İran'ın güneydoğusunda bir mahkemeye düzenlenen silahlı saldırıda 8 kişi öldü

İran güvenlik güçleri, (Arşiv- EPA)
İran güvenlik güçleri, (Arşiv- EPA)
TT

İran'ın güneydoğusunda bir mahkemeye düzenlenen silahlı saldırıda 8 kişi öldü

İran güvenlik güçleri, (Arşiv- EPA)
İran güvenlik güçleri, (Arşiv- EPA)

İran medyası, “Adalet Ordusu” adlı silahlı grubun İran'ın güneydoğusundaki Sistan ve Belucistan eyaletinde bir mahkeme binasına saldırdığını bildirdi. Yargı yetkilileri, saldırıda en az 8 kişinin öldüğünü açıkladı.

Devrim Muhafızları'na bağlı Fars Haber Ajansı, eyalet başkenti Zahedan'daki saldırıda bir intihar bombacısının yer almış olabileceğini bildirdi.

Ajans, adliye çevresinde patlamalar ve silah sesleri duyulduğunu belirterek, Ceyş el-Adl (Adalet Ordusu) örgütünün yaptığı açıklamada, saldırının sorumluluğunu üstlendiğini ifade etti.

Beluç insan hakları örgütü Hal Wash tanıklara dayanarak, saldırganların hakimlerin odalarına baskın düzenlemesi sonucu çok sayıda mahkeme çalışanı ve güvenlik görevlisinin hayatını kaybettiğini veya yaralandığını belirtti.

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre Pakistan ve Afganistan sınırlarına yakın Sistan ve Belucistan bölgesi, İran'daki Sünni Beluc azınlığın yaşadığı bir yer. Beluç azınlığı, ekonomik marjinalleşme ve siyasi dışlanmadan sürekli şikayet etmektedir.

Bölgede güvenlik güçleri ile silahlı gruplar arasında sık sık çatışmalar yaşanıyor. Bu gruplar arasında Sünni militanlar ve daha fazla hak ve bağımsızlık için savaştıklarını söyleyen ayrılıkçılar da bulunuyor.

İran hükümeti, bu gruplardan bazılarını yabancı güçlerle bağlantılı olmakla ve sınır ötesi kaçakçılık ve isyan faaliyetlerine karışmakla suçluyor.



Üç Deniz Krizi, petrol ve gaz akışlarını nasıl yeniden şekillendirdi?

Almanya’nın Gelsenkirchen kentinde, dizel, benzin ve kalorifer yakıtının üretildiği Klesch Petrol Rafinerisi’nin tanker parkında demirlemiş bir tanker, 2 Ekim 2026 (AP)
Almanya’nın Gelsenkirchen kentinde, dizel, benzin ve kalorifer yakıtının üretildiği Klesch Petrol Rafinerisi’nin tanker parkında demirlemiş bir tanker, 2 Ekim 2026 (AP)
TT

Üç Deniz Krizi, petrol ve gaz akışlarını nasıl yeniden şekillendirdi?

Almanya’nın Gelsenkirchen kentinde, dizel, benzin ve kalorifer yakıtının üretildiği Klesch Petrol Rafinerisi’nin tanker parkında demirlemiş bir tanker, 2 Ekim 2026 (AP)
Almanya’nın Gelsenkirchen kentinde, dizel, benzin ve kalorifer yakıtının üretildiği Klesch Petrol Rafinerisi’nin tanker parkında demirlemiş bir tanker, 2 Ekim 2026 (AP)

Enes bin Faysal el-Hacci

ABD’de dizel rafinaj kârları tüm zamanların en yüksek seviyesine çıkarken, Rusya’nın dizel ihracatının tamamen durduğu bir dönemde ABD’nin dizel ihracatı da rekor seviyelere ulaştı.

Bu gelişme, ABD üretiminin rekor seviyelere yaklaşması, New Mexico eyaletindeki Permian Havzası’nın batı kesimindeki üretimin tarihi zirvesine ulaşması ve ABD Stratejik Petrol Rezervi’nin kaydedilen en düşük seviyeye gerilemesiyle eş zamanlı gerçekleşti.

Bu çerçevede G7 ülkeleri, başta dizel olmak üzere bir kısmı işlenmiş petrol ürünlerinden oluşmak üzere stratejik rezervlerden 100 milyon varil çekilmesi konusunda anlaştı.
G7 ülkeleri, ABD’nin baskısı üzerine dizel ve petrol rezervlerini serbest bırakmayı kabul etti

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre G7 ülkeleri geçtiğimiz cuma günü, Arap Körfezi, Kızıldeniz ve Karadeniz’i kapsayan ‘Üç Deniz Krizi’ ile bağlantılı fiyat artışlarını yatıştırmayı hedefleyen ABD baskılarının ardından, ticari rezervlerden 100 milyon varil dizel ve ham petrol serbest bırakma konusunda uzlaştı.

Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) koordinesinde yürütülecek olan bu tahliye derhal başlayacak ve dört ay sürecek. Trump, Almanya ve Fransa’dan rezervlerini kullanmalarını istemiş, aksi takdirde ABD’nin dizel ihracat kısıtlamasıyla karşı karşıya kalacakları uyarısında bulunmuştu.

Ancak bu kararın piyasalardaki etkisi, birkaç temel nedenden ötürü oldukça sınırlı:

Birincisi; bu miktarların krizin başında çekilmesi gerekiyordu, ancak Avrupalı ülkelerin bunu yapmadığı, yükü ABD ve Japonya’nın üzerine bıraktığı anlaşıldı. Başka bir ifadeyle bu miktarlar, geçtiğimiz mart ayında duyurulan 400 milyon varile ek bir miktar niteliği taşımıyor.

İkincisi; rezerv çekimi isteğe bağlı olup bağlayıcı bir nitelik taşımıyor.

Üçüncüsü; bu miktarların tamamı çekilse dahi, haftalık bazdaki hacmi oldukça sınırlı kalacağı için fiyatlar üzerindeki etkisi zayıf olacak.

Dördüncüsü; tamamı piyasaya sürülse bile bu miktar, Pekin’in bu ekim ayında ihracatı durdurma kararının ardından Çin petrol ürünlerinde yaşanan kayıp ile Rusya’nın dizel ihracat yasağını aynı ayın sonuna kadar uzattığını açıklamasının yarattığı açığı kapatmaya ancak yetmekte.

Beşincisi; ABD Stratejik Petrol Rezervi’nden yapılan çekimlerde yaşanan keskin düşüşün ardından, şirketlerin bu miktarları hükümetlerden satın mı alacağı yoksa ödünç mü alacağı henüz netlik kazanmış değil.

ABD’nin Venezuela’dan petrol ithalatı günlük 700 bin varili aştı

Tarihsel olarak Venezuela petrolünün büyük kısmı üç ülkeye gitmekteydi: ABD, Çin ve Hindistan. Trump’ın ilk başkanlık döneminde 2018 yılında uygulanan ABD yaptırımlarının ardından bu akışın çoğu Çin ve Hindistan’a kaydı. Başkan Biden’ın Chevron şirketine muafiyet tanımasıyla petrol yeniden ABD’ye akmaya başladı. Ancak ABD’nin geçen 3 Ocak’ta düzenlenen özel bir operasyonla Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’yu tutuklaması üzerine bu sevkiyatlar durdu. Yaptırımların askıya alınmasının ardından ise ihracat, özellikle de ABD yönlü olmak üzere, keskin bir artış gösterdi.

Venezuela ihracatındaki bu artışın petrol piyasalarındaki etkileri, son aylarda ve gelecekte -gecikmeler olabileceği varsayılsa dahi- oldukça büyük. Bu artış, ABD ticaret savaşları, enerji hakimiyeti ve yapay zekâ hakimiyeti denkleminin bir parçası olarak değerlendirilmekte. Tarihsel verilere bakıldığında şu hususlar netleşiyor:

Birincisi; Venezuela ham petrol ihracatını artırma fırsatları, özellikle de mevcut seviyelerin üç katından fazla olan eski düzeylerine dönmesi halinde son derece yüksek.

İkincisi; ABD yaptırımlarından en çok zarar gören ülkeler İspanya, Hindistan ve bazı Güney Amerika ülkeleri.

Üçüncüsü; Hürmüz krizinden bu yana Venezuela petrol ihracatındaki artıştan faydalanan ülkeler ABD, Hindistan ve İspanya olurken, Venezuela petrolünü kaybeden ülke Çin.

Dördüncüsü; ABD’nin Venezuela’dan yaptığı petrol ithalatındaki artış, başta Irak olmak üzere diğer ülkelerden yapılan ithalatın pahasına gerçekleşti; gelecekteki olası artışlar ise Kanada petrolünün pahasına olacak.

Çin artık Venezuela petrolü alamamakta ve onun yerini ana ithalatçı olarak ABD almış durumda. Olayların kronolojisine bakıldığında bir başka detay daha ortaya çıkıyor: ABD, Meksika Körfezi’nde Venezuela ham petrolü stokladı ve Hürmüz’ün kapatılmasının ardından Irak’tan yapılan ithalatın yerini bu ham petrol ile doldurdu. ABD rafinerileri açısından bakıldığında, fiili farklılıklarına rağmen Venezuela ve Irak petrolleri birbirinin ikamesi işlevini görüyor. Dolayısıyla bunun etkisi şimdiden görülmüştür; Venezuela ham petrolü olmasaydı ABD, Hürmüz krizinden daha fazla zarar görecekti ve bu petrol, Irak ham petrolünün yokluğunun yarattığı etkiyi hafifletmiştir.

Geleceğe gelince; veri kayıtları tek bir şeyi gösteriyor: Kanada’dan yapılan ithalat artışı Venezuela ham petrolünün pahasına gerçekleşmiştir ve aralarındaki ters korelasyon açıktır. Kanada’dan yapılan ithalat ne zaman yükselse, Venezuela’dan yapılan ithalat düşmektedir. Ham petrol kalitelerinin farklılığı nedeniyle bunun gerçekleşemeyeceğini söyleyenler aynı anda hem haklı hem de haksızdır; teknik açıdan iki petrolün kalitesi birebir aynı değildir ancak rafinaj açısından bakıldığında küçük bir ayarlama onları birbirinin ikamesi haline getirmeye yetmektedir.

Rusya’nın LNG ihracatı eylül ayında rekor seviyeye yükseldi

Hürmüz krizi Rusya’ya büyük ölçüde yaradı. Ukrayna saldırıları nedeniyle bir miktar üretim kaybı yaşamış olsa da, yükselen fiyatlar üretim ve ihracattaki düşüşten kaynaklanan kayıpları telafi etti. Sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) tarafında ise Rusya yalnızca fiyat artışlarından yararlanmakla kalmadı; aynı zamanda Kuzey Deniz Yolu üzerinden Çin’e yapılan sevkiyatları ve miktarları da artırdı. Rusya’nın LNG ihracatı eylül ayında rekor kırmakla kalmayıp, Çin’e yapılan kargolar da tarihi zirvesine ulaştı; Avrupa’ya yapılan ihracat ise aylık bazda yüzde 44 oranında artış gösterdi. Bu durum iki net göstergeye işaret ediyor: İlki; Çin yönlü artışın, ABD yaptırımlarına tabi olan Arctic LNG 2 projesindeki hareketliliğin yükselmesinden kaynaklanmasıdır. Bu durum, yaptırımlara rağmen Rusya’nın bu tür projelere devam etme kararlılığını göstermektedir. Tüm bu ihracatın Çin’e gitmiş olması, ABD’nin bu akışı engelleyemediği anlamına gelmektedir. İkincisi; Avrupa’ya yapılan artışın, yaptırıma tabi olmayan tek tesis konumundaki Yamal LNG Tesisi’nden kargoların bu bölgeye yönlendirilmesinden kaynaklanmasıdır. Avrupa’nın Rus gazına olan bu bağımlılığı AB’nin Rus gazı ithalat yasağını uygulamayı büyük olasılıkla erteleyeceğini göstermektedir. Başka bir deyişle, yasak kararı bir gün uygulanana kadar kâğıt üzerinde kalmaya devam edecektir.

Özetle; ne dizel krizinden ne de gaz krizinden bir çıkış yolu bulunmaktadır. Üç Deniz Krizi varlığını sürdürdüğü sürece, dizel ve gaz krizleri de devam edecektir.


7 Ekim’in üzerinden 3 yıl geçti... İsrail istihbaratında neler değişti?

İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir (ortada), yanında Askeri İstihbarat Başkanlığı Aman Başkanı Şlomi Binder (sağdan ikinci) ve üst düzey ordu komutanları, 22 Haziran 2025'te İsrail ordusuna ait yeraltındaki komuta merkezinde (IDF)
İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir (ortada), yanında Askeri İstihbarat Başkanlığı Aman Başkanı Şlomi Binder (sağdan ikinci) ve üst düzey ordu komutanları, 22 Haziran 2025'te İsrail ordusuna ait yeraltındaki komuta merkezinde (IDF)
TT

7 Ekim’in üzerinden 3 yıl geçti... İsrail istihbaratında neler değişti?

İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir (ortada), yanında Askeri İstihbarat Başkanlığı Aman Başkanı Şlomi Binder (sağdan ikinci) ve üst düzey ordu komutanları, 22 Haziran 2025'te İsrail ordusuna ait yeraltındaki komuta merkezinde (IDF)
İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir (ortada), yanında Askeri İstihbarat Başkanlığı Aman Başkanı Şlomi Binder (sağdan ikinci) ve üst düzey ordu komutanları, 22 Haziran 2025'te İsrail ordusuna ait yeraltındaki komuta merkezinde (IDF)

7 Ekim 2023 saldırısının üzerinden üç yıl geçerken İsrail, istihbarat kurumlarının çalışma yöntemlerinde bir dizi değişikliğe gitti. Bu kapsamda bazı öncelikler yeniden belirlenirken bilgi toplama, analiz, eğitim ve kurumlar arası koordinasyon süreçlerinde de düzenlemeler yapıldı. Adımlar, saldırı öncesindeki eksiklikleri ele alan iç soruşturmaların ardından geldi. Ancak bu değişikliklerin kapsamını ve ne ölçüde etkili olduğunu değerlendirirken İsrail kurumlarının açıkladıklarıyla sahada fiilen ortaya konulabilen sonuçları birbirinden ayırmak gerekiyor.

İsrail ordusunun saldırının üçüncü yıl dönümünün arifesinde pazar günü üst düzey subaylarına “7 Ekim’den çıkarılan dersler” olarak tanımladığı değerlendirmeleri sunması, açıklanan yeni yaklaşımın son örneklerinden biri oldu. Şarku’l Avsat’ın Times of Israel gazetesinden aktardığı habere göre  bu yaklaşım, birden fazla cephede sürpriz bir saldırı ihtimaline hazırlıklı olmayı, düşmanın hedeflerinin değerlendirmenin yanı sıra sahip olduğu kapasiteyi de dikkate almayı ve tehdit senaryolarını altı ayda bir güncellemeyi içeriyor. İstihbarat alanında ise ordu, Askeri İstihbarat Başkanlığı Aman’ın görevleri arasında erken uyarıya öncelik verildiğini yeniden vurguladı.

İsrail istihbaratı nerede başarısız oldu?

Değişiklikler, son iki yılda başarısızlığın nedenlerine ilişkin daha ayrıntılı bir tablo ortaya koyan soruşturmaların ardından geldi. Times of Israel tarafından 2025'te Aman'ın soruşturmalarına dayanılarak yayımlanan bir rapora göre başlıca üç sorun tespit edildi. Bunlar Hamas'ın stratejisi, planları ve kapasitesinin yanlış değerlendirilmesi, saldırıdan önceki günlerde yakın bir saldırı tehdidine ilişkin uyarı verilmemesi ve Hamas'ın hedefleri ile planlarına ilişkin bilgi toplamadaki eksikliklerdi.

Bu bulgular, sorunun yalnızca mevcut bilginin miktarıyla değil, aynı zamanda bu bilgilerin nasıl yorumlandığı ve tehdit seviyesine ilişkin bir değerlendirmeye nasıl dönüştürüldüğüyle de bağlantılı olduğunu ortaya koydu.

cvfbgnh
Filistinliler, silahlı grupların 7 Ekim 2023'te sınırı aşmasının ardından Gazze Şeridi ile İsrail arasındaki sınır çitinden İsrail tarafına geçiyor (Reuters)

Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir tarafından görevlendirilen uzmanlar ekibinin yaptığı inceleme de bu sonucu güçlendirdi. 25 soruşturmayı inceleyen ve yaklaşık 80 yetkiliyle görüşen ekip, saldırı gecesi çeşitli ve önemli bilgilerin mevcut olduğunu, bunların farklı şekilde analiz edilmesi halinde alarm seviyesinin yükseltilmesine yol açabileceğini belirtti.

Ekip ayrıca örgütsel kültürdeki sorunlara, Hamas'ın anlaşılma ve değerlendirilme biçimine ve İsrail istihbaratının Eriha Duvarı kod adını verdiği plana yönelik yaklaşımda yaşanan eksikliklere dikkat çekti. İsrail'in saldırıdan bir yıldan fazla süre önce elde ettiği bu belgede Gazze sınırından gerçekleştirilecek geniş çaplı bir saldırıya ilişkin senaryo yer alıyordu. Söz konusu senaryonun birçok unsuru daha sonra 7 Ekim saldırısında ortaya çıktı.

Erken uyarı Aman'ın çalışmalarının merkezinde

Aman'da yapılan açıklanan değişikliklerin en belirginlerinden biri, erken uyarının kurum içindeki konumuyla ilgili. Genelkurmay Başkanı Zamir, Eylül 2025'te 9900 Birliği'ni ziyareti sırasında, 7 Ekim'den çıkarılan dersler doğrultusunda Askeri İstihbarat Başkanlığı'nda bir değişim süreci yürütüldüğünü ve erken uyarının kurumun çalışmalarının merkezine yerleştirildiğini söyledi. İsrail ordusuna göre önceliklerin yeniden düzenlenmesi süreci aslında önceki iki yıl içinde başlamıştı.

Ancak 2026'da daha belirgin hale gelen değişiklik, sürpriz saldırı ihtimalinin nasıl ele alındığıyla ilgili. İsrail ordusunun 4 Ekim'de sunduğu dersler, caydırıcılık ve erken uyarının başarısız olması durumunda dahi sürpriz bir saldırıya hazırlıklı olunması ve istihbaratın yalnızca düşmanın ne yapmak istediğine değil, ne yapabileceklerine de odaklanması gerektiğini ortaya koyuyor.

dfrgthy
İsrail Askeri İstihbarat Başkanlığı “Aman” bünyesindeki 8200. Birlik personeli, verilerin analizi üzerinde çalışırken (IDF)

Bu yaklaşım, 7 Ekim öncesinde ortaya çıkan sorunlardan birine yönelik. Hamas'ın geniş çaplı bir savaş istemediğine ilişkin değerlendirmelerin, sahadaki bazı göstergelerin bu varsayım çerçevesinde yorumlanmasına katkıda bulunduğu görülmüştü.

İnsan kaynakları ve açık kaynaklara dönüş

İncelemeler, bilgi toplama araçlarını da kapsadı. İsrail Ulusal Güvenlik Araştırmaları Enstitüsü (INSS), başarısızlığa ilişkin analizinde iletişim dinleme ve teknik istihbarat kapasitesine büyük ölçüde güvenildiğine, buna karşılık insan kaynakları ve açık kaynaklar olarak adlandırılan medya, sosyal medya, yayınlar ve kamuya açık açıklamalar gibi kaynakların kullanımında görece zayıflık bulunduğuna dikkat çekti.

Bu çerçevede, İsrail Askeri İstihbarat Başkanlığı Aman bünyesindeki açık kaynak istihbaratı toplamakla görevli Hatsav Birimi'ne yeniden önem verilmeye başlandı. Birimin geçmişteki çalışmaları Arap medyasının takibini kapsarken daha sonra sosyal medya platformlarını da içine alacak şekilde genişletildi.

Birim 2021'de kapatılmıştı. Ancak Aman, 7 Ekim saldırısından yaklaşık yedi ay önce, Mart 2023'te birimi yeni bir yapıyla yeniden oluşturma sürecini başlattı. Saldırı gerçekleştiğinde birimin yeniden yapılandırılması hâlâ devam ediyordu. Şarku’l Avsat’ın Jerusalem Post gazetesinden aktardığı habere göre savaşın başlamasının ardından birimin faaliyetleri genişletildi.

İnsan istihbaratı alanında ise Aman bünyesindeki 504. Birlik, Gazze'ye yönelik faaliyetlerini genişletti. Jerusalem Postun askeri kaynaklara dayandırdığı haberine göre birlik, saldırıdan önceki yıllarda Gazze'de daha sınırlı faaliyet gösteriyordu. Bölgede insan istihbaratının önemli bölümünü ise İsrail İç Güvenlik Teşkilatı Şabak yürütüyordu. 7 Ekim'in ardından 504. Birlik, bu dosyaya yönelik personel ve kaynaklarını artırdı.

Şabak'ta değişiklik ve Aman ile koordinasyon

Şabak da kendi iç soruşturmasının ardından Gazze dosyasının yönetim biçiminde değişikliklere gitti. Jerusalem Postun haberine göre kurum, Gazze'deki bilgi toplama faaliyetlerini Batı Şeria'da kullanılan modele benzer şekilde daha küçük coğrafi bölgelere ayırdı.

Şabak ayrıca, iletişim dinleme, elektronik istihbarat toplama ve analiz alanında faaliyet gösteren Aman bünyesindeki 8200 Birliği ile işbirliği mekanizmalarını da değiştirdi. Amaç, iki kurum arasındaki bilgi paylaşımını artırmaktı.

Bununla birlikte bu değişikliklerin etkisini şu aşamada değerlendirmek zor. Gazete, Şabak ile 8200 Birliği'nin 7 Ekim öncesinde de geniş çaplı bilgi paylaşımı yaptığını belirtiyor. Dolayısıyla iki kurum arasındaki koordinasyonun artırılması, sorunun mutlaka paylaşılan bilginin miktarından kaynaklandığı anlamına gelmiyor. Soruşturmalar, başarısızlığın bir bölümünün bilgilerin nasıl yorumlandığı ve taşıdığı anlamın nasıl değerlendirildiğiyle bağlantılı olduğunu ortaya koydu.

Çalışma yöntemleri ve istihbarat anlayışı gözden geçiriliyor

Açıklanan değişiklikler arasında istihbarat teşkilatlarındaki örgütsel kültürün bazı unsurlarının gözden geçirilmesi de bulunuyor. Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir, Aralık 2025'te Aman Araştırma Birimi'nin yıllık konferansında yaptığı konuşmada, devam eden değişikliklerin istihbarat kültürünü, çalışma yöntemlerini, rütbeler arasındaki diyaloğu ve eğitimi kapsadığını söyledi.

Zamir, Askeri İstihbarat Başkanlığı içinde eleştirel düşüncenin ve farklı görüşlerin güçlendirilmesi, istihbarat subaylarının kurumda hâkim olan mesleki kabulleri sorgulamasına imkân tanınması çağrısında bulundu.

İstihbarat alanındaki değişiklikler sınanıyor

İsrail istihbaratında açıklanan değişiklikler, erken uyarıdan bilgi toplamaya, kurumlar arası koordinasyondan analiz yöntemleri ve eğitime kadar birçok alanı kapsıyor. Ancak kurumların faaliyetleri ve alınan önlemlerin sonuçlarına ilişkin kamuya açık bilgilerin sınırlı olması nedeniyle her bir değişikliğin etkisini ortaya koymak şimdilik zor.

c dvfbgtnyjh
İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz, Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir, Askeri İstihbarat Başkanlığı “Aman” Başkanı Şlomi Binder ve üst düzey askeri komutanların katılımıyla 7 Mart 2026'da Tel Aviv'de güvenlik durumunu değerlendirmek üzere toplantı düzenledi (Reuters)

ABD Kara Harp Okulu West Point bünyesindeki Terörle Mücadele Merkezi tarafından yayımlanan bir çalışma, 7 Ekim'deki istihbarat başarısızlığının tek bir nedene indirgenmemesi gerektiğine dikkat çekiyor. Çalışmada stratejik varsayımlar, bilişsel önyargılar, bilgi toplama ve analiz süreçlerindeki sorunların birbirleriyle iç içe geçtiği belirtiliyor. Başarısızlığa ilişkin bilgilerin bir bölümünün hâlâ kamuoyuna açıklanmamış olması da kapsamlı bir değerlendirme yapılmasının önünde sınır oluşturuyor.

7 Ekim saldırısının üzerinden üç yıl geçerken İsrail'in yürüttüğü incelemeler, erken uyarı ve bilgi toplamadan kurumlar arası koordinasyona, analiz yöntemlerinden eğitim süreçlerine kadar istihbarat çalışmalarının çeşitli alanlarında değişikliklere gidildiğini gösteriyor. Bu değişiklikler, saldırıyla ilgili soruşturmaların ortaya çıkardığı eksikliklerin gözden geçirilmesi çerçevesinde hayata geçiriliyor.

Ancak bu adımların sonuçlarını değerlendirmek için henüz erken. Değişikliklerin etkinliği, yeni tehditler ve krizlerle karşılaşıldığında, istihbarat kurumlarının bunları zamanında tespit etme, elde edilen bilgileri doğru analiz etme ve gerekli uyarıları zamanında yapma kapasitesi üzerinden daha net görülebilecek.


Fransa, öğrencilerin protestolarında yeni bir güne hazırlanıyor

Fransız lise öğrencileri, ülke genelindeki protestolar kapsamında Sophie Germain Lisesi önünde toplanıyor (Reuters)
Fransız lise öğrencileri, ülke genelindeki protestolar kapsamında Sophie Germain Lisesi önünde toplanıyor (Reuters)
TT

Fransa, öğrencilerin protestolarında yeni bir güne hazırlanıyor

Fransız lise öğrencileri, ülke genelindeki protestolar kapsamında Sophie Germain Lisesi önünde toplanıyor (Reuters)
Fransız lise öğrencileri, ülke genelindeki protestolar kapsamında Sophie Germain Lisesi önünde toplanıyor (Reuters)

Fransa, öğrencilerin okullardaki koşullar ve öğrenme ortamlarına yönelik protestolarının ikinci haftasına girmesiyle bugün (Salı) ülke genelinde yeni bir eylem gününe hazırlanıyor.

Öğrenci temsilcileri ülke genelinde yürüyüşler düzenlenmesi çağrısında bulundu. Paris'te yerel saatle 14.00'te (TSİ 15.00) Cumhuriyet Meydanı'nda gösteri düzenlenmesi planlanıyor.

Şarku’l Avsat’ın Almanya Haber Ajansı  DPA’dan aktardığı habere göre Lyon, Lille, Marsilya, Toulouse, Bordeaux, Rennes ve Strasbourg'un da aralarında bulunduğu büyük kentlerde de protestolar düzenlenmesi bekleniyor.

Önde gelen bazı eğitim sendikaları protestolara destek verirken bazıları da greve gitme çağrısı yaptı. Bu durum, hareketin öğrencilerin ötesine geçerek daha geniş bir kesime yayılmasına yol açabilir.

Protestolar zaman zaman şiddet olaylarına da sahne oldu. Sosyal medyada yayılan görüntülerde bazı gençlerin polisleri ittiği, tekmelediği ve darp ettiği görüldü.

Kuzey Fransa'daki Lens kentinde 15 yaşındaki bir öğrencinin, iddiaya göre daha sonra patlayan bir cismi eline almasının ardından bir elini kaybetmesi, pazartesi günü büyük tepki ve şaşkınlığa yol açtı.

Cismin polis tarafından protesto gösterisine katılan öğrencilerin arasına atıldığı öne sürüldü. Olayla ilgili olarak polis teşkilatının isyan ve gösterilerle mücadele biriminin bağlı olduğu Genel Polis Müfettişliği soruşturma yürütüyor. Fransız yayın kuruluşlarından birine göre söz konusu cisim ölümcül olmayan bir ses bombasıydı.

Olayın, halihazırda ciddi şiddet olaylarının yaşandığı protestoları daha da alevlendirmesi bekleniyor. Gelişmeler, polisin daha önce de göstericilere karşı aşırı güç kullanmakla suçlanmasının ardından yaşanırken genç göstericilere yönelik uygulamalara yönelik tepkilerin daha da artmasına yol açtı.

Başbakan Sébastien Lecornu, pazar akşamı bakanlıklara ülke genelindeki okullarda somut iyileştirmeler yapılması ve öğrencilerin meşru kaygılarının dinlenmesi talimatı verdi. Buna rağmen dün, pazartesi günü 589 okulda yeni protestolar düzenlendi.