Ehud Olmert: Gazze'deki savaşın sürmesi sadece Netanyahu'ya yarıyor

İsrail ordusu "savaş suçu" işledi

İsrail Eski Başbakanı Ehud Olmert (AFP)
İsrail Eski Başbakanı Ehud Olmert (AFP)
TT

Ehud Olmert: Gazze'deki savaşın sürmesi sadece Netanyahu'ya yarıyor

İsrail Eski Başbakanı Ehud Olmert (AFP)
İsrail Eski Başbakanı Ehud Olmert (AFP)

İsrail'in eski başbakanı Ehud Olmert dün yaptığı açıklamada, “Gazze'deki savaşın devam etmesi ve genişlemesi, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun kişisel çıkarlarına hizmet etmekten başka bir şeye yaramıyor” dedi.

Olmert, Independent Arabia’ya verdiği röportajda, Netanyahu, Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir ve Maliye Bakanı Bezalel Smotrich gibi sertlik yanlısı bakanların “tek bir şey istediklerini, o da Gazze ve Batı Şeria'da savaşmak, bu bölgeleri yeniden işgal etmek, Filistinlileri buradan kovmak ve yerleşimcilere teslim etmek” olduğunu belirterek, “Bu planları engellemek için elimizden gelen her şeyi yapacağız, çünkü bunlar tarihi bir felakete yol açacaktır” ifadelerini kullandı.

xdfrgt
İsrail Eski Başbakanı Ehud Olmert (sağda) ve Binyamin Netanyahu, 2009'da Knesset'te (Getty)

Ehud Olmert, “Bu kadar çok İsrail askerinin ve belki de 60 binden fazla Filistinlinin hayatını kaybetmesinin ardından şu anda olanların gerekli olmadığını” belirterek, “Şu anda yapılması gereken şey şiddetin sona erdirilmesi ve Gazze'den rehinelerin serbest bırakılmasıdır. Bunun tek yolu savaşı sona erdirmektir, genişletmek değil” dedi.

Olmert, “Savaş geçen mart ayında sona ermeliydi” diyerek Netanyahu'yu, o dönemde ateşkes anlaşmasından çekilmekle ve kalan İsrailli rehinelerin serbest bırakılması ve savaşın sona ermesi için müzakerelere girmemekle suçladı.

Gazze'deki ertesi güne ilişkin olarak, "Ben-Gvir ve Smotrich'in, Gazze'nin yeniden işgali, Filistinlilerin sürülmesi ve Gazze'ye yerleşim kurulması üzerine kurulu vizyonundan başka bir İsrail vizyonu olmadığını” belirtti.

İsrail ordusunun Gazze Şeridi'nde "savaş suçları" işlediğini kabul eden Olmert, bunların "politika değil, ihmal veya özdenetim eksikliğinden kaynaklanan basit hatalar" olduğunu kaydetti.

Olmert, ABD Başkanı Donald Trump'ın “Netanyahu'ya savaşı durdurması için baskı yapabilecek tek kişi” olduğunu söyledi. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığına göre Trump'ı “Netanyahu'nun tek dostu” olarak nitelendiren Olmert, “Eski ABD Başkanı Joe Biden İsrail'in büyük bir dostu olsa da Netanyahu'nun dostu değildi” ifadelerini kullandı.



İran, Hürmüz Boğazı'nda askeri tatbikat başlattı

 Devrim Muhafızları Komutanı, bugün Hürmüz Boğazı’ndaki deniz tatbikatları sırasında bir helikopterde (Tesnim Haber Ajansı)
 Devrim Muhafızları Komutanı, bugün Hürmüz Boğazı’ndaki deniz tatbikatları sırasında bir helikopterde (Tesnim Haber Ajansı)
TT

İran, Hürmüz Boğazı'nda askeri tatbikat başlattı

 Devrim Muhafızları Komutanı, bugün Hürmüz Boğazı’ndaki deniz tatbikatları sırasında bir helikopterde (Tesnim Haber Ajansı)
 Devrim Muhafızları Komutanı, bugün Hürmüz Boğazı’ndaki deniz tatbikatları sırasında bir helikopterde (Tesnim Haber Ajansı)

İran Devrim Muhafızları, stratejik öneme sahip Hürmüz Boğazı bölgesinde “Hürmüz Boğazı'nın Akıllı Kontrolü” adlı bir deniz tatbikatı gerçekleştirdiğini duyurdu. Tatbikatın, Devrim Muhafızları Genel Komutanı Tümgeneral Muhammed Pakpur’un saha gözetimi ve takibi altında icra edildiği bildirildi.

Resmî IRNA ile Devrim Muhafızları’na yakın Tesnim Haber Ajansı, tatbikatın Devrim Muhafızları Deniz Kuvvetleri ekseninde, “bileşik, canlı ve hedef odaklı” eğitimler kapsamında düzenlendiğini aktardı. Açıklamada, dünyanın en önemli enerji nakil güzergâhlarından biri olan bölgede muhtemel güvenlik ve askerî tehditlere karşı operasyonel hazırlık seviyesinin test edilmesinin amaçlandığı kaydedildi.

Şarku’l Avsat’ın IRNA’dan aktardığı habere göre tatbikat; deniz birliklerinin hazırlık düzeyinin değerlendirilmesi, güvenlik planlarının gözden geçirilmesi ve boğaz bölgesinde muhtemel askerî karşılık senaryolarının uygulanmasını kapsadı. Ayrıca İran’ın Basra Körfezi ve Umman Denizi’ndeki jeopolitik konumunun da tatbikat çerçevesinde değerlendirildiği belirtildi. Ajans, eğitimlerin hızlı reaksiyon ve “kararlı ve kapsamlı” tedbir alma kapasitesine odaklandığını; katılımcı birlikler için bilgi ve operasyonel tatbikatların icra edildiğini bildirdi.

Risk analiz şirketi EOS Risk Group ise bölgedeki denizcilere telsiz aracılığıyla, salı günü Hürmüz Boğazı’nın İran kara suları içindeki kuzey hattında gerçek mühimmatla bir eğitim icra edilebileceğine dair uyarı yapıldığını duyurdu. Buna karşılık İran devlet televizyonu, tatbikatta gerçek mühimmat kullanıldığına dair bir bilgi paylaşmadı.

Bu son haftalarda denizcilerin İran’ın gerçek mühimmatlı eğitimlerine ilişkin ikinci kez uyarıldı. Ocak ayı sonunda duyurulan bir tatbikat sırasında ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), İran’a ve Devrim Muhafızları’na sert bir uyarıda bulunmuş; “uluslararası hava ve sularda profesyonel şekilde hareket etme hakkını” teyit etmekle birlikte, Amerikan savaş gemileri ile bölgeden geçen ticari gemilere yönelik herhangi bir müdahale ya da tehdide karşı uyarı yapmıştı.

4 Şubat’ta gerilim tırmanmış; ABD Donanması’na ait bir savaş uçağı, Umman Denizi’nde uçak gemisi USS Abraham Lincoln’e yaklaşan bir İran insansız hava aracını düşürmüştü. Washington ayrıca, Hürmüz Boğazı’ndan geçişi sırasında Amerikan bayrağı taşıyan ve mürettebatı Amerikalılardan oluşan bir ticari geminin İran tarafından taciz edildiğini açıklamıştı.

sdvds
Uçak gemisi grubu USS Abraham Lincoln, ABD Beşinci Filosu’nun operasyonlarına ve Orta Doğu’da deniz güvenliğine destek amacıyla Umman Denizi’nde seyrediyor (Pentagon)

Tatbikat duyurusu, İran ile ABD arasında nükleer görüşmelerin yeniden başlaması arifesinde, bölgesel gerilim ve uluslararası deniz varlığının arttığı bir dönemde geldi. Son günlerde askerî ve diplomatik mesajların karşılıklı olarak iletildiği bir süreçte, deniz faaliyetleri müzakere hattıyla paralel ilerliyor.

ABD Ulaştırma Bakanlığı’na bağlı Denizcilik İdaresi, Hürmüz Boğazı ve Umman Denizi’nden geçen gemilerin karşı karşıya kalabileceği risklere ilişkin uyarılarını yeniledi. İdare, İran unsurlarının ticari gemilere çıkması dâhil bazı vakalara işaret ederek, 3 Şubat’ta meydana gelen bir olaya dikkat çekti. Amerikan bayrağı taşıyan gemilere, boğazdan doğuya doğru geçişlerinde Umman kıyılarına yakın seyretmeleri tavsiyesinde bulunuldu.

Hürmüz Boğazı, küresel petrol tüketiminin yaklaşık beşte birinin geçtiği hayati bir su yolu niteliği taşıyor; bu durum onu muhtemel herhangi bir çatışmada kilit bir nokta hâline getiriyor.

Tahran, saldırıya uğraması hâlinde boğazı kapatma ihtimalini defalarca gündeme getirdi. İranlı yetkililer ise yeni bir savaşın “sınırlı kalmayacağı” ve küresel enerji güvenliğini tehdit edeceği uyarısında bulundu.

Rehber Ali Hamaney’in ofisine bağlı Dış İlişkiler Komitesi Genel Sekreteri Celal Dehkani Firuzabadi, yeni bir askerî çatışmanın “sınırlı kalmayacağını” ve Hürmüz Boğazı’nın kapanmasına yol açabileceğini söyledi.

Firuzabadi, geçen perşembe ISNA’ya verdiği demeçte, “İlk zarar görecek ülke Çin olacaktır” ifadelerini kullanarak Pekin’in bölge petrolüne bağımlılığına işaret etti. Rusya’nın “savaşa karşı çıktığını ve bunu engellemeye çalıştığını” belirten Firuzabadi, Moskova ve Pekin’den “gerçekçi beklentiler” içinde olunması gerektiğini de sözlerine ekledi.

Buna karşılık ABD, geçen ay uçak gemisi USS Abraham Lincoln görev grubunu bölgeye göndermesinin ardından, ikinci bir uçak gemisi olan USS Gerald R. Ford’un Beşinci Filo’nun operasyon sahasına katılmaya hazırlandığını duyurarak deniz varlığını güçlendirdi.

Reuters’ın Amerikalı yetkililere dayandırdığı haberine göre, nükleer görüşmelerin başarısız olması hâlinde ordunun süreklilik arz eden bir askerî kampanya ihtimaline hazırlandığı bildirildi.

Söz konusu konuşlanma, Washington’un “baskı altında diplomasi” olarak tanımladığı strateji çerçevesinde, Umman arabuluculuğunda yürütülen dolaylı müzakerelerle eş zamanlı ilerliyor. Tahran ise ABD’nin askerî varlığının nükleer dosyada taviz koparmayı amaçladığını savunuyor.


Washington ile İran arasındaki gerginliklerde bir yumuşama mı yaşanıyor?

İlk tur dolaylı ve doğrudan müzakereler, İran ve ABD taraflarının tavizlerinin ardından Umman'ın bilgece himayesinde gerçekleştirildi (AFP)
İlk tur dolaylı ve doğrudan müzakereler, İran ve ABD taraflarının tavizlerinin ardından Umman'ın bilgece himayesinde gerçekleştirildi (AFP)
TT

Washington ile İran arasındaki gerginliklerde bir yumuşama mı yaşanıyor?

İlk tur dolaylı ve doğrudan müzakereler, İran ve ABD taraflarının tavizlerinin ardından Umman'ın bilgece himayesinde gerçekleştirildi (AFP)
İlk tur dolaylı ve doğrudan müzakereler, İran ve ABD taraflarının tavizlerinin ardından Umman'ın bilgece himayesinde gerçekleştirildi (AFP)

Nebil Fehmi

Burada daha önce yer alan makalemde, hızlı bir çözümün mümkün olmadığını belirtmiştim, ancak şubat ayının ilk haftasının, ya askeri operasyonların başlaması ya da gerilimin azaltılmasına yönelik adımların atılmasıyla, ABD ile İran arasındaki gerilimin gidişatını belirlemede kritik öneme sahip olacağını öngörmüştüm. Bunun sebebi hem ABD'de hem de İran'da durumun yüksek ve uzun süreli bir gerilime izin verilmemesiydi.

Özellikle büyük bir güç konuşlandırdıktan ve İran'a felaketle sonuçlanacak uyarılar yaptıktan sonra, Amerikan sağ kanadı ve İsrail destekçilerinin askeri operasyon için baskı yapması nedeniyle, ABD’nin somut ve belirgin sonuçlar elde etmeden askeri harekattan tamamen çekilmesinin zor olacağını savundu. Trump'ın çekirdek tabanı "Make America Great Again (Amerikayı Yeniden Harika Yap!/MAGA) destekçilerinin, ABD'nin ulusal güvenliğine doğrudan bir tehdit oluşturmayan askeri operasyonlara katılmayı istemediği ve bunun da ABD'nin nihai kararını geciktirdiği unutulmamalı.

Önceki argümanımda İran rejiminin güvenilirliğinin ABD ve İsrail’in önceki operasyonları ve ülkenin dört bir yanındaki protesto gösterileriyle ciddi şekilde sarsıldığına dair inancımdan kaynaklanıyordu. Rejim, ABD tarafından öne sürülen, felsefesi ve temelleriyle çelişen zorlu ve temel taleplerle karşı karşıya kalmış ve bu durum bazı iç yorumcuların rejimin hayatta kalma kabiliyetini sorgulamasına neden olmuştu. Daha önce hiç duyulmamış bir şekilde, İran'ın Dini Lideri olmadan hayatta kalması için çeşitli senaryolar üzerinde tartışmalar başladı.

Askeri gerginliğin ardından bekleme süresini uzatmak, özellikle Trump yönetimi sırasında ABD’nin karakteristik bir özelliği değil ve çatışma İran'ın çıkarlarına aykırı düşüyor. Bu yüzden geçtiğimiz hafta taraflar arasında müzakereler gerçekleşti. Belki de bu, her iki tarafın da askeri çatışma olmadan bu krizden çıkma olasılığını değerlendirmesi için önemli bir ara olabilir.

İlk tur dolaylı ve doğrudan müzakereler hem İran hem de ABD’nin bazı tavizler vermesinin ardından Umman'ın bilgece himayesinde gerçekleşti. Tahran, aylar önce olduğu gibi saldırıya uğramayacağına dair ABD’den net garantiler almadan müzakereleri yeniden başlatmayı reddetme konusundaki ısrarından vazgeçti.

ABD, İran'ın bölgesel, iç, askeri ve nükleer politikalarında tam bir değişiklik yapılmasında ısrar etti, ancak bölgedeki bazı diğer ülkelerin katılımıyla İstanbul'da müzakerelerin yapılacağını duyurulmasından sonra Maskat'ta çok daha az şartlarla müzakerelere başlanmasını kabul etti.

Böylece her iki taraf da askeri operasyonların ciddi sonuçlarından ve bölgedeki çıkarlarına kısa ve uzun vadede yansıyacak etkilerinden sorumlu tutulmaktan korktukları için kısmen geri adım attılar ve bu tur ‘yapıcı ve olumlu’ bir başlangıç olarak nitelendirildi.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre İsrail Başbakanı Bİnyamin Netanyahu’nun geçtiğimiz çarşamba günü Washington'a yaptığı ziyaret, Netanyahu'ya, İsrail'in özellikle son iki yıldır bölgede bağlı kaldığı önemli bir ilkeyi yeniden teyit etme fırsatı verdi. Bu ilke, İsrail'in tüm bölgesel düzenlemelerde varlık gösterdiği ve etkili olduğu, pozisyonunun İran rejiminin güvenilmez olduğu ve temel ve kararlı çözümlerin benimsenmesi gerektiği inancına dayanıyor. İsrail, Trump'a İran'ın nükleer programının tamamen ortadan kaldırılması, İran'da uranyum zenginleştirilmesinin reddedilmesi, zenginleştirilmiş uranyum stoklarının imha edilmesi, balistik füzelerin menzilinin 300 kilometre ile sınırlandırılması ve İran'ın Ortadoğu'daki ilişki ağının ortadan kaldırılması konusundaki ısrarını iletti.

Öte yandan İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, ülkesinin uranyum zenginleştirme hakkını savunacağını ve bunun askeri müdahaleyle sonuçlanacak olsa bile bu haktan vazgeçmeyeceğini vurguladığında, İran ve ABD’nin söylemleri sertleştirdiler. ABD’li temsilciler, görüşmelerin hemen ardından Körfez'deki USS Abraham Lincoln uçak gemisini ziyaret ederek askeri seçeneğin hala masada olduğu mesajını verdiler.

Gerginliğin azaltılması yönünde bir adım attık, ancak bir dönüm noktasına, gerginliğin azaltılmasına ve mevcut krizden çıkmaya çok yakın olduğumuzu düşünerek aceleci bir iyimserliğe kapılmak için henüz erken. Bunun nedeni, ABD'nin belirtilen tutumlarını tatmin edecek çözümlerin, İran'ın balistik füzelerden vazgeçmesi ve bölgesel olarak Ortadoğu'dan çekilmesi gibi siyasi ve güvenlik açısından son derece zor ve hassas tutumlar ve tavizler gerektirmesi. Bu da İran'ın nüfuz alanını genişletme ilkesiyle çelişiyor. İran, bunu kendisini dizginlemek ve tehdit etmek amacıyla İsrail'in hazırladığı bir plan olarak görüyor ve bu taleplerin bazılarına yanıt vermenin, rejim tamamen yıkılana kadar sayısız ve çeşitli taleplerin önünü açacağından korkuyor.

İran'ın, ABD'nin bombardımanından kaçınmak umuduyla medyadaki söylemini sertleştirdiği ve gerilimi tırmandırdığı, daha önce Katar'daki ABD üssüne sınırlı bir saldırı düzenlenmesi de dahil olmak üzere bazı operasyonlarını önceden ABD'ye bildirip itidal gösterdiği zamankinden farklı olarak, yanıtının yaygın ve çeşitli olacağı tehdidinde bulunduğunu belirtmekte fayda var.

ABD yönetimi bir anlaşmaya varmaya istekli olsa da İran'ın kaçamak tavırlarından kaçınmak için, ABD'nin askeri tırmanışının ölçeğine uygun olarak İran'dan geniş, önemli ve hızlı tavizler almak zorunda. Böylece Başkan Trump, eski ABD Başkanı Barack Obama'nın görev süresi sırasında Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin (BMGK) beş daimi üyesi ile İran (P5+1) arasında yapılan nükleer anlaşmada öngörülenlerden daha fazlasını başardığını övünebilmesi için, İran'ın kaçamak tavrını önlemek amacıyla, ABD'nin askeri tırmanışının ölçeğine uygun olarak, İran'dan geniş, önemli ve hızlı tavizler almak zorunda olduğunu fark etmektedir. İran'ın taviz vermeden veya önceden kararlaştırılanlardan daha azıyla geri adım atmasının, kendisinin ve genel olarak ABD'nin kişisel itibarını zedeleyeceğini ve Rusya ve Çin gibi ülkeleri diğer konularda ABD ile tırmanışa geçmeye itebileceğini çok iyi biliniyor.

Her iki tarafın da açıklanmamış müzakere sınırları var, ancak İran ya da ABD'nin şu anda önümüzdeki günlerde olayların nasıl gelişeceğini tahmin edebilecek durumda olduğunu düşünmüyorum. Bununla birlikte her iki tarafın da hızlı bir şekilde bir ilerleme sağlanmazsa mevcut gerginliğin askeri eyleme dönüşeceğini kabul etmesi kendi çıkarlarına olur. Bu durum umut vericidir ve müzakerelerin devam etme olasılığını artırıyor. Burada Netanyahu ve Trump arasındaki görüşmenin ortak bir basın toplantısı yapılmadan sona erdiğini hatırlatmakta fayda var. Bu durum, iki taraf arasındaki anlaşmazlıkların ve bunları kamuoyuna açıklamak istememelerinin bir işareti. Bunun hemen akabinde ABD'nin bu aşamada İran ile müzakereleri yeniden başlatmak istediği haberi sızdırıldı.

Trump'ın özellikle 18 veya 19 Şubat'ta Gazze Barış Kurulu’na ev sahipliği yapacağı ve bu konunun Ortadoğu'yu Amerikan siyasi gündeminin en üst sırasına taşıyacak olması nedeniyle, bunun mevcut eğilim olduğunu düşünüyorum. O tarihten önce bir saldırı gerçekleşirse, toplantı öncesinde yeniden sakinliğin hakim olduğunu görmek oldukça güç. Toplantının hemen sonrasına ertelenirse, bu durum tarafların gelecekte ne olacağı konusunda bir anlaşmaya vardıklarını veya Trump'ı geri adım atmaya ikna edemediklerini gösterir. Askeri harekatın ertelenmesi ise ABD'nin ara seçimlerle ilgili hesaplamalarında etkili olur.

Bunlar dikkatle yapılan hesaplamalar ve henüz kesinleşmemiş birtakım kararlar için bazı olumlu işaretler var.


Britanya ve Almanya, yeniden silahlanma için "ahlaki" gerekçe sunuyor

Alman Genelkurmay Başkanı General Carsten Breuer (solda) ve Alman Savunma Bakanı Boris Pistorius arasında sözlü tartışma yaşandı (AFP)
Alman Genelkurmay Başkanı General Carsten Breuer (solda) ve Alman Savunma Bakanı Boris Pistorius arasında sözlü tartışma yaşandı (AFP)
TT

Britanya ve Almanya, yeniden silahlanma için "ahlaki" gerekçe sunuyor

Alman Genelkurmay Başkanı General Carsten Breuer (solda) ve Alman Savunma Bakanı Boris Pistorius arasında sözlü tartışma yaşandı (AFP)
Alman Genelkurmay Başkanı General Carsten Breuer (solda) ve Alman Savunma Bakanı Boris Pistorius arasında sözlü tartışma yaşandı (AFP)

İngiliz ve Alman genelkurmay başkanları bugün, Rus tehdidi karşısında yeniden silahlanmanın "ahlaki" bir gerekçesi olduğunu açıkladılar.

İngiliz haber ajansı PA Media'ya göre, İngiliz Genelkurmay Başkanı Richard Knighton, Alman Genelkurmay Başkanı General Carsten Breuer ile birlikte savunma yatırımlarının artırılması gerektiği yönündeki argümanı sundu.

İngiliz gazetesi The Guardian ve Alman gazetesi Die Welt'te yayımlanan ortak mektupta, iki üst düzey askeri komutan, "sadece Avrupa'nın en büyük askeri harcama yapan iki ülkesinin askeri liderleri olarak değil, aynı zamanda güvenliğiyle ilgili rahatsız edici gerçeklerle yüzleşmek zorunda olan Avrupa'nın sesi olarak" konuştuklarını belirtti.

Rusya'nın Ukrayna'yı işgaliyle birlikte "kesin olarak batıya yöneldiğini" belirten komutanlar, Avrupa genelinde "savunma ve güvenliğimizde temel bir değişime" ihtiyaç duyulduğunu vurguladı.

Askeri liderlerin uyarısı, Avrupa'da savunmanın geleceği ve Ukrayna'daki savaş konularını görüşmek üzere birçok dünya liderinin bir araya geldiği yıllık Münih Güvenlik Konferansı'nın sona ermesinin ardından geldi.

Mektuplarında şu ifadelere yer verdiler: “Bu girişimin ahlaki bir boyutu da var. Yeniden silahlanma savaş kışkırtmakla ilgili değil; halklarını korumaya ve barışı sağlamaya kararlı uluslar için sorumlu bir eylem biçimidir. Güç saldırganlığı caydırır, zayıflık ise davet eder.”

Mesajda şu ifadeler de yer aldı: “Son olarak, tehditlerin karmaşıklığı, savunmanın yalnızca askeri personelin alanı olamayacağı konusunda tüm toplumu kapsayan yaklaşım ve vatandaşlarla kıta çapında açık bir diyalog gerektirmektedir. Bu, hepimizin sorumluluğunda olan bir görevdir.”