Putin'in NATO karşısındaki mayınları, Almanya'ya tehdit ve Ukrayna'da ilerleme

Rusya Devlet Başkanı Putin, ABD Başkanı Trump’ı Kiev'e Patriot hava savunma sistemleri tedarik etmeye karşı uyardı

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin (AFP)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin (AFP)
TT

Putin'in NATO karşısındaki mayınları, Almanya'ya tehdit ve Ukrayna'da ilerleme

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin (AFP)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin (AFP)

Sami Ammara

Batılı kaynaklar arka arkaya ABD’nin Ukrayna'ya Patriot savunma sistemleri tedarik edilmesinin onaylandığına dair açıklamalar yaparken, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, bu füzelerin gönderilmesinin sonuçları konusunda uyarıda bulundu. Putin ayrıca Almanya'yı ve NATO üyesi ülkeleri, ‘Rusya ile savaşa doğrudan karışmakla’ suçlayarak tehdit etti.

Rusya, Ukrayna topraklarında ilerlemeye devam ederken ve başta başkent Kiev olmak üzere büyük şehirlerdeki hassas noktalara yönelik bombardımanını yoğunlaştırırken, ABD Başkanı Donald Trump, Moskova ve Kiev'in ateşkes ve barışçıl bir çözüme varmaları için 50 günlük süre tanıdığını açıkladı. Columbia Üniversitesi Sürdürülebilir Kalkınma Merkezi Başkanı Jeffrey Sachs yaptığı değerlendirmede bu gelişmeyi ‘Trump'ın vatandaşlarından açıkça özür dilemesi gereken bir hata’ olarak nitelendirdi.

Üçüncü tur müzakereler

Rus kaynaklar, Ukrayna ile İstanbul'da üçüncü tur görüşmelerin dün yapıldığını duyurdu. Kremlin sözcüsü Dmitry Peskov, Rusya'nın Ukrayna ile üçüncü tur müzakerelere hazır olduğunu söyledi.

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, Telegram kanalından yaptığı açıklamada, İstanbul müzakerelerinde Ukrayna heyetinin başkanı ve Ukrayna Ulusal Güvenlik Konseyi sekreteri Rustem Umerov'un, bu hafta yeni bir müzakere turu düzenlenmesi önerisini Rus tarafına ilettiğini duyurdu.

Alman Der Spiegel dergisi, Kiev'in İstanbul'da yeni bir müzakere turu düzenleme teklifinin, ABD'nin Ukrayna ve Rusya Özel Temsilcisi Keith Kellogg’un Kiev'e yaptığı özel ziyaretin ardından ve Trump'ın Moskova'ya 50 günlük süre tanımasının ardından geldiğini belirtti.

Der Spiegel, Kiev ve Washington arasında Rusya ile müzakere sürecinin geleceği konusunda gizli bir koordinasyon olabileceğine dair işaretler olduğunu da ifade etti. Bazıları, Kellogg’un önceki tutumunu koruduğunu söylüyor. Kiev'in, krizin barışçıl çözümü için Rus güçlerinin ‘tanınmış uluslararası sınırlara’, yani Zelenskiy'nin daha önce talep ettiği 1991 sınırlarına çekilmesi gerektiğini savunan görüşünü destekliyor. Ancak bu durum, Rusya’nın Putin tarafından açıklanan şartlarıyla çelişiyor.

Putin, Almanya'yı uyardı

Almanya Başbakanı Friedrich Merz, bu göreve gelmeden önce Ukrayna'yı desteklemek ve Avrupa Birliği'nin (AB) politikalarını desteklemek amacıyla Rusya ve siyasi liderlerine karşı siyasi söylemini sertleştirerek, İkinci Dünya Savaşı öncesi ortamı ve iç politikada Alman kimliğini destekleyen, Nazi ideolojisine yakınlaşan açıklamalar yapmaya başladı.

Merz, Almanya Başbakanı olarak göreve başladıktan sonra Batılı meslektaşlarıyla yaptığı birçok görüşme ve temasla politikalarını sürdürüyor. Bu durum Putin'i, Ukrayna'ya Patriot hava savunma sistemlerinin teslim edilmesi halinde, tehdit niteliğinde bir uyarıda bulunmaya zorladı.

Putin bunun, Almanya Silahlı Kuvvetleri’nin bu füze sistemlerinin çalıştırılmasına doğrudan katılımıyla birlikte olması gerektiğini birçok kez vurguladı. Bu da Berlin'in Kiev'in yanında savaşa doğrudan katılacağı anlamına geliyor. Almanya, Amerikan yapımı Patriot füzeleri için finansman sağlamaya ve Ukrayna Silahlı Kuvvetleri’nin hazırlıklarına katkıda bulunmaya hazır olduğunu açıklamıştı. Öte yandan Putin, Ukrayna'ya silah tedarik etmenin uzlaşmayı engellediğini ve NATO ülkelerini doğrudan çatışmaya sürüklediğini belirterek, Almanya ve diğer Avrupa ülkelerine doğrudan tehdit niteliğinde bir uyarıda bulundu.

Moskova konumunu güçlendiriyor

Rusya'nın Ukrayna'nın doğusundaki ilerleyişi devam ediyor. Birleşmiş Milletler (BM) kaynakları, haziran ayında ölen Ukraynalıların sayısının üç yıldır süren savaş süresince herhangi bir ayda ölenlerin sayısından daha fazla olduğunu doğrularken, ABD gazetesi New York Times (NYT), Rusya ordusunun geçtiğimiz ay ‘özgürleştirilen topraklarda yıllık rekor kırdığını’ kabul etti.

Rusya ordusunun birçok cephede saldırılarını yoğunlaştırdığını belirten gazeteye göre Rusya, bu yılın başlarından beri rekor bir rakam olan 550 kilometrekareden fazla toprak ele geçirdi. Şarku’l Avsat’ın NYT’den aktardığına göre Rus ordusu, Ukrayna Silahlı Kuvvetlerine ağır kayıplar verdiren taktikler kullanıyor.

Burada NYT’nin Ukrayna'da ‘Rusya'nın yaz saldırısı’ olarak nitelendirdiği olayın her geçen gün ivme kazandığını ve Ukrayna ordusunun birçok cephede güvenle ilerlediğini kabul etmesi dikkati çekti. Rusya'nın geçtiğimiz haziran ayında, insan ve hava gücü alanlarındaki üstünlüğü, ocak ayından bu yana en büyük aylık bölgesel kazanımını sağladı.

Moskova'nın hedeflerinin yeni bölgelerle sınırlı olmadığını ve Kremlin’in Ukrayna ordusunu sistematik olarak yok etmeye çalıştığını, askerlerini yavaş ama istikrarlı bir şekilde batıya doğru ilerlettiğini belirten NYT, asıl sorunun Rus güçlerinin idari sınırlardan uzak durması olduğunu, çünkü Rus ekonomisinin ordunun artan ihtiyaçlarını karşılayamadığını’ vurguladı.

Askeri kaynaklar, Moskova'nın ‘kara savaşlarının ana sahnesi olan Donetsk Halk Cumhuriyeti'nin (DHC) üçte ikisinden fazlasını fiilen kontrol ettiğini’, bunun yanında Rusya ordusunun bugün Konstantinovka şehrini 16 kilometrelik bir çemberle kuşatarak, Ukrayna Silahlı Kuvvetlerinin doğu, güney ve batı yönlerinden lojistik erişimini kısmen engellediğini söylediler.

Rusya'nın, 2022 şubatında silahlı çatışmanın başlamasından bu yana kayda değer bir askeri operasyonun yaşanmadığı Dnipropetrovsk bölgesinde ilerleme kaydederken, Moskova'nın güneydeki Zaporijya ve Moskova'nın Kuzey Kore güçlerinin yardımıyla tamamen kurtardığı, Rusya’ya bağlı Kursk bölgesine komşu Sumi bölgesinde zaferler elde etti. Moskova, Kuzey Kore'nin yardımıyla bu eyaleti tamamen ‘özgürleştirmeyi’ başardı. Ukrayna ordusu ise 2024 yazında bu eyaletin bazı bölgelerini ele geçirmişti.

Tüm bunlar, Rusya ordusunun daha önce Rusya'nın güney sınırına komşu Harkiv bölgesinde ilerleme kaydettiği bir dönemde gerçekleşti. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre Rus resmi kaynakları, Rusya ordusunun Harkiv ve Sumi bölgelerinde bir tampon bölge oluşturmak üzere olduğunu doğruladı.

Arapça yayın yapan RT Arabic, haftalık Argumenty i Fakty dergisinin, Rusya’nın ‘Kuzey’ güçlerine bağlı hücum birliklerinin, Ambarnoye'nin kontrolü için çatışmalar sürerken, Degtyarnoye ve Milovye kasabalarını işgal ettiğini bildirdiğini aktardı. Bu durum, askeri gözlemcilerin ‘yüksek rütbeli komutanların’ Velykyi Burluk bölgesine doğru ilerleme emri verdiği yönündeki değerlendirmelerini doğruluyor.

Askeri analist Yarbay Gennady Alyokhin'e göre Rusya ordusunun bu yönde yapacağı herhangi bir saldırı, Ukrayna Silahlı Kuvvetlerinin Harkiv bölgesindeki en önemli askeri ikmal yollarından birini kesecek ve düşman şehir dışında başka bir ‘kuvvetli kale’ kurmaya karar verirse bu, Kupyansk'ı uzun süre savunma olasılığını azaltacaktır.

Trump ve Patriot anlaşması

Belki de yukarıda bahsedilenler, ABD Başkanı Donald Trump'ın Ukrayna ordusuna silah sağlamaya devam etme ve Amerikan yapımı Patriot hava savunma sistemleri tedarik etme kararının gerekçeleri arasında yer alıyor olabilir. Washington'ın üretim ve teslimattan doğrudan sorumlu olduğunu vurgulayan Trump, bunun Washington'a çok fazla para kazandıracağını ve bunun ülkesi için kârlı bir Anlaşma olduğunu belirtti.

Trump, Avrupa’nın bu tedariklerin bedelini ödemesi halinde Kiev'e silah ve askeri teçhizat sevkiyatına devam etme kararı aldığını açıkladı. Trump’ın açıklamasında göre bu operasyonun koordinasyonu NATO tarafından üstlenilecek. ABD Başkanı, Washington ve Moskova'nın 50 gün içinde Ukrayna'daki anlaşmazlık konusunda bir uzlaşıya varamaması halinde, ABD'nin Rusya ve ticaret ortaklarına yaklaşık yüzde 100 gümrük vergisi uygulayacağını söyledi. ABD Hazine Bakanı Scott Bessent daha sonra, ABD'nin Rus petrolü satın alanlara yüzde 100 gümrük vergisi uyguladığı takdirde, Avrupa müttefiklerini de Washington'ın yaklaşımını izlemeye teşvik edeceğini açıkladı.

Öte yandan Çek Cumhuriyeti ve Macaristan, ABD-AB girişimine katılmayı reddettiklerini belirtti. Çek Cumhuriyeti Başbakanı Petr Fiala yaptığı açıklamada, ‘Ülkesinin Ukrayna'ya desteğinin başka yollarla sağlanacağını’ belirtirken Macaristan Dışişleri Bakanı Peter Szijjarto, “Macaristan'ın parası ve silahları Ukrayna'ya gönderilmeyecek” dedi. Bu bağlamda Almanya, İsveç ve Danimarka girişime katılma isteklerini dile getirdiler.

Tüm bu girişimler ve bunlarla ilgili açıklama ve kararlar, Başkan Trump'ın Kiev'e NATO ülkeleri aracılığıyla Patriot hava savunma sistemleri tedarik etme planını açıklaması sonrasında gerçekleşirken, Trump’ın planı ülkesine çok fazla para kazandıracak. Zira Trump'ın belirttiğine göre ABD, AB ülkelerine milyarlarca dolarlık büyük bir silah satışı gerçekleştirecek. Bu satış füzeler, hava savunma sistemleri ve mühimmatı kapsayacak ve müttefikler aracılığıyla Ukrayna'ya nakledilecek. Müttefikler, ABD'li üreticilerden yeni alımlar yaparak stoklarını yenileyecekler.

Jeffrey Sachs, Trump'tan hata yaptığını kabul etmesini istedi

Diğer taraftan TASS ajansı, Columbia Üniversitesi Sürdürülebilir Kalkınma Merkezi Başkanı Jeffrey Sachs'ın, ABD Başkanı Donald Trump'ın Ukrayna'daki çatışmanın sona erdirilmesi konusunda ABD'nin hatasını açıkça kabul etmesi gerektiğini söylediğini aktardı.

Trump'ın vatandaşlarına Washington'un Kiev'e verdiği desteğin bir hata olduğunu söylemesi ve Ukrayna'daki çatışmayı sona erdirmek için siyasi bedeli kabul etmesi gerektiğini söyleyen Sachs, Başkan’ın savaşı durdurmak isteyebileceğini, ancak bunu sona erdirmek için açık şartları kabul etmeye hazır olmadığını ifade etti.

Sachs’a göre Trump sadece Rusya ve Ukrayna'ya değil, Amerikan halkına da NATO'nun genişlemeyeceğini, bunun bir hata ve bir provokasyon olduğunu ve artık bunu desteklemeyeceklerini söylemeli. Ayrıca Trump, barışın siyasi bedelini üstlenmek istemiyor.

Bunun son derece zor bir iş olduğunu düşünen Sachs, “Yine de Trump bunu çok iyi yapıyor, çünkü basitçe ‘Barack Obama hata yaptı, Joe Biden hata yaptı ama ben asla hata yapmam ve şimdi önceki başkanların hatalarını düzelteceğim’ diyebiliyor” ifadelerini kullandı. ABD Başkanı’nın vatandaşlarına savaşın sona ermesi için gerekli koşullar konusunda dürüst olması gerektiğine inandığını söyleyen Sachs, “Ukrayna'ya, ‘Üzgünüz, artık bu ilkeler için mücadele etmiyoruz ve NATO'ya üye olamayacaksınız, bu olmayacak, bu kötü bir fikir. Çünkü Rusya'nın Meksika'da bir askeri üs kurmasına asla izin vermeyeceğiz’ demesi gerekiyor” yorumunda bulundu.

Sovyetler Birliği Küba'ya füze yerleştirmeye çalıştığında, nükleer savaşın eşiğine gelindiğini hatırlatan Sachs, Trump'ı ‘zayıf bir başkan’ olarak nitelendirerek, barışı sağlamak için güçlü bir liderin gerekli olduğunu, çünkü ‘barışın sadece savaşın olmaması anlamına gelmediğini’ vurguladı.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.



Trump'ın son Grönland hamlesi kafa karıştırdı: Yolda!

Trump'ın son Grönland hamlesi kafa karıştırdı: Yolda!
TT

Trump'ın son Grönland hamlesi kafa karıştırdı: Yolda!

Trump'ın son Grönland hamlesi kafa karıştırdı: Yolda!

Trump, Beyaz Saray'da valiler için akşam yemeği düzenlemeden kısa süre önce Grönland'a hastane gemisi göndereceğini duyurdu (Reuters)

Ancak adanın neden böyle bir gemiye ihtiyaç duyduğu, Trump'ın hangi gemiyi ne zaman göndereceği belirsiz.

Başkan, duyurusunu cumartesi akşamı, Beyaz Saray'da valiler için akşam yemeği düzenlemeden kısa süre önce Truth Social hesabından paylaştı. Trump, geçen yılın sonlarında Grönland'a ABD özel elçisi olarak atadığı Louisiana'nın Cumhuriyetçi valisi Jeff Landry'yle birlikte çalıştığını belirtti.

Trump, Truth Social'da şöyle yazdı:

Louisiana'nın harika valisi Jeff Landry'yle birlikte, orada hasta ve bakıma muhtaç birçok insanın bakımını üstlenecek büyük bir hastane gemisini Grönland'a göndereceğiz. Yolda!!!

Başkanın paylaşımında, ABD Donanması'nda faaliyet gösteren iki hastane gemisinden biri olan USNS Mercy'nin resmi de vardı. Geminin ne zaman varacağı veya ne kadar süre kalacağı konusunda bilgi vermedi. Trump'ın bu kararına neyin sebep olduğu da belirsiz. Grönland hükümeti sakinlerine ücretsiz sağlık hizmeti sağlıyor.
 

Görsel kaldırıldı.
Başkan Donald Trump'ın Truth Social'daki duyurusunda, ABD Donanması'nda faaliyet gösteren iki hastane gemisinden biri olan USNS Mercy'nin resmi yer aldı (Donald Trump/Truth Social)

Donanma takip sistemlerine göre USNS Mercy ve kardeş gemisi USNS Comfort, Alabama eyaletinin Mobile kentinde demirli durumda.

The Independent, Beyaz Saray, ABD Savunma Bakanlığı ve Landry'nin ofisinden daha fazla bilgi talep etti.

Reuters'a göre, duyuru ayrıca Danimarka'nın Ortak Arktik Komutanlığı'nın Grönland sularında ABD denizaltısından bir mürettebat üyesini tahliye etmesinden saatler sonra geldi. Yetkililer, mürettebat üyesinin acil tıbbi müdahaleye ihtiyaç duyduğunu söyledi.

ABD Donanması denizcisi, görevinden ayrılan ve Grönland'ın Nuuk kentinden yaklaşık 13 km açıkta yüzeye çıkan nükleer denizaltıdan tıbbi sebeple tahliye edilmek zorunda kaldı.

Landry, Trump'ın duyurusunu X'te yeniden paylaşarak, "Teşekkürler Başkan @realDonaldTrump! Bu önemli konuda sizinle çalışmaktan gurur duyuyorum!" diye yazdı.

Önde gelen Grönlandlı aktivist Orla Joelsen, Trump'ın duyurusuna X'te "Hayır teşekkürler!!!" diye tepki gösterdi.

"Biz Grönlandlılar sağlıklı ve iyi durumdayız, nesillerdir nüfusumuzu güçlü tutan vitamin ve besin açısından zengin fok yağı da dahil kendi geleneksel yiyeceklerimizle besleniyoruz" dedi.

Trump ve müttefikleri, ulusal güvenlik amacıyla ABD'nin Danimarka'nın özerk bölgesi Grönland'ı satın alması gerektiğini defalarca savundu. Öte yandan Grönlandlı yetkililer adanın satılık olmadığını ve Danimarka'nın bir bölgesi olarak kalması gerektiğinde ısrar ediyor.

Geçen ayın sonlarında Trump, Grönland konusunda "gelecekteki bir anlaşmanın çerçevesini" duyurmuştu.

Truth Social'da, "NATO Genel Sekreteri Mark Rutte'yle yaptığım çok verimli görüşmeye dayanarak, Grönland ve aslında tüm Arktik Bölgesi'yle ilgili gelecekteki bir anlaşmanın çerçevesini oluşturduk" diye yazmıştı.

Trump'ın Grönland'a yönelik çabalarının birçok Amerikalı arasında popüler olmadığı anlaşılıyor. Bu ay yayımlanan AP-NORC anketine göre ABD'li yetişkinlerin yüzde 72'si Trump'ın Grönland'ı ele alma biçimini onaylamazken, sadece yüzde 24'ü onaylıyor.

Independent Türkçe


Umman Dışişleri Bakanı: ABD–İran müzakereleri Perşembe günü Cenevre’de yapılacak

Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi (sağda), İran-ABD müzakereleri öncesinde Maskat’ta düzenlenen toplantıda ABD Başkanı’nın özel temsilcisi Steve Witkoff (ortada) ve Jared Kushner’i (solda) karşılıyor – Maskat, 6 Şubat 2026 (EPA)
Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi (sağda), İran-ABD müzakereleri öncesinde Maskat’ta düzenlenen toplantıda ABD Başkanı’nın özel temsilcisi Steve Witkoff (ortada) ve Jared Kushner’i (solda) karşılıyor – Maskat, 6 Şubat 2026 (EPA)
TT

Umman Dışişleri Bakanı: ABD–İran müzakereleri Perşembe günü Cenevre’de yapılacak

Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi (sağda), İran-ABD müzakereleri öncesinde Maskat’ta düzenlenen toplantıda ABD Başkanı’nın özel temsilcisi Steve Witkoff (ortada) ve Jared Kushner’i (solda) karşılıyor – Maskat, 6 Şubat 2026 (EPA)
Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi (sağda), İran-ABD müzakereleri öncesinde Maskat’ta düzenlenen toplantıda ABD Başkanı’nın özel temsilcisi Steve Witkoff (ortada) ve Jared Kushner’i (solda) karşılıyor – Maskat, 6 Şubat 2026 (EPA)

Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi, ABD ile İran arasındaki yeni müzakere turunun önümüzdeki Perşembe günü Cenevre’de yapılmasına karar verildiğini açıkladı. Busaidi, nihai bir anlaşmaya varılması amacıyla “ilave çaba gösterilmesi için olumlu bir ivme” bulunduğunu belirtti.

Umman’dan gelen bu teyit, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin bugün (Pazar) yaptığı açıklamanın ardından geldi. Arakçi, ABD’nin özel temsilcisi Steve Witkoff ile Perşembe günü Cenevre’de görüşmesinin muhtemel olduğunu söyledi ve Tahran’ın nükleer programına ilişkin diplomatik bir çözüme ulaşılması için hâlâ “iyi bir fırsat” bulunduğunu ifade etti.

Arakçi bu açıklamaları, ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’a yönelik olası askeri saldırı seçeneğini değerlendirdiği bir dönemde, CBS News kanalına verdiği mülakatta yaptı.

Başkan Trump’ın özel temsilcisi Witkoff ise, İran’ın bugüne kadar neden “teslim olmadığını” ya da nükleer programını sınırlamayı kabul etmediğini başkanın sorguladığını söyledi. Washington’ın Ortadoğu’daki askeri kapasitesini artırmayı sürdürdüğü bir süreçte bu değerlendirmelerin yapıldığını kaydetti.

Witkoff, dün (Cumartesi) , Fox News’te yayımlanan ve başkanın gelini tarafından sunulan “My View with Lara Trump” programında şu ifadeleri kullandı: “Onu (Trump’ı) ‘hayal kırıklığına uğramış’ olarak tanımlamak istemem; çünkü önünde çok sayıda seçenek olduğunu biliyor. Ancak neden onların... ‘teslim oldular’ kelimesini kullanmak istemem ama neden teslim olmadıklarını soruyor. Bu baskılar altında ve orada bu kadar büyük bir deniz gücü varken neden bize gelip ‘Nükleer silah istemediğimizi ilan ediyoruz ve atmaya hazır olduğumuz adımlar şunlardır’ demediler?... Buna rağmen onları o aşamaya getirmek bir şekilde zor.”

Trump, Orta Doğu’da büyük çaplı bir askeri yığınak talimatı vermiş ve haftalar sürebilecek bir hava saldırısı ihtimaline karşı hazırlık yapılmasını istemişti. Tahran ise saldırıya uğraması hâlinde bölgedeki Amerikan üslerini vurmakla tehdit etmişti.

Tekrarlanan yalanlama

ABD, İran’dan Washington’a göre bomba yapımında kullanılabilecek zenginleştirilmiş uranyum stokundan vazgeçmesini, Ortadoğu’daki silahlı gruplara desteğini durdurmasını ve füze programına kısıtlamalar getirilmesini kabul etmesini talep ediyor.

Tahran ise nükleer programının barışçıl olduğunu vurguluyor. Bununla birlikte, mali yaptırımların kaldırılması karşılığında programa bazı kısıtlamalar getirilmesini kabul edebileceğini belirtiyor; ancak nükleer dosyanın füze programı ya da silahlı gruplara destek gibi diğer başlıklarla ilişkilendirilmesini reddediyor.

Witkoff, “Uranyumu sivil nükleer enerji için gerekli seviyenin çok üzerinde zenginleştirdiler. Saflık oranı yüzde 60’a ulaşıyor... ve muhtemelen bomba yapımına uygun endüstriyel düzeyde malzemeye sahip olmaya sadece bir hafta uzaktalar. Bu gerçekten tehlikeli” dedi.

Öte yandan, üst düzey bir İranlı yetkili bugün (Pazar) Reuters ajansına yaptığı açıklamada, Tahran ile Washington arasında yaptırımların hafifletilmesinin mekanizması ve kapsamı konusunda görüş ayrılıklarının sürdüğünü söyledi.


Pakistan aracılığıyla Çin ve İran ile diyalog: Orta güç perspektifi

Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar ve İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi, İslamabad'daki Dışişleri Bakanlığı'ndaki toplantı sırasında, 2 Ağustos 2025 (AFP)
Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar ve İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi, İslamabad'daki Dışişleri Bakanlığı'ndaki toplantı sırasında, 2 Ağustos 2025 (AFP)
TT

Pakistan aracılığıyla Çin ve İran ile diyalog: Orta güç perspektifi

Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar ve İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi, İslamabad'daki Dışişleri Bakanlığı'ndaki toplantı sırasında, 2 Ağustos 2025 (AFP)
Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar ve İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi, İslamabad'daki Dışişleri Bakanlığı'ndaki toplantı sırasında, 2 Ağustos 2025 (AFP)

Kemal Allam

Financial Times, yıllık yıl sonu değerlendirme serisi kapsamında, 2026 yılının İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana en büyük belirsizlikle başladığını ve orta güçlerin önümüzdeki dönemde küresel düzeni ya pekiştirmede ya da zayıflatmada belirleyici faktör olabileceğini yazdı. Habere  göre, şaşırtıcı bir şekilde, Pakistan’ın adı, Amerikan hegemonyasını öngören “Donroe Doktrini”nde şimdiye kadarki en büyük kazanan olarak anılıyor. Pakistan, Beyaz Saray ziyaretlerinden Gazze barış planına kadar Donald Trump'ın çevresinde önemli bir yer edinmeyi açıkça başardı.

Ancak, Ortadoğu'ya askeri ve güvenlik tedarikçisi olarak geleneksel rolünün yanı sıra, Pakistan, İran gibi karmaşık çatışmalarda köprü görevi görmesi ve Çin ile ABD gibi daha büyük güçler arasında daha yakın bağlar kurması gereken bir orta güç olarak yeniden öne çıktı. Pakistan, daha önce, Nixon döneminde de ABD ve Çin arasındaki ilk diplomatik görüşmeye arabuluculuk yapmıştı. Bugün, on yıllık diplomatik boşluğun ardından, Pakistan, İran ile gizli görüşmeler yürütebilen ve Çin ile ortaklığı aracılığıyla bölgedeki askeri dengeyi yeniden ayarlayabilen bir güç olarak yeniden öne çıktı.

Trump'ın İran sorununu çözmek için Pakistan'a güvenmesi

Trump'ın ikinci başkanlığının başlangıcında, geçmiş dönemde Hindistan ile yakın ilişkisi ve Hindistan'ı Çin'e karşı tercih edilen stratejik ortak olarak görmesi nedeniyle Pakistan'da önemli bir belirsizlik hakim oldu. Ancak, görevdeki ilk yılından sonra Pakistan, sadece bölgede değil, küresel ölçekte de Trump'ın favorilerinden biri olarak görülmeye başladı. İsrail ve İran arasında yazın yaşanan 12 günlük savaş sırasında, Mareşal Asım Münir'in başkent Washington ve Langley'in koridorlarında neredeyse bir hafta boyunca bulunması tesadüf değildi. Dönemin Merkez Kuvvetler Komutanı Orgeneral Michael Eric Kurilla'nın Pakistan'ı terörizm ile mücadelede bir ortak olarak savunması da pek çok kişiyi şaşırttı. Zira bu açıklama, Kongre'nin önde gelen üyelerinin, Senato'nun ve generallerin Pakistan'ı sürekli olarak terörizmi destekleyen bir devlet olarak nitelendirdiği on yıllık bir dönemle çelişiyordu. Peki ne değişti?

Birincisi, Kurilla, Soğuk Savaş döneminde olduğu gibi, Washington'un istenmeyen saydığı ve ABD'nin doğrudan, en azından kamuoyu önünde, ilişki kuramadığı rejimlerle Pakistan'ın ilişki kurma yeteneğine yeniden güvenmeye başladı. İsrail-İran çatışması sırasında, ABD İran nükleer tesislerini vurduktan sonra, Pakistan gerilimin daha fazla yükselmesinin sonuçlarını hafifletmede sessiz, perde arkası bir rol oynadı. Pakistan, Tahran ve Washington arasında mesajları taşımakla kalmadı, aynı zamanda Trump'a İran’a nasıl davranması gerektiği konusunda doğrudan tavsiyelerde de bulundu. Nitekim Trump, Asım Münir ile yaptığı ve ABD'nin İran'a yönelik saldırılarının yankılarını kontrol altına alma stratejisinin ele alındığı görüşmenin ardından, “Pakistan İran'ı çoğu ülkeden daha iyi tanıyor” açıklamasını yaptı. Bu, Trump'ın ilk döneminde Irak'ta Kasım Süleymani'nin öldürülmesiyle sonuçlanan önceki hamlesinden sonra yaşananları hatırlattı. O zaman, 2020'de de suikasttan sonra ilk olarak dönemin Pakistan Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kamar Cavid Bacva ile telefonla görüşmüştü.

Pakistan, ABD ve Körfez ülkeleri gibi, İran'ın bölgeye yönelik niyetlerine güvenmiyor, ancak Suudi Arabistan ve Türkiye ile birlikte bir rejim değişikliği de istemiyor

Bunu anlamanın kilit noktası, Pakistan'ın, İsviçre, Katar, Umman ve İran görüşmelerindeki diğer bazı arabuluculardan farklı olarak, İran ile uzun bir sınıra sahip olması ve İran ile sürekli gerilimler yaşamasıdır. İranlılar, tam ölçekli bir çatışma durumunda Pakistan'ın kendileri için gerçek bir tehdit oluşturduğunun ve tüm Körfez ülkelerinin Pakistan'ın arkasında duracağının farkındalar. Daha önce yine el-Mecelle’de, İran ve Pakistan'ın, açık ve tam ölçekli bir çatışmayı önlemesi gereken dini, kültürel ve dilsel bağlara rağmen, açıkça duyurulmamış bir istihbarat ve vekalet savaşı içinde olduklarını yazmıştım. Süleymani sık sık Pakistan ile açık savaş tehdidinde bulunmuştu ve İsrail ile Amerika Birleşik Devletleri'nin yanı sıra, İran'a hava saldırıları düzenleyen tek ülke Pakistan'dır. Bu durum, Pakistan'ı İran’a karşı havuç-sopa yaklaşımını uygulamak için önemli bir arka kapı haline getiriyor.

Mevcut Maskat görüşmelerinin nereye varacağını, Trump'ın İran'a saldırıp saldırmayacağını veya gerilimi azaltıp azaltmayacağını bilmesek de, Pakistan'ın rolü önemli olmaya devam ediyor. ABD, çatışma tırmandığında Beluç sınırının tarihi ve Pakistanlı Şiilerin devlete karşı kullanılması nedeniyle İran’ın Pakistan ile de ters düşebileceğinin farkında olarak kendisine mesajlar gönderebilir. İran, geçtiğimiz yaz yaşanan 12 günlük savaş sırasında ve protestoların başlamasından bu yana yaşanan son gerilimlerde Pakistan'ın gerilimi azaltmadaki rolü için de kamuoyu önünde kendisine teşekkür etti.

dvbfrg
Çin'in doğusundaki Shandong eyaletinin Qingdao kentinde Şanghay İşbirliği Örgütü üye devletlerinin savunma bakanlarının çektirdiği toplu fotoğraf, 26 Haziran 2025 (AFP)

Pakistan, ABD ve Körfez ülkeleri gibi, İran'ın bölgeye yönelik niyetlerine güvenmiyor. Ancak Suudi Arabistan ve Türkiye ile birlikte bir rejim değişikliği de istemiyor. Bu da onu aradaki uçurumu kapatmada önemli bir oyuncu haline getiriyor. Pakistan’ın kendisi de nükleer güç olma yolunda benzer bir süreçten geçti ve nükleer meselede nasıl başarılı bir şekilde müzakere edeceğini biliyor. Askeri kapasiteye dayanma gücü olmadığında müzakerelerin ne kadar sınırlı olabileceğini biliyor. Pakistan ayrıca, Çin’in dünyadaki en yakın diplomatik ve askeri müttefiki olma avantajına da sahip.

Çin ve etkiyi kullanma sanatı

Eski ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger ve Başkan Richard Nixon'ın Pakistan aracılığıyla Çin ile yaptıkları görüşmeler ve gerçekleştirdikleri ziyaretler, İslamabad’ın eski Amerikan ulusal güvenlik uzmanlarının uzun zamandır minnettar olduğu önemli bir köprü olmasına olanak tanıdı. Pervez Müşerref dönemine kadar Pakistan, Çin ve ABD'nin kendi nüfuz alanlarındaki dengeleyici rolünde denklik konumunu korudu. Yine Müşerref dönemine kadar Pakistan ordusu, F-16 savaş uçaklarından Bell AH-1 Cobra saldırı helikopterlerine kadar neredeyse tamamen Amerikan kaynaklı ekipmanlara güveniyordu.

Çin'in etkisi, İslamabad'ı bir dönem Pekin'e karşı yanlış tarafta duran birçok güç için bir köprü kurucu haline getirdi

Ancak bu değişim daha sonra gerçekleşti ve Pakistan, Çin'in en yeni savaş uçakları ve füze teknolojilerini paylaştığı dünyadaki tek ordu haline geldi; bu da geçen yılki kısa savaşta Hindistan'a karşı üstün gelmesine yardımcı oldu. Böylece Çin, en yeni ekipmanlarını test etmek için Pakistan’ı kullanmaya başladı ve bunları Hint güçlerine karşı ve Pakistan'ın İran ile olan birkaç sınır çatışmasında test etti. Bu durum Pakistan'ı, Çin'in nasıl düşündüğünü ve gelecekteki savaşlara nasıl hazırlandığını anlamada ABD için bir kez daha vazgeçilmez bir ortak haline getiriyor. Dünyada hiçbir ordu, Pakistan ordusu gibi bir yandan Trump ile doğrudan ve hızlı iletişim kurma yeteneğine, diğer yandan da Çin ile en yakın askeri ittifaka sahip değil. Pakistan ayrıca tarihsel olarak Çin'in hem Türkiye hem de Suudi Arabistan ile olan ilişkisinde de bağlantı noktası görevi

Türkiye'nin önde gelen askeri stratejistlerinden ve Erdoğan'a yakın isimlerden sayılan Türk Amiral Cihat Yaycı, Pakistan'ın Soğuk Savaş sırasında Çin'in yükselişinde çok önemli bir rol oynadığını ve 1980'lerde ABD, Türkiye ve Suudi Arabistan ile olan ilişkilerini kullanarak bu tarafları Çin'e yaklaştırdığını düşünüyor. Yaycı ayrıca, kıdemli bir Türk subayı olarak, Çin'in kendisini Pakistan'ın en yakın müttefiki olarak nasıl gösterdiğine ve bunun Ankara'yı Uygur sorunu nedeniyle aralarında gerilim tırmandığında Pekin ile açılıma nasıl ittiğine bizzat şahit olduğunu belirtiyor. Bu Çin etkisi, İslamabad'ı bir zamanlar Pekin'e karşı yanlış tarafta duran birçok güç için bir köprü kurucu haline getirdi. Hudson Enstitüsü de yakın zamanda aynı konuyu, yani Çin'in Pakistan'ı Batı ve Avrasya arasındaki güç dengesini yeniden şekillendirmek için nasıl kullandığını gündeme getirdi.

Elbette Pakistan'ın gücünün de sınırları var; kırılgan ekonomisi Suudi Arabistan, Çin, BAE ve ABD dahil olmak üzere bir dizi uluslararası hamisine dayanıyor. Bu geniş bağışçı havuzu, Pakistan’ı çıkarlarını dengeleyebilen ve herhangi bir tarafla ittifak kurma tuzağına düşmeden aralarında manevra yapabilen bir köprü görevi görmesini sağlıyor. Avrupa Birliği ve Latin Amerika'daki birçok ülke, Trump taraf seçmeleri için baskı yaptığında ABD-Çin çatışmasında bir denge kurmakta zorlanırken, Pakistan bir anlamda tam tersi bir yaklaşım benimsedi. Sıfır toplamlı bir oyun tuzağına düşmek yerine, başkaları tarafından kullanılan bir köprü haline geldi. Bu da onu hem İran hem de Çin ile konuşmak için uygun bir muhatap yapıyor.