Ortadoğu'nun yeniden şekillenmesi ve yeni bir gerçekliği dayatan cesur strateji

Ortadoğu’nun yeni haritasını pekiştirmek için tarihi bir fırsat var

ABD Özel Harekât Kuvvetleri, askeri görev için savaş uçağına binmeye hazırlanırken (US Air Force)
ABD Özel Harekât Kuvvetleri, askeri görev için savaş uçağına binmeye hazırlanırken (US Air Force)
TT

Ortadoğu'nun yeniden şekillenmesi ve yeni bir gerçekliği dayatan cesur strateji

ABD Özel Harekât Kuvvetleri, askeri görev için savaş uçağına binmeye hazırlanırken (US Air Force)
ABD Özel Harekât Kuvvetleri, askeri görev için savaş uçağına binmeye hazırlanırken (US Air Force)

Zaman aleyhimize işliyor. Onlarca yıldır bölgenin istikrarını bozan İran artık eli kolu bağlı durumda. Şu an Ortadoğu'nun yeni haritasını kalıcı bir gerçeklik olarak çizmek için tarihi fırsat var. Ancak İsrail'in İran’a karşı ezici askeri üstünlüğü, Hizbullah’ı zayıflatması, Hamas'ı yok etmesi, Husileri köşeye sıkıştırması ve Suriye'yi stratejik müttefik olarak geri çekmesi, İran liderliğini nükleer silaha sahip olmanın İsrail ile askeri dengeyi yeniden sağlamak için kaçınılmaz bir seçenek olduğunu kabul etmeye itti. Bu yüzden İran rejiminin şu anda Devrim Muhafızları Ordusu (DMO), Kudüs Gücü ve vekillerini yeniden yapılandırmaya çalıştığına ve çökmüş nükleer programını yeniden inşa etmek için gizlice uranyum zenginleştirmeye başlayacağına dair büyük beklentiler olduğu sonucuna varılmalı.

Arap (Basra) Körfezi sularının ötesinde, bugün Arap ülkeleri için 7 Ekim 2023 tarihinden önce söz konusu olmayan olağanüstü bir fırsat söz konusu. İran, son on yılların en zayıf stratejik dönemini yaşıyor. İran rejimi iktidarı elinde tutsa da ‘İsrail'in ajanlarını takip etme’ bahanesiyle içeride takiplerle ve muhalif sesleri bastırmakla meşgul. Körfez Arap ülkeleri, uzun süredir çözülemeyen iki bölgesel sorunu kökten çözerek bu tarihi anı değerlendirmeli. Bunlardan birincisi, Gazze'deki İsrail-Filistin çatışmasını sona erdirmek üzere kapsamlı vizyon oluşturmak için kararlı bir liderlik gerekiyor. ABD, İsrail'i askeri operasyonları durdurmaya ikna etme gücüne sahip olsa da en büyük zorluk, İsrail'in ateşkes sonrası döneme ilişkin net bir vizyonunun olmaması. Filistin meselesine kapsamlı bir siyasi çözümün gecikmesi, İran destekli milislerin yeniden canlanmasına yol açmakla kalmayacak, aynı zamanda ikinci stratejik hedefin gerçekleştirilmesini de engelleyecek.

u7
İsrail savaş uçaklarının Tahran’a düzenlediği bombardıman sonrası arka planda alevler ve dumanlar yükselirken, bir petrol tesisinde dalgalanan İran bayrakları, 15 Haziran 2025 (Reuters)

İkinci olarak ise Körfez Arap ülkelerinin İran'ın olası tehditlerine karşı koyabilecek entegre bir Arap caydırıcılığı oluşturmak amacıyla, mevcut askeri sistemlerin yeniden yapılandırılmasına dayanan kapsamlı ve cesur bir savunma stratejisi benimsemeleri gerekiyor. Bu strateji, İsrail'in 2023 yılında Gazze Şeridi’ne karşı başlattığı savaşta hedeflerine ulaşmasından çıkarılan derin derslerin yanında, Ukrayna deneyiminde etkinliği kanıtlanmış yenilikçi taktiklere de dayanmalı.

Sadece bu iki yolu ciddiyetle ve tam bir kararlılıkla uygulayarak, Körfez Arap ülkeleri İran'ın bölgesel hakimiyetini yeniden kazanma girişimlerini engelleyebilirler.

Bu noktaya nasıl geldik?

7 Ekim 2023’ten sonra yaşanan gelişmeler Ortadoğu’nun görünümünü kökünden değiştirdi ve güç dengesinde büyük bir değişime yol açarak, İran ve onun ‘direniş ekseni’ olarak bilinen müttefiklerinden uzaklaşmaya neden oldu. İsrail, Hamas’ın askeri yeteneklerini tamamen etkisiz hale getirerek herhangi bir tehdit teşkil etmesini engelledi. Ayrıca Hizbullah’ın komuta yapısına da ağır bir darbe indirerek, gelişmiş füze cephaneliğini kullanılmadan etkisiz hale getirdi.

İsrail’in askeri operasyonları, Hizbullah saflarında daha önce eşi ve benzeri görülmemiş bir istihbarat sızıntısı ile öne çıktı. İsrail, Hizbullah’ın lojistik ağlarını ve iletişim sistemlerini hedef alan hassas saldırılar düzenledi. Bu saldırılar, Hizbullah'ın üst düzey liderlerinin ortadan kaldırılmasına yol açarken, İsrail istihbaratının komuta ve kontrol ağına ne kadar sızdığını ortaya koydu. Sonuç olarak, Hizbullah, İran ile on iki gün süren savaş boyunca İsrail'e tek bir füze bile fırlatamadı.

Arap Körfezi ülkeleri, mevcut askeri sistemlerin yeniden yapılandırılmasına dayanan kapsamlı ve cesur bir savunma stratejisi benimsemeli ve İran'ın olası tehditlerine karşı koyabilecek entegre bir Arap caydırıcılık gücü oluşturmalı.

Öte yandan Heyet Tahrir eş-Şam (HTŞ) ve Suriyeli muhalif gruplar, Beşşar Esed rejimini deviren ani bir saldırı düzenleyerek, 50 yıllık aile yönetimine son verdi. Yemen'de ise ABD, Husilerin Kızıldeniz'deki deniz trafiğine yönelik saldırılarını durdurmak için birkaç ay süren bir askeri harekat düzenledi. Harekat, Husilerin saldırı kapasitesinin zayıflatılması ve bazı komutanlarının öldürülmesinin ardından ateşkes anlaşmasıyla sona erdi.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre İran cephesinde ise 12 gün süren eşit olmayan savaş sonucu, İran'ın topyekûn bir yenilgiye uğramasıyla birlikte belirleyici bir dönüşüm yaşandı. İsrail istihbaratı, gelişmiş askeri teknolojiler ve hassas istihbarat araçları kullanarak, İran ordusunun komuta ve kontrol sistemlerini benzeri görülmemiş bir şekilde ele geçirmeyi başardı. Bu operasyonlar, İran'ın hava savunma sistemlerinin insansız hava araçlarıyla gerçekleştirilen saldırılarla yok edilmesiyle sonuçlandı. Saldırılar, Mossad birimleri tarafından İran topraklarının derinliklerinden yönetildi ve İsrail'e hayati stratejik koridorlar üzerinde, hızlı bir hava üstünlüğü sağladı.

fru7
ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray’da İran ile nükleer anlaşmadan çekildiğini açıkladı, 8 Mayıs 2018 (AFP)

İsrail bu üstünlüğünü, DMO ve Kudüs Tugayları liderlerine, nükleer bilim adamlarına ve nükleer programın önde gelen yetkililerine yönelik yoğun saldırılar düzenlemek için kullandı. Aynı zamanda bu saldırılar, İran’ın balistik füzeler ve İHA’larla saldırı düzenleme imkanlarını, komuta merkezlerini, askeri üretim tesislerini ve gerekli ikmal hatlarını hedef alarak felce uğrattı.

İran'ın nükleer programı da bazı bilim insanlarının tasfiyesi, uranyum zenginleştirme tesislerinin ve bileşen üretim fabrikalarının imha edilmesi ve programın dayandığı tedarik ağlarının devre dışı bırakılmasıyla ağır bir darbe aldı. Önemli bir gelişme olarak İsrail, Washington'un sahip olduğu gelişmiş silahları kullanarak, Fordo Nükleer Tesisi’ne yönelik stratejik bir saldırı gerçekleştirmek için ABD'den doğrudan destek aldı.

Bu saldırıların etkilerinin kapsamlı değerlendirmesi halen devam etse de kesin veriler nükleer programın altyapısının neredeyse tamamen tahrip edildiğini ve sadece marjinal unsurların kaldığını gösteriyor.

Arap ülkeleri için riskler daha büyük

7 Ekim 2023’ten çıkarılan dersine iyi çalışan İsrail, ikinci bir ani saldırıya izin vermeyecektir. İsrail, İran'ın nükleer programını yeniden inşa etmeye çalıştığına dair herhangi bir işaret görürse hemen harekete geçmeye hazır olsa da Arap ülkeleri risklerle karşı karşıya kalmaya devam ediyor.

İsrail ile İran arasında 12 gün süren savaş, İran'ın İsrail'e ulaşabilecek füzelerini yok etmede başarılı olsa da İran halen Arap Körfezi ülkelerini hedef alabilecek binlerce füzeye ve İHA’ya sahip. Olaylar, İran'ın son birkaç yıl içinde, doğrudan veya vekilleri aracılığıyla, Katar, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Irak ve Suriye olmak üzere beş Arap ülkesine balistik füzeler fırlattığını gösteriyor.

İran tarafından fırlatılan balistik füzelerin bir kısmı önlenirken, diğerlerinin hedeflerine ulaşmayı başarması ve İran'ın bu saldırılar karşısında herhangi bir askeri sonuç veya caydırıcı tepkiyle karşılaşmaması dikkati çekti.

İran'ın tehditlerine karşı caydırıcılık sağlamak, bölgedeki ekonomik büyüme için temel bir koşul ve bunun için İran'ın Körfez ülkelerindeki hedeflere karşı herhangi bir askeri harekât gerçekleştiremeyeceğinin garanti edilmesi gerekiyor.

Gazze'deki Filistinlilerin geleceği için net bir yol haritası çizilmesi, özellikle İsrail'in bu konuda net bir vizyona sahip olmaması nedeniyle acil bir ihtiyaç haline geldi.

Gazze'deki Filistinlilerin geleceği için net bir yol haritası çizilmesi, özellikle İsrail'in bu konuda net bir vizyona sahip olmaması nedeniyle acil bir ihtiyaç haline geldi. Önerilen çözümlerin belirsizliğine rağmen, Suudi Arabistan ve BAE’nin liderlik rolü, bu çatışmayı çözmek için herhangi bir yolun çizilmesi ve uygulanmasında belirleyici olmaya devam ediyor.

Gazze’nin istikrarlı ve güvenli bir geleceğe kavuşması, Arap ülkelerinin İsrail'in İran üzerindeki üstünlüğünü kendi lehlerine kullanmalarını, Arap caydırıcılık sisteminin inşasını hızlandırmalarını ve bölgedeki stratejik konumlarını güçlendirmelerini sağlayacağı da bir gerçek.

Ukrayna ve İsrail'in son çatışmalarda edindikleri deneyimler, yapay zeka (AI), otonom sistemler, uzay ve istihbarat alanlarının entegrasyonu, caydırıcı ve etkili bir askeri güç oluşturmak için gereken zamanı ve maliyeti önemli ölçüde azaltabileceğini kanıtladı. Zafer artık en büyük veya en kalabalık orduya sahip olanların tekelinde değil, teknolojik ve dijital üstünlük belirleyici rol oynuyor.

gthyu
Suriye'nin Halep kırsalındaki Şii köyü Nebel'deki bir benzin istasyonunda Suriye’nin eski devlet başkanları Hafız ve Beşşar Esed, Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah ve İran'ın Dini Lideri Ali Hamaney'in bir arada olduğu yırtık bir fotoğraf (Reuters)

Örneğin Ukrayna, kayda değer bir deniz filosuna sahip olmamasına rağmen, yapay zeka teknolojilerini ve akıllı sistemleri yenilikçi bir şekilde kullanarak Karadeniz'deki Rus filosunun büyük bir bölümünü yok etmeyi başardı. İsrail ise yapay zeka sistemleri ile siber savaşı, gelişmiş istihbarat ağlarını, yüksek eğitimli hava kuvvetlerini ve gelişmiş füze savunma sistemlerini stratejik olarak birleştirerek askeri üstünlüğünü sağladı.

Suudi Arabistan ve BAE, tüm bunlardan ders çıkararak savunma reformlarını yeniden yapılandırmak ve gelecekte olası bir İran saldırısına karşı etkili  caydırıcılık sistemi ve entegre hava-füze savunma sistemi oluşturmak için ortak bir Arap çabasına öncülük etmek için kullanabilirler.

Bu çaba, etkinliği kanıtlanmış yeni savaş modeline dayanmalı ve İsrail'in İran karşısında sahip olduğu açık üstünlüğünden yararlanmalı.

Tüm bunlar aynı zamanda Suudi Arabistan ve BAE’nin yapay zeka, otonom sistemler ve uzay alanlarında gerçekleştirdiği büyük ticari ve savunma yatırımlarıyla tamamen uyumlu.

Kısacası Körfez Arap ülkeleri için İran'ın artık bölgedeki baskın güç olmaması nedeniyle, yeni Ortadoğu'nun özelliklerini belirme konsunda eşsiz ama geçici bir fırsat var. Ancak zaman çok önemli faktör, çünkü İran kaybettiği şeyleri hızla yeniden inşa etmeye çalışacak ve sırlarını daha iyi korumak için şüpheci bir yaklaşım benimseyecek.

İyi haber ise bu sürecin zaman alacağı ve Suudi Arabistan ve BAE başta olmak üzere Körfez Arap ülkeleri bu süreyi, Gazze'deki savaşı sona erdirmek için hızlı bir Arap planı uygulamak için kullanabilirler. Bunun yanında bazı Körfez Arap ülkeleri savunma reformu girişimlerini yeniden şekillendirmekte ve İran'ın Arap ülkeleri aleyhine gelecekte herhangi bir saldırı girişimini engelleyecek etkili bir caydırıcı güç oluşturmakta öncülük edebilirler.

Bu çaba, etkinliği kanıtlanmış yeni savaş modeline dayanmalı ve İsrail'in İran karşısında sahip olduğu açık üstünlüğünden yararlanmalı. Daha da önemlisi, mevcut imkanlar ve teknolojilerle, bunların entegrasyonunu güçlendirerek, eğitimi iyileştirerek ve yapay zekadan yararlanarak, kara, hava ve deniz kuvvetlerinin yeteneklerini artırmak için uzun vadeli operasyonlara gerek kalmadan, güvenilir bir caydırıcı güç oluşturulabilir.



Hamaney'in danışmanı: Trump diplomasiye üçüncü kez ihanet etti

 ABD Başkanı Donald Trump Beyaz Saray'da (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump Beyaz Saray'da (Reuters)
TT

Hamaney'in danışmanı: Trump diplomasiye üçüncü kez ihanet etti

 ABD Başkanı Donald Trump Beyaz Saray'da (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump Beyaz Saray'da (Reuters)

Şarku’l Avsat’ın Reuters’ten aktardığına göre İran lideri Ayetullah Ali Hamaney’in danışmanlarından Muhsin Rızai, bugün yaptığı açıklamada, ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’a yönelik deniz ablukasını sürdürerek ve müzakerelerde aşırı taleplerde bulunarak “diplomasiyi üçüncü kez sabote ettiğini” söyledi.

Öte yandan ABD bugün yaptığı açıklamada, İran’a karşı savaşın yeniden başlatılması için gerekli imkânlara sahip olduğunu vurguladı. Beyaz Saray, Başkan Trump’ın bütün şartları yerine getirilmedikçe Tahran ile herhangi bir anlaşma imzalamayacağını duyurdu.

Bu açıklamalar, üç ay önce Ortadoğu’ya yayılan ve küresel ekonomide sarsıntılara yol açan çatışmaların ardından geldi.

Beyaz Saray daha önce Trump’ın İran’la olası bir anlaşma konusunda karar aşamasına yaklaştığını bildirmişti. Pakistan’ın arabuluculuğunda yürütülen görüşmelere son dönemde Katar’ın da dahil olmasıyla birlikte, müzakerelere ilişkin haftalardır çelişkili açıklamalar ve haberler gündemdeydi.

Ancak Trump, dün Beyaz Saray’daki Durum Odası’nda yardımcılarıyla yaklaşık iki saat süren toplantının ardından henüz nihai bir karar vermedi.

ABD: Gerekirse operasyonlara yeniden başlarız

ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth ise bugün erken saatlerde yaptığı açıklamada, Washington’un İran’a karşı askerî operasyonları yeniden başlatabilecek kapasiteye sahip olduğunu belirtti.

Savunma alanındaki Shangri-La Dialogue kapsamında bulunduğu Singapur’da konuşan Hegseth, “Gerekmesi halinde operasyonlara yeniden başlamak için tamamen hazırız” dedi.

ABD’li Bakan, ülkesinin mühimmat stoklarının bu tür bir senaryo için yeterli olduğunu belirterek, “Yüksek teknoloji ürünü mühimmatlarla daha büyük miktarlarda üretilen diğer mühimmatlar arasında kurduğumuz denge sayesinde hem ülke içinde hem de dünyanın diğer bölgelerinde yeterli kapasiteye sahibiz” ifadelerini kullandı.

Aynı çerçevede, ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM) da X platformu üzerinden yaptığı açıklamada, ABD güçlerinin “bölge genelinde varlığını sürdürdüğünü ve yüksek teyakkuz halinde olduğunu” duyurdu.


Başkanlık doktoru: Trump'ın sağlık durumu "mükemmel"

ABD Başkanı Donald Trump, 27 Mayıs'ta Beyaz Saray'da düzenlenen kabine toplantısında, (AP)
ABD Başkanı Donald Trump, 27 Mayıs'ta Beyaz Saray'da düzenlenen kabine toplantısında, (AP)
TT

Başkanlık doktoru: Trump'ın sağlık durumu "mükemmel"

ABD Başkanı Donald Trump, 27 Mayıs'ta Beyaz Saray'da düzenlenen kabine toplantısında, (AP)
ABD Başkanı Donald Trump, 27 Mayıs'ta Beyaz Saray'da düzenlenen kabine toplantısında, (AP)

ABD Başkanı Donald Trump'ın doktoru, dün akşam yayımlanan sağlık raporunda, 79 yaşındaki başkanın "mükemmel sağlık durumuna" sahip olduğunu açıkladı. Trump, hafta başında rutin sağlık kontrolünden geçmişti.

ABD Donanması'nda görevli Doktor Kaptan Sean Barbabella tarafından hazırlanan raporda, "Başkan Trump, mükemmel sağlık durumunu korumaktadır. Kalp, akciğer, sinir sistemi ve genel fiziksel fonksiyonlarında güçlü bir performans sergilemektedir" ifadelerine yer verildi.

Barbabella ayrıca, Trump'ın "başkomutan ve devlet başkanı olarak tüm görevlerini yerine getirmeye tamamen uygun" olduğunu belirtti.

Raporda, Trump'a beslenme düzenine ilişkin tavsiyeler verildiği, düşük doz aspirin kullanmasının önerildiği, fiziksel aktivitesini artırmasının ve kilo vermeye devam etmesinin tavsiye edildiği kaydedildi.

Üç sayfalık rapor, Trump'ın salı günü Washington yakınlarındaki Walter Reed Ulusal Askerî Tıp Merkezi'nde geçirdiği fiziksel muayene ve tanısal testlerin sonuçlarını özetliyor.

Gelecek ay 80 yaşına girecek olan Trump'ın, kolesterol kontrolü için iki ilaç ve kalp hastalıklarına karşı koruyucu amaçla aspirin kullandığı belirtildi.

Boyu 191 santimetre olan Trump'ın kilosunun, geçen yıl nisan ayında yapılan son yıllık sağlık kontrolünde101,6 kilogram iken 108 kilograma ulaştığı bildirildi.

Bu sağlık kontrolü, Trump'ın geçen yıl yeniden göreve dönmesinden beri geçirdiği üçüncü muayene oldu. Kontrol, özellikle ellerinde görülen morlukların ardından sağlık durumuna ilişkin artan spekülasyonların gölgesinde gerçekleştirildi.

Raporda, söz konusu morlukların "kalp ve damar hastalıklarına karşı koruyucu amaçla aspirin kullanımı sırasında sık el sıkışmaya bağlı gelişen hafif yumuşak doku hassasiyetiyle uyumlu olduğu" ifade edildi.

Beyaz Saray daha önce de bu morlukların kan sulandırıcı ilaç kullanımından kaynaklandığını açıklamıştı.


Netanyahu'ya yakın bir düşünür: "Hizbullah, İsrail'i yıpratma savaşına sürükledi"

İsrailli iki asker, perşembe günü Lübnan'ın güneyinde öldürülen meslektaşları için gözyaşı döküyor (Arşiv-AFP)
İsrailli iki asker, perşembe günü Lübnan'ın güneyinde öldürülen meslektaşları için gözyaşı döküyor (Arşiv-AFP)
TT

Netanyahu'ya yakın bir düşünür: "Hizbullah, İsrail'i yıpratma savaşına sürükledi"

İsrailli iki asker, perşembe günü Lübnan'ın güneyinde öldürülen meslektaşları için gözyaşı döküyor (Arşiv-AFP)
İsrailli iki asker, perşembe günü Lübnan'ın güneyinde öldürülen meslektaşları için gözyaşı döküyor (Arşiv-AFP)

İsrail ordusunun Lübnan’da daha kapsamlı askerî gerilim için hareket serbestisi talep ettiği bir dönemde, bugün sağ kanadın önde gelen isimlerinden biri olarak görülen Prof. Eyal Zisser, bu yaklaşımın karşısında duran dikkat çekici bir siyasi çıkış yaptı. Zisser, Lübnan’daki askerî operasyonların artık İsrail’in çıkarlarına ciddi zarar veren stratejik hata hâline geldiğini ve savaş yönetiminde ciddi bir başarısızlığı ortaya koyduğunu söyledi.

Bir İsrail radyosuna verdiği röportajda Zisser, ağırlıklı olarak Lübnan’daki Şii çevreleri hedef alan bu operasyonların İsrail’e herhangi bir olumlu sonuç getirmeyeceğini belirtti. Ona göre, Gazze Şeridi’ndeki sivillere yönelik baskılar nasıl Hamas liderliğini etkilemediyse, Lübnan’daki saldırılar da Hizbullah yönetimi üzerinde benzer bir etki yaratmıyor. Aksine, her iki durumda da ilgili örgütlerin “mağduriyet” algısını güçlendirdiğini ifade eden Zisser, bunun Hizbullah etrafında toplumsal kenetlenmeye yol açtığını ve ağır darbeler alan örgütün yeniden toparlanmasına katkı sunduğunu belirtti.

Zisser ayrıca Hizbullah’ın, İsrail’i askerlerini hedef alabileceği yıpratıcı savaşın içine çekerek, önemli bir başarı elde ettiğini savundu. Lübnan topraklarının işgalinin İsrail’e ağır bir bedel yüklediğini dile getiren Zisser, bunun asker kayıplarına neden olduğunu ve ülkeyi kendi çıkarlarının dışında kalan alanlara sürüklediğini kaydetti.

İran cephesine yönelik eleştiriler

Zisser, İran cephesindeki Amerikan ve İsrail politikalarını da eleştirdi. Her iki tarafın da İran rejiminin ideolojik ve siyasal dinamiklerini yeterince dikkate almadığını söyleyen Zisser, savaşın temel hedeflerinden birinin rejimi devirmek olarak belirlendiğini hatırlattı. Ancak çatışmaların rejimin yıkılmadan sona ermesi hâlinde, Tahran yönetiminin halkına karşı “direndiği” mesajını verebileceği değerlendirmesinde bulundu.

Zisser’e göre bu durum başlı başına tehlikeli; çünkü rejim, uğradığı suikastlar ve maruz kaldığı yıkıma rağmen özgüvenini yeniden kazanabilir.

Bu açıklamalar, İsrail ordusunun tutumuyla açık bir çelişki oluşturması bakımından ayrıca önem taşıyor. Ordu, hükümeti operasyonlarını kısıtlamakla suçlarken, görevlerini tamamlayabilmek için daha geniş hareket alanı talep ediyor. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre askerî yetkililer, operasyonların yalnızca hedefli suikastlarla sınırlı kalmaması ve Beyrut’a yönelik yoğun bombardıman seçeneğinin de değerlendirilmesi gerektiğini savunuyor.

Ordunun bu yaklaşımı, İsrail kamuoyunda yükselen sert eleştirilerden de besleniyor. Güvenlik güçleri, kuzey bölgelerinde yaşayan vatandaşların güvenliğini sağlamada başarısız olmakla suçlanıyor.

 ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 29 Aralık 2025'te Florida, Palm Beach'teki Mar-a-Lago'da (Reuters)ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 29 Aralık 2025'te Florida, Palm Beach'teki Mar-a-Lago'da (Reuters)

Trump’ın yaklaşımına bağlılık

Bu tablo, Başbakan Binyamin Netanyahu’yu rahatsız ediyor. Çünkü Netanyahu, daha geniş çaplı bir askerî gerilime karşı çıkıyor; ancak bunu kendi tercihinden çok ABD Başkanı Donald Trump’ın tutumuna bağlı olarak yapıyor. Netanyahu, Trump’ı İsrail’in şimdiye kadar sahip olduğu en güçlü destekçilerden biri olarak görüyor ve özellikle yolsuzluk davası nedeniyle yürüttüğü siyasi varlık mücadelesinde Washington’un desteğine ihtiyaç duyuyor.

Prof. Zisser’in ordu planlarına yönelik sert çıkışı, Netanyahu’nun savaşın sona erdirilmesine yönelik bir zemin hazırlamaya başladığı şeklinde yorumlanıyor. Bu, Netanyahu’nun savaşı bitirmek istemesinden değil; aksine savaşın sürmesini en çok isteyen isimlerden biri olmasına rağmen, ABD yönetiminin en azından mevcut aşamada çatışmaları durdurma yönünde karar verdiğine inanmasından kaynaklanıyor.

Bu değerlendirmeye göre Netanyahu, Dünya Kupası’nın başlaması ve temmuz ayında ABD’nin kuruluşunun 250. yıl dönümü kutlamalarının yaklaşması nedeniyle Başkan Trump’ı zor durumda bırakmak istemiyor. Trump’ın Amerikan kamuoyunda, Netanyahu’nun etkisiyle savaşa sürüklendiği yönündeki eleştirilerle karşı karşıya kaldığını düşünen Netanyahu’nun, şimdilik Washington’un tercihleri doğrultusunda hareket etmeyi planladığı ifade ediliyor.

Netanyahu’nun çevresine göre İran yönetiminin “kibirli tutumu” olası bir anlaşmayı bozabilir ve böyle bir durumda savaş yeniden başlayabilir. Bu senaryoda çatışmaların yeniden patlak vermesinin sorumluluğu İsrail’e değil, İran’a yüklenmiş olacaktır.

Bu süreçte Netanyahu, “şüphe doktrini” olarak adlandırdığı yaklaşımına geri dönerek orduyu ve “derin devlet” olarak nitelendirdiği çevreleri kendisine karşı komplo kurmakla suçlamaya başladı. Yaklaşan ve ekim ayında yapılması planlanan seçimler öncesinde, bu çevrelerin kendisini iktidardan uzaklaştırmaya çalıştığını öne sürüyor.

Netanyahu, bu dönemde savaşın farklı cephelerinde elde edilen kazanımların öne çıkarılması gerektiğini savunuyor ve yeni askerî maceralara girişilmesine karşı çıkıyor. Netanyahu dikkat çekici biçimde, normalde daha çok sol çevrelerin kullandığı bazı ifadeleri de dile getirmeye başladı. Bunlar arasında “savaşın genişletilmesinin İsrail’i bir yıpratma savaşına sürüklediği” ve “savaş hedeflerine hizmet etmediği” yönündeki değerlendirmeler yer alıyor.

İsrail’in uzun soluklu bir mücadeleye hazırlıklı olması gerektiğini vurgulayan Netanyahu, savaşın tek bir darbeyle sonuçlanamayacağını savunuyor. Bu açıklamalar, onun alışılmış siyasi söyleminden farklı bir çizgiye işaret ediyor.