Karmaşık denklemlerin gizli akıl hocası: Pakistan Kara Kuvvetleri Komutanı Mareşal Asım Munir

Görsel: Eduardo Ramon
Görsel: Eduardo Ramon
TT

Karmaşık denklemlerin gizli akıl hocası: Pakistan Kara Kuvvetleri Komutanı Mareşal Asım Munir

Görsel: Eduardo Ramon
Görsel: Eduardo Ramon

Kemal Allam

ABD Başkanı Donald Trump, bu ayın ortalarında Pakistan Kara Kuvvetleri Komutanı Mareşal Asım Munir ile görüşmesi alışılmışın dışında bir durumdu. Çünkü toplantıda Mareşal Munir’in ABD'li mevkidaşı yer almadı. Ancak dikkati çeken sadece bu toplantının alışılmadık şekli değil, bölgede gerginliğin tırmandığı bir döneme denk gelmesiydi. Bu durum, birçok kişinin toplantının arka planı ve olası sonuçları hakkında sorular sormasına neden oldu.

Başkentlerin gözleri, hassas bölgesel meselelerde olası arabulucu olarak Maskat ve Doha’ya çevrilmişken, pek çok kişi İran’daki İslam Devrimi’nden bu yana Tahran’ın Washington'daki çıkarlarını Pakistan'ın temsil ettiğini gözden kaçırıyor.

Daha önce 2024 yılı başlarında Al-Majalla’da yayınlanan bir makalede de yazdığım gibi İran ile 900 milden fazla ortak sınıra sahip olan Pakistan, Tahran'a karşı açıkça bir istihbarat savaşı yürütüyor.

Köklü siyasi ve kültürel ilişkilere ve Pakistan'ın İran dışında en büyük Şii topluluğuna ev sahipliği yapmasına rağmen, iki ülkenin güvenlik kurumları, yani İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) ve Pakistan İstihbarat Servisi (ISI) arasında 1980'li yıllardan bu yana ‘gölge savaşı’ benzeri kronik bir düşmanlık süregeliyor. Suriye'deki çatışma alanlarından Beyrut'taki Filistin kamplarına, Azerbaycan ve Afganistan'a kadar, iki taraf çatışan çıkarları nedeniyle ve vekilleri aracılığıyla defalarca kez karşı karşıya geldi.

Bu arka plan, Pakistan ordusunu ve Kara Kuvvetleri Komutanı Mareşal Munir’i, ABD’nin Güney ve Batı Asya'da yürüttüğü politika hesaplarında son derece önemli bir konuma yerleştiriyor. Trump görüşmenin ardından, Mareşal Munir’in bu yılın başlarında Hindistan ile Pakistan arasındaki gerginliği yatıştırmaya katkıda bulunduğunu ve ABD'nin Afganistan topraklarında en çok aradığı kişiyi yakalamasında önemli bir rol oynadığını belirtti. Trump dikkat çekici açıklamasında, Pakistan ordusunun ‘İran'ı ABD'den çok daha iyi tanıdığı’ itirafında bulundu.

Peki, Beyaz Saray'ın güvenini kazanan ve karmaşık bölgesel güvenlik denklemlerde ‘gizli akıl hocası’ olarak görülen Asım Munir kimdir?

Birkaç hafta önce, dünyanın ve haber bültenlerinin dikkati, kısa süreliğine de olsa, Gazze veya Ukrayna dışındaki başka bir çatışmaya yöneldi. Hindistan ve Pakistan ne zaman karşı karşıya gelse, en kötü senaryoları ve nükleer savaş riskini de beraberinde getirir. Ancak bu kez iki ülke gerçekten uçurumun eşiğine geldi. Öyle ki, Başkan Trump ve Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun açıklamalarına göre Trump'ın başlattığı ve Başkan Yardımcısı J. D. Vance ile Bakan Rubio'nun 24 saat boyunca yürüttüğü yoğun diplomatik telefon görüşmeleri olmasaydı, iki taraf arasında tam bir ateşkes sağlanamazdı.

Bu müdahaleden önce Hindistan ve Pakistan aralarında günlerce çatıştı. Karşılıklı hava saldırıları düzenlediler ve her iki ülkenin topraklarının derinliklerindeki hedefler insansız hava araçları (İHA) ile vuruldu.

Her iki taraf da kimin galip geldiği konusunda tartışmaya devam sürer ve raporlar Pakistan hava kuvvetlerinin teyit edilmiş kayıplar verdiğini gösterirken, öne çıkan tek isim Pakistan Genelkurmay Başkanı General Asım Munir oldu. Merkezi ABD’nin Florida eyaletindeki Tampa şehrinde bulunan ve Pakistan ile koordinasyondan sorumlu olan ABD Merkez Komutanlığı'na (CENTCOM) sorarsanız, Mareşal Munir'in sağlam bir komutan olduğu ve Batı Asya'nın, hatta Ortadoğu'nun istikrarında merkezi bir rol oynadığı konusunda kesin bir kanaat olduğunu göreceksiniz. Bugün, tüm dünya bunun farkında.

Pakistan ordusunun komutanları, ordunun büyüklüğü ve muazzam yetenekleri nedeniyle, Forbes ve Times dergileri tarafından hazırlanan dünyanın en güçlü 100 komutanı listesinde düzenli olarak ilk sıralarda yer alıyor.

Mareşal Munir, Pakistan ordusunun Suudi Arabistan ve Çin'den başlayarak, ABD ordusuyla on yıllardır süren sağlam ilişkilerine ve tabii ki nükleer silahlarına kadar uzanan bağlantıları nedeniyle uluslararası bir ağırlığa sahip. Şarku’l Avsat’ın al Majalla’dan aktardığı analize göre bu yüzden her üç ila altı yılda bir, farklı komutanların görevlerine bağlı olarak, yaklaşık 700 bin askerden oluşan bu ordunun komutasını kimin üstleneceği konusunda, diğer uluslararası ordulara kıyasla daha fazla spekülasyon yapılıyor.

dfrg
Hindistan ve Pakistan arasındaki kontrol hattı yakınlarındaki Ahnur bölgesinde bir tankın yanında duran Hint askerleri (AFP)

Diğer komutanlardan tamamen farklı bir geçmişe sahip olan Asım Munir’in bu geçmişi, daha önceki koşullarda onun gibi birinin böyle bir mevkiye gelmesini imkansızlaştırabilirdi. Mareşal Munir, Pakistan’ın dini bir okulda eğitim gören ilk ordu komutanı. Ondan önceki komutanlar ise İngiliz hakimiyeti döneminden kalma seçkin yatılı okullara veya ordunun yönettiği askeri kolejlere gitmiş kişilerdi. Ayrıca, Pakistan'ın Kakul'da bulunan seçkin Pakistan Askeri Akademisi'nden mezun olmayan ilk komutan olan Asım Munir, daha az tanınan ve şu anda artık mevcut olmayan Mangla'daki Subay Eğitim Okulu'nda eğitim gördü. Munir, bunun yanında 40 yılı aşkın bir sürenin ardından Batı'da askeri eğitim almamış veya yüksek lisans yapmamış ilk general oldu. Pakistan ordusunun önceki dokuz komutanı, kariyerlerinin erken, orta veya üst aşamalarında İngiltere, ABD veya Kanada'da eğitim almıştı. Munir ise aslında Tokyo ve Kuala Lumpur'da, meraklı Batılı istihbarat analistlerinin gözünden uzak bir şekilde eğitim gördü. Bununla birlikte güçlü iç istihbarat teşkilatının başkanlığını en kısa süreliğine üstlenen kişi de o oldu.

Tüm bunlardan dolayı Mareşal Munir, 2022 yılında Silahlı Kuvvet Komutanı olarak atandığında, alışılmadık bir şekilde zirveye yükselişi ve mütevazı başlangıcı şaşkınlık uyandırdı.

Tokyo'dan Tampa'ya

Tampa’daki CENTCOM Komutanı General Michael Corella, Pakistan'ın, NATO'ya üye olmayan başlıca ortağı olarak rolünü ve konumunu değerlendirmekle görevli olduğundan, Asım Munir'i üç yıldan kısa bir sürede en az altı defa ziyaret etti. Her yıl, ABD Kongresi'nde gerçekleşen güvenlik ve istihbarat konulu oturumlarda, Pakistan'ın nükleer silahlarının güvenliği ve ABD'nin Batı Asya ve Ortadoğu'da istikrarı sağlamak için Pakistan'a ne kadar güvendiği konusunda sorular soruluyor. Bu sorular, ABD'nin diğer stratejik müttefiki Suudi Arabistan ile olan yakın ilişkileri dikkate alınarak dile getiriliyor.

CENTCOM Komutanı Corella, 2023 yılında ABD Temsilciler Meclisi üyelerini, Asım Munir ile olan ‘sağlam ilişkisi’ ve Munir'in ülkesinin güvenliğini ve istikrarını sağlama kabiliyeti konusunda ikna etmek için büyük çaba sarf etti. Munir’i Tampa'da ağırlayan Corella, Pakistanlı komutanın Washington'da siyasilerle olan görüşmelerini koordine etti. Corella, geçen haftalarda yaptığı açıklamada, ABD'nin Pakistan ile olan güvenlik ortaklığının mükemmelin ötesinde olduğunu bir kez daha vurguladı.

Corella, Pakistan ordusunun Suudi Arabistan, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve diğer ülkelerle olan yakın ilişkileri sayesinde Munir'i Ortadoğu'nun istikrarı için bir köşe taşı olarak görüyor. Suudi Arabistan'da uzun yıllar yaşamış olan Munir, Arapçayı akıcı bir şekilde konuşuyor ve bölgenin dengeleri ve dinamikleri ile Pakistan ve ABD arasındaki ortak güvenlik sistemiyle nasıl uyum içinde olduğu konusunda derin bir anlayışa sahip.

Suudi Arabistan-Pakistan ilişkileri, uzun geçmişe sahip ilişkilerden daha fazlasıdır. Suudi Arabistan'ın eski İstihbarat Şefi Prens Türki el-Faysal, Suudi Arabistan-Pakistan ilişkilerini, diğer tüm ilişkilerden daha güçlü olarak nitelendirmişti. Munir, Suudi Arabistan'da geçirdiği üç yıl sayesinde bu ilişkileri güçlendirmiş ve halihazırda köklü olan bu dinamiklere yeni bir boyut katmıştır.

Munir Asım, Pakistan tarihinin en güçlü komutanı mı?

Bu soru, Pakistan'ın askeri meselelerinde uzmanlaşmış en önde gelen gazetecilerden biri olan ve iki yılı aşkın süredir askeri kurumlarla ilgili haberleri yakından ve derinlemesine takip eden Vecih Said Han tarafından soruldu. Pakistan'ın tarihi boyunca, Muhammed Ziyaülhak, Muhammed Eyüb Han ve Pervez Müşerref gibi ülkeyi fiilen yöneten cumhurbaşkanları da dahil olmak üzere, muazzam nüfuza sahip askeri komutanlar gördüğü düşünüldüğünde, bunun oldukça cesur bir soru olduğuna şüphe yok.

Ancak Asım Munir'i öncekilerden ayıran özelliği, Pakistan Askeri İstihbaratı (MI) ve ISI olmak üzere iki ana istihbarat biriminin başkanlığını yürüten ilk ordu komutanı olmasıdır. Ayrıca tüm bunlardan bağımsız bir saygınlığa sahip olan Munir, Batılı yetkililerden çekinmiyor veya onları memnun etmeye çalışmıyor gibi görünüyor. Bu da kendisinden önceki bazı komutanların, mezun oldukları Batılı eğitim kurumlarının büyüsüne kapıldıkları söylemlerinin aksine bir durum teşkil ediyor.

Göreve gelişiyle sadece üç yıl içinde, tekrarlanan provokasyonlara yanıt olarak Afganistan, İran ve Hindistan'a doğrudan saldırılar düzenleyen Mareşal Munir, Tahran'ı, Belucistan sınırında herhangi bir girişimde bulunmaması konusunda uyardı, emriyle Hindistan uçakları düşürüldü ve Hindistan'daki hedefler bombalandı. Bunun yanında Afganistan’da iktidardaki Taliban’a sert bir üslupla seslenen Munir, Taliban’dan sınır ötesi silahlı gruplara verdiği desteği durdurmasını talep ederek, daha önce eşi ve benzeri görülmemiş bir tutum sergiledi.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



İran savaşı, Güney Asya ekonomilerini Rusya’ya yakınlaştırdı

İran savaşının yarattığı enerji krizi, Cakarta'daki benzin istasyonlarında uzun kuyruklar oluşmasına yol açmıştı (Reuters)
İran savaşının yarattığı enerji krizi, Cakarta'daki benzin istasyonlarında uzun kuyruklar oluşmasına yol açmıştı (Reuters)
TT

İran savaşı, Güney Asya ekonomilerini Rusya’ya yakınlaştırdı

İran savaşının yarattığı enerji krizi, Cakarta'daki benzin istasyonlarında uzun kuyruklar oluşmasına yol açmıştı (Reuters)
İran savaşının yarattığı enerji krizi, Cakarta'daki benzin istasyonlarında uzun kuyruklar oluşmasına yol açmıştı (Reuters)

Enerji ve gübrede büyük ölçüde Ortadoğu'ya bağımlı Güneydoğu Asya ülkeleri, Hürmüz Boğazı'ndaki krizin yarattığı tedarik sıkıntısı sebebiyle oluşan açığı kapatmak için Rusya'ya yanaşıyor.

Endonezya Devlet Başkanı Prabowo Subianto, Moskova'da Rusya lideri Vladimir Putin'le görüşmesinin ardından 150 milyon varile kadar Rus ham petrolü ithal edeceklerini açıkladı.

ABD müttefiki Filipinler de 5 yıl aradan sonra geçen ay Rusya'dan ilk petrol sevkıyatını tamamladı.

Tayland, Rusya'dan gübre alımı için görüşmeleri sürdürürken, Vietnam da İran savaşı öncesinde Kremlin'le imzaladığı nükleer santral anlaşmasıyla ilgili çalışmaları hızlandırdı.

Enerji fiyatlarındaki yükseliş ve ABD'nin Rus petrolüne yönelik yaptırımları geçici olarak gevşetmesi, Moskova'ya milyarlarca dolarlık gelir sağladı.

Guardian'ın analizine göre bu gelişmeler, Batı'nın Rusya'yı uluslararası alanda izole etme çabalarının sınırlı kaldığı yönündeki Kremlin söylemini de güçlendirdi.

Bölge genelinde yapılan kamuoyu araştırmaları, Rusya ve Putin yönetimi hakkındaki olumlu algının sürdüğünü ortaya koyuyor. 2024'te yayımlanan bir ankete göre Endonezya ve Vietnam'da katılımcıların yüzde 50'den fazlası Rusya'nın Ukrayna savaşını kazanmasını istiyor. Pew Research'ün geçen yılki araştırmasında da Endonezyalıların yüzde 64'ünün Rusya'ya olumlu baktığı, aynı oranın ABD için yüzde 48'de kaldığı ortaya konmuştu.

Singapur merkezli düşünce kuruluşu ISEAS-Yusof Ishak Enstitüsü'nden araştırmacı Ian Storey, bölgede Moskova'nın imajına dair şunları söylüyor:

Putin, Batı'ya karşı duran güçlü lider ve geleneksel değerlerin savunucusu olarak görülüyor. Bu maço imajı, bölgedeki birçok ülkede çoğunlukla karşılık buluyor.

Analist ayrıca Rusya'nın, Vietnam ve Laos gibi komünist yönetimlerle tarihsel bağlara sahip olduğunu hatırlatarak, Kremlin'in İsrail'e karşı Filistin'e verdiği destek nedeniyle Müslüman dünyada da olumlu algılandığı yorumunu yapıyor. Çeçen savaşları ve Sovyetlerin Afganistan işgali gibi geçmiş olayların ise "büyük ölçüde unutulduğunu" savunuyor.

Bununla birlikte uzmanlara göre Rusya'nın bölgedeki etkisini artırma kapasitesinin sınırları var. Moskova'nın özellikle Çin yönetimine artan bağımlılığı, Güney Çin Denizi'nde Pekin'le sorun yaşayan ülkeleri temkinli davranmaya itebilir.

Avrupa Birliği (AB) ise bölgedeki gelişmeleri endişeyle takip ediyor. AB Avrupa Birliği Dış Politika Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, Brunei'de Güneydoğu Asya Uluslar Birliği (ASEAN) dışişleri bakanlarıyla salı günü düzenlediği görüşmenin ardından yaptığı açıklamada, bölge ülkelerine "büyük resmi görme" çağrısında bulundu.

Kallas, Rus petrolünün satın alınmasının Moskova'nın Ukrayna'daki savaşı sürdürmesine katkı sağlayacağını vurguladı.

Independent Türkçe, Guardian, Jakarta Globe, Channel News Asia


Kral III. Charles’a Epstein tepkisi: Mağdurlarla görüşmeliydin

Kral Charles, Trump'ı doğrudan karşısına almadan NATO'nun birliğinin önemini de vurguladı (Reuters)
Kral Charles, Trump'ı doğrudan karşısına almadan NATO'nun birliğinin önemini de vurguladı (Reuters)
TT

Kral III. Charles’a Epstein tepkisi: Mağdurlarla görüşmeliydin

Kral Charles, Trump'ı doğrudan karşısına almadan NATO'nun birliğinin önemini de vurguladı (Reuters)
Kral Charles, Trump'ı doğrudan karşısına almadan NATO'nun birliğinin önemini de vurguladı (Reuters)

Britanya monarşisinin başındaki Kral III. Charles'ın ABD ziyaretinde Jeffrey Epstein mağdurlarıyla görüşmemesi tepki çekti.

Epstein'in pedofili ağına karşı mücadelenin önde gelen isimlerinden Virginia Giuffre'nin kardeşi Sky Roberts, Epstein Dosyaları Şeffaflık Yasası'nın ortak yazarlarından Demokrat Temsilciler Meclisi üyesi Ro Khanna'nın düzenlediği etkinlikte şunları söyledi:

Mağdurlar burada Kongre üyeleriyle birlikte oturuyor, hâlâ seslerini duyurmak için mücadele ediyor, gerçek hesap verebilirlik için baskı yapıyorlar. Oysa bu sistemlerle bağlantılı birçok güçlü isim ulaşılamaz durumda ve mağdurlarla yüz yüze görüşmüyor. Kralın, mağdurların yanında olduğunu dünyaya duyurması için bu an uygun bir fırsattı.

Etkinliğe, Giufrre'nin yakınlarına ek olarak, Epstein mağdurları Sharlene Rochard ve Danielle Bensky'le insan hakları ve kadın hakları örgütlerinden temsilciler katıldı.

Demokrat siyasetçi Khanna, Kral III. Charles'a geçen ay gönderdiği mektupta, ABD ziyaretinde Epstein'in istismarına maruz kalan kişilerle görüşmesini talep etmişti.

Ancak Kral Charles ve Kraliçe Camilla'nın avukatı, böyle bir görüşmenin yapılmayacağını bildirmişti. Yanıt mektubunda Birleşik Krallık'ta "devam eden polis soruşturmalarına” atıfta bulunulmuş, Kral Charles'ın "kurbanlarla görüşemeyeceği veya soruşturma konusu olan meseleler hakkında doğrudan yorum yapamayacağı" ifade edilmişti.

Epstein dosyalarında adı geçen isimlerden biri de Kral III. Charles'ın kardeşi Andrew Mountbatten-Windsor. Virginia Giuffre, 2021'de ABD'de açtığı davada, 17 yaşındayken Andrew'la cinsel ilişkiye zorlandığını öne sürmüştü. Birleşik Krallık Kraliyet Ailesi mensubu bu iddiaları reddetse de 2022'de Giuffre'yle uzlaşmaya da varmıştı.

Mountbatten-Windsor, Kraliyet Ailesi'ne zarar vermemek adına York Dükü dahil tüm unvanlarından feragat etmişti. Ancak geçen yılın son aylarında artan baskılar ve yeni açıklanan belgeler neticesinde Kral Charles tarafından "Prens" unvanı da elinden alınmıştı.

Giuffre'nin kardeşi Sky Roberts, ABD Başkanı Donald Trump'ın da Epstein'le ilgili süreçte şeffaf davranmadığını vurguladı. Trump, dosyalarda kendisine yöneltilen tüm iddiaları reddetmişti.

ABD Adalet Bakanlığı, Epstein davasına ait yaklaşık 6 milyon belgenin sadece 3,5 milyonunu kamuoyuyla paylaştı.

Epstein olayı nedir?

En küçüğü 14 yaşında olmak üzere 18 yaş altındaki onlarca kız çocuğuna cinsel istismarda bulunmak ve fuhuş ağı oluşturmak suçlamasıyla yargılanan Epstein, tutuklu olduğu New York Manhattan Metropolitan Merkez Hapishanesi'ndeki hücresinde 10 Ağustos 2019'da ölü bulunmuştu.

Açıklanan Epstein dava dosyalarında Andrew Mountbatten-Windsor ve Trump'ın yanı sıra eski ABD Başkanı Bill Clinton, eski İsrail Başbakanı Ehud Barak, eski ABD Başkan Yardımcısı Al Gore, aktör Kevin Spacey, şarkıcı Michael Jackson, illüzyonist David Copperfield, avukat Alan Dershowitz ve eski New Mexico Valisi Bill Richardson gibi ünlü isimler var.

FBI, ABD Adalet Bakanlığı'yla yaptığı inceleme sonucunda, ünlü isimlerden oluşan "müşteri listesi"nin tutulduğuna dair herhangi bir kanıta ulaşılamadığını duyurmuştu. 

İstihbarat ajansı ayrıca hükümet yetkilileri, ünlüler ve iş insanlarının suçlarını örtbas amacıyla öldürüldüğü öne sürülen Epstein'in hücresinde intihar ettiği sonucuna varıldığını açıklamıştı.

Independent Türkçe, CNN, Guardian


BAE’nin OPEC’ten ayrılması petrol piyasasını nasıl etkileyecek?

BAE, OPEC'ten ayrılma kararını Hürmüz krizi derinleşirken aldı (Reuters)
BAE, OPEC'ten ayrılma kararını Hürmüz krizi derinleşirken aldı (Reuters)
TT

BAE’nin OPEC’ten ayrılması petrol piyasasını nasıl etkileyecek?

BAE, OPEC'ten ayrılma kararını Hürmüz krizi derinleşirken aldı (Reuters)
BAE, OPEC'ten ayrılma kararını Hürmüz krizi derinleşirken aldı (Reuters)

Birleşik Arap Emirlikleri'nin (BAE) Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü (OPEC) ve OPEC+ üyeliğinden çekilme kararının yankıları sürüyor.

BAE yönetiminden dün yapılan açıklamada, Körfez devinin 1 Mayıs itibarıyla OPEC ve OPEC+ üyeliğini sonlandıracağı duyuruldu.

Reuters'ın analizinde, bu hamlenin OPEC'in küresel petrol arzı üzerindeki kontrolünü zayıflatacağına dikkat çekiliyor. Ayrıca BAE'yle OPEC'in fiili lideri Suudi Arabistan arasında "uçurumun derinleşebileceği" ifade ediliyor.

BAE Enerji Bakanı Süheyl Muhammed el Mazravi, ajansa açıklamasında, kararı almadan önce herhangi bir ülkeye danışmadıklarını belirterek şunları söyledi:

Bu bir politika kararıdır; üretim seviyesiyle ilgili mevcut ve gelecekteki politikalar dikkatle incelendikten sonra alınmıştır.

Analize göre BAE'nin gruptan ayrılması, 2018'de BMGK'deki konuşmasında OPEC'i petrol fiyatlarını şişirerek "dünyanın geri kalanını dolandırmakla" suçlayan ABD Başkanı Donald Trump için zafer anlamına geliyor.

İran savaşı nedeniyle Hürmüz Boğazı'nda yaşanan krizin çözülmesinin ardından BAE artık OPEC kotalarına tabi olmayacağı için üretimini artırma imkanı da bulabilir. Uzmanlara göre bu, piyasalar ve küresel ekonomi açısından olumlu bir gelişme.

Ancak Wall Street Journal'ın (WSJ) analizinde, BAE'nin kararının OPEC'in petrol piyasasını yönetme kapasitesine ciddi darbe vuracağına dikkat çekiliyor.

Danışmanlık şirketi Rystad Energy'den Jorge Leon, "Günde 4,8 milyon varil üretim kapasitesine sahip ve daha fazla üretim yapma hedefi güden bir üyeyi kaybetmek, grubun önemli bir aracı da kaybettiğini gösteriyor" diyor.

Uluslararası Enerji Ajansı'nın verilerine göre, BAE'nin üyelikten çıkmasıyla OPEC'in üretim kapasitesinin yüzde 13'ü ortadan kalkacak.

İran, savaşta İsrail'in yanı sıra ABD'nin müttefiki Körfez ülkelerine misilleme yapmıştı. İran ordusu, ABD-İsrail'in 28 Şubat'taki saldırılarıyla başlayan savaşta BAE'ye en az 2 bin 200 füze ve drone fırlattı.

Uzmanlar, savaşın BAE'nin OPEC'ten çıkışını hızlandırdığını ancak Abu Dabi yönetiminin bir süredir zaten örgütten uzaklaştığını belirtiyor.

Guardian'ın analizinde, BAE'nin hamlesinin "Suudi Arabistan'ın itibarını zedeleyebileceği ve ABD'nin bölgedeki konumunu güçlendirebileceği" yazılıyor. Riyad yönetiminin petrol fiyatları üzerindeki kontrolünün zayıflayabileceği ve BAE'nin, uzun süredir OPEC'i eleştiren Trump yönetimine yaklaşarak ABD'yle ilişkilerini kuvvetlendirebileceği ifade ediliyor.

Ayrıca İran savaşı karşısında Körfez ülkelerinin birlik olamamasının da BAE'nin kararında önemli rol oynadığı vurgulanıyor.

WSJ ve Financial Times'ın analizlerinde, BAE'nin hamlesinin "OPEC için sonun başlangıcı olduğu" yorumu da paylaşılıyor.

14 Eylül 1960'ta petrol üreticisi ülkelerin arz politikalarını koordine etmek amacıyla kurulan OPEC'te Suudi Arabistan ve BAE'ye ek olarak Cezayir, Kongo, Ekvator Ginesi, Gabon, İran, Irak, Kuveyt, Libya, Nijerya ve Venezuela olmak üzere 12 üye yer alıyor.

2016'da yapılan anlaşmalarla daha esnek bir yapıya sahip OPEC+'ta Rusya ve Azerbaycan'ın yanı sıra 9 ülke daha var.

Independent Türkçe, Reuters, Wall Street Journal, Financial Times, Guardian