Ortadoğu'nun umudu Yeni Araplar

Onlar barışın, güvenliğin ve geleceğin anahtarıdır

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, gelecekteki Ortadoğu'yu yeni Avrupa olarak tanımlarken, Avrupa’nın Ortadoğu'ya dönüştüğünü söylüyor (AFP)
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, gelecekteki Ortadoğu'yu yeni Avrupa olarak tanımlarken, Avrupa’nın Ortadoğu'ya dönüştüğünü söylüyor (AFP)
TT

Ortadoğu'nun umudu Yeni Araplar

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, gelecekteki Ortadoğu'yu yeni Avrupa olarak tanımlarken, Avrupa’nın Ortadoğu'ya dönüştüğünü söylüyor (AFP)
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, gelecekteki Ortadoğu'yu yeni Avrupa olarak tanımlarken, Avrupa’nın Ortadoğu'ya dönüştüğünü söylüyor (AFP)

Velid Fares

 

Francis Fukuyama'nın 1991'de yazdığı gibi, Soğuk Savaş sonrası “tarihin sonu” vaatlerine rağmen Ortadoğu'da savaşlar ve çatışmalar genişliyor. Bu arada Batı'da gözler, birbirini takip eden aşamaların özelliklerini keşfetmek için ve reform yapabilecek, barışa doğru ilerleyebilecek sakin, yenilenmiş bir güç bulma umuduyla, onlarca yıldır dünyanın en fazla patlamalar yaşayan bölgesine çevriliyor. Bölgedeki savaş ve çatışmaların çoğuna yol açan hareketlerin birçoğunun arkasında Arap dünyasındaki radikal güçler vardı. Halklarına sosyal, ekonomik ve kalkınma alanında bir ilerleme sunamayan da bunlardı. Dünyanın diğer bölgelerinde de çok sayıda çekişme ve şiddetli çatışmanın yaşandığı açık ve bunların sonuncusu hâlâ bitmeyen Ukrayna savaşıdır. Ancak büyük ve küçük, eski ve yeni, karmaşık ve basit, çözülebilir ve çözülemez çatışmaların en çok yaşandığı bölge, Arap dünyası ve “Büyük Ortadoğu” olarak adlandırılan bölge olmaya devam ediyor.

Bu jeopolitik alan, dünyanın diğer bölgelerine kıyasla sayısız krizle öne çıkıyor. Bu krizlerin başında da kontrol ettikleri ülkelerin sınırlarını genişleterek, bölgesel ve bazıları kıtalararası imparatorluklar kurmayı hedefleyen ideolojik akımlarda vücut bulan yarı-sömürgeci yayılmacı projeler geliyor. Bunların en önemlileriyse Humeynici ve İslamcı projeler (Batı'da cihatçılık olarak adlandırılır), Baasçılık, Arap milliyetçiliği ve diğerleridir. Bunlar hilafet, saltanat gibi kadim imparatorluklar veya Baasçı ulus-devlet, komünizm ve benzeri devletlerin kurulmasına ya da yeniden canlandırılmasına odaklandılar. Ülke sınırları dışında yürüttükleri savaşları, darbeleri ve seferleri, önce kendi ülkesini sonra başka ülkeleri yıkmaya çalışan totaliter tipler gibi, tavizsiz inançlarına bağlılıklarıyla meşrulaştırdılar. Totaliter projeler, rejimi genellikle katı olan kapsamlı bir bölgesel devlet kurmayı amaçlar ve diğer bölgesel ve küresel güçlerle çatışmalara girerler.

Soğuk Savaş döneminde ve sonrasında buna tanık olduk. Batı'da sorgulanan ise bölgenin geleceği ve Batı toplumuyla ilişkileridir. Aynı soru diğer bölgeler için de geçerli. Batılı çevreler, Arap toplumlarının siyasi kültürlerinde yeni eğilimler üretmelerine nasıl yardımcı olabilecekleri konusuna odaklandılar. Kalkınma ve düşünce kuruluşları, Batı Avrupa'da iki dünya savaşından sonra, Doğu Avrupa'da ise Soğuk Savaş'tan sonra olduğu gibi, programlarının yeni bir Arap coğrafyası kuracağına inanarak, çatışma ülkelerinde “yeni bir kültür” yaymak için hızla harekete geçtiler. Ancak radikallerin Batı kurumlarına sızması ve Arap toplumlarını yönlendirmekten sorumlu kurumlara ulaşması nedeniyle bu yaklaşım başarısız oldu. Böylece Ortadoğu'da radikaller artık gençlerin yetiştirilmesini kontrol eder hale geldiler ve onları açık ve özgürleşmiş “yeni Araplar” olarak tasvir ettiler. Ancak sözde Arap Baharı, bu kusuru ortaya çıkardı. Zira İhvan (Müslüman Kardeşler) ve Humeyni tarafından “yeni Arapları” temsil etmek üzere yönlendirilenler ve devrimci olarak adlandırılanlar, eski radikal madalyonun yeni bir kisve altında ortaya çıkan yüzüydü ve bu durum Mısır, Libya, Tunus, Ürdün, Yemen, Suriye ve diğer yerlerde hızla gün yüzüne çıktı. Bu ülkelerin çoğunda iç savaşlar çıktı ve hâlâ sürüyor. Batı da bölgede yeni bir olgu üretmekte başarısız oldu ta ki bölge kendi kalkınma projelerini üretmeye ve terörle mücadele etmeye başlayana kadar.

Gerçek “Yeni Araplar” yeni kılıklı radikallerden farklı kriterlerle ayrılırlar. Birincisi, onlar gerçek köklerine ve gerçek tarihlerine bağlıdırlar; tekfircilerin, mollaların ve aşırı milliyetçilerin bu tarihe dair yorumlarına değil. Daha da önemlisi, Yeni Araplar toplumlarının tarihini geliştirici bir biçimde okurlar, yani geçmişin değerlerini ödünç alırlar ve zaman içinde farklı halkların deneyimlerinden yararlanırlar. Fanatikler yeniden şekillendirdikleri bir geçmişe takılıp kalmışken, yenilikçiler geleceğe bakarak bugünü şekillendirirler.  Söylemleri belirleyen ve kararları alanlar onlardır, tutsak bir ideoloji ile kendisinin ve kitlelerin umutlarıyla uyum olmayan bir şimdiki zaman arasında sıkışıp kalanlar değil.

İkincisi, Yeni Araplar, yani ılımlı Araplar, ulus-ötesi doktrinleri benimsemezler. Yani kendi ülkelerinden daha geniş bir “ulus” hayalini gerçekleştirmek için rejimleri devirmeye çalışmazlar. Bu Araplar, halklarının ne istediğini ve gençlerinin neyi hayal ettiğini biliyorlar ve gerçekleştirmek için çabalıyorlar. Arzulanan beklentiler, artık egemenlik, ulusal güvenlik ve istikrardır, radikallerin elinde olan geçmişin kabusları değil. Yeni Araplar öncelikle kendi vatanlarına, ardından kendi bölgelerine ve dünyaya aittirler.

Üçüncüsü, Yeni Araplar, adaletsiz, hüzünlü ve baskıcı bir rejim kurarak kendilerini, dünyayı ve istikrarı tehdit edenlere değil, kendi halklarının çıkarlarına ve mutluluğuna hizmet ediyorlar. Yeniler toplumlarını kuşatmak yerine açıyorlar, radikaller ise insanları korkutuyor ve gericiliğin derinliklerinde yalnızlığa sürüklüyorlar.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre Yeni Araplar terörizm ile mücadele konusunda kararlılar ve terörü yaymıyorlar, radikaller ise radikalizmi yayıyorlar, takiyye yapıyorlar ve aldatmada ustalar.

Avrupa, tek bir yüzyıl içinde milliyetçi imparatorluklardan ve Bolşevik saltanatından kurtuldu. Peki Yeni Araplar aynı sıçramayı gerçekleştirebilecekler mi?

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman'ın sözlerine kulak verirsek, gelecekteki Ortadoğu'yu yeni Avrupa olarak tanımlarken, Avrupa'nın Ortadoğu'ya dönüştüğünü söylüyor. BAE Dışişleri Bakanı Şeyh Abdullah bin Zayed Al-Nahyan da bir gün daha büyük bir terörizmin Ortadoğu'dan değil Avrupa'dan geleceği uyarısında bulundu.

Batı'ya ve uluslararası topluma daha iyi bir gelecek için eşlik edebilecek Yeni Arapların kimliğini tanımlamak istersek, onlar halklarının ve gelecek nesillerin çıkarlarını güvence altına almak için çalışan Araplardır. Onlar savaşları sona erdirdiler, terörizm ile mücadele ettiler, kurumlarını geliştirdiler, eğitimi yeniden düzenlediler, çabalarını birleştirdiler ve bölgenin geleceği için ılımlı ve ümit verici bir söylem ortaya koydular. Riyad, Kahire, Abu Dabi, Manama, Ürdün ve Rabat'ta karar alma merkezlerinde, Bingazi, Aden ve diğer yerlerdeyse geçici olarak bulunuyorlar. Yeni Araplar, Arap dünyasında ve yeni Ortadoğu'da barışın, güvenliğin ve geleceğinin anahtarıdır.



G7 Zirvesi, Trump’ın kararlarının gölgesinde Evian’da toplanıyor

(foto altı) Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, 14 Haziran’da Fransa’nın güneyinde ikili görüşmeler için gelen Hindistan Başbakanı Narendra Modi’yi karşıladı. (AP)
(foto altı) Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, 14 Haziran’da Fransa’nın güneyinde ikili görüşmeler için gelen Hindistan Başbakanı Narendra Modi’yi karşıladı. (AP)
TT

G7 Zirvesi, Trump’ın kararlarının gölgesinde Evian’da toplanıyor

(foto altı) Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, 14 Haziran’da Fransa’nın güneyinde ikili görüşmeler için gelen Hindistan Başbakanı Narendra Modi’yi karşıladı. (AP)
(foto altı) Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, 14 Haziran’da Fransa’nın güneyinde ikili görüşmeler için gelen Hindistan Başbakanı Narendra Modi’yi karşıladı. (AP)

Dünyanın en büyük ekonomilerinden bazılarını bünyesinde barındıran G7 Zirvesi, Fransa’nın doğusunda İsviçre sınırına yakın, Cenevre Gölü kıyısındaki Fransız tatil beldesi Evian’da bugün başlayacak. Üç gün sürecek zirve öncesinde Fransa-İsviçre sınırının her iki tarafında da olağanüstü güvenlik önlemleri alındı.

Fransız tarafı, ünlü maden suyu kaynakları ve lüks otelleriyle tanınan Evian kentinin bulunduğu Haute-Savoie bölgesine yaklaşık 16 bin polis, jandarma, asker, itfaiye görevlisi ve sınır muhafızı konuşlandırdı. Güvenlik güçleri; botlar, motosikletler ve insansız hava araçlarının (İHA) yanı sıra atlı birlikler ve eğitimli köpek timleriyle destekleniyor. İsviçre makamları ise hava, kara ve gölde güvenliği sağlamak amacıyla en az 4 bin askerin görevlendirildiğini açıkladı. Cenevre’de, zirvenin düzenlenmesine ve G7 ülkelerinin liberal politikalarına karşı protesto gösterileri için binlerce kişinin kente gelmesinin beklendiği belirtilirken, federal hükümet de Cenevre ve çevresindeki polis güçlerine destek vermek üzere birkaç bin askeri seferber etti.

xscd
Cenevre’de G7 Zirvesi’ne karşı protesto gösterisi düzenleyen kalabalık… Yetkililer, ayaklanma çıkmasından endişe ediyor. (EPA)

Paris yönetimi, Evian Zirvesi’ne katılacak lider ve heyetleri taşıyan uçakların iniş yapacağı Cenevre Havalimanı’na da yüzlerce güvenlik görevlisi sevk etti. Fransız ve İsviçreli makamların temel hedefi, 2003 yazında dönemin Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac’ın başkanlığında düzenlenen G8 Zirvesi sırasında Cenevre’de yaşanan protesto gösterileri ve şiddet olaylarının tekrarlanmasını önlemek.

Saray diplomasisi

Bu yıl G7 dönem başkanlığını yürüten Fransa, zirvenin başarılı geçmesi için tüm koşulları sağlamaya özen gösteriyor. Zirve ayrıca, Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un gelecek yıl ilkbaharda ikinci görev süresinin sona ermesiyle Elysee Sarayı’ndan ayrılmadan önce ev sahipliği yapacağı son G7 toplantısı olma özelliği taşıyor.

Evian’da bir araya gelen G7 liderleri arasında görev süresi bakımından en kıdemli isim Macron olarak öne çıkıyor. Macron daha önce 2019 yılında, Fransa’nın güneybatısında Atlas Okyanusu kıyısında bulunan Biarritz kentinde düzenlenen benzer bir zirveye ev sahipliği yapmıştı. Ancak Fransız diplomasisinin, gerek Cumhurbaşkanlığı gerekse Dışişleri Bakanlığı düzeyinde en fazla önem verdiği konu, ABD Başkanı Donald Trump’ın zirveye başından sonuna kadar katılımını güvence altına almak ve görüşmelerin sorunsuz şekilde ilerlemesini sağlamak oldu. Paris, böylece Trump’ın zirve sona ermeden Washington’a döndüğü ve sonuç bildirgesini imzalamayı reddettiği geçen yılki Toronto Zirvesi’nde yaşananların tekrarlanmasını önlemeyi hedefliyor.

Paris yönetimi, zirve gündeminden çevre, küresel ısınma ve Trump’ın gümrük tarifeleri gibi ihtilaflı başlıkları çıkardı. Bununla da yetinmeyen Fransa Cumhurbaşkanlığı, Trump için özel bir jest hazırlayarak, çarşamba günü zirvenin sona ermesinin ardından Paris’in batı girişinde bulunan tarihi Versay Sarayı’nda bir yemek düzenlenmesini planladı. Davetin, ABD’nin bağımsızlığının 250. yıl dönümü kutlamaları kapsamında gerçekleştirileceği belirtildi.

Bilindiği üzere Fransa, Kral XVI. Louis döneminde 1778’den itibaren İngiliz sömürge yönetimine karşı ayaklanan Amerikalılara mali ve askeri destek sağlamıştı. Fransız kuvvetlerine, 1781’deki Yorktown Kuşatması’nda önemli rol oynayan Marquis de Lafayette komuta etmişti. Fransa Cumhurbaşkanlığı, cuma günü yaptığı açıklamada, ABD’nin bağımsızlığını pekiştiren anlaşmanın 1781 yılında Versay Sarayı’nda imzalandığını belirterek Trump’ın saraya davet edilmesinin gerekçesini açıkladı. Ancak Paris’in o dönemde sağladığı büyük mali destek, devlet bütçesini ciddi şekilde zayıflatmış, bu durum da Fransız Devrimi’ne giden süreci hızlandıran etkenlerden biri olmuştu. Devrimin ardından Kral XVI. Louis, yaklaşık on yıl sonra Concorde Meydanı’nda giyotine gönderilmişti.

Evian Zirvesi, Trump’ın Beyaz Saray’a dönüşünden bu yana katıldığı diğer uluslararası toplantılardan farklı olmayacak; ABD Başkanı yine zirvenin en dikkat çekici ve belirleyici ismi olacak. Trump ve diğer liderler, ABD ile İsrail’in 28 Şubat’ta İran’a karşı başlattığı savaşın ardından ilk kez aynı masa etrafında bir araya gelecek. Ancak Trump, bu süreçte diğer altı G7 liderinden destek görmedi. Aksine, liderlerin büyük bölümü söz konusu savaşı açık şekilde eleştirirken, özellikle küresel enerji ve ticaret açısından kritik öneme sahip Hürmüz Boğazı’nda seyrüsefer güvenliğinin sağlanmasına yönelik Washington’ın destek çağrılarına da olumlu yanıt vermedi. Hürmüz Boğazı’nın kapanması, küresel bir enerji krizine yol açarken dünya ekonomisinde de ciddi sarsıntılara neden oldu. Bununla birlikte, ABD ile İran arasında bir çerçeve anlaşmasının imzalanmasına yönelik sürecin son aşamaya gelmesi, Trump üzerindeki baskının azalmasına katkı sağlayabilir. ABD Başkanı’nın, söz konusu çerçeve anlaşmasının imzasını iki önemli gelişmeyle aynı döneme denk getirmeye özel önem verdiği belirtiliyor: 80. yaş günü ve G7 Zirvesi.

Hürmüz Boğazı’nın kaderi

İran ile savaşın geleceği ve Hürmüz Boğazı’nda seyrüsefer özgürlüğünün korunması, Evian Zirvesi’nin ana gündem maddelerinden biri olacak. Konunun iki ayrı platformda ele alınması bekleniyor. Bunlardan ilki, Macron’un davetiyle Evian’a gelen Mısır, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) liderlerinin de katılacağı genişletilmiş toplantı olacak. Dosya ayrıca, Trump’ın söz konusu üç liderin yanı sıra Hindistan Başbakanı Narendra Modi ile gerçekleştireceği ikili görüşmelerde de gündeme gelecek.

Fransa Cumhurbaşkanlığı kaynakları, zirve öncesinde yaptıkları açıklamada, Evian’da bir araya gelecek liderlerin İran’ın nükleer programı, balistik füze programı ve bölgesel politikalarına ilişkin olarak Tahran’dan talep edilebilecek temel şartlar konusunda ortak bir anlayışa varmaya çalışacaklarını belirtti. Bu yaklaşım, özellikle Avrupalı ülkelerin İran dosyasına yeniden ağırlık verme ve konunun yalnızca ABD’nin tek taraflı inisiyatifiyle şekillenmesini engelleme isteğini ortaya koyuyor. Avrupa tarafı, İran meselesinin uluslararası ve çok taraflı bir çerçevede ele alınmasını savunuyor.

dsvfdv
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer’ın 17 Nisan’da Elysee Sarayı’nda düzenlediği ortak basın toplantısından (Reuters)

Avrupa ülkeleri, ABD’nin İran dosyasında tek taraflı hareket etme ihtimalinden endişe duyuyor. Ancak Fransa, Birleşik Krallık ve Almanya’dan oluşan Avrupa Troykası, hem ikili Avrupa yaptırımları hem de kaldırılması veya hafifletilmesi için üçlünün ve Avrupa Birliği’nin (AB) onayını gerektiren uluslararası yaptırımlar sayesinde önemli bir koz bulunduruyor. Evian Zirvesi'ne katılan Arap liderler de toplantılarda Arap ve bölgesel çıkarları savunma, ayrıca savaş sonrası dönemde Tahran ile ilişkilerin geleceğine ilişkin vizyonlarını ortaya koyma fırsatı bulacak.

Öte yandan Fransa ve Birleşik Krallık, Hürmüz Boğazı’nda seyrüsefer güvenliğini sağlamak amacıyla bağımsız bir ‘deniz güvenlik koalisyonu’ kurulmasına yönelik girişimlerini Trump ile görüşmek istiyor. İki ülke, söz konusu planın nasıl ilerletilebileceği ve bölgedeki donanmasını en azından şimdilik çekmeyi düşünmeyen ABD ile nasıl bir koordinasyon sağlanabileceği konusunda değerlendirmelerde bulunmayı hedefliyor. Ancak ABD ile İran arasında bir uzlaşma sağlanması ve Hürmüz Boğazı’nın yeniden güvenli ve açık hale gelmesi durumunda, bu koalisyonun işlevinin ne olacağı da tartışma konusu olarak öne çıkıyor.

Tarafların tamamı, boğazda gemi geçişlerinin herhangi bir ücret alınmaksızın serbest şekilde sürdürülmesi gerektiği görüşünde birleşiyor. Buna karşılık İran, ‘hizmet bedeli’ olarak tanımladığı uygulamalar aracılığıyla boğazı önemli bir gelir kaynağına dönüştürmeyi planlıyor. Bir ABD’li yetkili, Trump’ın Hürmüz Boğazı’ndaki mayınların temizlenmesi konusunu da gündeme getirmek istediğini belirtti. Birleşik Krallık ve Fransa da çatışmaların sona ermesinin ardından bu stratejik su yolunun mayınlardan arındırılması çalışmalarına katkı sunmaya hazır olduklarını daha önce açıklamıştı.

Yine Ukrayna

Macron, Rusya ile savaş dosyasının ele alınacağı özel oturuma Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy’yi de davet etmek istedi.

Fransa Cumhurbaşkanlığı kaynaklarına göre Avrupalı liderlerin temel hedeflerinden biri, son üç ayda büyük ölçüde geri planda kalan Ukrayna meselesini yeniden ABD yönetiminin gündemine taşımak. Avrupa başkentleri, Washington’ın dikkatini yeniden bu dosyaya çekmeye çalışıyor.

fvgf
Aralık 2025’te Londra’da Macron, Zelenskiy, Starmer ve Mertz arasında gerçekleşen toplantıdan (AP)

Aynı kaynaklara göre Avrupalılar, Washington’ın Ukrayna için öngördüğü ve Kiev’in Rus güçlerinin tam kontrolünde bulunmayan Donbas bölgesinin tamamından vazgeçmesini de içeren barış planlarının, sahadaki dengelerin görece Ukrayna lehine değişmesi nedeniyle artık anlamını büyük ölçüde yitirdiği görüşünde.

Avrupa ülkeleri, Ukrayna dosyasının giderek ağırlaşan mali ve siyasi yükünü de yakından hissediyor. Bu kapsamda Avrupa tarafı, son dönemde Kiev’e mali krediler ve askeri harcamaların finansmanı için 90 milyar euroluk bir paket ayırdı. Söz konusu kaynakların bir bölümü, Ukrayna ordusu için Amerikan yapımı silahların satın alınmasında kullanılacak. Bununla birlikte, mevcut göstergeler ABD’nin Ukrayna dosyasına yeniden güçlü ve aktif biçimde dahil olacağına işaret etmiyor. Nitekim Beyaz Saray, zirve kapsamında Trump ile Zelenskiy arasında ikili bir görüşme planlanmadığını açıkladı. Ancak iki liderin, Ukrayna konusuna ayrılan oturum sırasında bir araya gelmelerinin önünde herhangi bir engel bulunmuyor.

İsrail’in savaşları

Paris yönetimi, Ukrayna ve İran dosyalarının taşıdığı öneme rağmen, İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik savaşı ile İsrail-Hizbullah çatışmasını da zirve gündemine taşımakta kararlı görünüyor. Fransa, her iki dosyada da ABD’nin belirleyici etkisi nedeniyle konunun liderler düzeyinde ele alınmasını istiyor.

Mevcut durumda, Trump’ın Gazze için ortaya koyduğu barış planının yalnızca sınırlı bir bölümü hayata geçirilmiş bulunuyor. Bu nedenle Paris, Evian Zirvesi’ni diplomatik sürece yeniden ivme kazandırmak için bir fırsat olarak değerlendiriyor. Fransız tarafı ayrıca, geçtiğimiz cuma günü Paris’te düzenlenen geniş katılımlı toplantılarda bir araya gelen Filistinli ve İsrailli sivil toplum kuruluşlarının hazırladığı tavsiyelerin zirve liderlerine iletilmesini planlıyor. Fransa, bu girişim aracılığıyla iki devletli çözüm vizyonunu yeniden canlandırmayı ve Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu çerçevesinde 142 ülkenin desteklediği New York Bildirgesi’ni uluslararası gündemin üst sıralarına taşımayı hedefliyor.

sdvfrfbfr
Evian kentinde bir araya gelecek olan G7 liderlerini tasvir eden maskeler takan protestocular (AFP)

16 Nisan’da imzalanan Lübnan’daki ateşkes anlaşmasının ise büyük ölçüde kâğıt üzerinde kaldığı değerlendiriliyor. ABD ile İran arasında şekillenmekte olan çerçeve anlaşmanın Lübnan’a ilişkin hükümleri konusunda da belirsizlik sürüyor. Washington’ın arabuluculuğunda ABD Dışişleri Bakanlığı’nda yürütülen Lübnan-İsrail görüşmeleri sonucunda ortaya çıkan planın kırılgan bir yapıya sahip olduğu belirtilirken, Hizbullah’ın söz konusu planı reddettiği ifade ediliyor. Buna karşılık İsrail’in, Güney Lübnan’daki askeri operasyonlarını Bekaa Vadisi’ne kadar genişletme niyetinde olduğu aktarılıyor. Bu nedenle, ABD’den net ve belirleyici bir siyasi karar çıkmadığı sürece mevcut krizin belirsiz bir süre daha devam etmesi bekleniyor.

Öte yandan G7 liderlerinin temel görevi, küresel ekonomiyi ilgilendiren başlıca mali ve ekonomik sorunlara çözüm aramak olacak. Fransa, bu konuda daha geniş bir uzlaşı zemini oluşturmak amacıyla G20 üyesi bazı ülkelerin liderlerini de zirveye davet etti. Bu kapsamda Hindistan, Brezilya, Güney Kore, Mısır ve Kenya liderleri Evian’da bulunacak. Mısır ve Kenya aynı zamanda G20 içinde Afrika Birliği’ni (AfB) temsil eden ülkeler arasında yer alıyor. Elysee Sarayı’ndan yapılan açıklamaya göre zirve sonunda yaklaşık 16 bildirinin yayımlanması öngörülüyor. Bildirilerde ekonomik büyümenin yeniden canlandırılması, küresel yönetişim, enerji güvenliği ve dijital ekonomi gibi başlıca küresel meselelerin yanı sıra kanserle mücadele kapasitesinin güçlendirilmesi gibi sosyal politika başlıklarının da ele alınması bekleniyor.


Vance, ara seçimlerin ardından 2028'de başkanlık için aday olmayı değerlendirecek

Cumhuriyetçi Senato adayı J.D. Vance, 20 Nisan 2022'de Ohio'da düzenlenen seçim öncesi bir etkinlikte (Arşiv- Reuters)
Cumhuriyetçi Senato adayı J.D. Vance, 20 Nisan 2022'de Ohio'da düzenlenen seçim öncesi bir etkinlikte (Arşiv- Reuters)
TT

Vance, ara seçimlerin ardından 2028'de başkanlık için aday olmayı değerlendirecek

Cumhuriyetçi Senato adayı J.D. Vance, 20 Nisan 2022'de Ohio'da düzenlenen seçim öncesi bir etkinlikte (Arşiv- Reuters)
Cumhuriyetçi Senato adayı J.D. Vance, 20 Nisan 2022'de Ohio'da düzenlenen seçim öncesi bir etkinlikte (Arşiv- Reuters)

ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance, 2028 Cumhuriyetçi Parti başkan adaylığına ilişkin kararını, 2026 ara seçimlerinin ardından eşi ve İkinci Leydi Usha Vance ile birlikte değerlendireceğini belirtti.

Cumhuriyetçi Parti ön seçimlerine katılıp katılmayacağı konusunda henüz kesin bir karar vermediğini belirten Vance, CBS Sunday Morning programına yaptığı açıklamada, Başkan Donald Trump’ın Beyaz Saray için olası bir adaylık kararında kendisini “güçlü şekilde destekleyeceğini” düşündüğünü söyledi.

Vance, “Amerika Birleşik Devletleri Başkanı’nın nihayetinde vereceğim herhangi bir kararı güçlü biçimde destekleyeceğinden hiç şüphem yok. Ancak bu kararın ayrıntıları hakkında henüz konuşmadık” dedi.

Siyasi geleceğinin şu an için öncelikleri arasında yer almadığını vurgulayan Vance, “Oturup sürekli başkanlığa aday olup olmayacağımı düşünmüyorum” ifadelerini kullandı. Eşiyle birlikte ailelerinin geleceğini değerlendireceklerini belirten Vance, bu görüşmenin 2026 ara seçimlerinin sonuçlarının ardından yapılacağını kaydetti.

Başkan Trump ile gelecekteki siyasi planları hakkında herhangi bir görüşme yapmadığını söyleyen Vance, “Bu konuyu hiçbir zaman ben açmıyorum. Ancak Başkan bunu sık sık gündeme getiriyor; bazen kamuoyu önünde, bazen de özel olarak. Sonuçta o bir siyasetçi ve siyasete büyük ilgi duyuyor” dedi.

Vance ayrıca, gelecekte üstlenebileceği herhangi bir görevin mevcut görevine odaklanmasını etkilemesini istemediğini belirterek, “Başkanlık ya da başka bir makam için geleceğe dönük hesapların, başkan yardımcısı olarak performansımı etkilemesini istemiyorum. Bunun yolu da mevcut görevime odaklanmaktan geçiyor” diye konuştu.

Cumhuriyetçi Parti içinde 2028 seçimlerinin en güçlü potansiyel adaylarından biri olarak görülen Vance’in yanı sıra, Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Savunma Bakanı Pete Hegseth, Teksas Senatörü Ted Cruz ve Missouri Senatörü Josh Hawley gibi isimlerin de olası adaylar arasında gösterildiği belirtiliyor. Ayrıca muhafazakâr medya figürü Tucker Carlson’ın adı da zaman zaman adaylık senaryolarında gündeme geliyor.

Vance, Trump tarafından 2024 seçimlerinde başkan yardımcısı adayı olarak seçilmeden önce iki yıl boyunca Ohio eyaletini ABD Senatosu’nda temsil etti. ABD Deniz Piyadeleri’nde görev yapan Vance, Yale Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu. 2016 yılında yayımlanan ve çok satanlar listesine giren Hillbilly Elegy (Bir Hillbilly’nin Ağıtı) adlı anı kitabıyla da tanınıyor.

Öte yandan, Washington Post’un daha önce yayımladığı bir habere göre Vance’in 2028 seçimleriyle ilgili kararını ertelemesinde, temmuz ayında dünyaya gelmesi beklenen dördüncü çocuğunun doğumunun da etkili olabileceği öne sürülüyor. Haberde, bu bilginin Vance’e yakın ancak kimliği açıklanmayan bir kaynağa dayandırıldığı belirtildi.


Şerif: İran ve Amerika Birleşik Devletleri, Lübnan'ı da kapsayan bir barış anlaşmasına vardılar

Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif (Reuters)
Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif (Reuters)
TT

Şerif: İran ve Amerika Birleşik Devletleri, Lübnan'ı da kapsayan bir barış anlaşmasına vardılar

Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif (Reuters)
Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif (Reuters)

Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, ABD ile İran'ın aralarındaki savaşı sona erdirecek bir anlaşmaya vardığını ve anlaşmanın resmî imza töreninin cuma günü İsviçre'de gerçekleştirileceğini açıkladı.

Şerif'in açıklamasından kısa süre sonra ABD Başkanı Donald Trump, sahibi olduğu Truth Social platformunda yaptığı paylaşımda, "İran İslam Cumhuriyeti ile anlaşma artık tamamlandı" ifadelerini kullandı.

Anlaşmaya, İsrail'in bugün Lübnan'a düzenlediği ve hem İran'ın hem de Trump'ın tepkisini çeken saldırılara rağmen varıldığı belirtildi.

Anlaşmanın ayrıntıları ise henüz kamuoyuyla paylaşılmadı.

Şerif, anlaşmanın "Lübnan da dâhil olmak üzere bütün cephelerde askerî operasyonların derhal ve kalıcı olarak durdurulmasını" öngördüğünü belirtti.

Şarku’l Avsatın Reuters'ten aktardığına göre daha önce ajansa konuşan çeşitli kaynaklar, taslak anlaşmanın Hürmüz Boğazı'nın yeniden uluslararası deniz trafiğine açılmasını, ABD'nin İran limanlarına yönelik ablukasının sona erdirilmesini ve mevcut ateşkesin uzatılmasını içerdiğini aktarmıştı. Kaynaklar ayrıca, İran'ın nükleer programına ilişkin görüşmelerin 60 gün sürecek müzakere dönemi boyunca erteleneceğini ifade etmişti.

Trump da sosyal medya paylaşımında Hürmüz Boğazı'nın "herhangi bir geçiş ücreti alınmaksızın" açık olacağını ve ABD'nin deniz ablukasının da sona ereceğini belirtti.

Trump paylaşımında, "Dünyanın bütün gemileri, motorlarınızı çalıştırın. Petrol akmaya devam etsin!" ifadelerini kullandı.