Suriye ve komşu ülkeler

Suriye coğrafi konumu İsrail, Türkiye, İran ve Irak ile olan sınırları, Lübnan ile iç içe geçmişliği ve etnik azınlıklardan oluşan mozaik yapısı nedeniyle büyük acılar yaşadı.

Kamışlı şehrinde düzenlenen Süveyda halkına destek yürüyüşünde pankart taşıyan Suriyeli Kürt kadınlar (AFP)
Kamışlı şehrinde düzenlenen Süveyda halkına destek yürüyüşünde pankart taşıyan Suriyeli Kürt kadınlar (AFP)
TT

Suriye ve komşu ülkeler

Kamışlı şehrinde düzenlenen Süveyda halkına destek yürüyüşünde pankart taşıyan Suriyeli Kürt kadınlar (AFP)
Kamışlı şehrinde düzenlenen Süveyda halkına destek yürüyüşünde pankart taşıyan Suriyeli Kürt kadınlar (AFP)

Mustafa Feki

Suriye, Bilad-ı Şam ülkeleri arasındaki çatışma denkleminde bir taraf ve “Büyük Suriye” dediğimiz bölgedeki çatışmaların ağırlık merkezi olmaya devam edecektir. Bunun nedeni, Batı Asya'da önemli bir Arap ülkesi olması ve Arap, Asya ve hatta küresel meselelerde etkili olmasıdır. Son yıllarda “Suriye'deki çatışma" başlığı altında birçok kitap ve çalışma yayınlandı. Arap-İsrail çatışması uzmanları, “Mısır olmadan savaş, Suriye olmadan barış olmaz” derken haklıydılar. Dahası Suriye devletinin tarihi, kuruluşundan itibaren İslam devletinin tarihidir ve Şam'da başlayan hilafetin doğuşunun gerçek doruk noktasıdır. Şairlerin Emiri, Ahmed Şevki'nin dediği gibi, “Doğu'nun ihtişamı Şam ile başlar.”

Suriye coğrafi konumu, İsrail, Türkiye ve İran ile olan sınırları, Irak'a yakınlığı ve Lübnan ile iç içe geçmişliği, ayrıca etnik azınlıklar Türkler, Kürtler, Farslar ve Araplar da dahil olmak üzere çeşitli milletlerden oluşan bir mozaiği barındırması nedeniyle büyük acılar yaşadı. Bu nedenle Suriye, Arap Maşrık (Levant) bölgesinin jeopolitik yapısında zorlu bir aktör olmayı sürdürdü ve hem Araplar hem de Arap olmayanlar tarafından yönetildi. Bu tarihi süreç Emevi devletiyle başladı, ardından Şam Abbasi hakimiyetine geçti. Sonrasında Emevi başkentinde İslam devletçikleri birbirini takip etmeye devam etti. Ta ki Osmanlı Türkleri gelip Maşrık’ı kontrol edene kadar. Suriye ve Türkiye arasındaki coğrafi yakınlık, Maşrık bölgesinin bu önemli kısmında hakim olan kimliğin şekillenmesinde etkili bir rol oynadı.

Suriye, işgalcilerin ve Arap vatanının kalbi ve İslam dünyasının incisi olan bu bölgeyi kontrol altına alma girişimlerinin hedefi olmaya devam etti. Aynı zamanda komşu milletlere ve Araplaştırılmış azınlıklara karşı bir siper görevi gördü. Keza zaman zaman komşu ülkelere, zaman zaman da Doğu ve Batı'dan İslam ülkelerinden ve Frenk topraklarından gelen davetsiz misafirlere karşı bölgenin ilk savunma hattı oldu. Ayn Calut, Hıttin ve Mercidabık'ın, Maşrık’ın ayrılmaz bir parçası olduğu belirleyici savaş ve çatışma merkezleri olduğu bilincimizden ve hafızamızdan kaçabilir mi?

Ardından, Suriye devletinin Fransız mandası yönetimi altına girdiği ve Suriyeli Dürzi lider Sultan Paşa el-Atraş ile Şam’ın özgür ve Suriye'nin cesur adamlarının önderliğindeki evlatlarının cesurca mücadele ettiği dönem geldi. Sonunda, başkenti Şam'da bulunan mevcut Suriye devleti ile başkenti Beyrut'ta bulunan Lübnan devleti ortaya çıktı. Şamlı zihinler Mısır'a doğru da ilerledi ve edebiyat, düşünce, gazetecilik, yayıncılık, tiyatro ve sinema alanlarına ışık tuttular.

Maşrık’taki Türk varlığı sona erdiğinde, Suriye'nin konumu ve çatışmanın yönetimindeki merkezi rolü çeşitli güçlerin iştahını kabarttı. Bu çatışmanın özellikleri, Yahudi varlığı ve Filistin'de yabancı bir oluşumun kuruluşu ile netleşti. Suriye devleti, İsrail gibi yabancı bir düşmanın veya Abdunnasır'ın Mısırı gibi milliyetçi bir müttefikin tarafı olduğu çeşitli aşamalardan geçti. Suriye hafızası, Suriye devleti ve milliyetçi duygularıyla güçlü bir bağı olan merhum Mısır devlet başkanının yönetimine duyulan o aşırı coşkuyu hâlâ canlı bir şekilde koruyor. Abdunnasır Suriye’de eşi benzeri görülmemiş bir popülerliğe sahipti. Öyle ki, 1958'de birliğin doğuşu deklare edildiğinde, Suriyeliler neredeyse arabasını taşıyacaklardı. Birlikle birlikte bölge, Batı'yı rahatsız eden ve özellikle de Amerika Birleşik Devletleri'ni endişelendiren bir yola girmişti. Suriye'de yaşananlar birbiriyle bağlantılı iki noktada özetlenebilir.

Birincisi, Suriye, Suriye ordusundan maceracı subayların liderliğinde kapalı bir askeri darbe döngüsü yaşadı. Bu darbelerle Hüsnü el-Zaim, Sami el-Hinnavi ve Edib el-Çiçekli gibi isimler iktidara geldi. Ayrıca, Şükrü el-Kuvvetli, Haşim el-Atasi ve Suriye sahasının genelinde ulusal eylem arenasının önemli isimlerinden sivillerin cumhurbaşkanlığını üstlendiği kısa süreli sivil yönetim dönemleri de yaşandı.

Suriye her zaman dirençli oldu ve belirli ajandaları olan isimler ortaya çıkana kadar kimliğinden veya statüsünden asla ödün vermedi. Bunlar arasında, Lübnan sahilinde idam edilen Antun Saade liderliğindeki Suriye Ulusal Partisi'ni özellikle anabiliriz. Saade, Büyük Suriye'yi ve Kıbrıs'ın yıldızı olduğu Bereketli Hilal adını verdiği bölgeyi savunuyordu. Bu dönemde Zeki el-Arsuzi, Mişel Eflak ve Selahaddin Bitar tarafından kurulan Arap Sosyalist Baas Partisi de ortaya çıktı. Bunu milliyetçi hareketin Cumhurbaşkanı Cemal Abdunnasır liderliğinde vücut bulduğu Temmuz 1952’deki Mısır Devrimi izledi. Abdunnasır Suriye’ye hayrandı, çünkü halkında kendisine karşı zamanının hiçbir yöneticisinin görmediği bir destek, coşku ve hamaset görmüştü. O sırada genç Suriyeli subaylardan oluşan bir askeri heyet Kahire'ye gelerek Mısır ve Suriye arasında bir birlik kurulmasını talep etti. Bunu, Şam'daki rejime ve Kahire'deki yeni rejime karşı yürütülen politikaların yarattığı çıkmazdan kurtulmanın tek geçerli yolu olarak görüyorlardı. Ancak, bildiğimiz gibi birlik uzun sürmedi. Çok geçmeden Eylül 1961'de ayrılık gerçekleşti ve Arap Sosyalist Baas Partisi kontrolü ele geçirmeyi başardı.

Mısır ve Suriye arasında ikili birlik ve Mısır, Suriye ile Irak arasında üçlü birlik projeleri birbirini takip etmeyi sürdürdü. Nasır öldüğü güne kadar, Şam'a zaferle dönerek kuzey ve güney bölgeleri birleştiren bir devletin yeniden kuruluşunu ilan etmenin ve böylece iki ülkeyi yeniden tek bir oluşum haline getirmenin hayalini kurdu. İki bölge, Mehmet Ali Paşa'nın oğlu İbrahim Paşa Arap ordusuna liderlik ederek ikisini birleştirdiği dönem hariç, daha önce hiç birleşmemişti. Suriye ve Mısır, Londra Antlaşması'nın imzalandığı 1831'den 1840'a kadarki süreçte birleşik kaldı. Bu antlaşma, Muhammed Ali ailesinin yönetimini, sınırları içinde kalması ve başkalarının işlerine karışmaması koşuluyla, oğullarına ve torunlarına geçecek bir yönetim olarak sınırlamıştı.

Ardından Suriye sahnesinde Arap Sosyalist Baas Partisi başta olmak üzere eski partilerden unsurlar ortaya çıktı. Hafız Esed, rakibi Salah Cedid'i devirdi, iktidarı ele geçirdi ve Suriye'de demirden bir yumrukla kontrolü sağladı. Döneminin en dikkat çekici kanlı olaylarından biri, Savunma Tugayları'nın tarihi şehirde binlerce sivili katlettiği Hama katliamıydı. Moskova ve Tahran ile bağlantılı olan baba ve oğulun iktidarı boyunca tarih uzun süre durakladı. Bu iki ülkeyle ilişki onlara Arap bölgesinde özel bir statü kazandırdı.

İkincisi, bölge daha sonra, kendisini DEAŞ olarak ilan eden örgütün başını çektiği şüpheli yan terör örgütlerinin ve benzer isimli diğer örgütlerin ortaya çıkışına sahne oldu. Bu örgütler, Suriye sahnesinde kendilerine yer edinmeye çalışarak, normal şartlar altında başaramadıklarını, bu anormal koşullar altında başardılar.

Arap Baharı olayları sırasında, ilk kıvılcım Dera şehrinde çaktı ve durum bulaşıcı ve tutuşabilir hale geldi. Sonuç olarak, Suriye Arap denkleminden neredeyse tamamen çıktı. Ta ki bazı evlatları iktidar ve yönetim pozisyonlarını geri kazanana ve geçici Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara, Suriye halkının bir kısmıyla birlikte iktidarın dizginlerini ele geçirene kadar. Suriye bugün, geleceğe dair sağlam ve eksiksiz öngörülerde bulunamayacağımız kadar hassas ve karmaşık koşullar altında toparlanmaya çalışıyor. Zira Suriye'yi riske atmaya çalışanlar var ve bunlar tarihi emelleriyle İsrail, yerel acılarıyla İran’dır. Türkiye de şüphesiz gelecek hedefleriyle öne çıkıyor.

Ancak Suriye'nin adı yüksekte olmaya ve bayrağı dalgalanmaya devam edecek, çünkü olumlu çoğulculuğuyla tanınan ve bu sayede dinler ve etnik kökenler arasında büyük bir birliktelik ve yakın bağlar kuran bir ülkedir. Suriye, günümüz dünyasında ciddi bir ağırlığa ve net bir öneme sahip insan topluluklarını kapsadığı için her ulusal veya bölgesel denklemde zor bir sayı olmuş ve olmaya devam edecektir.

Bugün, yaraları ve acılarıyla Suriye'yi, çevredeki koşullara ve yaklaşan zorluklara rağmen en kısa sürede iyileşip umutlarını gerçekleştirmeye başlayacağından emin bir şekilde izliyoruz.



İran Dışişleri Bakanı: Cenevre’de ABD ile nükleer görüşmelerde ilerleme sağlandı

Bu fotoğraf, 17 Şubat 2026 tarihinde İsviçre’nin Cenevre kentinde İran ile ABD arasında dolaylı nükleer müzakereler öncesinde Umman Başkonsolosluğu’nu gösteren bir kare (AFP)
Bu fotoğraf, 17 Şubat 2026 tarihinde İsviçre’nin Cenevre kentinde İran ile ABD arasında dolaylı nükleer müzakereler öncesinde Umman Başkonsolosluğu’nu gösteren bir kare (AFP)
TT

İran Dışişleri Bakanı: Cenevre’de ABD ile nükleer görüşmelerde ilerleme sağlandı

Bu fotoğraf, 17 Şubat 2026 tarihinde İsviçre’nin Cenevre kentinde İran ile ABD arasında dolaylı nükleer müzakereler öncesinde Umman Başkonsolosluğu’nu gösteren bir kare (AFP)
Bu fotoğraf, 17 Şubat 2026 tarihinde İsviçre’nin Cenevre kentinde İran ile ABD arasında dolaylı nükleer müzakereler öncesinde Umman Başkonsolosluğu’nu gösteren bir kare (AFP)

İran ile ABD, uzun süredir devam eden nükleer anlaşmazlığı çözmeyi amaçlayan görüşmelerde salı günü temel “yol gösterici ilkeler” üzerinde bir anlayışa vardı. Ancak İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, bunun yakın zamanda bir anlaşmaya varılacağı anlamına gelmediğini belirtti.

Arakçi’nin açıklamalarının ardından petrol vadeli işlemleri gerilerken, gösterge Brent ham petrol yüzde 1’den fazla düştü. Açıklamalar, ABD’nin Tahran’ı taviz vermeye zorlamak amacıyla askeri güç konuşlandırdığı bölgede çatışma endişelerini bir miktar azalttı.

Cenevre’deki temasların ardından İran medyasına konuşan Arakçi, “Farklı fikirler ortaya kondu ve bu fikirler ciddi şekilde tartışıldı. Sonuçta bazı yol gösterici ilkeler üzerinde genel bir mutabakata varmayı başardık” dedi.

Her iki tarafın da “net sonraki adımları” var

ABD’nin Özel Temsilcisi Steve Witkoff ile ABD Başkanı Donald Trump’ın damadı Jared Kushner’in, Arakçi ile birlikte yürüttüğü dolaylı görüşmelere Umman arabuluculuk etti. Beyaz Saray, toplantıya ilişkin e-posta yoluyla yöneltilen sorulara yanıt vermedi.

Umman Dışişleri Bakanı Badr bin Hamad Al Busaidi, X platformunda yaptığı paylaşımda “yapılacak çok iş olduğunu”, ancak İran ile ABD’nin “net sonraki adımlarla” masadan ayrıldığını ifade etti.

Görüşmelerin başladığı sırada İran devlet medyası, İran Devrim Muhafızları’nın bölgede askeri tatbikat gerçekleştirmesi nedeniyle, küresel petrol arzı açısından hayati öneme sahip Hürmüz Boğazı’nın bir bölümünün “güvenlik tedbirleri” kapsamında geçici olarak kapatılacağını duyurdu.

Tahran daha önce, saldırıya uğraması halinde ticari gemilere boğazı kapatma tehdidinde bulunmuştu. Böyle bir adım, küresel petrol akışının beşte birini kesintiye uğratabilir ve ham petrol fiyatlarını yukarı çekebilir.

Trump’ın İran’da “rejim değişikliğinin” en iyi seçenek olabileceğine yönelik sözlerine yanıt veren İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney (86), ABD’nin yönetimini devirmeye yönelik herhangi bir girişimin başarısız olacağı uyarısında bulundu.

İran medyasına yansıyan açıklamalarında Hamaney, “ABD Başkanı ordularının dünyanın en güçlüsü olduğunu söylüyor; ancak dünyanın en güçlü ordusu bile bazen öyle bir tokat yer ki ayağa kalkamaz” dedi.

Arakçi, görüşmelerin ardından Cenevre’de düzenlenen bir silahsızlanma konferansında yaptığı konuşmada ise “yeni bir fırsat penceresinin” açıldığını belirterek, müzakerelerin İran’ın meşru haklarının tam olarak tanınmasını sağlayacak “sürdürülebilir” bir çözüme ulaşmasını umduğunu ifade etti.

Trump daha önce yaptığı açıklamada, Cenevre’deki görüşmelere “dolaylı olarak” kendisinin de dahil olacağını söylemiş ve Tahran’ın anlaşma yapmak istediğine inandığını belirtmişti.

Trump, pazartesi günü Air Force One uçağında gazetecilere yaptığı açıklamada, “Anlaşma yapmamanın sonuçlarını istemediklerini düşünüyorum. Nükleer kapasitelerini ortadan kaldırmak için B-2’leri göndermek yerine bir anlaşma yapabilirdik. Ama B-2’leri göndermek zorunda kaldık” demişti.

ABD, geçen haziran ayında İsrail ile birlikte İran’ın nükleer tesislerini bombalamıştı. Washington ve Tel Aviv, İran’ın İsrail’in varlığını tehdit edebilecek bir nükleer silah geliştirmeyi hedeflediğine inanıyor. Tahran ise nükleer programının tamamen barışçıl olduğunu savunuyor. Ancak İran, elektrik üretimi için gereken saflığın çok ötesinde ve silah yapımı için gerekli seviyeye yakın oranda uranyum zenginleştirmiş durumda.

İran: Sadece nükleer program konuşulur

Söz konusu saldırıların ardından İran’daki İslami yönetim, kısmen uluslararası yaptırımların petrol gelirlerini kısıtlamasının tetiklediği hayat pahalılığı krizine karşı düzenlenen ve binlerce kişinin hayatını kaybettiği sokak protestolarıyla zayıfladı.

Washington, görüşmelerin kapsamını İran’ın füze stokları gibi nükleer dışı konuları da içerecek şekilde genişletmek istiyor. Tahran ise yalnızca nükleer programına yönelik kısıtlamaları — yaptırımların kaldırılması karşılığında — müzakere etmeye hazır olduğunu, uranyum zenginleştirmeden tamamen vazgeçmeyeceğini ve füze programını masaya getirmeyeceğini belirtiyor.

Hamaney, İran’ın geniş füze stokunun müzakereye açık olmadığını yineleyerek, füze türü ve menzilinin ABD ile hiçbir ilgisi bulunmadığını söyledi.

Reuters’a konuşan üst düzey bir İranlı yetkili, Cenevre görüşmelerinin başarısının ABD’nin gerçekçi olmayan talepler ileri sürmemesine ve İran’a yönelik ağır yaptırımları kaldırma konusunda ciddi davranmasına bağlı olduğunu ifade etti.

ABD B-2 bombardıman uçakları nükleer hedefleri vurdu

Tahran ile Washington’un, geçen yıl haziran ayında altıncı tur görüşmeleri yapması planlanıyordu. Ancak Washington’un müttefiki İsrail’in İran’a yönelik bombardıman kampanyası başlatması ve ardından ABD’ye ait B-2 bombardıman uçaklarının nükleer hedefleri vurması üzerine süreç kesintiye uğradı. Tahran, o tarihten bu yana uranyum zenginleştirme faaliyetlerini durdurduğunu açıkladı.

İran, Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması’na (NPT) taraf bulunuyor. Anlaşma, ülkelere sivil nükleer enerji geliştirme hakkı tanırken, atom silahından vazgeçmelerini ve Birleşmiş Milletler’in nükleer denetim kurumu olan Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı ile iş birliği yapmalarını şart koşuyor.

İsrail ise NPT’yi imzalamadı. Tel Aviv, çevresindeki düşmanları caydırmayı amaçlayan onlarca yıllık “belirsizlik politikası” çerçevesinde nükleer silaha sahip olduğunu ne doğruluyor ne de yalanlıyor. Ancak akademisyenler İsrail’in nükleer silaha sahip olduğuna inanıyor.


IISS raporu: Çin nükleer denizaltı üretiminde ABD'yi geçti

Çin donanması, nükleer denizaltılarını geçit törenlerinde kamuoyuna sergiliyor (Reuters)
Çin donanması, nükleer denizaltılarını geçit törenlerinde kamuoyuna sergiliyor (Reuters)
TT

IISS raporu: Çin nükleer denizaltı üretiminde ABD'yi geçti

Çin donanması, nükleer denizaltılarını geçit törenlerinde kamuoyuna sergiliyor (Reuters)
Çin donanması, nükleer denizaltılarını geçit törenlerinde kamuoyuna sergiliyor (Reuters)

Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsü (International Institute for Strategic Studies/IISS) yeni yayımladığı raporda Çin'in nükleer enerjili denizaltılarını ele aldı.

Londra merkezli düşünce kuruluşu, son 5 yılda bu konudaki yeteneklerini çok artıran Çin'in artık nükleer denizaltıları ABD'den daha hızlı üretebildiğini bildirdi.

Bu gelişmeyle birlikte Washington'ın uzun süredir devam eden deniz hakimiyetinin tehlike altına girdiği uyarısı yapıldı. 

Çin Halk Kurtuluş Ordusu Deniz Kuvvetleri'nin hem nükleer balistik füze denizaltılarına hem de nükleer saldırı denizaltılarına sahip olduğu hatırlatıldı. 

IISS, 2021-2025'te Çin'in 10, ABD'nin ise 7 denizaltı ürettiğini vurguladı. 

2016-2020'de ise ABD'nin üçe karşı 7 denizaltıyla Çin'e üstünlük kurduğuna işaret edildi. 

Pekin rakam vermediği için IISS uydu görüntülerinden yola çıkarak bu tahminleri yaptı. 

Diğer yandan IISS raporunda "Çin tasarımları kalite açısından ABD ve Avrupa'nın gerisinde" de dendi. Amerikan denizaltılarının daha sessiz çalışmasının tespit edilme ihtimalini azalttığı belirtildi. 

Genel rakamlara bakıldığında da ABD'nin avantajı sürüyor.

2025 başı itibarıyla Çin'in 6 nükleer balistik füze denizaltısı ve 6 nükleer saldırı denizaltısından oluşan bir filoyla dikkat çekiyor. 

Çin Halk Kurtuluş Ordusu Deniz Kuvvetleri, nükleer enerjiyle çalışmayan 46 denizaltıyı daha bünyesinde bulunduruyor. 

Eski tip denizaltıları filosunda barındırmayan ABD Donanması'nda ise 14'ü nükleer balistik füze denizaltısı olmak üzere 65 nükleer denizaltı var. 

Washington, Çin'in denizaltı filosunu büyüterek tartışmalı Güney Çin Denizi'nde üstünlük sağlamaya çalıştığını vurguluyor. 

Çin destroyer ve fırkateyn gibi suüstü gemilerinde dünyanın en büyük filosuna sahip.

Independent Türkçe, CNN, IISS


İran protestoları: Güvenlik güçleri, eylemcileri öldürmek kastıyla hedef alıyor

Protestocularla güvenlik güçleri arasında özellikle geçen ay sert çatışmalar yaşanmıştı (Reuters)
Protestocularla güvenlik güçleri arasında özellikle geçen ay sert çatışmalar yaşanmıştı (Reuters)
TT

İran protestoları: Güvenlik güçleri, eylemcileri öldürmek kastıyla hedef alıyor

Protestocularla güvenlik güçleri arasında özellikle geçen ay sert çatışmalar yaşanmıştı (Reuters)
Protestocularla güvenlik güçleri arasında özellikle geçen ay sert çatışmalar yaşanmıştı (Reuters)

İran'da güvenlik güçleri, eylemcilerin "hayati organlarını kasıtlı olarak" hedef almış.

Guardian'la İranlı teyit platformu Factnameh'nin ortak çalışmasında, 75'ten fazla röntgen ve tomografi görüntüsü incelendi.

Ocak ayına ait görüntülerde yüz, kafa, göğüs ve genital bölgelere isabet eden mermiler ve metal saçmalarla oluşmuş ağır yaralanmalar ortaya konuyor.

Adı Anahita olarak değiştirilen bir eylemcinin, yüz ve göz çukurları etrafına dağılmış, her biri 2 ila 5 milimetre büyüklüğünde çok sayıda saçma izi var. Protestocunun en az bir gözünü kaybettiği, diğerinin de kullanılmaz hale gelebileceği belirtiliyor.

Kimliği Ali diye değiştirilen bir hastanın göğüs röntgeninde de 174'ten fazla metal saçma görüldü. Saçmaların sıkışık dağılımı, çok yakın mesafeden ateş edildiğine işaret ediyor. Uzmanlara göre, kapsamlı ve acil cerrahi müdahaleye rağmen eylemcinin ölüm riski çok yüksek.

Kayıtlara göre 29 eylemci daha benzer şekilde metal saçmalı pompalı tüfekle vurulmuş

Bazı röntgen ve tomografi görüntülerinde, protestocuların omurga, akciğer ve kafataslarında yüksek kalibreli mermiler de tespit edildi.

En az 9 hastanın genital ya da pelvik bölgeden vurulduğu, bunların üçünde yüksek kalibreli tüfekler kullanıldığı belirtiliyor. Orta yaşlı bir kadının kasık bölgesine 200 metal parçanın isabet ettiği görülüyor. 35 yaşındaki bir erkekte de benzer şekilde kasık bölgesine dağılmış saçmalar mevcut.

Silah analiz firması Silahlanma Araştırma Hizmetleri'nden (ARES) N.R. Jenzen-Jones, bu mermilerin “tam metal kaplama” olduğuna dikkat çekerek, “Bunlar öldürme amaçlı silahlar” diyor.

Adının paylaşılmasını istemeyen bir tıbbi analist de şunları söylüyor:

Bunlar savaş zamanında görebileceğiniz türden, biri askeri silahla göğüsten vurulduğunda meydana gelecek yaralanmalar. Bu tür silahlarla insanlara ateş ediyorsanız, onları öldürmeye çalışıyorsunuz demektir.

İran'da Kapalıçarşı esnafı, riyalin döviz karşısında çakılmasıyla 28 Aralık'ta greve giderek protestoların fitilini ateşlemişti. 

İran devleti eylemlerdeki can kaybına dair ilk açıklamayı 21 Ocak'ta paylaşmıştı. Güvenlik güçleri ve siviller dahil 3 bin 117 kişinin hayatını kaybettiği duyurulmuştu. 

Ancak ABD merkezli İran İnsan Hakları Aktivistleri Haber Ajansı (HRANA), gösterilerde çıkan olaylarda en az 7 bin kişinin hayatını kaybettiğini savunmuştu.

ABD Başkanı Donald Trump, İran'la nükleer müzakereler devam ederken, Ortadoğu'ya askeri yığınağı artırmayı sürdürüyor.

Amerikan medyasında analizlerde İran'daki ekonomik durumun gittikçe kötüleştiği ve halkın geleceğe dair belirsizlikten şikayetçi olduğu yazılıyor.

New York Times'ın irtibata geçtiği 54 yaşındaki Meryem şunları söylüyor:

Böylesine toplu bir keder ve istikrarsızlık havasını hiç yaşamamıştım. Kendimizi çok kötü hissediyoruz. Bir saat sonra ne olacağını bilmiyoruz.

Wall Street Journal'ın görüştüğü İranlılar ise ülkeyi terk etmenin yollarını aradıklarını söylüyor. Bankalardan paralarını çekmeye çalışanlar, döviz erişimini kısıtlayan kontroller nedeniyle zorluklarla karşılaşıyor. 
Independent Türkçe, Guardian, New York Times, Wall Street Journal