Hamaney, Saddam, Kaddafi ve Jong-Un

İran'ın yanıt senaryoları: Tahran hangi yolu izleyecek?

Hamaney, Saddam, Kaddafi ve Jong-Un
TT

Hamaney, Saddam, Kaddafi ve Jong-Un

Hamaney, Saddam, Kaddafi ve Jong-Un

İbrahim Hamidi

İran-İsrail çatışmasının ortasında İran'ın üç ana nükleer tesisi olan Natanz, İsfahan ve Fordow'u vurma kararıyla, ABD Başkanı Donald Trump, sadece tabanı ve dış savaşlara dahil olmama vaatleriyle bağlarını koparmakla kalmadı, aynı zamanda, selefi Amerikan başkanlarının “diplomatik seçeneği” tercih ederek, kaçındıkları “askeri seçeneği” de benimsedi.

Temel soru şu: Dini Lider Ali Hamaney buna nasıl karşılık verecek?

Kitle imha silahlarına sahip olmaya çalışan diğer rejimlerin ve ülkelerin deneyimlerini ve nasıl sonuçlandıklarını gözden geçirelim.

Irak deneyimi. 1981 yılında İran-Irak Savaşı'nın ortasında İsrail, Saddam Hüseyin'in nükleer program inşa etmeyi amaçlayan gizli projesini bombaladı. 1991 yılında Kuveyt'in Saddam'ın işgalinden kurtarılmasının ardından, ABD'nin Saddam’ın muhaliflerine verdiği destek durdu. Bu durum Saddam'ın muhaliflerine karşı üstünlüğünü kanıtlayacak ve karşı devrimi ezecek silahlar kullanmasına olanak tanıdı. 11 Eylül 2001 saldırılarının ardından ABD, Irak'ta kitle imha silahları bulunduğunu ve Saddam'ın bunlara sahip olmaya çalıştığını gündeme getirdi. “Müfettişler” krizi ve daha sonra asılsız olduğu ortaya çıkan iddialar, ABD Başkanı George W. Bush'un 2003 yılında Irak'ı işgal ederek Saddam rejimini devirme kararının gerekçeleri arasında yer alıyordu.

Libya deneyimi. Saddam rejiminin silah zoruyla değiştirilmesi, domino etkisi endişesiyle Trablus'ta yankı buldu. Böylece Pan Am uçağına yerleştirilen bomba da dahil olmak üzere çeşitli maceraları nedeniyle zaten kendisine yönelik ablukanın altında ezilen lider Muammer Kaddafi, 2003 yılı sonunda kitle imha silahları programından vazgeçmeye hazır olduğunu açıkladı. Kaddafi rejimi ve ailesinin hayatta kalması karşılığında kitle imha silahlarından vazgeçildi. Böyle de oldu ve Kaddafi, Batı ve uluslararası çevrelere geçici bir süreliğine geri döndü. Çadırını sokaklara ve lüks sarayların yakınlarına kurdu. 2011 yılında “Arap Baharı”nın patlak vermesinin ardından NATO'nun devreye girmesiyle Kaddafi rejimi değişirken, “Albay”ın sayfası da muhalifleri tarafından kapatıldı.

Esed, 2013 yılında kimyasal silah programından vazgeçti. 2024 yılı sonunda muhalif güçler Şam'a doğru ilerledi ve Esed kaçtı. Rejim değişti ve yeni hükümet ondan kalan tüm kimyasal silah programlarından vazgeçti

Suriye modeli. İsrail uçakları, 2007 yılında Beşşar Esed'in ülkenin kuzeydoğusundaki Deyrizor kırsalında inşa ettiği küçük bir nükleer tesis programını imha etti. Ertesi yıl bir İsrail komando birliği, Esed'in danışmanı ve gizli nükleer programın sorumlusu olan General Muhammed Süleyman'ı öldürdü. Arap Baharı’nın patlak vermesinin ardından Beşşar, barışçıl gösterilere silahla karşılık verdi. Krizin büyümesiyle birlikte Başkan Barack Obama, kimyasal silahların kullanımına karşı uyarıda bulunarak, bunun aşılması halinde güçle karşılık verilecek bir “kırmızı çizgi” olduğunu söyledi. Esed güçleri 2013 yazında kimyasal silah kullandı. Obama neredeyse güç kullanacaktı, ancak diplomatik çözümden yana tavır aldı. Devlet Başkanı Vladimir Putin bunu hemen değerlendirdi ve bir ABD-Rusya anlaşması üzerinde çalıştı: Suriye rejiminin bekası karşılığında Esed’in kimyasal silah programından vazgeçmesi. Kimyasal silahlardan vazgeçilmesi programıyla, 2015'teki askeri müdahalenin ardından Rusya'nın desteğiyle Esed'in nüfuzunu yeniden tesis etmesi programı arasında paralellik vardı.

Suriye’de pek çok değişiklik yaşandı. 7 Ekim 2023'te Gazze Şeridi sınırındaki yerleşim yerlerine düzenlenen saldırının ardından, İsrail'in  Hizbullah ve Suriye'deki İran milislerinin gücünü yok etmesi ve Rusya'nın Ukrayna ile meşgul olmasıyla beraber, muhalif güçler Şam'a doğru ilerledi ve Esed 2024'ün sonunda Moskova'ya kaçtı. Suriye rejimi değişti ve yeni Suriye hükümeti ondan kalan tüm kimyasal silah programlarından vazgeçti.

Babası Kim Jong-İl ve büyükbabası Kim İl-Sung'dan “ertesi günü” miras alan Kuzey Kore lideri Kim Jong-Un, nükleer testleri tekrarlıyor. Onları taşıyacak füzelerle birlikte nükleer bombalarının sayısı 60'ı aştı

Kuzey Kore. Mart 1994'te Washington, Pyongyang'ın nükleer silah geliştirmesine izin vermeyeceğini açıkladı. Kuzey Kore, Mayıs 1994'te nükleer programı konusunda tansiyonu yükselten bir adım atarak, Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması'ndan çekildiğini duyurdu.

Başkan Bill Clinton askeri seçenekten vazgeçip, diplomatik seçeneği benimsemeyi kabul etti. 21 Ekim 1994'te Kuzey Kore ile Washington, Tokyo ve Seul'ün Pyongyang'a iki nükleer reaktör temin etmeyi, yaptırımları kaldırmayı ve enerji için yakıt temin etmeyi taahhüt ettiği, karşılığında Pyongyang'ın nükleer tesislerini uluslararası müfettişlere açmayı kabul ettiği bir anlaşma imzaladı.

ABD, 2002 yılında Kuzey Kore'nin 1994 tarihli anlaşmayı ihlal ederek nükleer silah üretmeye çalıştığını açıkladı. Ülkeye yakıt ihracatını durdurdu. Pyongyang ise anlaşmadan vazgeçip, uluslararası nükleer anlaşmadan çekilerek buna yanıt verdi. 2005 yılında nükleer silah programına sahip olduğunu itiraf etti. 9 Ekim 2006'da ilk nükleer testini başarıyla gerçekleştirdiğini duyurdu. O tarihten bu yana, babası Kim Jong-İl ve büyükbabası Kim İl-Sung'dan “ertesi günü” miras alan Kuzey Kore lideri Kim Jong-Un, nükleer testleri tekrarlıyor. Onları taşıyacak füzelerle birlikte nükleer bombalarının sayısı 60'ı aştı

Hamaney'in önünde, Irak, Libya, Suriye ve Kuzey Kore deneyimleri var ve bunlar çözüm, gerilimi tırmandırma ve sabır arasında İran'ın kaderinin nasıl olabileceğine dair bir fikir veriyorlar

İran senaryosu. Obama yönetimi ve Avrupalı ​​müttefikleri, iki yıl süren müzakerelerin ardından 2015 yılında Tahran ile nükleer programın sınırlandırılması ve askeri nitelik kazanmasının önlenmesi karşılığında yaptırımların kaldırılmasını içeren bir anlaşma imzaladı. Anlaşma, İran'ın istikrarsızlaştırıcı bölgesel rolüne ve balistik füze programına değinmediği için Netanyahu ve Arap devletlerini kızdırdı. Trump 2018 yılında anlaşmadan çekilerek İran’a yönelik “azami” yaptırımları hayata geçirdi. İran, uranyum zenginleştirme oranını yüzde 3,7'den yüzde 60'a çıkararak, bir bomba üretmek için gereken yüzde 90 oranına yaklaşarak karşılık verdi.

Trump'ın Beyaz Saray'a dönmesinin ardından, “direniş ekseni”ndeki vekillerini, özellikle de Esed rejimi ile Hizbullah'ı kaybeden Hamaney’e anlaşma için  60 günlük bir süre verdi: “Ya nükleer anlaşma ya da askeri saldırı” dedi. 13 Haziran 2025'te verilen sürenin dolmasıyla İsrail, İran'a hava saldırıları düzenlemeye başladı. İran da insansız hava araçları ve balistik füzelerle karşılık verdi. Çatışmaların ortasında Trump, güçlerine İran tesislerini vurma emri verdi ve Hamaney'e “diplomatik çözüm”ü kabul etmesi çağrısı yaptı, aksi takdirde gerilimin daha da yükselmesi tehdidi ile yüzleşeceğini söyledi.

Hamaney'in önünde, Irak, Libya, Suriye ve Kuzey Kore deneyimleri var ve bunlar çözüm, gerilimi tırmandırma ve sabır arasında İran meselesinin kaderinin nasıl olabileceğine dair bir fikir veriyorlar. Birinci yol, Tel Aviv ile Tahran arasındaki askeri saldırıların devam etmesi, İran'ın bölgedeki Amerikan çıkarlarını hedef alması, “yıpratma savaşı”na girişilmesi ve İsrail'in “rejimi değiştirmeye” çalışması. İkinci yol, rejimin bekası ile nükleer emellerden vazgeçme arasında bir tercih yapılmasını içeren bir mutabakat zaptının imzalanması. Üçüncü yolsa bilhassa Hamaney yetkilerinin bir kısmını Devrim Muhafızları'na devrettiğinden, İran'ın uluslararası nükleer anlaşmalardan çekilme ve kalan uzmanları ile önümüzdeki yıllarda programını yeniden canlandırmaya çalışma kararı alması. İran ve bölge hangi yolu izleyecek?

Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Gizli Servis'ten Barron Trump'ı tehdit eden İran videosuna soruşturma

Gizli Servis'ten Barron Trump'ı tehdit eden İran videosuna soruşturma
TT

Gizli Servis'ten Barron Trump'ı tehdit eden İran videosuna soruşturma

Gizli Servis'ten Barron Trump'ı tehdit eden İran videosuna soruşturma

ABD Gizli Servisi, İran devlet televizyonunun ABD Başkanı Donald Trump'ın en küçük oğlu Barron Trump'ı hedef alan bir video yayınladığından haberdar olduğunu doğruladı.

ABD Gizli Servisi Sözcüsü Nate Herring yaptığı açıklamada, “ABD Gizli Servisi, videonun farkında ve korumakla yükümlü olduğu kişilere yönelik tehdit olarak değerlendirilebilecek her konuyu soruşturuyor” dedi.

Herring, açıklamasını şöyle sürdürdü:

“Operasyonel güvenlik nedeniyle, korumaya dair istihbarat bilgileriyle ilgili meseleleri tartışmıyoruz."

ABD'nin İran Dini Lideri Ali Hamaney'e düzenlediği suikasttan bu yana İran basını, birçok kez Başkan Trump’a ve aile üyelerine yönelik tehditler içeren içerikler yayımladı.

Hamaney suikastı, Trump'ın İsrail ile birlikte İran'a karşı başlattığı savaşın başlarında gerçekleşmişti.

Barron Trump'a yönelik tehdidin ortaya çıkması, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun, İran'ın oğullarından birini öldürmeye çalıştığını açıklamasından bir gün sonra geldi. Netanyahu, hedefteki oğlunun kim olduğunu, planın zamanlamasını veya suikast girişimine ne kadar yaklaşıldığını belirtmemişti.

Netanyahu, pazartesi günü İsrail televizyonu Kanal 14’de verdiği röportajda, “İran, oğullarımdan birini hedef aldı. İran oğullarımdan birini öldürmeye çalıştı" ifadelerini kullandı. Netanyahu, aile üyelerine yönelik güvenlik korumasının ‘bir lüks olmadığını’ da sözlerine ekledi. İran'ın Birleşmiş Milletler (BM) Daimi Temsilciliği ise Reuters'ın bu suçlamaya yönelik yorum talebine yanıt vermedi.

Netanyahu'nun hangi oğlunu kastettiği netlik kazanmazken, en büyük oğlu Yair'in Miami'de yaşadığı biliniyor.

CNN kanalı da daha önce Gizli Servis'in Barron Trump'a yönelik tehditten haberdar olduğunu bildirmişti.


Katz Suriye'deki İsrail birliklerini ziyaret ederken “tehditler sürdükçe” bölgede kalma sözü verdi

İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz (DPA)
İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz (DPA)
TT

Katz Suriye'deki İsrail birliklerini ziyaret ederken “tehditler sürdükçe” bölgede kalma sözü verdi

İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz (DPA)
İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz (DPA)

Fransız haber ajansı AFP, İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz’ın dün Suriye'nin güneyinde konuşlu İsrail birliklerini ziyaret ettiğini aktardı. AFP’ye göre Katz, ‘ülkesinin güvenliğine yönelik tehditler sürdükçe’ bu birlikleri bölgede tutma sözünü yineledi.

Bu ziyaret, İsrail'in, tesise Türk birliklerinin konuşlanmasını engellemek istediği iddiasıyla Suriye'nin kuzeybatısındaki devre dışı kalmış Ebu Zuhur Askeri Hava Üssü’nü bombalamasından bir hafta sonra gerçekleşti. Ankara, üsse herhangi bir heyet gönderilmediğini açıklamıştı.

Beşşar Esed yönetiminin 2024 yılı sonlarında düşmesinden bu yana İsrail güçleri Suriye'nin güneyinde bir ‘güvenlik bölgesinde’ konuşlanmış durumda.

İsrail güçleri, Birleşmiş Milletler (BM) devriyelerinin görev yaptığı ve 1974'ten bu yana İsrail işgali altındaki Suriye'nin Golan Tepeleri'nde İsrail ile Suriye güçlerini birbirinden ayıran tampon bölgeye konuşlu.

Katz'ın ofisinden yayımlanan görüntülü bir açıklamaya göre İsrail Savunma Bakanı, "Burada tehditleri boşa çıkarmak, eski rejimin kalıntılarını ortadan kaldırmak ve yeni rejimin tehlikeli bir şekilde kök salmasını önlemek için her gün faaliyet yürütülüyor" dedi.

Katz şunları da ekledi:

“Suriye başkanına verilen mesaj da açıktır: Sabah Şam'daki sarayınızda uyanıp Hermon Dağı'na (Cebel eş-Şeyh) baktığınızda ve İsrail ordusunu gördüğünüzde, bizim burada kasabalarımızı ve sınırlarımızı korumak için bulunduğumuzu anlarsınız.”

İsrail Savunma Bakanı, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Tehditler var oldukça İsrail ordusu güvenliğimizi sağlamak için burada kalmaya devam edecektir. Şu ana kadar yaptığımız buydu ve gelecekte de yapmaya devam etmeyi planladığımız şey bu.”

İsrail, Esed rejiminin devrilmesinden bu yana Suriye'de yüzlerce saldırı düzenledi ve defalarca Suriye topraklarının içlerine doğru ilerledi.

İsrailli yetkililer ayrıca, İsrail'in daha geniş bir silahsızlandırılmış bölge kurmayı amaçladığı ‘güvenlik bölgesinde’ asker bulundurma taahhüdünü birçok kez dile getirdi.

İsrail Genelkurmay Başkanı General Eyal Zamir de geçen hafta bölgedeki birlikleri ziyaret etmiş ve ordunun sınırlarda tehditlerin ‘kök salmasına’ izin vermeyeceğini vurgulamıştı.

Dünkü ziyareti sırasında Ebu Zuhur Askeri Hava Üssü'nü hedef alan saldırıya da değinen Katz, İsrail'in ‘Türkiye'nin Suriye'de varlık gösterme çabasına karşı, İsrail'in güvenlik çıkarlarını tehdit ettiği gerekçesiyle harekete geçtiğini’ söyledi.

Suriye ise, ülkenin güneyinde konuşlu birliklerine nadir bir ziyaret gerçekleştiren Katz'ın topraklarına yönelik ‘yasa dışı girişini’ bugün kınadı.

Öte yandan Suriye Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklamada, Katz'ın ‘Suriye topraklarına yasa dışı girişi’ ve ‘Suriye Arap Cumhuriyeti'nin uluslararası sınırlarını aşarak ülkenin egemenliğini ile toprak bütünlüğünü açıkça ihlal etmesi’ kınandı. Açıklamada uluslararası topluma, ‘işgal makamlarını mükerrer ihlallerini durdurmaya zorlayacak gerekli önlemleri alma’ çağrısında bulunuldu.


Görevden alınan Ukrayna Savunma Bakanı Fedorov: Ukrayna'nın savaşta yenilgiden kaçınmak için değişikliklere ihtiyacı var

Görevden alınan Ukrayna Savunma Bakanı Mihaylo Fedorov (Reuters)
Görevden alınan Ukrayna Savunma Bakanı Mihaylo Fedorov (Reuters)
TT

Görevden alınan Ukrayna Savunma Bakanı Fedorov: Ukrayna'nın savaşta yenilgiden kaçınmak için değişikliklere ihtiyacı var

Görevden alınan Ukrayna Savunma Bakanı Mihaylo Fedorov (Reuters)
Görevden alınan Ukrayna Savunma Bakanı Mihaylo Fedorov (Reuters)

Görevden alınan Ukrayna Savunma Bakanı Mihaylo Fedorov, Reuters'a yaptığı açıklamada ülkesinin Rusya'ya karşı yürüttüğü savaşı yavaş yavaş kaybetmekte olduğunu belirtti. Federov, güç dengesini kendi lehlerine çevirmek için gerekli kritik kararları alabilmek adına Kiev'in önünde sadece birkaç ay kaldığı uyarısında bulundu.

Geçtiğimiz ay görevden alınması haftalarca süren protestolara yol açan genç reformcu Fedorov, Ukrayna'nın dört yıldır süren bu savaşı nasıl kazanacağına dair kapsamlı bir vizyondan yoksun olduğunu ve inovasyon konusundaki başarısızlığının da bir engel teşkil ettiğini ifade etti.

Fedorov verdiği röportajda, kök salmış yolsuzluk ve kayırmacılık ağlarının yanı sıra devlet kurumlarının siyasi bağımsızlığının olmamasının da Ukrayna'nın ilerlemesini engellediğini sözlerine ekledi.

Kiev'in resmi söyleminin dışına çıkan belirgin bir açıklamada bulunan Fedorov, “Şu an gelecekteki rotamızı belirleyecek bir kırılma noktasında olduğumuzu düşünüyorum, ancak görünüşe göre kademeli ve yavaş bir şekilde kaybediyoruz” dedi.

Ukrayna'nın savaşı kazanmak için halen ‘tüm fırsatlara’ sahip olduğunu, ancak acilen savaşı sona erdirecek bir plana ihtiyaç duyduğunu da sözlerine ekledi.

Ukrayna Cumhurbaşkanlığı Ofisi ise Fedorov'un bu yorumlarına, kendisinin bakanlıktayken savaşın gidişatı konusunda iyimser olduğu ve değişen tek şeyin kendi kişisel statüsü olduğu şeklinde yanıt verdi.

Önleyici füze eksikliği Ukrayna'yı zora sokuyor

Rusya, Ukrayna'daki fabrikaları ve depoları her ay onlarca balistik füzeyle hedef alırken, önleyici füze stokları giderek azalan Ukrayna, çoğu zaman bu saldırıları savuşturamıyor. Rusya'nın geçtiğimiz yıla kıyasla elde ettiği kazanımlar daha az olsa da Donbas bölgesindeki yavaş ilerleyişi sürüyor. Öte yandan Ukrayna, cephe hattına dağılmış piyade siperlerinde ise çoğunlukla motivasyondan yoksun olarak silah altına alınan askerler görev yapıyor.

Ukrayna ise buna karşılık olarak, Rusya topraklarının derinliklerine yönelik insansız hava aracı (İHA) ve füze saldırılarını yoğunlaştırarak bazı kilit öneme sahip askeri fabrikaları hedef aldı. Bu durum, petrol rafinerilerinde ağır hasara yol açarken ülke çapında yakıt sıkıntısına neden oldu.

Temmuz ayı sonlarında yapılan bir ankete göre Ukraynalıların yüzde 82'si Ukrayna'nın galip geleceğine inanıyor; ancak katılımcıların büyük bir kısmı savaşın 2027 yılına veya daha sonrasına kadar sürmesini bekliyor.

Göreve gelmesinden altı ay sonra görevden alınan 35 yaşındaki Fedorov, tedarik ve seferberlik alanlarında başlattığı reformların ardından askeri bürokrasi ve siyasi rakipleriyle karşı karşıya gelmişti.

Yönetimdeki ‘sistematik’ bir krizi eleştirerek savaş zamanında seçim yapılması çağrısında bulunan ilk önde gelen siyasi figür olarak geçen hafta Ukrayna siyaset sahnesini sarsmıştı.

Pazartesi günü kendisiyle yapılan röportajda Fedorov, savaşın gidişatını değiştirmek için yapay zeka destekli otonom insansız hava araçlarının, Rus hava saldırılarını durduracak ucuz önleyici füzelerin ve Ukrayna'nın kendi balistik füze programının geliştirilmesinin önemini vurguladı.

Ukraynalı üreticilerin halihazırda bu teknolojiler üzerinde çalıştığını belirten Fedorov, ancak Kiev'in bu sistemler sahaya sürüldüğünde etkilerini en üst düzeye çıkarmak için entegre (kapsamlı) bir stratejiye ihtiyacı olduğunu ifade etti.

İnsan varlığını asgari düzeye indirmek amacıyla karada ve havada insansız araçların görev yaptığı, düşmanı tespit etmek için elektronik sensörlerle donatılmış bir cephe hattı vizyonu ortaya koyan Fedorov şunları söyledi:

"Rusları tamamen durdurabilecek teknolojiler halihazırda mevcut, ancak vizyon eksikliğimiz... bunları uygulamadığımız anlamına geliyor."

Fedorov ayrıca, potansiyelin heba edilmesini ve ‘yüzde beş verimlilikle’ çalıştığını savunduğu Ukrayna devletinin yetersizliğini eleştirdi.

Bütçe açığında suçlama oyunu

Fedorov, Ukrayna'nın güneyinin işgal altındaki kesiminde Rus yakıt tedarikini ve askeri lojistiğini hedef alarak cephe hattındaki Moskova güçlerine zorluk çıkaran bu yılki İHA saldırı kampanyasının arkasındaki itici güç olduğunu söylüyor.

Rusya'nın Ukrayna'nın taktiklerine karşılık vermenin bir yolunu bulmasından önce, Rusya’nın işgali altındaki Kırım Yarımadası'nı izole etmeyi amaçlayan bu operasyonu ilerletmek için hala birkaç aylık bir fırsat penceresi bulunduğunu açıkladı.

Söz konusu saldırı kampanyası, Ukrayna'nın şansına dair söylemleri değiştirmede önemli bir faktör olmuştu.

Fedorov daha önce, kampanyanın başarısında 2026'nın ikinci yarısı için ayrılan ödenekleri öne çekme kararının etkili olduğunu belirtmişti.

Fedorov'un eski siyasi destekçisi ve yeni rakibi Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy ise hafta sonu yaptığı açıklamada, harcamaların öne çekilmesinin bakanlık bütçesinde 27 milyar dolarlık bir açığa yol açtığını ve dış yardımlara bağımlı olan Ukrayna'nın bu soruna bir çözümünün olmadığını söyledi.

Zelenskiy'nin bu rakamı nereden çıkardığını bilmediğini ifade eden Fedorov, bakanlığın yeni tedarik ihalelerinden elde edilecek bütçe fazlasına ve uluslararası desteğe dayanan bir harcama planı hazırladığını sözlerine ekledi.

Fedorov, Savunma Bakanlığı'na ilk geldiğinde, Ukraynalı savunma sanayii şirketlerinin kendi çıkarlarını gözetmek amacıyla yaptıkları talepler doğrultusunda atanmış daire başkanlarıyla karşılaştığını iddia etti.

Açıklamalarını sürdüren Fedorov, “Bizim planlamamıza göre yıl sonu itibarıyla bütçe açığı yaklaşık beş milyar dolar civarındaydı ve bu parayı nereden bulacağımızı da biliyorduk. Belki de planlar değişti ve böylesine büyük bir bütçe gerektiren yeni projeler ortaya çıktı” ifadelerini kullandı.

Seçim çağrısı

Fedorov'un seçim çağrısı bazı Ukraynalılar tarafından endişeyle karşılanırken, kamuoyu yoklamaları savaş zamanında seçim yapılmasına yönelik hevesin düşük olduğunu istikrarlı bir şekilde ortaya koyuyor.

Zelenskiy, Rusya ile savaşıldığı bir dönemde Ukrayna'yı yıkıma sürükleyebileceği gerekçesiyle Fedorov'un seçim çağrısını sert bir dille eleştirdi.

Ukrayna, Rusya’nın işgalinin başladığı 2022 yılının şubat ayından bu yana güvenlik gerekçesiyle seçimlerin yapılmasını yasaklayan sıkıyönetim altında yönetiliyor.

Devlet Başkanı Zelenskiy, Fedorov'un seçim çağrısı yapmak için dış güçlerin baskısına maruz kalmış olabileceğini belirtirken, Fedorov bu iddiayı kesin bir dille yalanladı.

Savaş zamanında seçim yapmanın devasa lojistik zorlukları barındırmasına rağmen Fedorov, Ukrayna'nın yenilikçi çözümler bulacağını ifade etti. Bununla birlikte, devlet başkanlığına aday olup olmayacağını söylemek için henüz çok erken olduğuna dikkati çekti.

Bu arada Fedorov'un zamanını, Ukrayna'da yeniden seçim yapılmasına yönelik çabaları ile yaklaşan ABD ziyareti sırasında sermaye toplamayı planladığı bir yatırım fonunun da aralarında bulunduğu yenilikçi askeri teknolojilere odaklanan projeler arasında paylaştırmayı planladığı belirtiliyor.