Avrupa, Trump'ın Ukrayna dosyasını tek başına ele almasından endişeli

G7 ülkelerinin liderleri, “hayati” çıkarlarını korumak için iletişimde yer almanın önemini vurguladılar

G7 liderlerinin 16 Haziran'da Kanada'nın Alberta eyaletinde düzenlenen toplantıda (AFP)
G7 liderlerinin 16 Haziran'da Kanada'nın Alberta eyaletinde düzenlenen toplantıda (AFP)
TT

Avrupa, Trump'ın Ukrayna dosyasını tek başına ele almasından endişeli

G7 liderlerinin 16 Haziran'da Kanada'nın Alberta eyaletinde düzenlenen toplantıda (AFP)
G7 liderlerinin 16 Haziran'da Kanada'nın Alberta eyaletinde düzenlenen toplantıda (AFP)

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, on yıldır ABD topraklarına ayak basmadı. Putin, son olarak 2015 yılının eylül ayında Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurul toplantısında konuşma yapmak için New York'u ziyaret etmiş, burada Suriye’deki savaşı ele almak üzere eski ABD Başkanı Barack Obama ile bir araya da gelmişti.

Putin, 15 Ağustos Cuma günü ABD Başkanı Donald Trump ile Alaska'da yapılacak zirveye katılmak üzere yeniden ABD topraklarına ayak basacak. Alaska, 1876 yılında ABD tarafından Çarlık Rusya'sından satın alınmıştı. Rusya ile Alaska’yı ABD ile Rusya arasındaki tek deniz sınırı olan Bering Boğazı ayırıyor.

Zirvenin yerinin seçilmesinin sembolik anlamına rağmen, asıl önem başka bir yerde yatıyor. Bu, 2019 yılından bu yana ve Trump’ın Beyaz Saray'a ikinci başkanlık dönemi için döndükten sonra iki lideri bir araya getiren ilk zirve olması.

ABD Başkanı Donald Trump, birçok kez Rus mevkidaşıyla iletişime geçti. Altı ay süren tereddütlerin ardından nihayet kararını verdi. Özel temsilcisi Steve Witkoff’un Moskova'ya yaptığı ve başarılı geçen ziyaret, zirvenin zeminini hazırladı. Başlıca gündem maddesi Ukrayna'daki savaş olan görüşmenin zamanını ve yerini ilk açıklayan kişi Trump oldu. Trump, Putin ile bu savaşa son vermek için anlaşmaya vararak, eski başkanlar Jimmy Carter ve Barack Obama gibi Nobel Barış Ödülü'nü kazanma yolunu açmayı hedefliyor.

Avrupa'yı endişelendiren noktalar

Toplantının tarihi belli olduğundan beri, Batı'daki, özellikle de Avrupa'daki diplomatik kurumlarda hareketlilik başladı. Trump ile Putin arasındaki uzaklaşmayı ve Trump'ın Rusya’ya doğrudan yaptırımlar ve Rusya'dan petrol satın alan ülkelere, özellikle Çin ve Hindistan'a ikincil yaptırımlar uygulama tehdidini memnuniyetle karşılayan Avrupa başkentleri, görüşme haberini büyük bir şüphe ve endişeyle karşıladı. Paris’teki Avrupalı diplomatik kaynaklara göre endişelerinin birçok nedeni var. Bunlardan ilki, zirvenin ‘ikili’ olması, yani Ukrayna'nın kaderinin ‘onun aleyhine’ ve aylardır ‘liderler düzeyinde’ toplantılar yapma çağrısında bulunan, ancak Putin'in kendisiyle görüşmeyi reddetmesi nedeniyle sonuç alamayan Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’nin katılımı olmadan karar verilebilecek olması.

zd
Osaka'da düzenlenen G20 Zirvesi’nde Başkan Donald Trump ve Vladimir Putin'in son görüşmesinden, 14 Haziran 2019 (DPA)

Kaynaklara göre ikinci endişe kaynağı ise Trump'ın alacağı kararlar konusunda duyulan güvensizlik ve Putin'in İstanbul'daki toplantıda Ukrayna heyetine sunduğu resmi notada yer alan taleplerine yanıt vermeye hazır olması. Moskova, Kiev'den, Rusya'nın Eylül 2022'de resmen ilhak ettiği Donetsk, Lugansk, Zaporijya ve Herson olmak üzere Ukrayna’nın dört bölgesinin yanı sıra 2014 yılında ilhak ettiği Kırım Yarımadası'nın da resmen tanınmasını istiyor.

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre Rusya'nın diğer talepleri arasında Kiev'in NATO'ya katılma çabalarından vazgeçmesi, askeri güçlerini azaltması ve Batı-Atlantik güçlerinin topraklarında konuşlanmasını reddetmesi yer alıyor.

Trump iki gün önce yaptığı açıklamada, “Her iki tarafın da çıkarlarına uygun olarak bazı toprak takasları olacak” ifadelerini kullandı. Bu açıklama, özellikle Ukrayna ordusu, Rusya'nın Kursk bölgesinden çıkarılmasının ardından müzakere için kullanabilecekleri Rus topraklarına artık sahip olmadığından, Kiev ile Avrupa başkentlerinin endişelerini daha da artırdı.

Son olarak, Avrupalılar sadece Ukrayna'yı değil, aynı zamanda Avrupa'nın güvenliğini de ilgilendiren müzakerelerden uzak kalmak istemiyorlar, çünkü Ukrayna'da olacaklar Avrupa kıtasının güvenliğine doğrudan etki edecek.

Diplomatik hareketlilik

Bu endişeler göz önüne alındığında, Avrupa tarafları arasındaki iletişimin hızlanması ve yoğunlaşması anlaşılabilir bir durumdur.

Avrupa’nın önde gelen liderleri, Zelenskiy’yi arayarak onu sakinleştirmeye ve desteklemeye çalıştılar. Cumartesi günü Londra'da düzenlenen ve İngiltere Dışişleri Bakanı David Lammy, ABD Başkan Yardımcısı J. D. Vance ve Ukrayna ile önde gelen Avrupa ülkelerinin temsilcilerinin katıldığı toplantı, Avrupalıların Ukrayna'da barışı sağlamak için önerilerini içeren ‘alternatif bir plan’ sunmaları için fırsat sağladı.

sdc
Vatikan'da Trump ve Zelenskiy arasında yapılan toplantıdan, 26 Nisan 2025 (AP)

Planın ayrıntıları resmi olarak açıklanmamış olsa da Wall Street Journal (WSJ) gazetesi, Avrupa tarafının başka herhangi bir adım atılmadan önce ateşkes sağlanmasını ve toprak takasının kesin güvenlik garantileri karşılığında yapılmasını öngören bir karşı öneri sunduğunu bildirdi.

Reuters haber ajansı, Avrupalı bir yetkilinin “Savaşın ortasında toprak tavizi vererek hiçbir (müzakere) süreci başlatılamaz” dediğini aktardı. Ancak, Avrupa'nın kapsamlı ve bütüncül tutumu, cumartesi gecesi ile pazar günü arasında Fransa, İngiltere, Almanya, Polonya, İtalya ve Finlandiya liderleri ile Avrupa Komisyonu Başkanı tarafından yayınlanan ortak bildiride ortaya konuldu. Bildiri, Trump'ın çabalarını övmekle birlikte, barış anlaşmasına nasıl ulaşılacağı ve anlaşmanın koşulları konusunda farklı bir tablo çizdi.

rty6
İngiltere Dışişleri Bakanı David Lammy ve ABD Başkan Yardımcısı J. D. Vance, Londra'nın güneydoğusundaki Chevening House'da bir araya geldiler (AP)

Başarıya giden yolun ‘etkin diplomasi, Ukrayna'ya kesintisiz destek ve Rusya’ya Ukrayna'da yürüttüğü yasadışı savaşı durdurması için baskı uygulama çerçevesindeki bir yaklaşım olduğunu düşünen Avrupalı liderler, ‘ciddi müzakerelerin ancak ateşkes veya düşmanlıkların belirgin bir şekilde azaltılması bağlamında yapılabileceğinin yanı sıra, uluslararası sınırların zorla değiştirilmemesi ilkesine bağlı kalınması ve mevcut temas hattının, herhangi bir müzakerenin başlangıç noktası olması gerektiğini vurguladılar.

Ukrayna'nın egemenliğine, bağımsızlığına ve toprak bütünlüğüne olan sarsılmaz bağlılıklarını bir kez daha yineleyen Avrupalı liderler, ‘Ukrayna'nın yanında kararlı bir şekilde durmaya’ devam edeceklerini, ‘herhangi bir diplomatik çözümün Ukrayna ve Avrupa'nın hayati güvenlik çıkarlarını göz önünde bulundurması gerektiğinin unutulmaması gerektiğini’ kaydettiler.

Uçsuz bucaksız bir uçurum

Avrupalı liderler tarafından yapılan ortak bildiri, her ne kadar Başkan Trump'ın ‘Ukrayna'daki katliamları durdurmak, Rusya Federasyonu'nun saldırı savaşını sona erdirmek ve Ukrayna'nın güvenliğini garanti altına alacak adil ve kalıcı bir barış sağlamak amacıyla gösterdiği çabalara’ övgüde bulunulsa da ABD ve Avrupa'nın yaklaşımları arasındaki büyük uçurumu yansıtıyordu. Zira Avrupalı liderler Trump'ın girişiminde yer almayan, müzakerelere zemin hazırlamak için ateşkes ve Ukrayna'nın egemenliği ile toprak bütünlüğüne bağlılık gibi şartların sağlanmasını talep ederken, Trump, Kiev'in topraklarının bir kısmını kaybedeceği ilkesini tamamen kabul ediyor.

sdefrt5
Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenskiy’nin Beyaz Saray'da ABD Başkanı Donald Trump ve ABD Başkan Yardımcısı JD Vance ile görüşmesinden, 28 Şubat 2025 (EPA)

Trump barıştan bahsederken Avrupa'dan hiç söz etmiyor, Avrupalılar ise Batı'nın Ukrayna'da yaptıklarını görmezden gelirse Putin'in ne yapacağından korkuyorlar.

Ayrıca Avrupalılar, Ukrayna ve Avrupa'nın hayati çıkarlarının korunmasının öncelikle ABD'nin ‘güçlü ve güvenilir güvenlik garantileri’ vermesini gerektirdiğini vurguluyorlar. Ancak ABD yönetimi, Kiev ve Avrupa başkentlerinin talep ettiği garantileri vermeye hazır olduğunu hiçbir zaman ifade etmedi.

Son iki günde Avrupalı liderlerle geniş çaplı görüşmeler yapan Zelenskiy, onların ortak bildirilerine ‘katıldığını’ ifade ederek, ‘Ukraynalıların işgalci Rusya’ya topraklarını vermeyeceklerini ve barışın Ukrayna olmadan sağlanamayacağını’ vurguladı. Ancak bugün Zelenskiy'nin hedeflerinin gerçekleşmeyeceği açık. Slovakya Başbakanı Robert Fico, pazar günü yayınlanan bir videoda Zelenskiy'nin durumunu özetleyerek, Kiev'in Trump-Putin görüşmesinden ‘zarar göreceğini ve kaybeden taraf’ olacağını söyledi. “Filler tepişir çimenler ezilir” atasözünü kullanan Fico, Ukrayna'nın büyüklerin çatışmasının kaçınılmaz ‘kurbanı’ olduğunu belirtti.



Trump'ın saçına neler oluyor?

Başkanın yeni saç stili, eski James Bond oyuncusu Pierce Brosnan'a benzetilmesine yol açtı (AFP)
Başkanın yeni saç stili, eski James Bond oyuncusu Pierce Brosnan'a benzetilmesine yol açtı (AFP)
TT

Trump'ın saçına neler oluyor?

Başkanın yeni saç stili, eski James Bond oyuncusu Pierce Brosnan'a benzetilmesine yol açtı (AFP)
Başkanın yeni saç stili, eski James Bond oyuncusu Pierce Brosnan'a benzetilmesine yol açtı (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump'ın Air Force One'dan inerken çekilen ve imzası haline gelen sarı saçlarından daha koyu renkte görünen saçları, internette spekülasyonlara yol açtı.

Trump, saç modeliyle ilgili, özellikle de 80 yaşındaki başkanın herhangi bir tür peruk kullanıp kullanmadığı konusunda uzun süredir ortaya atılan iddiaları yalanlamak zorunda kalıyor. Yeni fotoğraflar ise söylentileri alevlendirdi.

Gazeteci Aaron Rupar, cumartesi günü X'te "Trump'ın saçına ne olmuş böyle?" diye yazdı.

Trump, cuma günü New Jersey'nin Morristown kentindeki havalimanının pistinde lacivert bir takım elbise ve sarı kravatla (ve görünüşe göre yeni saç stiliyle) gazetecilere el sallarken görüldü. Haftasonunu Bedminster'deki golf kulübünde geçiriyor.

Trump eleştirmeni avukat George Conway, X'te "Anayasanın 25. maddesi kapsamında saçıyla ilgili bir şeyler yapılmalı" diye yazarak, Trump'ın saçlarının bu şekilde görünmesine engel olunması gerektiğini öne sürdü.

csdvthyjugf
Başkan Donald Trump'ın Air Force One'dan inerken çekilen ve imzası haline gelen sarı saçlarından daha koyu bir renkte görünen saçları internette şaşkınlık yarattı (Reuters)

Gazeteci Yashar Ali, Trump'ın havalimanındaki fotoğraflarını yayımladı ve "Bu saç ne??? Fotoğrafları Getty Images'tan kendim almasaydım inanmazdım" ifadelerini kullandı.

cdfvgrthyjuk
Başkan cuma günü Air Force One'dan inerken görüntülendi. Trump'ın saç stili onlarca yıldır ilgi odağı olmayı sürdürüyor (AP)

Trump'ı sık sık eleştiren eski Cumhuriyetçi temsilci Adam Kinzinger, büyük harflerle "Şaka yapıyor olmalısın" diye yazdı.

Birçok sosyal medya kullanıcısı Trump'ın saç stilini alaya aldı.

Gazeteci Molly Jong-Fast, "Trump artık esmer!" dedi.

cdvfgbh
Trump cuma günü New Jersey'nin Morristown kentindeki havalimanının pistinde lacivert takım elbisesi, sarı kravatı ve görünüşe göre yeni saç stiliyle gazetecilere el sallarken görüldü.(AFP)

İlerici roman yazarı Anne Lamott, "Bayıldım. Çok genç. Tam Pierce Brosnan gibi" diyerek James Bond oyuncusuna atıfta bulundu.

Roman ve oyun yazarı Paul Rudnick ise "Trump stilistine, 'Seri katil Rex Heuermann gibi görünmek istiyorum' dedi" diye yazdı. Bu da Gilgo Plajı cinayetleri diye bilinen davada 8 kadını öldürdüğünü itiraf eden New Yorklu seri katile atıfta bulunuyordu.

The Independent, yorum almak için Beyaz Saray'la iletişime geçti.

Trump'ın saçı geçen ay başka bir nedenle de dikkat çekmişti. Sarı saçları daha parlak ve daha kalın görünüyordu.

Başkanın geçen ay Las Vegas'taki bir konuşması sırasında sergilediği saç modeli hakkında konuşmak için herkes sosyal medyaya akın etmişti.

Gazeteci Rupar, X'te şunları yazmıştı:

Trump peruk mu takıyor, bu da ne böyle?

Demokrat Parti'nin resmi X hesabı, Trump'ın açıkça daha seyrek saçlı olduğu bir fotoğrafını paylaşmış ve "Bu, Trump'ın 3 aydan daha kısa bir süre önceki saçıydı" diye yazmıştı.

Eski kongre üyesi Kinzinger, "Trump peruk takıyor!!" diye yazmıştı.

Çarşamba günü Beyaz Saray Gül Bahçesi'nde yaptığı konuşmada Trump, "Yıllarca insanların 'Peruk takıyor' demelerine katlanmak zorunda kaldım. Peruk takmıyorum" dedi.

Trump'ın alışılmadık saç stili, onlarca ilgi odağı olmayı sürdürüyor. Siyasete girmeden çok önce sohbet programlarına katılışlarında da tartışma konusu oluyordu.

Independent Türkçe


İran ve yaptırımlar: Yanlış ders

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

İran ve yaptırımlar: Yanlış ders

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

İbrahim Hamidi

Trump yönetiminin başlattığı “ekonomik dışlama” kampanyası, Washington'un düşmanlarından birine uyguladığı en büyük mali yaptırımları temsil ediyor ve İran rejiminin ekonomisinin can damarlarını kesmeyi amaçlıyor. Bu yaptırımlar sadece ABD'nin Tahran ile ilişkilerini yasaklamakla kalmıyor, aynı zamanda onunla iş yapan üçüncü tarafların Amerikan finans sistemine erişimini de engelleme tehdidinde bulunuyor. Bu, Trump'ın daha önce 2019'un sonunda imzaladığı “Sezar Yasası” aracılığıyla Beşşar Esed rejimine karşı kullandığı bir mekanizma.

Esed deneyimi ve diğerleri, yaptırımların otoriter rejimleri zayıflatabileceğini ve onları taviz vermeye zorlayabileceğini, ancak nadiren kendi başlarına devirebileceğini gösteriyor. Bu rejimler liderliği, güvenlik aygıtını ve dar çevreleri korurken, maliyeti vatandaşların sırtına yüklerler. Baskıyı haklı çıkarmak için “dış düşmanı” kullanırlar ve yoksulluk, yolsuzluk ve kötü yönetimi yaptırımlara bağlarlar. Yaptırımlar, sertlik yanlılarını güçlendirirken reformcuları zayıflatır. Yönetimin miras bırakılması sürecini hızlandırır ve seçimleri erteler.

Küba'da, ABD ambargosu 1962'de başladı, ekonomiyi zayıflattı ancak rejimi devirmedi. İktidar Fidel Castro'dan kardeşi Raul'e, ardından Miguel Díaz-Canel'e geçti. Venezuela'da, Hugo Chávez ve Nicolás Maduro'nun yetkililerine karşı yaptırımlar 2015'te başladı ve 2017'de genişletildi. Ekonomi daraldı ve milyonlarca insan göç etti, ancak yaptırımlar rejimi devirmedi. Rejimi deviren, bu yılın başındaki ABD operasyonu oldu.

Kuzey Kore'de ise iktidar Kim Il-sung'dan oğlu Kim Jong-il'e geçti. Yaptırımlar, Pyongyang'ın nükleer programını geliştirmesini engellemedi. Rejim, bombayı bir sigorta poliçesi olarak gördü ve ilk nükleer denemesini 2006'da gerçekleştirdi. İktidar, 2011 yılının sonunda torun Kim Jong-un'a geçti.

Arap dünyasında, Güvenlik Konseyi, 1990'da Kuveyt'i işgalinden sonra Irak'a yaptırımlar uyguladı. Bu yaptırımlar, rejimi kitle imha silahı programlarını denetime açmaya ve imha etmeye zorladı, ancak Saddam Hüseyin'i devirmedi. 2003'teki ABD işgali onu devirdi. Muammer Kaddafi, yaptırımlar ve izolasyon ile aynı yılın sonunda kimyasal silah cephaneliğinden vazgeçmek zorunda kaldı, ancak rejimi 2011'deki Libya ayaklanması ve NATO müdahalesine kadar devrilmedi. Sudan'da da yaptırımlar Ömer el-Beşir rejimini devirmedi, ancak 2019'daki protestoların baskısı altında devrilmeden önce davranışlarını değiştirmesine katkıda bulundu. Bunun üzerine yaptırımlar kaldırıldı. 2013'te “iki generalin savaşı”nın patlak vermesinin ardından Washington, her iki tarafı da yeniden yaptırımlarla hedef aldı.

Suriye, İran'a en yakın örneği sunuyor. Washington, 1979'da Suriye'yi terörizmi destekleyen devletler listesine aldı, ancak Hafız Esed 2000'deki ölümüne kadar iktidarda kaldı; ardından oğlu Beşşar Esed, yaptırımların ve izolasyonun gölgesinde 24 yıldan fazla bir süre iktidarda kaldı. 2013'teki kimyasal saldırıdan sonra ABD'nin askeri müdahale tehdidi, Esed'i kimyasal silahlarını imha etmeyi kabul etmeye zorladı. Bu baskı davranışlarını değiştirdi, ancak onu devirmedi.

Onu deviren, 2024'ün sonunda Sezar Yasası'nın sonuçlarının ortasında başlatılan askeri bir saldırı oldu; o sırada Rusya Ukrayna'daki savaşla meşguldü ve İran ile Hizbullah yoğun İsrail baskısı altındaydı. Müttefiklerinin korumasını kaybettiğinde ve güçleri Ahmed eş-Şara liderliğindeki gruplar karşısında dağıldığında, Moskova'ya kaçtı.

Peki, İran yaptırımlarla nasıl başa çıkacak? Büyük olasılıkla aynı taktikleri uygulayacaktır. Trump'ın ekonomik yaptırım kampanyasına, 40 yılı aşkın süredir biriktirdiği araçlarla, yani gölge filolar, paravan şirketler, kaçakçılık ağları, vekil güçler, komşu ülkelerle ticaret, takas ve kripto paralar, paralel bir finans sistemi kurma ve Çin ve Rusya ile iş birliğini derinleştirmeyle karşılık verecektir. Ayrıca bölgesel nüfuzunu müzakerelerde kaldıraç olarak ve yaptırımları aşmak için kullanacaktır.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre içeride rejim, yaptırımları bir “ekonomik savaş” olarak gösterecek, enflasyon ve yoksulluktan Washington'u sorumlu tutarken, kendi kötü yönetimini, askeri harcamalarını ve vekil güçlerine desteğini görmezden gelecektir. Hatta daha fazla baskıyı haklı çıkarmak için dış baskıyı bile kullanabilir.

Trump'ın yaptırımlarının tek başına İran rejimini devirmesi olası değil. Ancak bunların askeri saldırılar ve tedarik hatlarını hedef almakla birleşmesi, rejimi daha da zayıflatacak ve seçeneklerini daraltacaktır

Ancak hata, Tahran'ın başkalarının deneyimlerinden çıkarabileceği ders olabilir. Kaddafi alışılmadık programından vazgeçti ve rejimi düşmeden önce 8 yıl daha iktidarda kaldı. Esed 2013'te kimyasal silahlarını imha etmeyi kabul etti, ancak 11 yıl daha iktidarda kaldı. Kuzey Kore nükleer bombasını korudu ve kimse rejimini askeri olarak devirmeye cesaret edemedi.

Ayrıca Kuzey Kore ve Suriye'de babadan oğula, Küba'da ise büyük kardeşten küçük kardeşe iktidar devir teslimi, Tahran'da da tekrarlandı; Mücteba, babası Ali Hamaney'in yerine ülkenin Dini Lideri oldu. NATO Libya'ya müdahale etmeseydi, Seyfül İslam babasının yerine geçebilirdi ve Amerikan müdahalesi olmasaydı Uday veya Kusay hâlâ Saddam'ın saraylarında yaşıyor olabilirdi.

Trump'ın yaptırımlarının tek başına İran'ın ideolojik rejimini devirmesi olası değil. Ancak bunların askeri saldırılar ve tedarik hatlarını hedef almakla birleşmesi, onu daha da zayıflatacak ve seçeneklerini daraltacaktır, hatta müzakere masasına oturmaya bile itebilir. Öte yandan, baskılar onu tam tersi yöne; bölgeye yönelik tehditlerinin ve maceralarının dozunu artırma, ülke içindeki kontrolünü sıkılaştırma ve nükleer bomba edinme ve Kuzey Kore modeline yönelme çabasını hızlandırmaya da itebilir.

Soru sadece yaptırımların rejimi devirip deviremeyecekleri değil, rejimin çöküşten kaçınmak için ne yapacağıdır

İşte “yanlış ders” burada gizli. İran nükleer silahı, sadece dış baskılara karşı caydırıcı bir unsur olarak değil, rejimin hayatta kalmasının nihai garantisi olarak görüyor; dahası rejim değişikliğine karşı bir sigorta poliçesi olarak değerlendiriyor.

“İsrail faktörü” hesapları değiştiriyor. İsrail, 1981'de Irak reaktörünü vurdu, 2007'de Deyrizor yakınlarındaki Suriye nükleer tesisini imha etti ve İran'ın nükleer ve füze programlarına karşı suikastlar, sabotaj operasyonları, siber saldırılar ve askeri saldırılar gerçekleştirdi.

İsrail, İran nükleer programını bir pazarlık kozu olarak değil, 7 Ekim 2023'ten sonra yoğunlaşan varoluşsal bir tehdit olarak görüyor. Tahran'ın bir bombanın gerçeğe dönüşeceği noktaya ulaşmasına izin vermeyebilir.

Trump'ın yaptırımları İran'da yeni bir aşama başlattı. Soru sadece rejimi devirip deviremeyecekleri değil, rejimin çöküşten kaçınmak için ne yapacağıdır. Ve “yanlış dersin” tehlikesi de işte burada yatıyor.


Washington-Tahran çatışmasında askeri tırmanışa ekonomik kuşatma eşlik ediyor

Washington-Tahran çatışmasında askeri tırmanışa ekonomik kuşatma eşlik ediyor
TT

Washington-Tahran çatışmasında askeri tırmanışa ekonomik kuşatma eşlik ediyor

Washington-Tahran çatışmasında askeri tırmanışa ekonomik kuşatma eşlik ediyor

Washington ile Tahran arasındaki çatışma, karşılıklı saldırıların yeniden başlamasıyla yeni bir döneme girerken askeri cephedeki tırmanışa ekonomik baskının derinleşmesi eşlik ediyor. İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf'ın yeni saldırılara “daha hızlı, daha sert ve daha acı verici bir karşılık” verileceği yönündeki açıklaması, Tahran'ın çatışmanın maliyetini yalnızca askeri hedeflerle sınırlı tutmayabileceğine ilişkin mesajlarının son örneğini oluşturuyor.

İran'ın karşı karşıya olduğu baskı ise savaş alanının çok ötesine uzanıyor. ABD'nin yaptırımları ve İran'ın petrol ihracatına yönelik baskısı, Tahran'ın savaş koşullarında ihtiyaç duyduğu döviz gelirlerini ve ekonomik manevra alanını daraltırken ülke içinde finansal istikrar üzerindeki baskıyı artırıyor.

Kalibaf, döviz kurundaki sert dalgalanmalar, yüksek enflasyon ve işsizliğin yanı sıra piyasaların yönetilmesini de ülkenin başlıca sorunları arasında sıraladı. İran Ekonomi Bakanlığı ise savaşın yol açtığı ekonomik sorunlarla mücadele amacıyla çalışmaların yoğunlaştırıldığını açıkladı.

Böylece Washington ile Tahran arasındaki çatışma, askeri baskı ile ekonomik kuşatmanın birbirini beslediği çift cepheli bir mücadeleye dönüşüyor. ABD'nin petrol gelirlerini hedef alan baskısı Tahran'ın ekonomik dayanıklılığını sınarken İran'ın misilleme tehdidi, Washington'ın bölgedeki askeri ve ekonomik çıkarlarını daha geniş bir çatışmanın parçası haline getirme riskini artırıyor.

Gelişmeler, ABD ve İsrail'in İran'a yönelik saldırılarının üzerinden altı ay geçmesinin ardından yaşanıyor. Ancak geçen süre çatışmayı sona erdirmek yerine savaşın daha karmaşık ve maliyetli bir dengeye oturduğunu gösteriyor. Diplomatik girişimlerin sonuçsuz kalması ve ateşkes konusunda varılan ön anlaşmanın çökmesi, iki tarafın askeri baskıyı müzakere masasında avantaj elde etmenin temel aracı olarak görmeye devam ettiğine işaret ediyor.

Bu tablo, savaşın kısa vadede kesin bir sonuca ulaşmasından çok uzayan bir yıpratma savaşına dönüşme ihtimalini güçlendiriyor. Washington ekonomik baskıyı Tahran'ın savaş kapasitesini ve siyasi manevra alanını daraltmak için kullanırken İran da askeri misilleme tehdidini ABD'ye çatışmanın maliyetlerini yükseltme aracı olarak kullanıyor.

Dolayısıyla önümüzdeki dönemde çatışmanın seyri yalnızca cephedeki saldırıların yoğunluğuyla değil, İran ekonomisinin artan yaptırım baskısına ne ölçüde dayanabileceği ve Tahran'ın ekonomik sıkışmışlığını ne kadar süre askeri caydırıcılıkla dengeleyebileceğiyle de belirlenecek.