Doğu Akdeniz'deki gerginlikler ve Mısır’ın Türkiye, Yunanistan ve Güney Kıbrıs kararsızlığı

Doğu Akdeniz'de tarafsız olmak neredeyse imkansız

Tek taraflı ilan edilen Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin (KKTC) kuzeyindeki Girne şehri açıklarındaki bir savaş gemisinin üzerinde uçan Türk savaş uçakları Fotoğraf: Birol Bey/AFP
Tek taraflı ilan edilen Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin (KKTC) kuzeyindeki Girne şehri açıklarındaki bir savaş gemisinin üzerinde uçan Türk savaş uçakları Fotoğraf: Birol Bey/AFP
TT

Doğu Akdeniz'deki gerginlikler ve Mısır’ın Türkiye, Yunanistan ve Güney Kıbrıs kararsızlığı

Tek taraflı ilan edilen Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin (KKTC) kuzeyindeki Girne şehri açıklarındaki bir savaş gemisinin üzerinde uçan Türk savaş uçakları Fotoğraf: Birol Bey/AFP
Tek taraflı ilan edilen Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin (KKTC) kuzeyindeki Girne şehri açıklarındaki bir savaş gemisinin üzerinde uçan Türk savaş uçakları Fotoğraf: Birol Bey/AFP

Amr İmam

Mısır, yaklaşık on yıldır ilk kez, Doğu Akdeniz'in bölgesel gerginlikte yeni sahne haline gelmesiyle kritik bir kavşakta duruyor.

Bu durum, özellikle son iki yılda İsrail'in Gazze'de yürüttüğü savaş ve ardından İsrail ile İran arasındaki askeri çatışmaların ardından yatışan deniz sınırları konusundaki anlaşmazlıkların yeniden alevlenmesine bağlanabilir.

Bu yeni gerginlik haziran ayı sonlarında başladı. Libya Ulusal Petrol Kurumu (NOC) Akdeniz'de Libya kıyıları açıklarında yaklaşık 10 bin kilometrekarelik bir alanda sismik araştırma yapmak üzere Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO) ile bir mutabakat imzaladı.

Ancak Yunanistan bu mutabakata karşı çıkarak, kesin bir dille ‘kabul edilemez’, ‘yasadışı’ ve ‘dayanaksız’ olduğunu öne sürdü.

Türkiye’nin Libya kıyıları açıklarında Yunan savaş gemilerinin konuşlandırılmasına vereceği tepki, önümüzdeki haftalar ve aylar içinde bölgede yaşanacak gelişmelerin seyrini belirleyecek önemli bir faktör olacak.

Yunanistan, Türk şirketiyle imzalanan mutabakat zaptı konusunda Libya ile zaten anlaşmazlığa girmiş ve konuyu BM Güvenlik Konseyi'ne taşımıştı.

Yunanistan Başbakanı Kiriakos Miçotakis 24 Haziran’da Lahey'de düzenlenen NATO zirvesinde konuyu gündeme getirdi. Sadece iki gün sonra Brüksel'de düzenlenen Avrupa Konseyi zirvesinde, konuyu yeniden gündeme getirdi.

İlgili tarafların itidalini koruyup korumayacağı kısa sürede belli olacak. Doğu Akdeniz'deki deniz sınırlarının belirlenmesi konusundaki anlaşmazlıkların daha kötüye gidip gitmeyeceği de bundan sonra anlaşılacak.

Ortak düşman

Bu olası gerilimi büyük bir şaşkınlık ve endişeyle izleyen tek bir ülke var, o da Mısır.

Yaklaşık on yıl önce, o dönemde 2011 yılından sonra yaşanan siyasi ve güvenlik sorunlarının etkilerinden kurtulmak için zamanla yarışan Kahire için durum daha netti. Aynı zamanda, Doğu Akdeniz'de Türkiye'nin artan emellerine karşı kıyılarını güvence altına almaya çalışıyordu. O dönemde Mısır'ın herhangi bir bölgesel tarafın yanında yer alması oldukça kolaydı.

Türkiye o dönemde, Mısır'da yaşanan siyasi dönüşümlere, özellikle de 2013 yılında Müslüman Kardeşler'in iktidardan düşürülmesine karşı çıktı ve ardından Kahire’deki yeni iktidara karşı yoğun bir medya kampanyası başlattı.

Yine o dönemde Kahire’deki bazı yetkililer, Ankara'yı, Gazze Şeridi ve İsrail'e komşu olan bu hassas bölgede bir İslam devleti kurmak amacıyla Sina Yarımadası'nda faaliyet gösteren DEAŞ’ın bir kolunu desteklemekle suçladı.

"Kahire ve Atina, Ankara'nın kendi bölgesel sularını ihlal etmesini önlemek için bazı önlemler aldılar. Bu önlemlerin en önemlisi, deniz sınırlarının belirlenmesi için anlaşmalar imzalanmasıydı. Bu anlaşmalar, Kıbrıs adasını da kapsıyordu.

Buna paralel olarak Türkiye, Müslüman Kardeşler Teşkilatı’nın bazı liderlerine kapılarını açarak, Müslüman Kardeşler yönetiminin devrilmesinden sonra Mısır hükümetine karşı medya kampanyalarının platformu haline geldi.

Bir yandan da sismik araştırma yapan Türk gemileri, umut vaat eden hidrokarbon kaynaklarına dair ipuçları bulmak için Akdeniz'de hummalı bir şekilde dolaşıyordu.

Tüm bunlar Kahire'yi Ankara'yı bir rakip olarak görmeye itti. Bu da onun bakış açısını Türkiye'nin geleneksel rakibi olan ve bölgedeki deniz sınırlarının belirlenmesi konusunda giderek artan anlaşmazlıklar nedeniyle Ankara ile ilişkilerinde büyük bir gerilim yaşayan Yunanistan'la yakınlaştırdı.

Kahire ve Atina, Ankara'nın kendi bölgesel sularını ihlal etmesini önlemek için bazı önlemler aldılar. Bu önlemlerin en önemlisi, deniz sınırlarının belirlenmesi için anlaşmalar imzalanmasıydı. Bu anlaşmalar, Kıbrıs adasını da kapsıyordu.

Deniz tatbikatlarından ticaret ve yatırım anlaşmalarına kadar Mısır, Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) son yıllarda Türkiye'yi kuşatmak ve Doğu Akdeniz'de artan emellerini frenlemek amacıyla aralarındaki iş birliğini yoğunlaştırdı.

Ankara Kahire, Atina ve Lefkoşa tarafından oluşturulan bu bölgesel kuşatmayı kırmak amacıyla 2019 Kasım’ında Libya'nın batısındaki Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) ile Deniz Yetki Alanlarının Belirlenmesine İlişkin Mutabakat Muhtırası imzaladı.

İttifaklarda dönüşümler

Ancak, 2021 yılının sonlarından itibaren bölgede hakim olmaya başlayan uzlaşı ortamı, bölgesel manzarada gözle görülür değişikliklere yol açtı.

Mısır ve Türkiye arasında 2022 yılından bu yana, özellikle Ankara'nın Mısır'ın iç işlerine müdahalesini durdurma ve Müslüman Kardeşlerle bağlantılı muhalefete verdiği desteği askıya alma taahhüdünün ardından, anlaşmazlıkları aşmaya yönelik kademeli bir süreç başladı.

İki ülke Müslüman Kardeşler dönemini geride bırakırken, Kahire ve Ankara, aralarındaki yakınlaşmanın getireceği kazanımların giderek daha fazla farkına varmaya başladı.

Türk Silahlı Kuvvetleri ile yapılan anlaşma kapsamında İç Güvenlik Eğitim ve Tatbikat Merkezi'nde eğitim gören Libyalı askerler (Getty)Türk Silahlı Kuvvetleri ile yapılan anlaşma kapsamında İç Güvenlik Eğitim ve Tatbikat Merkezi'nde eğitim gören Libyalı askerler (Getty)

Diplomatik ve siyasi normalleşme yolunda büyük mesafe kat eden iki ülke, bugün ortak yatırım ve ticaret alanlarında iş birliğini geliştirme olanaklarını araştırıyor. Daha da önemlisi, Mısır'ın Türkiye'nin gelişmiş askeri teknolojilerini ithal etmesiyle somutlaşabilecek, askeri iş birliği olanakları da gündemde.

Bazı bölgesel konularda iş birliği yapan iki ülke, aralarındaki siyasi ve diplomatik istişareleri güçlendirmeye devam ediyor. Bölgesel ve uluslararası gündemdeki sıcak konularda, özellikle de daha önce Kahire ile Ankara arasındaki siyasi rekabetin sembolü olan Libya konusundaki görüşlerini giderek daha fazla uyumlu hale getiriyorlar.

Bu gelişmelerin ortasında Türkiye, Doğu Akdeniz'de kararlı adımlarını sürdürdü. Doğalgaz zenginliklerindeki hızlı artışı değerlendirmek için büyük umutlar besleyen Türkiye, bölgeyi küresel bir enerji tedarik deposuna dönüştürme sözü verdi.

Deniz sınırları anlaşmazlığında üstünlük sağlamak amacıyla Kahire’yi kendi tarafına çekmeye çalışan Ankara, Mısır'ın deniz sınırlarını belirleyen bir anlaşma imzalamayı kabul etmesi halinde, Yunanistan ve GKRY’nin önerdiğinden çok daha geniş bir kıta sahanlığı teklif etti.

İnce çizgi

Gazze'de devam eden savaş ve İsrail ile İran arasındaki silahlı çatışma gibi bölgede art arda yaşanan bazı gelişmeler, bölgedeki üst düzey liderlerin siyasi tavrında belirgin bir değişime yol açtı.

Bu değişiklik, bölgesel ittifakların haritasında köklü ve ani bir değişime yol açmayabilir. Ancak yeni nesil karar vericilerin zihninde, geçmişteki ittifakların gelecekte ağır yük haline gelebileceği yönünde giderek artan bir inanç oluşturacağına da şüphe yok.

Mısır şu an Doğu Akdeniz'de deniz sınırlarının belirlenmesi ve hidrokarbon kaynaklarının arama hakları konusunda çatışmaların çıkma olasılığının artmasıyla birlikte, çifte baskı altında bulunuyor.

Kahire, Ankara ile gelişen ortaklığını feda etme lüksüne sahip değil, çünkü bu yakınlaşmada umut verici bir iş birliği potansiyeli görüyor. Aynı zamanda, son on yıldır Yunanistan ve GKRY ile ilişkilerini sağlamlaştırmak için izlediği yoldan da geri adım atamaz, çünkü bu iki ülke vazgeçilmez stratejik ortaklar haline geldi.

Dünün ittifakları yarının ağır yükleri haline gelebilir.

Nadir bir fırsat

Yunan liderler, son günlerde Mısır Cumhurbaşkanı ve Dışişleri Bakanı ile yaptıkları yoğun temaslar sırasında, sismik araştırmalara ilişkin mutabakat zaptına ilişkin endişelerini Mısırlı meslektaşlarına ilettiler.

Bu konu, haziran ayı sonlarında Kahire'de Mısır Genelkurmay Başkanı Korgeneral Ahmed Fethi ile Libya Ulusal Ordusu (LUO) Kara Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Saddam Hafter arasında yapılan görüşmelerin de ana gündem maddesi olmuş olabilir.

Mısır, sahip olduğu önemli askeri ve donanma gücü ile Türkiye ve Yunanistan arasında olası bir siyasi veya askeri çatışma senaryosunda belirleyici faktör olarak görülüyor.

Libya açıklarında, Akdeniz'in ortasında, Bahri Selam Gaz Sahası ve el-Buri Petrol Sahası bölgesinde bulunan petrol ve gaz platformu, 25 Şubat 2022 (Getty)Libya açıklarında, Akdeniz'in ortasında, Bahri Selam Gaz Sahası ve el-Buri Petrol Sahası bölgesinde bulunan petrol ve gaz platformu, 25 Şubat 2022 (Getty)

Ancak Kahire’nin taraflardan birine katılma konusundaki kararını verirken, her iki tarafı destekleyen uluslararası güçleri de şüphesiz dikkate alacağına ve öncelikle ulusal çıkarlarını güvence altına almaya özen göstereceğine şüphe yok.

Yunanistan, yıllardır Rusya’dan tedarik ettiği doğalgaza olan bağımlılığını azaltmak ve alternatif kaynaklarını güçlendirmek için çaba gösteren Avrupa Birliği'nden (AB) güçlü destek görüyor.

Buna karşın Türkiye, Avrupa kıtasına şimdiye kadar pek ilgi göstermeyen ABD Başkanı Donald Trump'ın desteğinden yararlanıyor. Avrupa ise Trump yönetimi ile zorlu ticaret müzakerelerine girmeye hazırlanıyor.

Bununla birlikte, bu ikilem Mısır'a Yunanistan ve Türkiye'yi ortak bir anlayış zemini üzerinde bir araya getirme ve her iki tarafla dengeli ilişkilerini kullanarak jeostratejik konumunu güçlendirme konusunda nadir bir fırsat sunuyor. Avrupa'nın enerji ihtiyacını karşılayan bölgesel bir enerji merkezi haline gelmeye çalışan Mısır’ın, bölgedeki çatışmaların gölgesinden uzaklaşmasında büyük çıkarları bulunuyor.

Öte yandan Mısır'ın iki ülke arasında etkili bir arabulucu rolü üstlenmek için yeterli nüfuza ve esnekliğe sahip olup olmadığı halen belirsizliğini koruyor. Hem Türkiye hem de Yunanistan hassas stratejik hesaplamalar doğrultusunda hareket ediyor. Şarku’l Avsat’ın al Majalla’dan çevirdiği analize göre iki ülkenin de münhasır ekonomik bölge sınırlarının belirlenmesi konusunda ne kadar esnek bir müzakereye hazır oldukları henüz bilinmiyor.

Her iki ülke de ihtilaflı bölgesel sularda haklarını kanıtlamak için dayandıkları çok sayıda belge ve haritaya sahip ve her iki taraf da daha sonra değiştirilmesi zor bir fiili durum yaratmaya çalışıyor.

Uluslararası hukuk kurallarına sıkı sıkıya bağlı kalmak, bu anlaşmazlıkları çözmek için etkili bir yol olabilir. Burada Mısır'ın, herhangi bir tarafın mevcut durumu manipüle etme girişimlerini engellemede üstlenebileceği rolün önemi ortaya çıkıyor.

Doğu Akdeniz'de çatışmanın yerini iş birliğinin alması, sadece bölgede değil, küresel enerji haritasında da enerji arzının geleceği üzerinde geniş kapsamlı olumlu etkilerin önünü açabilir.

Bu iş birliğinin pekiştirilememesi ise ciddi sonuçlar doğurup, kaynaklar üzerinde şiddetli çatışmalara neden olabilir. En iyi senaryoda, devam eden gerginlik, petrol şirketlerini yatırım yapmaktan vazgeçirebilir. Bu da bu zenginliklerin kullanımının dondurulmasına yol açabilir. En kötü senaryo ise bu kaynakların tamamen yok olması veya kaybolmasına sebep olabilir.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.

 



Hamaney suikastı: Mossad’ın istihbarat üstünlüğü mü, İran güvenliğinde büyük ihmal mi?

4 Mart'ta hava saldırısında öldürülen Irak Hizbullah Tugayları üyelerinin cenazesi sırasında bir kişinin taşıdığı Hamaney'in bir fotoğrafı (AFP)
4 Mart'ta hava saldırısında öldürülen Irak Hizbullah Tugayları üyelerinin cenazesi sırasında bir kişinin taşıdığı Hamaney'in bir fotoğrafı (AFP)
TT

Hamaney suikastı: Mossad’ın istihbarat üstünlüğü mü, İran güvenliğinde büyük ihmal mi?

4 Mart'ta hava saldırısında öldürülen Irak Hizbullah Tugayları üyelerinin cenazesi sırasında bir kişinin taşıdığı Hamaney'in bir fotoğrafı (AFP)
4 Mart'ta hava saldırısında öldürülen Irak Hizbullah Tugayları üyelerinin cenazesi sırasında bir kişinin taşıdığı Hamaney'in bir fotoğrafı (AFP)

İran'ın dini lideri Ali Hamaney suikastı, ABD ve İsrail’in 28 Şubat'ta İran'a yönelik saldırısının başlangıcıydı. Tahran'ın göbeğinde düzenlenen saldırıda üst düzey askeri yetkililer de öldürüldü. Tüm bunlar, İsrail istihbaratının düşmanlarına sızma kabiliyeti bir kez daha ortaya kondu. İsrail'de bazı çevreler, bu operasyonun askeri bilimde ‘incelenmeye’ değer olduğunu söyleyerek övünürken, bazıları Hamaney'in saklanmadığını ve ikametgahında suikasta uğradığını belirtiyor.

Geçtiğimiz cumartesi sabahı, Tahran'ın göbeğinde birkaç patlama meydana geldi. Patlamaların hedefinin, özellikle son yıllarda ilerleyen yaşı sebebiyle Tahran dışına nadiren çıkan Hamaney'in ikametgahı ve çalışma yeri olan ‘Beyt Rehberi’ (Farsça'da ‘komuta merkezi’) olduğu kısa sürede ortaya çıktı.

Geniş bir alana yayılan komplekse düzenlenen saldırı, İran rejiminin üst düzey politikalarında son sözü söyleyen Dini Lider (Rehber) ile Savunma Bakanı, Genelkurmay Başkanı, Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) komutanı ve diğer üst düzey yetkililerin katıldığı bir toplantı sırasında gerçekleşti.

Uzun bir liste

Şarku'l Avsat'ın AFP'den aktardığı analize göre Hamaney ve diğer yetkililerin öldürülmesi, Tel Aviv'in onlarca yıldır gerçekleştirdiği suikastlara yeni bir bölüm eklerken İsrail dış istihbarat teşkilatı Mossad'a dünyanın en etkili istihbarat teşkilatlarından biri olarak ün kazandırdı. Ancak, bu operasyonun ayrıntıları, diğerleri gibi, bilinmezken sadece isimsiz kaynaklardan sızan bilgilerle besleniyor.

İsrailli askeri uzman Yossi Yehoshua, İsrail gazetesi Yedioth Ahronoth’ta kaleme aldığı yazıda, Hamaney suikastının, İsrail'in son iki yıldır muhaliflerini öldürme faaliyetlerini yoğunlaştırmasının ardından ‘İsrail'i benzeri görülmemiş bir üstünlük konumuna getirdiğini’ yazdı.

İsrail, 7 Ekim 2023'te Hamas'ın saldırısının ardından Gazze'de savaşın patlak vermesinden bu yana İsmail Heniyye, Yahya Sinvar ve Muhammed Deyf gibi Hamas’ın üst düzey liderlerini öldürdü. Eski Hizbullah genel sekreteri Hassan Nasrallah ve halefi Haşim Safiyuddin ile 13 Haziran 2025'te Tahran'a başlattığı savaşın başında İranlı askeri yetkililer de öldürüldü. Yehoshua’ya göre Hamaney'in öldürülmesi, İsrail’in gerçekleştirdiği suikastlarda ‘daha önce eşi benzeri görülmemiş bir mükemmellik düzeyini’ yansıtıyor.

Henüz erken

İsrail basını, Tel Aviv'in Hamaney'in cesedini gösteren bir fotoğraf elde ettiğini ve bu fotoğrafın Başbakan Binyamin Netanyahu ve ABD Başkanı Donald Trump'a gösterildiğini, Trump'ın da daha sonra İran Dini Lideri’nin ölümünü doğruladığını bildirdi.

Ma'ariv gazetesi yazarı İsrailli gazeteci ve siyasi analist Ben Caspit, fotoğrafın elde edilmesini ‘inanılmaz’ olarak nitelendirdi. Caspit, bu saldırının ‘dünyanın dört bir yanındaki askeri akademilerde yıllarca inceleneceğini’ iddia etti.

İsrail basını, ‘Mossad ajanlarının İran'da ne yaptığını konuşmak için henüz çok erken’ olduğunu belirtirken, Batı basını isimsiz kaynaklardan alınan bilgilere dayanarak takip operasyonlarının ayrıntılarını aktardı.

ABD merkezli New York Times (NYT) gazetesi, Merkezi İstihbarat Teşkilatı'nın (CIA) İsrail'e Hamaney'in bulunduğu yer hakkında güvenilir istihbarat sağladığını ve İsrail'in ‘aylarca hazırlık yaptığı operasyonu gerçekleştirirken ABD istihbaratına ve kendi bilgilerine dayandığını’ yazdı.

Gazete, saldırının Tahran saatiyle 21.40 sularında gerçekleştiğini, subaylar ve güvenlik görevlilerinin kompleksin binalarından birinde, Hamaney'in ise başka bir binada olduğunu bildirdi.

Pastor Caddesi'ndeki randevu

İngiliz gazetesi Financial Times ise, Hamaney’in ofisinin olduğu genel merkezin çevresindeki trafik gözetleme kameralarının çoğunun yıllardır hacklendiğini ve görüntülerin İsrail'deki sunuculara aktarıldığını bildirdi. Gazeteye konuşan iki kaynak, bir trafik kamerasının Pastor Caddesi'ndeki kompleksin görüntülediğini ve bu sayede korumalarını, alışkanlıklarını ve hareketlerini, ayrıca ‘korumaların korumak ve taşımakla görevli oldukları kişileri’ tespit etmenin mümkün olduğunu belirtti.

Gazeteye göre İsrail, özellikle elektronik casuslukla uğraşan askeri istihbarat servisinin 8200 Birimi tarafından yürütülen ‘veri toplama konusundaki yoğun çalışmalar’ sayesinde ‘düşmanın başkentinin doğru bir resmini’ oluşturdu.

Gazete, İsrailli bir güvenlik yetkilisinin “Tahran'ı Kudüs'ü tanıdığımız kadar iyi tanıyoruz” şeklindeki sözlerini aktarırken saldırı öncesinde, Hamaney'in güvenlik servislerinin alabileceği önleyici tedbirleri engellemek ve toplantı tarihini bilen bir ‘insan kaynağı’ bulmak için düzinelerce cep telefonunun hacklendiğini bildirdi.

“Saklanmıyordu”

Financial Times, Hamaney'in ‘saklanmadığını, ancak önlem aldığını’ bildirdi.

Öte yandan İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, Hamaney'in ‘herkes yakında bir saldırı olabileceği ihtimalinden söz ederken, Tahran'ın kalbinde, yerinde kaldığını’ söyledi. Bekayi, “Kendini İran için feda etti” diye ekledi.

İsrailli ve ABD'li yetkililer, geçtiğimiz yıl haziran ayında yaşanan savaştan bu yana Hamaney'e suikast düzenlemekle tehdit ediyorlardı.

Afganistan ve Ukrayna'daki savaşları inceleyen bir Fransız analist, gizli operasyonların ayrıntılarının kesin olarak tespit edilmesinin zor olduğunu söyledi. Hedefin ‘İran rejiminin başındaki ismi bir anda ortadan kaldırarak yeni bir denge yaratmak için temiz, hassas ve kusursuz bir operasyon’ olduğunu açıklayan Fransız analist, buna karşın diğer tarafın (yani İran'ın) satranç oynadığını ve önemli bir taşı kaybetmesinin oyunun sona erdiği anlamına gelmediğini belirtti.


İsrail Hamas üyesini öldürdü, silahlı çeteler altı Filistinliyi kaçırdı

İsrail'in Gazze şehrine düzenlediği hava saldırısının ardından duman yükseliyor (AP)
İsrail'in Gazze şehrine düzenlediği hava saldırısının ardından duman yükseliyor (AP)
TT

İsrail Hamas üyesini öldürdü, silahlı çeteler altı Filistinliyi kaçırdı

İsrail'in Gazze şehrine düzenlediği hava saldırısının ardından duman yükseliyor (AP)
İsrail'in Gazze şehrine düzenlediği hava saldırısının ardından duman yükseliyor (AP)

İsrail, 10 Ekim 2025 tarihinde yürürlüğe giren Gazze Şeridi'ndeki ateşkese yönelik ihlallerine devam ederken, silahlı çeteler Gazze Şeridi’nin çeşitli bölgelerinde giderek daha aktif hale geldiği bir dönemde daha fazla kişi mağdur oluyor.

Cumartesi günü dikkat çekici bir gelişme yaşandı. İsrail'e ait bir insansız hava aracı (İHA), Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus’un merkezinde kızını okula götüren Filistinli bir adamı hedef aldı. Şarku’l Avsat'ın edindiği bilgiye göre saldırının hedefinde Hamas'ın askeri kanadı İzzettin el-Kassam Tugayları üyesi Ahmed el-Kudra vardı.

Sahadan kaynaklara göre Kudra'nın kızı İsrail saldırısında ağır yaralanırken Kudra, Kassam Tugayları’na ait askeri endüstrinin mimarlarından biri olarak kabul ediliyor. Bu olay, bundan bir hafta önce İsrail ve ABD'nin İran'a karşı savaşının başlamasından bu yana Gazze Şeridi'nde bir Hamas üyesine yönelik ilk kez suikast saldırısı olurken Gazze’deki ihlaller sarı hatla sınırlı kalmayıp son günlerde çok sayıda Filistinlinin ölümüyle sonuçlandı.

Gazze Şeridi’ndeki Sağlık Bakanlığı, son 48 saat içinde üç Filistinlinin öldürüldüğünü, üç kişinin de İsrail’in diğer saldırılarında yaralandığını açıkladı. Böylece ateşkesin yürürlüğe girmesinden bu yana kurban sayısı 641'e ulaşırken 7 Ekim 2023'ten bu yana toplam kurban sayısı ise 72 bin 123'ü aştı.

Büyük çaplı yıkım operasyonları

Diğer yandan İsrail ordusunun Han Yunus’un doğu bölgelerinde gerçekleştirdiği büyük çaplı yıkım operasyonları da devam ediyor. İsrail askeri araçlarından, balıkçıların bu bölgede balık tutmasını engellemek için, denizdeki savaş gemilerinden gelen topçu ateşi ve silah sesleri eşliğinde birçok bölgede ateş açıldı.

yjyt
Gazze şehrinde yerinden edilmiş Filistinlilerin kaldığı çadırlar (Reuters)

İsrail'in gerginliği tırmandıran bu eylemlerine, Hamas'ın kontrolündeki bölgelerin derinliklerinde Gazze Şeridi'nde silahlı çetelerin faaliyetlerinin yoğunlaşması eşlik ediyor.

Şarku’l Avsat'ın edindiği bilgiye göre Gazze şehrinin doğusundaki bölgelerde faaliyet gösteren Rami Halas'ın çetesinin silahlı üyeleri, şehrin güneydoğusundaki ez-Zeytun semtinin el-Medhun mahallesinde Hamas hükümeti çalışanlarından birini kaçırdı. Aynı olayda birkaç vatandaş da yaralandı. Çete, bir silah tüccarına ait silaha el koyduktan sonra onu sorguladı, ardından bölgeden ayrıldı.

Sahadaki kaynaklara göre olay ez-Zeytun semti üzerinde uçan ve her yöne ateş eden İsrail’e ait İHA’ların koruması altında gerçekleşti.

Diğer taraftan Han Yunus’un güneyinde faaliyet gösteren Husam el-Astal çetesine mensup silahlı unsurlar, Kizan Rbu Raşvan bölgesinden beş vatandaşı kaçırdı. Kaçırma vakası birkaç hafta içinde ikinci kez yaşanırken olay, Şarku’l Avsat'ın Hamas'ın Gazze Şeridi'nin kuzeyinde, Gazze şehrinin batı bölgelerinin derinliklerinde, özellikle en-Nasr mahallesinde faaliyet gösteren Eşref el-Mensi çetesinin silahlı üyeleri tarafından gerçekleştirilen bir saldırı girişiminin engellendiği ve çete üyelerinden birinin tutuklanıp silahlarına el koyulduğu, diğer çete üyelerinin ise kaçtığını bildirmesinden bir gün sonra meydana geldi.

Yeni makineli tüfekler

Gazze Şeridi’ndeki silahlı çetelerin özellikle son üç ay içinde Han Yunus ve el-Megazi bölgelerinde üst düzey iki güvenlik görevlisine suikast düzenlemesinin ardından asıl amacın Hamas’tan bir güvenlik görevlisinin hedef alınmasının mı yoksa sadece bir güvenlik kontrol noktasına yönelik bir saldırı yapılmasının mı olduğu konusunda soruşturmalar yürütülüyor.

Bundan birkaç gün önce, yeni Duşka makineli tüfeklerle donatılmış 4x4 araçların Han Yunus’un doğusundaki Selahaddin Caddesi'nde dolaştığı görüldü. Daha sonra, bu araçların o bölgelerde faaliyet gösteren silahlı çete üyelerine ait olduğu anlaşıldı. O sırada İsrail İHA’ları da bölgenin üzerinde uçuyordu.

Hamas, silahlı çetelerin üyelerini öldürmek veya tutuklamak amacıyla gizli bir savaş yürütüyor. Ayrıca, aşiretler aracılığıyla, bu çetelerin üyelerini teslim olmaya ikna etmek ve onlara ‘tövbe’ etme şansı vermek için onlarla iletişim kurarak bu çeteleri dağıtmaya çalışıyor.


İran’ın komşu ülkeleri hedef alma konusundaki kafa karışıklığı

Tahran'ın batısındaki Mehrabad Uluslararası Havaalanı çevresinde yoğun bir şekilde yükselen alevler ve duman (Sosyal medya)
Tahran'ın batısındaki Mehrabad Uluslararası Havaalanı çevresinde yoğun bir şekilde yükselen alevler ve duman (Sosyal medya)
TT

İran’ın komşu ülkeleri hedef alma konusundaki kafa karışıklığı

Tahran'ın batısındaki Mehrabad Uluslararası Havaalanı çevresinde yoğun bir şekilde yükselen alevler ve duman (Sosyal medya)
Tahran'ın batısındaki Mehrabad Uluslararası Havaalanı çevresinde yoğun bir şekilde yükselen alevler ve duman (Sosyal medya)

ABD ve İsrail'in İran'a karşı başlattıkları savaş ikinci haftasına girerken, İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, saldırılar için komşu ülkelerden özür diledikten sonra, Tahran'ın iktidar kurumları arasında komşu ülkeleri hedef alma konusunda kafa karışıklığı yaşandığını gösteren belirtiler ortaya çıktı.

Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan, komşu ülkelerin toprakları İran'a saldırı düzenlemek için kullanılmadığı sürece bu ülkelere yönelik saldırıları durduracağına söz verirken, askeri yetkililer hedeflerinin kapsamını genişletmeye dair tehditlerini sürdürdü. Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan, savaşın başlangıcında İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney ve bazı üst düzey komutanların öldürülmesinin ardından sahadaki kararların İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) tarafından alındığını kabul etti.

Öte yandan İran Cumhurbaşkanı’nın özrü, Tahran'da siyasi tartışmalara yol açtı. İran Yargı Erki Başkanı ve Geçici Liderlik Konseyi Üyesi Gulam Hüseyin Muhsini Ejei, ‘bölgedeki bazı ülkelerin toprakları düşmanın hizmetine sunulduğu için şiddetli saldırıların devam etmesi’ konusunda kararlı bir tutum sergiledi.

Tüm bunlar olurken sahada gerilim daha da tırmandı ve İsrail'in Tahran ve ülkenin diğer şehirlerine yoğun saldırıları devam etti. İran ise İsrail ve bölgedeki üslere füzeler ve insansız hava araçları (İHA) ile karşılık verdi.

ABD Başkanı Donald Trump, Tahran'ı ‘çok daha güçlü’ saldırılarla vurmakla tehdit ederken, Washington'ın ‘daha önce dikkate alınmayan alanları ve kişileri’ hedef almayı düşündüğünü söyledi.

İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan’ın komşu ülkelerden özür dilemesinin saldırıların baskısı karşısındaki bir geri çekilmeyi yansıttığını söyleyen Trump, “Komşularından özür diledi, onlara teslim oldu ve onları hedef almayacağına söz verdi” diye ekledi.

Sahadaki gelişmelere gelince, İsrail, Tahran ve İsfahan'daki askeri alanları ve füze tesislerini hedef alan 80'den fazla savaş uçağının katıldığı bir hava saldırısı dalgası başlattı. Saldırı sırasında Mehrabad, Şiraz, İsfahan ve Hamadan havaalanlarında büyük çaplı patlamalar meydana geldi. Saldırılarda Tahran’daki petrol rafinerisinin bazı bölümleri de hedef alındı.

Buna karşın İran, İsrail'e füzeli saldırılar düzenlerken, DMO, İsrail’in Hayfa kentindeki rafinerinin hedef alındığı saldırılarda Fetih, İmad ve Hayber füzelerinin kullanıldığını duyurdu.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ise ABD'yi ‘Keşm Adası'ndaki su arıtma tesisini hedef almakla’ suçlayarak bunun ‘ciddi sonuçları’ olacağı uyarısında bulundu.