İsrail'deki Dürziler ve Suveyda olayları: Sınır ötesi dayanışma ve kimlik denklemindeki dönüşümler

Kudüs'teki ABD Büyükelçiliği önünde Suriye'deki Dürzilere ABD'nin destek vermesi talebiyle düzenlenen bir gösteride Dürzi bayrağı ve İsrail bayrağı taşıyan bir kadın, 13 Temmuz 2025 (AFP)
Kudüs'teki ABD Büyükelçiliği önünde Suriye'deki Dürzilere ABD'nin destek vermesi talebiyle düzenlenen bir gösteride Dürzi bayrağı ve İsrail bayrağı taşıyan bir kadın, 13 Temmuz 2025 (AFP)
TT

İsrail'deki Dürziler ve Suveyda olayları: Sınır ötesi dayanışma ve kimlik denklemindeki dönüşümler

Kudüs'teki ABD Büyükelçiliği önünde Suriye'deki Dürzilere ABD'nin destek vermesi talebiyle düzenlenen bir gösteride Dürzi bayrağı ve İsrail bayrağı taşıyan bir kadın, 13 Temmuz 2025 (AFP)
Kudüs'teki ABD Büyükelçiliği önünde Suriye'deki Dürzilere ABD'nin destek vermesi talebiyle düzenlenen bir gösteride Dürzi bayrağı ve İsrail bayrağı taşıyan bir kadın, 13 Temmuz 2025 (AFP)

İsrailli Dürziler son üç haftadır Suriye'nin Süveyda ilinde yaşanan şiddet dalgası ve kanlı çatışmaların gölgesinde burada yaşayan akrabalarının akıbeti konusunda daha önce benzeri görülmemiş bir endişe ve panik yaşadı. Söz konusu olaylar, Celile, Karmel ve Golan Tepeleri’ndeki Dürziler ile Suriye'deki akrabaları arasında ailevi ve duygusal bağları uyandırdı. Bu duygular, İsrail'deki Dürzilerin ruhani liderlerinin her düzeyde önderlik ettiği pratik hareketlere ve halkın ve resmi makamların baskısına dönüştü. Hatta İsrail hükümetinden doğrudan askeri müdahale talep edildi. Yaklaşık bin genç Suriye sınırını geçerek Süveyda'ya ulaşmaya çalışırken, Suriye güvenlik güçleri ile bedevi aşiretlerden silahlı gruplara karşı koymak için harekete geçti. Bu gruplar, şiddet eylemleri ve Süveydalılara zulümde bulunmakla suçlanıyordu. Tüm bu gelişmeler, İsrail'deki Dürziler ile Suriye'deki Dürziler arasındaki ilişkinin derinliği, bu azınlığı korumak için İsrail'in müdahale sınırları ve bunun bölgesel ve iç siyasi yansımaları hakkında temel soruların yeniden gündeme gelmesine neden oldu.

İsrailli Dürzilerin Süveydalı Dürzilerle olan dayanışması, yakınlık duygusunun ötesine geçerek, İsrail'deki Dürzi ailelerin yarısından fazlasının Suriye'deki birinci veya ikinci derece akrabalarıyla günlük olarak doğrudan temas halinde olmalarını sağlayan ‘kan ve akrabalık bağlarına’ dayanıyor. Dürzi inancında ‘kardeşleri korumak’ kavramı, mezhep mensupları için nerede olurlarsa olsunlar fedakarlık yapma görevini kutsallaştırır. Dürziler kendilerini sınır ötesi bir topluluk olarak görürler ve kolektif hafızaları, Suriye'de maruz kaldıkları tarihi katliamların tekrarlanmasından duydukları korkuyu pekiştirir. Bu katliamlara örnek olarak 1860’takı Dürzi Dağı olayları ve 2015 yılındaki İdlib olayları verilebilir.

İsrail'deki Dürziler, Suriye'deki özellikle de Süveyda ilindeki akrabalarıyla, bu kez daha önce hiç tanık olunmamış bir dayanışma örneği sergiledi.

Geçtiğimiz yıllarda -sonuncusu 2024 yılında Süveyda'da Beşşar Esed rejimine karşı düzenlenen protesto dalgası- olmak üzere dayanışma etkinlikleri ve hareketleri sırasında verilen destek kınama açıklamaları, protestolar, yürüyüşler ve yardım etkinlikleri ile sınırlı kalmıştı. Ayrıca Şeyh Muvaffak Tarif’in liderliğindeki Dürzi Yüksek Din Konseyi'nin himayesinde gençlerin bağış toplama girişimleri de vardı. Tarif, İsrail hükümetinden, herhangi bir İsrail müdahalesinin Suriye rejimine karşı siyasi veya askeri destek olarak yorumlanabileceği endişesiyle, Golan Tepeleri üzerinden tıbbi ve gıda yardımlarının temkinli bir şekilde ulaştırılmasına izin vermesini talep ediyordu. Ancak bu, bölgedeki Dürziler için güvenlik riskleri doğurabilirdi. Fakat bu kez talepler, daha önce görülmemiş bir düzeye ulaştı. Çünkü yapılan açıklamalar ilk kez yardım veya protesto yürüyüşleriyle sınırlı kalmayıp, doğrudan İsrail'in askeri müdahalesini talep etmeye kadar uzandı. Hatta onlarca Dürzi gencin sınırları geçerek Hadar beldesine ulaşmasıyla, İsrail'deki Dürziler ile Süveydalı dürziler arasındaki ilişkide daha önce görülmemiş bir dönüşüm yaşandı.

cu
Lübnan sınırında öldürülen Dürzi subayın cenazesine katılan İsrailli Dürziler, 20 Eylül (AFP)

Bugün İsrail'de çoğunluğu Celile ve Golan Tepeleri’nde olmak üzere yaklaşık 140 bin Dürzi yaşıyor. İsrail’deki Dürziler, İsrail vatandaşı olanlar (Celile ve Karmel'deki Dürziler) ve İsrail vatandaşı olmayı reddedenler (1967'den beri işgal altındaki Golan Tepeleri’nde yaşayanlar) olarak ikiye ayrılıyorlar. 1956'dan beri zorunlu olan askerlik hizmeti, Dürziler Yahudi devletiyle ‘kan bağı’ olarak bilinen benzersiz bir ilişki kurdurdu. Dürziler İsrail ordusuna ve devlet kurumlarına entegre olmuş ve üst düzey askeri, siyasi ve bakanlık görevlerine gelmiş olsalar da ittifak iç tartışmalara konu olmaya devam ediyor. Celile ve Karmel'deki Dürziler İsrail ile ortaklıklarını sürdürürken Golan Tepeleri’ndeki Dürziler (yaklaşık 25 bin kişi) Mecdel Şems, Masada, Bukata ve Ayn Kuneytira olmak üzere dört ayrı bölgede yaşıyor. İsrail vatandaşlığını reddederken Suriyeli kimliklerine ve Şam'a bağlılıklarına sadık kalıyorlar. Bu da İsrail'deki Dürziler arasında derin bir uçurum yaratıyor. Suriye ve Lübnan'da tekrarlanan büyük krizler, İsrail'in Dürzilere verdiği desteğin sınırlı olduğunu ortaya çıkarırken, Dürzi topluluğu içinde ‘kan bağı’ konusunda tartışmalar derinleşiyor. İsrail devletinin çıkarları, duygusal veya dini kaygıların üzerinde yer alıyor. Eşit vatandaşlık hakları konusunda daha bilinçli ve mutlak bağlılığa daha az eğilimli olan genç bir neslin ortaya çıkışıyla birlikte, İsrail içinde ve dışında Dürzi kimliğinin geleceği hakkında iç tartışmalar yaşanırken, gerçeklik ve çıkarlar arasında denge kuran pragmatik temeller üzerinde İsrail ile ilişkilerin gözden geçirilmesi yönündeki çağrılar artıyor.

İsrail Suveyda dosyasında genellikle ‘endişeli gözlemci’ pozisyonunu benimsemeyi ve ‘insani dayanışmasını’ ilan etmeyi tercih ederken, eski Suriye rejimi, o dönemde Suriye'nin güneyinde güçlü bir varlık gösteren Rusya ve İran ile çatışmaya girmemek için doğrudan askeri müdahaleye girmekten kaçınır ya da eski Beşşar Esed rejimine Dürzileri baskı altında tutmak ve onları İsrail'e iş birliği yapmakla suçlamak için bir bahane vermek istemezdi. Ancak Dürzilerin iç baskısının artması, İsrail'i ilk kez Dürzileri desteklemek için hava kuvvetlerini kullanarak Şam'da Suriye’nin önemli binalarını bombalamaya itti. Bu gelişme, mezhebin bazı liderleri tarafından ‘büyük bir başarı’ olarak değerlendirildi.

Bin 400'den fazla Alevi Dürzi'nin öldürülmesi ve Şam'daki kilisenin bombalanması gibi Suriye’nin kıyı bölgelerinde yaşanan olaylar, İsrail'deki Dürzilerin kalbinde korkunç bir kabusa dönüştü.

Son zamanlarda Suveyda’da yaşanan olaylar, İsrail'deki Dürzilerin kimlik ve aidiyet sorunlarını yeniden gündeme getirdi. Birçoğu Suveyda'nın kuşatılmasının ve hedef alınmasının ‘beka’ endişelerini yeniden canlandırdığını düşünüyor. Krizlerde devletlerin azınlıkları yüzüstü bırakması, mezhep İsrail'in kendilerine devletin zihniyeti ve çıkarları ile yaklaştığını açıkça ortaya koydu. Bu da, İsrail içinde etkili olan Dürzi seslerin herhangi bir rejim veya devlete çok fazla güvenmeme konusunda uyarırken, bölgesel ve dış ilişkilerle desteklenen, mezhebin bağımsız gücünü inşa etmenin yanında bağımsız kimliklerinin korunmasını ve konumlarının muhafaza edilmesini garanti altına alacak bir güç oluşturmanın öneminin altını çiziyorlar. İsrail'deki Dürzi tutumu, Suveyda olaylarına yönelik sınır ötesi kimliklerin gerçekçi siyasetin gereklilikleriyle iç içe geçtiğini gösterdi. Tarihi miras ve kan bağı onları Suriyeli kardeşlerini desteklemek için baskı yapmaya itse de bu desteğin sınırlarını çok iyi biliyorlar ve dikkatli bir şekilde yönetmeye çalışıyorlar. İsrail ise, bu mezhebi içerde kontrol altında tutarken, dışarda herhangi bir gerginlikten kaçınmaya ve başta ABD Başkanı Donald Trump olmak üzere müttefikleriyle ilişkilerini gerginleştirmemeye çalışıyor. Bu karmaşık denklemde, on yıllardır Dürziler ile İsrail devleti arasındaki ilişkiyi belirleyen ‘kan bağı’ kavramı geriledi ve yerini yeni neslin ‘hayat bağı’ olarak tanımladığı, geçmişteki gibi açık bir ‘kader ortaklığı’ değil, daha çok şartlı bir ortaklık ve çıkar hesaplarına benzeyen bir kavram aldı.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı habere göre Suriye'nin Suveyda ilinden yayılan ve Suriye’nin resmi güvenlik güçleri ile bedevi aşiretlerden gençlerinin Dürzi yaşlıların ve erkeklerin bıyıklarını kestiğini gösteren videolar, İsrail'deki Dürziler arasında öfke uyandırdı. Bin 400'den fazla Alevi Dürzi'nin öldürülmesi ve Şam'daki kilisenin bombalanması gibi Suriye’nin kıyı bölgelerinde yaşanan olaylar, İsrail'deki Dürzilerin kalbinde korkunç bir kabusa dönüştü. Sosyal medyayı aktif kullanan Dürziler, Suveyda'daki yakınlarına karşı işlenen ihlallerin boyutunu ortaya çıkarmada önemli bir rol oynadı. Daliyat el-Karmel'den Dürzi bir sosyal medya kullanıcısı, Al Majalla’ya yaptığı açıklamada Suriye'deki yeni rejimin Dürzilere eski rejim gibi muamele ettiğini, tek farkın dil olduğunu söyledi. Ona göre Esed rejimi seküler bir dil kullanıyordu, Ahmed Şara yönetimi ise dini bir dil kullanıyor. Suveydalıların yüzde sekseninin avukatlar, doktorlar, sanatçılar ve mühendislerden oluşan silahsız laik insanlar olduklarını söyleyen Dürzi akvist, “Eğer hepsi silahlı olsaydı, hiçbir güvenlik gücü onları hedef almaya cesaret edemezdi” yorumunda bulundu.

Gazze, Lübnan ve Suriye'deki savaşlarda şimdiye kadar 450 Dürzi asker öldürüldü, ama bu savaşlar Dürzilerin savaşları değildi. Bu yüzden İsrail bize yardım etmekle yükümlü ve bunu yapabilir, ama biz İsrail'den Suveyda'yı işgal etmesini istemedik.

İsrail'deki Dürzi topluluğunun lideri Şeyh Muvaffak Tarif, Suveyda'daki çatışmaların devam etmesinden derin endişe duyduğunu belirtti.

Tarif, Al Majalla’ya yaptığı özel açıklamada şunları söyledi:

“Ateşkes tek taraflı olarak uygulanırken, çatışmalar evlerimizde ve ailelerimiz arasında devam ediyor. Bu durum bizi çok endişelendiriyor. Herkesin ateşkes anlaşmasına uymasını umuyoruz, yeterince kan döküldü.”

Tarif, Suriye halkının uzun yıllar süren savaş ve acıların bedelini ağır bir şekilde ödediğini vurgulayarak, artık onurlu ve saygılı bir yaşam sürme zamanının geldiğini belirtti.

Tarif, mevcut çözüm önerilerine ilişkin olarak ise şöyle konuştu:

“Biz ateşkes ve barış istiyoruz. Suveyda, Dera, Şam ve tüm Suriye'nin tüm halkları ve mezhepleri onur ve saygı içinde yaşasın.”

cvdfgthy
Suveyda'dan ayrılan bir aileye eşlik eden Suriye güvenlik güçlerinin bir üyesi, 21 Temmuz 2025 (AFP)

İsrail, Suriye'nin güneyinde ağır ve orta silahların bulunmadığı ve Suriye ordusu unsurlarının bulunmadığı bir tampon bölge oluşturarak yeni bir güvenlik denklemi dayatmaya çalışıyor ve yerel güvenlik görevlilerinin halkın hizmetinde bulunmasıyla yetiniyor. Suriye’deki en büyük Dürzi kalesi olan ve 700 bin nüfusa sahip Suveyda ilini, bu planın merkezinde yer alıyor. Bu plan, 7 Ekim 2023 tarihinde Gazze'de yaşanan gibi herhangi bir ani saldırıyı önlemek için ‘başkalarının topraklarından sınırları korumak’ üzerine kurulu modern İsrail güvenlik doktrinini uygulamaya koyma çabasının bir parçası.

İsrail’in Şam ve Suveyda’da gerçekleştirdiği son saldırılar, bir yandan Dürzileri memnun etmeyi, diğer yandan Ahmed Şara yönetimine Arap dünyası ve uluslararası toplumun ona kalıcı koruma sağlamayacağına dair açık bir mesaj vermeyi amaçlıyordu. Öte yandan Dürzilere yönelik saldırılar, Suriye'deki Kürtlerin korkularını ve endişelerini artırdı. Kürtler, Suveyda'daki Dürzilere yönelik zulmün kendilerine de belki daha şiddetli bir şekilde tekrarlanabileceğini anladılar.

Suriye, Lübnan, Ürdün ve İsrail'deki Dürzilerin sayısı, söylentilerin aksine, yaklaşık bir buçuk milyon olarak tahmin ediliyor. Al Majalla’ya konuşan Dürzi liderleri, Suveyda'daki Dürzilerin Suriye'den ayrılmak veya bağımsız bir devlet kurmak gibi ulusal veya dini bir amacı olmadığını, yaşadıkları devlete sadakat göstermelerinin dinlerinin bir gereği olduğunu, inançlarının toprak, onur ve dinin eşit derecede kutsal olduğunu vurguladığını’ belirttiler.

İsrail'deki Dürziler de Suriye'deki yakınlarının vesayet altına olmalarını reddediyorlar. Suriye'deki Dürzilere kaderleri ve anavatanlarıyla olan ilişkileri konusunda ne yapmaları gerektiğini dikte etmediklerini vurgulayan İsrail’deki Dürziler, aksine onlara nasıl yardım edip destek olabileceklerini sorduklarını ve kararlarına müdahale etmediklerini ifade ettiler. Eğer birleşme kararı alırlarsa bunu onaylayacaklarını belirten İsrail’deki Dürziler, “Askeri, mali veya insani yardıma ihtiyaçları olursa onlara yardım etmek için koşarız” ifadelerini kullandılar. Daliyat el-Karmel'den Al Majalla’ya konuşan İsrailli bir Dürzi, Dürzilerin İsrail'e hizmet etmek için ağır bedeller ödediklerini söyledi.

İsrail'deki Dürzilerin önde gelen liderlerinden Şeyh Muvaffak Tarif ve Salih Tarif, 23 Temmuz Salı günü ABD’nin Tel Aviv Büyükelçisi Mike Hackaby'ye teslim ettikleri ve ABD Başkanı Donald Trump'a hitaben yazdıkları mektupta, Ahmed Şara yönetiminin, Suriye'nin güneyindeki Dürzileri hedef almaya son vermesi için müdahale etmesini ve baskı yapmasını istediler. Dürzilerin önde gelen liderleri geçtiğimiz yıllarda, Rus, İngiliz ve Fransız yetkililere, Esed rejiminin Suriye'deki Dürzileri hedef almasına karşı korumaları için çağrıda bulunmuştu.

Al Majalla'ya konuşan Dürzi lider Salih Tarif, Dürzilerin aşağılanarak yaşamayı reddettiklerini ve onurları için hayatlarını feda etmeye hazır olduklarını söyledi. Suriye'deki yeni yönetim altında Dürzilerin acılarının daha da artacağı konusunda uyaran Tarif, onların ‘daha önce eşi ve benzeri görülmemiş bir zulüm ve baskı ile karşı karşıya olduklarını’ vurgulayarak “Suriye’deki yeni rejimin önde gelen isimleriyle iletişim halindeydik ve yeni bir dönem başlayacağını umuyorduk, ancak durum beklediğimizden daha zorlu oldu. Dürzi azınlık baskı altında ve yeni rejimin politikalarına karşı öfkeliyiz” dedi. Dürzilerin 2014 yılından bu yana Esed rejimine karşı düzenlenen protestolara katıldıklarını ve hâlâ onurlarını zedelemeden vatanlarında kalmalarını sağlayacak bir formül bulmaya çalıştıklarını belirten Dürzi lider, “Tüm Arap Dağı, yeni rejimle ortak bir yaşam için anlaşmalar yapmak üzere müzakere ediyor. Ayrılmak veya bağımsız bir devlet kurmak istemiyoruz. Ancak uğruna hayatımızı feda etmemiz gerekse bile aşağılanarak yaşamayı kabul etmiyoruz” şeklinde konuştu.

Celile ve Karmel bölgelerindeki yaşayan ve bir dereceye kadar tam haklara sahip İsrail vatandaşları olan Dürzilerin durumu, işgal altındaki Golan Tepeleri'ndeki Dürzilerin durumundan farklı.

Başta ABD olmak üzere uluslararası toplumu, ‘Dürzi azınlığın katledilmesini durdurmak’ için müdahale etmeye çağıran Tarif, “Başkan Trump, isterse Dürzilere yönelik katliamları bir anda durdurabilir. Şam yönetiminin yaptıkları görmezden gelinirse, bu suçlar Hristiyanlar ve Kürtler gibi diğer azınlıklara da sıçrayacaktır” ifadelerini kullandı.

Dürzilerin yeni Suriye yönetimine olan güvenini kaybettiğini ifade eden Tarif, “Rejimi devirmeye çalışmıyoruz, ancak ondan korkuyoruz, çünkü bizimle yaptığımız hiçbir anlaşmaya veya mutabakata uymadı” dedi. Dürzi liderlerin müzakere yoluyla kan dökülmesini durdurmaya kararlı olduklarını vurgulayan Tarif, “Dürzilerin canını koruyacak bir anlaşmaya varmak için elimizden gelen her şeyi yapacağımıza söz veriyoruz, ancak onur kırmızı çizgimizdir” diye konuştu.

sdrty
Suveyda ilinin girişindeki Dürzi silahlı grupların üyeleri, 21 Temmuz 2025 (AFP)

Dürzi lider, İsrail'in 16 Temmuz'da Suriye Savunma Bakanlığı'nın bazı bölümlerini ve Şam'daki cumhurbaşkanlığı sarayının çevresini bombalamasını, İsrail'deki Dürziler için büyük bir başarı olarak değerlendirdi. İsrail Hava Kuvvetleri, İsrail sınırları dışındaki hedefleri vurmak için ilk kez kullanıldı ve bunun arkasında İsrail'in güvenlik ihtiyaçları gibi bir gerekçe yoktu. Saldırı, Suriye yönetimine, Suveyda’daki Dürzileri hedef almayı bırakması için bir caydırıcı mesaj vermeyi amaçlıyordu.

Öte yandan özellikle de Trump'ın İsrail'den bunu tekrarlamamasını istemesinden sonra İsrail'in bu adımının etkisinin sınırlı olduğunu düşünenler de var. Kimliğinin gizli tutulmasını isteyen bir gözlemci, Al Majalla’ya yaptığı değerlendirmede İsrail'in Suriye'deki Dürzilere verdiği askeri desteğin, İsrail'deki Dürzilerin talebi ve ısrarı üzerine gerçekleştiğini söyledi. Bu yardımın sembolik bir niteliği olduğunu belirten gözlemci, Suveyda sakinlerinin acılarına son vermek veya onları sürekli maruz kaldıkları saldırılardan korumak için fiili bir etkisi olmadığını, aksine, bu adımın orada yaşayan Dürzilerin imajına ve itibarına zarar verdiğini ve onları daha zor ve karmaşık bir duruma soktuğunu vurguladı.

Daliyat el-Karmel'den Dürzi bir aktivist, “İsrail'in şimdiye kadar attığı adımlar Dürzilerin beklentilerini karşılamadı, bunlar geçici birer yatıştırıcıdan öteye gitmiyor” yorumunda bulundu.

Dürzi aktivist, sözlerine şöyle devam etti:

İsrail ordusundan daha ciddi ve etkili bir tavır bekliyoruz, aksi takdirde silahlanıp Suveyda’ya gidip oradaki halkımızı desteklemekten başka seçeneğimiz kalmayacak.

Celile ve Karmel bölgelerindeki yaşayan ve bir dereceye kadar tam haklara sahip İsrail vatandaşları olan, İbraniceyi iyi bilen, orduda ve İsrail kurumlarında görev yapan Dürzilerin durumu, işgal altındaki Golan Tepeleri'ndeki Dürzilerin durumundan farklı. İsrail vatandaşı olan Dürzilerin dini liderlerinin çoğu, Şeyh Muvaffak Tarif başkanlığındaki Yüksek Ruhani Konsey'de temsil ediliyor. İsrail ile ilişkileri, İsrail'in kuruluşundan bu yana süren tarihi bir ortaklığa dayanmaktadır, bu da onların tutumlarının dış politika konularında bile İsrail'in politikalarıyla uyumlu olmasını sağlıyor. Golan Tepeleri’ndeki Dürziler ise İsrail vatandaşlığını reddetmeye devam ederken Suriyeli kimliklerine bağlı kalıyorlar. Devlet kurumlarındaki sayıları az olsa ve İsrail'de siyasi olarak izole bir grup olarak görülseler de Suveyda ile doğrudan iletişim halindeler. Siyasi eğilimleri Tel Aviv'den çok Şam'a yakın olsa da bu kez Suveyda’daki Dürzileri kurtarmak için yardım etmenin gerekliliği konusunda her zamankinden daha fazla aynı görüşteler.

Celile’nin önde gelen Dürzi liderlerinden biri olan Hasun Hasun, Al Majalla’ya yaptığı açıklamada, “Biz Dürziler Suriye'nin kurtuluşuna katkıda bulunduk ve daha önce diktatörlük altında yaşadık. Hikmet el-Hicri ve Dürziler mevcut yönetim altında kalmayı kabul ettiler, ancak dinlerini değiştirmeleri veya kafir olarak görülmeleri asla kabul edilemez” ifadelerini kullandı.

Suveyda'daki Dürzilere yönelik bazı ihlallere değinen Hasun, “Şam'daki hükümete Suveyda'da aranan 300 kişiyi teslim ettik, ancak karşılığında bize hiçbir şey vermedi. Ona bağlı güçler ateşkesin ardından geri çekildi, ancak başka kıyafetler giyerek gizlice geri döndü ve Dürzilere zulmetmeye, evleri yakmaya, su kuyularını, hastaneleri ve değirmenleri yağmalamaya ve tahrip etmeye devam etti” dedi. Dürzi meselesine ilişkin bölgesel karmaşıklıklara işaret eden Hasun, “Washington, İsrail'in Suriye'yi askeri olarak hedef almasını kırmızı çizgi olarak belirledi ve Netanyahu, Gazze ve İran'a karşı savaşında onun desteğine ihtiyaç duyduğu için Trump'ı kızdırmak istemiyor” diye konuştu.

cdfrgty
İsrail'deki Dürzi lider Şeyh Muvaffak Tarif, 15 Mart'ta ABD'de etkili Yahudi örgütlerinin başında gelen İftira ve İnkârla Mücadele Birliği (Anti-Defamation League-ADL) tarafından New York’ta düzenlenen etkinlikte konuşurken (AFP)

İsrail’in eski cumhurbaşkanlarından Şimon Peres ve Reuven Rivlin'in askeri sekreterliğini yapmış olan Hasun, İsrail'in rolüne değindi. İsrail’in Dürzileri desteklemek için Şam'daki resmi binalara düzenlediği bombardımana övgüde bulunan Hasun, “İsrail Hava Kuvvetleri’nin Dürziler için Şam'daki resmi binaları bombalaması büyük bir başarı. Bu aynı zamanda İsrail'in bu mezhebe karşı ahlaki bir sadakat göstergesiydi. İsrail, Suriye'den Dürziler temizlenirse ülkenin İsrail'in güvenliğini tehdit eden bir DEAŞ devletine dönüşeceğini çok iyi biliyor” şeklinde konuştu. Bunun son zamanlarda Dürziler ile Şam arasında imzalanan anlaşmaların kırılganlığını da ortaya çıkardığını ifade eden Hasun, “Son iki haftada Şam yönetimiyle üç anlaşma imzaladık, ancak hiçbir anlaşma iki saatten fazla dayanmadı” dedi.

İsrail'deki Dürziler, İsrail helikopterleriyle Suveyda vilayetindeki akrabalarına insani yardım malzemeleri ulaştırılmasını talep etmişlerdi. Halkın dikkatini çekmemesi için yardımların gece ulaştırılması istendi. Bazıları ise, utanç verici bir durumun yaşanmaması için İsrail'i, İsrail'deki bir askeri kışlada bulunan ABD ordusuna ait helikopterleri kullanarak aynı görevi yerine getirmeye ikna etmeye çalışmış, ancak talepleri ABD’li yetkililer tarafından reddedilmişti.

İsrail'deki Dürziler bugün, fırtınanın ortasında rollerini ve sınırlarını yeniden tanımlayarak, hayatta kalmalarının kolektif iradelerine ve siyasi ve coğrafi fırtınalara karşı sağlam duruşlarına bağlı olduğunu vurguluyorlar.

Suveyda olayları ve bunların etkileri, İsrail ve bölgedeki Dürzilerin bilincinde ve kimliğinde önemli bir dönüm noktası oluşturdu. Müdahale talepleri ve İsrail'in desteği konusunda ihtiyatlı davranması arasında, mezhep içinde İsrail ile şartlı bir ortaklık şeklinde yeni bir pragmatik denklem ortaya çıkıyor. Suriye'deki Dürzilerle sınır ötesi dayanışma ve azınlıkların kalıcı korunmasının sadece devletlerle ittifaklar üzerine değil, bağımsız bir öz güç ve bölgesel ve uluslararası destek ağları geliştirilmesi üzerine kurulduğu bilinci giderek artıyor.

Celile ve Karmel'in İsrail ile ilişkilerinin ana ekseni olarak ‘kan bağı’ öne çıkarılırken, son yıllarda bu ittifakın tamamen çıkar odaklı bir siyasi nitelik taşıdığı ve ahlaki bir taahhüt olmadığı ortaya çıktı. Dürzilerin zorunlu askerlik hizmeti ve güvenlik güçlerinde yer almaları, topluma katılma fırsatı sağladı. Ancak, köylerinde bütçe dağılımı veya kalkınma fırsatları konusunda bazen ayrımcılık hissi devam ediyor. İsrail'deki Dürziler daha önce Rusya, İngiltere ve Fransa gibi büyük güçlere Suriye'deki akrabalarını korumaları için çağrıda bulunmuşlardı. Bugün ise, hayatta kalma mücadelelerinin tüm olasılıklara açık olduğunu ve geçmişte olduğu gibi, rejimler ve bayraklar ne kadar değişirse değişsin, topraklarında sabit kalacaklarını düşünüyorlar. Aynı zamanda, Suveyda'daki yakınlarının hedef alınmasına karşı, Filistinliler de dahil olmak üzere, hiçbir Arap ülkesinin kendileriyle dayanışma içinde olmamasından dolayı öfke ve hoşnutsuzluk duyuyorlar.



Trump'ın son Grönland hamlesi kafa karıştırdı: Yolda!

Trump'ın son Grönland hamlesi kafa karıştırdı: Yolda!
TT

Trump'ın son Grönland hamlesi kafa karıştırdı: Yolda!

Trump'ın son Grönland hamlesi kafa karıştırdı: Yolda!

Trump, Beyaz Saray'da valiler için akşam yemeği düzenlemeden kısa süre önce Grönland'a hastane gemisi göndereceğini duyurdu (Reuters)

Ancak adanın neden böyle bir gemiye ihtiyaç duyduğu, Trump'ın hangi gemiyi ne zaman göndereceği belirsiz.

Başkan, duyurusunu cumartesi akşamı, Beyaz Saray'da valiler için akşam yemeği düzenlemeden kısa süre önce Truth Social hesabından paylaştı. Trump, geçen yılın sonlarında Grönland'a ABD özel elçisi olarak atadığı Louisiana'nın Cumhuriyetçi valisi Jeff Landry'yle birlikte çalıştığını belirtti.

Trump, Truth Social'da şöyle yazdı:

Louisiana'nın harika valisi Jeff Landry'yle birlikte, orada hasta ve bakıma muhtaç birçok insanın bakımını üstlenecek büyük bir hastane gemisini Grönland'a göndereceğiz. Yolda!!!

Başkanın paylaşımında, ABD Donanması'nda faaliyet gösteren iki hastane gemisinden biri olan USNS Mercy'nin resmi de vardı. Geminin ne zaman varacağı veya ne kadar süre kalacağı konusunda bilgi vermedi. Trump'ın bu kararına neyin sebep olduğu da belirsiz. Grönland hükümeti sakinlerine ücretsiz sağlık hizmeti sağlıyor.
 

Görsel kaldırıldı.
Başkan Donald Trump'ın Truth Social'daki duyurusunda, ABD Donanması'nda faaliyet gösteren iki hastane gemisinden biri olan USNS Mercy'nin resmi yer aldı (Donald Trump/Truth Social)

Donanma takip sistemlerine göre USNS Mercy ve kardeş gemisi USNS Comfort, Alabama eyaletinin Mobile kentinde demirli durumda.

The Independent, Beyaz Saray, ABD Savunma Bakanlığı ve Landry'nin ofisinden daha fazla bilgi talep etti.

Reuters'a göre, duyuru ayrıca Danimarka'nın Ortak Arktik Komutanlığı'nın Grönland sularında ABD denizaltısından bir mürettebat üyesini tahliye etmesinden saatler sonra geldi. Yetkililer, mürettebat üyesinin acil tıbbi müdahaleye ihtiyaç duyduğunu söyledi.

ABD Donanması denizcisi, görevinden ayrılan ve Grönland'ın Nuuk kentinden yaklaşık 13 km açıkta yüzeye çıkan nükleer denizaltıdan tıbbi sebeple tahliye edilmek zorunda kaldı.

Landry, Trump'ın duyurusunu X'te yeniden paylaşarak, "Teşekkürler Başkan @realDonaldTrump! Bu önemli konuda sizinle çalışmaktan gurur duyuyorum!" diye yazdı.

Önde gelen Grönlandlı aktivist Orla Joelsen, Trump'ın duyurusuna X'te "Hayır teşekkürler!!!" diye tepki gösterdi.

"Biz Grönlandlılar sağlıklı ve iyi durumdayız, nesillerdir nüfusumuzu güçlü tutan vitamin ve besin açısından zengin fok yağı da dahil kendi geleneksel yiyeceklerimizle besleniyoruz" dedi.

Trump ve müttefikleri, ulusal güvenlik amacıyla ABD'nin Danimarka'nın özerk bölgesi Grönland'ı satın alması gerektiğini defalarca savundu. Öte yandan Grönlandlı yetkililer adanın satılık olmadığını ve Danimarka'nın bir bölgesi olarak kalması gerektiğinde ısrar ediyor.

Geçen ayın sonlarında Trump, Grönland konusunda "gelecekteki bir anlaşmanın çerçevesini" duyurmuştu.

Truth Social'da, "NATO Genel Sekreteri Mark Rutte'yle yaptığım çok verimli görüşmeye dayanarak, Grönland ve aslında tüm Arktik Bölgesi'yle ilgili gelecekteki bir anlaşmanın çerçevesini oluşturduk" diye yazmıştı.

Trump'ın Grönland'a yönelik çabalarının birçok Amerikalı arasında popüler olmadığı anlaşılıyor. Bu ay yayımlanan AP-NORC anketine göre ABD'li yetişkinlerin yüzde 72'si Trump'ın Grönland'ı ele alma biçimini onaylamazken, sadece yüzde 24'ü onaylıyor.

Independent Türkçe


Umman Dışişleri Bakanı: ABD–İran müzakereleri Perşembe günü Cenevre’de yapılacak

Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi (sağda), İran-ABD müzakereleri öncesinde Maskat’ta düzenlenen toplantıda ABD Başkanı’nın özel temsilcisi Steve Witkoff (ortada) ve Jared Kushner’i (solda) karşılıyor – Maskat, 6 Şubat 2026 (EPA)
Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi (sağda), İran-ABD müzakereleri öncesinde Maskat’ta düzenlenen toplantıda ABD Başkanı’nın özel temsilcisi Steve Witkoff (ortada) ve Jared Kushner’i (solda) karşılıyor – Maskat, 6 Şubat 2026 (EPA)
TT

Umman Dışişleri Bakanı: ABD–İran müzakereleri Perşembe günü Cenevre’de yapılacak

Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi (sağda), İran-ABD müzakereleri öncesinde Maskat’ta düzenlenen toplantıda ABD Başkanı’nın özel temsilcisi Steve Witkoff (ortada) ve Jared Kushner’i (solda) karşılıyor – Maskat, 6 Şubat 2026 (EPA)
Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi (sağda), İran-ABD müzakereleri öncesinde Maskat’ta düzenlenen toplantıda ABD Başkanı’nın özel temsilcisi Steve Witkoff (ortada) ve Jared Kushner’i (solda) karşılıyor – Maskat, 6 Şubat 2026 (EPA)

Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi, ABD ile İran arasındaki yeni müzakere turunun önümüzdeki Perşembe günü Cenevre’de yapılmasına karar verildiğini açıkladı. Busaidi, nihai bir anlaşmaya varılması amacıyla “ilave çaba gösterilmesi için olumlu bir ivme” bulunduğunu belirtti.

Umman’dan gelen bu teyit, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin bugün (Pazar) yaptığı açıklamanın ardından geldi. Arakçi, ABD’nin özel temsilcisi Steve Witkoff ile Perşembe günü Cenevre’de görüşmesinin muhtemel olduğunu söyledi ve Tahran’ın nükleer programına ilişkin diplomatik bir çözüme ulaşılması için hâlâ “iyi bir fırsat” bulunduğunu ifade etti.

Arakçi bu açıklamaları, ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’a yönelik olası askeri saldırı seçeneğini değerlendirdiği bir dönemde, CBS News kanalına verdiği mülakatta yaptı.

Başkan Trump’ın özel temsilcisi Witkoff ise, İran’ın bugüne kadar neden “teslim olmadığını” ya da nükleer programını sınırlamayı kabul etmediğini başkanın sorguladığını söyledi. Washington’ın Ortadoğu’daki askeri kapasitesini artırmayı sürdürdüğü bir süreçte bu değerlendirmelerin yapıldığını kaydetti.

Witkoff, dün (Cumartesi) , Fox News’te yayımlanan ve başkanın gelini tarafından sunulan “My View with Lara Trump” programında şu ifadeleri kullandı: “Onu (Trump’ı) ‘hayal kırıklığına uğramış’ olarak tanımlamak istemem; çünkü önünde çok sayıda seçenek olduğunu biliyor. Ancak neden onların... ‘teslim oldular’ kelimesini kullanmak istemem ama neden teslim olmadıklarını soruyor. Bu baskılar altında ve orada bu kadar büyük bir deniz gücü varken neden bize gelip ‘Nükleer silah istemediğimizi ilan ediyoruz ve atmaya hazır olduğumuz adımlar şunlardır’ demediler?... Buna rağmen onları o aşamaya getirmek bir şekilde zor.”

Trump, Orta Doğu’da büyük çaplı bir askeri yığınak talimatı vermiş ve haftalar sürebilecek bir hava saldırısı ihtimaline karşı hazırlık yapılmasını istemişti. Tahran ise saldırıya uğraması hâlinde bölgedeki Amerikan üslerini vurmakla tehdit etmişti.

Tekrarlanan yalanlama

ABD, İran’dan Washington’a göre bomba yapımında kullanılabilecek zenginleştirilmiş uranyum stokundan vazgeçmesini, Ortadoğu’daki silahlı gruplara desteğini durdurmasını ve füze programına kısıtlamalar getirilmesini kabul etmesini talep ediyor.

Tahran ise nükleer programının barışçıl olduğunu vurguluyor. Bununla birlikte, mali yaptırımların kaldırılması karşılığında programa bazı kısıtlamalar getirilmesini kabul edebileceğini belirtiyor; ancak nükleer dosyanın füze programı ya da silahlı gruplara destek gibi diğer başlıklarla ilişkilendirilmesini reddediyor.

Witkoff, “Uranyumu sivil nükleer enerji için gerekli seviyenin çok üzerinde zenginleştirdiler. Saflık oranı yüzde 60’a ulaşıyor... ve muhtemelen bomba yapımına uygun endüstriyel düzeyde malzemeye sahip olmaya sadece bir hafta uzaktalar. Bu gerçekten tehlikeli” dedi.

Öte yandan, üst düzey bir İranlı yetkili bugün (Pazar) Reuters ajansına yaptığı açıklamada, Tahran ile Washington arasında yaptırımların hafifletilmesinin mekanizması ve kapsamı konusunda görüş ayrılıklarının sürdüğünü söyledi.


Pakistan aracılığıyla Çin ve İran ile diyalog: Orta güç perspektifi

Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar ve İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi, İslamabad'daki Dışişleri Bakanlığı'ndaki toplantı sırasında, 2 Ağustos 2025 (AFP)
Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar ve İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi, İslamabad'daki Dışişleri Bakanlığı'ndaki toplantı sırasında, 2 Ağustos 2025 (AFP)
TT

Pakistan aracılığıyla Çin ve İran ile diyalog: Orta güç perspektifi

Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar ve İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi, İslamabad'daki Dışişleri Bakanlığı'ndaki toplantı sırasında, 2 Ağustos 2025 (AFP)
Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar ve İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi, İslamabad'daki Dışişleri Bakanlığı'ndaki toplantı sırasında, 2 Ağustos 2025 (AFP)

Kemal Allam

Financial Times, yıllık yıl sonu değerlendirme serisi kapsamında, 2026 yılının İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana en büyük belirsizlikle başladığını ve orta güçlerin önümüzdeki dönemde küresel düzeni ya pekiştirmede ya da zayıflatmada belirleyici faktör olabileceğini yazdı. Habere  göre, şaşırtıcı bir şekilde, Pakistan’ın adı, Amerikan hegemonyasını öngören “Donroe Doktrini”nde şimdiye kadarki en büyük kazanan olarak anılıyor. Pakistan, Beyaz Saray ziyaretlerinden Gazze barış planına kadar Donald Trump'ın çevresinde önemli bir yer edinmeyi açıkça başardı.

Ancak, Ortadoğu'ya askeri ve güvenlik tedarikçisi olarak geleneksel rolünün yanı sıra, Pakistan, İran gibi karmaşık çatışmalarda köprü görevi görmesi ve Çin ile ABD gibi daha büyük güçler arasında daha yakın bağlar kurması gereken bir orta güç olarak yeniden öne çıktı. Pakistan, daha önce, Nixon döneminde de ABD ve Çin arasındaki ilk diplomatik görüşmeye arabuluculuk yapmıştı. Bugün, on yıllık diplomatik boşluğun ardından, Pakistan, İran ile gizli görüşmeler yürütebilen ve Çin ile ortaklığı aracılığıyla bölgedeki askeri dengeyi yeniden ayarlayabilen bir güç olarak yeniden öne çıktı.

Trump'ın İran sorununu çözmek için Pakistan'a güvenmesi

Trump'ın ikinci başkanlığının başlangıcında, geçmiş dönemde Hindistan ile yakın ilişkisi ve Hindistan'ı Çin'e karşı tercih edilen stratejik ortak olarak görmesi nedeniyle Pakistan'da önemli bir belirsizlik hakim oldu. Ancak, görevdeki ilk yılından sonra Pakistan, sadece bölgede değil, küresel ölçekte de Trump'ın favorilerinden biri olarak görülmeye başladı. İsrail ve İran arasında yazın yaşanan 12 günlük savaş sırasında, Mareşal Asım Münir'in başkent Washington ve Langley'in koridorlarında neredeyse bir hafta boyunca bulunması tesadüf değildi. Dönemin Merkez Kuvvetler Komutanı Orgeneral Michael Eric Kurilla'nın Pakistan'ı terörizm ile mücadelede bir ortak olarak savunması da pek çok kişiyi şaşırttı. Zira bu açıklama, Kongre'nin önde gelen üyelerinin, Senato'nun ve generallerin Pakistan'ı sürekli olarak terörizmi destekleyen bir devlet olarak nitelendirdiği on yıllık bir dönemle çelişiyordu. Peki ne değişti?

Birincisi, Kurilla, Soğuk Savaş döneminde olduğu gibi, Washington'un istenmeyen saydığı ve ABD'nin doğrudan, en azından kamuoyu önünde, ilişki kuramadığı rejimlerle Pakistan'ın ilişki kurma yeteneğine yeniden güvenmeye başladı. İsrail-İran çatışması sırasında, ABD İran nükleer tesislerini vurduktan sonra, Pakistan gerilimin daha fazla yükselmesinin sonuçlarını hafifletmede sessiz, perde arkası bir rol oynadı. Pakistan, Tahran ve Washington arasında mesajları taşımakla kalmadı, aynı zamanda Trump'a İran’a nasıl davranması gerektiği konusunda doğrudan tavsiyelerde de bulundu. Nitekim Trump, Asım Münir ile yaptığı ve ABD'nin İran'a yönelik saldırılarının yankılarını kontrol altına alma stratejisinin ele alındığı görüşmenin ardından, “Pakistan İran'ı çoğu ülkeden daha iyi tanıyor” açıklamasını yaptı. Bu, Trump'ın ilk döneminde Irak'ta Kasım Süleymani'nin öldürülmesiyle sonuçlanan önceki hamlesinden sonra yaşananları hatırlattı. O zaman, 2020'de de suikasttan sonra ilk olarak dönemin Pakistan Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kamar Cavid Bacva ile telefonla görüşmüştü.

Pakistan, ABD ve Körfez ülkeleri gibi, İran'ın bölgeye yönelik niyetlerine güvenmiyor, ancak Suudi Arabistan ve Türkiye ile birlikte bir rejim değişikliği de istemiyor

Bunu anlamanın kilit noktası, Pakistan'ın, İsviçre, Katar, Umman ve İran görüşmelerindeki diğer bazı arabuluculardan farklı olarak, İran ile uzun bir sınıra sahip olması ve İran ile sürekli gerilimler yaşamasıdır. İranlılar, tam ölçekli bir çatışma durumunda Pakistan'ın kendileri için gerçek bir tehdit oluşturduğunun ve tüm Körfez ülkelerinin Pakistan'ın arkasında duracağının farkındalar. Daha önce yine el-Mecelle’de, İran ve Pakistan'ın, açık ve tam ölçekli bir çatışmayı önlemesi gereken dini, kültürel ve dilsel bağlara rağmen, açıkça duyurulmamış bir istihbarat ve vekalet savaşı içinde olduklarını yazmıştım. Süleymani sık sık Pakistan ile açık savaş tehdidinde bulunmuştu ve İsrail ile Amerika Birleşik Devletleri'nin yanı sıra, İran'a hava saldırıları düzenleyen tek ülke Pakistan'dır. Bu durum, Pakistan'ı İran’a karşı havuç-sopa yaklaşımını uygulamak için önemli bir arka kapı haline getiriyor.

Mevcut Maskat görüşmelerinin nereye varacağını, Trump'ın İran'a saldırıp saldırmayacağını veya gerilimi azaltıp azaltmayacağını bilmesek de, Pakistan'ın rolü önemli olmaya devam ediyor. ABD, çatışma tırmandığında Beluç sınırının tarihi ve Pakistanlı Şiilerin devlete karşı kullanılması nedeniyle İran’ın Pakistan ile de ters düşebileceğinin farkında olarak kendisine mesajlar gönderebilir. İran, geçtiğimiz yaz yaşanan 12 günlük savaş sırasında ve protestoların başlamasından bu yana yaşanan son gerilimlerde Pakistan'ın gerilimi azaltmadaki rolü için de kamuoyu önünde kendisine teşekkür etti.

dvbfrg
Çin'in doğusundaki Shandong eyaletinin Qingdao kentinde Şanghay İşbirliği Örgütü üye devletlerinin savunma bakanlarının çektirdiği toplu fotoğraf, 26 Haziran 2025 (AFP)

Pakistan, ABD ve Körfez ülkeleri gibi, İran'ın bölgeye yönelik niyetlerine güvenmiyor. Ancak Suudi Arabistan ve Türkiye ile birlikte bir rejim değişikliği de istemiyor. Bu da onu aradaki uçurumu kapatmada önemli bir oyuncu haline getiriyor. Pakistan’ın kendisi de nükleer güç olma yolunda benzer bir süreçten geçti ve nükleer meselede nasıl başarılı bir şekilde müzakere edeceğini biliyor. Askeri kapasiteye dayanma gücü olmadığında müzakerelerin ne kadar sınırlı olabileceğini biliyor. Pakistan ayrıca, Çin’in dünyadaki en yakın diplomatik ve askeri müttefiki olma avantajına da sahip.

Çin ve etkiyi kullanma sanatı

Eski ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger ve Başkan Richard Nixon'ın Pakistan aracılığıyla Çin ile yaptıkları görüşmeler ve gerçekleştirdikleri ziyaretler, İslamabad’ın eski Amerikan ulusal güvenlik uzmanlarının uzun zamandır minnettar olduğu önemli bir köprü olmasına olanak tanıdı. Pervez Müşerref dönemine kadar Pakistan, Çin ve ABD'nin kendi nüfuz alanlarındaki dengeleyici rolünde denklik konumunu korudu. Yine Müşerref dönemine kadar Pakistan ordusu, F-16 savaş uçaklarından Bell AH-1 Cobra saldırı helikopterlerine kadar neredeyse tamamen Amerikan kaynaklı ekipmanlara güveniyordu.

Çin'in etkisi, İslamabad'ı bir dönem Pekin'e karşı yanlış tarafta duran birçok güç için bir köprü kurucu haline getirdi

Ancak bu değişim daha sonra gerçekleşti ve Pakistan, Çin'in en yeni savaş uçakları ve füze teknolojilerini paylaştığı dünyadaki tek ordu haline geldi; bu da geçen yılki kısa savaşta Hindistan'a karşı üstün gelmesine yardımcı oldu. Böylece Çin, en yeni ekipmanlarını test etmek için Pakistan’ı kullanmaya başladı ve bunları Hint güçlerine karşı ve Pakistan'ın İran ile olan birkaç sınır çatışmasında test etti. Bu durum Pakistan'ı, Çin'in nasıl düşündüğünü ve gelecekteki savaşlara nasıl hazırlandığını anlamada ABD için bir kez daha vazgeçilmez bir ortak haline getiriyor. Dünyada hiçbir ordu, Pakistan ordusu gibi bir yandan Trump ile doğrudan ve hızlı iletişim kurma yeteneğine, diğer yandan da Çin ile en yakın askeri ittifaka sahip değil. Pakistan ayrıca tarihsel olarak Çin'in hem Türkiye hem de Suudi Arabistan ile olan ilişkisinde de bağlantı noktası görevi

Türkiye'nin önde gelen askeri stratejistlerinden ve Erdoğan'a yakın isimlerden sayılan Türk Amiral Cihat Yaycı, Pakistan'ın Soğuk Savaş sırasında Çin'in yükselişinde çok önemli bir rol oynadığını ve 1980'lerde ABD, Türkiye ve Suudi Arabistan ile olan ilişkilerini kullanarak bu tarafları Çin'e yaklaştırdığını düşünüyor. Yaycı ayrıca, kıdemli bir Türk subayı olarak, Çin'in kendisini Pakistan'ın en yakın müttefiki olarak nasıl gösterdiğine ve bunun Ankara'yı Uygur sorunu nedeniyle aralarında gerilim tırmandığında Pekin ile açılıma nasıl ittiğine bizzat şahit olduğunu belirtiyor. Bu Çin etkisi, İslamabad'ı bir zamanlar Pekin'e karşı yanlış tarafta duran birçok güç için bir köprü kurucu haline getirdi. Hudson Enstitüsü de yakın zamanda aynı konuyu, yani Çin'in Pakistan'ı Batı ve Avrasya arasındaki güç dengesini yeniden şekillendirmek için nasıl kullandığını gündeme getirdi.

Elbette Pakistan'ın gücünün de sınırları var; kırılgan ekonomisi Suudi Arabistan, Çin, BAE ve ABD dahil olmak üzere bir dizi uluslararası hamisine dayanıyor. Bu geniş bağışçı havuzu, Pakistan’ı çıkarlarını dengeleyebilen ve herhangi bir tarafla ittifak kurma tuzağına düşmeden aralarında manevra yapabilen bir köprü görevi görmesini sağlıyor. Avrupa Birliği ve Latin Amerika'daki birçok ülke, Trump taraf seçmeleri için baskı yaptığında ABD-Çin çatışmasında bir denge kurmakta zorlanırken, Pakistan bir anlamda tam tersi bir yaklaşım benimsedi. Sıfır toplamlı bir oyun tuzağına düşmek yerine, başkaları tarafından kullanılan bir köprü haline geldi. Bu da onu hem İran hem de Çin ile konuşmak için uygun bir muhatap yapıyor.