İsrail-İran savaşı ve ABD’nin Suriye’deki askeri üssü et-Tanf’ın rolü

Asıl amaç, İran'ın İsrail için bir tehdit olarak kalmaya devam etmesini sınırlamak

Suriye'deki et-Tanf Üssü’nde görevli İki ABD askeri, 12 Mart 2025 (US Army)
Suriye'deki et-Tanf Üssü’nde görevli İki ABD askeri, 12 Mart 2025 (US Army)
TT

İsrail-İran savaşı ve ABD’nin Suriye’deki askeri üssü et-Tanf’ın rolü

Suriye'deki et-Tanf Üssü’nde görevli İki ABD askeri, 12 Mart 2025 (US Army)
Suriye'deki et-Tanf Üssü’nde görevli İki ABD askeri, 12 Mart 2025 (US Army)

Muhammed Rimal

İran-İsrail savaşı, 13 Haziran’dan önceki ‘soğuk savaş’ noktasına geri dönüşü olmayan bir yola girdiğine dair işaretler eşliğinde ikinci haftasına girdi. Her iki tarafın da başlangıçta beklediği savaş, askeri ve savaş doktrini açısından 7 Ekim 2023 tarihinden bu yana bölgenin tanık olduğu diğer doğrudan ve dolaylı savaşlardan farklı olarak bu kez direniş grupları ile İsrail arasında değil iki ülke arasında doğrudan yürütülüyor.

İki ülke arasındaki herhangi bir savaşın, eğer bunu durdurmak için çalışan bir arabulucu ya da iki ülkeye belirli bir ‘statüko’ dayatan bir Birleşmiş Milletler (BM) girişimi yoksa, birinin diğerine karşı zaferiyle sonuçlandığı iyi biliniyor. Kısa bir süre önce Pakistan ve Hindistan arasında olduğu gibi, ABD’nin arabulucu olarak iki ülke arasına girmiş ve bir bütün olarak küresel istikrarı tehdit eden gerginliği yatıştırmıştı.

Bu savaşı çevreleyen siyasi ve diplomatik koşullara dönecek olursak, savaşın hem İtalya’nın başkenti Roma’da hem de Umman’ın başkenti Maskat'ta İran'ın nükleer dosyasına ilişkin ABD-İran müzakerelerinin ortasında başladığını ve o dönemdeki göstergelerin bu müzakerelerin çıkmaza girdiği anlamına gelmediğini, aksine hızlandırılmış bir tempoda ilerlediğini ve niteliksel ve kayda değer başarılar elde ettiğini görüyoruz. Analistler bu müzakerelerde ABD’nin Başkan Donald Trump'ın seçilmesinden bu yana izlediği politikaya uygun olarak, bölgedeki gerginliği yatıştırma, doğrudan ya da dolaylı askeri müdahaleye girişmeme ve dikkatini başka bir cepheye, yani Çin'in temsil ettiği ekonomik tehdide yöneltme arzusunu gördüler.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) savaşın başlamasından bir gün önce, İran'ın nükleer silahların yayılmasını önleme yükümlülüklerine uymadığını ilan etti. UAEA üyesi 19 ülke bu açıklama lehinde oy kullanırken, üç ülke karşı çıktı, 11 ülke çekimser kaldı. Bu gelişme, İsrail'in İran'ın nükleer kapasitesini vurması için önceden verilmiş uluslararası bir yetki olarak kabul edildi, çünkü UAEA'nın kararı ile İsrail’in İran’a yönelik saldırısının başlaması arasında geçen süre, askeri denklemlere göre bir ülkenin diğerine saldırı hazırlığı yapması için yeterli değildi.

‘Ortadoğu'nun yeni haritası’ ifadesi, 2023 yılı sonlarında bölgedeki askeri gelişmelerin yaşanmaya başlamasından bu yana İsrail'in siyasi ve askeri söyleminden eksik olmadı. Bu ifade, Suriye rejiminin düşmesi ve Suriye'nin bölgesel arenadaki etkinliğinin nihai olarak sona ermesinin yanı sıra Lübnan ve Irak cephelerinin etkisizleştirilmesinden sonra sahada daha da anlamlı hale geldi. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, bu durumu direniş ekseninin başını ortadan kaldırmak için bir fırsat olarak gördü. ABD ile İran arasında nükleer dosya konusunda yapılan müzakerelerin tıkanmasından faydalanarak ABD yönetimine İran'a askeri baskı uygularsa bunun onu bu dosyada taviz vermeye iteceğini, ancak asıl amacın İran'ın İsrail'e tehdit olarak kalma kabiliyetini sınırlamak olduğunu telkin etti. Netanyahu da ‘bu savaşın dünyanın çehresini değiştireceğini’ söyleyerek bunu doğruladı.

ABD'nin İran'ın nükleer tesislerine yönelik hava ve füze saldırılarının ardından, ABD'nin de savaşın uzamasını istemediği ortaya çıktı.

Askeri verilere gelince İsrail, ABD’nin İran'a karşı yürüttüğü bir savaşta kenarda durmasının mümkün olmadığının farkında. Lübnan, Gazze, Yemen ve Irak'ta yürüttüğü savaşlarda ABD'nin desteği teçhizat, mühimmat, istihbarat bilgisi ve teknik ve siyasi desteğe dayanıyordu. Ancak bugün ABD, İsrail'in savaşın başlarında belirlediği hedeflerin ötesine geçerek İran rejimini teslim olmaya çağıran Başkan Trump’ın açıklamalarından da anlaşılacağı üzere İran'ın askeri anlamda kendisinin öne sürdüğü şartlara tamamen boyun eğmesini istiyor. ABD Başkanı bu savaşa müdahale etmekle daha fazla ilgilendi. Çünkü İsrail'in Lübnan ve Gazze cephelerinde yürüttüğü savaşlar istediği sonuçları vermedi. Yani Gazze cephesi zaman zaman karşılıklı askeri operasyonlara tanık olduğu için düşman askeri varlığının ortadan kaldırılması ve savaşı durduracak, rehineleri serbest bırakacak ve Gazze halkı üzerindeki insani kuşatmayı kaldıracak bir çözüme ulaşılamadı. İsrail, Lübnan cephesinde ABD ve uluslararası toplumu da arkasına alarak, Hizbullah'ın silahsızlandırılması konusunda üzerine düşeni yapması için Lübnan devletine baskı yapmaya devam ediyor. Belki de İsrailliler İran'ı vurmanın önce bölgedeki siyasi ve askeri nüfuz haritasını değiştireceğini, ardından nüfuzlarına ve İsrail için oluşturdukları tehdit düzeyine bakılmaksızın diğer cephelerin dinamiklerini etkileyeceğini düşünüyor olabilirler.

xcdfrgt
ABD Başkanı Donald Trump, İran'ın nükleer tesislerini bombaladıktan sonra Tel Aviv'de ‘Teşekkür Bay Başkan’ yazılı pankartlar asıldı, 22 Haziran 2025 (AFP)

ABD'nin İran'ın nükleer tesislerine yönelik hava ve füze saldırılarının ardından, ABD'nin de iki nedenden ötürü savaşın uzamasını istemediği ortaya çıktı. Bunlardan birincisi, ABD'nin iç işlerini İran'ın nükleer dosyasından daha fazla etkileyen dünyadaki diğer dosyalara olan dikkatini dağıtacak bir yıpratma savaşının bataklığına düşmek istememesi, ikincisi ise uzayan bir savaşın İsrail'in askeri ve sivil kabiliyetlerini de tüketecek olması. İsrail içinden sızan görüntüler, İsrail ekonomisinin son iki yıldır uğradığı ekonomik kayıpların yanında İsrail toplumunun ve özellikle de sivil toplumun İran’ın füzeli saldırılarının sahadaki sonuçlarına uzun süre dayanamayacağını açıkça gösteriyor. Bu durum İsrail'in İran'ın askeri ve sivil tesislerini hedef almasının boyutlarını küçümsemek anlamına gelmese de İran'ın tüm hayati sivil, askeri ve ekonomik tesislerinin coğrafi olarak sınırlı bir alanda kümelendiği ve herhangi birini İran'ın herhangi bir füze saldırısı için kolay bir hedef haline getirdiği İsrail'deki durumun aksine, İran'ın tesislerinin İran'ın geniş topraklarının doğasının dayattığı geniş alanlara dağılmış olması, iki ülke arasındaki temel farkı teşkil ediyor.

İran yönetimi kendisini Amerikalılar ve İsraillilerin tek bir hedeflerinin olduğu, yani rejimi devirmeyi amaçladıkları bir savaşla karşı karşıya buldu. İranlılar bunun gerçekleşmesini önlemek için askeri olarak çabalıyor.

Öte yandan İran yönetimi kendisini Amerikalılar ve İsraillilerin tek bir hedeflerinin olduğu, yani rejimi devirmeyi amaçladıkları bir savaşla karşı karşıya buldu. İranlılar bunun gerçekleşmesini önlemek için askeri olarak çabalıyor. İsrailliler gibi onlar da bu savaşta arabulucuların bir rolü olmadığını biliyorlar. Savaş uzar ve rejimin düşmesine yol açmazsa, iki tarafın, sponsorlarının niteliği henüz belli olmayan, İsrail'in savaşı başlattığını iddia ettiği İran’ın nükleer tehdidini azalttığını söyleyeceği bir anlaşmayı kabul etmesi de ihtimaller dahilinde. Böyle bir durumda İsrail Lübnan ve Gazze'de yaptığı gibi diğer yüksek tavanlı hedeflerinden geri adım atabilir. İran ise İsrail'in rejimi devirme projesini engellediğini ve İsrail'e eşi benzeri görülmemiş kayıplar verdirdiğini söylüyor.

Ancak bu savaşın bu senaryoya göre sonuçlanması halinde iki temel sonuç ortaya çıkar. Bunlardan birincisi, işgal altındaki topraklarda dört seviyede dağıtılan önleyici füze kabiliyetlerinin, hava üstünlüğüne rağmen İsrail’in iç kesimlerinin ve hayati tesislerinin hedef alınmasını engelleyememiş olması, ikincisi ise İran'ın varoluşsal bir tehlike içindeymiş ya da her zaman yakın bir tehlike içinde kalacakmış gibi davranması. Hedefin nükleer program değil, rejim olduğu düşünüldüğünde, uluslararası toplumun bu programa yönelik geniş muhalefeti ve rejimin sözde müttefikleri olan Rusya, Çin ve Pakistan'ın pratikte destekleyici bir tutum sergilememesinin temsil ettiği yeni bir uluslararası faktörle birlikte, bu durum onu nükleer yeteneklerini geliştirmeye itiyor.

Saha verilerine göre bu senaryonun gerçekleşme ihtimalinin henüz öngörülebilir olmaması ABD'nin doğrudan müdahalesine kapıyı araladı. ABD'ye göre bu müdahale, ABD de dahil olmak üzere tüm tarafların lehine olmaktan ziyade ABD'yi angajman kurallarını değiştirmeye sevk edebilecek uzun vadeli bir savaşı önlemeyi amaçlıyor. ABD’nin Suriye’deki askeri üsleri, Amerikalıların güç dengesini değiştirmek için bahse girdiği saldırılar için yalnızca bir sıçrama tahtası olarak kullanılabilir. Bunun en önemli sonuçları arasında İsrail’in iç kesimlerinin hedef alınmasını sınırlamak ve İran’ı uluslararası himaye altında, nükleer dosyayı askeri kullanımlarının dışına çıkaran ve askeri ve sivil yapılarını etkileyen kayıplardan sonra İsrail'i rehabilite eden bir çözümü kabul etmeye zorlamak yer alabilir.

Suriye'deki askeri üslerin kullanımı her bir üssün coğrafi konumuna göre belirleniyor. Suriye'nin kuzeydoğusundaki Ömer ve Koniko petrol ve gaz sahalarının yakınlarındaki askeri üsler, İran'a yakınlıkları nedeniyle kolay hedef olabilecekleri için bu savaşta kullanılmayacak. Bu durum Irak'la olan et-Tanf Sınır Kapısı’nın 24 kilometre batısında yer alan et-Tanf Askeri Üssü’nü ABD saldırılarının başlangıç noktası haline getiriyor. Çünkü bu üs Uluslararası Koalisyona ait ve burada sadece ABD askerleri bulunmuyor. Dolayısıyla buranın hedef alınması aynı anda birden fazla ülkeyle silahlı çatışmaya yol açabilir.

rrtb
Tel Aviv'de İran'a ait bir füzenin patladığı olay yerinde çalışma yapan kurtarma görevlileri, 22 Haziran 2025 (Reuters)

ABD’nin Körfez'deki askeri üslerinin bu savaşın dışında tutulmasıyla da bu olasılığın nedenlerinden biri. Körfez ülkelerinin siyasi olarak İran'a karşı bir savaşa tamamen karşı bir tutum sergiliyorlar. Bu ülkeler, savaşa dahil olmayı ve topraklarını İran'ın hedef alınması için kullanılmasını reddederken müdahalelerinin Çin ve Rusya gibi diğer ülkelerle ilişkilerine zarar vermemesi için proaktif bir duruş benimsiyorlar.

Peki kim kimin bileğini bükecek? Kim daha fazla darbeye dayanabilecek? Bu soruların cevapları devam eden savaşın sonucunu ve bitiş tarihini belirleyecek.



İran'a yönelik saldırı tehditleri arasında "Gerald Ford" uçak gemisi Akdeniz'e girdi

Geçtiğimiz ay Karayipler'de düzenlenen komuta devir teslim töreni sırasında ABD Donanması'nın 8. Hava Kanadı'na ait uçaklar USS Gerald Ford uçak gemisinin üzerinden uçtu (ABD Donanması)
Geçtiğimiz ay Karayipler'de düzenlenen komuta devir teslim töreni sırasında ABD Donanması'nın 8. Hava Kanadı'na ait uçaklar USS Gerald Ford uçak gemisinin üzerinden uçtu (ABD Donanması)
TT

İran'a yönelik saldırı tehditleri arasında "Gerald Ford" uçak gemisi Akdeniz'e girdi

Geçtiğimiz ay Karayipler'de düzenlenen komuta devir teslim töreni sırasında ABD Donanması'nın 8. Hava Kanadı'na ait uçaklar USS Gerald Ford uçak gemisinin üzerinden uçtu (ABD Donanması)
Geçtiğimiz ay Karayipler'de düzenlenen komuta devir teslim töreni sırasında ABD Donanması'nın 8. Hava Kanadı'na ait uçaklar USS Gerald Ford uçak gemisinin üzerinden uçtu (ABD Donanması)

Dünyanın en büyük uçak gemisi USS Gerald R. Ford, dün Akdeniz'e girerken görüntülendi. Bu durum, Başkan Donald Trump'ın emriyle yoğunlaştırılmış askeri konuşlandırma kapsamında İran'a karşı askeri müdahale olasılığını gündeme getirdi.

Atlantik Okyanusu'nu Akdeniz'den ayıran Cebelitarık Boğazı'nı geçen geminin fotoğrafı, AFP tarafından Cebelitarık'tan yayınlandı.

Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda davetlilere konuşuyor (AP)Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda davetlilere konuşuyor (Arşiv-AP)

Trump dün, Tahran ve Washington arasında İran'ın nükleer programı konusunda bir anlaşmaya varılamaması durumunda İran'a karşı sınırlı bir saldırı düzenlemeyi "değerlendirdiğini" söyledi.

Bir önceki gün ise karar verme süresinin 10 ila 15 gün olduğunu belirtmişti.

ABD'ye ait bir diğer uçak gemisi olan USS Abraham Lincoln, ocak ayının sonundan beri Ortadoğu'da bulunuyor.

USS Gerald R. Ford'un Akdeniz'e gelmesiyle birlikte, İran'a karşı olası saldırılara hazırlık amacıyla önemli bir askeri yığılmanın yaşandığı bölgede ABD'nin ateş gücü önemli ölçüde arttı.

Aşağıda, Orta Doğu'da veya yakınlarında konuşlandırılmış en önemli Amerikan askeri varlıklarının listesi yer almaktadır:

Gemiler

ABD'li bir yetkilinin açıklamasına göre Washington'un şu anda Ortadoğu'da 13 savaş gemisi bulunuyor: bir uçak gemisi (USS Abraham Lincoln), dokuz muhrip ve üç kıyı muharebe gemisi.

Dünyanın en büyük uçak gemisi USS Ford, dün çekilen fotoğrafta Cebelitarık Boğazı'ndan Akdeniz'e geçerken görüntülendi. Üç muhrip eşliğinde konuşlanan geminin varlığıyla, Ortadoğu'daki ABD savaş gemisi sayısı toplam 17'ye ulaşacak.

Her bir uçak gemisi binlerce denizci ve onlarca savaş uçağından oluşan hava filoları taşıyor. İki ABD uçak gemisinin aynı anda Ortadoğu'da bulunması nadir görülen bir durumdur.

Uçaklar

İki uçak gemisinde bulunan uçaklara ilave olarak, X platformundaki açık kaynaklı istihbarat bilgilerine, Flightradar24 uçuş takip sitesine ve medya haberlerine göre, Amerika Birleşik Devletleri Ortadoğu'ya onlarca başka savaş uçağı konuşlandırdı.

Bu uçaklar arasında F-22 Raptor ve F-35 Lightning hayalet savaş uçakları, F-15 ve F-16 savaş uçakları ve operasyonlarını desteklemek için gerekli olan KC-135 havadan yakıt ikmal tankerleri de bulunmaktadır.

New York'taki Soufan Araştırma Merkezi, "50 ilave Amerikan savaş uçağı, F-35, F-22 ve F-16, bu hafta Körfez Arap devletlerindeki üslerde konuşlandırılmış yüzlerce uçağa katılmak üzere bölgeye gönderildi" diye yazdı ve bu adımların "Trump'ın (neredeyse her gün tekrarladığı) görüşmelerin başarısız olması durumunda geniş çaplı bir hava ve füze harekatına girişme tehdidini güçlendirdiğini" belirtti.

Şarku'l Avsat'ın Financial Times'ten aktardığına göre bu hafta onlarca askeri yakıt ikmal ve nakliye uçağı Atlantik Okyanusu'nu geçti. Flightradar24'ten alınan verilere göre son üç günde 39 tanker uçağı potansiyel operasyon bölgelerine daha yakın yerlere yeniden konumlandırıldı. Aynı dönemde C-17 Globemaster III'ler de dahil olmak üzere 29 ağır nakliye uçağı ise Avrupa'ya uçtu.

Bir C-17 uçağı üsten Ürdün'e doğru yola çıktı. Gerçek zamanlı komuta ve kontrol operasyonlarının önemli bir bileşeni olan altı adet E-3 Sentry AWACS erken uyarı ve kontrol uçağı da konuşlandırıldı.

Trump, Tahran'dan yaklaşık 5 bin 200 kilometre uzaklıktaki Diego Garcia'daki ortak ABD-İngiltere üssünü saldırılar başlatmak için kullanma olasılığını öne sürdü; Londra ise bu öneriye ilişkin çekincelerini dile getirdi.

 "Abraham Lincoln" uçak gemisi, 8 Ocak'ta rotasını Ortadoğu'ya çevirmeden önce Pasifik Okyanusu'nda seyrediyor (ABD ordusu)"Abraham Lincoln" uçak gemisi, 8 Ocak'ta rotasını Ortadoğu'ya çevirmeden önce Pasifik Okyanusu'nda seyrediyor (ABD ordusu)

Hava savunma sistemleri

Raporlar ayrıca, Amerika Birleşik Devletleri'nin Ortadoğu'daki karasal hava savunmasını güçlendirdiğini, bölgedeki güdümlü füze destroyerlerinin ise denizde hava savunma yetenekleri sağladığını gösteriyor.

Bu ay, Patriot ve THAAD füze ve uçak savunma sistemlerini işleten 69. Hava Savunma Tugayı'nın merkezi olan Fort Hood'dan altı uçuş gerçekleştirildi.

Üslerdeki ABD güçleri

Kara birliklerinin İran'a karşı herhangi bir saldırı eylemine katılmaları beklenmese de Amerika Birleşik Devletleri'nin Ortadoğu'da misillemeye karşı savunmasız kalabilecek on binlerce askeri personeli bulunmaktadır.

Tahran, Haziran 2015 yılında Washington'un üç İran nükleer tesisini bombalamasının ardından Katar'daki Amerikan üssüne füze fırlatmıştı, ancak bu füzeler hava savunma sistemleri tarafından düşürüldü.


Rapor: Buckingham Sarayı, vergi mükelleflerinin eski Prens Andrew’in savunma masraflarını üstlenmesini engelliyor

 İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)
İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)
TT

Rapor: Buckingham Sarayı, vergi mükelleflerinin eski Prens Andrew’in savunma masraflarını üstlenmesini engelliyor

 İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)
İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)

The Telegraph gazetesinin haberine göre Buckingham Sarayı, eski İngiliz prensi Andrew -kamuoyunda kullanılan adıyla Andrew Mountbatten-Windsor- için doğabilecek hukuki masrafların vergi mükelleflerine yüklenmemesini güvence altına alacak.

Konuya yakın bir kaynak, eski prensin avukatlık ücretlerini karşılayamaması halinde mali yükün ‘kamu hazinesine yansıtılmayacağını’ belirtti. Ancak sarayın söz konusu giderleri hangi kaynaktan karşılayabileceği henüz netlik kazanmadı. Kaynaklar, Kral Charles’ın kardeşinin faturalarını kişisel olarak ödemeyeceğini ifade etti.

Mountbatten-Windsor dün Sandringham House’taki evinde, kamu görevine ilişkin usulsüzlük şüphesiyle gözaltına alındı. Polis, ticari temsilci olarak görev yaptığı dönemde hassas bilgileri Jeffrey Epstein ile paylaştığı iddialarını soruşturuyor.

dfvgthy6yjy6
Andrew Mountbatten-Windsor, kamu görevinde suistimal şüphesiyle gözaltına alındığı gün polis karakolundan ayrılırken (Reuters)

Olası hukuki savunma sürecinde ise Andrew’in yakın çevresinde kalmayı sürdüren tek isim olarak ceza avukatı Gary Bloxsome öne çıkıyor. Bir kaynak dün, “Hâlâ yanında olan tek kişi o” ifadesini kullandı.

The Telegraph’ın haberine göre, Andrew’in gözaltına alınmasının ardından Bloxsome’un hizmetlerine duyulan ihtiyaç daha da artacak. Eski York Dükü, 2020 yılında ABD Federal Soruşturma Bürosu’nun (FBI), çocuklara yönelik cinsel istismar suçlamalarıyla anılan finansör Jeffrey Epstein ile ilişkisine dair yürüttüğü soruşturma sırasında da aynı avukatla çalışmıştı.

Sonrasında Bloxsome’un görevlendirilmesinin isabetli bir karar olduğu değerlendirildi. Prensi çevreleyen utanç verici kriz sürecinde dost ve tanıdıkların zamanla uzaklaştığı belirtilirken, avukatın Andrew’in yanında kalmayı sürdürdüğü aktarıldı. Zaman içinde en yakın isimlerinden biri haline gelen Bloxsome, ‘her an ulaşılabilen avukatı’ olarak tanımlandı; hukuk dosyalarını değerlendirdiği kadar golf sahasında da müvekkiliyle vakit geçirdiği ifade edildi.

Bloxsome’un, yakın zamana kadar Andrew’in Windsor’daki Royal Lodge adlı konutuna giderek yüksek profilli müvekkiliyle çay içmeyi sürdürdüğü kaydedildi.

dvfgthy
Kraliçe II. Elizabeth, 2013 yılında Buckingham Sarayı’nın balkonundan, oğulları Prens Charles (solda) ve Prens Andrew ile birlikte el sallıyor. (AFP)

Ceza avukatı Gary Bloxsome’un, Andrew Mountbatten-Windsor’ı kamu görevinde suistimal suçlamalarına karşı temsil etmesi en güçlü ihtimal olarak görülüyor. Konuya yakın bir kaynak, “Başka kime başvurabilir? O bir ceza avukatı ve bu Gary’nin uzmanlık alanı. Bu görev için ondan daha iyisi yok” dedi. Aynı kaynak, Mountbatten-Windsor’ın başka bir hukukçuya yönelmesinin mantıklı olmayacağını, zira Bloxsome’un geçmiş sürece hâkim olduğunu ve aralarında güçlü bir ilişki bulunduğunu belirtti.

Polisin, prensin Sandringham Kraliyet Arazisi’ndeki geçici konutu Wood Farm’a baskın düzenlediği sırada, Bloxsome The Telegraph gazetesine yaptığı açıklamada gelişmelerden ‘hiçbir şekilde haberdar olmadığını’ söyledi. Avukatın, Andrew’in sorgulandığı polis merkezine gidip gitmediği ise henüz bilinmiyor.

Gözaltı işlemi, Andrew’in Windsor’daki Royal Lodge’dan ayrılarak Norfolk’ta yeni bir hayata başlamasından yalnızca iki hafta sonra gerçekleşti. Bloxsome dışında yakın çevresinin giderek daralması, prensin ruh sağlığına ilişkin endişeleri artırdı.

Taşınmadan önce her gün ata bindiği belirtilen Andrew’in, Windsor’daki geniş konutunda neredeyse tamamen izole bir yaşam sürdüğü ifade edildi. Haberlerde, birkaç ay önce haber takibini bıraktığı öne sürülürken, baskıların artmasıyla birlikte ağır bir depresyon sürecine girdiği de kaynaklar tarafından dile getirildi.

vfgthy
Andrew Mountbatten-Windsor, Royal Lodge yakınlarında ata binerken (Reuters)

Aralık ayında, Londra Metropolitan Polisi’nin ziyareti sonrasında Andrew silah ruhsatlarını ve av tüfeği sertifikalarını teslim etmek zorunda kaldı. Bu adımla ilgili resmi bir gerekçe açıklanmadı. Ancak kaynaklar, kişisel güvenliğinin aile için öncelik olmaya devam ettiğini belirterek, tüm aile üyelerinin emniyetini sağlamak amacıyla ‘özen yükümlülüğünün sürdüğünü’ vurguladı.


Trump: İran'a karşı sınırlı bir saldırı düzenlemeyi değerlendiriyorum

Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
TT

Trump: İran'a karşı sınırlı bir saldırı düzenlemeyi değerlendiriyorum

Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)

ABD Başkanı Donald Trump bugün İran'a karşı sınırlı bir askeri saldırı düzenlemeyi düşündüğünü söyledi, ancak daha fazla ayrıntı vermedi.

ABD ordusu, İran'a karşı birkaç hafta sürebilecek ve güvenlik tesislerinin yanı sıra nükleer altyapıyı da bombalamayı içerebilecek bir operasyona hazırlanıyor.

İran'ı nükleer programı konusunda anlaşmaya varmaya zorlamak için sınırlı bir saldırıyı düşünüp düşünmediği sorulduğunda, Beyaz Saray'da gazetecilere, "Sanırım bunu düşündüğümü söyleyebilirim" dedi.

Trump dün, İran'ın bir anlaşmaya varması için 10 ila 15 günlük bir sürenin "yeterli" olacağına inandığını söyledi. Ancak görüşmeler yıllardır tıkanmış durumda ve İran, füze programını kısıtlama ve silahlı gruplarla bağlarını koparma yönündeki daha geniş ABD ve İsrail taleplerini görüşmeyi reddediyor.

Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre iki ABD yetkilisi, İran'la ilgili ABD askeri planlamasının ileri bir aşamaya ulaştığını ve seçenekler arasında bireyleri hedef alan bir saldırı, hatta Trump'ın emriyle Tahran'da rejim değişikliğinin de yer aldığını söyledi. Bu askeri seçenekler, diplomatik çabaların başarısız olması durumunda ABD'nin İran'la ciddi bir çatışmaya hazırlandığının son göstergesi.

Son haftalarda yapılan dolaylı görüşmelerde çok az ilerleme kaydedildi ve taraflardan biri veya her ikisi bunu savaşa hazırlıkta geciktirme taktiği olarak kullanıyor olabilir.

İran, geçen yıl İsrail ve ABD'nin nükleer ve askeri tesislerini hedef alan 12 günlük saldırılarının yanı sıra ocak ayındaki kitlesel protestoların şiddetle bastırılmasının ardından, hiç olmadığı kadar savunmasız bir konumda bulunuyor.

 İran'ın BM Güvenlik Konseyi'ne dün yazdığı mektupta, BM Büyükelçisi Emir Said İrevani, ülkesinin "gerilim veya savaş aramadığını ve savaş başlatmayacağını", ancak herhangi bir ABD saldırganlığına "kararlı ve orantılı bir şekilde" karşılık vereceğini belirtti.

Şöyle devam etti: “Bu koşullar altında, bölgedeki tüm düşman üsleri, tesisleri ve varlıkları, İran'ın savunma yanıtı çerçevesinde meşru hedefler olarak kabul edilecektir.”

Bu haftanın başlarında İran, dünyanın ticareti yapılan petrolünün yaklaşık beşte birinin geçtiği Körfez'in dar su yolu olan Hürmüz Boğazı'nda gerçek mühimmatlı tatbikatlar gerçekleştirdi. Ülke içinde de gerilim artıyor; yas tutanlar, 40 gün önce güvenlik güçleri tarafından öldürülen protestocuları anmak için törenler düzenliyor ve bazı gösterilerde yetkililerin tehditlerine rağmen hükümet karşıtı sloganlar atılıyor.