Netanyahu'nun Büyük İsrail vizyonu: Bölgeyi tehdit eden yayılmacı bir proje

Tel Aviv'in bölge ülkeleriyle gelecekteki ilişkileri hakkındaki soruları gündeme getiriyor

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 4 Eylül 2024'te Kudüs'teki Hükümet Basın Ofisi'nde düzenlediği basın toplantısında Ortadoğu haritasının önünde konuşuyor (AFP)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 4 Eylül 2024'te Kudüs'teki Hükümet Basın Ofisi'nde düzenlediği basın toplantısında Ortadoğu haritasının önünde konuşuyor (AFP)
TT

Netanyahu'nun Büyük İsrail vizyonu: Bölgeyi tehdit eden yayılmacı bir proje

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 4 Eylül 2024'te Kudüs'teki Hükümet Basın Ofisi'nde düzenlediği basın toplantısında Ortadoğu haritasının önünde konuşuyor (AFP)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 4 Eylül 2024'te Kudüs'teki Hükümet Basın Ofisi'nde düzenlediği basın toplantısında Ortadoğu haritasının önünde konuşuyor (AFP)

Amr İmam

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun yakın zamanda sözde Büyük İsrail vizyonuna gösterdiği bağlılık, bölgedeki yüz milyonlarca ılımlı Arap'ın bilincini uyandırması gereken bir anı ortaya koyuyor.

Netanyahu'nun İsrail merkezli i24News kanalına verdiği son röportajda dile getirdiği bu bağlılık, ülkesini komşularıyla barışa veya bir arada yaşamaya yönlendirme becerisi hakkında soru işaretleri doğuruyor.

Röportaj sırasında ve sunucu, İsraillilerin “Vaat edilmiş topraklar” olarak adlandırdığı haritanın muskasını kendisine sunarken, Netanyahu bu vizyonu gerçekleştirmek için kendisini “tarihi” ve “manevi” olarak görevlendirilmiş olarak gördüğünü belirtti. Netanyahu, Büyük İsrail diye adlandırılan vizyonun bir parçası olarak ilhak etmeyi hedeflediği belirli bölgeleri belirtmese de, bu vizyonun Batı Şeria ve Gazze Şeridi'nde kurulması beklenen Filistin devletinin bir parçası olması beklenen bölgeleri, Ürdün Nehri'nin doğusu ve batısındaki toprakları, Sina Yarımadası da dahil olmak üzere Mısır'ın Nil'in doğu kıyısına kadar uzanan kısımlarını kapsadığı biliniyor.

Bu sebeple Netanyahu'nun açıklaması, resmi bir açıklama talep eden Mısır ile aşırı sağcı İsrail Başbakanı’nın sözlerini şiddetle kınayan Ürdün'de bir öfke dalgasına yol açtı. Ancak Netanyahu'nun siyasi kariyerini ve düşüncelerinin doğasını takip edenler, son açıklamalarına şaşırmadı. Zira bunlar onun onlarca yıldır inandığı ve savunduğu şeylerle tamamen tutarlı.

Netanyahu'nun 1993 tarihli “Uluslar Arasında Bir Yer: İsrail ve Dünya” adlı kitabı bu bağlamda çok şey ortaya koyuyor.

Netanyahu, Oslo Anlaşmaları'na kesin bir muhalefet sergileyerek, Likud Partisi’ndeki hâkim düşünceyi yansıtıyor

Netanyahu bu kitapta, arzulanan Yahudi ulusu vatanı vizyonunu sunuyor. Bu vizyon, yukarıda bahsi geçen televizyon röportajında dolaylı da olsa değindiği Büyük İsrail’in küçük bir örneği olarak değerlendirilebilir.

Netanyahu, Batı'yı Yahudi halkını hayal kırıklığına uğratmaktan ve vaatlerinden, özellikle de Yahudiler için tüm Filistin'e ve Ürdün Nehri'nin doğusu ve batısındaki topraklara uzanan bir vatan öngören 1917 tarihli Balfour Deklarasyonu'ndan geri adım atmaktan sorumlu tutuyor. Aynı zamanda Netanyahu, kitabında arzulanan Yahudi vatanının haritasını da çiziyor ve Yahudi göçmenlerin sayı olarak milyonlarca Filistinliyi geride bırakarak, onları İsrail yönetimi altında yabancı gibi yaşamaya mahkûm edeceğini hayal ediyor. Netanyahu'nun inançları ve siyasi ideolojisiyle yoğrulmuş bu kitap, onun düşünce tarzını ve fırsat verildiğinde nasıl davranacağını açıklayan görüşler sunuyor.

sdfrtgy
Netanyahu'nun 1993 tarihli “Uluslar Arasında Bir Yer: İsrail ve Dünya” adlı kitabı (el-Mecelle)

Şu anda Ortadoğu'nun en ağır silahlı devletini yönetmesi ile birlikte bu fırsata sahip gibi görünüyor.

Barış yok

Kitap yayınlandığında, Filistinliler ve İsrailliler, İsrail ile Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) arasındaki ilk doğrudan anlaşma ve her iki tarafın da birbirlerinin meşruiyetini tanıdığı ilk belge olan Oslo Anlaşması'nı yakın zamanda imzalamışlardı. Anlaşma, Filistin-İsrail çatışmasının müzakere ile çözümü için bir çerçeve oluşturuyordu ve nihai hedefi iki devletli bir çözüme ulaşmaktı.

Netanyahu, kendi partisi Likud içindeki hâkim düşünceyi yansıtarak, kitabında Oslo Anlaşması'na sert bir muhalefet sergiliyor. Buna rağmen Netanyahu'nun Büyük İsrail vizyonu geçmişten ziyade gelecek ile bağlantılı.

İşgal altındaki Batı Şeria'da binlerce Yahudi yerleşim birimi inşa etme planları göz önüne alındığında, geleceğin herhangi bir Filistin devletinden tamamen yoksun kalma olasılığı yüksek görünüyor

Kitabı, o dönemde kendisinin ve partisinin çoğu üyesinin düşüncelerine dair ipuçları sunarken, aynı zamanda İsrail'deki mevcut ve gelecekteki düşünceye de bir bakış sunuyordu. Bu düşünce, İsrail'in tüm Gazze'yi işgal etme planından, Güney Suriye'nin bazı kısımlarını işgal etmesine ve Güney Lübnan'daki beş stratejik noktadaki varlığına, bazı İsrailli politikacıların Mısır'ın Sina Yarımadası'nı yeniden işgal etme veya Gazze halkını buraya gönderme çağrılarına kadar güncel gelişmelerin çoğunu açıklayabilir.

Mossad Direktörü David Barnea, 14 Ağustos'ta Doha'yı ziyaret ettiğinde, Katar Başbakanı’na Gazze’yi işgalin yalnızca Hamas'ı devam eden dolaylı görüşmelerde esneklik göstermeye zorlamak için kullanılan bir koz olmadığını, bilakis özellikle görüşmelerde ilerleme kaydedilemezse Filistin topraklarında kalıcı bir İsrail varlığını yeniden tesis etmeye yönelik fiili bir plan olduğunu söylediği bildirildi.

asdfrgty
Binyamin Netanyahu, 15 Nisan 2025'te Gazze Şeridi'nin kuzeyine yaptığı ziyaret sırasında (AFP)

Gazze’de yeniden yerleşim yerleri inşa etme projesi, İsraillilerin “İsrail Toprakları” olarak adlandırdığı toprakları tamamen geri alma ve İsrail devletinin geleceğini şekillendirme gibi dini hedeflerde ilerleme konusundaki güçlü kararlılığın ortasında, İsrail'de halk nezdinde bir ivme kazanıyor.

İşgal altındaki Batı Şeria'da binlerce Yahudi yerleşim birimi inşa etme yönündeki yeni planlar göz önüne alındığında, geleceğin herhangi bir Filistin devletinden tamamen yoksun kalma olasılığı yüksek görünüyor. Böyle bir devlet, üzerine kurulacağı hiçbir toprak kalmayacağı için, gerçekleşme şansı olmayan varsayımsal bir fikir olarak kalacak. Filistin devletinin kurulma ihtimalinin ortadan kaldırılması da bölgedeki barış fikrini tamamen yok edecek.

Netanyahu, barışın ancak ezici İsrail gücünü yansıtarak ve bölgede radikal değişiklikler gerçekleştirerek sağlanabileceğine inanıyor

Bu açıklamalar tesadüf mü?

Bu durum, Filistinlilerin arzu ettikleri devletin bir parçası olması gereken topraklarda binlerce ek Yahudi yerleşim birimi inşa ederek, Filistin devleti fikrini ortadan kaldırmaya yönelik aktif bir hareketliliğin yaşandığı Gazze veya Batı Şeria ile sınırlı değil.

Aksine bu durum, daha geniş bir bölgeyi ilgilendiriyor ve Netanyahu'nun Büyük İsrail vizyonuna bağlılığı, herkes için alarm zillerinin çalmasını ve devekuşu gibi kafayı kuma gömme politikasını benimsemekten vazgeçilmesini gerektiriyor. Yine bu vizyon, İsrail'in komşularıyla barış yapma konusundaki ciddiyeti ve gerçek barış anlayışı hakkındaki soruları da gündeme getirmeli.

Şarku'l Avsat'ın Al Majalla'dan aktardığı analize göre Netanyahu, barışın ancak ezici İsrail gücünü yansıtarak ve bölgede radikal değişiklikler gerçekleştirerek sağlanabileceğine inanıyor. Hamas ve diğer Gazzeli örgütler tarafından 7 Ekim 2023'te düzenlenen saldırı, İsrail Başbakanı ve çoğunluğu yerleşimcilerden oluşan kabinesine bu gücü gösterme ve bölgede değişim yapma fırsatı verdi.

Lübnan'da Hizbullah'ı hedef almaktan, İran eksenini İran'daki nüfuz merkezine saldırarak zayıflatma ve Gazze'de Hamas'ı ortadan kaldırmaya kadar İsrail, bölgeyi fiilen değiştiriyor. Bu değişimin kalıcı olmasını sağlamak için de İran'ı izlemeye devam ediyor, Suriye'yi zayıf ve güçsüz tutmaya çalışıyor, Hizbullah'ı silahsızlandırmaya çalışıyor ve Hamas'ın Gazze'deki varlığını sona erdirmekte ısrar ediyor.

fgthyu
5 Ağustos 2025'te Gazze Şeridi'nin güney sınırında bir İsrail tankı (AFP)

Bunu Büyük İsrail vizyonunu gerçeğe dönüştürme adımlarının takip etmesi mantıklı ve bu da Netanyahu'nun açıklamalarının zamanlamasının hiç de tesadüf olmadığını gösteriyor.

 Zamanında verilmiş bir cevap

Bu açıklamalar, İsrailli politikacılar ile Mısır’ın hükümet harcamalarını gözlemleyenler tarafından uzun zamandır sorulan bir soruya da zamanında bir cevap veriyor; Mısır, kimse ile savaş halinde olmamasına rağmen neden silah alımlarına bu kadar çok para harcıyor?

1979 Mısır-İsrail barış anlaşmasının, iki ülke arasında 1948'den beri on yıllardır süren düşmanlık sayfasını kapatması gerekiyordu. Bu süre zarfında Mısır ve Arap orduları, Sina Yarımadası'nı İsrail işgalinden kurtarıp, geri almak için 1973'te yapılan savaş da dahil olmak üzere, kendi kendine deklare edilen Yahudi devletine karşı dört savaş yürüttü.

Kahire'deki planlamacılar ve stratejistler, 1979'da İsrail ile imzalanan barış anlaşmasını her zaman uzun vadeli bir ateşkesten ibaret olarak gördüler. Netanyahu'nun Büyük İsrail vizyonu da Mısır'ın bu değerlendirmesini teyit ediyor

O zamandan beri Mısır, askeri gücünü artırmak için hiçbir fırsatı kaçırmadı, ancak aynı zamanda tek bir silah tedarikçisine güvenmek gibi geçmiş hatalardan da kaçınmaya çalıştı.

Dünyanın en güçlü ordularından biri olan Mısır ordusunun silah ve teçhizat envanteri, diğer olası tedarikçilerin yanı sıra Amerika Birleşik Devletleri, Avrupa, Rusya ve Çin'den ithal edilen teçhizatları içeriyor. Bu, çeşitli sistemleri aynı anda ve büyük bir beceriyle çalıştırma konusunda benzersiz bir yeteneği yansıtıyor.

Mısır'ın 2024 yılında 5,2 milyar dolar olarak tahmin edilen resmi askeri harcaması ki bu ekonomik koşulları göz önüne alındığında önemli sayılabilecek bir meblağ, ancak diğer bölge ülkelerinin harcamalarıyla karşılaştırıldığında nispeten düşük bir miktar, Kahire'deki planlamacı ve stratejistlerin, 1979'da İsrail ile imzalanan barış anlaşmasını her zaman uzun vadeli bir ateşkesten ibaret olarak gördüklerini gösteriyor. Netanyahu'nun Büyük İsrail vizyonu da Mısır'ın anlaşmaya ilişkin bu olası değerlendirmesini teyit ediyor.

Bununla birlikte bu vizyon, yalnızca Mısır ile ilişkilerle ilgili değil, aynı zamanda İsrail'in bölgedeki tüm ülkelerle ilişkileriyle ilgili olarak da geleceğe dair birçok soruyu gündeme getiriyor.

 Bu vizyon, tüm Arapların, değişen bölgesel koşullara direnen, bir arada yaşama ve sömürgecilik hayallerini reddetmeye dayalı bir gelecek çağrılarını görmezden gelen bir vizyon çerçevesinde, eylemleri her zaman diğer ülkelerin topraklarına yayılma hırsı tarafından yönlendirilen bir devlet ile nasıl başa çıkmaları gerektiği konusunda derinlemesine düşünmelerini teşvik etmeli.



Trump İran’la savaşa doğru ilerliyor... Danışmanları ekonomiye odaklanmasını tavsiye ediyor

 ABD Başkanı Donald Trump (EPA)
ABD Başkanı Donald Trump (EPA)
TT

Trump İran’la savaşa doğru ilerliyor... Danışmanları ekonomiye odaklanmasını tavsiye ediyor

 ABD Başkanı Donald Trump (EPA)
ABD Başkanı Donald Trump (EPA)

ABD Başkanı Donald Trump dün yaptığı açıklamada, İran’a sınırlı bir askeri saldırı düzenlemeyi düşündüğünü söyledi. Pentagon ise İran’a yönelik haftalar sürebilecek bir operasyon için hazırlıklarını sürdürüyor; operasyonun güvenlik tesislerinin yanı sıra nükleer altyapıyı da hedef alabileceği belirtiliyor.

Reuters’ın analizine göre, olası saldırı haberleri, Trump’ın danışmanlarının ekonomik kaygılara odaklanması için baskı yaptığı bir döneme denk geliyor. Bu durum, bu yıl yapılacak ara seçimler öncesinde herhangi bir askeri tırmanışın siyasi risklerini öne çıkarıyor.

Trump, Ortadoğu’daki Amerikan birliklerinin yoğun şekilde takviye edilmesini ve İran’a olası bir hava saldırısına hazırlanılmasını emretti; operasyonun haftalar sürebileceği belirtilse de detay verilmedi.

Uzmanlar, Trump’ın İran’a odaklanmasını, ikinci döneminin ilk 13 ayında dış politikanın -özellikle askeri gücün geniş kullanımının- iç politika konularının önüne geçtiğinin en somut göstergesi olarak değerlendiriyor. Bu dönemde ABD halkının çoğunluğunun önceliği olan yaşam maliyeti gibi iç meseleler büyük ölçüde gölgede kaldı.

Trump’ın danışmanları, seçim öncesinde ekonomiye odaklanılması çağrısında bulundu

Beyaz Saray’dan üst düzey bir yetkili, Trump’ın agresif söylemine rağmen yönetim içinde İran’a saldırı konusunda henüz ‘destek’ bulunmadığını açıkladı. Kimliği açıklanmayan yetkili, Trump’ın danışmanlarının, kararsız seçmenlere ‘karışık mesajlar’ vermekten kaçınmanın ve ekonomiye öncelik vermenin önemini de fark ettiklerini belirtti.

Beyaz Saray danışmanları ve Cumhuriyetçi Parti kampanya yetkilileri, Trump’ın ekonomik konulara odaklanmasını istiyor. Geçen hafta bazı kabine üyeleriyle yapılan özel bir brifingde de bu konunun kampanyanın en önemli meselesi olduğu vurgulandı; toplantıya Trump katılmadı, ancak kaynak toplantıya katılanlardan biri olarak bilgi verdi.

Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre başka bir Beyaz Saray yetkilisi yaptığı açıklamada, Trump’ın dış politika gündeminin ‘doğrudan Amerikan halkı için kazançlar’ sağladığını söyledi. Yetkili, “Başkanın tüm adımları (ister dünyayı daha güvenli hale getirmek, ister ülkemiz için ekonomik kazanımlar sağlamak olsun) ABD’yi önceliklendiriyor” dedi.

Kasım ayında yapılacak seçimler, Trump’ın mensubu olduğu Cumhuriyetçi Parti’nin Kongre’nin her iki kanadındaki kontrolünü koruyup koruyamayacağını belirleyecek. Demokratların bir veya her iki meclisi kazanması, Trump için kalan başkanlık döneminde ciddi bir siyasi engel oluşturabilir.

Cumhuriyetçi stratejist Rob Godfrey, İran ile uzun süreli bir çatışmanın Trump ve Cumhuriyetçiler için büyük bir siyasi tehdit oluşturacağını söyledi. Godfrey, “Başkan, üç kez art arda Cumhuriyetçi Parti’den aday olmasını sağlayan siyasi tabanı göz önünde bulundurmalı; bu taban dış politikaya şüpheyle bakıyor ve dış çatışmalara karışılmasına karşı; çünkü ‘sonsuz savaşları bitirme’ vaat edilmiş açık bir seçim taahhüdüydü” dedi.

Cumhuriyetçiler, seçim kampanyasında geçen yıl Kongre tarafından onaylanan vergi indirimleri ile konut maliyetlerini ve reçeteli bazı ilaçları düşürmeye yönelik programları öne çıkarmayı planlıyor.

Venezuela’dan daha güçlü bir düşman

Bazı muhalif seslere rağmen, Trump’ın izoleci yaklaşımını savunan MAGA (Amerika’yı Yeniden Büyük Yap) hareketinin destekçileri, geçen ay Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’yu görevden alan ani müdahaleyi destekledi. Ancak ABD, İran ile bir savaşa girerse Trump daha güçlü bir direnişle karşılaşabilir.

Trump, İran’ın nükleer programıyla ilgili bir anlaşmaya varılmaması durumunda ülkeyi bombalamakla defalarca tehdit etti. Dün de uyarısını tekrarlayarak, “Onlar için adil bir anlaşma yapmaları en iyisi” dedi.

İran Dini Lideri Ali Hamaney (AFP)İran Dini Lideri Ali Hamaney (AFP)

ABD, geçtiğimiz haziran ayında İran’daki nükleer tesisleri hedef aldı ve Tahran’ı, tekrar bir saldırıya uğraması durumunda sert bir yanıt vermekle tehdit etti.

Trump destekçileri ‘kararlı ve sınırlı önlemleri’ destekliyor

Trump, 2024 yılında ikinci başkanlık dönemini kazanırken büyük ölçüde ‘Önce Amerika’ yaklaşımına dayandı; bu yaklaşım yüksek enflasyonu düşürme ve maliyetli dış çatışmalardan kaçınma taahhütlerini içeriyordu. Ancak anketler, yüksek fiyatları düşürme konusunda Amerikan halkını ikna etmekte zorlandığını gösteriyor.

Buna karşın Cumhuriyetçi stratejist Lauren Kole, Trump’ın destekçilerinin, eylem belirleyici ve sınırlı olduğu takdirde İran’a karşı askeri adımları destekleyebileceğini söyledi. Kole, “Beyaz Saray, atılacak her adımı Amerikan güvenliği ve iç ekonomik istikrarla açık şekilde ilişkilendirmeli” dedi.

Ancak anketler, halkın başka bir dış savaşa girme konusunda isteksiz olduğunu gösteriyor. Trump’ın seçmenlerin ekonomik kaygılarını tamamen çözme vaadini yerine getirmedeki zorlukları göz önüne alındığında, İran ile olası bir tırmanış, başkan için ciddi riskler taşıyor. Trump, Reuters ile yaptığı son röportajda, partisinin ara seçimlerde zorluklarla karşılaşabileceğini kabul etmişti.

Savaşın çeşitli nedenleri

Tarih boyunca dış politika nadiren ara seçimlerde seçmenler için belirleyici bir konu olmuştur. Ancak Trump, Ortadoğu’ya iki uçak gemisi, savaş gemileri ve savaş uçaklarını içeren büyük bir güç sevk edince, İran önemli tavizler vermediği sürece askeri bir harekât gerçekleştirmekten başka seçeneği kalmamış olabilir. Aksi takdirde uluslararası alanda zayıf görünme riskiyle karşı karşıya.

Trump’ın olası bir saldırı için sunduğu gerekçeler ise belirsiz ve çeşitli. Ocak ayında, İran hükümetinin ülke genelindeki halk protestolarını bastırma kampanyasına yanıt olarak saldırı tehdidinde bulundu, ancak daha sonra geri adım attı.

"Abraham Lincoln" uçak gemisi, 8 Ocak'ta rotasını Ortadoğu'ya çevirmeden önce Pasifik Okyanusu'nda seyrediyor (ABD ordusu)"Abraham Lincoln" uçak gemisi, 8 Ocak'ta rotasını Ortadoğu'ya çevirmeden önce Pasifik Okyanusu'nda seyrediyor (ABD ordusu)

Son dönemde ise askeri tehditlerini İran’ın nükleer programını sona erdirme talepleriyle ilişkilendirdi ve ‘rejim değişikliği’ fikrini gündeme getirdi. Ancak kendisi ve yardımcıları, hava saldırılarının bunu nasıl gerçekleştireceğini açıklamadı.

Beyaz Saray’daki ikinci yetkili, Trump’ın ‘her zaman diplomasiyi tercih ettiğinin ve İran’ın geç olmadan anlaşmaya varması gerektiğinin’ açık olduğunu söyledi. Yetkili, başkanın ayrıca İran’ın ‘nükleer silaha sahip olamayacağını, üretim kapasitesi bulunamayacağını ve uranyum zenginleştiremeyeceğini’ vurguladığını bildirdi.

Birçok gözlemci, Trump’ın bu belirsizliğini, Başkan George W. Bush’ın 2003’te Irak’ı işgal etme gerekçesiyle ortaya koyduğu net hedeflerle karşılaştırıyor.

Bush, ülkenin kitle imha silahlarını yok etmeyi amaçladığını açıkça belirtmişti; ancak bu hedeflerin daha sonra yanlış istihbarat ve asılsız iddialara dayandığı ortaya çıkmıştı.

Godfrey, ara seçimlerde belirleyici rol oynayan bağımsız seçmenlerin, Trump’ın İran ile nasıl başa çıktığını yakından izleyeceğini söyledi. Godfrey, “Seçmenler ve başkanın tabanı, Trump’ın argümanlarını sunmasını bekleyecek” dedi.


Doğu Pasifik Okyanusu'nda bir tekneye düzenlenen ABD bombardımanında üç kişi hayatını kaybetti

Karayipler'de ABD'nin düzenlediği bir baskında hedef alınan bir tekne, (Arşiv- Reuters)
Karayipler'de ABD'nin düzenlediği bir baskında hedef alınan bir tekne, (Arşiv- Reuters)
TT

Doğu Pasifik Okyanusu'nda bir tekneye düzenlenen ABD bombardımanında üç kişi hayatını kaybetti

Karayipler'de ABD'nin düzenlediği bir baskında hedef alınan bir tekne, (Arşiv- Reuters)
Karayipler'de ABD'nin düzenlediği bir baskında hedef alınan bir tekne, (Arşiv- Reuters)

ABD ordusu, son aylarda yaşanan benzer olayların sonuncusu olarak, Doğu Pasifik'te bir tekneyi bombaladığını ve üç mürettebatın öldüğünü açıkladı.

Trump yönetimi, bölgede uyuşturucu kaçakçılığı şüphesiyle imha edilen gemilerin başarısını övüyor. ABD ordusu, X platformunda yaptığı bir paylaşımda, teknenin "uyuşturucu kaçakçılığı operasyonlarına karıştığını" belirtti.


Rodriguez: Daha demokratik, adil ve özgür bir Venezuela inşa ediyoruz

Venezuela geçici Cumhurbaşkanı Delcy Rodriguez (Reuters)
Venezuela geçici Cumhurbaşkanı Delcy Rodriguez (Reuters)
TT

Rodriguez: Daha demokratik, adil ve özgür bir Venezuela inşa ediyoruz

Venezuela geçici Cumhurbaşkanı Delcy Rodriguez (Reuters)
Venezuela geçici Cumhurbaşkanı Delcy Rodriguez (Reuters)

Venezuela'nın geçici Cumhurbaşkanı Delcy Rodriguez, devlet televizyonunda dün yayınlanan konuşmasında, "daha demokratik, daha adil ve daha özgür bir Venezuela" inşa etmek için çalıştığını söyledi.

Rodriguez, yüzlerce siyasi mahkumu serbest bırakacak tarihi af yasasının kabul edilmesinden bir gün sonra, dün yaptığı açıklamada, "Bugün daha demokratik, daha adil ve özgür bir Venezuela inşa ediyoruz ve bu herkesin çabasıyla yapılmalıdır" ifadelerini kullandı.