Hamaney, Saddam, Kaddafi ve Jong-Un

İran'ın yanıt senaryoları: Tahran hangi yolu izleyecek?

Hamaney, Saddam, Kaddafi ve Jong-Un
TT

Hamaney, Saddam, Kaddafi ve Jong-Un

Hamaney, Saddam, Kaddafi ve Jong-Un

İbrahim Hamidi

İran-İsrail çatışmasının ortasında İran'ın üç ana nükleer tesisi olan Natanz, İsfahan ve Fordow'u vurma kararıyla, ABD Başkanı Donald Trump, sadece tabanı ve dış savaşlara dahil olmama vaatleriyle bağlarını koparmakla kalmadı, aynı zamanda, selefi Amerikan başkanlarının “diplomatik seçeneği” tercih ederek, kaçındıkları “askeri seçeneği” de benimsedi.

Temel soru şu: Dini Lider Ali Hamaney buna nasıl karşılık verecek?

Kitle imha silahlarına sahip olmaya çalışan diğer rejimlerin ve ülkelerin deneyimlerini ve nasıl sonuçlandıklarını gözden geçirelim.

Irak deneyimi. 1981 yılında İran-Irak Savaşı'nın ortasında İsrail, Saddam Hüseyin'in nükleer program inşa etmeyi amaçlayan gizli projesini bombaladı. 1991 yılında Kuveyt'in Saddam'ın işgalinden kurtarılmasının ardından, ABD'nin Saddam’ın muhaliflerine verdiği destek durdu. Bu durum Saddam'ın muhaliflerine karşı üstünlüğünü kanıtlayacak ve karşı devrimi ezecek silahlar kullanmasına olanak tanıdı. 11 Eylül 2001 saldırılarının ardından ABD, Irak'ta kitle imha silahları bulunduğunu ve Saddam'ın bunlara sahip olmaya çalıştığını gündeme getirdi. “Müfettişler” krizi ve daha sonra asılsız olduğu ortaya çıkan iddialar, ABD Başkanı George W. Bush'un 2003 yılında Irak'ı işgal ederek Saddam rejimini devirme kararının gerekçeleri arasında yer alıyordu.

Libya deneyimi. Saddam rejiminin silah zoruyla değiştirilmesi, domino etkisi endişesiyle Trablus'ta yankı buldu. Böylece Pan Am uçağına yerleştirilen bomba da dahil olmak üzere çeşitli maceraları nedeniyle zaten kendisine yönelik ablukanın altında ezilen lider Muammer Kaddafi, 2003 yılı sonunda kitle imha silahları programından vazgeçmeye hazır olduğunu açıkladı. Kaddafi rejimi ve ailesinin hayatta kalması karşılığında kitle imha silahlarından vazgeçildi. Böyle de oldu ve Kaddafi, Batı ve uluslararası çevrelere geçici bir süreliğine geri döndü. Çadırını sokaklara ve lüks sarayların yakınlarına kurdu. 2011 yılında “Arap Baharı”nın patlak vermesinin ardından NATO'nun devreye girmesiyle Kaddafi rejimi değişirken, “Albay”ın sayfası da muhalifleri tarafından kapatıldı.

Esed, 2013 yılında kimyasal silah programından vazgeçti. 2024 yılı sonunda muhalif güçler Şam'a doğru ilerledi ve Esed kaçtı. Rejim değişti ve yeni hükümet ondan kalan tüm kimyasal silah programlarından vazgeçti

Suriye modeli. İsrail uçakları, 2007 yılında Beşşar Esed'in ülkenin kuzeydoğusundaki Deyrizor kırsalında inşa ettiği küçük bir nükleer tesis programını imha etti. Ertesi yıl bir İsrail komando birliği, Esed'in danışmanı ve gizli nükleer programın sorumlusu olan General Muhammed Süleyman'ı öldürdü. Arap Baharı’nın patlak vermesinin ardından Beşşar, barışçıl gösterilere silahla karşılık verdi. Krizin büyümesiyle birlikte Başkan Barack Obama, kimyasal silahların kullanımına karşı uyarıda bulunarak, bunun aşılması halinde güçle karşılık verilecek bir “kırmızı çizgi” olduğunu söyledi. Esed güçleri 2013 yazında kimyasal silah kullandı. Obama neredeyse güç kullanacaktı, ancak diplomatik çözümden yana tavır aldı. Devlet Başkanı Vladimir Putin bunu hemen değerlendirdi ve bir ABD-Rusya anlaşması üzerinde çalıştı: Suriye rejiminin bekası karşılığında Esed’in kimyasal silah programından vazgeçmesi. Kimyasal silahlardan vazgeçilmesi programıyla, 2015'teki askeri müdahalenin ardından Rusya'nın desteğiyle Esed'in nüfuzunu yeniden tesis etmesi programı arasında paralellik vardı.

Suriye’de pek çok değişiklik yaşandı. 7 Ekim 2023'te Gazze Şeridi sınırındaki yerleşim yerlerine düzenlenen saldırının ardından, İsrail'in  Hizbullah ve Suriye'deki İran milislerinin gücünü yok etmesi ve Rusya'nın Ukrayna ile meşgul olmasıyla beraber, muhalif güçler Şam'a doğru ilerledi ve Esed 2024'ün sonunda Moskova'ya kaçtı. Suriye rejimi değişti ve yeni Suriye hükümeti ondan kalan tüm kimyasal silah programlarından vazgeçti.

Babası Kim Jong-İl ve büyükbabası Kim İl-Sung'dan “ertesi günü” miras alan Kuzey Kore lideri Kim Jong-Un, nükleer testleri tekrarlıyor. Onları taşıyacak füzelerle birlikte nükleer bombalarının sayısı 60'ı aştı

Kuzey Kore. Mart 1994'te Washington, Pyongyang'ın nükleer silah geliştirmesine izin vermeyeceğini açıkladı. Kuzey Kore, Mayıs 1994'te nükleer programı konusunda tansiyonu yükselten bir adım atarak, Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması'ndan çekildiğini duyurdu.

Başkan Bill Clinton askeri seçenekten vazgeçip, diplomatik seçeneği benimsemeyi kabul etti. 21 Ekim 1994'te Kuzey Kore ile Washington, Tokyo ve Seul'ün Pyongyang'a iki nükleer reaktör temin etmeyi, yaptırımları kaldırmayı ve enerji için yakıt temin etmeyi taahhüt ettiği, karşılığında Pyongyang'ın nükleer tesislerini uluslararası müfettişlere açmayı kabul ettiği bir anlaşma imzaladı.

ABD, 2002 yılında Kuzey Kore'nin 1994 tarihli anlaşmayı ihlal ederek nükleer silah üretmeye çalıştığını açıkladı. Ülkeye yakıt ihracatını durdurdu. Pyongyang ise anlaşmadan vazgeçip, uluslararası nükleer anlaşmadan çekilerek buna yanıt verdi. 2005 yılında nükleer silah programına sahip olduğunu itiraf etti. 9 Ekim 2006'da ilk nükleer testini başarıyla gerçekleştirdiğini duyurdu. O tarihten bu yana, babası Kim Jong-İl ve büyükbabası Kim İl-Sung'dan “ertesi günü” miras alan Kuzey Kore lideri Kim Jong-Un, nükleer testleri tekrarlıyor. Onları taşıyacak füzelerle birlikte nükleer bombalarının sayısı 60'ı aştı

Hamaney'in önünde, Irak, Libya, Suriye ve Kuzey Kore deneyimleri var ve bunlar çözüm, gerilimi tırmandırma ve sabır arasında İran'ın kaderinin nasıl olabileceğine dair bir fikir veriyorlar

İran senaryosu. Obama yönetimi ve Avrupalı ​​müttefikleri, iki yıl süren müzakerelerin ardından 2015 yılında Tahran ile nükleer programın sınırlandırılması ve askeri nitelik kazanmasının önlenmesi karşılığında yaptırımların kaldırılmasını içeren bir anlaşma imzaladı. Anlaşma, İran'ın istikrarsızlaştırıcı bölgesel rolüne ve balistik füze programına değinmediği için Netanyahu ve Arap devletlerini kızdırdı. Trump 2018 yılında anlaşmadan çekilerek İran’a yönelik “azami” yaptırımları hayata geçirdi. İran, uranyum zenginleştirme oranını yüzde 3,7'den yüzde 60'a çıkararak, bir bomba üretmek için gereken yüzde 90 oranına yaklaşarak karşılık verdi.

Trump'ın Beyaz Saray'a dönmesinin ardından, “direniş ekseni”ndeki vekillerini, özellikle de Esed rejimi ile Hizbullah'ı kaybeden Hamaney’e anlaşma için  60 günlük bir süre verdi: “Ya nükleer anlaşma ya da askeri saldırı” dedi. 13 Haziran 2025'te verilen sürenin dolmasıyla İsrail, İran'a hava saldırıları düzenlemeye başladı. İran da insansız hava araçları ve balistik füzelerle karşılık verdi. Çatışmaların ortasında Trump, güçlerine İran tesislerini vurma emri verdi ve Hamaney'e “diplomatik çözüm”ü kabul etmesi çağrısı yaptı, aksi takdirde gerilimin daha da yükselmesi tehdidi ile yüzleşeceğini söyledi.

Hamaney'in önünde, Irak, Libya, Suriye ve Kuzey Kore deneyimleri var ve bunlar çözüm, gerilimi tırmandırma ve sabır arasında İran meselesinin kaderinin nasıl olabileceğine dair bir fikir veriyorlar. Birinci yol, Tel Aviv ile Tahran arasındaki askeri saldırıların devam etmesi, İran'ın bölgedeki Amerikan çıkarlarını hedef alması, “yıpratma savaşı”na girişilmesi ve İsrail'in “rejimi değiştirmeye” çalışması. İkinci yol, rejimin bekası ile nükleer emellerden vazgeçme arasında bir tercih yapılmasını içeren bir mutabakat zaptının imzalanması. Üçüncü yolsa bilhassa Hamaney yetkilerinin bir kısmını Devrim Muhafızları'na devrettiğinden, İran'ın uluslararası nükleer anlaşmalardan çekilme ve kalan uzmanları ile önümüzdeki yıllarda programını yeniden canlandırmaya çalışma kararı alması. İran ve bölge hangi yolu izleyecek?

Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Zoom'da 900 çalışanı kovan eski CEO'ya kendi şirketinden dava

Better Home & Finance'in eski CEO'su Vishal Garg, şirket tarafından dava ediliyor. Şirket, Garg'ı şirketin kontrolünü yönetim kurulundan geri almak için SEC yasalarını ihlal etmekle suçluyor (Vimeo/Better.com)
Better Home & Finance'in eski CEO'su Vishal Garg, şirket tarafından dava ediliyor. Şirket, Garg'ı şirketin kontrolünü yönetim kurulundan geri almak için SEC yasalarını ihlal etmekle suçluyor (Vimeo/Better.com)
TT

Zoom'da 900 çalışanı kovan eski CEO'ya kendi şirketinden dava

Better Home & Finance'in eski CEO'su Vishal Garg, şirket tarafından dava ediliyor. Şirket, Garg'ı şirketin kontrolünü yönetim kurulundan geri almak için SEC yasalarını ihlal etmekle suçluyor (Vimeo/Better.com)
Better Home & Finance'in eski CEO'su Vishal Garg, şirket tarafından dava ediliyor. Şirket, Garg'ı şirketin kontrolünü yönetim kurulundan geri almak için SEC yasalarını ihlal etmekle suçluyor (Vimeo/Better.com)

Bir Zoom görüşmesinde 900 çalışanı işten çıkarmasıyla tanınan eski CEO Vishal Garg'a, kurucusu olduğu şirket dava açtı.

Forbes'un haberine göreBetter Home & Finance, kurucusu Garg'a şirketin kontrolünü yeniden ele geçirmek amacıyla "her şeyi yakıp yıkmaya dayalı bir kampanya" yürüttüğü suçlamasıyla dava açtı. Davada Garg'ın çalışanlarına "maymun" ve "aptal yunuslar" gibi isimler takarak hakaret ettiği de öne sürülüyor.

Garg, pandemi sırasında 2 dakikadan kısa süren bir Zoom görüşmesinde yaklaşık 900 çalışanını kovmasıyla gündem olmuştu.

3 Ağustos'ta şirketin yönetim kurulu onu CEO'luktan azletme kararı aldı. Garg dışındaki bütün üyeler görevden alınmasını destekledi.

Dava dilekçesinde şirketin 2022'den bu yana net zararının 1,5 milyar doları aştığı ve Garg'ın liderliğinde şirketin hisse senedi fiyatında yüzde 90'dan fazla düşüş yaşandığı belirtiliyor.

Dava, Garg'ın şirketin kontrolünü yönetim kurulundan geri almak için bir "hissedar koalisyonu" kurmaya çalıştığını ve şirket hakkında çok sayıda yanıltıcı açıklama yayarak "piyasayı bilgi bombardımanına tuttuğu" iddia ediliyor.

Dava, Garg'ın eylemlerinin federal menkul kıymetler yasasını ihlal ettiğini öne sürüyor.

Dava dosyasında Garg'ın 3 Ağustos'ta görevden alınmasının ardından şirkete karşı bir "intikam kampanyası" başlattığı iddia ediliyor. 10 Ağustos'ta Garg'ın, şirketin yönetim kuruluna tüm üyelerinin istifa etmesini isteyen bir mektup gönderdiği öne sürülüyor. Garg'ın, hamlesini destekleyen "endişeli hissedarlardan" oluşan bir grubun arkasında durduğunu iddia ettiği belirtiliyor.

Davaya göre Garg, medya bombardımanı yoluyla bu hissedar ordusunu bir araya getirdi. Dosyaya göre Vishal Garg, şirketin hissedar oylarının "yüzde 52'sini zaten topladığını" yanlış bir şekilde iddia etmek için basın bültenleri, sosyal medya ve geleneksel medya mecralarını kullandı. Oysa görünüşe göre ABD Menkul Kıymetler ve Borsa Komisyonu'na (SEC) gerekli vekaletname beyanlarının hiçbirini sunmamıştı.

Vekaletname açıklamaları, yönetim kurulu toplantıları gibi önemli toplantılarda bulunamayan hissedarları, şirketin görünümü ve performansıyla ilgili kritik bilgilerden haberdar etmek için kullanılıyor.

Şirket, mahkemeden Garg'ın tüm hissedar desteğini geçersiz kılmasını ve en az 30 gün boyunca daha fazla hissedar desteği talep etmesini engellemesini istiyor.

Garg'ın kendisi de geçici CEO'ya atıfta bulunarak "menkul kıymetler yasası ihlali yapmış olabilecek tek isimler Daniel Lewis ve yönetim kuruludur" diye yazdı.

The Independent, yorum almak için Better Home & Finance ve Vishal Garg'la iletişime geçti.

Independent Türkçe


İsrail basını: Ebu Zuhur Askeri Hava Üssü’nü hedef alan saldırı Türklere bir mesajdı

İsrail tarafından dün gerçekleştirilen saldırıların ardından Ebu Zuhur Askeri Hava Üssü (Reuters)
İsrail tarafından dün gerçekleştirilen saldırıların ardından Ebu Zuhur Askeri Hava Üssü (Reuters)
TT

İsrail basını: Ebu Zuhur Askeri Hava Üssü’nü hedef alan saldırı Türklere bir mesajdı

İsrail tarafından dün gerçekleştirilen saldırıların ardından Ebu Zuhur Askeri Hava Üssü (Reuters)
İsrail tarafından dün gerçekleştirilen saldırıların ardından Ebu Zuhur Askeri Hava Üssü (Reuters)

İsrail resmi çevreleri, Suriye'nin kuzeyindeki İdlib'in doğu kırsalında yer alan Ebu Zuhur Askeri Hava Üssü pistini bombaladığına dair Suriye'nin suçlamaları karşısında sessizliğini korusa da İsrailli bir yetkili ABD merkezli Fox News haber kanalına yaptığı kısa açıklamada, saldırıyı itiraf ederek Tel Aviv'in saldırıyla ilgili olarak Washington'ı önceden bilgilendirdiğini söyledi.

İsrail'de ABD'ye yönelik sürpriz bir gayri resmi itiraf olarak nitelendirilen durumla ilgili olarak yetkili, “Son derece hassas olan istihbarat bilgileri, önceden ABD ile çeşitli kurum ve kuruluşlarda en üst düzeyde paylaşıldı” dedi. Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara'nın ‘vekil güçler barındıran önceki Suriye rejimi gibi hareket edemeyeceğinin farkında olduğunu’ sözlerine ekleyen yetkili, “Muhtemelen neler olup bittiğini anlamıyordu ya da bundan haberi yoktu” ifadelerini kullandı.

Yetkili, ‘istihbarat bilgilerinin son derece gizli olması nedeniyle’ Fox News’a daha fazla detay vermekten kaçındı.

gthyj
Dün gerçekleştirilen İsrail saldırılarının ardından Ebu Zuhur Askeri Hava Üssü’nde meydana gelen yıkımdan bir kare (Reuters)

Bu gelişmenin hemen ardından tüm İsrail basını bu açıklamayı manşetlerinden yeniden yayımlayarak, saldırının Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a bir mesaj olduğunu vurguladı.

Bilindiği üzere İsrail, bir şeyi resmi olarak kabul etmek istemeyip üstlenmek istediğinde, bilgileri İsrail dışındaki medya organlarına sızdırma yoluna başvuruyor ve ardından bu haberler İsrail'de doğrulamalar, analizler ve haberle yeniden ele alınıyor.

İsrail basını, İsrail’in istisnai saldırıya yönelik üstü kapalı itirafının, ABD’nin alışılmadık kınamasına bir yanıt olduğunu değerlendirdi. İsrail basını ayrıca, saldırının Türkiye’nin Suriye'deki rolünü dizginleme girişimi kapsamında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a da bir mesaj teşkil ettiğini belirtti.

İsrail gazetesi Yedioth Ahronoth, İsrail hükümeti ve ordusunun Suriye’de saldırılar düzenlendiği yönündeki suçlamalar hakkında yorum yapmayı reddetmesinin ardından, ABD Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack'tan alışılmadık bir kınama geldiğini aktardı. Buna karşılık üst düzey bir İsrailli yetkilinin Fox News’a yaptığı açıklamada Barrack’a yanıt vererek operasyonun İsrail'e ait olduğunu kabul ettiğini ve Tel Aviv'in saldırıdan önce Washington ile ‘hassas istihbarat bilgileri’ paylaştığına dikkati çektiğini belirtti.

Kimliği belirsiz uçaklar, İdlib, Hama ve Halep vilayetleri arasındaki stratejik konumu ve Suriye’nin el-Badiye (çöl) bölgesine yakınlığıyla öne çıkan, Suriye'nin kuzeyindeki en önemli askeri üslerden biri sayılan hava üssüne saldırı düzenleyerek pistlerinde ve depolama tesislerinde hasara yol açmıştı.

Fox News kanalına yapılan kısa açıklama dışında hiçbir İsrailli yetkili veya kaynak saldırı hakkında açıklamada bulunmadı. Ancak İsrail basını bunun Türkiye'ye verilen bir mesaj olduğunu belirtti.

Times of Israel gazetesi, saldırının İsrail'in Suriye'deki Türk nüfuzu ve varlığının kökleşmesini engellemeye çalıştığı bir dönemde gerçekleştiğini, daha önce de Türkiye'nin yeni Suriye hükümetine bağlı hava kuvvetlerinin inşasına ve güçlendirilmesine yardım etmesini engellemeyi amaçladığı düşünülen saldırılar gerçekleştirdiğini ifade etti.

Gazete askeri bir kaynağa dayandırarak 2024'ün sonlarında Beşşar Esed rejiminin devrilmesinden bu yana üssün yeni Suriye ordusu için bir eğitim merkezi olarak kullanıldığını, Suriye'nin ağustos ayı başlarında Rus yapımı MiG-21 savaş uçakları kullanarak hava tatbikatları gerçekleştirdiğini ve bunun Esed rejiminin düşmesinden bu yana bu türde yapılan ilk tatbikat olduğunu aktardı.

xcdf
İsrail, Türkiye'nin Humus'taki T-4 üssüne ekipman taşımak için kullandığı iddiasıyla Hama Askeri Havalimanı'nı imha etti (AP)

Geçtiğimiz hafta İsrail Kamu Yayın Kuruluşu (KAN), İsrailli güvenlik yetkililerinin Suriye'nin hava kuvvetlerini yeniden inşa etme çabalarını hızlandırdığına dair bulgular tespit ettiğini bildirdi. Bunlar arasında yeni pilotların silah altına alınması, uçuş eğitimlerinin yapılması ve savaş uçaklarının kullanıldığı ilk tatbikatın gerçekleştirilmesi yer alıyor. KAN, İsrailli bir güvenlik kaynağına dayandırarak İsrail'in gelişmeleri yakından takip ettiğini ve endişeleri konusunda ABD'yi bilgilendirdiğini aktardı.

İsrail merkezli haber sitesi Walla, hava üssünün hedef alınmasının, tesisin yeniden faaliyete geçirilmesinde Suriye'ye yardım eden Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a bir mesaj olduğunu belirtti. Site, son dönemde Suriye hava kuvvetlerinin kapasitesini yeniden yapılandırma girişimlerine dair bulguların ortaya çıktığını vurguladı. Ayrıca 11 Ağustos'ta Suriye uçaklarının Halep ve İdlib vilayetleri semalarında MiG-23 tipi uçakların da kullanıldığı eğitim uçuşları gerçekleştirdiğini bildirdi.

i24News sitesi de Türkiye'nin Suriye'nin kuzeyinde artan varlığına ve Ankara'nın Suriye askeri tesislerinin onarımına katılımına değindi. Site, saldırının daha geniş çaplı bir çatışmayla bağlantılı olduğunu ifade etti.

İsrail televizyon kanalı Kanal 14 ise saldırının, Esed rejiminin düşmesinden bu yana Türkiye'nin Suriye'deki en belirgin aktörlerden biri haline geldiği bir dönemde gerçekleştiğini ve İsrail'in Türkiye’nin oradaki askeri varlığına ve nüfuzuna karşı daha hassas hale geldiğini aktardı.

defrtg
Dün Ebu Zuhur beldesinde motosikletli bir adam (Reuters)

Bombalanan hedefin ne olduğu tam olarak netlik kazanmazken İsrail Ordu Radyosu, ortada net bir hedefin bulunmadığını, bunun muhtemelen yerdeki bir unsur, hava üssüne giden bir sevkiyat ya da bir uçağın yahut bir sevkiyatın ulaşmasını engelleme girişimi olabileceğini belirtti. Radyo, hedefin büyük ihtimalle Türkiye'nin Suriye ordusunu silahlandırma ve askeri kapasitesini geliştirmesine yardımcı olma çabalarıyla bağlantılı olduğunu bildirdi.

Saldırının İsrail tarafından gerçekleştirildiğinin doğrulanması halinde bu, İsrail ordusunun ülkenin güneyindeki Suriye ordusu kamplarını hedef aldığını duyurduğu geçtiğimiz mart ayından bu yana İsrail Hava Kuvvetleri tarafından bu türde düzenlenen ilk saldırı olacak.

fgthy
Suriye'nin Kuneytra vilayetinin güneybatısındaki Divaya es-Sakra köyünde İsrailli askerler ve askeri araçlar (Arşiv – Dolaşımdaki bir fotoğraf)

Öte yandan Reuters, NATO'daki en büyük ikinci orduya sahip olan ve kısa süre önce Pakistan ve Suudi Arabistan ile ortak savunma anlaşması imzalayan Türkiye'nin, Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara'nın en önemli müttefiklerinden biri haline geldiğine dikkati çekti. Türkiye, Suriye ordusunu eğitiyor, devlet kurumlarının ve altyapının yeniden inşasına yardımcı oluyor ve Suriye'ye askeri ile diplomatik destek sağlıyor.

Ajansın aktardığına göre Türkiye'de iktidarda olan Ak Parti Sözcüsü Ömer Çelik, saldırıların ‘İsrail politikalarının bölge halklarının barış ve huzurunun en büyük düşmanı olduğunu bir kez daha gösterdiğini’ söyledi. Çelik sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı paylaşımda, “Buna karşı tüm uluslararası toplum beraber tepki vermelidir” diye yazdı.

İsrail ordusu, Suriye’de 2024 yılının sonlarında Esed rejiminin düşmesinden bu yana büyük bir kısmı tampon bölge içinde olmak üzere Suriye'nin güneyindeki 9 noktada konuşlu durumda.

İsrail güçleri, ‘düşman güçlerin eline geçmesi halinde tehdit oluşturabilecek’ silahlara el koyma iddiasıyla Suriye topraklarının yaklaşık 15 kilometre derinliğine uzanan bölgelerde faaliyet gösteriyor.


Trump, İran ile müzakere kapısını kapattı

ABD’nin İran’a yönelik operasyonları kapsamında bir yakıt ikmal uçağının yanında uçan bir F-35 savaş uçağı, 7 Ağustos 2026 (ABD Hava Kuvvetleri)
ABD’nin İran’a yönelik operasyonları kapsamında bir yakıt ikmal uçağının yanında uçan bir F-35 savaş uçağı, 7 Ağustos 2026 (ABD Hava Kuvvetleri)
TT

Trump, İran ile müzakere kapısını kapattı

ABD’nin İran’a yönelik operasyonları kapsamında bir yakıt ikmal uçağının yanında uçan bir F-35 savaş uçağı, 7 Ağustos 2026 (ABD Hava Kuvvetleri)
ABD’nin İran’a yönelik operasyonları kapsamında bir yakıt ikmal uçağının yanında uçan bir F-35 savaş uçağı, 7 Ağustos 2026 (ABD Hava Kuvvetleri)

ABD Başkanı Donald Trump dün, İran ile müzakere kapısını kapattı. Devam eden veya planlanmış herhangi bir temasın olmadığını açıklayan Trump, İran’a yönelik deniz ablukasının ‘tüm gücüyle’ devam ettiğini vurguladı. Öte yandan, İran Meclis Başkanı ve Başmüzakereci Muhammed Bakır Kalibaf'ın stratejik öneme sahip Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasında ısrar etmesi ve açılmasını İslamabad Mutabakatı’nın uygulanmasına bağlamasının ardından Hürmüz Boğazı'ndaki gerilim daha çetin bir aşamaya girdi.

Trump, Hürmüz Boğazı'nın ‘açık ve normal bir şekilde çalıştığını’, tüm deniz mayınlarının temizlendiğini veya imha edildiğini söyledi.

Trump'ın damadı ve Özel Temsilcisi Jared Kushner pazartesi günü, Washington ile Tahran arasındaki temasların ‘her zamankinden daha ciddi’ olduğunu, ancak bir mutabakata varılamadığını ifade etmişti.

Buna karşın Kalibaf, İran limanları üzerindeki abluka kaldırılmadan, İran petrolüne yönelik yaptırımlar iptal edilmeden, dondurulmuş fonlar serbest bırakılmadan ve tüm cephelerdeki askeri tehditler ile operasyonlar sona ermeden boğazın ‘açılmayacağını’ vurguladı.

Öte yandan İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Sekreteri Muhsin Rızai, ABD’nin ‘kontrole sahip olduğundan’ bahsetmesine rağmen Hürmüz Boğazı’nı yeniden açamadığını belirterek, Körfez'in ‘ABD sonrası bir düzene’ girdiğini savundu. İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazım Garibabadi de Trump'ın Hürmüz Boğazı’nı ‘yeni bir Amerikan bölgesi’ olarak nitelendirerek paylaştığı bir fotoğrafa tepki gösterdi ve Tahran'ın kısa süre içinde Trump’ın Hürmüz Boğazı ile ilgili ‘yanılsamalarını’ düzelteceğini söyledi.