Trump, İran'a ‘koordineli’ yanıtı için teşekkür etti
Katar'daki el-Udeyd Hava Üssü'nü hedef alan İran füzesi önlendi. (Reuters)
İran dün Katar'daki ABD güçlerine ait el-Udeyd Hava Üssü’ne füze saldırısı düzenledi, ancak bu saldırı herhangi bir can kaybı ya da yaralanmaya yol açmadı. Katar hava savunma sistemlerinin füzeleri önlemesinin ardından ABD Başkanı Donald Trump Tahran'a saldırıyı ‘erken haber verdiği’ için teşekkür ederek ‘barış ve uyum yolunda ilerleme’ çağrısında bulundu.
Trump Truth Social platformundaki hesabından yaptığı açıklamada, İran'ın ‘beklendiği gibi çok zayıf bir karşılık verdiğini ve ABD’nin de buna çok etkili bir şekilde karşılık verdiğini’ söyledi. Trump, “En önemlisi, içlerinde ne varsa döktüler ve umuyoruz ki, artık nefret olmayacak” dedi. Trump'ın İran'a ‘can kaybı ya da yaralanmayı önlemeyi sağlayan erken bildirimi’ için teşekkür etmesi dikkat çekti. “Belki de İran artık bölgede barış ve uyuma doğru ilerleyebilir. Ben de İsrail'i aynı şeyi yapması için şevkle teşvik edeceğim” ifadelerini kullandı.
İran Dini Lideri Ali Hamaney, İran'ın ‘hiç kimseye saldırmadığını ve hiçbir koşulda hiç kimsenin kendisine yönelik saldırganlığını kabul etmeyeceğini’ söyledi. Hamaney, X hesabı üzerinden yaptığı paylaşımda, “Kimseye zarar vermedik. Hiçbir koşul altında hiç kimsenin tacizini kabul etmeyeceğiz. Kimsenin tacizine boyun da eğmeyeceğiz. İran milletinin mantığı işte budur” ifadelerine yer verdi. Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) saldırıyı üstlenirken, İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi söz konusu saldırının ‘ABD'nin küstah saldırganlığına ve hamlesine bir yanıt’ olduğunu belirtti. Konsey tarafından yapılan açıklamada, “Bu hamle kardeş ve dost Katar devleti için herhangi bir tehdit oluşturmuyor” denildi.
Doha saldırıyı şiddetle kınayarak, bunun ‘Katar'ın egemenliğinin ve hava sahasının, uluslararası hukukun ve Birleşmiş Milletler (BM) Şartı’nın bariz bir ihlali’ olduğunu belirtti. “Katar, bu bariz saldırganlığın şekli ve boyutuyla orantılı ve uluslararası hukuka uygun olarak doğrudan karşılık verme hakkını saklı tutar” denilen açıklamada, ‘tüm askeri eylemlerin derhal durdurulması ve müzakere ve diyalog masasına geri dönülmesi’ çağrısında bulunuldu.
Suudi Arabistan, İran tarafından Katar'a karşı başlatılan saldırıyı en güçlü ifadelerle kınayarak, bunun ‘uluslararası hukukun ve iyi komşuluk ilkelerinin açık bir ihlali olduğunu, kabul edilemez olduğunu ve hiçbir koşul altında haklı gösterilemeyeceğini’ vurguladı. Doha ile dayanışmasını ve tam desteğini teyit eden Suudi Arabistan, ‘kardeş Katar devletini aldığı tüm tedbirlerde desteklemek için tüm imkânlarını seferber ettiğini’ ifade etti.
Müzakere mi, yoksa manevra mı? Trump, İran'la müzakereleri nasıl yürütüyor?
ABD Başkanı Donald Trump düzenlenen basın toplantısında (AP))
İnci Mecdi
Dünya, ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’ın enerji ve elektrik tesislerine saldırıdan önce 48 saatlik bir ateşkes süresi olarak belirlediği kum saatini andıran süreyi nefesini tutarak beklerken, Beyaz Saray'ın efendisi geri adım atarak Tahran ve Washington diplomatik müzakerelere giriştiği bir dönemde ‘İran'ın enerji santrallerine ve enerji altyapısına yönelik tüm askeri saldırıların’ beş gün süreyle durdurulduğunu ilan ettiğinde herkes rahat bir nefes aldı.
Trump, sosyal medya platformundan yaptığı paylaşımda, büyük harflerle ABD ve İran'ın son iki gün içinde ‘son derece verimli ve iyi geçen görüşmeler’ yaptığını ve enerji altyapısına yönelik saldırıların durdurulmasının bu ‘derinlemesine, ayrıntılı ve yapıcı görüşmelerin’ doğrudan bir sonucu olduğunu yazdı.
ABD Başkanı ayrıca, kapsamlı ve nihai bir çözüme ulaşmak için görüşmelerin ‘tüm hafta boyunca devam edeceğini’ kaydetti.
ABD, İsrail ve İran arasında süren savaşa diplomatik bir çözüm bulunabileceğine işaret eden bu adım, Trump'ın geçtiğimiz cumartesi günü İran'ın Hürmüz Boğazı'nı ‘tamamen ve tehdit olmaksızın’ açmaması halinde ülkenin enerji altyapısına büyük çaplı saldırılar düzenleyeceği tehdidinde bulunmasının yanı sıra Ortadoğu ve Avrupa'daki ABD müttefiklerinin çatışmanın tırmanmaya devam etmesinden duydukları endişenin artmasının ardından atıldı.
Bu su yolu, dünya petrolünün büyük bir kısmının geçtiği hayati öneme sahip. Bu tehdide İran, bölgedeki enerji, bilgi teknolojisi ve su arıtma altyapısını hedef alacağı yönünde bir tehditle karşılık verdi.
Zorlu talepler
Trump, İran’a Hürmüz Boğazı’nı yeniden açması için baskı uyguluyor; boğazın kapatılması, enerji fiyatlarında ani bir artışa ve petrol şirketleri ile uluslararası nakliye şirketlerinin büyük kayıplarına neden olmuştu. ABD'li yetkililer geçtiğimiz günlerde, boğazın kapalı kalmaya devam etmesinden duydukları endişeyi dile getirdiler. Politico gazetesine konuşan bir savunma yetkilisi, “Ticari nakliyenin durma süresi uzadıkça dünyaya, nispeten mütevazı bir gelişme düzeyine sahip orta büyüklükte bir gücün, dünyanın en güçlü deniz gücünü denizin hakimiyetinden mahrum bırakabileceğini göstermiş oluruz” değerlendirmesinde bulundu.
Dünyadaki petrol ve LNG’nin yaklaşık beşte biri genellikle bu boğazdan geçiyor (AFP)
Washington, İran rejimini Hürmüz Boğazı'nı açması için tehdit ederken Tahran, Körfez'deki ABD askeri varlığının sona erdirilmesi ve savaş sırasında ülkeye verilen zararlar için devasa tazminat ödenmesi gibi Washington’ın yerine getirmesi imkânsız talepleri içeren bir ateşkes çağrısında bulundu. Washington'daki yetkililerin geçtiğimiz günlerde Amerikan basınına yaptıkları açıklamalara göre, savaşı sona erdirecek herhangi bir anlaşma, Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılmasını, İran'ın yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum stokunun ele alınmasını, nükleer programı, balistik füzeleri ve bölgedeki vekil gruplara verdiği destek konusunda uzun vadeli bir anlaşmanın imzalanmasını gerektiriyor.
ABD'li bir yetkili geçtiğimiz hafta Axios'a yaptığı açıklamada, ABD'nin İran'dan ‘beş yıl boyunca füze programı yürütmemesi, uranyum zenginleştirmesini tamamen durdurması ve geçen yıl ABD ile İsrail tarafından bombalanan Natanz, Isfahan ve Fordo nükleer tesislerinin sökülmesinin yanı sıra nükleer silah programının geliştirilmesine katkıda bulunabilecek santrifüjlerin ve ilgili makinelerin kurulumu ve kullanımı konusunda sıkı dış denetim protokolleri oluşturulması, bölgedeki ülkelerle, füze sayısını bini geçmeyecek şekilde sınırlayan silah sınırlama anlaşmaları imzalanması ve Lübnan'daki Hizbullah, Yemen'deki Husiler ve Gazze'deki Hamas gibi vekil gruplara finansman sağlanmasının engellenmesi’ olmak üzere altı maddeye uymasını istediğini belirtti.
Ancak gerçekler, İran'ın geçmişte bu taleplerin çoğunu defalarca kez reddettiğini gösteriyor. İranlı liderler, geçmişte müzakerelere katılıp sonra aniden ülkeyi bombalamaya başlayan bir başkanla müzakere etmenin zorluğuna işaret etti. Tahran, Amerikalılarla doğrudan veya dolaylı olarak devam eden müzakerelerin varlığını yalanladı. İran'ın resmi haber ajansı IRNA pazartesi günü, İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü’nün, dost ülkelerin son birkaç gün içinde ABD'nin savaşı sona erdirmek için görüşme talebinde bulunduğuna işaret eden mesajlar gönderdiğini, ancak İran'ın buna henüz yanıt vermediğini aktardı. Aynı şekilde İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf da sosyal medya platformu X üzerinden kendisine atfedilen bir açıklamada, ABD ile herhangi bir müzakere yapılmadığını yalanlayarak, bu ‘yalan haberlerin finans piyasalarını ve petrol piyasalarını manipüle etmek ve ABD ile İsrail'in içine düştüğü bataklıktan kaçmak için kullanıldığını’ söyledi.
Belirsizlik taktiği
Şarku'l Avsat'ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre gözlemciler, ABD’nin İranlılarla yürütülecek müzakereler hakkındaki söylemlerinin, ya Tahran’da bir güvensizlik ortamı yaratmak ya da bazı acil meselelerle ilgili gerginliği azaltarak küresel enerji piyasalarını sakinleştirmek için uygulanan bir taktik olduğu görüşünde. ABD Ulusal Güvenlik Konseyi'nin eski yetkilisi ve ABD’nin eski Ortadoğu Özel Temsilcisi Brett McGurk de bir televizyon kanalına verdiği röportajda bu görüşü destekledi.
Washington Enstitüsü’nde İran’ın güvenlik ve savunma konularında uzman olan kıdemli araştırmacı Farzin Nadimi, mevcut müzakerelerin nükleer program, füzeler, vekil güçler ve bölgesel düzen konularında tek seferde kapsamlı bir nihai çözüme varacağını ihtimal dışı sayarken, bu müzakerelerin daha çok savaş zamanında gerilimi azaltmaya yönelik bir paket gibi göründüğüne işaret etti. Bu paket, İran'ın hayati öneme sahip altyapısına yönelik ABD-İsrail saldırılarının durdurulması veya azaltılması, Hürmüz Boğazı'ndaki deniz trafiğinin kısmen yeniden açılması veya normalleştirilmesi, İran'ın füze, insansız hava aracı (İHA) ve deniz güçlerinin saldırılarına ve yayılmasına kısıtlamalar getirilmesi ve çatışmaların şiddeti azalırsa sonraki görüşmeler için bir çerçeve oluşturulması gibi acil operasyonel meseleler etrafında şekilleniyor.
İranlı yazar Mehdi Parpanchi, Trump’ın belirsizliği, İran’da siyasi ve psikolojik bir silah olarak kullandığını düşünüyor. Kimliğini açıklamadığı üst düzey bir İranlı yetkiliyle konuştuğunu söyleyen Parpanchi, bu durumun, Tahran’da kalan liderler arasında şüphe ve tedirginlik tohumları ektiğini vurguladı. Mevcut koşullar altında bu durumun son derece önemli olduğuna dikkati çeken Parpanchi, İranlı liderlerin büyük bir gizlilik içinde yaşadığını, komuta merkezlerinin devre dışı kaldığını ve dinlenme ve suikast korkusuyla iletişimin sınırlı olduğunu kaydetti. Aralarında Hamid Rasai’nin de olduğu bazı muhafazakar milletvekilleri görüşlerini açıklarken Amerikalılarla kimin konuştuğu konusunda sorular sormaya başladıklarının altını çizen Parpanchi’ye göre Trump'ın tam olarak ulaşmak istediği hedef de bu.
Trump’ın piyasalara da bir mesaj gönderdiğini ekleyen Parpanchi, Trump’ın olası bir anlaşmadan bahsederek ve İran’ın hayati ömneme sahip altyapısına yönelik saldırıları askıya alarak, çatışmanın hemen daha tehlikeli bir aşamaya geçmeyeceğini ima ettiğini, bunun da anında etkili olduğunu ve petrol fiyatlarının düştüğünü belirtti. Parpanchi, bunun Trump'a krizden bir çıkış yolu sağladığını, zira bu sayede, ivmesini ve etkisini korurken, İran'ın enerji tesislerine saldırıdan geçici olarak vazgeçebildiğini düşünüyor.
Katılık ve esneklik arasında gidip gelen talepler
İran rejimi, iç politikada itidal göstermeye ve baskı altındaki müzakerelerde zayıf görünmekten kaçınmaya çalışırken, Tahran’dan ateşkes talepleriyle ilgili yapılan açıklamalar daha sert bir ton aldı; Hatta İran, Mısır'daki Süveyş Kanalı'nda olduğu gibi, Hürmüz Boğazı'ndan geçen yük gemilerinden ücret tahsil etmesini öngören yeni bir geçiş sisteminden güçlü bir şekilde bahsetmeye başladı.
İran rejimi, iç politikada itidalli davranmaya ve baskı altındaki müzakerelerde zayıf görünmekten kaçınmaya çalışırken, Tahran'dan ateşkes talepleriyle ilgili yapılan açıklamalar daha sert bir ton kazandı. Hatta İran, Hürmüz Boğazı'ndan geçiş için yeni bir sistemden söz etmeye başladı. Bu sistemde Tahran, Mısır'daki Süveyş Kanalı'nda olduğu gibi yük gemilerinden geçiş ücreti tahsil edecek.
İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, Amerikalılarla herhangi bir temas kurduğunu yalanladı (AFP)
Nadimi’ye göre ABD'nin tutumu, retorik düzeyde olmasa da taktiksel olarak daha esnek hale geldi. Trump ve ekibinin bazı üyelerinin önceki mesajları, esasen rejimi felç etmek, koşulsuz teslimiyet veya İran ordusunu ve kalan lider kadrosunu yok etmek gibi sert bir dil ile nükleer silah edinimini engellemeye ve füze kapasitesini zayıflatmaya odaklanan daha belirgin bir üslup arasında gidip geliyordu. Oysa şu anda tanık olduğumuz şey, anlık katı tutumdan, Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılmasını, saldırıların durdurulmasını ve bir sonraki tırmanma aşamasının dondurulmasını hedefleyen zorlayıcı bir müzakere sürecine doğru bir dönüş gibi görünüyor; ardından da daha geniş bir anlaşmaya varılma olasılığı test ediliyor. Bu da her zaman açıkça kabul edilmese de pratik bir dönüşüm.
İran tarafında ise rejimin temel altyapısına yönelik saldırıların durdurulması ya da önemli ölçüde azaltılması, teslimiyet gibi algılanabilecek şartlardan kaçınılması, füze sistemi ve zorlayıcı caydırıcılığın mümkün olduğunca korunması, müzakerelerin rejimi derhal değiştirmenin bir yolu haline gelmesinin önlenmesi şeklindeki temel şartlar açık görünüyor. Gözlemciler, Tahran'ın herhangi bir anlaşmada, alenen aşağılanmış bir konumdan müzakere etmeyeceğini kabul etmesini istediğinin de neredeyse kesin olduğunu düşünüyor. Bu nedenle, İran'ın çelişkili mesajları önemlidir ve bunlar görünürde bir inkâr, içsel olarak ise bir test niteliğinde.
İran'da kimse yetkiye sahip değil
Birkaç gün önce ABD merkezli haber sitesi Axios da yer alan habere göre Mısır, Türkiye ve Pakistan pazar günü ABD ile İran arasında mesajlar iletti. Trump’ın ekibi ile İran Meclis Başkanı Muhammed Bakir Kalibaf arasında bir telefon görüşmesi ayarlamaya çalıştılar. Bilgili bir kaynağa göre bu görüşme gerçekleşirse, yüz yüze bir toplantı yapılıp yapılmayacağı belirlenecek. Ayrıca Mısır Dışişleri Bakanlığı tarafından pazar günü yapılan açıklamaya göre Mısır Dışişleri Bakanı Bedir Abdulati'nin ABD'nin Özel Temsilci Steve Witkoff, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Pakistan, Türkiye ve Katar'daki muhataplarıyla telefon görüşmesi yaptığını duyurdu. Açıklamada, Abdulati'nin ‘savaşın daha geniş çaplı etkilerini sınırlandırmanın ve yayılmasını önlemenin’ önemini vurguladığı belirtildi.
Bölge ülkelerinin savaşı yatıştırmak için yürüttüğü yoğun diplomatik çabalara rağmen, İran’daki iç bölünmüşlük, İran tarafında bu müzakerelere anlam kazandıracak güce sahip bir kişinin varlığını tahmin etmeyi zorlaştırıyor. ABD gazetesi The Wall Street Journal’da (WSJ) yer alan habere göre bölgedeki arabulucular geçtiğimiz hafta İran'da müzakere edebilecekleri bir muhatap bulmakta zorlandılar. O haftanın başlarında İsrail, Batı ile iletişim kurabilecek potansiyel bir ortak olarak görülen İran Ulusal Güvenlik Teşkilatı Başkanı Ali Laricani'yi suikastla öldürdü. WSJ’ye göre Mısır istihbarat yetkilileri, İran rejimini koruyan ve ülkedeki en güçlü güvenlik ve siyasi yapı olarak kabul edilen yarı askeri güç olan İran İslam Devrim Muhafızları ile bir iletişim kanalı açmayı başardı ve ateşkes anlaşmasına varılması için gerekli güveni oluşturmak amacıyla beş günlük bir ateşkes önerisi sundu.
Bununla birlikte, gözlemciler bu savaşın çözüme kavuşturulmasına yönelik müzakerelerden pek umutlu değil. Savaşın sona yaklaştığını düşünmediğini belirten Nadimi de “Aksine, her iki tarafın da sahadaki baskıyı, çok fazla taviz vermeden siyasi kazanımlara dönüştürebileceklerini test ettiklerini düşünüyorum” değerlendirmesinde bulundu.
Saldırıların durdurulmasının, Washington’ın askeri baskının sınırlı bir anlaşmaya varmak için yeterli bir etki yaratıp yaratmadığını test etme isteğini gösterdiğini ifade eden Nadimi’ye göre Tahran’ın çelişkili mesajları, rejimin savaş baskısı altında müzakereci bir görünüm sergilemekten kaçınmaya çalıştığını güçlü bir şekilde ima ediyor. Bu da görüşmeler gerçek olsa bile, bunların kırılgan ve inkâr edilebilir olduğu anlamına geliyor. Askerî açıdan bu durum genellikle kısa vadede ya Hürmüz Boğazı ve hayati altyapıya odaklanan kısa süreli bir gerilimin azaltılması ve ardından daha kapsamlı görüşmelerin başlaması ya da iletişimin kopması ve ardından saldırıların yeniden başlaması şeklindeki iki yoldan birine işaret ediyor. Her iki taraf da ateşkesin başarısız olduğu sonucuna varacağı için, bu saldırılar belki de öncekinden daha da şiddetli hale olarak geri dönebilir. Dolayısıyla bir yandan İran’ın Körfez'deki dayatmacı nüfuzunu sürdürmeye çalışması diğer yandan ABD’nin başlıca şart olarak seyrüsefer özgürlüğünün yeniden sağlanmasında ısrar etmesi halinde gerilimin kısmi ve istikrarsız bir şekilde azalması ve yeniden başlaması riskinin yüksek olması kısa vadede en olası senaryo olabilir.
Kalibaf'ın öne çıkışı ve İran'da Güvenlik Grubu’nun yükselişihttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5255277-kalibaf%C4%B1n-%C3%B6ne-%C3%A7%C4%B1k%C4%B1%C5%9F%C4%B1-ve-i%CC%87randa-g%C3%BCvenlik-grubu%E2%80%99nun-y%C3%BCkseli%C5%9Fi
Kalibaf'ın öne çıkışı ve İran'da Güvenlik Grubu’nun yükselişi
İran Meclisi Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, Devrim Muhafızları üniformasıyla Tahran'da bir oturuma başkanlık ediyor, 1 Şubat 2026 (AFP)
Amr Harkus
Muhammed Bakır Kalibaf birçok açıdan Ali Laricani'nin halefidir, ancak hayatta olduğu dönemde kendisi ile yakın ilişkisine rağmen, Dini Lider Ali Hamaney'in halefi olmayacaktır. Dini Liderin halefi Ayetullahlardan biri olmalı ve kendisi ileri düzeyde dini eğitim almış değil. Meclis Başkanı Kalibaf, ABD Başkanı Donald Trump tarafından adı açık bir şekilde anılmadan, beklenmedik bir şekilde müzakereye davet edildi. Böylece durum önemli ölçüde değişti ve başıboş bir füze veya iç suikast girişimi sonucu öldürülmediği sürece, Kalibaf İran'ın gelecekteki potansiyel liderine dönüştü.
Kalibaf, ABD yönetimiyle herhangi bir temas kurulduğunu hemen reddetti, ancak İran Dışişleri Bakanlığı meselenin ciddi olduğundan bahsetti. Bu nedenle, Tahran'daki yönetim içinde hızla ivme kazanan dönüşüme liderlik edebilecek kişi artık o gibi görünüyor. İç güç dengesini değiştiren ve İran'ın uluslararası sistemle etkileşiminin doğasını dönüştüren suikastlar onu lider konumuna taşıdı.
İran’daki dönüşümler bir tesadüf değil, aksine 7 Ekim 2023'te Gazze Şeridi'nde başlayan bir dizi birikmiş dış sorunun kapsamındadır. İçeride ise dönüşümler, ekonomik kriz, Amerikan ve İsrail hava saldırılarından önce ve sonra yaşanan halk protestolarıyla kendini gösterdi. Burada, özellikle “üç Ali”nin (Ali Hamaney, Ali Şemhani ve Ali Laricani) yokluğunun yarattığı boşluk göz önüne alındığında, Kalibaf'ın adı yasama rolünü aşarak, askeri aygıt ile siyasi ve dini elitler arasında köprüye dönüşen kilit bir figür olarak öne çıkıyor.
Savaş, sertlik yanlısı sistem içindeki siyasi güç merkezlerinde radikal bir yeniden yapılanmaya yol açtı. Operasyonların ilk gününde veya kısa bir süre sonra öldürülen üst düzey liderliğe ve diğer komutanlara yönelik saldırıların ardından, baskın ve belirleyici bir güç merkezinin yokluğu, Kalibaf ve diğerlerinin önderliğinde üçüncü kademeye odaklanan yeni bir liderlik yapısı ortaya çıkardı.
Kalibaf sadece geleneksel bir politikacı değil, devrimci kuşağın “tarihi bir figürü”dür. Kariyerine İran-Irak Savaşı sırasında İslam Devrim Muhafızları'nda başladı ve genç yaşta ordu içinde yükseldi
Bugün Meclis Başkanı, İran'da geçiş dönemini yönetecek en nitelikli ve uygun figür olarak kabul ediliyor. Ancak bu, kurumlar içinde gerilim ve çatışmaların var olduğu gerçeğini ortadan kaldırmıyor. Bu gerilim ve çatışmalar, üst düzey Devrim Muhafızları subaylarını ve üçüncü kademeden sertlik yanlısı liderleri birinci kademe liderliğe yükselten suikastların ardından ön plana çıktı.
Şimdiye kadar görünen o ki, Kalibaf'ın kişiliği, eski Devrim Muhafızları komutanı ve fiili karar alıcı, aynı zamanda yeni Dini Lider Mücteba Hamaney'in askeri danışmanı olan Muhsin Rızai ile arasındaki pratik ilişki aracılığıyla siyasi kararlar dayatma gücüne sahip görünüyor. Bu iki isme bir de Yargı Erki Başkanı Muhsin Ejei ekleniyor ve bugün Tahran'da bu ittifak, artık “yönetici koalisyon” olarak biliniyor.
Sahada Kalibaf, operasyonları yöneten ve siyasi direktifleri veren üç üyeli bir “savaş konseyinde” de önemli bir rol oynuyor. Bu konseyde kendisinin yanı sıra, Komutan Muhsin Rızai ve son baskı operasyonlarını yöneten ve sahadaki mevcut savaş faaliyetlerine doğrudan komuta eden Devrim Muhafızları'nın mevcut komutanı Ahmed Vahidi de yer alıyor.
Eski İran Dini Lideri Ali Hamaney, İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf ve Yargı Erki Başkanı Muhsin Ejei, Tahran'daki bir camide Cuma namazı sırasında Kuran okuyorlar, 4 Ekim 2024 (AFP)
Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’a dayatılan bürokratik ilişkiye gelince, sertlik yanlılarının reformcular üzerindeki kontrolü öne çıkıyor. Bazı politikacılar Pezeşkiyan'ı İran cumhurbaşkanları arasında en şanssızı olarak görüyor. Görev süresi boyunca İran, İsrail ve ABD tarafından iki kez bombalandı. Önderi veya Dini Lideri öldürüldü ve halen sahnede görünmeyen oğul Mücteba Hamaney'den Laricani ve şimdi de Kalibaf'a kadar onun yerine geçenler, birkaç gün içinde yine değişti.
Pezeşkiyan hâlâ cumhurbaşkanlığı görevini yürütse de rolü “savaş konseyi” lehine önemli ölçüde marjinalleştirildi. Savaşın başında, Körfez ülkelerine yönelik İran saldırıları için özür dilemiş ve bunları durdurma sözü vermeye çalışmıştı. Ancak Devrim Muhafızları ve sertlik yanlıları tarafından eleştirilmiş ve açıklamalarından geri adım atmak zorunda kalmıştı. Bugün Pezeşkiyan, sadece resmi açıklamalar yapan bir sembol olarak görülüyor, gerçek güç ise üçlü liderliğin elinde yoğunlaşmış durumda.
Güvenlikten siyasete
Kalibaf sadece geleneksel bir politikacı değil, devrimci kuşağın “tarihi bir figürü”dür. Kariyerine İran-Irak Savaşı sırasında Devrim Muhafızları'nda başladı ve genç yaşta orduda yükseldi. Devrim Muhafızları hava kuvvetleri komutanlığı ve ardından polis teşkilatı başkanlığı görevlerini üstlendi. Bu da onun derin devlet veya iktidar bürokrasisi olarak bilinen yapı içindeki güç ve kontrol mekanizmalarını anlamasını sağladı. Böylece siyasi elitlere katıldı ve hatta ülke liderliği için kilit bir konum olan Tahran belediye başkanlığına atandı. Eski Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad da daha önce bu görevi üstlenmişti. Belediye başkanlığından sonra her zamanki gibi en büyük blok olan sertlik yanlılarının saflarında meclise girdi ve Meclis Başkanı oldu; böylelikle askeri harcamalar başta olmak üzere yasama ve bütçe tahsisleri üzerinde önemli bir güç elde etti.
Resmi İran pozisyonu çelişkili olmayı sürdürüyor. İran haber ajansları herhangi bir müzakereyi reddederken, Dışişleri Bakanlığı'ndan sızan bilgiler, dolaylı da olsa görüşmelerin yapıldığını doğruluyor
Beyrut'un banliyölerinde bulunan Kamil Şamun Spor Kompleksi Stadyumu'nda Hizbullah liderleri Hasan Nasrallah ile Haşim Safiyuddin'in cenaze törenine katılan Lübnan eski Cumhurbaşkanı Emil Lahud, İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf ve Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri, 2 Şubat 2025 (AFP)
İran liderlerine yönelik devam eden suikastlar, liderlik rolünü oynaması için Kalibaf’ın önünü açtı, tıpkı İsrail'in Lübnan'daki Hizbullah liderlerine yönelik suikastlarının Naim Kasım'ın Lübnanlı milis grubunun başına geçmesinin önünü açması gibi. Ancak bu iki figür arasında, yetenekleri ve hatta siyasi ve güvenlik rolleri açısından önemli bir fark bulunuyor.
Rejimin karşılaştığı zorluklar
İran rejimi sayısız zorlukla karşı karşıya bulunuyor. Savaş öncesinde, para biriminin değerindeki keskin düşüş ve yükselen enflasyonun körüklediği bir protesto dalgası yaşandı. Bu çöküş, temel maddelerin fiyatlarının ikiye katlanmasına ve Pezeşkiyan hükümetinin suçlamalara maruz kalmasına yol açtı. Mecliste, Kalibaf kendisini “sorun çözücü” olarak sunarak ve reformcuları hedef alıp, fiyatları istikrara kavuşturacak planlar vaat ederek krizi kendi lehine kullanmaya çalıştı. Bu arada Pezeşkiyan, vaatlerini yerine getirememesi nedeniyle siyasi darbelere maruz kalıyordu. Pezeşkiyan ise bu vaatlerin, hükümetinin Devrim Muhafızları ve Dini Liderlik makamından sorumlu olanlar ile babasının suikastından önce Mücteba Hamaney’in görüşleriyle çelişen kararlar almasına izin verilmediği için yerine getirilmesinin yasak olduğunu söylüyordu.
Kalibaf ve siyasi tasfiyeler
İktidardaki sertlik yanlısı yetkililerde tipik olduğu gibi, yasalar ve mevzuat, hükümet yapısı içindeki siyasi rakipleri sahne dışına itmek için araç olarak kullanılmıştır. “Hassas Görevler Yasası”, Kalibaf'ın mecliste uyguladığı çifte standartların en önemli örneğiydi. Bu yasa, yakın bir aile üyesinin yabancı vatandaşlığı olan yetkililerin hassas ve önemli görevlerde bulunmasını yasaklıyor. Eski dışişleri bakanı Muhammed Cevad Zarif bu yasa sebebiyle Pezeşkiyan'ın yardımcılığından uzaklaştırıldı. Yine yasa oğlu Alman vatandaşlığına sahip olan cumhurbaşkanı yardımcısı Muhammed Rıza Arif’e de uygulanmıştı. Ancak, benzer durumdaki diğer yetkililere, sadece sertlik yanlılarına yakın veya onlarla bağlantılı oldukları gerekçesiyle dokunulmadı ve görevden alınmadılar. Şarku’l Avsat’ın al Majalla’dan aktardığı analize göre bu ayrımcılık, Pezeşkiyan hükümetine duyulan güveni hem yurt içinde hem de uluslararası alanda zedeledi ve marjinalleşmiş reformist gruplar ile sertlik yanlısı muhafazakâr kanat arasındaki çatışmayı daha da şiddetlendirdi.
Kalibaf, güçlü adam rolünde başarılı olacak mı?
Trump, İran tarafıyla varılan temel anlaşma noktalarına ve yapıcı görüşmelere atıfta bulunarak, İran enerji tesislerine yönelik saldırıların beş gün süreyle askıya alındığını duyurdu. Ancak, İran'ın resmi pozisyonu çelişkili olmayı sürdürüyor. İran haber ajansları halihazırda herhangi bir müzakere yürütüldüğünü inkar edip, Hürmüz Boğazı'ndaki durumun savaş öncesi haline dönmeyeceğini vurgularken, Dışişleri Bakanlığı'ndan sızan bilgiler, dolaylı da olsa müzakerelerin yürütüldüğünü doğruluyor.
Önümüzdeki haftalar, Kalibaf liderliğindeki ittifakın İran'ı müzakere ve ateşkes yoluyla güvenli bir limana ulaştırmakta başarılı olup olmayacağını ve ülkenin tam teşekküllü bir çatışmaya sürüklenip sürüklenmeyeceğini belirlemede çok önemli olacak
Veriler, şu anda perde arkasında müzakereleri yöneten en güçlü figürün Kalibaf olduğunu ve bu konuda Rızai ile Vahidi’den oluşan “karar alıcı ittifaka” dayandığını gösteriyor. Askeri tehdit dilini rejimi koruma arzusuyla birleştirme yeteneği, onu Washington'un başlıca muhatabı haline getiriyor; ABD, onu Devrim Muhafızlarını gelecekteki herhangi bir anlaşmaya uymaya zorlayabilecek tek kişi olarak görebilir.
Görünüşe göre bu, tam bir askeri siyasallaşma aşaması. Kalibaf, Rızai ve Ejei'nin yeni Dini Lider Mücteba Hamaney'in desteğiyle kurduğu ittifak, devleti dış darbeleri soğuran ve Lübnan'daki Hizbullah'ı, Irak'taki milis grupları savaşa dahil edip, Körfez şehirlerini bombalayarak krizi komşu ülkelere ihraç eden bir askeri kışlaya dönüştürmeyi başardı.
Muhammed Bakır Kalibaf, Tahran'da düzenlediği bir basın toplantısında, 27 Kasım 2024 (Reuters)
Ancak rejimin bu görünürdeki istikrarı, özellikle genç nesilden gelen halk tepkisi başta olmak üzere zorluklarla karşı karşıya. Genç nesil artık içeriden reform olasılığına inanmıyor ve rejimin herhangi bir zayıflık anını fırsat bilerek harekete geçmeyi bekliyor. Savaş ayrıca İran'ın füze cephaneliğinin ve altyapısının büyük bir bölümünü kaybetmesiyle önemli askeri ve ekonomik kayıplara yol açtı. Bu durum, İran'ı rejimin hayatta kalması için sert şartları kabul etmeye zorlayabilir.
Önümüzdeki haftalar, Kalibaf liderliğindeki ittifakın İran'ı müzakere ve ateşkes yoluyla güvenli bir limana ulaştırmakta başarılı olup olmayacağını ve ülkenin altyapısını yok edecek tam teşekküllü bir çatışmaya sürüklenip sürüklenmeyeceğini belirlemede çok önemli olacak. Tek ve net bir güç merkezinin yokluğu, müzakere sürecini tehlikelerle dolu hale getiriyor. Başıboş bir füze bir liderlik toplantısını hedef alıp bazı kişilerin ölümüne yol açabilir veya bir aşırılıkçının düzenleyeceği suikast ülkenin kaderini dördüncü kademeden bir lidere teslim edebilir.
* Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.
Ret mi, müzakere mi? ABD planı masada mı? İran’dan çelişkili sinyallerhttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5255232-ret-mi-m%C3%BCzakere-mi-abd-plan%C4%B1-masada-m%C4%B1-i%CC%87ran%E2%80%99dan-%C3%A7eli%C5%9Fkili-sinyaller
Ret mi, müzakere mi? ABD planı masada mı? İran’dan çelişkili sinyaller
Üst düzey bir İranlı yetkili, bugün (Çarşamba) Reuters’a yaptığı açıklamada, Tahran’ın savaşı sona erdirmeye yönelik ABD teklifini, ilk aşamada olumsuz bir yanıt verilmiş olmasına rağmen hâlâ değerlendirdiğini söyledi. Bu durum, İran’ın söz konusu öneriyi şu ana kadar kesin olarak reddetmediğine işaret ediyor.
İranlı yetkililer, ABD Başkanı Donald Trump yönetimiyle müzakere ihtimaline sert tepki gösterirken, Washington adına Pakistan’ın ilettiği 15 maddelik öneriye resmi yanıtın gecikmesi, Tahran’daki bazı kesimlerin teklifi değerlendirmeye aldığı izlenimini güçlendiriyor.
İranlı yetkilinin, ilk yanıtın “olumsuz” olmasına rağmen teklifin hâlâ incelendiğini belirtmesi, İran’ın Press TV kanalının kimliği açıklanmayan bir yetkiliye dayandırdığı ve Tahran’ın öneriyi reddettiğini öne süren haberle çelişiyor. Öte yandan üst düzey bir Pakistanlı güvenlik yetkilisi, ülkesinin İran Dışişleri Bakanı ile temas hâlinde olduğunu ve hâlen resmi bir yanıt beklediğini ifade etti.
İkinci bir Pakistanlı kaynak ise, “İranlılar bize bu gece bizimle iletişime geçeceklerini bildirdi. Medyada reddettiklerine dair haberler var, ancak bize ulaşmış resmi bir teyit yok. Bu nedenle bekliyoruz” dedi.
ABD Başkanı ise dün yaptığı açıklamada, savaşı sona erdirmeye yönelik müzakere çabalarında ilerleme kaydedildiğini belirterek, Tahran’a 15 maddelik bir plan gönderildiğine dair haberlerin geldiğini söyledi.
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة