5 ülke İsrail'in Gazze'yi işgal planını kınadı ve insani durumun kötüleşmesi konusunda uyarıda bulundu

Filistinliler, Gazze'nin güneyindeki Zeytun mahallesinde İsrail'in hava saldırısı sırasında yükselen dumanı izliyor (AFP)
Filistinliler, Gazze'nin güneyindeki Zeytun mahallesinde İsrail'in hava saldırısı sırasında yükselen dumanı izliyor (AFP)
TT

5 ülke İsrail'in Gazze'yi işgal planını kınadı ve insani durumun kötüleşmesi konusunda uyarıda bulundu

Filistinliler, Gazze'nin güneyindeki Zeytun mahallesinde İsrail'in hava saldırısı sırasında yükselen dumanı izliyor (AFP)
Filistinliler, Gazze'nin güneyindeki Zeytun mahallesinde İsrail'in hava saldırısı sırasında yükselen dumanı izliyor (AFP)

Avustralya, Almanya, İtalya, Yeni Zelanda ve İngiltere dışişleri bakanları dün İsrail Güvenlik Kabinesi'nin Gazze'de yeni bir geniş çaplı askeri operasyon başlatma kararını şiddetle kınadılar.

Bakanların yaptığı ortak açıklamada, “İsrail hükümeti tarafından açıklanan planlar, uluslararası insani hukukun ihlaline işaret ediyor” dedi.

Bakanlar açıklamada, “İşgal, insani durumu daha da kötüleştirecek, rehinelerin hayatını tehlikeye atacak ve sivillerin toplu göçüne yol açabilir. Ayrıca bu plan, uluslararası insani hukuku ihlal edebilir” ifadelerini kullandı.

Dışişleri bakanları, uluslararası topluma kalıcı bir ateşkesin sağlanması ve Gazze'deki mağdur halka yardımların ulaştırılması için çaba gösterilmesi çağrısında bulunurken, Hamas'tan rehinelerin derhal serbest bırakılmasını istediler.

İsrailliler ile Filistinliler arasında kalıcı barışın tek yolunun iki devletli çözüm olduğunu vurgulayarak, bunun için Hamas'ın tamamen silahsızlandırılması ve herhangi bir hükümet sorumluluğundan uzaklaştırılması gerektiğini, karşılığında Filistin Yönetimi'nin Gazze'de gelecekteki herhangi bir hükümette merkezi bir rol üstlenmesi gerektiğini açıkladılar.

İsrail Güvenlik Kabinesi dün, Gazze şehrini kontrol altına almak için bir planı onaylayarak, Filistin'in yıkılmış bölgelerinde askeri operasyonları artırdı.

Bu adım, yaklaşık iki yıldır süren savaşla ilgili endişelerin artmasıyla birlikte, yurt içinde ve yurt dışında eleştirilerin yeniden alevlenmesine neden oldu.



Trump, İran’ı yıkmak isterken daha da güçlendirdi: Tüm kuralları çiğnedi

İran ordusu, misilleme olarak hem İsrail'i hem de ABD varlıklarının yer aldığı Körfez ülkelerini vuruyor (Reuters)
İran ordusu, misilleme olarak hem İsrail'i hem de ABD varlıklarının yer aldığı Körfez ülkelerini vuruyor (Reuters)
TT

Trump, İran’ı yıkmak isterken daha da güçlendirdi: Tüm kuralları çiğnedi

İran ordusu, misilleme olarak hem İsrail'i hem de ABD varlıklarının yer aldığı Körfez ülkelerini vuruyor (Reuters)
İran ordusu, misilleme olarak hem İsrail'i hem de ABD varlıklarının yer aldığı Körfez ülkelerini vuruyor (Reuters)

ABD, İran'la anlaşma yapmadan savaşı sonlandırırsa Tahran enerji kaynakları üzerindeki hakimiyetini artırarak daha da güçlenebilir.

Reuters'ın analizinde, savaş sonrası durumla ilgili net garantiler oluşturulamaması halinde ABD'nin müttefiki Körfez ülkelerinin tehlikeli bir pozisyonda kalacağı belirtiliyor.

Dubai merkezli düşünce kuruluşu B'huth Araştırma Merkezi'nden Muhammed Baharun, ABD güçleri Körfez ülkelerindeki üslerde varlığını sürdürdükçe bu devletlerin İran'ın saldırısına açık olacağını söylüyor.

ABD ve İsrail'in 28 Şubat'ta İran'a yönelik saldırıları başlatmasıyla Devrim Muhafızları, Hürmüz Boğazı'ndaki gemi trafiğini durma noktasına getirdi.

Analize göre boğazdaki geçişlerin aksamasıyla başlayan ekonomik kriz, savaş net bir anlaşmayla sona ermezse Körfez ülkelerini uzun süre olumsuz etkileyebilir.

BAE'li analist Baharun, Körfez ülkelerinin bu savaşı engellemek için 28 Şubat öncesinde yoğun diplomatik çaba sarf ettiğini de hatırlatıyor. İran'ın enerji kaynakları üzerindeki hakimiyeti nedeniyle Körfez devletlerinin savaşa girmekten çekindiğini savunuyor.

ABD ve İsrail'in ortak operasyonunda İran'ın dini lideri Ali Hamaney'in yanı sıra Devrim Muhafızları'ndan birçok üst düzey yetkili öldürüldü.

ABD merkezli düşünce kuruluşu Ortadoğu Enstitüsü'nden Alex Vatanka, bu hamlelerin Tahran'ı zayıflatmak yerine daha da radikalleştirdiğini söylüyor:

Hamaney bir Ayetullah'tı, böyle bir şey yapılmaz. Hele ki bir Ayetullah'ı öldürmek, yabancı bir gücün yapacağı bir şey değildir. Ama Trump kendini tutamayan bir adam. Şii dini otoriteler açısından her türlü kuralı ve protokolü çiğnedi.

Analist Magnus Ranstorp da İran'ın "henüz asıl gücünü göstermediğini" savunuyor. Tahran yönetiminin desteklediği örgütleri küresel ölçekte kullanarak ABD ve İsrail'e çok daha kuvvetli bir darbe indirme kapasitesine sahip olduğunu vurguluyor.

Diğer yandan Yemen'deki Tahran destekli Husilerin de 28 Mart'ta İsrail'e füze fırlatarak savaşa girmesi bölgedeki çatışmaların daha da yayılması riskini doğurdu.

Husi yönetiminin Enformasyon Bakan Yardımcısı Muhammed Mansur, dünkü açıklamasında Körfez ülkelerinin savaşa katılması halinde Babülmendep Boğazı'nı kapatma tehdidi savurdu.

Kızıldeniz'i Aden Körfezi'ne bağlayan boğazın kapanması, Hürmüz Boğazı'ndaki durumun yarattığı küresel ekonomik krizi daha da derinleştirebilir.

 Henüz hiçbir Körfez ülkesi savaşa doğrudan katılmamış olsa da Birleşik Arap Emirlikleri'nin (BAE) Hürmüz'ün açılması için ABD ve İsrail'e askeri destek sağlamayı değerlendirdiği aktarılmıştı.

Wall Street Journal'ın 1 Nisan'daki haberinde,  BAE'nin Hürmüz Boğazı'ndaki adaların ABD tarafından işgal edilmesini istediği de öne sürülmüştü.

Suudi Arabistan devletine ait Arab News'de yayımlanan analizde, savaşın Arap devletleri arasındaki birlik eksikliğini gösterdiği vurgulandı:

Arap dünyası için bu savaşın etkileri çok daha derin. Bu çatışma, bölgesel güvenliğin sadece dış güçlere devredilemeyeceğini ve parçalanmış ulusal stratejilerle yönetilemeyeceğini bir kez daha ortaya koydu. Birleşik bir Arap güvenlik çerçevesinin yokluğu, hem bölgesel hem de uluslararası dış aktörlerin defalarca istismar ettiği stratejik boşluklar yarattı.

Independent Türkçe, Reuters, Times of Israel, Arab News


CNN: Çin, nükleer silah altyapısını gizlice genişletiyor

Nükleer başlık stoku bakımından Çin, ABD ve Rusya'nın ardından üçüncü sırada (Reuters)
Nükleer başlık stoku bakımından Çin, ABD ve Rusya'nın ardından üçüncü sırada (Reuters)
TT

CNN: Çin, nükleer silah altyapısını gizlice genişletiyor

Nükleer başlık stoku bakımından Çin, ABD ve Rusya'nın ardından üçüncü sırada (Reuters)
Nükleer başlık stoku bakımından Çin, ABD ve Rusya'nın ardından üçüncü sırada (Reuters)

Çin yönetimi, ülkedeki nükleer silah altyapısını gizlice genişletiyor.

CNN'in incelediği uydu görüntülerine göre Siçuan bölgesindeki inşaat çalışmaları, Çin'in en önemli nükleer silah tesislerini desteklemek için çalışmaların hızlandırıldığını gösteriyor.

Tongjiang Nehri kıyılarına inşa edilen devasa kubbenin, radyasyon takip cihazlarına ve patlamaya dayanıklı kapılara sahip beton ve çelik bir yapıyla çevrildiği aktarılıyor.

Yaklaşık 3 bin 345 metrekarelik yapıdan dışarı uzanan boru sisteminin, yüksek bir havalandırma bacasına sahip bir binaya doğru uzandığı belirtiliyor.

Uzmanlara göre kubbe ve etrafındaki binalar, uranyum ve plütonyum gibi yüksek radyoaktivite sahip maddelerin depolanması için tasarlanmış.

Analizde, altyapı geliştirme çalışmalarının CIA'in 1971'de keşfettiği nükleer silah üretim tesisi alanında gerçekleştirildiği belirtiliyor.

"906 numaralı tesis" diye bilinen bölgenin, yakın zamanda yenilenen yollarla Zitong ilçesi ve çevresindeki en az üç nükleer silah üssüne bağlandığı ifade ediliyor.

Amerikan istihbaratı, Pekin yönetiminin yeni nesil nükleer savaş başlıklarını test ettiğini de öne sürüyor. Bazı uzmanlar da Siçuan'daki geniş çaplı altyapı çalışmalarının yeni bir nükleer silah teknolojisinin geliştirildiğine işaret ettiğini savunuyor.

Ancak Çin Savunma Bakanlığı Sözcüsü Jiang Bin, iddiaların "gerçekleri çarpıtma ve Çin'i karalama" amacıyla ortaya atıldığını ileri sürüyor:

Çin'in kendini savunmak için nükleer strateji izlediği ve çatışmalarda nükleer silahları ilk kullanan taraf olmamaya yönelik bir politika uyguladığı herkesçe biliniyor. Çin, nükleer silaha sahip olmayan ülkelere ve nükleer silahlardan arındırılmış bölgelere karşı nükleer silah kullanmayacağını veya kullanma tehdidinde bulunmayacağını taahhüt etmektedir.

ABD Dışişleri Bakanlığı'nın silah kontrolü ve uluslararası güvenlikten sorumlu Müsteşarı Thomas Dinanno da şubatta Cenevre'de düzenlenen Silahsızlanma Konferansı'nda Çin'in nükleer test yaptığını öne sürmüştü.

Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Lin Cien ise "Bu, ABD'nin nükleer üstünlük kurmak ve nükleer silahsızlanma sorumluluğundan kaçınmak için yürüttüğü siyasi manipülasyonun parçasıdır" diyerek iddiaları reddetmişti.

Çin, kaynakları yalanlamıştı 

Çin Komünist Partisi'nin (ÇKP) yayın organı Global Times'ta 27 Şubat'ta çıkan başyazıda da ABD'li yetkililerin ve CNN dahil Amerikan medyasının iddiaları reddedilmiş, "koordineli bir siyasi kampanya" olarak nitelenmişti.

Yazıda, 5 binden fazla nükleer savaş başlığına sahip ABD'nin elindeki silahları artırmaya çalıştığı belirtilerek, "ABD, küresel nükleer güvenlik için en büyük gizli tehlike haline gelmiştir" denmişti.

ABD Başkanı Donald Trump, Çin lideri Şi Cinping'le Pekin'de yapacağı görüşmeyi İran savaşı nedeniyle mayısa ertelemişti. CNN'in analizine göre Pekin yönetimi, İran savaşının da etkisiyle nükleer silahlanma faaliyetlerini artırabilir.

ABD'deki Middlebury College üniversitesinden Jeffrey Lewis şu değerlendirmeleri yapıyor:

Çin tarafı yaşananlara baktığında silahsızlanmanın ya da güçsüz kalmanın mantıklı olduğunu düşünmüyor. Trump yönetiminin İran'da yaptıklarının sonuçlarından biri, Çinlileri sindirmek ya da korkutmak olmayacak; aksine, onları daha fazla nükleer silah üretmeye itecek.

Pakistan'la 5 maddelik anlaşma

Diğer yandan Pakistan Dışişleri Bakanı Muhammed İshak Dar, salı günü Çinli mevkidaşı Vang Yi'yle görüşmüş, toplantının ardından 5 maddelik ortak girişim metni yayımlanmıştı.

İran savaşında düşmanlıkların derhal sonlandırılması, en kısa sürede barış görüşmelerine başlanması, sivillerin korunması, seyrüsefer rotalarının güvenliğinin sağlanması ve Birleşmiş Milletler (BM) Şartı'nın gözetilmesi istenmişti.

Global Times'ın bugünkü analizinde, ortak bildiri hakkında şu ifadeler kullanılıyor:

5 maddelik girişim, orman kanunları ve askeri maceracılığın ötesinde, kurallara ve diyaloğa dayanan rasyonel bir seçeneğin ve barışa giden uygulanabilir bir yolun olduğunu bir kez daha ortaya koymaktadır.

Independent Türkçe, CNN, Global Times


Epstein dosyaları, Adalet Bakanı Bondi'yi işinden ediyormuş

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

Epstein dosyaları, Adalet Bakanı Bondi'yi işinden ediyormuş

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

Yeni haberlere göre ABD Başkanı Donald Trump, Epstein dosyalarıyla ilgili tutumu nedeniyle gelen tepkiler üzerine Adalet Bakanı Pam Bondi'yi görevden almayı değerlendirmiş.

The New York Times'a (NYT) konuşan kaynaklara göre, başkan son günlerde Bondi'nin yerine Çevre Koruma Ajansı yöneticisi Lee Zeldin'i getirmeyi kapalı kapılar ardında düşünmüş.

The Independent, haberlerle ilgili yorum almak için Beyaz Saray ve Bondi'nin ofisiyle iletişime geçti.

Trump, çarşamba günü doğum hakkı vatandaşlık yasalarıyla ilgili sözlü savunmaları dinlemek üzere Yüksek Mahkeme duruşmasında kendisine eşlik eden Adalet Bakanı'na olan güvenini kamuoyuna ifade etti.

Başkan, NYT'ye yaptığı açıklamada, "Adalet Bakanı Pam Bondi harika biri ve iyi bir iş çıkarıyor" derken, bir kaynak CNN'e ikilinin "her zamanki gibi işlerine devam ettiğini" söyledi.

Bu spekülasyonlar, Bondi'nin Cumhuriyetçilerin çoğunlukta olduğu Temsilciler Meclisi Gözetim Komitesi tarafından çağrıldıktan sonra bu ay ifade vermesi beklenirken ortaya çıktı. 14 Nisan'da, 2019'da hapishane hücresinde ölen hükümlü cinsel suçlu Jeffrey Epstein hakkındaki Adalet Bakanlığı soruşturmasıyla ilgili ifade vermesi bekleniyor.

CNN'in haberine göre, Bondi'nin yerine başkasını atamak gibi planlar ilk olarak ocak ayında gündeme geldi ancak daha sonra konu haber gündeminden biraz uzaklaştıktan sonra (yerine Minnesota'daki karışıklık ve ardından İran'daki çatışma geldi) bu planlar rafa kaldırıldı.

O dönemde Zeldin'in adı, Adalet Bakanı görevine gelecek belirli bir aday olarak anılmamıştı. Çevre Koruma Ajansı'nın başkanı daha önce avukat olarak çalışmış ve New York'un 1. Kongre Bölgesi'ni temsil etmişti. Ayrıca 2022'de eyalet valiliği için yarışmış ve Kathy Hochul'a kaybetmişti.

O tarihten sonra 2024 başkanlık seçimine giden süreç de dahil başkanın yakın bir müttefiki olarak kaldı.

NYT'ye göre Trump, Bondi'nin Epstein dosyalarının yayımlanmasıyla ilgili kötü yönetiminin yanı sıra, net iletişim becerilerinin eksikliğinden de şikayetçi. Dosyaların yayımlanması yönetimi aylarca rahatsız etmiş ve tabanında tepkiye neden olmuştu.

Ayrıca başkan, Adalet Bakanlığı'nın siyasi düşmanlarına karşı yeterince agresif davranmamasından yakınıyor. Geçen yıl eylülde Trump, Bondi'ye doğrudan hitap ediyormuş gibi görünen bir Truth Social paylaşımı yapmıştı.

Başkan, daha sonra sildiği paylaşımında, "Pam: 30'dan fazla açıklama ve paylaşımı inceledim, [bunlar] esasen geçen seferkiyle aynı hikaye, sadece laf, hiçbir şey yapılmıyor. Hiçbir şey yapılmıyor" diye yazmıştı.

Peki ya Comey, Adam 'Sinsi' Schiff, Leticia??? Hepsi de ne biçim suçlu ama hiçbir şey yapılmayacak.

Independent Türkçe