Pasifik kıyısındaki ülkeler, Rusya açıklarında meydana gelen şiddetli depremin ardından tsunamiye karşı hazırlık yapıyor

Japonya'da tsunami dalgalarının vuracağı bölgeleri ve dalgaların yüksekliğini gösteren dev ekran (Reuters)
Japonya'da tsunami dalgalarının vuracağı bölgeleri ve dalgaların yüksekliğini gösteren dev ekran (Reuters)
TT

Pasifik kıyısındaki ülkeler, Rusya açıklarında meydana gelen şiddetli depremin ardından tsunamiye karşı hazırlık yapıyor

Japonya'da tsunami dalgalarının vuracağı bölgeleri ve dalgaların yüksekliğini gösteren dev ekran (Reuters)
Japonya'da tsunami dalgalarının vuracağı bölgeleri ve dalgaların yüksekliğini gösteren dev ekran (Reuters)

ABD’li ve Japon yetkililer, Rusya'nın Kamçatka Yarımadası açıklarında meydana gelen 8,8 büyüklüğündeki şiddetli depremin ardından, 3 metre yüksekliğe ulaşan yüksek dalgaların (tsunami) Pasifik Okyanusu'nun batısını, özellikle Japonya, Rusya ve Hawaii takımadalarının kıyılarını vurabileceği konusunda uyarıda bulundu.

Japonya'nın kuzeyindeki Hokkaido adasına bugün ulaşan ilk tsunami dalgalarının yüksekliği 30 santimetreye ulaştı. Japonya Yayın Kurumu (NHK), bu ilk dalgaların ardından başka tsunami dalgalarının da gelebileceği ve bunların çok daha yüksek olabileceği konusunda uyarıda bulundu. Japonya Meteoroloji Ajansı, takımadaların kuzey ve doğu kıyıları boyunca Osaka'nın güneyine kadar 3 metre yüksekliğinde dalgalar beklediğini açıkladı.

Japonya Meteoroloji Ajansı tarafından yapılan açıklamada, “Tsunami dalgaları bölgeyi tekrar tekrar vuracak. Uyarı kaldırılana kadar denize çıkmayın veya kıyıya yaklaşmayın” denildi.

Japonya'nın doğusundaki Fukuşima Nükleer Santrali’ni işleten Tokyo Elektrik Enerjisi Şirketi (TEPCO), 2011 yılında nükleer kaza geçiren bu tesisteki tüm çalışanların tsunami tehlikesi nedeniyle tahliye edildiğini duyurdu.

TEPCO Sözcüsü, “Tüm işçileri ve çalışanları tahliye ettik” diyerek, 2011 yılında tarihi bir deprem ve tsunami nedeniyle hasar gören ve şu anda sökülmekte olan nükleer santralde ‘herhangi bir anormallik gözlemlenmediğini’ vurguladı.

Honolulu Acil Durum Yönetim Kurumu dün, olası bir tsunami tehdidi nedeniyle Hawaii'deki bazı kıyı bölgelerinin tahliye edilmesi çağrısında bulundu. Honolulu Acil Durum Yönetim Kurumu X platformu üzerinden yaptığı paylaşımda, “Harekete geçin! Yıkıcı tsunami dalgaları bekleniyor” ifadelerini kullandı.

ABD Sahil Güvenlik Teşkilatı, Hawaii'deki tüm ticari limanların tahliye edilmesi ve gemi trafiğine kapatılması talimatını verdi.

ABD Tsunami Uyarı Merkezi de önümüzdeki üç saat içinde Rusya ve Japonya kıyılarında ‘tehlikeli tsunami dalgaları’ uyarısı yayınladı ve depremin büyüklüğünün 8,8 olduğunu açıkladı. ABD Tsunami Uyarı Merkezi, Alaska ve ABD'nin Pasifik adası Guam kıyılarının bazı kısımları ile Rusya ve Japonya kıyılarını ‘üç saat içinde’ tehdit edebilecek yüksek tsunami dalgaları riski konusunda uyardı. Merkez, tsunami uyarısının Kaliforniya, Oregon ve Washington'ın yanı sıra Britanya Kolumbiyası ve Alaska Yarımadası’nda da geçerli olduğunu bildirdi.

dfrgthy
Tehlikeli tsunami dalgaları (Arşiv)

Rusya'daki bölge valileri, ‘on yıllardır’ görülen en şiddetli depremin ardından can kaybı olmadığını bildirirken, tsunami uyarısının ardından Sahalin bölgesindeki küçük bir kasaba için tahliye emri verildi. Kamçatka Valisi Vladimir Solodov, Telegram'da yayınlanan bir videoda, “Bugünkü deprem ciddiydi, on yıllardır görülen en şiddetli depremdi” dedi. Solodov, ön bilgilere göre can kaybı olmadığını, ancak bir anaokulunun hasar gördüğünü belirtti. TASS haber ajansı, depremden sonra yaklaşık 2 bin 700 kişinin Kuril Adaları'ndaki güvenli bölgelere tahliye edildiğini bildirdi.

Sahalin Valisi Valery Limarenko, Telegram üzerinden yaptığı açıklamada, depremin ardından verilen tsunami uyarısı sonrasında Severo-Kurilsk adlı küçük kasaba için tahliye emri verildiğini ifade etti. Rusya'nın Kamçatka Yarımadası Acil Durumlar Bakanı Sergey Lebedev, depremin ardından bölgenin bazı yerlerinde üç ila dört metre yüksekliğinde bir tsunami kaydedildiğini bildirdi. Lebedev, sosyal medyada yayınlanan bir videoda, “Herkes dalgalardan uzak dursun” uyarısında bulundu.

Daha sonra Kamçatka Yarımadası yetkilileri, büyük depremin bir dizi yaralanmaya neden olduğunu açıkladı ve sakinlere kıyı bölgelerinden uzak durmalarını ve ‘hoparlörlerden yapılan duyuruları dinlemelerini’ istedi.

Rusya Bilimler Akademisi'nin Kamçatka'daki jeofizik şubesi, depremin 1952'den bu yana en şiddetli deprem olduğunu ve kıyı boyunca tehlikeli tsunami dalgalarına sebep olabileceğini söyledi. Kurum tarafından Telegram üzerinden yapılan açıklamada, “Bu olayın büyüklüğü göz önüne alındığında, 7,5 büyüklüğüne ulaşabilecek güçlü artçı sarsıntılar beklemeliyiz. 7,5 büyüklüğüne ulaşan büyük ve belirgin artçı sarsıntıların en az bir ay daha devam etmesi bekleniyor” denildi.

Filipinler Volkanoloji ve Sismoloji Enstitüsü, Pasifik Okyanusu'na bakan kıyı bölgelerinde bulunan plajlardan uzak durulmasını tavsiye etti. Bu bölgelerde bir metreden daha düşük tsunami dalgalarının görülmesi bekleniyor.

Endonezya Meteoroloji, İklim ve Jeofizik Kurumu da bugün öğleden sonra Endonezya'nın bazı bölgelerinde yarım metreden daha düşük tsunami dalgalarının görülebileceği uyarısında bulundu. Kurum yaptığı açıklamada, tsunami dalgalarının Papua bölgesi, Kuzey Maluku eyaleti ve Güney Sulawesi eyaletindeki bazı kıyı şehir ve kasabalarına ulaşabileceğini belirtti.

Meksika hükümeti bugün Sivil Savunma Kurumu’na, tsunami tehlikesi nedeniyle Pasifik Okyanusu'na bakan kıyı bölgelerinden halkı tahliye etme talimatı verdi. Meksika donanması yaptığı açıklamada, ülkenin batı kıyısı boyunca Baja California (kuzey) eyaletinden Chiapas (güney) eyaletine kadar uzanan ‘liman girişlerinde güçlü akıntılar’ beklediğini belirtti.

Peru da kıyılarının tsunami tehlikesiyle karşı karşıya olduğu konusunda uyarıda bulundu. Peru donanması, X platformundaki hesabında, deprem nedeniyle ‘Peru kıyıları boyunca tsunami uyarısı verildiğini’ bildirdi.

Ekvador yetkilileri de tsunami tehlikesi nedeniyle Galapagos takımadalarındaki plajların ‘ihtiyati olarak tahliye edilmesini’ emretti. Ekvador Ulusal Risk Önleme Kurumu yaptığı açıklamada, ana karadan bin kilometre uzaklıktaki takımadalarda ‘deniz faaliyetlerinin derhal durdurulması ve plajların, rıhtımların ve alçak bölgelerin önlem amaçlı tahliye edilmesi’ talimatı verdiğini duyurdu.

Çinli yetkililer bugün, ülkenin doğu kıyılarındaki birçok bölgede tsunami tehlikesi olduğu konusunda uyarıda bulundu. Çin Tsunami Uyarı Merkezi tarafından yapılan açıklamada, “Son uyarı ve analiz sonuçlarına göre merkez, depremin Çin'in bazı kıyı bölgelerinde hasara yol açması beklenen bir tsunamiye neden olduğu sonucuna varmıştır” denildi.



Hark Adası: Washington'un İran rejimini devirme yolu mu olacak?

 İran’ın Hark Adası (Google Earth )
İran’ın Hark Adası (Google Earth )
TT

Hark Adası: Washington'un İran rejimini devirme yolu mu olacak?

 İran’ın Hark Adası (Google Earth )
İran’ın Hark Adası (Google Earth )

İsa en-Nehari

ABD'nin İran'a karşı savaşı ikinci haftasına girerken, İran rejimini yalnızca hava saldırıları yoluyla devirme becerisine ilişkin soru işaretleri artıyor. İstihbarat tahminleri, rejimi ortadan kaldırmanın kapsamlı kara müdahalesi gerektirebileceğini gösteriyor ki, bu da siyasi ve askeri açıdan maliyetli bir seçenek. Bu karmaşık denklemin gölgesinde Donald Trump yönetiminin aynı zamanda daha ucuz ve daha etkili seçenekler aradığı görülüyor.

Hark Adası’na el koyma

Washington'da dolaşımda olan senaryolar arasında İran petrol endüstrisi tacının mücevheri olan Hark Adası'nın kontrolünü ele geçirme de yer alıyor. Böyle bir adım, eğer gerçekleşirse, uzun bir kara savaşına sürüklenmeden İran rejimini ekonomik olarak boğmanın bir yolu olabilir. Dahası rejimin askeri operasyonları finanse etme veya ekonomik kayıpları telafi etme kabiliyetini kısıtlayacaktır, bu da onun zayıflamasını ve belki de çöküşünü hızlandırabilir.

Arap Körfezi'nin kuzeyinde yer alan Hark Adası, beş milden uzun olmayan ve Manhattan'ın yarısından daha küçük olan küçük bir kara parçası. Ancak İran petrolünün yaklaşık yüzde 90'ı ada üzerinden küresel pazarlara, özellikle de Çin ve Hindistan'a taşındığından, burası İran'ın dünyaya açılan ana ekonomik kapısını temsil ediyor. Adayı İran'daki petrol sahalarına bağlayan boru hatları ağına ilave olarak, büyük petrol tankerlerinin demirleyebileceği dev yükleme limanlarını da içeriyor. Bu nedenle onu kontrol etmek Washington'a büyük bir stratejik avantaj sağlayacaktır.

Axios sitesine göre Trump yönetimi yetkilileri adayı ele geçirme ve rejimin kaynaklarına erişimini kesme fikrini zaten müzakere etti, ancak bunun uygulanması, Trump'ın sıklıkla hakkındaki çekincelerini dile getirdiği bir seçenek olan, kara kuvvetlerinin gönderilmesini gerektirecek. Yine de ABD Başkanı son zamanlarda sınırlı kara kuvvetleri konuşlandırma fikrine daha açık görünüyor.

ABD Savunma Bakanlığı'nın eski danışmanı Karim Abdian, Independent Arabia’ya verdiği röportajda, Beyaz Saray'ın tutumunun petrol tesislerine zarar vermekten kaçınmak olmasına rağmen, Hark Adası’nın ilk kez konuşulmaya ve görüşülmeye başlandığını söyledi. Petrol tesislerine zarar vermekten kaçınmanın arkasındaki mantık, bunun sonucunda son derece hassas bir emtia olan petrol fiyatlarının varil başına 150 dolara, hatta belki 200 dolara çıkabileceğidir.

Geçen yıl İran'ın petrol ihracatının en kötü koşullar ve yaptırımlar altında günde yaklaşık 3 milyon varile ulaştığını da ifade etti. Uygun koşullar altında ise ihracat günde 4 ya da 5 milyon varile kadar çıkabilir, bu da piyasanın petrole boğulmasına neden olabilir ve Trump'ın ara seçimler öncesinde sağlamayı amaçladığı fiyat istikrarına katkıda bulunabilir.

Sınırlı kara müdahalesi

Zenginleştirilmiş uranyumun İran'dan çıkarılması için karadan müdahale olasılığı sorulduğunda Trump bu fikri memnuniyetle karşıladı ve “Bunu bir noktada yapabiliriz ama şimdi değil” dedi. Bu açıklama, Washington'un Irak'ta olduğu gibi uzun bir savaşa sürüklenmek istemediği şeklinde yorumlanabilir. Ancak İran rejimi çökme noktasına yaklaştığında, müdahalenin insani ve maddi kayıplar açısından maliyetini azaltmak amacıyla belirli hedeflere ulaşmak için sınırlı güç konuşlandırmaya hazır olabilir.

Bu bağlamda Hark Adası potansiyel hedeflerin başında öne çıkıyor. Eğer ABD adayı kontrol altına alabilirse, İran rejimi en önemli finansman kaynaklarından mahrum kalacaktır. Bush yönetimi sırasında Pentagon’da danışmanlık yapan Michael Rubin'in söylediği gibi, İranlılar “petrollerini satamazlarsa maaşları ödeyemezler.” Bu durum halkın öfkesini körükleyebilir ve rejimin kontrolünü zayıflatabilir.

ABD rejimi devirmeden zayıflatmakla yetinse bile, uzun bir savaştan kaçınmak için Hark Adası ABD'nin İran üzerinde bir nüfuz aracı olabilir. Avrasya Grubu Başkanı Ian Bremmer, ABD'nin ada üzerindeki kontrolünün, İran şehirlerinde kuvvet konuşlandırmaya gerek kalmadan Trump'a herhangi bir İran rejimi üzerinde güçlü bir baskı kartı sağlayabileceğini düşünüyor. Zira eğer hükümetin ana gelir kaynağı kontrol edilebiliyorsa, hükümeti kontrol etmeye gerek yoktur.

İran'ın Hark Adası dışında ihracat için başka limanları olmasına rağmen hiçbiri dev tankerlerin yanaşabileceği kapasitede değil. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre İran petrol ihracatını daha küçük limanlara veya demiryolu taşımacılığına kaydırmaya çalışsa bile Hark üzerinden taşınan miktarı telafi edemeyecektir.

Bremer, İran'ın hava ve deniz gücündeki çöküşün gölgesinde, ABD'nin zayıf tahkim edilmiş adayı ele geçirmek için eşsiz bir fırsata sahip olduğunu belirtiyor. Ada, Amerikan muhriplerinin ve yakındaki hava savunma sistemlerinin etkili bir savunma kordonu oluşturmasını kolaylaştıran izole konumda bulunuyor. Dahası ABD halihazırda bölgede mayın ve insansız hava aracı saldırılarıyla mücadele edecek donanıma sahip gemiler de dahil olmak üzere büyük deniz varlıklarına sahip bulunuyor.

Günde yaklaşık 7 milyon varil petrol taşıma kapasitesine sahip olan Hark Adası, hiçbir zaman savaşlardan muaf olmadı. Ekonomik bir baskı noktası olarak askeri planlamacılar için hep çekici bir nokta oldu.1980'lerde Irak uçakları, İran rejimini zayıflatmak amacıyla onu hedef almakta tereddüt etmedi.

Ancak bu savaşta ABD'nin adayı kasıtlı olarak yerle bir etmeye çalışması pek olası değil, zira Atlantik Konseyi’nde araştırmacı Ellen Wald'un belirttiği gibi, böyle bir adım sonuçta İran'ın bölgedeki enerji altyapısını hedef alan bir reaksiyon göstermesine neden olabilir ve petrol fiyatlarını küresel olarak yükseltebilir. Buna karşılık adayı kontrol etmek, ister orduyu yeniden inşa etmek ve nükleer programı canlandırmak, ister bölgesel müttefiklerini finanse etmek olsun, İran rejiminin tüm yetenek ve gücünü kontrol etmek anlamına gelebilir.

Trump ve petrol takıntısı

Trump siyasi meseleleri ticari mantıkla ele alıyor.Trump'a göre her çatışma ve dış etkileşim önemli bir soruyla bağlantılı: ABD karşılığında ne alacak? Bu nedenle seleflerinin Ortadoğu'daki savaşlarını sert bir şekilde eleştirdi. Trump, savaşlara ahlaki açıdan karşı çıkmıyor, bunun yerine yararlı gördüğü bir savaş ile faydasız gördüğü bir savaş arasında ayrım yapıyor. Venezuela'nın başkanını tutuklamak amacıyla yaptığı dramatik müdahalede, hesaplarının en önemli başlığı petroldü.

İran, 200 milyar varil ham petrolü, yani küresel rezervin yaklaşık yüzde 12'sini aşan, dünyanın üçüncü büyük petrol rezervine sahiptir. Buna rağmen Trump konuşmalarında “kötü”, “mağlup” ve “teslim olan” İran'a odaklandı ama dikkat çekici bir şekilde petrol ülkesi İran'dan bahsetmedi.

Bu sessizlik dikkat çekiyor. Vivian Salama ve Jonathan Martin'in Atlantic dergisindeki makalelerinde işaret ettikleri gibi, Amerikan kanının tazminatı olarak petrole veya değerli doğal kaynaklara el koymak, Trump'ın Beyaz Saray'a gelmeden önce bile dünya görüşünün temel ilkelerinden biriydi. Ancak Tahran'a bombalar düşerken ve Washington ile Ortadoğu arasında gerilim yükselirken Trump o meşhur “Petrolü almalıyız” sözünü tekrarlamadı.

Trump'ın İran petrolü hakkında alenen konuşmaktan kaçınması, stratejik hesapların olmadığı anlamına gelmiyor; çünkü İran'ı Çin yörüngesinden çıkarmak, iki süper güç arasındaki rekabette önemli bir hedefi temsil ediyor. ABD'nin ilk rakibi olan Çin, toplam petrol ithalatının yaklaşık yüzde 13'ünü oluşturduğu için İran petrolüne önemli ölçüde güveniyor.

Trump açıklamalarında temkinli davranırken, bazı danışmanları Amerikan çıkarları konusunda daha net görünüyordu. Nitekim Beyaz Saray danışmanı Jarrod Eigen Fox Business'a verdiği röportajda “Yapmak istediğimiz İran'ın geniş petrol rezervlerini teröristlerin elinden almak” dedi. Eigen İran'ı, kendisine göre petrol sektörünün kontrolünü sonunda Amerikan enerji şirketlerine devreden Venezuela'ya benzetiyor. Hiç şüphe yok ki, Venezuela'dan gelen petrolün yanı sıra İran petrolünün de kontrolü ABD'nin enerji piyasasındaki hakimiyetini güçlendirebilir, aynı zamanda Çin'i ekonomik büyümesinin önemli bir kaynağından mahrum bırakabilir.

ABD'nin açıklamaları, İran rejimi üzerindeki baskının yoğunlaşması ve zayıflığının artmasıyla hedeflerin kapsamının genişleyebileceğine işaret ediyor. Muhtemelen petrol ve Çin ile rekabetle ilgili hesaplar da mevcut ve Trump'ın bunlar hakkında alenen bahsetmekten kaçınması, Pekin'i endişelendirmeden veya müdahale etmeye sevk etmeden kendi vizyonunu sessizce hayata geçirme girişiminin bir parçası olabilir.

Washington, operasyonların bir sonraki aşamasının İran'a karşı daha sert olabileceğini vurguladı ve Trump, daha fazla Amerikan askerini kaybetmenin olasılı olduğu konusunda uyardı. Bu, yönetimin, İran'ın askeri liderliğinin ve altyapısının büyük bir bölümünü halihazırda yok etmiş olan hava harekâtının ötesinde adımlar atmayı planladığına işaret ediyor.

Pek çok haber, nükleer tesislerin imhası veya zenginleştirilmiş uranyumun taşınması gibi belirli görevleri yerine getirmek üzere özel birimlerin gönderilme ihtimaline işaret ediyor. Geçen salı günü Kongre'ye verilen brifing sırasında Dışişleri Bakanı Marco Rubio'ya İran'ın zenginleştirilmiş uranyumunun güvence altına alınmasıyla ilgili sorular da soruldu. Rubio bunu kimin yapacağını belirtmeden, “Birinin gidip alması gerekecek” diye yanıtladı.

Bu bağlamda, buna stratejik Hark Adası da dahil olmak üzere İran'daki ekonomik baskı noktalarını kontrol altına almaya yönelik hamlelerin eşlik etmesi uzak bir ihtimal değil.

Geçtiğimiz birkaç gün içinde, özellikle Amerikan istihbarat tahminlerinin İran rejimini yalnızca hava saldırıları yoluyla devirme olasılığını dışlaması nedeniyle, ABD ile Kürtler arasında, sahadaki askeri operasyonlarda onlardan faydalanma girişimi gibi görünen temaslarda bulunulduğu da ortaya çıktı. Bu arada NBC News, Trump'ın belirli stratejik hedefleri gerçekleştirmek için İran'a küçük bir Amerikan askeri kuvveti konuşlandırma fikrini müzakere ettiğini bildirdi.

*Bu analiz Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan çevrilmiştir.


İran Dışişleri Bakanlığı, saldırılar ışığında görüşme olasılığını dışladı

Tahran'a dün düzenlenen hava saldırılarından yükselen dumanlar (Reuters)
Tahran'a dün düzenlenen hava saldırılarından yükselen dumanlar (Reuters)
TT

İran Dışişleri Bakanlığı, saldırılar ışığında görüşme olasılığını dışladı

Tahran'a dün düzenlenen hava saldırılarından yükselen dumanlar (Reuters)
Tahran'a dün düzenlenen hava saldırılarından yükselen dumanlar (Reuters)

İran Dışişleri Bakanlığı sözcüsü İsmail Bekayi, saldırılar devam ettiği sürece ateşkes olasılığını küçümseyerek, İran'ın kendini savunmaya devam edeceğini vurguladı.

İran Öğrenci Haber Ajansı'na (ISNA) göre, Bekayi, "savunma ve düşmanlara karşı ezici intikam dışında herhangi bir şeyi tartışmanın anlamı olmadığını" belirterek, Tahran'ın "Müslüman komşularına karşı savaş açmadığını", ancak meşru öz savunma olarak nitelendirdiği bir eylemle "saldırganların kullandığı tesisleri" hedef alacağını yineledi.

Sözcü ayrıca, İran'ın Türkiye, Azerbaycan veya Kıbrıs'a yönelik herhangi bir saldırısını da yalanlayarak, bu tür saldırılara ilişkin haberleri "yanlış bir bahaneyle yapılan saldırılar" olarak nitelendirdi.

Aynı bağlamda Bekayi, Avrupa ülkelerini, Ortadoğu'da savaşı başlatan Amerikan-İsrail saldırıları için gerekli koşulların oluşmasına katkıda bulunmakla suçladı.

“Ne yazık ki, Avrupa ülkeleri bu koşulların oluşmasına katkıda bulundu,” diyen Bekayi, “hukukun üstünlüğünü savunmak ve Amerikan yıldırma ve ihlallerine karşı çıkmak yerine, BM Güvenlik Konseyi'nde yaptırımların yeniden uygulanması görüşmeleri sırasında bunlara onay verdiklerini ifade ederek hem Amerikan hem de Siyonist tarafları suç işlemeye devam etmeye teşvik ettiler” ifadelerini kullandı.

Şarku’l Avsat’ın Rus haber ajansı TASS’tan aktardığına göre Azerbaycan yetkilileri bugün İran ile olan sınır kapılarının gemi trafiğine yeniden açıldığını duyurdu. 

İran'ı müttefiki Rusya'ya bağlayan en kısa kara yollarından bazıları olan sınır geçişleri, Bakü'nün Nahçıvan bölgesine yönelik İran İHA saldırısının ardından geçen hafta kapatıldı.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan dün akşam Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ile telefon görüşmesi yaptı. Aliyev'in ofisinden yapılan açıklamada, Pezeşkiyan'ın kendisine İran'ın Nahçıvan saldırısıyla hiçbir ilgisinin olmadığını söylediği belirtildi.

NATO savunma sistemleri geçen hafta Türk hava sahasına ateşlenen bir balistik füzeyi düşürdü. Bu olay, bölgeye yayılan ABD-İsrail-İran savaşında önemli bir yayılma anlamına geliyor.


İran’ın İsrail’in orta kesimlerine düzenlediği füze saldırısında bir kişi öldü

İran’ın İsrail’e doğru ateşlediği misket bombası yüklü bir füze (Reuters)
İran’ın İsrail’e doğru ateşlediği misket bombası yüklü bir füze (Reuters)
TT

İran’ın İsrail’in orta kesimlerine düzenlediği füze saldırısında bir kişi öldü

İran’ın İsrail’e doğru ateşlediği misket bombası yüklü bir füze (Reuters)
İran’ın İsrail’e doğru ateşlediği misket bombası yüklü bir füze (Reuters)

İsrail’in orta kesimlerinde bugün bir dizi patlama meydana geldi. AFP muhabirleri, patlamaların İsrail ordusunun İran’dan yeni bir füze salvo saldırısı tespit ettiğini duyurmasının ardından gerçekleştiğini bildirdi.

Şarku’l Avsat’ın AFP muhabirlerinden aktardığına göre Tel Aviv’de en az on patlama sesi duyuldu.

İsrail acil yardım servisi Kızıl Davut Yıldızı, İsrail’in orta kesiminde bir inşaat sahasına düşen şarapnel parçaları sonucu bir kişinin hayatını kaybettiğini açıkladı.

Kızıl Davut Yıldızı Sözcüsü yaptığı açıklamada, olay yerinde yaklaşık 40 yaşlarında bir erkeğin öldüğünün belirlendiğini, ağır yaralanan bir başka kişinin ise Tel Hashomer Hastanesi’ne kaldırıldığını söyledi.

Sağlık görevlisi Liz Goral, yaralıların olay yerinde yerde hareketsiz ve bilinçsiz halde bulunduğunu, vücutlarında şarapnel parçaları nedeniyle ağır yaralar olduğunu belirtti.

Times of Israel gazetesi daha önce, İsrail’in orta kesiminde ‘misket bombası’ düşmesi sonucu üç kişinin ağır yaralandığını bildirmişti.

İsrail ordusu ise İran’ı, ülkeye yönelik füze saldırılarında yeniden misket mühimmatı kullanmakla suçladı.

Tahran yönetimi daha önce, mevcut çatışma sırasında ve geçen yıl haziran ayında yaşanan savaşta küme tipi savaş başlıkları kullandığını doğrulamıştı.

Uluslararası alanda misket mühimmatının kullanımı geniş çapta kınanıyor. Bu tür mühimmat, geniş alanlara rastgele patlayıcılar saçtığı için özellikle siviller açısından büyük tehlike oluşturuyor.

İsrail tarafı, İran’ı bu tür mühimmatı sivil bölgelerde kasıtlı olarak kullanmakla suçladı.

İsrail ordusu daha önce yaptığı açıklamada, İran’dan İsrail topraklarına doğru füzeler fırlatıldığının tespit edildiğini ve hava savunma sistemlerinin tehdidi engellemek için devreye girdiğini duyurdu.