP)
Pekin’de bir otomobil fuarı... Büyük bir endüstriyel güç (AFP)
TT

NATO ve Çin... Hızlı rakibe karşı koyan yavaş bir ittifak

Pekin’de bir otomobil fuarı... Büyük bir endüstriyel güç (AFP)
Pekin’de bir otomobil fuarı... Büyük bir endüstriyel güç (AFP)

Antoine el-Hac

Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü’nün (NATO) 1949 yılında kurulmasının temel amacı, Sovyetler Birliği’ne karşı kolektif savunmayı sağlamaktı. Bu çerçevede, ittifaka üye herhangi bir ülkeye yönelik saldırı, tüm üyelere yapılmış sayılıyordu. Dönemin ABD Başkanı Harry Truman da savaş sonrası yorgun düşen Avrupa’da Amerikan varlığını kalıcı hale getirerek güvenliği sağlamak ve stratejik bir boşluk oluşmasını önlemek istiyordu.

Sovyetler Birliği’nin ve beraberindeki sosyalist bloğun dağılmasıyla Soğuk Savaş sona erdi. Bu gelişme NATO’yu yeni koşullara uyum sağlamaya zorladı. İttifak, Avrupa dışındaki bölgelerde de operasyonlar yürütmeye başladı. Bu kapsamda Balkanlar’da Bosna ve Kosova savaşlarında rol aldı, 11 Eylül 2001 saldırılarının ardından Afganistan’da görev üstlendi. Ayrıca Afrika Boynuzu açıklarında korsanlıkla mücadeleye yönelik deniz operasyonları gerçekleştirdi; istihbarat paylaşımı ve terörle mücadele alanlarında iş birliğini artırdı.

NATO, görev alanını genişleterek üye olmayan ülkelerle de iş birliği geliştirdi. Tehdit tanımını siber güvenlik, hibrit savaş yöntemleri ve enerji güvenliği gibi başlıkları kapsayacak şekilde güncelledi. Son dönemde Çin’in oluşturduğu tehdit de bu çerçevede değerlendirilmeye başlandı.

Sonuç olarak NATO, Avrupa merkezli bir savunma ittifakı olmaktan çıkarak, ABD’nin öncülüğünde daha geniş ve küresel bir güvenlik rolü üstlendi. Bununla birlikte ittifak, günümüzde de Avrupa içindeki tehditlere karşı caydırıcılığını sürdürmeye devam ediyor.

Merkezi Brüksel’de bulunan NATO, son yıllarda stratejik nedenlerle ilgi alanını Hint-Pasifik bölgesine doğru genişletti. Bu yönelimin başlıca nedenleri arasında küresel güvenliğin giderek daha fazla birbirine bağlı hale gelmesi, siber tehditlerin artması, tedarik zincirlerinin kesintisiz işlemesinin önemi ve gelişmiş teknolojilerin coğrafi sınırların etkisini azaltması yer alıyor.

Çin’in yükselişi

Bu yönelimin bir diğer nedeni de Çin’in yükselişinin, küresel güç dengelerini etkileyen stratejik bir meydan okuma olarak görülmesidir. Bu nedenle kuruluşta 12 üyeden oluşan, bugün ise 32 üyeye ulaşan NATO ülkeleri, özellikle küresel ekonomi açısından kritik öneme sahip Hint-Pasifik bölgesindeki ticaret yollarını korumaya önem veriyor. Bu çerçevede Malezya ile Endonezya arasındaki Malakka Boğazı öne çıkıyor. Hint Okyanusu ile Güney Çin Denizi’ni birbirine bağlayan bu geçit, dünya ticaretinin yaklaşık yüzde 25’inin yıllık olarak geçtiği en önemli deniz yollarından biri olarak kabul ediliyor. Aynı zamanda Çin, Japonya ve Güney Kore gibi büyük Asya ekonomilerine petrol ve enerji taşınmasında ana arter işlevi görüyor.

Belçika’nın başkenti Brüksel’deki NATO karargâhının önünde dalgalanan NATO bayrağı (DPA)Belçika’nın başkenti Brüksel’deki NATO karargâhının önünde dalgalanan NATO bayrağı (DPA)

NATO üyesi ülkeler, çeşitli temel nedenlerden ötürü Çin konusunda ‘stratejik kaygı’ duyuyor. Bu kaygıların başında, Çin’in özellikle füze sistemleri, uzay teknolojileri ve siber kapasite gibi alanlarda ordusunu hızla geliştirmesi geliyor. Bu durumun, küresel güç dengesini değiştirdiği değerlendiriliyor.

İkinci önemli unsur ise Çin’in ekonomik yükselişi. Pekin yönetimi, Kuşak ve Yol Girişimi gibi projeler aracılığıyla Asya, Afrika ve Avrupa’da ekonomik ve siyasi etkisini genişletiyor. Bu süreç, NATO’nun etki alanına yakın ülkelerde Çin’e yönelik bağımlılık oluşturabileceği endişesini beraberinde getiriyor.

Endişeleri artıran bir diğer gelişme de Çin ile Rusya arasındaki yakınlaşma. Özellikle Rusya’nın Şubat 2022’de Ukrayna’ya başlattığı saldırının ardından bu ilişkinin derinleşmesi, Batı’ya karşı iki büyük gücün koordinasyon içinde hareket edebileceği değerlendirmelerine yol açıyor.

Öte yandan, yapay zekâ, iletişim ağları ve yarı iletkenler gibi alanlarda küresel ölçekte dolaylı bir rekabet sürüyor. NATO, teknolojik üstünlüğün güvenliğin temel unsurlarından biri olduğu görüşünü benimsiyor.

Bu çerçevede NATO, Japonya, Güney Kore, Avustralya ve Yeni Zelanda ile ortaklık ve iş birliği anlaşmaları imzaladı. Bu anlaşmalar; ortak askeri tatbikatlar, istihbarat paylaşımı ve siyasi koordinasyonu kapsıyor. Ancak ittifakın Hint-Pasifik bölgesine üyelik genişlemesi planlamadığı, bunun yerine kalıcı askeri varlıktan ziyade esnek ortaklık modellerine odaklandığı ifade ediliyor.

Malakka Boğazı’nda seyreden Tayvan bandıralı bir yük gemisi (EPA)Malakka Boğazı’nda seyreden Tayvan bandıralı bir yük gemisi (EPA)

Sonuç olarak NATO’nun bu geniş coğrafyada artan angajmanı, ittifakın bölgesel bir yapıdan küresel ölçekte etkili bir güvenlik aktörüne dönüştüğünü gösteriyor. Bununla birlikte NATO, Avrupa dışına resmi olarak genişlemekten ziyade, mevcut ortaklıklarını sürdürmeyi ve güçlendirmeyi tercih ediyor.

Uzun soluklu bir tehdit

NATO’nun Çin’i, Sovyetler Birliği döneminde olduğu gibi doğrudan bir düşman olarak değil, ‘uzun soluklu bir tehdit’ olarak gördüğü belirtiliyor. Bu yaklaşımın, Pekin’in küresel ölçekte nüfuzunu artırma çabalarının yakından izlenmesi gerekliliğine dayandığı ifade ediliyor.

Haziran 2021’de Brüksel’de düzenlenen NATO zirvesinde liderler, ‘Çin’in ilan ettiği hedefleri ve giderek daha iddialı hale gelen politikalarının, kurallara dayalı uluslararası düzen açısından sistematik zorluklar oluşturduğu ve ittifakın güvenliğiyle bağlantılı alanları etkilediği’ değerlendirmesinde uzlaştı. Liderler ayrıca, Pekin’in yükselişine karşı çok boyutlu ve kararlı bir ortak yanıt geliştirme taahhüdünde bulundu. Bu açıklamalara sert tepki veren Çin hükümeti ise ‘başkaları için sistematik bir tehdit oluşturduğu’ iddialarını reddederek, kendisine yönelik benzer adımlar karşısında sessiz kalmayacağını bildirdi.

Öte yandan birçok Batılı ülke, Çin’i, küresel tedarik zincirleri ve geleceğin kritik teknolojileri üzerinde uzun vadeli hâkimiyet kurmaya çalışmakla suçluyor. Pekin’in doğrudan yabancı yatırımlar yoluyla yenilikçi şirketler üzerinde kontrol sağlamayı hedeflediği, ayrıca devlet destekli siber faaliyetler aracılığıyla ticari veriler ve fikri mülkiyetin geniş çapta ele geçirildiği iddia ediliyor.

Bununla birlikte Batı’da giderek güçlenen görüş, Çin’in güçlü bir rakip olduğu yönünde. Mevcut durumda doğrudan askerî bir tehdit olarak görülmese de ülkenin zamanla daha demokratik bir yapıya evrileceği ya da liberal uluslararası düzene uyum sağlayacağı yönündeki beklentilerin büyük ölçüde ortadan kalktığı değerlendiriliyor. Antoine el-Hac'ın Şarku'l Avsat için kaleme aldığı analize göre uzun vadede Batılı demokrasiler, geniş inovasyon kapasitesi, teknolojik ilerleme hızı, artan askerî gücü ve küresel ticaret ile yatırımlardaki etkisi nedeniyle Çin’i Rusya’dan daha büyük bir stratejik rakip olarak görüyor.

Tayvan açıklarında bir Çin fırkateyni (EPA)Tayvan açıklarında bir Çin fırkateyni (EPA)

Atlantik kısıtlamaları

NATO’nun Çin’e karşı geliştirmeye çalıştığı stratejiler, çeşitli engellerle karşı karşıya bulunuyor. Bu engellerin başında, ittifak içinde kararların oy birliğiyle alınması geliyor. Bu durum, her üye ülkeye fiili bir ‘veto hakkı’ tanırken, karar alma süreçlerinin yavaşlamasına ve çoğu zaman etkisi sınırlı uzlaşmalarla sonuçlanmasına yol açıyor. Nitekim son dönemde bazı NATO ülkelerinin, ABD Başkanı Donald Trump’ın Hürmüz Boğazı’nda Amerikan güçlerine destek verilmesi yönündeki talebini, bu çatışmanın kendi çıkarlarını doğrudan ilgilendirmediği gerekçesiyle reddettiği görüldü.

Başka bir ifadeyle NATO, ulusların üzerinde bir yapı değil; her üye devlet kendi askerî güçleri üzerinde tam egemenliğini koruyor. Bu nedenle askerî operasyonlara katılım gönüllülük esasına dayanıyor. Bu durum, ortak planlama ve eşgüdümlü uygulamayı zorlaştırırken, askerî kapasitesi diğer tüm NATO ülkelerinin toplamından daha yüksek olan ABD’nin çoğu zaman en büyük yükü üstlenmesine neden oluyor. Özellikle Hürmüz Boğazı örneğinde olduğu gibi, ittifakın coğrafi sınırları dışındaki operasyonlarda bu durum daha belirgin hale geliyor.

Buna ilave olarak üye ülkeler arasında öncelik farklılıkları da bulunuyor. Doğu Avrupa ülkeleri, Soğuk Savaş’ın sona ermesinden sonra yeniden canlanabileceği endişesiyle Rusya’nın caydırılmasına odaklanırken; bazı diğer üyeler terörle mücadeleye veya Küresel Güney’de istikrarın sağlanmasına öncelik veriyor.

Almanya’da düzenlenen NATO tatbikatı sırasında Macaristan’a ait tanklar (AP)Almanya’da düzenlenen NATO tatbikatı sırasında Macaristan’a ait tanklar (AP)

Bu çerçevede, ittifakın temel dayanağı olan birlikteliğin korunması giderek zorlaşıyor. Oy birliği zorunluluğu, ulusal egemenlik hassasiyetleri, çıkar farklılıkları ve askerî harcamaların artırılması konusundaki anlaşmazlıklar bu zorluğu derinleştiriyor. Washington uzun süredir müttefiklerinden savunma bütçelerini yükseltmelerini talep ederken, başta Fransa olmak üzere bazı Avrupa ülkeleri ABD’den bağımsız bir stratejik çizgi izlemeyi ve Avrupa savunma kapasitesini güçlendirmeyi müzakere ediyor.

Bu tablo karşısında, karar alma süreçleri görece yavaş ilerleyen NATO, hızlı hareket eden Çin gibi bir güçle nasıl rekabet edebilir?

Bu durumun, Washington’un NATO içindeki diğer üyelere yönelik mesafeli tutumunun ve zaman zaman ittifakın geleceğini sorgulayan açıklamalarının arkasındaki nedenlerden biri olup olmadığı da tartışılıyor.