Ukrayna’dan Afrika ve Tayvan'a jeopolitik açıdan Avrupa-Çin ilişkileri

Çin Devlet Konseyi Başkanı Li Keqiang ve Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Pekin'de düzenlenen AB-Çin İş Liderleri Sempozyumu’na katıldı, 24 Temmuz 2025 (AFP)
Çin Devlet Konseyi Başkanı Li Keqiang ve Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Pekin'de düzenlenen AB-Çin İş Liderleri Sempozyumu’na katıldı, 24 Temmuz 2025 (AFP)
TT

Ukrayna’dan Afrika ve Tayvan'a jeopolitik açıdan Avrupa-Çin ilişkileri

Çin Devlet Konseyi Başkanı Li Keqiang ve Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Pekin'de düzenlenen AB-Çin İş Liderleri Sempozyumu’na katıldı, 24 Temmuz 2025 (AFP)
Çin Devlet Konseyi Başkanı Li Keqiang ve Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Pekin'de düzenlenen AB-Çin İş Liderleri Sempozyumu’na katıldı, 24 Temmuz 2025 (AFP)

Hattar Ebu Diyab

Çin ve Avrupa Birliği arasındaki ilişkilerin 50’nci yıldönümü vesilesiyle Avrupa ile Çin arasında gerçekleşen son zirve Pekin ile Brüksel arasında stratejik bir uçurum olduğunu ortaya koydu. Çin'in artık Avrupa Birliği'ni (AB) stratejik bir muhatap olarak görmediği anlaşılırken bu durum, Avrupa'nın başarısızlıklarından dersler çıkarmasını ve küresel stratejik çalkantıların yaşandığı bu dönemde Çin-Avrupa diyaloğunun neden bu kadar zorlu olduğunu anlamasını gerektiriyor.

Jeopolitik ve ekonomik boyutların taraflar arasındaki hayati ve karmaşık ilişkilerin geleceğini aynı anda belirleyeceğine şüphe yok. Bu yüzden Afrika'daki şiddetli rekabet ve Avrupa'nın Tayvan konusundaki tutumu, ekonomik kesişim ve çıkarların karşılıklı olması potansiyeline rağmen, ikili ilişkilerin gelişmesini engelleyen unsurlar olarak görülüyor.

Avrupa'nın yaklaşımı ve Ukrayna savaşının etkisi

Avrupa'da bazıları Çin ile ilişkilerin önemini erkenden farkına vardı. Eski Fransa Cumhurbaşkanı General Charles de Gaulle, 1964 yılının başlarında, Soğuk Savaş doruk noktasındayken ve Moskova ile Pekin arasındaki ideolojik-siyasi anlaşmazlığın şiddetlendiği bir dönemde, Çin Halk Cumhuriyeti'ni ilk tanıyan kişi oldu. ABD ise ancak on yıl sonra, Nixon-Kissinger döneminde Fransa'nın izinden gitti.

Bu jeopolitik konumlandırma, şu an Ukrayna meselesi ve bunun ABD-Avrupa-Çin ilişkilerine etkisi etrafında şekilleniyor.

Oluşmakta olan çok kutuplu dünyada, bölgesel ve küresel hedefleri olan eski ve yeni güçler, kalkınması için ihtiyaç duyduğu ortakları arayan Afrika'ya ilgi gösteriyor.

Ancak, AB’nin Çin'in dünyada artan etkisine karşı yavaş tepki verdiğini burada belirmeden geçmeyelim. Avrupa Komisyonu, bu konuyla ilgili bir strateji önerisini ancak 2019 yılında sunabildi. Bu strateji, Çin'i ‘ortak, ticari rakip ve sistematik rakip’ olarak gören üçlü bir yaklaşıma dayanıyor.

Son dönemde, Ukrayna meselesi, 2022 yılında yaşlı kıtaya savaşın geri dönmesiyle birlikte ortaya çıkan keskin bir küresel bölünme nedeniyle, jeopolitik açıdan Avrupa-Çin ilişkilerine gölge düşürdü. Bu bölünme, bir tarafta ABD, NATO ve AB, diğer tarafta ise Rusya, Çin, Kuzey Kore ve müttefikleri arasında yaşandı.

cıo
Çin Devlet Konseyi Başkanı Li Keqiang ve Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Pekin'deki Büyük Halk Salonu'nda düzenlenen AB-Çin İş Liderleri Sempozyumu’na katıldılar, 24 Temmuz 2025 (AFP)

Bu bağlamda, Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in Pekin'de düzenlenen AB-Çin Zirvesi sırasında Çin'den Rusya'yı Ukrayna'da ateşkes kabul etmeye ikna etmek için nüfuzunu kullanmasını talep etmesi dikkati çekti. Avrupa tarafı, ‘Çin'in Ukrayna'daki savaşın sonucuna ilişkin tutumunun, Çin ile ilişkilerin geleceğini belirlemede belirleyici bir faktör olacağını’ vurgularken, Pekin, Moskova'ya doğrudan askeri destek sağlamayacağını ve Rusya'yı destekleyen bakış açısına göre adil bir siyasi çözüm için çalışacağını vurguladı.

Daha genel bir düzeyde, Avrupa Birliği ve Çin, Pekin Zirvesi sırasında nadir metallerin ihracatını kolaylaştırmaya yardımcı olacak yeni bir mekanizma üzerinde anlaşmaya vardı. Ayrıca, 2016 Paris Anlaşması ruhuna uygun olarak iklim değişikliğiyle mücadele konusunda ortak bir bildiri yayınladılar. Bununla birlikte, ikili ticaret ve Rusya-Ukrayna anlaşmazlığı gibi alanlardaki farklılıklar, çözülmesi için ek görüşme turları gerektirecek.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin arasında 15 Ağustos'ta gerçekleşen zirve, Ukrayna konusunda yaşanan çatışmada bir dönüm noktası oldu. Avrupa'nın tutumu bu süreç üzerinde büyük bir etkiye sahip olmasa da AB’nin Çin ile olan ilişkisi, dünyanın jeopolitik satranç tahtasında nispeten önemli bir faktör olmaya devam ediyor.

Afrika'nın gelecek vaat eden gücünün testi

Oluşmakta olan çok kutuplu dünyada, bölgesel ve küresel hedefleri olan eski ve yeni güçler, çeşitli araçlar (siyasi, ekonomik ve mali nüfuz, askeri varlık, kültürel etki, demografik yapı vb.) aracılığıyla, kalkınması için ihtiyaç duyduğu ortakları arayan Afrika'ya ilgi gösteriyor.

Çin’in 2017 yılında yurtdışındaki ilk askeri üssünü Cibuti'de kurması Pekin'in Afrika'ya olan stratejik ilgisini ortaya koydu.

Böylece, geleneksel olarak Avrupa ve Fransa'nın nüfuzunun kalesi olan Afrika kıtası, jeopolitik ve ekonomik olarak Batı dışı güçlerin, özellikle Rusya ve Çin'in nüfuzuna doğru bir dönüşüm yaşıyor. Çin'in yeni kazandığı nüfuzun, mevcut yüzyılın ilk on yılının sonlarından itibaren, Çin'in sessiz bir güç konumundan dünya sahnesinde etkili bir güç konumuna geçişiyle aynı zamana denk geldiğine şüphe yok.

Fransa merkezli Uluslararası İlişkiler Enstitüsü araştırmacısı Alice Ekman'a göre, Pekin'in büyük stratejisi üç alana odaklanıyor. Bunlardan birincisi, Çin Komünist Partisi (ÇKP) iktidarı, ulusal gücünü (ekonomiden orduya, teknoloji ve inovasyon dahil) güçlendirmek, ardından ABD'nin baskısını engellemek ve Avrupa'nın tarihsel nüfuzunu zayıflatmak, aşmak ve son olarak ‘güney ülkelerinin’ kararlarını domine ederek küresel güç konumunu pekiştirmek. Bu bağlamda Afrika, Pekin için bu sistemde Batı'ya karşı ortak bir dayanak noktası ve ticari, teknolojik ve diplomatik çıkarlarını güçlendirmenin bir aracı olan bu heterojen grup sayesinde benzersiz bir konuma sahip. Eskiden kendi nüfuz alanı, hatta ‘arka bahçesi’ olarak bilinen bölgede, Fransa ve diğer Avrupa ülkeleri, Afrika üzerinde Çin başta olmak üzere birçok güçle rekabet, hatta çatışma ve çatışmalar içinde bulunuyor. AB, son on yılda Afrika'ya yönelik stratejisini güncelledi.

xdfgthy
Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Pekin'de düzenlenen Çin-Afrika İşbirliği Forumu (FOCAC) açılış töreninde konuşma yaparken, 5 Eylül 2024 (AFP)

Afrika ile Çin Halk Cumhuriyeti arasındaki ilişkiler, özellikle güney ülkeleri arasındaki ilişkiler alanında, uluslararası ilişkilerin önemli bir parçasını oluşturuyor. Bu yüzden Pekin, Afrika'nın önde gelen ticaret ortağı olarak konumunu sağlamlaştırıyor. Buna karşın, Afrika'nın Çin'in dış ticaretinin sadece yüzde 3'ünü oluşturması, Afrika'nın bağımlılığını ve dengesizliği ortaya koyuyor.

Çin’in 2017 yılında yurtdışındaki ilk askeri üssünü Cibuti'de kurması Pekin'in Afrika'ya olan stratejik ilgisini ortaya koydu. Ancak Çin'in askeri yayılımı, bir yandan Çin'in varlığının yoğunlaşması, diğer yandan Pekin'in stratejik ve güvenlik algısının gelişmesi ile birlikte, Afrika'daki güvenlik bağlamındaki gelişmelere de yanıt veriyor. Çin'in BM barış gücü misyonlarına katılması, görev bölgelerindeki güvenlik ortamını daha iyi anlaması, batılı güçlerin, özellikle de Avrupa güçlerinin varlığını daha iyi kavraması gibi çeşitli şekillerde kendini gösteriyor.

Washington, Asya'daki varlığını güçlendirmek için öncelikle Avustralya, Japonya ve Güney Kore'yi çekmeye odaklanıyor, ancak Avrupa'nın varlığı ikinci sırada yer alacak.

Son olarak Çin Halk Kurtuluş Ordusu ve Halk Silahlı Polisi'ne bağlı, daha yaygın ve gizli, ancak sayıca fazla olan ağlar bulunuyor. Bu ağlar, Çin'in madenler, elçilikler ve konsolosluklar, şirketler, petrol ve gaz platformları, maden çıkarma sahaları gibi çıkarlarının korunması, askeri ve güvenlik eğitimi vermek, savaş malzemeleri satışı ve ‘yurtdışındaki Çinlilerin can ve mal güvenliklerinin sağlanması’ ile ilgileniyor. Çin Halk Kurtuluş Ordusu ve Çinli özel askeri şirketlerin on binlerce üyesinin askeri üniforma giyme zorunluluğu olmadan Afrika kıtasında faaliyet gösterdiği tahmin ediliyor. Bu şirketler, Pekin'in çıkarlarına hizmet etmek için kıtanın her yerinde faaliyet gösteriyor. Afrika’nın otuzdan fazla ülkesi, Avrupa'nın taahhütlerinin azalması karşısında Çin Halk Cumhuriyeti ile stratejik anlaşmalar imzaladı.

Bunun yanında Çin Halk Cumhuriyeti, Afrika'ya silah tedarik eden üçüncü büyük ülke konumunda. Bu konumunu ABD ve Rusya ile paylaşıyor. Fransa ve diğer Avrupa ülkeleri bazı bölgelerde önemli bir rol oynamaya devam etse de eskisi kadar baskın bir konumda değiller.

Avrupa'ya göre Çin Halk Cumhuriyeti, uluslararası sistemi dönüştürme planını uygulamak için aktif bir şekilde çalışıyor ve kendi benzeri görülmemiş hakimiyetine rakip olabilecek herhangi bir kutbu ortadan kaldırmayı amaçlıyor.

Tayvan çevresindeki çatışmanın etkileri

Başka bir jeopolitik sahnede, Doğu Asya'da, özellikle de Çin'in güneydoğu kıyısı karşısında, Pasifik Okyanusu'nda, Çin Halk Cumhuriyeti'ni dünyadan ayıran düğüm noktasında, ABD ile Çin arasında savaşa dönüşebilecek bir çatışmanın işaretleri görülüyor. Çünkü Tayvan Boğazı'nın kontrolü (tıpkı İstanbul Boğazı ve Hürmüz Boğazı'nın doğrudan veya dolaylı kontrolü gibi) uluslararası dengelerin bir kısmını belirliyor.

dfgthy
Tayvan'ın Kinmen Adaları kıyısı boyunca, Çin anakarasının kıyısından (arka planda) sadece 3,2 kilometre uzaklıkta bulunan, hizmet dışı bırakılmış tanklar ve iniş önleyici çivilerin havadan görünümü (AFP)

Avrupalıların böyle bir savaş senaryosuna ilgi duymaları gayet doğaldır ve bu, Avrupa ve Asya'daki iki temel stratejik sahnede iki çatışmanın patlak verme olasılığına karşı uyanık ve hazırlıklı olunmasını gerektirir. Bu da, Avrupa'nın Hint Okyanusu ve Pasifik bölgesine katkısı ve Avrupalıların kendi kıtaları dışında ve kendilerini doğrudan ilgilendirmeyen bir çatışmaya karışmaları olasılığını gündeme getirir.

Washington, Asya'daki varlığını güçlendirmek için öncelikle Avustralya, Japonya ve Güney Kore'yi çekmeye odaklanıyor, ancak Avrupa'nın varlığı ikinci sırada yer alacak.

Geçtiğimiz mayıs ayı sonlarında Singapur'da düzenlenen Asya'nın en önemli güvenlik forumu Shangri-La Diyaloğu’nun son oturumunda, Avrupa'nın bölgedeki güvenlik dinamikleri üzerinde etkisi ya da etkisizliği zirvenin ana konularından biriydi.

Çin, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un Ukrayna'daki durumu Batılıların Pekin'in işgalinden korktuğu Tayvan'ın durumuna benzeten açıklamalarını kınadı. Çin’in Singapur Büyükelçiliği’nden yapılan konuyla ilgili açıklamada “Tayvan meselesini Ukrayna'daki çatışmayla karşılaştırmak kabul edilemez. İki mesele farklıdır ve kesinlikle karşılaştırılamaz” ifadeleri yer aldı.

Avrupalılar, tarihin hızlanmasına ve Çin'in dünya çapındaki karmaşık çatışmalarda artan rolüne karşı karşıya kalıyor. Bu durum, dinamik ve değişime ayak uydurabilen bir Avrupa stratejisinin geliştirilmesini gerektiriyor.

Bu örnek, Tayvan'daki herhangi bir çatışmanın Avrupa-Çin ilişkileri üzerindeki olası etkilerini ve durumun hassasiyetini gösteriyor. Çin'in stratejik nüfuz alanı konusunda oldukça açık sözlü davranan Macron, Pekin'i “Çin, NATO'nun Güneydoğu Asya veya Asya'ya müdahale etmesini istemiyorsa, Kuzey Kore'nin Avrupa topraklarına müdahale etmesini açıkça engellemelidir” sözleriyle uyardı. Pyongyang, Ukrayna'daki savaşta Rus ordusuna destek olmak için asker gönderiyor. Ancak Pekin, büyükelçiliği aracılığıyla “Tayvan meselesi tamamen Çin’in iç meseledir” şeklinde hızlı bir yanıt verdi.

Çin Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada ise “Dünyada tek bir Çin vardır ve Tayvan Çin topraklarının ayrılmaz bir parçasıdır” denildi.

Hatırlanacağı üzere Macron, 2023 yılının nisan ayında Avrupa'yı Tayvan konusunda mesafeli davranmaya ve savunma alanında ‘ABD’ye olan bağımlılığı azaltmaya’ çağırmış, Fransa'nın Tayvan konusunda esnek bir tutum sergilediği görülmüştü. Ancak Almanya, o dönemde dışişleri bakanı aracılığıyla, ‘Tayvan Boğazı'nda herhangi bir askeri tırmanışın tüm dünya için felaket senaryosu oluşturacağını ve tek taraflı herhangi bir değişikliğin Avrupalılar tarafından kabul edilmeyeceğini’ vurgulayarak sert bir tutum sergilemişti.

Elbette Avrupalılar, Çin'i Asya ve Pasifik bölgesinde ‘askeri güç kullanma olasılığını’ planlamakla ve Tayvan'ı ‘işgal etmek’ amacıyla ‘her gün tatbikatlar gerçekleştirmekle’ suçlayan Amerikan söylemini yakından takip ediyorlar. Shangri-La Diyaloğu sırasında, Asya'nın küresel jeopolitik rekabetin ana odak noktası haline geldiği sonucuna varıldı.

Shangri-La Diyaloğu’nın Singapur’da gerçekleşen oturumunda ve diğer etkinliklerde, Avrupa'nın Hint Okyanusu ve Pasifik bölgesinin güvenliğine olan ilgisinin arttığı ve ‘Çin ve Rusya'dan gelen artan tehditlere karşı, kurallara dayalı uluslararası düzeni korumak için koordinasyonu ve ortak çalışmayı güçlendirmeliyiz’ şeklinde tek ve net bir mesaj benimsediği gözlemlendi. AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, Çin'i doğrudan ‘Rusya’nın savaş yanlılığını desteklemekle’ suçladı ve ABD Savunma Bakanı'nın Çin'in Asya ülkeleri için artan tehdidi konusunda yaptığı uyarıcı açıklamalara atıfla Rusya'nın da en az Çin kadar ciddi bir tehdit kaynağı olarak görülmesi gerektiğini vurguladı.

ABD ve Avrupa, ‘Çin ve Rusya’dan gelen tehditler’ konusunda benzer görüşlere sahip. Avrupalılar genel olarak tarihin hızlı akışı ve Çin'in dünya çapındaki karmaşık çatışmalarda artan rolü karşında birtakım zorluklarla karşı karşıya kalıyorlar. Bu durum, dinamik ve değişime ayak uydurabilen bir Avrupa stratejisinin geliştirilmesini gerektiriyor.



İran'a yönelik saldırı tehditleri arasında "Gerald Ford" uçak gemisi Akdeniz'e girdi

Geçtiğimiz ay Karayipler'de düzenlenen komuta devir teslim töreni sırasında ABD Donanması'nın 8. Hava Kanadı'na ait uçaklar USS Gerald Ford uçak gemisinin üzerinden uçtu (ABD Donanması)
Geçtiğimiz ay Karayipler'de düzenlenen komuta devir teslim töreni sırasında ABD Donanması'nın 8. Hava Kanadı'na ait uçaklar USS Gerald Ford uçak gemisinin üzerinden uçtu (ABD Donanması)
TT

İran'a yönelik saldırı tehditleri arasında "Gerald Ford" uçak gemisi Akdeniz'e girdi

Geçtiğimiz ay Karayipler'de düzenlenen komuta devir teslim töreni sırasında ABD Donanması'nın 8. Hava Kanadı'na ait uçaklar USS Gerald Ford uçak gemisinin üzerinden uçtu (ABD Donanması)
Geçtiğimiz ay Karayipler'de düzenlenen komuta devir teslim töreni sırasında ABD Donanması'nın 8. Hava Kanadı'na ait uçaklar USS Gerald Ford uçak gemisinin üzerinden uçtu (ABD Donanması)

Dünyanın en büyük uçak gemisi USS Gerald R. Ford, dün Akdeniz'e girerken görüntülendi. Bu durum, Başkan Donald Trump'ın emriyle yoğunlaştırılmış askeri konuşlandırma kapsamında İran'a karşı askeri müdahale olasılığını gündeme getirdi.

Atlantik Okyanusu'nu Akdeniz'den ayıran Cebelitarık Boğazı'nı geçen geminin fotoğrafı, AFP tarafından Cebelitarık'tan yayınlandı.

Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda davetlilere konuşuyor (AP)Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda davetlilere konuşuyor (Arşiv-AP)

Trump dün, Tahran ve Washington arasında İran'ın nükleer programı konusunda bir anlaşmaya varılamaması durumunda İran'a karşı sınırlı bir saldırı düzenlemeyi "değerlendirdiğini" söyledi.

Bir önceki gün ise karar verme süresinin 10 ila 15 gün olduğunu belirtmişti.

ABD'ye ait bir diğer uçak gemisi olan USS Abraham Lincoln, ocak ayının sonundan beri Ortadoğu'da bulunuyor.

USS Gerald R. Ford'un Akdeniz'e gelmesiyle birlikte, İran'a karşı olası saldırılara hazırlık amacıyla önemli bir askeri yığılmanın yaşandığı bölgede ABD'nin ateş gücü önemli ölçüde arttı.

Aşağıda, Orta Doğu'da veya yakınlarında konuşlandırılmış en önemli Amerikan askeri varlıklarının listesi yer almaktadır:

Gemiler

ABD'li bir yetkilinin açıklamasına göre Washington'un şu anda Ortadoğu'da 13 savaş gemisi bulunuyor: bir uçak gemisi (USS Abraham Lincoln), dokuz muhrip ve üç kıyı muharebe gemisi.

Dünyanın en büyük uçak gemisi USS Ford, dün çekilen fotoğrafta Cebelitarık Boğazı'ndan Akdeniz'e geçerken görüntülendi. Üç muhrip eşliğinde konuşlanan geminin varlığıyla, Ortadoğu'daki ABD savaş gemisi sayısı toplam 17'ye ulaşacak.

Her bir uçak gemisi binlerce denizci ve onlarca savaş uçağından oluşan hava filoları taşıyor. İki ABD uçak gemisinin aynı anda Ortadoğu'da bulunması nadir görülen bir durumdur.

Uçaklar

İki uçak gemisinde bulunan uçaklara ilave olarak, X platformundaki açık kaynaklı istihbarat bilgilerine, Flightradar24 uçuş takip sitesine ve medya haberlerine göre, Amerika Birleşik Devletleri Ortadoğu'ya onlarca başka savaş uçağı konuşlandırdı.

Bu uçaklar arasında F-22 Raptor ve F-35 Lightning hayalet savaş uçakları, F-15 ve F-16 savaş uçakları ve operasyonlarını desteklemek için gerekli olan KC-135 havadan yakıt ikmal tankerleri de bulunmaktadır.

New York'taki Soufan Araştırma Merkezi, "50 ilave Amerikan savaş uçağı, F-35, F-22 ve F-16, bu hafta Körfez Arap devletlerindeki üslerde konuşlandırılmış yüzlerce uçağa katılmak üzere bölgeye gönderildi" diye yazdı ve bu adımların "Trump'ın (neredeyse her gün tekrarladığı) görüşmelerin başarısız olması durumunda geniş çaplı bir hava ve füze harekatına girişme tehdidini güçlendirdiğini" belirtti.

Şarku'l Avsat'ın Financial Times'ten aktardığına göre bu hafta onlarca askeri yakıt ikmal ve nakliye uçağı Atlantik Okyanusu'nu geçti. Flightradar24'ten alınan verilere göre son üç günde 39 tanker uçağı potansiyel operasyon bölgelerine daha yakın yerlere yeniden konumlandırıldı. Aynı dönemde C-17 Globemaster III'ler de dahil olmak üzere 29 ağır nakliye uçağı ise Avrupa'ya uçtu.

Bir C-17 uçağı üsten Ürdün'e doğru yola çıktı. Gerçek zamanlı komuta ve kontrol operasyonlarının önemli bir bileşeni olan altı adet E-3 Sentry AWACS erken uyarı ve kontrol uçağı da konuşlandırıldı.

Trump, Tahran'dan yaklaşık 5 bin 200 kilometre uzaklıktaki Diego Garcia'daki ortak ABD-İngiltere üssünü saldırılar başlatmak için kullanma olasılığını öne sürdü; Londra ise bu öneriye ilişkin çekincelerini dile getirdi.

 "Abraham Lincoln" uçak gemisi, 8 Ocak'ta rotasını Ortadoğu'ya çevirmeden önce Pasifik Okyanusu'nda seyrediyor (ABD ordusu)"Abraham Lincoln" uçak gemisi, 8 Ocak'ta rotasını Ortadoğu'ya çevirmeden önce Pasifik Okyanusu'nda seyrediyor (ABD ordusu)

Hava savunma sistemleri

Raporlar ayrıca, Amerika Birleşik Devletleri'nin Ortadoğu'daki karasal hava savunmasını güçlendirdiğini, bölgedeki güdümlü füze destroyerlerinin ise denizde hava savunma yetenekleri sağladığını gösteriyor.

Bu ay, Patriot ve THAAD füze ve uçak savunma sistemlerini işleten 69. Hava Savunma Tugayı'nın merkezi olan Fort Hood'dan altı uçuş gerçekleştirildi.

Üslerdeki ABD güçleri

Kara birliklerinin İran'a karşı herhangi bir saldırı eylemine katılmaları beklenmese de Amerika Birleşik Devletleri'nin Ortadoğu'da misillemeye karşı savunmasız kalabilecek on binlerce askeri personeli bulunmaktadır.

Tahran, Haziran 2015 yılında Washington'un üç İran nükleer tesisini bombalamasının ardından Katar'daki Amerikan üssüne füze fırlatmıştı, ancak bu füzeler hava savunma sistemleri tarafından düşürüldü.


Rapor: Buckingham Sarayı, vergi mükelleflerinin eski Prens Andrew’in savunma masraflarını üstlenmesini engelliyor

 İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)
İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)
TT

Rapor: Buckingham Sarayı, vergi mükelleflerinin eski Prens Andrew’in savunma masraflarını üstlenmesini engelliyor

 İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)
İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)

The Telegraph gazetesinin haberine göre Buckingham Sarayı, eski İngiliz prensi Andrew -kamuoyunda kullanılan adıyla Andrew Mountbatten-Windsor- için doğabilecek hukuki masrafların vergi mükelleflerine yüklenmemesini güvence altına alacak.

Konuya yakın bir kaynak, eski prensin avukatlık ücretlerini karşılayamaması halinde mali yükün ‘kamu hazinesine yansıtılmayacağını’ belirtti. Ancak sarayın söz konusu giderleri hangi kaynaktan karşılayabileceği henüz netlik kazanmadı. Kaynaklar, Kral Charles’ın kardeşinin faturalarını kişisel olarak ödemeyeceğini ifade etti.

Mountbatten-Windsor dün Sandringham House’taki evinde, kamu görevine ilişkin usulsüzlük şüphesiyle gözaltına alındı. Polis, ticari temsilci olarak görev yaptığı dönemde hassas bilgileri Jeffrey Epstein ile paylaştığı iddialarını soruşturuyor.

dfvgthy6yjy6
Andrew Mountbatten-Windsor, kamu görevinde suistimal şüphesiyle gözaltına alındığı gün polis karakolundan ayrılırken (Reuters)

Olası hukuki savunma sürecinde ise Andrew’in yakın çevresinde kalmayı sürdüren tek isim olarak ceza avukatı Gary Bloxsome öne çıkıyor. Bir kaynak dün, “Hâlâ yanında olan tek kişi o” ifadesini kullandı.

The Telegraph’ın haberine göre, Andrew’in gözaltına alınmasının ardından Bloxsome’un hizmetlerine duyulan ihtiyaç daha da artacak. Eski York Dükü, 2020 yılında ABD Federal Soruşturma Bürosu’nun (FBI), çocuklara yönelik cinsel istismar suçlamalarıyla anılan finansör Jeffrey Epstein ile ilişkisine dair yürüttüğü soruşturma sırasında da aynı avukatla çalışmıştı.

Sonrasında Bloxsome’un görevlendirilmesinin isabetli bir karar olduğu değerlendirildi. Prensi çevreleyen utanç verici kriz sürecinde dost ve tanıdıkların zamanla uzaklaştığı belirtilirken, avukatın Andrew’in yanında kalmayı sürdürdüğü aktarıldı. Zaman içinde en yakın isimlerinden biri haline gelen Bloxsome, ‘her an ulaşılabilen avukatı’ olarak tanımlandı; hukuk dosyalarını değerlendirdiği kadar golf sahasında da müvekkiliyle vakit geçirdiği ifade edildi.

Bloxsome’un, yakın zamana kadar Andrew’in Windsor’daki Royal Lodge adlı konutuna giderek yüksek profilli müvekkiliyle çay içmeyi sürdürdüğü kaydedildi.

dvfgthy
Kraliçe II. Elizabeth, 2013 yılında Buckingham Sarayı’nın balkonundan, oğulları Prens Charles (solda) ve Prens Andrew ile birlikte el sallıyor. (AFP)

Ceza avukatı Gary Bloxsome’un, Andrew Mountbatten-Windsor’ı kamu görevinde suistimal suçlamalarına karşı temsil etmesi en güçlü ihtimal olarak görülüyor. Konuya yakın bir kaynak, “Başka kime başvurabilir? O bir ceza avukatı ve bu Gary’nin uzmanlık alanı. Bu görev için ondan daha iyisi yok” dedi. Aynı kaynak, Mountbatten-Windsor’ın başka bir hukukçuya yönelmesinin mantıklı olmayacağını, zira Bloxsome’un geçmiş sürece hâkim olduğunu ve aralarında güçlü bir ilişki bulunduğunu belirtti.

Polisin, prensin Sandringham Kraliyet Arazisi’ndeki geçici konutu Wood Farm’a baskın düzenlediği sırada, Bloxsome The Telegraph gazetesine yaptığı açıklamada gelişmelerden ‘hiçbir şekilde haberdar olmadığını’ söyledi. Avukatın, Andrew’in sorgulandığı polis merkezine gidip gitmediği ise henüz bilinmiyor.

Gözaltı işlemi, Andrew’in Windsor’daki Royal Lodge’dan ayrılarak Norfolk’ta yeni bir hayata başlamasından yalnızca iki hafta sonra gerçekleşti. Bloxsome dışında yakın çevresinin giderek daralması, prensin ruh sağlığına ilişkin endişeleri artırdı.

Taşınmadan önce her gün ata bindiği belirtilen Andrew’in, Windsor’daki geniş konutunda neredeyse tamamen izole bir yaşam sürdüğü ifade edildi. Haberlerde, birkaç ay önce haber takibini bıraktığı öne sürülürken, baskıların artmasıyla birlikte ağır bir depresyon sürecine girdiği de kaynaklar tarafından dile getirildi.

vfgthy
Andrew Mountbatten-Windsor, Royal Lodge yakınlarında ata binerken (Reuters)

Aralık ayında, Londra Metropolitan Polisi’nin ziyareti sonrasında Andrew silah ruhsatlarını ve av tüfeği sertifikalarını teslim etmek zorunda kaldı. Bu adımla ilgili resmi bir gerekçe açıklanmadı. Ancak kaynaklar, kişisel güvenliğinin aile için öncelik olmaya devam ettiğini belirterek, tüm aile üyelerinin emniyetini sağlamak amacıyla ‘özen yükümlülüğünün sürdüğünü’ vurguladı.


Trump: İran'a karşı sınırlı bir saldırı düzenlemeyi değerlendiriyorum

Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
TT

Trump: İran'a karşı sınırlı bir saldırı düzenlemeyi değerlendiriyorum

Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)

ABD Başkanı Donald Trump bugün İran'a karşı sınırlı bir askeri saldırı düzenlemeyi düşündüğünü söyledi, ancak daha fazla ayrıntı vermedi.

ABD ordusu, İran'a karşı birkaç hafta sürebilecek ve güvenlik tesislerinin yanı sıra nükleer altyapıyı da bombalamayı içerebilecek bir operasyona hazırlanıyor.

İran'ı nükleer programı konusunda anlaşmaya varmaya zorlamak için sınırlı bir saldırıyı düşünüp düşünmediği sorulduğunda, Beyaz Saray'da gazetecilere, "Sanırım bunu düşündüğümü söyleyebilirim" dedi.

Trump dün, İran'ın bir anlaşmaya varması için 10 ila 15 günlük bir sürenin "yeterli" olacağına inandığını söyledi. Ancak görüşmeler yıllardır tıkanmış durumda ve İran, füze programını kısıtlama ve silahlı gruplarla bağlarını koparma yönündeki daha geniş ABD ve İsrail taleplerini görüşmeyi reddediyor.

Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre iki ABD yetkilisi, İran'la ilgili ABD askeri planlamasının ileri bir aşamaya ulaştığını ve seçenekler arasında bireyleri hedef alan bir saldırı, hatta Trump'ın emriyle Tahran'da rejim değişikliğinin de yer aldığını söyledi. Bu askeri seçenekler, diplomatik çabaların başarısız olması durumunda ABD'nin İran'la ciddi bir çatışmaya hazırlandığının son göstergesi.

Son haftalarda yapılan dolaylı görüşmelerde çok az ilerleme kaydedildi ve taraflardan biri veya her ikisi bunu savaşa hazırlıkta geciktirme taktiği olarak kullanıyor olabilir.

İran, geçen yıl İsrail ve ABD'nin nükleer ve askeri tesislerini hedef alan 12 günlük saldırılarının yanı sıra ocak ayındaki kitlesel protestoların şiddetle bastırılmasının ardından, hiç olmadığı kadar savunmasız bir konumda bulunuyor.

 İran'ın BM Güvenlik Konseyi'ne dün yazdığı mektupta, BM Büyükelçisi Emir Said İrevani, ülkesinin "gerilim veya savaş aramadığını ve savaş başlatmayacağını", ancak herhangi bir ABD saldırganlığına "kararlı ve orantılı bir şekilde" karşılık vereceğini belirtti.

Şöyle devam etti: “Bu koşullar altında, bölgedeki tüm düşman üsleri, tesisleri ve varlıkları, İran'ın savunma yanıtı çerçevesinde meşru hedefler olarak kabul edilecektir.”

Bu haftanın başlarında İran, dünyanın ticareti yapılan petrolünün yaklaşık beşte birinin geçtiği Körfez'in dar su yolu olan Hürmüz Boğazı'nda gerçek mühimmatlı tatbikatlar gerçekleştirdi. Ülke içinde de gerilim artıyor; yas tutanlar, 40 gün önce güvenlik güçleri tarafından öldürülen protestocuları anmak için törenler düzenliyor ve bazı gösterilerde yetkililerin tehditlerine rağmen hükümet karşıtı sloganlar atılıyor.